RSS Feed for This Post

O Gün Bebek Nasıl Katil Oldu?

Kendini Orta Asyalı zannetmenin zararları

a-bebek-nasil-katil-olur-kucuk.jpgÖyle güzel romanlar vardır ki okuyup bitirdiğinizde neredeyse üzülürsünüz. O.S’in Hırant Dink’i öldürdüğü yaştayken okuduğum Richard Bach’ın Mavi Tüy adlı romanı da bunlardan biri.

Romanın başlangıcında bulunan şiir bir nehrin içinde kayalara tutunarak yaşayan bir grup hayvanı anlatıyor. Bir gün bu hayvanlardan biri tutunduğu kayayı bırakmak istiyor nehrin nereye gittiğini görmek için. Arkadaşları onu “Asla! Nehir seni taşlara vurarak yok eder” diye uyarsa da bizimki aklına koyduğunu yapıyor ve aldığı darbelere rağmen direniyor tutunmaya. Bir süre sonra nehrin akıntısına ayak uyduruyor ve çarpmadan “akmayı” öğreniyor. Nehrin onu getirdiği yeni yerlerde kayalara tutunarak yaşayan başka hayvanlara rastlıyor. Onlar “sen bize bu kadar benzediğin halde tutunmak zorunda değilsin, demek ki sen Mesihsin” diyorlar. Bizimki ısrarla “tutunmayı bırakın, göreceksiniz, sandığınız kadar tehlikeli değil” dese de sözünü dinletemiyor ve nehirle akıp gidiyor. Geride kalanlar “Buradan bir Mesih geçti” diye yeni doğanlara aktarıyorlar gördüklerini.

Eğer Türkiye Türklerinin iç hastalıkları sıralanacak olsa en başa her halde “annemizin güvenli etekleri” diye yazardık. İlkokuldan itibaren bize verilen eğitim (öğrenim değil) kafamıza bilgi diye öyle garip inançları dolduruyor ki mezun olduktan sonra bunları unutup hayatı öğrenmek için bir 15 yıl daha gerekiyor:
1) Biz Türkler Anadolu’ya Orta Asya’dan geldik,
2) Türk zeki, çalışkan, korkusuz, merttir,
3) Diğer milletler aptal, tembel, korkak ve namerttir,
4) Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’ndan muzaffer çıktık,
5) Şehitler ölmez, vatan bölünmez,
6)

Birinci adım: Bebek korkak oluyor

Büyümeye korkan çocuklar gibi Richard Bach’ın küçük yaratıkları misali bu inançlara tutunuyor birçok insan. Ama kendi kendilerine de bir yandan soruyorlar:
1) Neden Orta Asyalılar gibi çekik gözlü değiliz?
2) Zeki ve çalışkan isek neden bir süper güç değiliz?
3) Aptal, tembel, korkak ve namertlerin ülkeleri neden bizimkinden daha adil ve zengin?
4) Çanakkale savaşını kazandıysak İstanbul nasıl işgal edildi?
5) Kurtuluş Savaşı bir zafer ise neden 3 milyon kilometre kare toprak kaybettik?
6) Vatan bölünmez ise neden dedelerimizin doğduğu topraklara gitmek için vize almamız gerekiyor?
7) Vs vs.

İşte bu eğitimi unutmak için gereken 15 yılı olmayan insanların sırtlarını dayayacakları koca bir dağa ihtiyaçları var. Ama dağ ararken çok derin bir çukur buluyorlar: Cevabı verilmemiş sorular çukuru!

Genel Türk kimliği değil ama bu insanların Türklük algısı işte böylesine kırılgan, böylesine fakir, adeta karşılıksız bir çek gibi. Kürtlerden, Ermenilerden, diğer Anadolu insanlarından bahsedildikçe bu çukur üzeri kapatılamaz bir hal alıyor.

Benim takımım, ekibim kim? Orta Asyalı değilsem nereliyim? Ya en yakın arkadaşlarım safkan Türk değilse? Bu namertler bana ihanet ederse?

Batı Karadenizli bir arkadaşımın atadan kalma evinin duvarlarından birin de bir çatlak meydana gelmiş, duvarın içine saklanmış Rumca bir İncil bulunmuştu. Evin 16 yaşındaki gencinin verdiği tepki şu oldu : « Zaten bizim ailede bir b.kluk olduğunu biliyordum »

YouTube sitesine koyduğumuz “Kürtler de bizim soydaşımız” adlı videoya gelen bir yorum bu paranoyayı ne güzel özetliyor : “Senin niyetin ne? Koyun postu giymiş tilki!”

Her korkak topluluk gibi bizim kırılganlarımız da kendilerini “iyi hissetmek” için :
1) Ait olabilecekleri bir teşkilat,
2) Sorgulamadan itaat edecekleri liderler,
3) Teşkilatlarına bir anlam kazandıracak ortak düşman,
4) Ortak düşmanın imhasını meşru kılacak bir komplo teorisi,

arıyorlar.

TBMM Şiddeti Araştırma Komisyonu Uzmanı Adem Solak, Rahip Santoro’yu öldüren Trabzonlu O.A. ile yaptığı görüşmelerden aktarıyor:

Cesur biri olup olmadığını sordum. ‘Sanırım cesaretliyim ama gece korkarım” dedi.
Annesi oğlunun, evin bir odasına girmediğini, bunun da tuhaf bir huy olduğunu önceden söylemişti. Sanık bir şekilde bu konuya geldi ve bunu bunu yapmasının nedeni olarak korktuğunu, eskiye dönmekten kaygı duyduğunu ifade etti. ”Nasıl yani” dedim. Sanık, “Ben son bir yılda çok bilgi kazandım, kendimde büyük atılımlar gerçekleştirdim. O oda, çocukluk odamdı ve oraya girersem kazandıklarım kaybolur, çocukluk duygularıma dönerim diye korktum” dedi.

İkinci adım: Korkak ırkçı oluyor

Yukarıda tanıştığımız Türk genci korkak olmakta haklı. Zira kendine ve topluma bakışı günlük hayatına tekabül etmiyor. 1930’ların siyasî propagandalarından esinlenmiş yapay bir tarih bilinci ve Osmanlı Fetişizmi ile kavramaya çalışıyor değişen dünyayı.

Anadolu’da yaşamanın kendine sunduğu binlerce kimliksel öğeden ödü kopan genç geniş ufuklar değil içine girip saklanacağı bir siper arıyor. İçinde kendisinden başka kimseye yer olmayan ve bir kere saklandı mı kıpırdayan her şeye ateş edebileceği bir siper.

Ancak böyle bir siper ona aradıklarını verebilir:
1) Başkalarının eleştirilerine maruz kalmamak,
2) Sorunlara barışçı çözüm arayanlarla alay edebilmek,
3) Bir “tanrı kadar” muktedir, bir çocuk kadar masum olabilmek.

Çünkü İnternet kafelerde oynadığı oyunlarda “ölse” bile yeniden jeton atarak “dirilmeye ve kaderine karşı koymaya” alışmış bir insan için hataların bedellerinin :
1) Para ve vakit kaybıyla,
2) Başarısızlıkla,
3) Günahla, ayıpla,
ödendiği gerçek dünya yaşanması çok zor bir yer.

Bursa’da Kürtlerin yanı sıra uzun saçlı erkekleri, rock müzik dinlenen bar ve kafeleri de hedef alan saldırılarda Türk ırkçılarının ellerinde (Alman yoldaşları gibi) bira şişeleri olması bir rastlantı mı?

Irkçı olmasa ya alkolik ya da esrarkeş olacak olan bu gençlerin temsil ettiği sorun temelde ırkçılık değil sığınacak bir yer, bir madde, bir “kimlik”.

Üçüncü adım: ırkçı katil oluyor

Almanya’da bir Türk işçisinin evini içinde çocuklarıyla birlikte yakan Neo Nazi Alman gencinin annesi gazetecilere dert yanıyordu:

“Elbette evde her zaman söylüyoruz Türklerden nefret ediyoruz diye. Bu gidip Türkleri yakmak için bir sebep değil ki”.

İnsan evladını telefonda nasıl kucaklayıp koklayamazsa nefret ettiği bir insanı da kelimelerle dövemez. Türkiye’de hükümet üyeleri de dâhil birçok insanın bilinçsizce kullandığı hastalıklı bir ifade var : “Sözün bittiği yer”.

Bu son derecede tehlikeli bir ifade. Zira sözün yetmediği noktada nöbeti beden ve fiziksel temas alır:
1) Şehit annelerinin hıçkıra hıçkıra ağlayışını saatlerce televizyonda göstermek,
2) Cenazelerde “kanı yerde kalmayacak” diye haykırmak,
3) “Savaşmak için daha ne bekliyorsunuz, niye saldırmıyorsunuz?” diye muhalefet yapmak,
4) Seçimlerde “vatan satılıyor” diye pankartlar taşımak,
5) “Misyonerler hepimizi Hıristiyan yapacak” diye raporlar hazırlatmak,
6) “Yahudiler GAP’tan arazi satın almış” diye ortalığı karıştırmak

bunları söyleyenleri, gösterenleri katil yapmaz. Ama iç dünyası bir kelebek kanadı kırılganlığındaki gençlere şunu dedirtir :

“Madem siz yapmıyorsunuz, biz gerekeni yaparız” .

8 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 11 Yorum

  2. Yazan:fizikci Tarih: Kas 18, 2007 | Reply

    Mehmet Bey elinize sağlık. Çok güzel bir yazı. Bir de Martı isimli bir fabl vardı. Aynı yazarındı yanılmıyorsam. Diğer martılar yiyecek bulmak için balıkçıların etrafından ayrılmazken, Jonathan Livingstone’du galiba (o da bir martı), daha iyi uçma denemeleri yapıyordu. :) Kitap uçuş tekniklerini o kadar güzel anlatıyordu ki martı olasınız geliyordu. Hangi gruba, ideolojiye ait olursa olsun, eğer bir insan yuvadan uzaklara uçma deneyimi yaşamadıysa, ezberleri içinde çırpınıp duracaktır. Şövenizm denen şeyin altında yatan da bu olsa gerek.

  3. Yazan:fizikci Tarih: Kas 18, 2007 | Reply

    Bu arada Derin Düşünce’ye teşekkürler. Yuvadan uzaklara uçmak isteyenlere yol gösteriyor, cesaret veriyor.

  4. Yazan:Ç-Z Tarih: Kas 18, 2007 | Reply

    “Madem siz yapmıyorsunuz, biz gerekeni yaparız”
    Kesinlikle…son olaylarda protestocu gençlerden birinin soruma karşılık verdiği cevap,”izin versinler,ölelim” olmuştu…kanı kanla yıkamak,başka bir ihtimal ona göre “ihanet” gibiydi…o tartışmamızın bile varacağı nokta şiddetti…

    Daha dedirten bir yazı daha kaleme almışsınız,elinize sağlık.

  5. Yazan:ecevit ercan Tarih: Kas 18, 2007 | Reply

    Aslında umutlanmıyor değilim arada bir, ama yukarıda ki yazıda da belirtildiği gibi, 10/15 yıl gibi bir süre gerekiyormuş ya, işte burada tıkanıp kalıyorum.Uzun yıllar gerekiyor, sosyal bir uyanış için gerçekten bir mesih e gerek var diye düşünüyorum.Çok mu karamsar oldu ne?

  6. Yazan:blue Tarih: Kas 18, 2007 | Reply

    Harika bir yazı,

    Potansiyel nice Ogün’lere ulaşması duasıyla…

  7. Yazan:T.Suat Demren Tarih: Kas 18, 2007 | Reply

    Abi eline sihnine sağlık. Çok güzel anlatmışsın..

  8. Yazan:Gül Tarih: Kas 18, 2007 | Reply

    Ben bu zamana kadar masallarla, ninnilerle büyümüş biriyim..Hayatın gerçeklerini görmeye başladıkça, yıkılıyorum..Bana öğretilen hayat ile bu hayat bir birine benzemiyor..hayat çok zalim,istemediği şeyler yaptırıyor insana..
    Ama hayat bu kadar zalim olmaz, buna inanmıyorum, inanmak istemiyorum..

    Evet hayatı anlamam en az 15 yılımı daha alacak, belkide daha fazla, bilemiyorum..

  9. Yazan:konuralp Tarih: Kas 19, 2007 | Reply

    çok güzel bir yazı. tebrikler.

    değindiğiniz farklı konularla ayrı ayrı onlarca yazıyı bir arada kurgulamışsınız.

    tekrardan ellerinize sağlık…

  10. Yazan:metin-thePoor Tarih: Kas 20, 2007 | Reply

    Elinize, beyninize sağlık. Tek bir deniz yıldızı kurtulsa bile kârdır.

  11. Yazan:nef'i Tarih: Kas 23, 2007 | Reply

    harika, fevkaladenin de üzerinde

  12. Yazan:Talha Can Tarih: Kas 25, 2007 | Reply

    Mehmet Bey,
    elinize sağlık, çok güzel bir analiz olmuş… Muhabbetle…

  1. 7 Trackback(s)

  2. Ara 26, 2007: Ulus devlet - Bölüm I: Ulus mu devlete aittir yoksa devlet mi ulusa? : Derin Düşünce
  3. Nis 11, 2008: İnsan maymunlaşabilir mi ? : Derin Düşünce
  4. Nis 26, 2008: Milliyetçiler, Kemalistler ve ulusalcılar neden başarısız? : Derin Düşünce
  5. Tem 2, 2008: Nerede bu Ergenekon? : Derin Düşünce
  6. Tem 16, 2008: Şu kaplaşmadan kurtulalım mı? : Derin Düşünce
  7. Tem 23, 2008: Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? | SiyarGrup™
  8. Eyl 8, 2008: Irkçıya kızılmaz, acınır! : Derin Düşünce

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Derin Düşünce Grubu üyelerinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin