Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Ulusalcı Kürtlerin Kemalist Hayalleri »

“… Bunun sonucu PKK güçlerinin çekilmesinin hükümet üzerinde bir Demokles kılıcına dönüşmesidir, ki bunun Türkiye’nin Kürt olmayan çoğunluğuna kabul ettirilmesi mümkün değil. Ancak asıl ilginci BDP’nin Gezi’de ‘halkı’ bulması, AKP mitinglerini ise ‘halka karşı’ olarak sunması… Bunun ‘samimi’ bir siyaset olduğunu söylemek çok zor. Muhtemel bir açıklama BDP/PKK’nın kendi tabanını kontrol etmekte zorlanacağının, yani tam bir çekilmenin gerçekleşemeyeceğinin anlaşılması ve Kürt siyasetinin Gezi’den de yararlanarak viraj dönmeye çalışması… Sebep ne olursa olsun, umarım bu iyi düşünülmüş, sonucuna razı olunan bir hamledir. Çünkü şimdi seçimlere giderken gerçek bir kırılma yaşanırsa buradan çözüm değil, Kürt hak ve özgürlüklerinin sadece ‘ertelenmesi’ çıkar. Polis müdahalesini savunmak mümkün değil, ama karşı tarafta başka hayallerin oluşmadığından da emin olmak zor… Belki AKP’nin ‘bu kez’ devrileceği ve ulusalcılarla el ele Kürt özgürleşmesine doğru yürüneceği düşünülmekte. Her halükarda bu noktada Gezi’ye çıkmanın siyasi bedeli küçük olmaz ve üstü ‘münferit hata’ ile de örtülemez …” (Etyen Mahçupyan)

… Bu konuda okumak için…

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişleIZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz.

Sistem bozuk değildir, bozuk artık sistemdir! »

liberal_totalitarizm

 Sermaye Adaletin Üzerine Nasıl Çıktı?

Adalet küçük patronlara lâzımdır, eşkiyadan korur onları. Ama ulusal ekonomiden daha büyük sermayesi olan firmalar için savcılar, hakimler koruyucu değil ayakbağı olabilir ancak. Yasalar ve yasaklar sıradan ölümlüleri bağlar, firavunları  değil. Eğer elinizde Almanya ekonomisi büyüklüğünde bir sermaye varsa dünya görüşünüz değişir. Artık kanunlar sizin gözünüze ihlâl edilmez kırmızı çizgiler değil halledilmesi gereken küçük problemler gibi gözükür. Gazeteci gerçekleri yazan adam değil sizin gerçeklerinizi halka yutturan satılık bir kalemdir. Milletvekili milletin vekili olmaktan çıkar, size uygun yasalar yapan bir tür noter olur. Buna rüşvet denmez, ayıptır, “lobi faaliyeti” denir. Yapılan gayrımeşrudur ama yasaldır. İngiliz edebiyatının büyük hiciv ustası Jonathan Swift’in söylediği gibi : “Kanunlar örümcek ağlarına benzer, küçük sinekler yakalanır, eşek arıları ise delip geçerler”

liberal_totalitarizm_2Ancak Jonathan Swift’ten bu yana bazı şeyler değişti. Artık eşek arılarının yerini boynuzlu öküzler aldı. Eskiden meşru bir ekonomik – politik sistem için “bozukluk var” diyebilirdik. Bugün ise bozukluk sistemin kendisi oldu. Meselâ 2012’de İtalya’nın en büyük bankası 65 milyar dolar likidite ile mafya idi. Ülke GSMH’nın %7si kadar yani 140 milyar dolar ciro yapan İtalyan Mafyasının kârı 100 milyar dolar. (Bkz. Il Tempo Gazetesi: “In Italia la mafia è la prima banca”) Bakkal, çiçekçi, otel veya lokanta fark etmiyor. 1800’den fazla işyeri mafya-bankanın yüksek faizlerini ödeyemediği için kapanmış. Toplam kurban-müşteri sayısı 200.000’den fazla. İtalya tek örnek değil. Fransa’da bakan müdahelesiyle mahkeme by-pass edildi ve halkın 400 milyon avrosu mafyaya altın tepside sunuldu.

ABD ve Avrupa’da mafyalaşma devletin en üst kademelerinde. Yapay olarak emlâk krizi üreten bankalar halkın parasıyla kurtarıldı.  (Bkz. Banka Ordudan Tehlikelidir) Müşterilerine kasıtlı olarak para kaybettiren finansal kuruluşlara Amerikan adaleti el süremedi. Bu hırsız şirketler 2008 krizinden daha da zenginleşerek çıktılar. “Peki ya Türkiye temiz mi?” diye soracak olanlara da iyi habervermek biraz zor. Türk ekonomisinin yaklaşık 5 misli büyüklüğündeki dünya şike sektörü gelecek yıllarda herkesin başına belâ olacak gibi görünüyor. AKP uykuda. “Uykuda” diyoruz. Yoksa “suç ortağı” demek gerekirdi:

Kırılma noktaları

Nedir değişen? Eskiden ABD, Avrupa veya Türkiye’de Adalet’ten kaçmaya çalışan kravatlı eşkiyalar nasıl oldu da sistemi dönüştürdü; bütün bir adalet sistemi nasıl mafyalaştı? Bu soruya cevap vermek için Read the rest

2 milyon dolarla anti-kapitalist isyan olur mu? »

capulcu“… Mali Suçları Araştırma Kurulu MASAK’ın ilk tespitlerine göre, Gezi olaylarında kullanılmak üzere ülkeye 2 milyon dolar para girişinin olduğu belirlendi. Finansörlerin, İstanbul ve Ankara’daki protestolarda kullanılmak üzere 2 milyon doları eylem organizatörlere paylaştırdığı tespiti yapıldı. Para takviyesi yapılan Eylemci liderlerinin, internet üzerinden ücretsiz konuşma yapabildikleri Tango, Viber, Zello ve Skype programları üzerinden yaptıkları para trafiğine ilişkin görüşmeler de MASAK’ın inceleme raporlarında yer aldı. Gezi olaylarının büyütülmesine yönelik sosyal medya ve internet üzerinden yapılan haberleşmelerde, söz konusu paranın taksiminin yapıldığı ortaya çıktı. Dış destekli sponsorlardan temin edilen paranın, eylem organizatörleri tarafından gösteriye katılanların alanlarda daha uzun süreli kalması için kullanıldığı dile getirildi.

Eylem organizatörleri bu paranın bir kısmıyla özellikle Taksim ve Kızılay çevresinde bulunan esnafa giderek çok miktarda ‘yiyecek-meşrubat ve alkollü içecek’ almaya çalıştıkları bunu temin edemedikleri esnafı ise facebook ve twitter üzerinden hedef gösterdikleri kaydedildi. Göstericilere ürün satmayan esnafı sosyal medya üzerinden ‘polisin ajanı’ diyerek damgalandı. Para takviyesi yapılan Eylemci liderlerinin, internet üzerinden ücretsiz konuşma yapabildikleri Tango, Viber, Zello ve Skype programları üzerinden yaptıkları para trafiğine ilişkin görüşmelerde MASAK soruşturmasında yer aldı …”

 

… Bu konuda makale okumak için…

 

  1. Tayyip’i devirmek için kaç para lazım? (Bölüm I)
  2. Tayyip’i devirmek için kaç para lazım? (Bölüm II)
  3. Gezi Parkı’ndan sonra sıra Çin’e mi geldi?
  4. Çapulculuk ve sivil itaatsizlik arasındaki fark nedir?
  5. Tayyip Erdoğan’ın kellesini isteyenler onu Salvador Allende zannediyor
  6.  Taksim Meydanı’na alternatif bakış
  7. Sevgili başbakanım, “milletin dediği olacak” demişsin
  8. Gezi Parkı’ndaki isyan bitti mi?
  9. Ne kadar az bilirseniz…
  10. Ben bir bankacıyım Gezi Parkı’nda, ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
  11. Gezi Parkı: Kür mü yoksa kürtaj mı?
  12. Derin Nefret
  13. Tayyip Neden Devrilmedi?
  14. Tayyip Erdoğan’a karşı küresel bir komplo var mı?
  15. Bu hesap tutmayacak
  16. Gezi Parkı “içeriden” nasıl gözüküyor?
  17. Gezi Parkı komplo teorisi mi yoksa gerçek komplo mu? (Video)

 

Sivil itaatsizlik, isyan ve devrim konusunda:

… Bu konuda e-kitap okumak için…

 

Banka Ordudan Tehlikelidir!

Atina’da, Roma’da, Madrid’de ve Washington’da artık halkın değil bankaların dediği oluyor. Batı’da demokrasi geriliyor, yeni bir düzen kuruluyor. Alıp satma özgürlüğü nasıl oldu da halkı bankaların kölesi yaptı?

İnsanî değerlerin değil maddî değerlerin hakim olduğu her toplum kendi arsızlığı altında ezilmeye mahkûm aslında. Thomas Jefferson, George Washington, Max Weber, Hannah Arendt, Karl Marx ve Alexis de Tocqueville’in eserlerinde ısrarla üzerinde durulan bir mesele bu. Zenginleşmeye ve para ile daha çok haz almaya odaklanan insanlar bencilleşiyorlar. Siyasetten, cemiyetin dertlerinden uzak, oy kullanmaya bile üşenen bir güruh çıkıyor meydana.

 Tam da bu yüzden Batı’da demokrasinin en büyük düşmanı batılı insan modeli oldu. Kendini özel hayatına hapseden, lüks tüketime, tatile, konfora odaklanan batılı insanlar politikadan uzaklaştılar. Bu refah toplumunun bireyleri diğer insanların dertlerine duyarsızlaştı. Para bu süreçte kutsallaştı. Yine bu yüzden bankalar ve bankacılar ilahlaşarak hukukun üstüne çıkabildiler.

İşte bu fikrî zemindir sermayeyi aşırı büyüten, savcıları, hakimleri bile etkisiz hale getiren. Bankacılarına söz geçiremeyen batı toplumları tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler… Peki 2008 ekonomik kriz süreci nasıl gelişti? Krizi tetikleyen ve büyüten ne oldu?

Bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Yaklaşık 40-50 kişilik bir ekip. Kriz sürecinden zenginleşerek ve güçlenerek çıktılar. Banka kurtarma operasyonlarıyla halen zenginleşmekteler.

Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor:

  1. Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler?
  1. “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar?
  2. Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?

 Buradan indirebilirsiniz.

İsyan Pazarlanıyor / Joseph Healt, Adrew Potter »

isyan_pazarlaniyor

“Sözde çeşitlilik sunan günümüz büyük şirketler dünyasının insanları mahkûm ettiği tek tip giyim ve yaşam tarzına karşı durmak amacıyla kimileri ayrıksı saç şekilleri, giysiler, duruşlar ve tarzlar benimsedi. Kimileri el değmemiş müziklerin peşine düştü, kimileri ayak basılmamış yerlerin. İçlerindeki isyanı böyle dışa vurdular. … Kapitalizm bu meydan okumayı da kendi lehine çevirmeyi  başardı, başarıyor. Bir isyan piyasasının oluştuğunu bile söyleyebiliriz. Artık isyankârlar için her tür tüketim malı; ayakkabılar, giysiler, takılar, müzikler, bakir topraklara alternatif turlar bulmak kolay. Bohem muhitler ‘in’ oldu.. Sonunda gelip şu sorulara takılıyoruz: Hakiki isyan, mücadele, direniş ve devrim imkânı kalmadı mı artık? Kapitalizm her karşı çıkışı piyasanın yeni bir metası haline dönüştürüp yine bize mi satacak?” 

… E-Kitap okumak için…

 İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz. 

 

Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

 

İslam Sanatı 4: İç Mekânlar »

3473_485167451505082_137010201_n - Copie

Bu resimler “Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır” isimli yazı dizisinin bir parçasıdır. Resimleri görmek için: Read the rest

Gabriel Fauré »

Dikkat kitap: Tiryandafilya, Güneşe “ya doğ, ya da ben doğacağım” diyen güzel! »

kapak_Tiryandafilya“… Senden önceki hiçbir kadın tarafımdan böyle sigaya çekilmedi Tiryandafilya. Sen benim tüm aşklarımın  raporusun, tüm aşklarımın hülasası, ana fikrisin Tiryandafilya. Senden öncekiler ya masadan kaçtı ya da onları masadan ben kovdum. Şimdi benim tüm bu kaybolan yıllarımın hesabını vermek de sana kaldı. Sevdiğin başka bir erkek olmasına rağmen bu yola girmen için de seni zerre kadar zorlamadım, bunu da biliyorsun Tiryandafilya. Duvarımın arkasına dolanman için sana elimden gelen tüm kolaylığı gösterdim. Bu asla senin marifetin, el çabukluğun, kahredici, tahrik edici, tahkir ve de tezyif edici dişiliğinle olmadı. Senden önce gidip, tüm kapıların kilidini senin için açan irade bendim. Orada beni çırılçıplak gördüysen benim sayemdedir. Şimdi dürüstçe oynayalım o zaman. Ama unutma Tiryandafilya; ihanet ilgi çekse de hain sevilmez…”

Efraim K‘nın kitabını buradan indirebilirsiniz.

 

Çapulcu da basittir, gözleme gibi »

Devrim netameli konudur, gelin etmeyin eylemeyin’ dedik. Çünkü beklenti ne kadar büyük olursa, hayal kırıklığının da o nispette büyük olacağı aşikârdı. Bana bu cümleyi kurdurtan saik de ne çok zeki olmam ne de Dünya Devrim Tarihini yalayıp yutmamdı. Sadece kumaşa baktığınız zaman anlıyorsunuz o kadar. Kumaş dediysem, bir hareketin ideolog kadrosundan bahsediyorum yanlış anlaşılmasın. Haftası çıkmadan tırsıp ‘koruma’ isteyen jünior Alabora’yı, taraftarlarına İstanbul’daki ‘gerici işgalinin’ sona erdiğini ve İstanbul’un artık Atatürkçülerin eline geçtiğini muştulayan Levent Kırca’yı görünce kirli patiskaya razı oluyor insan.

Önce ne kadar barbarlaşacaklarını göstermek amacıyla başta İstanbul olmak üzere yaktılar, yıktılar, yağmaladılar. Anında karşılık görünce de vazgeçmek zorunda kaldılar; çünkü bu sefer de Devlet’in varlığının sorgulanacağını bilen ‘yine aynı Devlet’in bizatihi kendisi’ tarafından 19 gün içinde tornaya çekilip, hesaba tutuldular. Baktılar olmadı, en başından beri en akıllıca hareketi yaparak ‘Duran Adam’ eylemine başladılar. Akıllıca bir hareket olmasının sebebi derken, ‘sonuca ulaşılabilirliği’ esas almıyorum. ‘Duran saat bile günde iki kere doğruyu gösterir’ der ya Kudema, benim çıkış noktam da odur. Yarınlarının garantisini, en derin okyanuslardan da derin bir faşizmde gören bu kitlenin son numarası da bikinili bir kadını meydan meydan gezdirmek anladığım kadarıyla. Bu da doğru hareket onlar için; çünkü amaç sadece davetse, cinsellikten başarılı bir ökse otu yoktur meraklısı için.

gezi_capulcuDaha ne kadar pespayeleştirirler, kendilerini rezil ettikleri yetmezmiş gibi onlara inanan, güvenen, tatil beldelerinde parmak arası terliklerle, kendilerinden devrim bekleyen müntesiplerini ne kadar rezil ederler bilinmez ama şebekliğin sonu gelmeyecek anladığım kadarıyla. Yaptıkları ve yapacakları barbarlığa kılıf uydurmak için Anonymus maskesinden tutun da ne polisin ne de kendi halinde herhangi birinin farkında bile olmadığı on üç ağacı bile kullandılar ama neticede geldikleri nokta çapulculuk olarak kaldı.

Aslında bunlara hiç ama hiç gerek yoktu; geçende TV’de hem gezilen hem de yörenin yemeklerinin tanıtıldığı bir program seyrediyordum. Sunucunun yolu bizim Ege’ye düşünce ilgimi çekti ve izlemeye başladım. Bilenler bilir Ege Mutfağı gerçekten Read the rest

Gezi eylemcileri neden aynı yerde takılıp kaldılar? »

gezi_parki_eylemcileri“… Bugünden geriye bakıldığında, Gezi olayının Yeni Türkiye’nin AK Parti eliyle ve/ya Erdoğan önderliğinde inşa edilmesine yönelik bir itiraz olduğu söylenebilir. Protestocuların bir kısmı, -kim eliyle inşa edildiğinden bağımsız olarak- eski Türkiye’nin tasfiye edilmesine ve yeni Türkiye’nin inşasına karşı oldukları için eylemlere katılırken; bir kısmı ise, -eski Türkiye’nin tasfiyesine ve yeni Türkiye’nin inşasına taraftar olmakla beraber- inşa sürecinin AK Parti ve/ya Erdoğan eliyle inşa ediliyor olmasına karşı çıktıkları için eylemlere katıldılar. Siyasal vizyonu bir birine zıt her iki kesimi birleştiren, demokrasi talebi değil geleceğin Erdoğan eliyle inşa edileceğine dair öngörüydü. Protestocular, proaktif değil reaktif bir duyguyla, (bir şeyler) talep etmek için değil (bir şeylere) itiraz etmek üzere sokağa çıktılar. “Yeter be” ve/ya “Kahrolsun Bağzı Şeyler” gibi sloganlardan da anlaşılabileceği üzere, Gezi eylemcileri iddiası, hedefi, tezi olan bir kitle değildi; itirazı, hoşnutsuzluğu, kızgınlığı olan bir kitleydi. Bu nedenle, protestocuların ne talep ettiklerine yoğunlaşmak yerine neye, niçin karşı çıktıklarını, hangi duygularla meydanlara çıktıklarını anlamak ve çözümlemek daha doğru olur …” (Dr. Hatem Ete)

… Bu konuda okumak için…

 

Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

 

Mesnevi Şerhi / M.Fatih Çıtlak »

“… Ağlamayı bile zayıflık zannedersin, ağladığın zaman da sana ait olmayan şeylere ağlarsın. Malın gider ona yanarsın, çocuğun hastalanır ona üzülürsün. Halbuki onlar senin değildir. Gayrıya ağlarsın. Hiç ben bu mânâyı ne zaman kaybettim diye ağladın mı? İşte kalbi istilâ eden boş hayâllerin, seni kendi hakikatine bile ağlamaktan alıkor. Niçin ağladığını bilmezsin. Neye ağlayacağını bilmezsin. Hatta belki de iyice taşlaşmış kalbin yüzünden gözyaşı dökmeyi âcizlik ve psikolojik bozukluk diye bile yaftalayabilirsin …”  

… Eser hakkında…

Mesnevî-i Mânevî tüm insanlık için yazılmış bir seyr u sülûk rehberidir. Dolayısıyla bir nev’î Kur’an-ı Kerîm’in tefsiri mahiyetindedir. Bu müstesna eserin ilk kıssası ‘Padişah ile Cariye’ hikâyesidir. Bu kıssa, hakîkatimizi ve aslımızı bulmak için çıktığımız yolculukta hangi merhalelerden geçeceğimizi, nelerle karşılaşacağımızı ve yapmamız gerekenleri bize remizlerle anlatmaktadır. Bizi alakadar eden tüm âlemleri ve neticede tahsil etmemiz gereken idrak, irfan ve yakınlığı Mesnevî-i Mânevî çok güzel bir şekilde hulâsa etmiştir. Hazine kıymetindeki bu eserin belki de en önemli anahtarı Padişah-Cariye kıssası olmuştur. Mesnevî’deki anlatım, usûl ve üslûbun rengini, dokusunu bu hikâye ile idrak etmemiz sağlanmıştır.

mesnevi-serhi-1-1M. Fatih Çıtlak’ın elinizdeki şerhi ile, Hz. Pîr’in takip etmemiz için gösterdiği işaretler ve bizim için hazırlanmış seyr u sülûk haritasının ana hatları ortaya konulmuştur. Bu haritayı doğru okumanın ilk şartı samimiyetle dinlemek olacaktır. Zira Hz. Pîr; “Dinleyin ey dostlar şu hikâyeyi! Anlatacaklarım aslında hikâye değil, bizim hâlimizin aynısıdır.” buyurarak bu hakîkate nazarlarımızı ve gönül kulaklarımızı celb eylemiştir. Günümüzün insanı bu duyuş ve dinleyiş sayesinde Mesnevî-i Mânevî’nin ilk söylendiği ânın tazeliğini kalbinde hissedecektir. Benliği kendisine perde olmadıktan sonra, bu kıssayla birlikte kişinin içinde muhakkak mânevî bir zevk uyanacaktır.

“Ey dostlar, ey kalben buluştuğumuz, aynı îmânda biliştiğimiz, Hakk’a vâsıl olmak derdinde olanlar, Allah için beni dinleyenler! Şu anlatacaklarım sizlerdeki cevherlere birebir işaret etmektedir. Size Hak’la konuşmaktayım. Bu hikâye, sizler için aynaya bakmak gibidir hatta ondan da öte aslınızı bilmek, bulmak için hakîkî bir fikir verecek, yol gösterecektir.” diye seslenen Hz. Pîr’în bizlere tuttuğu aynada aslımızı görünceye kadar sürecek yolculuk, tüm hayatımızın mânâ ve gayesidir. Yeter ki ümidsiz olmayalım ve kerîmlerle birlikte olmanın güzelliğini kavrayalım… (Sufî Kitap)