Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

YAKINDA: Batı insanı mehtabın büyüsünü nasıl kaybetti? »

orchestra

“… Purcell’in ve Monteverdi’nin müziğinden Mozart’a, Beethoven’a geçiyordu Avrupa. Viola da gamba, klavsen ve arpın titrek, sisli, pastel renkli notalarının yerini keskin, objektif, adeta bilimsel bir müzik alıyordu. Perküsyonun cüreti, piyano, kemanın virtüozitesi ve bütün bu kibirli sesleri yöneten bir orkestra şefi! Herkes kurallara uyacak, haddini bilecekti. Öyle ya, orduların komutanları, fabrika ve hapishanelerin müdürleri vardı. Demek ki her orkestranın da bir şefi olmalıydı. Avrupalılar endüstriyel harpler ve endüstriyel katliamlardan,  faşizmden önce endüstriyel müziği icad ediyorlardı.

Yaşamın tatlı hüznünü kalplere nakşeden, insana manevî kıymetini ve ahireti hatırlatan, ruha hitab eden Ortaçağ Avrupa müziğinin uzun nağmeleri terk ediliyor, yerlerini yüksek volümlü, fırtınalı eserler alıyordu. Bu saatten sonra Mozart’ın ve Fauré’nin ağıtları (lat. Requiem) bile o yitirilen uhrevî kokuya bürünemeyecekti bir daha. Zira ahiretin mânâsından nasibini almamış dünya ehli ölümden bahsetse bile bu Ölüm’ün kendisi değildi; anlatılan beşerî korkulardı ancak: Geride kalanların üzüntüsü, ölüme sebep olan hastalık vs. Tıpkı korku filmlerindeki tabut, mezar taşı ve kafataslarının dünyevî cisimler olması gibi modern ağıtlar da uhrevî değil dünyevî olmaya mecburdu:

“Kafatasım da en az cep telefonum ya da kredi kartım kadar dünyevî bir cisim değil mi? Tabut, mezar taşı, kefen… bunlar da öbür dünyadan gelmiş cisimler değil. Tabut ve taş dünyanın tahtasıyla, dünya mermeriyle imâl ediliyor; kefen ise dünyanın çarşısında alınıp satılan, kesilip biçilen kumaşla. Bu sebeple Ölüm’ü çizmek (Ölüm’ü tatmak) için bir yolunu bulup bu dünyadan çıkmak, ölçülen, sayılan maddî alemi temsilen de olsa aşmak gerek.”( Ölüm’ün –E hâli (1): Heykel)

 mehtab

 

Ağaç sevgisi insana neler yaptırmaz ki! »


… Bu konuda okumak için…

  1. Çapulculuk ve sivil itaatsizlik arasındaki fark nedir?
  2. Gezi Parkı’ndaki isyan bitti mi?
  3. Ne kadar az bilirseniz…
  4. Gezi Parkı: Kür mü yoksa kürtaj mı?
  5. Derin Nefret
  6. Gezi Parkı “içeriden” nasıl gözüküyor?

Sivil itaatsizlik, isyan ve devrim konusunda:

Mısır’daki darbeden beter: Fransa artık bir demokrasi değil »

funny-capitalism-cartoon-rich-poor

Bankalar kâr ederse ortaklara dağıtılır, zarar ederse halk öder. “Biz çökersek sistem çöker” diyerek şantaj yapan bankalar fena alıştılar hortumlamaya. Ancak Avrupa’da mesele biraz daha ileri gidiyor.

Fransa’da halk artık zenginleri rahatsız etme özgürlüğüne sahip değil. Halktan toplanan vergilerin harcanma şekli üzerine söz söylemek, hesap sormak neredeyse imkânsız. Fransa Cumhuriyeti’nde cumhurun kaybettiği siyasî irade bankaların ve büyük servet sahiplerinin eline geçmekte. Bu sebeple Paris’in siyasî rejimi için demokrasi değil plütokrasi demek daha uygun olacak. Örnekler çok ama iki tanesiyle yetinelim :

OLAY 1: Bir çok iş adamını ve siyasetçiyi kapsayan Woerth-Bettencourt skandalı (fr. ing. alm. rus.) hakkında yazmak mahkeme kararıyla yasaklandı. Seyşellerde ada satın alan, vergi kaçırmak için yurtdışında hesap açan, kâr eden şirketi zararda gösterip tazminat ödemeden işçi çıkartan, siyasî partilere gayrımeşru yolla gelir sağlayanları kimse rahatsız edemeyecek. Görevini kötüye kullanarak gazetecilerin telefonlarını dinleyen, izinsiz arama yapan devlet memurlarını da rahat bırakmak gerekiyor.

OLAY 2: Kerviel skandali (fr. ing. rus.) sebebiyle bir kaç milyar dolar zarar eden fransız bankası Société Générale’i hatırlayacaksınız. Uzmanların karşı çıkmasına rağmen finans bakanı Christine Lagarde ülkenin en büyük bankalarından biri olan Société Générale’e 1.7 milyar dolarlık bir vergi indirimi yapmıştı, sene 2008. Bankanın da olayda zarar eden müşterilerine (kâr payı ve hisse alımı yoluyla) dağıttığı paranın miktarı tam bu kadar! Unutmayın: “Bankalar kâr ederse ortaklara dağıtılır, zarar ederse halk öder.”

Diyebilirsiniz ki “Mısır’da insanlar ölüyor”. Evet, aslında Fransa’da da ölüyor. Belki daha çok. Ama polis ve asker Read the rest

Herşeyi özetleyen 3 tweet »

“Demokrasi sandıktan ibaret değil” cümlesi, çok doğrudur. Bunu sandığı boşa çıkarmak için kullanmak ise çok ahlaksızca…”

“Türk Ulusalcılar, ‘Mısır Tayyip’ini devirdi’ diyor. Bence bu devrilen Mısır’ın Erbakanıydı. Tayyip gelmedi daha..” 

3)Ve silahlı kuvvetlerin şiddetini, halk iradesinin gasp edilmesini, darbe ihtimalini demokratik bir öge zanneden CHP Parti Meclisi Üyesi Prof. Dr. Gaye Usluer

darbe ihtimalini demokratik öge zanneden

Makam Rast “Murass’A” Usul Düyek / Orient- Occident (Jordi Savall: Hespèrion XXI) »

Amerika Din Değiştiriyor »

amerika_din_degistiriyor

… Bu konuda okumak için…

Dikkat Kitap: Kaliteli Ateizm

Yokluk var mıdır? Evinizin içini dolduran boşluğu gördünüz mü hiç? Bir türlü gelmeyen şu trenin verdiği sıkıntı ya da sizi habersiz bırakan dostlarınızın sessizliği gerçek değil mi yoksa? Tutulmamış sözler, ödenmemiş borçlar… Yokluk da var aslında “var” dediğimiz şeyler kadar. Ama Yok’un varlığı şuurlu insanlar için var; gelecekten, birisinden ya da Tanrı’dan bir cevap bekleyenler için var “yokluk”. Nazi kamplarında can çekişen Yahudilerin söyledikleri sözü hatırlayın:

“Tanrı yoktur, çünkü bize öğretilen Tanrı gerçekten var olsaydı böyle bir vahşete asla müsade etmezdi”

Artık olmayan gençlik yılları ya da henüz gelmemiş olan yaşlılık da gerçek değil mi? Hatırlayan ya da ümitli olan, düş kırıklığını ve gelecek korkusunu tatmış her insan için vardır “Yokluk”.

Ateizmin ürettiği en kaliteli metinlerinden biri olan Varlık ve Hiç elinizdeki bu kitabın belkemiğini oluşturuyor. Filozof ve edebiyatçı olan Jean-Paul Sartre hiç şüphesiz Batı felsefesinin köşe taşlarından biridir. Varlık, İnsan, Özgürlük ve Ahlâk tasavvuru üzerine yazdığı eseri tanrısız bir ahlâk teorisi. “Geleneksel” dinler ile göbeğini kesmiş bir “iyi insan” arayışı içinde Sartre. Bu arayışın neticesi ateist emir ve yasaklar değil insan fıtratının önemli bir veçhesi, özgürlük şuuru:

“İnsan özgürdür ve bunun farkındadır; bu farkındalık ile, özgürlük ve sorumluluk şuuruyla yaşamaya mahkûmdur.”

Bu bağlamda Sartre gerçek bir ateist: Tanrı karşıtı değil Tanrı-SIZ. Tanrı fikrini değil ilâhî referansları reddediyor. Tanrı’nın yokluğuna iman etmiş modern ateistler gibi pozitivizmi savunmuyor. Pozitivizmin, bilim-perestliğin de bir din olduğunun farkında. (Bkz. Modern Bir Put: Bilim adlı kitap)

Gerçek şu ki modernite icad oldu, ateizmin bile kalitesi bozuldu! 21ci asrın ateizmi içine kapanık ve savunma pozisyonunda. Fikir üretemiyor çünkü materyalist, bilimsel bilgiyi putlaştıran, Stephen Hawking gibi pozitivist … Ama hepsinden önemlisi İnsan’dan kopuk… Modern ateizm Tanrı’dan kurtulmak isterken İnsan’ı da kaybetmiş. (Bkz. Şalgam suyu varsa Tanrı’ya lüzum yoktur )

Sartre gibi kaliteli ateistlerin çıkış noktası ise bambaşka. Onlar vicdanın sesini duyma gayretindeler. Görünmeyen tanrılar ile kavga etmek yerine “görünürde tanrı yok, biz insan olarak ne yapabiliriz?” diye soruyorlar. İnsan hissiyatından yola çıkılarak bir ortak yaşam projesi icad etmenin peşindeler. Bu çizgiye paralel olarak iç dünyamızda hissettiklerimiz ile dış dünyanın adaleti  arasındaki ilişkiyi ele aldığımız bu kitabı ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz. Sartre’ı ilk defa okumak ve anlamak isteyenler için de kolaylaştırıcı bir basamak olabilir. Buradan indirebilirsiniz.

Mısır’da kavga yeni başlıyor: Çapulcular 1, Demokrasi 0 »

Kahire’de çapulcular yönetimi gasp etti. İntikamcı bir Müslüman avı başladı. Tv kanalları, liderler, dernekler abluka altında. Hiç şüphe yok ki İhvan bu süreçten daha da güçlenerek çıkacak, bumerang gibi geri gelip darbecilerin suratlarına çarpacak.

Ama Türkiye’den yükselen sesler daha ilginç. Özellikle de mutluluğunu saklayamayan yerli çapulcuların sevinç çığlıkları. Halk TV, Ulusal Kanal, CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, CHP Parti Meclisi Üyesi olan Prof.Dr. Gaye Usluer, CHP Tunceli milletvekili Kamer Genç… Liste uzun.

Türkiye’deki çapulcular İsrail’in ve Esed’in duasını almışlardı ama duvara tosladılar. Mısır’daki çapulcular (şimdilik) İsrail’e ve Esed’e rahat bir nefes aldırdılar. Mehmet Ali Alabora haklıymış. Mesele sadece Gezi parkındaki ağaçlardan ibaret değilmiş. Hala anlamadın mı? Mesele sadece Türkiye değil, mesele daha büyük.

… Bu konuda okumak için…

 

Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek KORKU PROPAGANDASIyaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

Şimdi Nasıl Çıkacağız? »

israil_gazze

… Bu konuda e-kitap…

Yahudi oldukları için mi zalimler?

İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. “Yoktan var edilmiş bir millet” dört tarafı “düşmanla çevrili” kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor!

Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan İsrailli zannederimFilistinliden bile daha zavallı bir durumda bu yüzden.Buradan indirebilirsiniz.

Mısır’da darbe: Demek ki Erdoğan’ın sert üslubu gerekliymiş »

Gezi’cilerin otoriterliği »

kemalizm_siddet

 

… Bu konuda okumak için…

  1. Çapulculuk ve sivil itaatsizlik arasındaki fark nedir?
  2. Gezi Parkı’ndaki isyan bitti mi?
  3. Ne kadar az bilirseniz…
  4. Gezi Parkı: Kür mü yoksa kürtaj mı?
  5. Derin Nefret
  6. Gezi Parkı “içeriden” nasıl gözüküyor?

Sivil itaatsizlik, isyan ve devrim konusunda: