Batı demokrasiyi terk ediyor; TPP Liberal diktanın Yalta konferansıdır »
By Jonathan Kucukarabaci on May 28, 2015 in Kapitalizm, Liberal Totalitarizm, Uygar(?) Batı | 0 Comments
… Bazı gerçekler ve liberal yalanlar üzerine okumak için…
Liberalizm Demokrasiyi Susturunca
Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.
Atina’da, Roma’da, Madrid’de ve Washington’da artık halkın değil bankaların dediği oluyor. Batı’da demokrasi geriliyor, yeni bir düzen kuruluyor. Alıp satma özgürlüğü nasıl oldu da halkı bankaların kölesi yaptı?
İnsanî değerlerin değil maddî değerlerin hakim olduğu her toplum kendi arsızlığı altında ezilmeye mahkûm aslında. Thomas Jefferson, George Washington, Max Weber, Hannah Arendt, Karl Marx ve Alexis de Tocqueville’in eserlerinde ısrarla üzerinde durulan bir mesele bu. Zenginleşmeye ve para ile daha çok haz almaya odaklanan insanlar bencilleşiyorlar. Siyasetten, cemiyetin dertlerinden uzak, oy kullanmaya bile üşenen bir güruh çıkıyor meydana.
Tam da bu yüzden Batı’da demokrasinin en büyük düşmanı batılı insan modeli oldu. Kendini özel hayatına hapseden, lüks tüketime, tatile, konfora odaklanan batılı insanlar politikadan uzaklaştılar. Bu refah toplumunun bireyleri diğer insanların dertlerine duyarsızlaştı. Para bu süreçte kutsallaştı. Yine bu yüzden bankalar ve bankacılar ilahlaşarak hukukun üstüne çıkabildiler.
İşte bu fikrî zemindir sermayeyi aşırı büyüten, savcıları, hakimleri bile etkisiz hale getiren. Bankacılarına söz geçiremeyen batı toplumları tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler… Peki 2008 ekonomik kriz süreci nasıl gelişti? Krizi tetikleyen ve büyüten ne oldu?
Bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Yaklaşık 40-50 kişilik bir ekip. Kriz sürecinden zenginleşerek ve güçlenerek çıktılar. Banka kurtarma operasyonlarıyla halen zenginleşmekteler.
Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor:
- Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler?
- “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar?
- Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?
















“… 2008 yılında HPG sitesinde çıkan bildirilerden biri de hiç komik değildi. Diyarbakır’ın orta yerinde askerî servisin geçişi sırasında patlatılan bombayla aralarında dershane önünde bekleyen gençlerin de olduğu beş sivilin hayatının kaybetmesi üzerine şehirden yükselen tepkilere kızan militanlar HPG sitesine yazdıkları yazılarda Diyarbakırlılara savaş bölgesinde yaşadıklarını hatırlatmış, aralarında sonra AK Parti milletvekili olan Oya Eronat’ın da olduğu aileleri “Ölen gençlerin ailelerinin TC devletinin kirli politikalarına alet olmamaları gerekiyor” diye uyarmış, hatta “Kürdistan’ın başkentinde kendince sefa sürenlere insani tepki gösterildi” diye atarlar bile yapmışlardı. Sahiden komik değildi. Hiç ama hiç komik olmayanları ise kesinlikle “pardon” bildirileriydi. 2011’de Siirt’te, Hatay’a üniversite için gidecek Nergiz Evin’e (22) veda yemeği için lokanta arayan altı kızın arabası “içinde polis var” diye taranmış, 114 kurşun sıkılan arabadan Nergiz Evin, onun kuaför kız kardeşi Zeynep Evin (31), yüzme antrenörü Nurcan Olgaç (25) özel güvenlikçi Kevser Çekin (20)’in cesetleri çıkmıştı. PKK bir bildiri yayınlayarak “acı kazadan dolayı kızların ailelerinden özür” diledi. Saldırıda ayaklarını kaybeden Nuran Evin ve Gülcan Olgaç, musluk tamirinde fayans kırılmış gibi gelen o özre kızgınlıklarını anlatmışlardı. Herhalde bu aralar “Yeni Hayat”, “Büyük İnsanlık” laflarını duyunca da benzer hislere kapılıyorlardır. 2011’de Bingöl’de bayram alışverişi sırasında evlatlarını korumak için canlı bombanın üstüne “Ne olur yapma” diye yalvararak kendini atan Hatice Belgin için yayınlanan özür bildirisi de onlardan. Genç bir kadın olan canlı bomba için anma yapıp, sitesinde şehit olarak son görüntülerini yayınlamış bir örgütten gelen özür, herhalde anneler gününde bir mezarın başına fotoğraflanan o üç çocuğun ömürleri boyunca unutmayacağı bir eşek şakası olacak …” (Yıldıray Oğur) 



yaklaşımıydı. Bu yüzden Özel Finans Kurumları uzunca bir süre ilgili kamu otoritelerinin çıkardıkları kararname, genelge ve tebliğlerle faaliyetlerini yürütmeye çalıştılar. Kuruluşlarından sonra yaklaşık 20 yıllık süre zarfında yapılan çeşitli yasal düzenlemelerden sonra en son 2005 yılında 5411 sayılı Bankacılık Kanuna dâhil edilerek bankacılık sektöründeki üç bankacılık türünden biri olmuşlardır. Bu tarihten itibaren Türkiye’de finans sistemi içindeki geleneksel bankalar ile aynı Kanun içerisinde düzenlenmiş olmaları, hem belli bir güven sağlanmış hem de mevduat bankaları ile aynı rekabet ortamının bir parçası olarak eşit şartlarda faaliyet göstermelerine imkân tanımıştır.




