Görmek optik değil ideolojik bir süreçtir »
By my on Ağu 27, 2016 in Modernleşme, Resim Sanatı, Tersten Perspektif | 0 Comments
Sen Zaman’ın resmini yapabilir misin Abidin?
Yıldızlar tıpkı vefatından asırlar sonra hikmetli sözleriyle hatırlanan âlimler gibidirler. Geceleyin gözlerimizi yukarı çevirdiğimizde yıldızları görmeyiz; varmış gibi görünen yıldız cesetlerine bakarak yaşamadığımız bir maziyi hatırlarız. Çünkü bizden binlerce ışık yılı uzaktaki yıldızların ışığı gözümüze (aklımıza) ulaştığında ışığın kaynağı olan yıldız çoktan sönmüştür. Görünmek için var olmak gerekmez; var olan şeyler ise her zaman görünmez. Mesafeler uzadıkça görünen ve gerçekten var olan arasındaki münasebet silikleşir. Zira “görüyorsam vardır; varsa görürüm” şeklindeki mekanik nedensellik bir vehimdir. Vakti geldiğinde çoktan ölmüş ve içi yengeçlerce boşaltılmış bir balık gibi aklımızın kıyısına vurur.
Uzak mesafeler sayesinde idrak ettiğimiz bir şey bu: Mekân cisimlerin doldurduğu sabit ve homojen bir boşluk değil olayların, şeylerin ve aralarındaki münasebetlerin OL-masına (kün) imkân veren bir kudret tecellîsi. Galile, Newton ve Kant’ın zannetikleri gibi zaman ve mekân diye iki mutlak ontolojik eksen yok. Birbirine karışmayan ve birbirini dışlayan bu eksen vehimleri olsa olsa bir Karagöz perdesi olabilir. Fizikçilerin “t” zamanı, “X-Y-Z” mekânı veya Riemann uzayı matematiksel hesaplar için kullanışlıdır belki ama gerçek hiç de fizikçilerin “var” zannettiği gibi değil.
Sürekli devinim halindeki atom-altı parçacıklardan müteşekkil olan eşyanın hüviyeti kendinde kayıtlı değil. Atom “atom” olduğunu bilmez; elektronun üzerinde “elektron” yazmaz. Eşyanın hüviyeti kendinde değil onu bilen ve hatırlayan insanın hafızasında hıfz edilir.
Albert Camus Veba isimli romanında şöyle diyor: “… Yürürken bir şeyleri hatırlamak istediğimizde adımlarımız yavaşlar; unutmak istediğimizde ise hızlanır …” Nasıl bir meyvanın hem rengi hem de kokusu varsa zaman ve mekân da Read the rest









Kitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı“Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi veSeksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimlerde bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. 




Temmuz ayında okurlarımızın