Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Aşkın Metafiziği / Arthur Schopenhauer »

Aşkın Metafiziği Arthur SchopenhauerArthur Schopenhauer, Aşkın Metafiziği isimli analiz-tezinde kadın ve erkeğin yapısında bulunan farklılıkları, ilişkilerinin temelinde yatan cinsiyet güdüsünün ilişkide ki rolünü açıklamaktadır. Arthur Schopenhauer’ïn felsefesinin temel kavramı irade kavramıdır. Bahsedilen cinsiyet güdüsü irade tarafından şekillenir. İradenin hedeflediği amaç ise gelecek jenerasyonun mükemmel bir şekilde oluşumudur.

Kitabın birinci kısmı kadınlara dair saptamaların yapıldığı bölümdür. Bu bölümün başlangıcında Arthur Schopenhauer iki alıntı yaparak kadınlara yönelik yaklaşımını kabaca ifade etmektedir.

“Kadınlar olmasaydı dünyadaki yaşamımızın başlangıcı, tam bir çaresizlik ve zayıflık; ortası, zevkten mahrumiyet ve sonucu da, hiçbir şekilde bir avuntu olmazdı […]  İnsan yaşamı kadının göğsünden doğar. Onun dudaklarından öğrenirsiniz söylediğiniz ilk küçük sözcükleri. İlk gözyaşlarınızı silen de odur. Son saatinde erkekler kendilerine önderlik edene, zül sayarken son nefesinin duyan da yine odur.”

Arthur Schopenahuer’in birinci bölümde kadınların nitelikleri üzerine yaptığı açıklamalar, 19 yy toplumunun kadına yönelik yaklaşımının bir tezahürüdür. Burada kadın doğurduğu çocuğun tüm ihtiyaçlarını karşılayan bir mürebbiye ve kocasına itaat ile yükümlü bir varlıktır. Zira kadın çocuksu, uçarı ve dar görüşlüdür. Bu da onların büyük bir çocuk olduklarının bir göstergesidir. Dolayısıyla doğurdukları çocuğun tüm ihtiyaçlarını omuzlayacak Read the rest

İkinci Cumhuriyet – Yeniden Millet Dönemi »

ikinci-cumhuriyetTürkiye siyasi yaşamında büyük bir kırılma olarak kabul edilen bir değişim vuku bulduğunda Fransız geleneğinden esinlenerek cumhuriyetlere numaralar veren yorumlar yapılır bazen. Fransız siyasi tarihinde cumhuriyeti numaralandırmak yeni bir anayasanın yürürlüğe girmesine göre yapılmıştır.

Bizdeki yorumcular ise bu numaralandırma işini genellikle ülkeyi görmek istedikleri ideal noktaya yaklaştıran değişim ve dönüşüm dönemlerini referans alarak yaparlar. Geleceğe dair beklentileri onlar için en uygun ölçü olmakta.

Çoğunlukla liberaller, demokrasi teorisinin bir cumhuriyette ne şekilde ve ne ölçüde uygulama alanı bulduğuna bağlı olarak bir dönemleştirme yapmaya eğilimliler. Bu açıdan bakıldığında önemli demokratik atılımların yapıldığı, demokrasinin yerleşmesi adına Batı’daki örneklerine yakınlaştıran yoğun çabaların sarf edildiği zaman dilimlerini numaralandırmayı hak eden dönemler olarak görürler. Bunda yanlış bir taraf bulunmuyor. Ama demokrasiyi kendi başına bir amaç değil de, halkın çoğunluğunun ortalamasını yansıtan bir anlayışın belirleyici güç olarak devlet yönetimde yer almasının aracı olarak görürsek cumhuriyetin üçüncü beşinci değil, ikinci döneminin başlarında olduğumuzu söylememiz daha isabetli olacaktır.  Çünkü ilk defa, onlarca yıl merkezden uzak tutulmuş kitlelerin bu kadar etkili bir biçimde devletin yönetiminde ve ülkenin kaderinde söz sahibi olduğunu gördük. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi bu hakikatin taçlandığı bir dönüm noktasına işaret etmekteydi. Millet, devlete kendi rengi vermeye başlamıştı. Read the rest

Cemaat, Tarikat, Nebahat, Hububat, Zerzevat ve Öteki Atlar »

  • cemaat-tarikat-tartismalariFETÖ cemaatlerin varlığından değil yokluğundan doğmuş bir problemdir.
  • FETÖ’nün insan avcıları dershane kanalıyla başını okşayamadığımız yetimleri, doyuramadığımız fakirleri ağlarına düşürdüler.
  • FETÖ ibadet için bir araya gelen cemaatlerin değil dünya sevgisi ve ölüm korkusunun tecessüm etmiş halidir.
  • Eğer Kemalizm Osmanlı’nın vakıflarını yıkmasaydı FETÖ örgütü asla kurulamazdı. Bu sebeple cemaat tartışmaları zeminsizdir: Bkz. Gelecek Zaman’ın hikâyesidir Vakıf
  • Dilim devrildi, altında kaldım. Cemaat ve tarikat tartışması Nebahat, zerzevat ve hububat kavgasına döndü.
  • Hayatı boyunca bir tekkeden içeri adım atmamış “uzmanlar” tasavvuf ve tarikatlar üzerine konuşuyor.
  • Türk dil kurumunun yaptığı tahribat yetmezmiş gibi bir de FETÖ lisanımızı bozdu: Paralel, himmet, hizmet, abi, abla… ve tabi cemaat kelimeleri kirlendi.
  • Başta ibadet olmak üzere Müslümanların her işi cemaatle (FETÖ ile değil) yapmalarını emreden ayet ve hadisler aşikâr.
  • Etliye, sütlüye karışmayan, münzevi bir hayat makbul bir hayat değil. İlmî sebeple inzivaya çekilen âlimer dahi vakit namazlarını cemaatle kılarlar.
  • Tarikatlar ve cemaatlerin içtimai hayattan tecrid olmasını savunanlar da aldanıyor. Ne hizmet ne de zulme direnmek mümkün olmaz.

Read the rest

Görünür ama yoktur; görünmez ama vardır »

ronesans-perspektif

Gerçeğe çok yakın görünen ama gerçek olmayan şeyler vardır: Mesela geri oynatılan bir filmde kırılan bardağın parçalarının birleşmesi veya akan suyun tırmanıp çeşmeye geri dönmesi. Aslında bütün fotoğraf ve film hileleri bu kategoriye girebilir. Resim / film tekniği yoluyla imkânsızı mümkün, yalanı gerçek gibi gösterebilirsiniz. Film hileleri eşyanın tabiatına aykırı şeyler gösterdiklerinde akılla temyiz ederiz ve aklımız gözden gelen bilgileri iptal eder. Descartes’in dediği gibi su bardağı içinde kırık gözüken kalemi akılla “tamir” ederiz.

Merkezî perspektif de böyledir ama mesele basit eğlencenin ötesine geçtiği için oldukça sakat. Ufuk çizgisi, kaçış noktası vb tekniklerin gerçeği “deforme” etmeleri değil ama deforme edilmiş gerçeği TEK ve alternatifsiz gerçek gibi dayatmaları yüzünden ciddi tehlikeler baş gösterir. Zira bu dayatma sanatın varoluş sebebi olan hürriyete aykırı. Bu sebeple merkezî perspektif sanatın düşmanı olduğu kadar ahlâkın da düşmanı. Çünkü güzel ahlâkın izharı ancak kötüyü/çirkini seçme hürriyetinin bulunduğu bir mekânda mümkün olabilir. Bu veçhesiyle sanat eşyanın tezyininden ibaret değildir; sanat kendi sahasının dışına taşar. Sanat sanatçılara bırakılamayacak kadar hayatî ehemmiyeti haizdir.

Rönesans sanatı neden Hakikat’i anlatamaz?

Merkezî perspektif mekânı adeta bir cisim gibi objektif, homojen sûrette resmeder. Rönesans resim sanatının hakikatten uzak; haliyle yanlış bir sanat olma sebebi bu. Zira eşya ile onun mevcudiyetine imkân veren mekânın aynı sembolik lisan ile temsil edilmesi “ateş” kelimesinin dili ve dudakları yakacağını iddia etmek kadar saçma. Peki ressamlar neden düşer bu hataya? Şu kevnî gerçeği akledemedikleri için:

“… Farklı mekânlara, kevnî/ontolojik şartlara ait nesnelerin düşüncede ve dilde yanyana temsil edilebilmeleri, bu farklı nesneler arasında varlıksal bir geçiş, varlıksal bir bütünleşme imkânı veya bir etkileşim sağlamaz …”(Ahmed Yüksel Özemre)

Açalım: Fizikî cisimlerin vücud bulmasına, önde, arkada, altta, üstte olmasına imkân veren “kab” Mekân’dır ama Mekân bizzat fizikî bir cisim değildir. Ufuk çizgisi gerçekte var olmayan, gözün gücüne, havanın aydınlığına vb bağlı, tıpkı serap gibi bir vehim. Bu yüzden merkezî perspektifin gerçekmiş gibi dayattığı vehimlerden biri de sanal çizgilerle oluşturduğu 3 boyutlu kareli defter. Perspektif kuralları gereği ressam cisimleri ve Mekân’ı peşinen var kabul ettiği sanal bir kafesin Read the rest

Dikkat Güncelleme: Fethullah Gülen’i iyi bilirdik 5.0 »

fethullah-gulen-kapakTürkçe Olimpiyatlarını ve Türk okullarını sevmiştik. Gözü yaşlı vaizin Amerika’da yaşamasına alışmıştık. 1980 öncesinde komünizme karşı CIA ile işbirliği yapmasına “taktik” demiştik. Fethullah Gülen aleyhine açılan davalardan birinin iddianamesinde “pozitivist felsefeye karşı olmak” ile suçlanıyordu. Biz de karşıydık pozitivizme.

Sonra bir gün… Mavi Marmara! Doğu Akdeniz’de, uluslararası sularda oyuncak ve gıda taşıyan bir gemi saldırıya uğradı. Masum ve silahsız insanlar öldü. Psikopat bir devletti bunu yapan. İsraillileri hapsettiği korku duvarları Filistin’i hapseden beton duvarlardan daha yüksekti. Ama Fethullah Gülen İsrail’den izin alınması gerektiğini söyledi. Bu terörist devletten “otorite” diye bahsediyordu. Gülen’e göre İsrail Doğu Akdeniz’in efendisiydi, uluslararası sularda bile masum sivilleri öldürme hakkına sahipti. Gülen cemaati dünya ile uğraşmaktan ahirete vakit ayıramıyordu. Gülen cemaati bir cemaatten başka herşeye benziyordu.

15 Temmuz gecesi yaşadığımız darbe girişiminde yaşadıklarımızla birlikte değerlendirince can acıtan bir soru kendini dayatıyor bize: Fethullah Gülen ve kurmayları bizi baştan beri kandırdı mı? Yoksa “küçük eller” dediğimiz masum insanların teşkilâtı sonradan mı kokuştu? Buradan indirebilirsiniz.

Bürokratik Oblomovluk »

oblomov-burokrasi

“Oblomov”, Rus yazar İvan Gonçarov’un 1859 yılında yayımlanan romanının adı. Oblomov romanın başkişisi. Romanın yayımlanmasından sonra Rusçada günlük dile geçen “Oblomovluk” ise; tembelliğin, ataletin, uyuşukluğun, köhneliğin, düşünceden eyleme bir türlü geçemeyişin ifadesi. (Roman hakkında ayrıntılı incelemeler için buraya bakabilirsiniz.)

15 Temmuz’dan sonra Mit, Emniyet, Genel Kurmay gibi güvenlikten sorumlu kurumlar en çok eleştirilenlerin başında geliyor. İlgililerin işlerini hakkıyla yapmadığı, milli güveliği tehdit eden böylesi hain bir kalkışmanın nasıl olup da zamanında fark edilemediği, eğer fark edildiyse neden harekete geçilmediği sorgulanıyor.

Kamuda çalışan eski yetkilileri dinleyince aslında bu hain şebekenin hiç de tamamen fark edilmemiş olmadığını, pek çok kişinin onu bir ucundan yakaladığını öğreniyoruz. İçlerinden gerekli şikâyetleri başvuruları yapanlar da olmuş. Ama bir netice alınamamış. Öne sürülen ortak gerekçe bu hain sürüsünün her köşe başını tutmuş olması. Read the rest

Kuş / Hermann Hesse »

herman-hesse-kus-2Bir söylence de var ki, buna göre yabancı kadın Ninon, lanetlenip kuş kılığına sokulmadan çok önce kuşu büyücü kılığında tanımış, kırmızı evde onunla oturup uzun uzun, kara yılanlar ve mavi tavus kuşlarıyla yeşil kertenkeleler yetiştirmişlerdi. Bugün bile Montagsdorf’un yukarısındaki Böğürtlen Tepesi yılandan geçilmiyordu; bugün bile yılanlardan, kertenkelelerden her birinin, bir vakit büyücünün atölye olarak kullandığı evin kapısının önünden geçerken nasıl bir an durup başını kaldırdığı, ardından saygıyla eğildiği açık seçik gözlenebiliyordu. Montagsdorf ta hayli zaman önce bu dünyadan göçüp gitmiş Nina adında çok yaşlı bir kadın söylencenin bu çeşitlemesini anlatmış; yemin ederek söylediğine göre, sık sık o dikenli tepede şifalı otlar ararken, pek çok yüz yıllık bir gül ağacının bir zamanki büyücü Ninon’un evinin girişini belirlediği yerde yılanların saygıyla eğildiklerini görmüş. Buna karşılık başka kişilerin kesinlikle açıkladığına göre, kuş büyücü kılığındayken Ninon’un onunla hiç ilişkisi olmamış. Ninon çok, çok daha sonraları Doğu Yolcuları’nın eşliğinde yöreye gelmiş, o geldiğinde de büyücü çoktan kuş kılığına girmiş Read the rest

Körleşme / Elias Canetti »

Körleşme - Elias Canetti-aKendisi ise sağda, Therese’nin yanında, yürekli bir subay gibi durdu. Kien’in sandığının tersine kadın, başını salladı, düşmanını yüzünde sevimli bir ifade olduğu halde selamladı ve: “Henüz evlenmemiş bir kadınsınız,” dedi, “onun için rahatınızın değerini bilin.” Bu sözlerden sonra güldü. Altın dişleri sanki veda etmek istercesine ağzında sallandı. Therese, ancak kadın dışarı çıktıktan sonra söylenenlerin anlamını kavrayabildi. Yerinden fırladı ve ne yapacağını şaşırmış bir halde: “Rica ederim, bu yanımda gördüğünüz kocamdır! Kocamdır diyorum size!” diye haykırdı, “Yalnız çocuk sahibi olmak istemiyoruz! Ama kocamdır gördüğünüz!” Kien’i gösterip kolundan çekiştirdi. Onu yatıştırmalıyım, diye düşündü Kien. Bu sahne çok canını sıkmıştı. Onun korumasını gereksinen kadınsa hiç durmaksızın bağırıyor, bağırıyordu. Sonunda Kien, boylu boyunca ayağa dikildi ve tramvayda bulunan herkese hitaben: “Evet,” dedi. Therese hakaret görmüştü; bundan ötürü kendini savunmak zorunluluğunu duymuştu. Verdiği karşılık da gördüğü hakaret derecesinde kaba olmuştu. Ama suç, onda değildi. Sonunda yine yerine çöktü Therese. Read the rest

Ermiş / Halil Cibran »

ermis-halil-cibran 13Güzelliği nerede arayacaksınız ve o eğer yolunuz, rehberiniz değilse onu nerede bulacaksınız?

Konuşmanızı onunla örmezseniz, ondan nasıl söz edeceksiniz?

Mağdur olanla kalbi incinmiş olan der ki: “Güzellik şefkatli ve yumuşak huyludur,

Kendi görkeminden yarı utanç duyan genç bir anne gibi dolaşır aramızda.”

Ve tutkulular der ki: “Hayır, güzellik güç ve korkudur.

Güçlü bir kasırga gibi altımızdaki yeryüzünü ve üzerimizdeki gökyüzünü sarsar.”

Yorgun ve bitkin olanlar der ki, “güzellik yumuşak bir fısıltıdır. O bizim ruhumuzda fısıldar. Read the rest

Bâkî / Eternal / Timeless / διαχρονικό / باقي »

200

Ne değildir?

Eskimeyen, bozulmayan şey değil.

Nedir?

Değişenlerin değişimini mümkün kılan, her değişimi ihata eden zaman dışı değişmezlik.

Neden?

Mikro dalga fırına koyduğunuz şeyin ısınmadığını görürseniz aletin bozulduğuna hükmedersiniz. Aslında bir ihtimal daha var: Mühendislerin o mikro dalga fırını icad etmesini mümkün kılan Maxwell yasalarının dün gece siz uyurken değiştirilmiş olması. Ama kimse bu ihtimal üzerinde fazla durmaz ve derhal tamirci çağırır. Çünkü Maxwell yasalarının bâkî olduğuna iman ederiz. Çünkü Maxwell yasaları James Clerk Maxwell doğmadan evvel de vardı.

enerji-korunumu1918’de Emmy Noether tarafından Göttingen yayınlanan ve Einstein’in “matematiksel düşünce abidesi” diye nitelediği Noether Teoremi varlık ve bekâ münasebetine ışık tutacak cinsten: Noether fizik kanunlarının bâkî oluşuyla enerjinin korunum kanunu arasında eşdeğerlik olduğunu ispat etmiş. Yani Big Bang veya uzayın genişlemesi gibi uzayı dönüştüren ve fizik bilimini ilerleten olaylar aslında ilerlemeyen, değişmeyen, dönüşmeyen, daima bâkî kalan fizik kanunları sayesinde gerçek oldular.

Böyle olmasaydı yoktan enerji üretebilirdik. Meselâ yerçekiminin zayıf olduğu saatlerde yüksek noktalara su pompalardık. Sonra yerçekimi artınca aşağıya akıtır, tükettiğimizden daha fazla enerji üretirdik. Üstelik parçacık hızlandırıcılarda ispat edildiği gibi enerjiden de madde üretebileceğimizden kâinatın dengesiz bir yapıya dönüşürdü. Yani ilk bakışta alâkasız görünse de enerjinin korunumuyla bütün bilimsel yasaların bâkî olması arasında sıkı bir bağ var; hatta belki de bu ikisi aynı hakikatin iki farklı veçhesi. Bir başka deyişle bilimin yasaları bilimin konusu olan madde ve enerjiye izafen evvel ve âhîr yani bâkî!

Bu gerçeği kabul etmekte zorlananlar Higgs bozonu keşfi üzerinde de düşünebilirler. CERN’de küçük bir mekânda yüksek enerjili proton çarpışmaları gerçekleştiren fizikçilerin amacı “ilkel uzayda” cari olduğuna inandıkları koşulları kısa bir süre için meydana getirmekti. Büyük bir enerji yoğunluğu ve büyük bir sıcaklık. Fizik kanunları 13.7 milyar senedir bâkî olduğu için Higgs bozonu gözlenebildi.

Big Bang bir başlangıç değil dikiz aynasında gördüğümüz ufuk çizgisidir

big-bangBelki ışık yoktu ama ışık hızı vardı. Belki Big Bang öncesi evrende elektronlar ve protonlar yerine daha “ilkel” parçacıklardan oluşan bir tür plasma vardı… Yine de bir elektronun eksi yüklü olacağı ve artı yüklü protonlar tarafından çekileceği bir yasayla evvelden belirlenmişti. Yoksa Kâinat’ın farklı yerlerinde meydana gelen elektronlar farklı davranışlar sergileyebilirdi. Kütle çekim sabiti birbirini çekecek kütleler yokken de sabitti. Henüz moleküllerin oluşmadığı “ilkel” evrende fizik yasaları bileşiklerin 1 molündeki atom adedini veren Avogadro sayısının 6.02214199×1023 olduğunu söylüyordu. Çünkü fizikçi ve kimyacı yoktu ama fizik ve kimya yasaları vardı. Zira bilimsel yasalar var olmak için ne bilim adamlarına ne de bilinmeye muhtaç değildi. (Bkz. Tanrı Parçacığı / God Particle / إلها الجسيمات)

Geçen değil geçmeyen şeye “Zaman” denir

Ama insanların çoğu bunu bilmezler. “Bu yol Ankara’ya gider” dediğimizde yol aslında bir yere gitmez, yol sayesinde gidilir; yol bâkîdir. Ama biz yolun işleviyle yolun “zâtını” şuurumuzda eşleyen bir söz sanatı yaparız. Zaman için de böyledir bu. “Günler geçiyor” derken gerçekliktir geçen, Zaman değildir. Geçen Zaman olsaydı Read the rest