Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Kürtçe Ezandan Ramazan Cinayetine: Kürtçü İslâm(!) »

Van-Başkale karayolunda, terör örgütü PKK üyelerini taşıyan otomobilden askerî araca el bombası atılması ve uzun namlulu silahlarla ateş açılması sonucu 3 asker şehit oldu, 4 asker de yaralandı.

… Bu konu ile ilgili olarak…

Son 90 günde en çok paylaşılanlar »

  1. BDP… Sivil itaatsizlikten sivil serseriliğe doğru
  2. Irkçısınız Çünkü…
  3. Sosyalizmden kaçan işçi olur mu?
  4. Dindarların Laiklerle İmtihanı
  5. BDP’nin istediği statü bu mudur? Değilse nedir?
  6. Bir et parçası olarak komünist İnsan’ın kıymeti
  7. ‘Statü’ İstemek, Ne Demek?
  8. Erzurumlu İbrahim Hakkı ve Adam Smith; Marifet ve Zenginlik Arasında İki Düşünce İki Dünya

Bu Pazartesi Son Pazartesi »

Uzun zaman önce başlamıştık “Pazartesi” yazılarına. Tesettür yasağına karşı, yobaz laikliğe karşı belki cılız ama sürekli bir ses çıkarmak istedik. “Eziyet bitmedi” demek istedik, “biz de şahidiz” demek istedik. Çünkü başörtüsü yasaklarıyla çok eziyet edildi insanlara. Binlerce, belki onbinlerce genç kızın eğitim hakkı ellerinden alındı. Eğitimle birlikte kariyerleri, gelecekleri karartıldı. Devlet eliyle insanlara “ya inancın ya da tahsilin!” diyerek şantaj yapıldı.

Mesele elbette çözülmüş değil henüz. Yeni anayasa ile Read the rest

Yılın ilk mahyası »

Taraf Gazetesi‘ne ve mahyacı okurumuz Uğur Şahin’e teşekkürlerimizle

Kendi ülkesini işgal edemeyen istifa eder »

Başbakan’ın emekliliğini istediği Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner ile kara, deniz ve hava kuvvetleri komutanları YAŞ öncesinde emekli edilmelerini engellemek için istifa ettiler.

… Üniformalı eşkiya ilginizi çekiyorsa…

Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek  KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

YAKINDA: Liberal Totalitarizm »

“…Yeni despotizmin neye benzeyeceğini hayal ediyorum. Birbirine benzeyen, “eşit” insanlar görüyorum küçük ve sıradan hazlar peşinde, hiç dinlenmeden kendi etraflarında dönüyorlar. İçlerini, ruhlarını dolduruyorlar bu hazlar ile.Her biri ötekilerle arasına bir mesafe koymuş, onların başına gelen şeylere kayıtsız, yabancı gibi. Çocukları ve yakın arkadaşları onun için bütün insanlığı teşkil ediyor. Kendi ülkesinin vatandaşları? Hemen yanındalar ama onları görmüyor. Dokunuyor ama neredeyse hissetmiyor. Sadece benliği var ve benliği için var. Elinde bir aile kaldıysa bile artık vatanı yok.Onun bu bireysel hazlarının sürmesini garantileyen devasa bir güç yükseliyor üzerinde. Mutlak, düzenli,  öngörülü ve şefkatli. İnsanı yetişkinliğe hazırlayan baba şefkatini andırsa da özünde bireyleri çocukluk mertebesinde tutmayı amaçlıyor. Vatandaşların haz almalarından hoşlanıyor, yeter ki istedikleri tek şey bu olsun.

Bu güç gönüllü olarak bireylerin mutluluğu için çalışıyor ama bu mutluluğun tek vektörü ve tek hakemi olmak iddiasında. Onların güvenliğini sağlıyor, ihtiyaçlarını karşılıyor, haz almalarını kolaylaştırıyor. Endüstrilerini yönetiyor, miras sorunlarını çözüyor. Böylece bireyler düşünmenin zahmetinden ve yaşama ızdırabından kurtuluyorlar.Vicdan ve özgür irade her geçen gün biraz daha gereksiz ve nadir oluyor, daha küçük alanlara hapsediliyor. Özgürlük böylece insanların parmakları arasından kayıp giderken birey [felçli bir hasta gibi] kendini yönetme kabiliyetini tamamen kaybediyor…” (Alexis de Tocqueville [1835], De la démocratie en Amérique, Tome II, Quatrième partie : De l’influence qu’exercent les idées et les sentiments démocratiques sur la société politique, Türkçesini okumak için: Amerika’da Demokrasi)

Donde Estas, Yolanda »

Öcüler ve katiller: İki günah keçisi daha yakıldı »

Sunuş: Eskiden kimi topluluklar bütün günahlarını bir keçiye “yükleyip” hayvanı yakar ya da bir uçurumdan aşağı atarmış. Biz Ogün Samast’ı cezalandırırken Norveç de kendi günah keçisini yakaladı. “Canavar” diyor Batı medyası. İnsanlık dışıymış 90 veya 100 masumu öldürmek. Oysa insanlığın tam göbek deliğindeyiz. Ürettiğimiz katileri İnsanlık’ın dışına iterek kendimizi kandırıyoruz sadece. Korkularımızı, günahlarımızı yüklediğimiz zavallıları yakıyoruz.

Samast’ın cezalandırılmasıyla ne kazandık? Hristofobiyi destekleyenler, Ankara Ticaret Odası gibi “öcü misyonerler, öcü Ermeniler” diyerek halka gaz verenler, devlet okulunda Ermeni nefretini yaymak için CD dağıtan Genel Kurmay aklanmış mı oldu? Başta Türk medyası olmak üzere 80 yıldır bu nefretin rantını yiyenlerin ellerindeki kan temizlendi mi? Ya Avrupa’da islamofobiden beslenen basın ve popülist siyasetçiler? Aşırı çağdaş, süper uygar, acayip demokratik, cici, iyi, parlak vs uygarlıklarını akladılar mı bu adama “deli” diyerek?

Geçmişte günah keçilerinin üretimi konusunda bir yazı yayınlamıştık. Resmî gerçeklere karnı tok olan okurların dikkatine sunuyoruz:

 

O Gün Bebek Nasıl Katil Oldu?

Kendini Orta Asyalı zannetmenin zararları

Öyle güzel romanlar vardır ki okuyup bitirdiğinizde neredeyse üzülürsünüz. O.S’in Hırant Dink’i öldürdüğü yaştayken okuduğum Richard Bach’ın Mavi Tüy adlı romanı da bunlardan biri.

Romanın başlangıcında bulunan şiir bir nehrin içinde kayalara tutunarak yaşayan bir grup hayvanı anlatıyor. Bir gün bu hayvanlardan biri tutunduğu kayayı bırakmak istiyor nehrin nereye gittiğini görmek için. Arkadaşları onu “Asla! Nehir seni taşlara vurarak yok eder” diye uyarsa da bizimki aklına koyduğunu yapıyor ve aldığı darbelere rağmen direniyor tutunmaya. Bir süre sonra nehrin akıntısına ayak uyduruyor ve çarpmadan “akmayı” öğreniyor. Nehrin onu getirdiği yeni yerlerde kayalara tutunarak yaşayan başka hayvanlara rastlıyor. Onlar “sen bize bu kadar benzediğin halde tutunmak zorunda değilsin, demek ki sen Mesihsin” diyorlar. Bizimki ısrarla “tutunmayı bırakın, göreceksiniz, sandığınız kadar tehlikeli değil” dese de sözünü dinletemiyor Read the rest

Son 30 günde en çok paylaşılanlar »

  1. Dindarların Laiklerle İmtihanı
  2. Şehit olmak serbest, şehitliğe gelmek yassah!
  3. BDP’nin istediği statü bu mudur? Değilse nedir?
  4. Kürt şımarıklığı
  5. Ölümcül Kimlikler (Amin Maalouf)
  6. Dikkat Kitap:İnsan’sız Sinema Olur mu?
  7. Demokratik(?) Şiddet Kürt Siyasetini Tüketirken
  8. BDP’li milletvekilleri yeni Anayasa çalışmalarına katılmalıdır
  9. Küskün siyaset olur mu?
  10. Bir CHP var bende, benden içeri 

İğde çiçekleriyle yolculuk ve Ankara »

 

–  Yolcu dergisinde yayımlanmıştır –

Yola Çıkıştır

   Uzattım elimi, kimse tutsun diye değil sadece “yapmadım” dememek için, uzattım elimi…

   Dağınıklığın içinde nefessiz kaldığım milyonlarca andan sadece birinin içinden, dağınıklığıma bakıp; beni bu kez içinde hapsetmesi ihtimaline isyan edercesine doğruldum. Kararsız ve “hayırlısına” kilitlenmiş yanlarımı, çıktığım zindana hapsedip, üzerime yapışması için dualar ederek büründüğüm yeni rolle birlik yola çıktım.

   Bir bilet almak mıdır yoksa valiz hazırlamak mıdır yola çıkışın habercisi? Yolculuğa çıktığın an, vasıtaya yerleşmek, asfalt şeritlerinin araçla yarışına Read the rest