Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Ölüm’ü yeniden evimize misafir etsek? »

Modern ve laik bir ülke olan Fransa’da bir kaç ay önce ötenazi konusu senatonun gündemine geldi. Yasa tasarısı  “Hızlı ve ızdırapsız bir ölüm için tıbbî yardım” başlığı altında tartışılırken ölümden bahsetmeyi beceremediğimizi düşündüm. Çünkü meselenin özü bir kamplaşma yüzünden perdelendi: Ölüm esnasında “sadece” ızdırabın azaltılması taraftarları ile ötenazi yanlıları karşı karşıya gelirken ölüm kavramını konuşmadık. Türkiye’ye en “fransız” parti olan CHP’den bir milletvekilinin Kur’an’daki Ölüm’le ilgili bir ayeti “sinir bozucu” bulması sanırım bir istisna değil. Modern olmak ile Ölüm’ü sinir bozucu bulmak arasında bir ilişki var:

  • Bütün canlılar ölümü tadar (Enbiyâ 35). Yani herkes ölür.
  • Ya ben? Ben herkes değilim ki. Kimse benim yerime ölemez mi? Parası neyse vereyim. Doktorlar hâlâ çaresini bulmadılar mı şu “ölüm” denen problemin? Ölüm Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı değil mi? Devletimiz uyuyor mu?

 Cenaze törenleri, mezarlıklar ve ölülerin anılması binlerce yıldır insan yaşamının bir parçası. Ama modernleşen dünyada biyolojik ölüm rahatsız ediyor, ondan kaçmaya çalışıyoruz sanki? Derin Göz kitabında anlattığımız “parçalayıcı zekâ” yüzünden sanırım, “ölüm bizim meselemiz değil” gibi bir vehim içindeyiz. Yaşayanlar yaşar, ölenler de ölür. Birbirine karışmaz ikisi. Epikür değil miydi “ölümden korkmuyorum, ben varken o yok, o varken ise ben yokum” diyen? Haz ve tehdit odaklı yaşamın bedeli bu. Kendini ete, kemiğe, vücuda, maddeye eşitleyince maddenin yok oluşu Read the rest

Ölüm Korkusu »

YAKINDA: Liberalizmde Özgürlük-Güvenlik Açmazı »

İslamofobi ve internet »

Sol’un İslamofobi’yi ciddiye alması lazım. Her taşın altında Müslümanları bulan kaçıklarla dalga geçmek kolay. Fakat İslam karşıtı hissiyat, hızla aşırı sağın 20. asrın başındaki anti-Semitizmle yapısal benzerlik taşıyan önemli bir dayanağı haline geliyor. […]  Sağcı popülizm güçleniyor, çünkü köşeye sıkıştıklarını düşünenlere hitap ediyor. Kemer sıkma ve ekonomik kriz ikliminde birçok insan kendini güvende hissetmiyor, zaten hissetmemeliler de… İslamofobikler, iş kayıpları ve toplumsal çözülmeye dair gerçek güvensizliklerini, halifeden gelen hayali tehditlere kanalize ediyor.

Bu açıdan bakıldığında aşırı sağın büyümesi, ‘sol’un sadece internette değil, gerçek dünyada da başarısızlığın daimi hatırlatıcısı görevi görüyor. Eğer çözümler ortaya koymazsak, kendi çözümünü ortaya koyan bir Anders Breivik daima olacaktır.  TAMAMI

Ressam Fehime Salihi Firuz ile söyleşi »

 

Resimleriniz İran resim geleneği kadar Avrupa resmini de özümsediğinizi gösteriyor. Avrupalı ressamlar arasında kendinize hangilerini daha yakın buluyorsunuz?

Tartışmasız Rothko. Dali de elbet önemli, ama çok çılgın bana göre. Sürrealizm ona çok şey borçlu.  Gerçeküstü çalışmalar yapmak isteyen ressamın önünde aşılmaz bir dağ gibidir Dali. İran Davudi’nin , Farah tarafından çok desteklenen bu ressamımızın resimlerinin Dali’den kopyalanmış olduğu düşünen eleştirmenler var. Ben kendim sade bir şekilde  Mark Rothko’yu seviyorum, onun renklerle oynaması çok hoşuma gidiyor. Renklerin kutsal bir yönü olduğunu hissettiriyor.  Renklere bu tür bir hakimiyeti nedeniyle kiliselere de resim yapmış.  Onu seviyorum, ama etki yaratacak ölçüde ilgimi çeken başka özel herhangi bir isim gelmiyor aklıma Avrupalı ressamlar arasında.

Resimlerinizde Siyahkalem ve  kısmen Ferçiyan kadar  Goya etkisi de algılamıştım ben ilk gördüğümde.

Bu ressamların hepsi ilginç, ama kendi dönemleri açısından, kendi kültür bağlamları kapsamında… Ben daha kendime özgü, kendi kültürümü yansıtan resimler yapayım istedim. Öyle ki akademide hocalarım bana,  ” İranlı olduğunu bu kadar mı göstermek istiyorsun?” derlerdi. Çünkü benim resimlerimi gören, ressamının İranlı olduğunu anlar, bir birikimi o kadar yansıtıyor yani. Bir sergi sırasında resimlerimi inceleyen bir adam yanıma geldi ve bana feminist olup olmadığımı sordu. Tablolarımda neredeyse hiç erkek siması yok. Adam söylemeden önce bunu hiç farketmemiştim.  Kendiliğinden oluyor bir şeyler. Aslında İran resminde cinsiyet öne çıkmaz adeta, erkek ve kadın suretleri çok aynılaşır. Bazen bir ressam çıkıp kadını cinsiyetini belli edecek şekilde bir özelliğiyle belirginleştirebilir ama yüz değişmez. TAMAMI

Loreena Mckennitt- The Two Trees »

Buzlar eridi, yeni ticaret yolları açıldı »

Rusya İklim İzleme Ajansından yapılan açıklamada, Kuzey Kutbu’nda bu yaz buzların rekor düzeyde erimesi nedeniyle Asya ile Batı ülkeleri arasında yeni ticaret rotasının açıldığı belirtildi. Kuzey Kutbu’nun 1936 yılından bu yana geçen yıl en sıcak üçüncü yazını yaşadığı ifade edilen açıklamada, buzların yüzde 56 oranında daha fazla eridiği kaydedildi. Açıklamada, ”Ağustos ayından bu yana buzkıran kullanmadan hemen hemen her rotada ulaşım açık” denildi. KAYNAK

Küresel ısınma çok iyi bir şeydir

kuresel-isinma_bir_image2.jpgBir suç işlendiği zaman ilk akla gelmesi gereken şey “bu kime yarar?” diye sormak.

Küresel ısınma ve getirdiği felaketler karşısında gelişmiş ülkelerin takındığı tavra baktığımız zaman ikinci sınıf polisiye filmlerin uyanık dulları akla geliyor. Hani hayat sigortasından faydalanmak için kocasını öldürüp de polis gelince karalar bağlayan, yalandan ağlama krizleri geçiren dullar.Küresel ısınma “sayesinde” bazı ülkeler milli zenginliklerini ikiyle çarpacaklar desek herhalde abartmış olmayız.

Kim bu bazıları? En başta Kanada, Rusya ve Danimarka. Ardından da Japonya, Çin, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve diğer Batı Avrupa ülkeleri. Yani ne BM’nin Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri ne de G10 grubunun ülkeleri küresel ısınmadan şikâyetçi değiller, tam tersine, neredeyse zil takıp oynayacaklar.

iki-dunya-yollar.jpg

Neden? Yukarıda sunduğumuz haritayı bir elinize alın, küresel ısınma konusunda gelişmiş ülkelerin kopardığı gürültüyü ise diğer elinize. Küresel ısınma “sayesinde” erimeye başlayan buzullar bu güne kadar geçilmez sanılan deniz yollarını ve kara parçalarını ulaşıma açıyor ve bu kuzey yarı kürenin zengin ülkeleri için mükemmel bir haber.

Madenler ve petrol

Öncelikle Kanada ve Rusya, bir ölçüde de ABD ve Danimarka şimdiye kadar -50°’ye varan aşırı soğuklar nedeniyle kullanamadıkları bir kaç milyon kilometre karelik alanı kullanıma açıyorlar. Altın, gümüş, petrol, doğal gaz, kurşun, elmas, çinko kaynayan bu bölgenin yeraltı zenginlikleri Kuzey Kutbu’na kıyısı olan ülkeler için son derecede önemli bir gelir kaynağı Read the rest

Yeryüzü Doktorları ‘Afrika’ya Hayat Operasyonu’nu başlattı »

KAYNAK

Bugün, nüfusu  400.000’e yaklaşan Dadaab, dünyanın en büyük mülteci kampına dönüşmüş durumda. Kamplara her gün, en az yarısı çocuklardan oluşan 1300 kişinin ulaştığı belirtiliyor. Kamplara gitmek için yola çıkan yüzlerce insan yollarda can veriyor. Haftalarca yürüyerek yardım kampına ulaşmayı başaranlar insanlar açlık ve hastalıkları ile birlikte bir de çocuk ve yakınlarını kaybetmenin travmasını yaşıyorlar. Kamplara ulaşabilen özellikle çocukların bir kısmı ise kampa kabul anlamına gelen sarı bileklik almak için sırada beklerken hayatlarını kaybediyor. Kamplara giremeyenler ve uluslar arası yardım alamayan Kenya ve Etiyopyalı yerli halk da mağdur durumda.  Yeryüzü Doktorları ‘Afrika’ya Hayat Operasyonu’nu başlattı. Bölgeye temel sağlık hizmetleri, gıda ve ilaç yardımı götürüyor. 6 Kişilik ailenin bir aylık ihtiyacını karşılayacak olan ‘Hayat Paketi’ bedeli: 150 TL. Bu paketin içinde Acil Sağlık Destek Kiti ve temel gıdalar bulunuyor (10 kg pirinç, 6 kg buğday, 12 kg un, 5 kg şeker, 5 kg kuru fasulye, ½ kg tuz, ½ kg çay, 5 lt sıvı yağ, 2 kg süt tozu ve ihtiyaca göre verilecek ilaç ve tıbbi beslenme preparatları)

 Yeryüzü Doktorları aracılığı ile yardımlarınızı ulaştırmak için www.yyd.org.tr sitesinden ‘AFRİKA’YA HAYAT OPERASYONU’ başlığı altında online ya da hesap numaralarımıza banka havalesi yolu ile bağış yapabilir.

Bağış için tıklayın

Liberal Totalitarizm(2):Adolf Hitler Reloaded! »

Sunuş: Michel Foucault “modernite bir zaman dilimi değil bir zihniyettir” diyordu. Galiba haklıydı. Büyük insanlık 19cu asırdan çıkamadı henüz. O zihniyeti terk etmediğimiz için 1800’lü yıllarda icad edilen felaketler yakamızı bırakmıyor. İşte bu makalenin maksadı da başta Karl Marx olmak üzere Arendt, Tockeville ve Soljenitsin’in yardımıyla 21ci asrı “kirletmiş” olan 19cu asrı deşifre etmekten ibarettir…(MY)

 Hatırlıyor musunuz? 11 Eylül saldırıları sırasında dünya insanlarının tepkisini TV ekranlarında naklen izlemiştik. Hatta bir ara ekranlar ikiye bölünmüştü: Bir yanda yıkılan binaların içinde yakınları olan amerikalılar korku ve şaşkınlık içinde ağlıyor, diğer yanda dünyanın çeşitli yerlerinde sevinç gösterileri yapılıyordu. Çünkü ABD sert bir tokat yemişti. Amerikan saldırganlığından çok çekmiş olan Güney Amerika, Ortadoğu ve Asya’da yaşayan bir çok insan için bir bayram günüydü o gün. Bir yanda annesinin, karısının, evlâdının fotoğrafını itfaiyecilere gösteren, cesetlerin arasında tanıdık bir yüz arayan insan-Amerikalı; diğer yanda zafer işareti yaparak, caddelerde korna çalarak dolaşan insan-Arap, insan-Kübalı, insan-Vietnamlı… Usama Ben Laden’in öldürülmesinden sonra benzeri bir sahne tekrar yaşandı: Beyaz Saray’ın önüne toplanan Amerikalılar sevinç gösterisi yaparken “öteki” taraf kınadı, yas ilân etti, ağıtlar yaktı. Uydu TV internet vb ile ülkelerarasında HABERLEŞME bu kadar artmışken insanlar arası NEFRET nasıl bu kadar tırmanabildi? Ayrı ülkelerin insanları değil de ayrı canlı türleri gibi davranan, birbirlerinin ölümüne sevinen bu insanlarla dünya nereye gidiyor?

“…İnsanlık tarihinde bir ilk bu: Bütün dünya halkları ortak bir ŞİMDİ‘nin içinde yaşıyorlar. Ehemmiyeti ne olursa olsun, bir ülkede meydana gelen bir hadise diğer ülkelerin halkları tarafından da biliniyor. Her ülke diğer bütün ülkelerle KOMŞU oldu adeta. Ama bu KOMŞU-luk ve bu ŞİMDİ-lik ortak bir geçmişe dayanmıyor ve kesinlikle ortak bir gelecek garantisi de vermiyor. İnsanları böylesine BİR-leştiren, (=homojenleştiren)  teknoloji dünyanın yok olmasına yol açabilir. Küresel iletişim tekniklerinin küresel yıkım teknikleriyle birlikte ilerliyor. […] Küresel bir nükleer savaşın yeryüzündeki insan varlığına son verebilme kapasitesi insanlığı BİR-leştiren en güçlü sembol haline geldi. Bu bağlamda insanlığın birliği ancak yıkım ve tüketimde:  Bu birlik küresel yıkımı engelleyecek uluslararası antlaşmalardan değil sadece biraz daha az BİR-leşmiş bir dünya özleminden müteşekkil.” (Hannah Arendt, Men in Dark Times)

 Açalım: Hitler, Mussolini, Stalin gibi liderlerin, komünizm, faşizm gibi totaliter rejimlerin dönemi geride kaldı. Ama totalitarizm yeniden doğuyor. Çünkü yeni güçler ile, Teknoloji ve Para ile ilgili insan eylemleri Akıl’ın, Vicdan’ın kapsama alanı dışında gelişti, serpildi. Totalitarizm işte tam bu sebeple geri geliyor. Üstelik de hiç beklenmedik bir silahla vuruyor bizi: Bireysel haklar ve özgürlükler! Nasıl oluyor? Read the rest

İsrail’de ipler kimin elinde? »