Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Adın Şaire Çıkar »

Deliliğin serencamı içre koştururken adınız şaire çıkar. Kalabalıklar ikiye bölünür. Bir köşede senin şiirlerin okunur, kızların gönlünü çalmaya namzet delikanlıların dilinde. Sohbetlerin, kavgaların, konferansların onur konuğudur dizelerin. Sanki sen de ordaymışsın gibi, sanki sen de onlar gibiymişsin gibi söyleniverir artık senden çıkmış olan dizelerin. Kalabalığın diğer kısmı ise sana acır. Gerçeğe çekmeye çalışır tedirgin yüreğini. Hayat böyle gitmez, deyişlerini sıkça işitir kulakların. Adınız şaire çıkar dedik ya, şair bile değilsindir aslında.  Ne olduğuna, kim olduğuna dair rüyalarını karabasanlar böler bir leyl vakti. Seni teheccüde kaldıran karabasana teşekkür edecek kadar müşfik bulursun kendini. Soğuk su beraberinde soğuk terler döktürecek düşünceleri de getirir. Seccadeyle arandaki muhabbete bir süreliğine ara verdiğinde, bir emir gelir hatırına, hatırlamak her zaman unutmayı çağrıştırmaz, hatırlamak bazen çağırmaktır ve “Oku!”, der kitap. Okursun: Kendini, çevreni,  yıldızları, geceyi, gündüzü, şemsin etrafında ve kendi etraflarında raks eden küreleri, serkeş esen rüzgârı, Mikail’in tebessümüyle bereketlenen ekinleri, bağlar bozulunca ilk yenen üzümü, ve’l asr ile başlayan sohbetleri, Leyla’yı, Mecnun’u, aşkı, boşluğu, varlığı, kâinatı, kainatın yüzü-suyu hürmetine yaratıldığı Sevgili’yi, Rabbi’ni…

Yeis haramdır. Tahta kapı kapanınca altın kapı açılır, buyuran atalardaki tevekkülü, hikmeti ve umudu yitirmemeli. Okudukça bir denize girersin, kıyısı yoktur denizin. Demez mi ki kitap, suyun kaynağı olduğunu her şeyin. Sen okudukça mâhi olursun; lâkin deryayı bilmek hikmet değildir. Hikmet okuduğunu yaşamak, yaşadığını Read the rest

PKK Kendini Yerken… »

A. Altan: “…İki yaşındaki bebekleri öldürerek de onurlu bir savaş sürdüremezsin. Daha geçenlerde PKK’lılar Batman’da hamile bir kadınla kızını ve karnındaki bebeği öldürdüler. Kürt halkı, bu kadar çok çocuk ve kadın öldüren bir “Kürt” örgütüyle mi onur duyacak?…” TAMAMI

E. Uslu: “…Baydemir’in misafiri olarak ağırlanıp PKK’ya güzelleme düzen insanlarda bir gram cesaret olsa ve Hakkâri’de dağa çıkarılıp sorgulanan insanların haklarını da sorabilseler, Tunceli’de ekmek parası için çalışan insanların kafasına sıkılan kurşunlar için yeter diye bir köşe yazısı yazabilseler o zaman gerçeğin ne olduğunu da görebilecek ve bize gösterebilecekler. Heyhat ki bu sözde demokrat, sözde insan hakları savunucusu, sözde Kürt hakları savunucusu, otobüslerden zafer işareti yapıp Karayılan’dan aldığı övgülerle bir anda Kürt savunucusu statüsüne çıkmış bu yazarlarımız orada PKK zulmü altında ölen ve sorgulanan insanların haklarına kulaklarını hep tıkıyorlar. PKK diğer Kürtleri sindirip seslerini bastırdığından da şimdilik Kürt haklarının savunucuları gibi kendilerini pazarlıyorlar…” TAMAMI

 

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz. 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin”  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin. 

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin. 

 

Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

BDP’de Kafa Karışıklığı… »

Jerusalem*de Eskimeyen Bir Çığlık: Baba, Beni Neden Terk Ettin? »

İspanyol yazar Michel del Castillo, “Terk edilmiş çocuklar masallar uydurmaya yazgılıdırlar.” der. Şu bir gerçektir ki çocuğun yalnız ve küçük yüreği, dünyanın ıstırabıyla ancak masallar sayesinde mücadele edebilir. Dünyanın dört bir yönünden akan coşkun ıstıraba set çekemeyeceğini bildiği için çocuk, onun coşkunluğuna bırakır kendini ve büyümeye akar. Bunu beceremeyip de barajlar kurmaya çalıştığındaysa anlar ki büyümüştür artık. Ve artık hayat, içinde akılan bir mecra değil, “mücadele edilen” bir şeydir: Sürükleyen, sürüklerken acı veren ve nihayet bir izbede terk eden, öldüren.

Bu kader yüzünden küçük planda kurgular, kahramanlar, canavarlar ve arkadaşlar arasında yaşarken büyük planda aile, toplum, din gibi güçlü aidiyet bağları kurmak için çabalar insan. Hepi topu bu iki plan arasındaki gerilimde yolunu bulmaya çalışan bir cambazdan başka bir şey olmadığını, Nietszche’in tanrıyla maymun arasında gördüğü kadar olduğunu öğrenir zamanla…

* * *

Markar Esayan’ın Jerusalem’i de bunu öğrenmenin hikâyesidir. Bu küçük ve büyük planlara aynı anda odaklanarak geçmişle geleceğin, çocuklukla büyüklüğün, hayalle gerçeğin bir arada sunulduğu Read the rest

Kadına şiddetin iğrençliği üzerine »

Türk matbuatının bir ölümcül hatası var ki iflah olacak gibi değil. Çok geniş ölçekli konular hakkında, çok büyük laflar ederek yıkılan koskoca duvara bir tuğla koymayı başarı addediyoruz. Hoş, koyulan o tuğlanın o duvara bir fayda sağladığını da gören olmamış ya neyse. Misal, Kürt Meselesi hakkında, Din hakkında, Darbe hakkında şu gök kubbede edilmemiş bir laf kaldığını sanmıyorum. Fakat rating kaygısından mıdır, müşterinin temayülü o yönde olmasından mıdır bilinmez bazı konuları pas geçebiliyoruz.

Haber Türk’ün sürmanşetinde bir resim vardı geçtiğimiz günlerde; yüzüstü yatan bir kadın ve sırtına saplı kocaman ekmek bıçağının olduğu bir resim. “Yanlış mı gördüm acep” diye yakından bir daha Read the rest

Son 90 günde en çok paylaşılan yazılar »

Batı’da Liberalizm Demokrasiyi Yenebilecek mi? »

RESİMLERİ BÜYÜK GÖRMEK İÇİN… Read the rest

Batı-dışı çokkültürlülük örneği: Mardin »

7-9 Ekim tarihlerinde Mardin Artuklu Üniversitesi’nce düzenlenen ve 10 ülkeden 100’e yakın tebliğcinin yer aldığı Keşf-i Kadim Uluslararası Midyat Sempozyumu’na iştirak etmek üzere Mardin’deydim. Türkçe, Kürtçe, Arapça, İngilizce, Süryanice ve Farsça dillerinde sunulan tebliğleri dinlemek ve başta dil ve azınlıklar meselesi gibi pek çok konuyu tartışmak imkanını Mardin’deki bu toplantı kadar başka bir şey veremezdi sanırım. Çokkültürlülüğün ve demokratik hakların çokça konuşulduğu günümüz dünyasında Mardin’in durduğu yer bir hayli farklılık arz ediyor çünkü. Resmi ideolojinin tahakkümünün ve kendisi gibi olmayanın tasfiye edildiği bir modernleşme sürecinin acı yarasıdır Mardin. Bu topraklara çok büyük haksızlık etmiş resmi söyleme ve bir de küreselleşmeye karşı duran bir şehirdir Mardin. Halen hayatta olan farklıklar, kaybolmaya yüz tutan farklılıkların Read the rest

Bach Cello Suite 1 IV »

“Tesettürlü Erkek” aranıyor! »

[10 Nisan 2010’da Senai Demirci’nin kişisel sitesinde yayınlandı.]

Tesettür önce erkeklere farzdır: Nur suresi’nde önce “mümin erkeklere”, sonra “mümin kadınlara” hitap edilir. Sûrenin 30. ayeti, “Mümin erkeklere söyle…” diye başlar, 31. ayeti ise “mümin kadınlara söyle…” diye başlar. Erkeklerin tesettürü ile kadınların tesettürü arasında bir ayetlik öncelik farkı var demek ki…  Tesettür önce bakışla ilgilenir, bakılan şeyle değil: Nûr suresinde “mümin erkeklere de mümin kadınlara da öncelikle “bakışlarını haramdan kısma”ları söylenir. “Mü’min erkeklere söyle: gözlerini sakınsınlar…”  “Mümin kadınlara söyle gözlerini sakınsınlar…” Tesettür sadece başını örtmek değildir: Nûr suresinde başörtüsü sorumluluğu olmayan erkeklere de, başörtüsü sorumluluğu olan kadınlara da “ırzlarını korumaları” söylenir ki, ırzı korumak başı açık erkeklere de başı kapalı kadınlara da farzdır, başını kapatmış olsa da kadınlar ırzını korumuyor olabilir, başını ört(e)mese de kadınlar ırzını koruyor olabilir. Başının açıklığı dert edilmeyen bir erkek de “ırzını korumayarak” tesettürsüzlük yapabilir. Tesettür önce iman Read the rest