Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Hayek’in Kölelik Yolu’nda otostop… »

 “…Demokrasi ve liberalizm ikiz olmayıp, büyük ölçüde zıt oldukları unutulmamalıdır. Liberalizm demokrasiye karşı icat edilmiştir. Liberalizmi doğuran sorun, önce merkezde, daha sonra bütün olarak dünya sisteminde tehlikeli sınıfların nasıl zapturapt altında tutulacağıydı. Liberal çözüm, kesintisiz sermaye birikimi sürecini ve onu destekleyen devlet sistemini tehdit etmeyecek düzeylerde kalmak şartıyla, siyasi iktidara sınırlı bir erişimin ekonomik artı değerin sınırlı paylaşımının bu sınıflara bahşedilmesiydi…” (I. Wallerstein)

 

Friedrich von Hayek‘in eserlerinden “Kölelik Yolu”nu biraz daha detaylıca anlamaya ve anlatmaya teşebbüs ettiğimde, her biri ciltler dolusu tartışmanın konusu olabilecek kavramların altında kalemimin ezileceğini hissettim. Çünkü kitap, liberalizm hakkında sadece bir meseleye hasredilmiş küçük bir risale değil. Liberal doktrine panoramik bir bakışla hemen hemen her şeye değinmiş, bazı konuları da fazlaca detaylandırmış, Hayek. Liberal düşünce evrenine ait ferdiyetçi anlayışa dayanan kavramlar ile kolektivist düşünceden türeyen kavram çiftlerini kıyaslayarak, hep özgürlük ve bireyi yücelttiğine inandığı fikirler lehine duruş alıyor yazar. Kitapta, demokrasiden hürriyete, planlı iktisattan serbest teşebbüse, güvenlik özgürlük ikileminden totalitarizme, faşizmden sosyalizme kadar pek çok kavramın liberalce yorumlanmasını bulmak mümkün.

Hayek’in fikriyatının özünde birbirine zıt iki temel yaklaşımın karşılaştırılmasının etkileri görülür daima. Hatta tüm tezlerini iki kavramın karşıtlığı üzerine inşa etmiştir denilebilir. Bu karşıtlığın bir ucunda, “kurucu akılcılık” (constructivist rationalizm) diğerinde ise “kendiliğinden oluşan düzen” (spontaneus order) yaklaşımları bulunmakta. Kurucu akılcılık, toplumdaki herhangi bir arızanın giderilmesi için, toplumun akıl temelinde sil baştan yeniden tasarlanması Read the rest

Antonín Dvořák »

Kürtler Karayılan’ı hak ediyor mu? »

“…Kürt siyasetinin sorumluluktan kaçma tavrı, onu haklı olduğu alanlarda da toplumsal algı açısından zayıf bırakıyor. Karayılan, basının devletten yana bir çizgi izlediğini söylerken de yine kendi sorumluluğundan kaçıyor. Çünkü Silvan öncesinde durum hiç de böyle değildi…” EtyenMahçupyan

Bir Ayrılık/ Jodaeiye Nader Az Simen (2011) »

“Bir gün

geleceğim ve bir haber getireceğim

damarlara ışık saçacağım

ve sesleneceğim içerden:

ey sepetleri uykuyla dolu olanlar!” Sohrap Sepehri

 

  Asghar Farhadi‘nin Altın Ayı ödüllü, 2011 yapımı filmi Bir Ayrılık/Jodaeiye Nader Az Simen bilinen diğer ismiyle Nadir’in Simin’den Ayrılması bildiğimiz ancak bilinçlenemediğimiz insani ilişkiler üzerine enfes bir sanat eseri. Film, “sanatın da bir ibadet” olduğuna sizi inandırabiliyor, filmin sonunda aklınıza düşen soruların yanında yumuşamış bir yüreği hissedebiliyorsunuz, merhamet doluyorsunuz…

  Nadir ve Simin 14 yıllık evli bir karı-koca, film onların boşanmak için bulundukları bir mahkeme salonunda tartışmalarıyla başlıyor. Bu kısa tartışma içerisinde, sevgi yahut huzura dair bir sıkıntıları olmadığını ve ayrılma nedenlerinin Read the rest

Fuhuş »

[8 Eylül 2011’de Senai Demirci’nin kişisel sitesinde yayınlandı.]

“Fuhuş” kelimesi, “fahşâ” kökünden ödünç alıyor anlamını. Gündelik hayatta “fahşâ” kelimesiyle tanış değiliz. Kur’ân’da en az 24 kez vurgulanır “fahşâ”. Fahşâ’nın anlam analığı ettiği “fuhuş”, “fahiş” ve “fahişe” kelimeleri dolaşımdadır. Aktif ve aktüel olarak dilimizdedir. Fuhuş, cinsel suçlar için kullanılır. Yüz kızartıcıdır. Fahişelik utanılacak haldir. Ahlaksızlıktır. Hakaret sıfatı olarak işe yarar. “Fahiş” tabiri pazarda kullanılır. Bir mala fahiş fiyat biçen hak ettiğinden fazlasını ister. Ticaretteki ölçüleri ihlal eder, haksızlık yapar. Ayıplanmayı hak eder.

Vahiy, özelde namazın, genelde ibadetin insanı “fahşâ”dan alıkoyacağını belirtilir. Her türlü çirkinliğe, had bilmezliğe, haksızlığa ve ölçüsüzlüğe karşı bir direniştir ibadet. Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşamaktır. Allah’ı gözeterek yaşamaktır. Allah’lı bir hayat sürmektir. Hiç şüphesiz Allah’ı gözeterek yaşama niyeti cinsel fuhuşlardan utanırken, diğer “fahşâ”lara kayıtsız kalmayı öngörmez. Vahiy, cinsel anlamdaki ‘fuhuş’a kadar götüren tüm sapmaları

Read the rest

Adam Hurst – “Remaining” »

İnsan Öldürenler (de) Sevilmeye Muhtaçtır »

Murat Karayılan’ın Taraf’ta yayınlanan mektubunda en çok ilgimi çeken satırlar şunlardı:

“Hiçbir bireysel çıkar gütmeden dervişane bir mücadele yaşamıyla halkların kardeşliği ve barışı yolunda bir hizmetçiyim.”

İnsan garip bir yaratıktır. Emrinde binlerce silahlı adam olsa bile konuşmaya, yazmaya, anlaşılmaya muhtaçtır. İster resim yapsın isterse savaş fark etmez, yaptıklarının bir mânası olsun ister. Bu da yetmez, bu mânâyı “ötekilerin” kabul etmesini ister. Murat Karayılan bile anlaşılmaya (=sevilmeye) muhtaçmış… Zaten şüphemiz yoktu Karayılan’ın da bir insan olduğundan.

“Ömrümün en güzel yıllarını harcadım insanları mutlu etmek için. Ne karşılık aldım? Hakaret ve sürgün hayatından başka?”

Bu sözler ise yüzlerce insanın katili ünlü Chicago’lu gangster Al Capone’a ait. Silah kullanarak siyaset(?) yapanlar ve rakiplerini öldürerek ticaret(?) yapanlar ne kadar benziyorlar birbirlerine. Peki intihar eden insanlar? Kendi canlarına kıyacak kadar toplumdan kopmuş(?) bu insanlar neden bir mektup bırakırlar? Kimi zaman kendilerini, kimi zaman cemiyeti suçlayan satırlar yazarlar? Ama hiç bir şey yazmasalar bile canlarına kıyma teşebbüsü ile bir MESAJ vermezler mi “ötekilere”?  Cana kıyma teşebbüsleri genelde yarım kalır. Dünya Sağlık Örgütü’nün istatistiklerine bakın. İntihar girişimlerinin çoğunun “başarısız” olduğunu görürsünüz. İnsanlar çoğu kez “kaza” ile yanlış yeri keserler, yeterince zehir yutmazlar, yeterince yüksek değildir atladıkları yer, kameralar gelene kadar atla(ya)mazlar. Neden? İntihar dahi bir mesajdır da ondan. Bir imdat çağrısıdır. Türlü acılar içinde kıvranan insanların “ötekilere” hitab eden, yazılmamış mektuplarıdır.

Bugün tanıtmak istediğim kitap insan nefsini yakından tanımanın kolay bir yolunu gösteriyor. Üstelik de iş hayatınızda, ailenizde işinizi kolaylaştıracak pratik bilgilerle dolu. Yazarı Dale Carnegie, kitabın ismi ise Read the rest

Hocam, kadın fitne midir? »

İslami yaşantınız, onu nereden öğrendiğinizle alakalıdır. Kaynağınız ne ise İslam’ınız odur. Misal Tasavvufi bir kaynağa, rivayet eksenli bir kaynağa yahut ana kaynağa (Kuran ve Sünnete) direk şahit olarak İslam bütünü ortaya çıkarılabilir. Bunlar arasında İslam’ın ne olduğu konusunda küçük ve büyük farklar ortaya çıkar. Ancak bazı konular vardır, bu konular değişmezdir. Kaynakların metotları değişse dahi Read the rest

Amerikan saldırganlığı ve ekonomi »

 

“…Wall Street’in efendileri, aslında derinde bir yerlerde duruşlarının ahlaken ne kadar savunulamaz olduğunun farkındalar. Bu insanlar Amerikan halkına yarar getirecek şeyler yapmak yerine karmaşık mali dolaplar çevirerek zengin oldular ve bizlerin de -halen on milyonlarca insanın hayatlarını altüst etmeye devam eden- krizin içine girmemize yardımcı oldular.

Yaptıkları şeylerin bedelini ödemediler. Onların kurumları vergi ödeyenler tarafından kurtarıldı. Halen federal garantilerden faydalanmaya devam ediyorlar ve vergi kanunlarındaki açıklardan yararlanıp milyon dolarlarca gelirleri olmasına rağmen pek çok durumda ödedikleri vergi oranları, orta kesim ailelerinden daha az. Kendilerinin yararlandıkları bu özel muamelenin yakından incelenmesini istemedikleri için de bu gerçeklere işaret eden herkesi şeytanlaştırıp sahneden kaybolmalarını istiyorlar…” (Paul Krugman)

 

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

 

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın” çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda. “Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitapta liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

 Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
 Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

“Secde ve komutan” üzerine hatırlanası 10 şey… »

[8 Eylül 2011’de Senai Demirci’nin kişisel sitesinde yayınlandı.]

“Secde” ve “komutan” kelimeleri, şu cümlede bile zoraki yan yana duruyor. Secdeyi komutana uzak, komutanı secdeye uzak görmek kimin haddine düşmüş! Secde herkesin hakkı. Komutan da olsa bir gün secde edecek. İstemese de secdeye varacak. Varlığını toprağa indirecek. Hem zaten Yaratan’ın dilediğince yaşıyor olmak bir secde değil midir? Ağzıyla konuşmak, “ağzınla konuş!” diyen Yaratan’a itaattir. Gözleriyle görmek, “gözlerinle gör!” diyen Yaratıcı’ya itirazsız secde etmektir.
Secdeyi yasaklayan komutanlar, secde edenlerle yan yana durmayanlar bu gerçeği biliyor. Her gün secdeye doğru eğildiklerini, eridiklerini biliyorlar ama Read the rest