Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Yoksa hepimiz “sadece insan” mıydık? »

Ali Bulaç ve entelektüel tutarlılık »

“…Son genel seçimlerde aday gösterilecek vekillerin belirlenmesinin öncesinde Müslüman kadınlardan oluşan bir grup “Başörtülü aday yoksa, oy da yok” sloganıyla bir kampanya başlattılar. Benim de sözcülerinden olduğum bu kampanyaya yönelik herkes inandığı doğrular çerçevesinde olumlu veya olumsuz görüşlerini serdettiler. Olması gereken de buydu. Fakat sadece Ali Bulaç argümanlarını paylaşmaktan çok kampanyaya katılan kadınları “derin devletin maşası” olmakla suçladı…” TAMAMI

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

 

 İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Gözden Kaçmasın: Kırkıncı Kapı »

“…Kırkıncı Kapı bir kültür-sanat sitesi olma amacı ile yola çıkmış bulunuyor. Bu yolda, edebiyatın ve sanatın her alanına dokunup, ustalıkla yolumuza devam etme gayreti içerisinde olacağız. Sanat adına bir şeyler ortaya koymaya çalışan kişiler olarak bizler, talime önce edep ile başlayıp piştikten sonra edebiyatın kaidelerini öğrenme çabasına düştük. Edebi eserler ortaya koymak için bildiğimiz en incelikli yol bu idi. Edep’ten edebiyata başlayan yolculuğumuza “Kırkıncı Kapı” adı altında Read the rest

Evim evindir »

Deprem sonrasında birçok kimse deprem mağdurlarını evine alırken, Gazeteci Ahmet Tezcan Twitter’de deprem mağdurlarına yarıdm için “evimevindir” kampanyası başlattı. Mekke’den Medine’ye hicret eden mühacirlere, ensarın evlerini açmasına benzeyen öneriye çok sayıda destek geldi. Twitter‘deki ‘EvimEvindir’ kampanyasının FF’i: #EvimEvindir

KAYNAK: http://www.timeturk.com/tr/2011/10/23/van-depremi-icin-ensari-davranis-evimevindir.html

Van’da Deprem… İHH ekipleri deprem bölgesine hareket etti »

Van’da meydana gelen 6,6 şiddetinde depremin ardından İHH Acil Yardım ve Arama Kurtarma ekipleri yardım çalışmaları için bölgeye hareket etti. Ayrıca İHH’nın yakın illerdeki ekipleri de yardım çalışmalarına katılmak için Van’a gitti. Bölgeye ayırıca 1 yardım tırı ve günlük 10 bin kişiye sıcak yemek imkanı sağlayan gezici aşevi gönderildi.

Van’da 6,6 şiddetinde deprem

Bugün öğle saatlerinde Van’da 6.6 şiddetinde deprem yaşandı. Merkez üssü Van merkeze bağlı Tabanlı köyü olan depremin ardından pek çok bina zarar gördü. Özellikle Erciş’te binaların çöktüğü belirtilirken enkaz altında vatandaşların kaldığı belirtildi.

Yaşanan depremin ardından İHH Acil Yardım ve Arama Kurtarma Ekipleri de hızlı bir şekilde organize olarak harekete geçti. İHH ekipleri olayın duyulmasının ardından çalışmalara katılmak üzere bölgeye hareket etti. Çevre illerde bulunan ve arama kurtarma konularında özel eğitim almış İHH ekipleri de hızlıca harekete geçtiler. Ekipler bölgeye ulaştığı anda yardım çalışmalarına katılacak. Ayrıca ekipler fizibilite çalışmaları da yaparak ihtiyaçları belirleyecek.

Ekiplerin bölgeye doğru hareket etmesi ile birlikte içerisinde gıda, çadır ve çeşitli yardım malzemelerinin bulunduğu 1 acil yardım tırı ve günlük 10 bin kişiye sıcak yemek imkanı sağlayan gezici aşevi de Van’a gönderildi.

Online Bağış için tıklayınız

Banka Hesap Numaraları için tıklayınız

Ney »

Kırık parçalar (Marilyn Monroe) »

“..Sadece bir kaç kırık parçamız bir gün diğer insanların kırıklarına temas edecek. Gerçek bundan ibaret. Bir tek insanın gerçeği. Sadece “prezentabl” kırıklarımızı paylaşabiliriz. Bu yüzden hemen her zaman yalnızız […] Neden olaylar gerçekten olmuyor da bir rol oynuyormuşum gibi geliyor? Neden bu işkenceyi hissediyorum? Neden kendimi diğer insanlardan daha az insan hissediyorum? Kendimi hep insan-altı bir varlık gibi hissettim…” (Marilyn Monroe’nun 1961’de psikanalist Ralph Greenson’a yazdığı mektuptan)

Marilyn Monroe’nun hayatı boyunca küçük kâğıtlara, günlük sayfalarına not ettiği şiirlerin, yayınlanmamış mektuplarının derlendiği bir kitaptan bahsetmek istiyorum bugün,  “Kırık Parçalar”. (Fragments)

Seks sembolü”, bütün gerçek kadınlardan daha “dişi” bir star, vücud hatlarını abartan korseleri, dar giysileri ile kadın değil, bir kadın karikatürü olarak yaşamış bu insanın hayatı neye benzeyebilir? Dişiliği abartıldıkça insanlığı örtülen, platin saçlarıyla sarışınlardan daha sarışın olan “Marilyn” gerçek adını dahi kullanamayan genç bir kadındı… Kendisi olmak ile toplumun ona biçtiği rol arasında, mandalla ipe asılmış bir çamaşır gibi edilgen, rüzgâra ve güneşe mecbur, şunları not etmiş defterine:

 “hiç bir zaman mutlu olmayacağımı biliyorum ama neşeli olabilirim….Ey Hayat! Senin iki yönünü takip ediyorum, havaya asılıyım, daha çok aşağıya düşer gibiyim… Ama kuvvetliyim, rüzgârdaki bir örümcek ağı gibi. Kırağı ile varlığım kuvvetleniyor, soğuk ve ışıltılı. Ama inci dizili çizgilerim bir tablo gibi rengârenk. Ah hayat, seni aldattılar…”

 Kendisi için mutlu olamayan, “ötekilerin” ondan beklediği gibi neşeli görünmeye çalışan bir kız Norma; ötekiler için “Marilyn” rolü oynayan Norma Jean Baker. Mânâsız bir harf, içi boş bir elbise gibi hissediyormuş kendisini. Biyografisinden öğreniyoruz ki “Erkekler sarışınları tercih eder” ya da “bazıları sıcak sever” gibi filmlerin kahramanı çekimlerden sonra Los Angeles üniversitesine gidiyormuş, kütüphanesinde 400’den fazla kitap varmış.

Sanırım yazmak Marilyn için bir kaçıştı, en makyajsız haline, kameralardan, alkışlardan uzak, “orijinal” benliğine geri dönüş. Kendi olmak imkânını bulduğu nadir anların tadını çıkarıyordu yazarak. Daha çocuk sayılacak yaşta bile sürekli yazan, hisleri, umutları ve ızdırapları ile şuuru arasına mesafe koyabilen, tepki değil fikir üreten bir genç kız var karşımızda. 1943’te 17 yaşında iken şunları yazmış: Read the rest

Che Guevara kutsal mıdır? »

 

 

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

Türk Solu 

Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.

 

Derin MAЯҖ

Türkiyeli solcular hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden? 

 Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok.  Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.

PKK’nın sonu ETA gibi olmayacak malesef (… çünkü Kürtler PKK’ya tamamen sırt çevirse bile PKK ayakta kalabilir) »

eta-terorBask bölgesinde faaliyet gösteren ayrılıkçı ETA terör örgütü, 43 yıllık silahlı mücadeleye son vermiş, İspanya ve Fransa’yı müzakereye çağırmış. Yasemin Çongar köşesinde meseleyi analiz etmiş.

Başta Taraf olmak üzere bir çok gazetede zaman zaman okuyoruz: “Filan kişi terör örgütü üyesiydi, şimdi bakan oldu vs”. Özünde iyi niyetli sorgulamalar bunlar. Yaser Arafat gibi acaba PKK yönetimi de yasal zemine kayamaz mı? Ulusalcı Kürtlere Ahmet Altan’ın tabiriyle “onurlu bir barış” imkânı verilemez mi?

Korkarım bu hiç bir zaman olmayacak. Çünkü ETA veya IRA gibi hareketler ile PKK arasında kurulacak parallellik çok sınırlı. Nedir sebebi?

Birinci fark: Avrupalı terör örgütleri binlerce bombalı eylem yapmıştır. Ama önemli bir kısmında can kaybı olmamıştır. çünkü bir çoğu gece yarısı kimsenin geçmediği yerlerde patlamıştır. Beceriksizlik? Hayır. Silahlı propaganda zaten böyle yapılır. Bir ETA mensubu bazı sivilleri “kazayla” öldürdüğünü iddia edebilir. Pişman olmuş olabilir. Veya yıllarca örgüt üyesi olduğu halde hiç insan öldürmemiş olabilir. Ama PKK mensuplarının durumu aynı değil. ETA’nın “esas mesleği” silahlı propaganda iken PKK’nın mesleği silahı gerçekten kullanmak ve insan öldürmektir.

İkinci fark: 1968’den günümüze ETA’nın öldürdüğü insan sayısı 850. Yazıyla sekiz yüz elli. PKK’nın ise 40.000 can, yazıyla kırk bin. Bazı yıllarda ETA kimseyi öldürmemiş. 1999, 2004… Bazen yılda “sadece” bir veya iki ölü. Yani “etnik terör” derken aynı şeyden bahsetmiyoruz. Ciddi bir yoğunluk farkı var. ETA veya IRA zaman zaman bir insan öldürerek “hey biz buradayız” diyor, söylemine medyada yer açıyor. PKK ise bütün bir ülkenin stabilitesini hedef alıyor. Hedef sadece medya değil. Rejime oynuyor ama “eskiyi muhafaza” için. PKK dediğimiz örgüt cinayeti “seri imalat” haline getirmiş.

Üçüncü fark: Avrupalı terör örgütleri yapı olarak PKK’dan ayrılıyor. Gerek etnik terör yani Korsika Ulusal Kurtuluş Cephesi, ETA, IRA … Gerekse “solcu” terör örgütleri yani italyan Kızıl Tugaylar, alman Baader-Meinhof (Kızıl Ordu Fraksiyonu) nispeten Read the rest

Durme Durme »