Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Lhasa – La celestina »

İnanalım soğuk mevsimin başlangıcında »

Furuğ Ferruhzad

ve bu benim

yalnız bir kadın

soğuk bir mevsimin eşiğinde,

yeryüzünün kirlenmiş varlığını anlamanın

başlangıcında

ve gökyüzünün yalın ve hüzünlü umutsuzluğu

ve bu beton ellerin güçsüzlüğü Read the rest

Van’a bakmak, Van’ı görmek… »

Göz zinası nedir ki?

  Vaktiyle birisi bir şey uydurmuş; göz zinası

  Ne aslı var ne de astarı. Neymiş, gözünü harama çevirirsen, göz zinası işlemiş olurmuşsun. Muhtemelen yine bir “iyi niyet” sahibinin, setti zerai (zararın önünü kesmek) kabilinden ortaya attığı bir tanım. “Yok, böyle bir şey” demek sevilesi olmasa dahi bazen söylemek zorunda kalırız; yok böyle bir şey.   Gözünü harama çevirirsen, harama bakmış olursun, bu budur, bu kadar. Ancak gözün sorumluluğu vardır. Gördüğünün şahididir. Görmek bazen gerekçeyi ortadan kaldırır, “görmedim, bilmiyordum” diyemezsin, görmüşsündür, şahitsindir, üzerine borçtur.

  Göz zinasına dair bir ayet yok ancak gözün sorumluluğuna dair bir ayetler var… İsra Suresinin bir pasajı Allah’ın insanla direk, net ve açıkça konuştuğu bir pasaj. Allah’ın insana nasıl olmasını buyurduğu çok açık ayetler var… İsra Suresi 36. ayet “Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz, gönül, bunların her biri yaptıklarından sorumludurlar.” diyor. Gözünün görmediğin ardına düşme ancak gördüysen artık gözün kulağın bunlardan sorumludur.

  Van’ı gördük mü? Haberi bize ulaştı mı? Taşların altından çıkan mucizeleri, üşüyen elleri, yardım bekleyen gözleri, kâh umudu, kâh umutsuzluğu gördük, duyduk, haberi bize ulaştı. Artık gözümüz ve kulağımız bunlardan sorumlu.

  Üşüyorlar mı, açlar mı, susuzlar mı, ruh halleri nasıldır, en çok neye ihtiyaçları var, ben sıcak evimde otururken, onları Van’ın ayazında Read the rest

Küçük Güzeldir (Ernst Friedrich Schumacher) »

…Fakat Güzel Hala Mümkün Değil

Geçen sene bir ekonomistten şöyle bir anı dinlemiştim: Krizden sonra ABD’de dünyanın önemli finans kurumlarından birinin üst düzey yöneticisi ile sohbet etmiş. Sormuş bizim ki: “Kriz kendisini uzun bir süre öncesinden bozuk giden rakamlarla göstermeye başlamıştı; fark etmediniz mi? Neden önlem almadınız? Cevap vermiş üst düzey yönetici: “Evet, fark ettik. Hepimiz krizin çıkacağına neredeyse kesin gözüyle bakıyorduk. Ancak herkes para kazanırken siz tedbir alıp kazancınızın azalmasına sebep olursanız bunu patronlara ortaklara, yatırımcılara açıklayamazsınız. Kriz çıkıp da herkes kaybetmeye başladığında ise bunu anlatmak çok daha kolaydır.” Modern kapitalist sistemde krizlerin neden kaçınılmaz olduğunun özeti bu kısacık konuşmada gizli. Açgözlülüğün, kanaatten yoksunluğun ve sınırsız büyüme ihtirasının sonu… “Bu kadar kazanç bize yeter” denilemiyor kapitalist düzende. Schumacher, modern kapitalist sermayedara “bu kadarı bana yeter” dedirtecek bir ahlakın izlerini arıyor, “Küçük Güzeldir” kitabında.

Vicdanlı ve insaflı bir adam, Schumacher. İnsancıl… Kitabın alt başlığı hem fikirlerinin hem de kitabın özeti gibi adeta: “Önceliği İnsana Veren Bir Ekonomi Anlayışı” Modern ekonomik ilişkilerin insanı kıvrandıran çarklarının arasına biraz merhamet ve diğerkâmlık zerk etmenin yollarını arıyor, önerilerde bulunuyor. Schumacher yarı dinsel ve mistik bir tatla insanın açgözlülük ve kıskançlık huylarından arınması gerektiğini söylüyor. Schumacher, kabuk bağlamış, fakat bugün küresel kriz sebebiyle tekrar deşilmiş olan yaralara bundan yaklaşık kırk yıl önce parmak basıyor. İktisada ahlakı sokmak istiyor.

Bu öneriyi çok klişe ve modası geçmiş, günümüz gerçeklerine aykırı bulan insanlar ekseriyette. Muhteris, limitsiz, doymak bilmezlerin yanında, zihni “reel politika ve ekonomik gerçeklerin” “gereksiz” gerekliliklilerinden malul beyinlere çok uzak; “arkadaş sen ne saçmalıyorsun, nerde yaşıyorsun?” dedirtecek; yüzüne müstehzi bir tebessümün kıvrımlarını Read the rest

Ya Pervin Buldan ve Müge Anlı’nın fay kırıkları? »

Bir gün öncesinde beş polisini, ertesi gün de yirmi dört askerini savaşta kaybeden bir Milletin ferdi olarak akşam eve vardığımda olan bitenden bihaber kızımı kapıda bekler buldum. Akif’in “Çanakkale Şehitleri” şiirini çalışmamız gerekiyormuş.

“İyi olur, vesileyle üzerinden geçer, unuttuğumuz dizeler varsa zihnimizi tazeleriz” dedim ve oturdum masanın başına. Akif’in mısraları arasında gezerken aslında Read the rest

Kriz demokrasiyi de vurur mu? »

“…Ekonomik krizin kapitalizm üzerindeki muhtemel etkileri gündeme geliyor da ‘liberal demokrasi’yi nasıl etkileyeceği pek konuşulmuyor. Koç Üniversitesi’nden Profesör Ziya Öniş, geçen hafta Akşam’da yayımlanan röportajında, krizin bütün dünyada siyaseti otoriterleştirme ihtimalinden söz etti.

Öniş’e göre farklı kapitalizm modelleri krize farklı tepkiler ve dayanıklılık halleri gösteriyor. “Yükselen kapitalizm Asya tarzı stratejik kapitalizm. Bu stratejik kapitalizmde devlet (…) önemli bir rol oynuyor ama bunun refah tarafı zayıf… Şu anda Asya dünyanın en dinamik bölgesi ama birçok ülkede demokrasi yok. Bu noktada, kapitalizm ile demokrasi arasındaki ilişkinin kopması ve liberal olmayan demokrasilerin artması gibi bir risk var. Refah ve demokrasinin her zaman beraber gittiği Avrupa ciddi bir büyüme trendi yakalayamazsa, liberal demokrasi erozyona uğrayabilir… Arap Baharı’nda da bence bu risk var. Eski otoriter diktatörler belki kalmayacak ama ortaya çıkacak şey… liberal demokrasi olmayabilir. İkisinin ortasında yarı otoriter bir sistem oluşabilir. Bence Türkiye açısından da böyle bir tehlike var… Eğer biz AB perspektifini kaybedersek ve yeni dünya düzeninde önemli olan hızlı büyümek, zenginleşmek olarak görülürse, bu hedef demokrasi olmadan da gerçekleştirilebilir. Tamamen demokrasiyi reddedip, otoriter bir rejime dönüşmek anlamında demiyorum ama demokratik değerler ikinci plana itilebilir…”  TAMAMI

 

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

 

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Son 30 günde en çok paylaşılan yazılar »

  1. Hocam, kadın fitne midir?
  2. Sırrı Süreyya Önder’e düşen görev
  3. Ahmaklığın Kanıtı ve Başkaldırı
  4. Turkimm, dogriyim!
  5. Türkiye Dindarlığı Üzerine…
  6. Bir Ayrılık/ Jodaeiye Nader Az Simen (2011)
  7. İçimde biri mi var? – Lübbü’l Lübb
  8. Kırık parçalar (Marilyn Monroe)
  9. İnsan Öldürenler Sevilmeye Muhtaçtır
  10. PKK’nın sonu ETA gibi olmayacak malesef (… çünkü Kürtler PKK’ya tamamen sırt çevirse bile PKK ayakta kalabilir)

Fotoğraf Sergisi, Sabiha Çimen: “Sene Sonu Müsamereleri” »

 “…Anneeeee ,  ben ne diyeceğimi unuttum….  Sahne Perdesinden kafasını çıkaran bir çocuğun kulakları çınlatan oturma odası rahatlığındaki sesi,  Haziran ortası ılık elbiselerimizle kalplerde nerden kaynaklı olduğunu bazen hatırlayamadığımız yaz sevinci. Çay pişirmek, limonata hazırlamakla görevli Nazife Teyze’nin okul içindeki son koşturmaları, erkeklerin su savaşından yeni çıkmış, kuru kısmı kalmayan gömlekleri, el yordamıyla hazırlanan ve hazırlıkları bitmeyen, bitse de yenilenen sahnenin H’si yerde‘oşgeldiniz’ stickerleri…

Söylenecek ilahiye dair büyük ipucu veren ve minikleri heveslendiren ama biraz da boynu kaşındıran kartondan yapılma sarı çiçekler… Buzları erimeyen limona, elleri terleyen anneler, pilleri kontrol edilen kameralar, hafif kolonya kokusu, açık camlar… Her an gidilecek izlenimi veren yerleşik olmama hali, ürkek bakışlar… Geçmişini taşıyan bugünüyle bir yıl sonu müsameresi…”

 

İFSAK 4.GENÇFOTOFEST

(İslami Okullar Ve Sene Sonu Müsamereleri)

İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK) tarafından bu yıl 4’üncüsü düzenlenen ve İstanbul’un çeşitli mekânlarında gerçekleşen festivalin açılışı (15 Ekim) cumartesi günü saat 13.00’da İFSAK binasında yapıldı. Genç fotoğrafçıların önünü açmayı hedefleyen İfsak Genç Fotoğrafçılar Festivali‘nin bu yılki konusu ise ” görü-yorum”. “Görmek” ten türeyen Türk filmlerinin mucize anlarındaki unutulmaz repliklerini anımsatacak olan “görü-yorum”, fotoğraflara tekrar tekrar bakmamızı sağlayacak kadar iddialı!  Her gözün gördüğü bir değil, farklı pencerelerden ulaşıyoruz anlamlarımıza. Bu festivalde yer alan kareler gördüklerimizi yorumlarken bir kez daha düşündürüyor zira John Berger’in “Herkes bakar ama bazıları görür” cümlesi festivalin bu seneki konusu.  Sabiha Çimen de kişisel fotoğraf sergisini açmaya hak kazanan genç fotoğrafçılar arasında.  ‘İslami Okullar ve Sene Sonu Müsamereleri’ başlıklı dikkat çeken fotoğraf serisi ile kişisel sergisini açan fotoğrafçı projesiyle ilgili şu sözleri söyledi;

 “İslami Okullar ve Sene Sonu Müsamereleri” aslında uzun süredir çalışmak istediğim bir konuydu. Proje konusu salt estetik kaygıyla düşünüldüğünde ortaya çıkan malzeme fotografik açıdan farklı teknik ve stillerin çalışıldığı bir serinin ötesine geçmeyecekti. Kaldı ki, projenin nihai hedefinde sadece bu kaygılar Read the rest

Eyvah! ‘Zerdüştlük’ Şefkat Tepesi’nde »

 

“…Gördüklerime inanamadım. Karşımda biçimsel olarak, televizyon standartlarıyla değerlendirildiğinde dahi bir karikatür; içerik olarak ise medeni bir ülkede kesinlikle “nefret söylemi” çerçevesinde değerlendirilip defteri dürülecek bir dizi vardı. (Mesela bir bölümde, erlerden biri, komutanının “dağ faresi” dediği birkaç PKK’lıyla ilgili olarak “Komutanım, bu hamsileri yağda mı kızartayım, yoksa buğulama mı yapayım” diye soruyordu.)
Özlem Yağız, yazdıklarında yerden göğe kadar haklıydı:

“Ne kadar ironiktir ki yıllardır Ortadoğulu, Arap, Afgan vs. insanları bir nevi böcekleştirip, kötü kalpli birtakım terörist yaratıklar olarak sunan Hollywood dizilerinden nefret etmiş ‘dindar’ bir kitleye hitap eden bir televizyon, ısrarla ve ısrarla kendi ülkesinin insanlarını böylesine şeyleştirip insan hüviyetinden çıkararak yapılmış dizilere konu ediyor. Ve o kitle de bunu hazmediyor olmalı ki reyting durumları sağlam.”

Bu dizinin bilhassa dindarların teveccühüne mazhar olması gerçekten de hüzün vericiydi. Bu hüznü benim açımdan bir parça azaltan şey, diziye karşı yazılan en sert eleştirinin, kendisi de başörtülü bir dindar olan ve seçimlerden önce yürütülen “Başörtülü aday yoksa oy da yok” kampanyasının öncüleri arasında yer alan Özlem Yağız tarafından kaleme alınmış olmasıydı. Yine, yazının yayınlandığı siteye gelen okur mektuplarından çoğunun ona hak verdiğini görmek de ilave bir teselli kaynağı olmuştu benim için…” (Alper Görmüş)

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin.

Türk basını Hukuk’un Üstündedir(14): Irkçıdır! »

Duygu Canbaş, Haber Türk: “Deprem her ne kadar doğuda Van’da da olsa hepimizi üzdü.”

Müge Anlı, ATV: (Van’da enkazından insanlar kurtarılırken)  “Önce taş at, polisi, askeri kuş gibi avla, sonra yardım iste. Herkes haddini bilsin”

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

 Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…