Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Yakın Yabancı / Cihan Aktaş »

iran-kadin“… İran üzerine Batı medyasında devrimden bu yana en fazla yer kaplayan fotoğraflardan biri, siyah çarşaflı kadınlarla ilgili olanlardır. Buna karşılık devrimden sonra ülkenin büyük bir nüfusunu teşkil eden dindar kadınlara ilişkin gelişmeler, bu haberlerde söz konusu edilmez.  Zenan dergisi, son sayılarından birinde bu konuda yapılmış daha farklı bir araştırmaya yer veriyordu. Araştırmanın başlığı “İranlı Genç Kızlar: Geleneksel Eşitsizliklere Dair Modern Rivayetler”di. (Norma Claire Moruzzi ve Fatemeh Sadeghi; Middle East report; No; 241; Winter 2006)

Araştırmanın verilerine göre, devrimden sonra özellikle muhafazakar kesime mensup kadınlar kapalı mekanlardan çıkarak, toplumsal hayat içinde aktif roller üstlenmeye başladılar. Kadınların bu alandaki iddia ve başarılarının en somut örneklerinden biri, üniversitelerde tuttukları yerde kendini gösteriyor. Kadın öğretim üyesisayısının oranının %16 ila 17 arasında gösterildiği üniversitelerde kız öğrencisayısının erkek öğrencilere oranı ise % 60-62 arasındadır. Üniversitelerdeki kız öğrencisayısındaki artış karşısında Milli Eğitim Bakanlığı, kız öğrencilerin oranını erkek öğrenciler karşısında dengeleyecek bir kota arayışı içindedir …”

 

… Biraz okumak için…

  İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

 Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

Yeni CHP, Yine CHP »

CHP_birgul_ayman

 

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

Milliyetçilik birleştirici bir faktör, bir tutkal gibi sunuldukça insan soruyor kendi kendine: “Bu kadar kötü bir ülke mi Türkiye? Bir arada yaşamak için tutkallara ihtiyaç duyacak duruma mı düştük? Bu kadar mı nefret ediyoruz birbirimizden?”

 Aramızdaki ilişkileri kanunlara saygı, iyi niyet, güzel ahlak gibi prensipler üzerine oturtarak huzurlu bir ülke kurmak mümkün değil mi? İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Adalet ve ihsanın hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar?

Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular… 150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin.

CHP faşisttir, faşist kalacak! »


“… CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler, AK Parti’nin, Türk ulusunu tarihten silmeye, Türk vatandaşlığını tarihten silmeye dönük olan girişimlerinde, BDP ile iş biriliği yaptığını iddia etti. Güler, Kaplan’ın sözlerini eleştirirken, ‘Kürt milliyetçiliğini bana ilericilik ve bağımsızcılık diye yutturamazsınız. AKP ve BDP işbirliğinin yaptığı şey, tektir. Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, Türkiye’de siz sorunu Türk sorunu yaptınız. Türk ulusuyla Kürt milliyeti eşit olamaz. Bundan sonra biz savunmadayız, bundan sonra meşru müdafaa hakkı için saldırıdayız’ diye konuştu. Bu sözlerden sonra CHP ve MHP sıralarında oturan bazı milletvekilleri CHP’li Güler’i alkışladığı görüldü …”
(Star Haber)

Bu konuda iki makale:

Faşizm Zaten ‘Çağdaş’ Bir Şeydir (2009)

Güzel kentimiz İzmir’in aslında “faşizmin kalesi” olduğu gerçeği, bir “taş” eylemi iyice faş oldu. Son günlerde bir dizi yazar da bu konuya el attı. Ancak kanımca bu yazarların bazıları hala püf noktayı ıskalıyor. Çünkü İzmir’in dillere destan “çağdaş” kimliği ile “faşist” yüzü arasında bir tezat olduğunu varsayıyor, “yahu bu ilerici kent nasıl böyle faşistleşiverdi” diye soruyorlar. Oysa İzmir, zaten “çağdaş” olduğu için faşizme bu kadar yatkın. Arada tezat değil, paralellik var. Anlatayım. Öncelikle “çağdaş”ın anlamını belirleyelim. Bu kavram, en azından Türkiye’de, “devrim öncesindeki ‘karanlık’ çağın dogmalarından tümüyle arınıp, bilimi ve Ulu Önder’i tek yol gösterici edinip, sonra homojen bir ulus yaratmak için çalışıp, en son da kendini ona armağan etme … TAMAMI

 

Türkiye faşist olur mu? (2008)

Faşist kelimesi bizde küfür olarak kullanılıyor ama siyasî bir tercihi temsil ediyor aslında. Benito Mussolini’nin teorisi sayesinde en anlaşılır açıklamalarından birini buluruz faşizmin:

“Birey ve bireysel hakları “yüce” devletin “yüksek” çıkarları uğruna feda etmeyi gerekli gören bir yaklaşımdır söz konusu olan. Devlet her şeydir, her yerdedir, kudreti herşeye yeter. Kutsaldır. Milletiyle, ordusuyla ayrılmaz, eleştirilemez bir bütündür. Onun dışında hiç bir değer devlet kadar kıymetli olamaz.”

[…] insanların faşizme boyun eğmesi için bazı özel koşullar gereklidir doğal olarak. Bunların başında da panik duygusu gelir. Koskoca bir milletin korkudan tir tir titreyen bir hayvan sürüsü gibi davranması için elbette adım adım yürürlüğe konacak bir plan yapılır. Sırasıyla:

  1. Bölünme, irtica, terör, ABD, komünizm, siyonist komplo gibi bir takım dış tehditler icad etmek veya mevcut tehditleri abartmak suretiyle yoğun bir tehdit algısı oluşturmak,
  2. Tehditler karşısında sağlıklı düşünmeyi, çözüm aramayı engellemek için KanalTürk veya Hürriyet’in yaptığı gibi bir bilgi kirliliği üretmek,
  3. Türkiye’nin özel koşullarında tam demokrasi olmayacağını savunmak,
  4. Halkın cehaletini bahane ederek bireysel hakları devletçe verilen (=geri alınabilir) bir lüks gibi göstermek.

Türkiye de geçmişte bir çok bakımdan bu siyasî duruma uygun biçimde yönetildi. Daha önce MilliyetçilikMilitarizm ve Kemalizm konuları altında yazdığımız onlarca yazıda bu konulara ayrıntılarıyla giren makaleler yayınladık. Ancak bugün en büyük tehlike MHP-CHP ekseninden gelmekte. « Türk Milliyetçiliğinin intiharı: CHP ile MHP birleşsin! » adlı makalemizde bu iki partinin ateşle oynadığını ve korku/tehdit söylemleri ile bindiğimiz dalı nasıl kestiklerini anlatmıştık …” TAMAMI

 

… E-Kitap okumak için…

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… Buradan indirebilirsiniz.

Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

Kadın hakları ve Kemalizm

“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ? “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak”

Bugün Cuma: Kamer Suresi »

Son Konuşma / Randy Pausch »

 “İleriye bakarak, yaşamdaki noktalarını birleştiremezsiniz. O noktaları ancak, geriye baktığınızda birleştirebilirsiniz. Bu yüzden noktaların gelecekte bir biçimde birleşeceğine şimdiden inanmanız gerekir. Bir şeylere inanmak, güvenmek zorundasınız. Kadere, yaşama, karma öğretime, neye olursa olsun, bir şeye kesinlikle inanmalısınız. Bu yaklaşımım beni hiç bir zaman düş kırıklığına uğratmadı; yaşamımdaki tüm farklılıklar, bu inançlarım sayesinde gerçekleşti… Eninde sonunda öleceğimi düşünmek, yaşamda büyük seçimler yapmama yardımcı olan en önemli etkendir. Çünkü yaşadığımız dünyaya ait tüm beklentilerimiz, gurur, kibir, başarı, başarısızlık gibi bu dünyanın sözüm ona önemli işleri, ölüm söz konusu olduğunda bir anda tüm önemini yitiriyor, tam anlamıyla kocaman bir ‘hiç’ oluveriyor.”  (Steve Jobs)

Değerli Mehmet Ali Birand’ın vefatını öğrenince, nedendir bilmem aklıma Randy Pausch¹ geldi. Sanırım hayata bakış açılarında, ortak bir şeyler buldum. Pausch, eğer bilginin sistematik halinde sunumunu sağlayan bir bireyse, o zaman kişiden yansıyanların toplamına baktığımda; Birand da öyle. Elbette Pausch ile ortak yanı, sadece bu değil. Çalışkan, sorgulayıcı, atak, bir şey konuşurken Read the rest

Fransa ve Amerika neden teröre destek oldu? »


Cezayir ordusunun İslamcı saldırıya ultra-sert tepkisi öngörülebilirdi: (İslami Kurtuluş Cephesi’ne karşı iç savaşlarında 1990’larda yaptıkları da buydu.) Teröristlerle müzakere etmeyiz. Onları (onlarca rehineyle beraber) öldürürüz. Bunu meraklı yabancılar olmadan kendimi hallederiz ve topyekun bir bilgi örtbasını da tercih ederiz.

[…] Karmaşıklaştıran önemli bir etmen de bin 600 kilometre çölü geçen 40 kadar İslamcının Mali’den değil Libya’dan gelmesidir. Çok ciddi “korumaları” olması gerekirdi. Ayrıca yabancı bir gücün de Cezayirli içeriden birilerine istihbarat vermiş olması lazım. Rehineler (Reuters’in “Chedad” adını verdiği bir Kanadalı dahil) kaçıranların “Kuzey Amerika aksanına” sahip olduğunu söyledi. Hepsi yerleşke içerisinde yabancıların tam olarak nerede olduklarını da biliyorlarmış.

[…] Vietnam Savaşı’nı araştıranlar arkasından gelen bataklık için ilk adımın “danışmanlar” göndermek olduğunu fark edeceklerdir. Pentagoncu ironi bir kenara, ABD son yıllarda gerçekten Malili birlikleri eğitti. Bunlardan çoğu zamanı geldiğinde kaçtılar. Müsrif şekilde ve Fort Benning-eğitimli Yüzbaşı Haya Sanogo sadece seçilmiş Mali hükümetine karşı bir darbeye liderlik yapmadı aynı zamanda İslamcıların yükselişi için şartları da oluşturdu.

[…] Yani Muhtar Belmuhtar, nam-ı diğer “Yakalanamaz” (en azından Fransız istihbaratı için). Belmuhtar, Cezayir’deki In Amenas gaz sahasındaki saldırının ardındaki beyindi.

Bu filmi daha önce görmedik mi? Elbette, gördük. Fakat artık şimdi resmi. Mali, yeni Afganistan’dır. Bakın Cameron ne diyor: “Pakistan ve Afganistan’ın üstesinden gelmek zorunda olduğumuz gibi dünya Kuzey Afrika’daki bu tehdidin hakkından gelmek için bir araya gelmelidir”. (Pepe Escobar, Oğuz Eser’in Tercümesi, TimeTurk.Com)

… Bu konudaki makaleler…

  1. (sakın!) Kurtarma operasyonu – Cezayir şike mi yaptı?
  2. Video: Mali ordusu tatbikatta, şaka değil gerçek!
  3. Mali: Fransa para etmeyen “değerler” için savaşır mı?
  4. Tombuktu’da çocuk öldürmenin Paris’teki faydaları

 

… Bu konuda e-kitap …

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

Daha fazla okumak için:

  1. Libya: Kâfirin silahıyla mücahid olunur mu?
  2. Onlar Ahmet Davutoğlu’dan özür dileyecekler
  3. Libya: ABD ve AB, NATO Müdahalesini Haklı Çıkarmak İçin İç Savaşı Teşvik mi Ediyor?
  4. Kaddafi’ye dost kazığı

 

Mali, Müzik ve Tevhid (Alima Coulibaly) »

Görme Biçimleri / John Berger »

gorme_bicimleri_john_bergerHepimizin içinde olduğu toplumu etkileyen, yönlendiren ve yaşam algısını ciddi anlamda değiştirmeyi başaran bir araç olarak görsel kültürün incelenmesi günümüzde git gide daha önemli bir hale geldi. Çünkü artık hemen hemen tüm yaşantımız abartılı ve yüzeysel bir görselliğin etkisiyle kuruluyor, bozuluyor ve yeniden inşa ediliyor. Görsel dili, farklı amaçlar için kullanılabilen nesnel bir araç olarak düşünebiliriz. Çünkü kimi zaman egemen güçlerin sürekli kendini meşrulaştırma ve bulunduğu yeri muhafaza etme başarısına katkı sağlıyor, kimi zaman da tam tersine onların konumunu sorgulayarak, bastırılan, ezilen ya da bir şekilde kenarda tutulanların sesine dönüşüyor. Bazen yepyeni bir söz söylüyor, bazen olanı daha da sabitleştiriyor.

John Berger’ın Görme Biçimleri kitabı, tarihten bugüne ortaya çıkan farklı görsel temsillerin analizini yaparken daha önce sorulmamış soruları Read the rest

Hüzzam Ney Taksimi »

İsrail’in kitap hırsızlığı »


“… Bu “Büyük Kitap Hırsızlığı” adındaki 2012 belgeselinin galasıydı. Belgesel 1948 savaşında özel Filistin kütüphanelerinden yağmalanan 70 bin kitabı konu alıyor. Etkili şekilde büyük ölçekte kültürel yağmayı ve Filistin yazın arşivlerine el konulmasını belgeliyor. Alman-İsrailli göçmen ve kendisini eski-Siyonist olarak niteleyen Benny Brunner’ın yönettiği belgesel film …”  TAMAMI