Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

PKK: Çözüm İçin Bir Adım… Belki De Son Adım… »

İnişli çıkışlı bir seyir izleyen Kürt sorununda yeni bir sayfa daha açıldı… Öcalan ile görüşmelerin tekrardan başladığı ve yeni bir müzakere sürecinin yaşandığı artık herkes tarafından biliniyor. Her iki tarafın bu yeni süreci gizleme ihtiyacı hissetmediği de ortada.

Şu bir gerçek ki, artık Türkiye’de toplumun önemli bir kısmı Kürt sorununun öyle ya da böyle çözülmesini istiyor. Bu yüzden Öcalan ile görüşülmesi artık önemli bir kesim için mesele değil. Hatta şehit ailesi derneklerinden birisi sorunun çözülmesi için Öcalan’la bile görüşülmesine yeşil ışık yakıyor. Hülâsa, artık Türkiye bu konuda bir gönül ve fikir birliği sağlamış durumda.

O zaman yeniden başlatılan müzakere sürecine değinelim. Bu sürecin ne getirebileceği, muhtemel sonuçları ve geçmişten farkı hakkında birkaç kelam edelim.

İlk olarak, görüşmenin zamanlaması dikkat çekici. Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler sonrası (ve hatta öncesinde de) bölgede sürekli söz sahibi olmak isteyen Türkiye, her seferinde içeride Kürt sorunu gerçeği ve PKK’nın eylemleri ile karşılaşıyordu. O zamanlardan beri dile getirilen içeride Kürt sorunu çözülmeden aktif bir dış politikanın topal kalacağı düşüncesi doğrulanmış oldu. Bu sebeple sorunun çözümü Read the rest

Atatürk Musikimizi Neden Yasakladı? »

 

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz.

Çocukları sokağa atma özgürlüğü »

ABD Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan bir rapora göre evsiz ögrencilerin sayısı bir milyonu geçmiş. 2010-2011 eğitim yılı için verilen bu rakam her sene %13’lük bir artış gösteriyor. Sokakta, otel odalarında, kiliselerde yatıp ertesi gün okula giden çocukların sayısının 2013 sonunda bir buçuk milyonu bulmasından korkuluyor. Bazı bölgelerde 30 kişilik bir sınıfta 25 evsiz çocuğa raslamak mümkün. Aşağıdaki video Diane Nilan tarafından kaydedilen evsiz Amerikalı çocukların hikâyesi:

 

 

Neden böyle oldu?

2008′de başlayan emlâk krizi bir çok insanı evsiz bıraktı. Kriz öncesinde ne birikmiş parası ne de maaşı olmayan birini borca sokmak, aşırı riskli kredi vermek yasaktı. Zaten bu tür riskli krediler müteahit firmaların hatta bankaların iflasına yol açabilirdi. Ancak ekonomik özgürlükler(!) adına bu “emniyet kemeri” gevşetildi. Ev kredisi ödeyemeyecek durumdaki insanlar kağıt üzerinde ev sahibi yapıldı. NINJA krediler sayesinde oldu bu (NIncome NJob or Asset). Emlâk talebi böylece yapay olarak şişirildi. Goldman Sachs gibi firmalar müşterilerini inşaat sektörüne yatırım yapmaya teşvik ettiler. Fakat balonun patlayacağını bildikleri için aynı firmalar sektörün çöküşüne oynadılar… Ve sektör çöktü. Bazı bankalar ise bu çöküşten akıl almaz kârlar elde ettiler.

Düşük gelir grubunda olan ve zar zor geçinen insanlar ise bir anda kendilerini sokakta buldular. Şimdi çoğu parklarda yatıyor, umumî tuvaletlerde yıkanıyor. Bir kaç gün çalışıp para biriktirebildiklerinde ucuz bir otel odası kiralayarak çocuklarını yıkama imkânı buluyorlar. Sokakta yaşayan çocuklarda çeşitli sinirsel bozukluklar hızla baş gösteriyor: Korku krizleri, hiperaktivite, şiddet eğilimi, intihar girişimleri…

 
… Bu konuda e-kitap okumak için…
 

Banka Ordudan Tehlikelidir!

Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor:Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar?Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?  Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi?Okuyacağınız kitap demokrasi ile liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın”çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda.“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitaptaliberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Alternatif Bir Uğur Mumcu Yazısı »

Uğur-MumcuUğur Mumcu’nun yazdığı son dönemler büyük oranda benim de en mümbit okuma evrelerime tesadüf etmekte. Kendisiyle tanışmam da, koltuğunun altına Cumhuriyet Gazetesi sıkıştırıp okula gelerek solculuk oynayan arkadaşlar vesilesiyle olmuştur. Kütüphanemde bulunan ‘Devrimci ve Demokrat’ adlı kitabını bulup bir daha göz gezdirdim ve aynı hisleri bugün de yaşadım; Uğur Mumcu’nun bende bıraktığı izlenim, Emin Çölaşan’ın bir tık üstüdür o kadar. Belki mesaisinin büyük bölümünü inananların aleyhinde harcamasındandır kendisine karşı bu mesafem, bilemiyorum. Belki de hata bizdeydi; çünkü bahse konu yıllar Beşiktaşlılığımızla paraleldi son kertede; hayata daha bir siyah-beyaz baktığımız yıllardı o yıllar.

O yılları idrak eden cümle yaşıtlarımız bilir ki o zamanlar Araf’ta kalmak, en azından Ahmet Kaya tarafından ‘oportünizme bulaşmış tipik bir orta yolcu olmak’ suçlamasıyla hüküm giymeye müsaviydi. Biz de en nihayetinde muhitinin bıçkın delikanlıları olan, Dilipakları, Bulaçları, Seyyid Kutupları, Necip Fazılları, Sadık Albayrakları Read the rest

Kalbimdeki ızdırap öyle lezzetli ki… »

Monteverdi – Si dolce è’l tormento

Kalbimdeki ızdırap öyle lezzetli ki Maşuk’umun bu acımasız güzelliği beni mutlu ediyor
Güzellik semasında acımasızlık artabilir, varsın merhamet gösterilmesin bana,
Sadakatım gurur okyanusunda varlığını sürdürecektir.
Vuslat’ın vehmi tekrar gelebilir ama ne sevinç ne de huzur bir daha nüzûl etmeyecek üzerime,
Taparcasına sevdiğim beni reddedebilir, bu dahi beni teselli eder,
O’na olan sadakatım bâkî kalacaktır sonsuz ızdırap ve düş kırıklığı arasında,
Ne ateş ne de dondurucu soğuklar derdime derman olur,
Sükûnet bulacağım tek yer Semâ’nin kapısıdır.
Acı bir ok kalbime öldürücü bir darbe vurduysa
Kaderim değişecek ve kalbim Ölüm’le şifa bulacaktır.

Türk solu, ırkçılık ve kemalizm üzerine »

“… Tarih enteresan bir çalım atmak üzere sanki. Kürt sorununun “gerici” AKP’yi sallamasını bekleyenlerin yüzlerindeki gülümseme, “ilerici”, “solcu” CHP’nin ırkçılıkla ölümcül dansı karşısında donmuş gözüküyor. Kürt muhalefeti geldi “yeni” CHP’yi belinden vurdu.Türkiye, soyut kavramları oraya buraya çekiştirerek; “demokratız”, “ilericiyiz”, “Kürtler kardeşimizdir”, “barış istiyoruz” gevelemeleriyle siyaset yapılabilir bir ülke olmaktan çıkıyor. Artık geniş sözlerle idare edemezsiniz. Hakların somut olarak tartışıldığı, yeni bir statünün inşa edildiği günlerden geçiyoruz. Cilalı sözlerin, eğreti maskelerin, gerçek kimlikleri gizleyemeyeceği kavşaktayız. Toplumca soyunuyoruz. İyi bir yerdeyiz.

İzmir mebusu hanımefendinin ırkçılık kusmasına şaşıranlar var. Ben de onlara şaşırıyorum. Hayır, Mahmut Esat Bozkurt hortladı demeyeceğim. O zaten bu damarda hiç ölmemişti. “Hâkim millet” ve “köleleri” ayrımının bir alt metin olarak insanların zihnine kazınması, bizim resmî politikamız olagelmişti hep. “Atatürk milliyetçiliği” kavramını icat ettik. “Kafatasçı” olmadığımız masallarıyla büyütüldük. “Atatürk milliyetçiliği”ni icat eden kafa, Kürtleri “dağ Türk’ü” ilan eden kafadır. Ermenileri hain, “Rum’u!” düşman sayan zihniyetin ta kendisidir. Tehcir, mübadele, Dersim, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül… Kimin eseri bunlar? CHP damarı bu tarihin neresinde duruyor? …”

 (Gürbüz Özaltınlı / Taraf)

“… Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu, Dersimli Sakine Cansız’ın ailesine taziyeye giden Dersimli Hüseyin Aygün’e ânında kafa çıkarmıştı, ta Çin’den… Dersimli Kılıçdaroğlu, “Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit gördüremezsiniz” diyen İzmir mebusu Birgül Ayman Güler’e ne diyecekti peki? Akşam dükkânı kapatana kadar bekledim gazetede, tık çıkmadı… Sabah baktım ki gazeteler Kılıçdaroğlu’nun “sessizliğini bozduğu” haberini veriyor. “Bizim bu konuda görüşümüz belli” deyip eklemiş CHP lideri, “Kimsenin kimlik üzerinden siyaset yapması, etnik kimliği dışlaması ve onu ikinci sınıf yurttaş olarak görmesi kabul edilemez”. Sessizliğini güzel bozmuş da, “Bizim bu konuda görüşümüz belli” kısmına takıldım ben asıl olarak. Sorun tam da bu çünkü. CHP’de ikide bir bu tarz sarsıntılar yaşanmasının nedeni de bu. Bir partide grup adına konuşmak üzere Meclis kürsüsüne gelen vekil aleni olarak “ırkçı” sözler sarf ediyorsa… Üstelik bunu Kürtlere anadilde savunma hakkı getirecek yasanın görüşülmesi esnasında yapıyorsa…

Bunun üzerine partiyi yol ayrımına getiren bir kriz çıkıyor ve tepki olarak istifa eden bir vekil, Grup Başkanvekili tarafından “Onun sözleri kendisini bağlar” denerek ikna ediliyorsa… Aynı esnada partinin ulusalcı kanadının ağır toplarından Süheyl Batum, “Güler, CHP’deki çok sayıda ismin ortak görüşünü dile getirdi” dedikten sonra “Kaba Kürt milliyetçiliğini solculuk diye yutturamazsınız” diyerek partinin diğer kanadına ayar veriyorsa …” 

  (Demiray Oral / Taraf) 

 

… Bu konuda e-kitap okumak için…
Sosyalizm İslam’a uyar mı? (Tartışma)

Bir yanda zekât üzerinden eşitlikçi bir İslâm yorumu yapan anti-kapitalist Müslümanlar. Diğer tarafta bir türlü iktidar olamayan, sosyalizmi bilmeyen, kemalizmi demokrasi zanneden devletçi, hatta darbe yanlısı bir Türk solu.

Türk solu geçmişiyle yüzleşemekten korkuyor. Solcunun solcuyu katlettiği 1 Mayıs 1977 bir tabu. Deniz Gezmiş’in ulusalcı duruşunu da eleştiremiyorlar. Evet… Türk solcuları iktidara yürümek için bir koltuk değneğine muhtaçlar. Peki ya İslâm? Sosyalizm İslâm’a ne kazandırabilir? Sosyalist devletlerin Müslümanlara yaptığı onca eziyetten sonra Müslümanlar sosyalizm ile ittifak yapabilir mi? Derin Düşünce okurları tartıştılar, biz de kitaplaştırdık. Buradan indirebilirsiniz.

Türk solu iktidar olur mu?

Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün. Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.

 

Derin MAЯҖ

Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden?

Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok. Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.

Kitap Taşıyan Eşekler? »

israil_askeri_dua

Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın âyetlerini inkâr eden topluluğun hâli ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. (Cuma suresi, 5)

Yahudi oldukları için mi zalimler?

İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. “Yoktan var edilmiş bir millet” dört tarafı “düşmanla çevrili” kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor!

Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan İsrailli zannederimFilistinliden bile daha zavallı bir durumda bu yüzden.Buradan indirebilirsiniz.

ABD eyaletleri içinde en çok Derin Düşünce okuyanlar »

ABD-DerinDusunce

ABD-DerinDusunce1

Yokluğun Uzamı – İbrahim Sâki İçin Gerçeküstücü Bir Bakış »

sanat 

Nereye baksam aynı varlığın tecellileri ile karşılaşıyorum.

Ksenophanes

Karanlık Demetler

Bir sokak lambası altında görüyorum onu, orada uzanıyor yalnız İbrahim Sâki, usulca titriyor. Koşuyorum yanına hızlıca, hava oldukça soğuk ve karanlık. Yabani kuşlar uçuyor üstümüzde. Bedeninin yanında dikiliyorum. Yüzüme değil, kuşlara bakıyor, inliyorlar, avuçlarında hayat çizilmiş. Aramızdaki boşluk öylesine derin ki ben nefessiz kalıyorum. Üzerinde kareli, kurşuni, Farisi bir gömleği, kahverengi bir pantolonu var. Ayakkabıları sokak lambasının dibinde kıbleye dönmüş. O ise bir cenaze merasimini andırıyor. Parmaklarının ucundaki yırtılmış bir kitap mumdan ateşle yanmaya çoktan başlamış olmalı ki küle dönüyor, bu hayattan bir daha okunmamak üzere. Kirli sakalı beyaza çalıyor. Yüzü topraklaşmış. Ona sarılmak istiyorum, etrafımızda kimse yok ama boynunda herkesin eli var. Önce bilinmeyen bir korku çember oluşturuyor, sonra felaket geçiyor yanı başımızdan.

Ellerimle onu kaldırmaya çalışıyorum. Kalkmıyor, aldığı sancı vücudunu öyle sarmış ki ağzından hiç kelime çıkmıyor. Bu soğukta onu böylesine hâlde terk edemem. Üstelik oldukça üşümüş. Üstüne ceketimi Read the rest

Yakın Yabancı / Cihan Aktaş »

iran-kadin“… İran üzerine Batı medyasında devrimden bu yana en fazla yer kaplayan fotoğraflardan biri, siyah çarşaflı kadınlarla ilgili olanlardır. Buna karşılık devrimden sonra ülkenin büyük bir nüfusunu teşkil eden dindar kadınlara ilişkin gelişmeler, bu haberlerde söz konusu edilmez.  Zenan dergisi, son sayılarından birinde bu konuda yapılmış daha farklı bir araştırmaya yer veriyordu. Araştırmanın başlığı “İranlı Genç Kızlar: Geleneksel Eşitsizliklere Dair Modern Rivayetler”di. (Norma Claire Moruzzi ve Fatemeh Sadeghi; Middle East report; No; 241; Winter 2006)

Araştırmanın verilerine göre, devrimden sonra özellikle muhafazakar kesime mensup kadınlar kapalı mekanlardan çıkarak, toplumsal hayat içinde aktif roller üstlenmeye başladılar. Kadınların bu alandaki iddia ve başarılarının en somut örneklerinden biri, üniversitelerde tuttukları yerde kendini gösteriyor. Kadın öğretim üyesisayısının oranının %16 ila 17 arasında gösterildiği üniversitelerde kız öğrencisayısının erkek öğrencilere oranı ise % 60-62 arasındadır. Üniversitelerdeki kız öğrencisayısındaki artış karşısında Milli Eğitim Bakanlığı, kız öğrencilerin oranını erkek öğrenciler karşısında dengeleyecek bir kota arayışı içindedir …”

 

… Biraz okumak için…

  İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

 Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.