RSS Feed for This Post

Matematiksel Kitle İmha Silahları / Cathy O’Neil

  • 2015 senesinde Google’ın resim tanıyan yapay zekâsı, gülümseyen iki zenciyi “goril” diye işaretlemişti. Tabi arkasından şikâyet, bol bol özür filan. Google ile dalga geçmeler… Peki 2015’ten beri yapay zekâ algoritmaları kaç masum insanı bir teröristle karıştırarak uçağa binmesini engelledi?
  • Bu hata daha az komik değil mi? Kaç masum insan, algoritma hataları yüzünden işe giremedi; bankadan kredi alamadı? Görsel tanıyan yapay zekâ programları kaza geçirmiş otomobilin tamiri için fiyat tahmini yapıyor ve çok küçük bir hata payı ile faturayı kestirebiliyor… Ama…
  • Ama insan ile gorili karıştırabiliyor. Ya siz? Çok kesin kabul beklediğiniz halde bir kredi isteğiniz yahut iş/ üniversite başvurunuz reddedildi mi son zamanlarda? Evet, siz de bir algoritma tarafından reddedilmiş olabilirsiniz.
  • Bilgisayara aşina değilseniz henüz fark etmediniz belki ama… Hâlihazırda hayatınızla ilgili birçok kararı insanlar değil algoritmalar veriyor. İnternette haber okurken göreceğiniz manşetler, uçak bileti ararken size teklif edilen saatler, CV’nizin işe uygunluğu, krediyi düzgün ödeme ihtimaliniz…
  • Evet, yanlış okumadınız, hayatınız (=haklarınız) ile ilgili birçok kararı, algoritmalar belirliyor. ABD’de suçluların hapisten sonra yeniden başlama ihtimali gizli bir formülle hesaplanıyor ve hâkime bir ekranda görünüyor. Hâkim, yasanın öngördüğü aralıkta 5 veya 10 yıl cezayı buna göre veriyor.
  • Big Data çağında İslâmî devlet olur mu?
  • Bu gece bahsetmek istediğimiz kitap henüz Türkçeye kazandırılmamış. Müellifi O’Neil “kitle imha silahları” (Weapons of mass destruction) ifadesiyle güzel bir kelime oyunu yaparak matematiğin tehlikesine dikkat çekiyor… Daha doğrusu matematiğin tarafsız/adil zannedilmesinden doğan haksızlıklara.
  • Cathy O’Neil, Harvard Üniversitesi’nde matematik doktorası yapmış; Barnard College’de ders vermiş. Daha sonra özel sektöre geçip finans sektöründe risk modelleme yapmış. Kısacası işin mutfağını iyi bilen bir isim… Biz de evvelâ biraz teorik bilgi verelim…

Yapay Zekâ: Tehditler ve Fırsatlar…

Teori

  • İnsan eliyle programlanmış zekâ parçacıklarına “uygulama” veya “bilgisayar programı” diyoruz. Kuralları önceden belirlenmiş davranışlar bunlar: Yol tarif etme, oyunlar, takvim… Bu uygulamaların en soyut kısmı ise algoritma. Bir musiki eserinin notaları gibi “besteleniyor” ve icra ediliyor algoritmalar.
  • Genellikle bedavaya bulup telefona indirdikleriniz dışında çok daha büyük programlar var tabi. Banka, fabrika, hava alanı otomasyonları, FaceBook, Google, Amazon gibi şirketlerin gizli formülleri… Bunların bir kısmı çalıştıkça “öğrenebiliyor” yani kendi davranışını yeniden programlayabiliyor.
  • Bu kendini dönüştürme, bazen parametrelerin yani kilit verilerin değiştirilmesiyle oluyor; bazen de basbayağı yeni kurallar ekleniyor; eski kurallar silinebiliyor. Bu ikinci sınıftaki programlar gerçekten “yapay zekâ” sınıfına konabilir. Ama ikisine birden “öğrenen algoritmalar” denir.
  • Aslında “algoritma” biz insanların sürekli yaptığı bir şey: Akşam ne yemek yapayım? Geçen akşam domates sosunu yemedi çocuklar; domatessiz ne yapabilirim? (Öğrenme). Sabah işe giderken 12 numaralı otobüs sürekli gecikiyor. Aynı duraklardan geçen 14 numarayı denemeliyim. (Öğrenme).
  • Yani yemek yapmak veya işe gitmek için bir kurallar manzumesi var hafızamızda (algoritma) ve bunun uygulanması (yemek, yol) istenen sonucu getirmezse (iştah, hız) kurallar kısmen değiştirilebilir ve amaca daha uygun hale getirilebilir.
  • Bir başka deyişle, bilgisayar programcıları bizim zihnimizdeki mantık zincirini otomat haline getiriyor. Fakat bu algoritmaların adalet için bir tehlike haline gelmesi de tam burada başlıyor. Neden?
  • İşe insan alırken uygulanan bir kuralı insan tatbik ederse sübjektif/indî olması normaldir. Meselâ ırkçı bir insan kaynakları müdürü doğum yerlerini, soyad ve isimleri kullanarak zenci/ Yahudi/ Türk adayları eleyebilir. Ama bu kıstaslar programlandığında sonuç hemen herkese “bilimsel, tarafsız” görünür.
  • Peki mesele kasten programlanmış ırkçı kriterlerden mi ibaret? Bu işin en kolay tarafı. Böylesi bir ayrımcılığın, teftiş edilmesi ve mahkemede ispat edilmesi son derecede kolay. Şimdi ABD’de sık sık yaşanan ve Türkiye’de de olması muhtemel bir örneğe bakalım.

Eğitim örneği

  • ABD’nin doğusundaki Washington eyaleti eğitim bakanlığı öğretmenlere başarılarına göre not vermek istiyor. En iyilere yılsonunda prim verilecek; kötülere uyarı hatta işten çıkarma. Bunun için çocukların başarısına dayanan bir formül bulunuyor ve algoritma haline getiriliyor.
  • Fakat uygulamanın ilk yılından itibaren gerek öğretmenler gerekse veliler sürekli yakınıyorlar. Çok iyi öğretmenlerin işten çıkarılması herkesi öfkelendiriyor. Öğretmenler formülü görmek istediklerinde programı satan firma “profesyonel sır” diyerek reddediyor.
  • Uzatmayalım, uzun süren çekişmeler sonunda “sihirli” formülün eğitim ile ilgisi olmayan, pazarlama sahasından devşirildiği anlaşılıyor. Müşteriye daha çok pabuç satma “başarısı” Washington eyalet okulları için “yükselen not” diye tarif edilmiş.
  • Formülün çalışma şeklini sezen uyanık hocalar sene başında çocuklara kasten düşük not veriyor ve yıl boyunca düzenli olarak yükseltiyormuş. Tabi yılsonundaki kötü notları sisteme hiç girmiyorlarmış. Diğer yandan dürüst ve gayretli hocalar hem vasat görünüyor hem de…
  • Uyanıkların sahte başarıları yüzünden yılsonu istatistiklerinde en altta kalıyorlar. Hele bir de sınıfta birkaç zayıf öğrenci varsa genel ortalama düştüğünden sınıf bütün olarak başarısız görünüyor. Üst üste 3 sene “başarısız” olan iyi hocalar işten atılınca kıyamet kopmuş.
  • Dürüst bir hoca hilekâr birinin arkasından aynı sınıfı alırsa notlar birden düşüyor çünkü öğrencilerin gerçekte bir şey bilmedikleri çıkıyor ortaya. Aynı sebeplerle, dürüst hoca kötü not alıyor.
  • Ayrıca velilerin üniversite mezunu olduğu zengin semtlerin öğretmenleri, fakir semtlerdeki meslektaşlarına göre daha rahat ilerledikleri için, zor şartlarda iyi çalışan öğretmenler de “başarısız” damgası yiyor.
  • Bu örnek Türkiye için özellikle önemli zira milli eğitim bakanlığımızın buna benzer arayışları var. Peki temel hatalar neler? Uyanıkların hile yapması kaçınılmaz. Ama esas sorun, eğitimdeki başarıyı bir skor/not/rakam ile “tarafsız” ölçme hevesi. Neden?
  • Öğrencilerinin başını okşayan, onlara dürüstlük, dayanışma ve hayvan sevgisi aşılayan bir öğretmen düşünelim. Bir de robot gibi gelip giden, programı anlatan ikinci bir hoca daha olsun. Bu iki sınıfın not ortalaması eşit ise bu hocaların değeri eşit olur mu?
  • Burada suç, matematik formüllere veya bilgisayar programlarına güvenmek değil. Mesele, son derecede kalitatif/niteliksel bir şey olan eğitimdeki başarıyı sayılara indirgemektir. Elbette pabuç satan bir firma için daha çok satış yapan bir eleman, diğerlerinden üstündür ve prim almalıdır.
  • Ama satış elemanları arasında bile müşteriyi hoşnut etmek, uzun süreli ilişki kurup mağazaya tekrar gelmesini sağlamak önemli değil mi? Belki bazıları, avantaj kartları gibi yöntemleri kullanır. Ama hangi kart sizde sevgi ve saygı uyandıran bir esnafın yerini tutabilir?

Çare ne olabilir?

  • Ticaretteki bu müşteri ilişkisi bile bu kadar önemli iken, talebenin muhabbet, hürmet ve merhamet tahsil edeceği hocanın değeri hangi notla ifade edilir? Elbette eğitim bakanlıkları hocaların değerini ölçmeli. Ama bu kalitatif olarak yapılabilir; meselâ hoca ve talebe ile mülakat yaparak.
  • Diğer yandan, illâ ki bir not sistemi uygulanacak ise, formül ve algoritmanın kodu şeffaf olmalı. Hocalar, veliler ve talebeler bunlara itiraz edebilmeli. Programı satan firma hataları için hesap vermeli.
  • Kitaptan başka örnekler vereceğiz ama bu aşamada önemli bir şeyin altını çizelim: Bu algoritmalar şeytan değil; biyolojik silah gibi tehlikeli bir şey değil. Ama insanın icad ettiği her şey gibi bunlar da yerli yerinde ve ahlâkî kaygılar ile kullanılmalı. Yani?
  • Yani hiç kimse “netice bilgisayardan çıktı; kesin doğrudur/ kusursuz matematik formüller uyguluyoruz; hata olamaz” deMEmeli. Bir başka tedbir ise formüller, o sahaya has olmalı. Finans veya pazarlamadan devşirme formülle öğretmen, doktor, hâkim değerlendirilmez.
  • Yerli yerinde kullanıldığı zaman, algoritmaların çok faydalı olduğunu da hatırlatalım. Meselâ kitap satan bir siteden iki ürünü sepete koyduğunuzda “bunları alanlar bunu da aldılar” gibi tavsiye geliyor. Arama motorunda sonuçlar ilgi alanlarınıza, ülkenize, mesleğinize göre sıralanıyor.
  • Bütün bu “hizmetler” bize vakit kazandırmıyor mu? Arama motorlarında çıkan reklâmlar da sizin tıklamanıza yahut ilgisiz kalmanıza göre yeni reklâmlar seçip getiriyor.
  • Gelin burada algoritmanın hata yaptığını düşünelim bir an. Gereksiz reklâmlarla size vakit kaybettirecek. En kötü ihtimalle bir çocuğa porno reklâmı gösterebilir (ki az değil). Ama bu firma aynı programla öğretmenlere not verirken hata yaptığında başarılı bir hocanın hayatını söndürür.
  • Yani üçüncü bir ders daha çıkıyor bize: Algoritmanın kullanılacağı sahanın risk analizi adam gibi yapılmalı: Kanserli bir hastanın radyoterapi dozu mu hesaplanıyor? Sivil uçakları düşmandan ayırd edecek bir skor mu belirleniyor? Günde kaç sivil uçağın kazayla vurulmasını “normal” karşılarız?
  • Ara özet: 1) Kalitatif işler kantitatif formülle sayısallaştırılamaz. 2) Algoritma şeffaf olmalı. 3) Formül ve algoritma, tatbik edileceği sahaya has olarak üretilmeli. Devşirme yasak olmalı. Tatbik sahasına has risk analizi yapılmalı ve bu analiz sık sık tekrar edilmeli.

Model nedir?

  • Mühendislikte çok kullanılan bir kelime “model”. Nedir? Gerçek dünyanın küçültülmüş bir kopyası. Mühendis, model sayesinde düşünür; tasarlar ve deneme yapar. İnşaat, makine, algoritma… Model daima gerekli. Ama “küçültülmüş” demek yetmez; bir de “soyutlanmış” demek gerekir. Neden?
  • Bir uydu fotoğrafına bakarken sokakları, meydanları görürsünüz. GPS ekranında bir eczane arıyorsanız binaların yüksekliği önemsizdir. Ters yön, sıkışık trafik önemlidir. Ama şehrin üstünde helikopterle uçuyorsanız haritada ters yön ve trafik sıkışıklığını değil binaların yüksekliğini görmek istersiniz.
  • Hangi model daha iyidir? Cevap, ihtiyaçlara göre değişir. Bunun algoritma ile ilgisi ne? Bir model olan algoritma, ASLA objektif/tarafsız olamaz. Her model gibi, algoritmalar da ihtiyaçlardan doğan körleştirici etkiye sahiptirler. “Kör” dememiz sizi şaşırttı mı?
  • Eczane arayan şoför, helikopter pilotunun gördüklerine “kör” değil miydi? Pilot da şoförün bildiklerine “kör” idi. Bu körlüğe biz mühendisler “soyutlama” deriz. Gerçek hayatın %100 sadık temsili imkânsızdır ve gereksizdir. Kullanıcıya gerekli bilgiyi gerçek hayattan soyutlayarak model yaparız.
  • İşte algoritmalar da bu yüzden, bazı şeyleri net göstermek için geri kalan her şeyi görmezden gelir (o şeylere kördür). Yani algoritma, indî/ sübjektif bir temsildir. Başta verdiğimiz domates soslu akşam yemeği örneğini hatırlayın. Başarılı bir akşam yemeği algoritması nedir?
  • Anne için yeterli vitamin ve mineral, çocuklar için her akşam pizza ve çikolatalı dondurma yemektir. Ama açlık tehlikesi bulunan bir ülkede hükümet buğday stoklarının tükenmesini engelleyecek başka bir “sihirli” formülü halka dayatabilir.

Irkçı algoritma olur mu?

  • 1990’larda Texas’ta cinayetten yargılanan bir insanın zenci olması, idama mahkûm edilme ihtimalini beyazlara kıyasla 6 kat arttırıyordu. Hâkim ve jüri üyeleri istatistiklere bakıyor ve bir zencinin yeniden suç işleme ihtimalinin daha büyük olmasını göz önüne alarak sanığın idamını istiyorlardı.
  • İnsan hakları örgütleri ve bir avuç senatörün çabasıyla mahkemelerde “ırk /renk” bilgisinin gerekçe olarak kullanılması yasaklandı. Fakat ne gariptir ki zencilerin idama mahkûm olma oranı değişmedi. Irkçılık suçlamalarına karşı Texas eyaletinin savunması ise bir algoritma idi. Yani?
  • Texas adalet nazırı, bir yazılım firmasıyla anlaşmıştı ve sanıkların ırk bilgisi gizli tutularak bir veri tabanı ihdas edilmişti. Suç işleyenler buraya kaydediliyordu. Suçlunun hayatına ait türlü bilgiler “frekans analizi” denen istatistik bir yöntemle inceleniyor ve yeniden suç işleme ihtimali hesaplanıyordu.
  • İşte Texas eyaleti bu formülleri ve bilgisayar programını kalkan gibi kullanıyordu. Eleştiriler karşısında “zenciler daha fazla suç işlerse yazılım saptıyor. Zenci oldukları için değil ‘tehlikeli’ profilde oldukları için idam ediliyorlar” diyordu. Peki sizce mantıklı değil mi?
  • Texas’ın tezi şu: “…X mahallesinde oturan, Y okulu mezunu, ailesinde hapis yatmış en az 3 kişi varsa ve yakın arkadaşları içinde polis tarafından fişlenmiş 5 kişi varsa… bu kişinin suç işleme ihtimali, ortalama bir insana göre 5 kat yüksektir. İdam edilmezse 20 yıl sonra çıkınca yine öldürür…”
  • Gerçekte teknoloji ırkçılığı yok etmedi; kamufle etti. Çünkü polis “stop & frisk” denen bir şey yapıyor: Tipini beğenmediği kişileri durdurup üzerlerini arıyor. Sert şekilde, çoğu kez insanları yere yatırarak, aşağılayarak yapılan bir şey bu. Tesadüf(!) taciz edilenlerin %90’ı zenci ve Latin Amerikalı.
  • Bu polis tacizinde başlayan sürtüşmeler karakolda bitiyor ve “renkli” (colored) gençler ilk polis kayıtlarını çok erken yaşta alıyorlar. Beyaz gençlere yapılmıyor bu taciz. Haliyle bir zenci mahkemelik olduğunda eski polis kayıtlarından dolayı daha uzun ceza alıyor. Büyük sıkıntı da burada…
  • Mahkemenin suç kehaneti(!) yapan algoritması “öğrenen” bir algoritma. Yani suçluların hayatlarıyla ilgili ayrıntılar, hâkimin verdiği cezalar ile uyumlu oldukça bu ayrıntıların formüldeki ağırlığı artıyor. Örnek olarak Türkiye’de uygulandığını farz edelim…
  • Çoğunluğu Muğla doğumlu insanlardan oluşan bir hırsızlık çetesinin 40 üyesi yakalandığı anda Muğla diğer şehirlere kıyasla “tehlikeli” bir doğum yeri haline gelir. İftira sonucu mahkemeye çıkan bir Muğlalı, hâkim ve savcının gözünde “potansiyel suçlu” durumuna düşer. Sonra?
  • Muğlalılar diğer şehirde doğanlardan daha fazla ceza aldıkça algoritma bu paralelliği “başarı” olarak değerlendirecek ve Muğla düşmanlığını arttıracaktır. Tabi biz doğrum yeri gibi tek bir bilgi aldık. Anne mesleği, babanın yaşı, doğum yeri,… gibi onlarca bilgi harmanlanınca ne olur?
  • Bu bilgi kıskacında kalan binlerce, belki yüzbinlerce insan, algoritmanın hışmına uğrar. Peki sorun nedir? Hiç suç istatistiği yapılmasın mı? Algoritmalar tehlikeli mi? Elbette değil ama bunların insanca kullanılması gerekir. Açalım…
  • Ailesinde şiddet olan, hapiste yakını olan, alkol/uyuşturucu tedavisi görmüş kişilerin suç ihtimalinin yüksek olduğunu varsayalım. Bu grupta belli şehirlerin, erkeklerin ve gençlerin de öne çıktığını hesaplamış olalım. Buraya kadar matematik. Bundan sonra akıl başlıyor. Nedir?
  • Bu risk gruplarının suç ihtimalinin yüksek olması, bu insanları müstakbel suçlu yapmaz. Devletin onları daha iyi koruması gerektiğini gösterir. Yoksa Azınlık Raporu filmindeki gibi suç önleme polisleri kurup masum insanlara eziyet edersiniz ve suçun artmasına sebep olursunuz. Ya ne yapmalı?
  • Risk gruplarında olan gençlere eğitim bursları, gençleri riskli bölgelerden uzaklaştırma, gençlerin kendilerini değerli hissetmeleri için mes’uliyet verme; hapisteki akrabasını daha sık ziyaret etmesi için tedbir, alkol / uyuşturucu satışına sıkı denetim, ilh…
  • Yani istatistik, matematik, algoritma teknik birer unsurdur ve teorik olarak tarafsızdır. Ama bunların hayata geçirilmesi, insan aklı, insan vicdani ile gerçekleşir. Algoritma, onu tasarlayan kişilerin önyargılarını yansıtır.
  • Evet, ekmek bıçağıyla ekmek de kesilir, kavga da edilir. Ama elektrikli sandalye, tasarımı itibariyle bir öldürme aracıdır; yumurta pişiremezsiniz. Dakikada 600 mermi atabilen bir makineli tüfek, onu elinde tutan insana bir mesaj verir. Algoritmalar da potansiyel olarak çok zararlı olabilirler.
  • Teknoloji de bürokrasi gibidir; suç ile suçlu arasındaki mesafeyi arttırır. Memurların “ben bilmem, gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım” demesi gibi, algoritma kullanan Texas mahkemeleri de “biz ırkçı değiliz; aynı suç için beyazlara hapis, zencilere idam vermemizi söyleyen bilgisayar” diyorlar.
  • Algoritma, aklını kullanmayan kişilerin elinde bir atom bombası gibidir. Meselâ fakirlere yemek dağıtmak için ihdas edilen bir veri tabanı, fakirleri öldürmek isteyen bir diktatör için de çok kullanışlıdır. İnsan, daima agâh olmalı, aklını ve vicdanını ASLA teknoloji çengeline asMAmalıdır.
  • Eskiden liberalizme düşman olan bürokrasi nasıl onun bekçi köpeği oldu?
  • Texas’taki bir mahkemenin hataları size uzak görünebilir. Ama bankanız da kullanıyor bu algoritmaları. Kredi riskiniz böyle hesaplanıyor. Büyük bir şirkete CV gönderdiğinizde ilk eleme bir algoritma ile yapılıyor. Bu sebeple şeffaflığın altını çizelim bir kere daha.
  • Müellif O’Neil, kitapta şu örneği vermiş: Bir konsere gittiğinizde ilk 5 sıraya oturmanız engellenirse kızarsınız. Ama bu sıraların engelli insanlara ayrıldığı söylenirse anlayışla karşılarsınız. CV’lerin bir algoritmadan geçmesi değil mesele; bu algoritmanın kara kutu olması. Neden?
  • İş arayan insanlar, her türlü ayrımcılığa uğrayabilirler. Daha kötüsü, firma farkında olmadan ırkçılık veya benzeri bir önyargıyı algoritmasına kodlamış olabilir. Bu sebeple bir algoritmadan zarar görmesi muhtemel kişiler o algoritmayı teftiş edebilmeli yahut ettirebilmelidir.
  • Üstelik, bu algoritmaları programlayan firmalar aynı şeyi birkaç firmaya sattıkları için, bir şirkette kötü geçen mülakatınız yüzünden ömür boyu “bozuk karakterli” olarak fişlenebilir ve on farklı firmadan olumsuz cevap alabilirsiniz.
  • Yakında bu mesele daha da büyük bir ehemmiyete bürünecek. Meselâ şoförsüz otomobilleri yöneten algoritma bir kaza anında kimin hayatını feda edecek? Sürücü? Çocuk? Yaşlı? Yayalar?
  • Sigorta şirketleri 20 yıl sonra kanser olma riski yüksek diye müşteri reddettiği zaman sadece algoritması değil “bireysel sigorta” kavramının mânâsı da tartışmaya açılmalıdır. Gençlerden kâr edip yaşlı, hasta ve sakatları korumayı reddeden dayanışma(!) sistemini ahlâken nereye koyacağız?
  • Bütün bunlar teknolojik veya matematiksel değil ahlâkî ve hukukî meselelerdir. Fakat bu sistemleri tasarlayan ve gerçekleştiren mühendisler, işin insanî veçhesini görmezler. Sorgulama yetki ve mes’uliyetine sahip STK, siyasetçi ve hukukçular ise genelde algoritmadan anlamazlar.

Algoritma ile yaşam, zihnimizi dönüştürüyor

  • İnsanlar arama motorları ve telefonlardaki “Siri” gibi yardımcılarla çalışırken dönüşüyorlar. Bu algoritmalar çalışma ve eğlenmemizi şekillendiriyor. Tıpkı otoyolların şehri deforme etmesi gibi… Bazı semtler yaklaşıyor; bazıları ortadan ikiye bölünerek uzaklaşıyor.
  • Cathy O’Neil’in kitabını 20 sene önce okumuş olsaydınız bir distopya romanı zannedebilirdiniz. Ama kitapta anlatılanlar, gelecek değil şu an yaşamakta olduğumuz dünya.
  • Bu zihin dönüşmesini iyi anlamak için bir örnek… Telefonla yüksek faizli tüketim kredisi satan elemanları düşünün. Ellerine verilen bir listede tek tek herkesi arayıp borç para vermeye çalışıyorlar.
  • Satış elemanlarının başarısı, sattıkları kredi miktarı eksi harcadıkları zaman. Bu gayet normal. Ama aradaki farkı “hedef” olarak bir algoritmaya verdiğinizde ne oluyor? Hangi müşteri tipi satış elemanına teklif ediliyor? Yüksek faizli yani kötü bir krediyi kim kabul eder?
  • ABD’deki potansiyel müşteri dosyalarında yaş, cinsiyet, maaş, çocuk sayısı gibi verilerin yanında suç sicili ve sağlık durumu ile ilgili bilgiler de olabiliyor. Müşteri bulma algoritmaları işte bu verileri çaprazlayarak en çabuk karar verecek ve en yüksek faizi kabul edecek insanı buluyor.
  • Sizce? Yüksek maaşı olan, polisle başı derde girmemiş, ciddî sağlık sorunu yaşamayan biri ağır şartlarda kredi alır mı? Acelesi yok, alternatifi çok; pazarlık gücü yüksek. Almıyor zaten. Kim alıyor? Çocuğunun kanser tedavisi yüzünden borca batmış, kredi ile kredi ödeyen zavallılar… Yahut…
  • Yahut hapisten çıkmış, iş bulamayan, kira ödemediği için evden atılmak üzere olan insanlar… Yağlı müşteri bulma algoritması, perişan durumdaki bu insanların kokusunu binlerce km öteden alıp satış elemanına gösteriyor. Sonra? Borç batağı derinleşiyor; intihar, aile içi şiddet, suç sarmalı…
  • Diğer yandan, gerçekten “yağlı müşteri” kategorisindekiler için ücretsiz banka hizmetleri, düşük faizli tüketici kredileri, bedava seyahat sigortaları… Yani algoritmalar, insanların aç gözlülüklerini daha hızlı ve geniş kapsamlı uygulamayı da mümkün kılıyor.
  • Bu noktada algoritmaları tasarlayan kişilerin ahlâkî mes’uliyeti çok mühim. Bu mes’uliyet, sağlık dosyası ve suç sicilinin yani özel verilerin yasalarla korunMAdığı ABD gibi vahşi beldelerde daha da büyük. Mahrem verileri kullanan algoritmaların suç makinesine dönüşmesi an meselesi.
  • Bakın burada şu veya bu vatandaşın mahrem bilgisine erişmekten daha ciddi bir sorun var: “Kârlı satış fırsatı” aramak amacıyla tasarlanan bir algoritma, fakir avcısına dönüşmüş ve elle yapılması imkânsız olan bir zulmü hayata geçirmiş. Mesele teknik değil hukukî ve içtimaîdir. Neden?
  • Sefalet ve suçu bin kat arttıran bir algoritmayı tasarlayan mühendis ve sipariş eden iş adamı kanun önünde hesap vermelidir. Üstelik zarar görenler sadece fakirler değil bütün toplumdur. Suç ve aile içi şiddet yayılacak, cemiyet bir bütün olarak bu algoritmadan zarar görecektir.
  • Algoritmalar ile gelen zihin dönüşümü, özünde her sorunu matematik formüllere ve göstergelere indirgeme saplantısı. Meselâ bir fabrika, %90 bozuk saatler içeren bir koliyi açmadan çöpe atabilir. Tek tek ürünleri test etmek mantıklı değildir. Ama…
  • Aynı kalite kontrol yöntemini uygulayan bir algoritma, “kurunun yanında yaş da yanar” diye insanları çöpe atmaya başlarsa işin rengi değişir. Belli semtleri hatta şehirleri bu yüzden kaybedebilirsiniz. Yahut etnik gruplar, cemaatler algoritma yüzünden dışlanabilir. Bu, klasik ırkçılıktan da kötü. Neden?
  • Çünkü bütün Kürtlere veya Alevîlere yapılan bir haksızlık saklanamaz. Ama ayrımcılığa uğrayan zümre mahdut bir yaş aralığında ise, belli semtlerde yaşıyor ve belli mesleklerde çalışıyorsa, algoritmanın yol açtığı zulüm kimsenin dikkatini çekmez. Mağdurlar ise her geçen gün daha fazla suça ve sefalete itilir.

Netice

  • Kafka “Her devrim gün gelir buharlaşır, ardında yapış yapış bir bürokrasi kalır!” demişti. Yarı-iletken teknolojisi sayesinde bilgisayarlar 1980-1982 arasında 5.000 kat ucuzladı. (yazıyla beş bin) Herkesin bilgisayar kullanması, milyonlarca insanın program yazması gerçek bir devrimdi.
  • Ama bugün devrim buharlaştı. Elit bir azınlık dışında insanlık teknolojik bir bürokrasinin çarkları içinde öğütülüyor. Abartılı mı geldi? Şunu sorgulayın…
  • Bir devletin kanun gücüyle yaşlılara, kadınlara, fakirlere veya belli bir etnik zümreye haksızlık ettiğini düşünelim. Bu en azından bilinir; vicdan sahipleri seslerini yükseltir. “Hukuk devleti” olma iddiasındaki hiçbir ülkenin “tartışılması teklif edilemez” kanunları olamaz.
  • Algoritmalar da hayatımızı kanunlar gibi etkiliyor. Cep telefonumuzdan bankanın bilgi-işlem merkezine, mahkemelerden uydulara kadar her yerde algoritma var. Ama bu sayısal kanunlar teftiş edilemiyor. Kazayla/kasıtla haksızlığa yol açtıklarında kimse hesap vermiyor.
  • Hiç kimsenin Tiranlığı: Marx, Arendt ve Bürokrasi
  • Algoritmaların “doğruluğu tartışılmaz” neticeler ürettiğine duyulan inanç en büyük tehlike. Bir kez daha altını çizelim; sorun teknolojinin kendisi değil. Her teknik ilerlemeyi “doğru/ faydalı” kabul eden kör zihniyettir tehlike. Bu teknoloji yobazlığı teknolojik bir totalitarizme gidiyor. Neden?
  • Teknoloji, karmaşıklığı sebebiyle sokaktaki adamın teftişine kapalı. Küçücük katkısı olan insanlar bütünü göremiyor ve tıpkı bürokrasideki gibi kör biçimde görevlerini yapıyorlar. Yani suç var ama suçlu yok.
  • Bürokrasi ve piyasa insanları akılsız ve vicdansız dişli çarklara dönüştürürler
  • Çare? İnsanların insan olduklarını her an hatırlamaları; Algoritma, makine, ideoloji veya insan eliyle yapılmış her hangi bir şeyi ASLA iyi, güzel, doğru kabul etMEmeleri. Uygulamada ne olacak?
  • 1) Kalitatif işler kantitatif formülle sayısallaştırılamaz. 2) Algoritmalar şeffaf olmalı. 3) Formüller ve algoritmalar, tatbik edilecekleri sahaya has olarak üretilmeli. Devşirme yasak olmalı. Tatbik sahasına has haksızlık tehlikesi teftişi yapılmalı ve bu teftiş sık sık tekrar edilmeli.

Tavsiye okuma:

  1. Dikkat Kitap: Sen insansın, homo-economicus değilsin!
  2. Veri politikası »
  3. Yapay Zekâ: Tehditler ve Fırsatlar… »
  4. Endüstri 4.0 ile Bilgi Teknolojileri Endüstriyi Tahakküm Altına Alabilir »
  5. Çevik yazılımda 9 tuzak ve 9 çözüm »
  6. Big Data / Большие данные / ビッグデータ »
  7. Big Data çağında İslâmî devlet olur mu? »

 

Edebiyat, Sinema, Siyaset, Sanat tarihi, Mimarî, Ateizm, Kemalizm, İslâm, Kadın hakları, Feminizm, Tarih, Felsefe… Bugün 100’e yakın kitap var. Yakında yenileri eklenecek, bu sayfayı takip edin… 

Fikir Kırıntıları–8

Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirinSosyal medya mesajlarımızı derlediğimiz kitapların 8cisi yayında. Konu başlıkları şöyle:

  1. Şirket kuranlara tavsiyeler
  2. ABD biyolojik bir savaş için hazırlık mı yapıyor?
  3. Corona Virüs, ekonomik neticeler, FED ve Borsa
  4. Çin’in Yeni İpek Yolu, askeri bir proje mi?
  5. Stalin Raporu: Nikita Kruşçev CIA ve MOSSAD’ı nasıl kullandı?
  6. Corona Virüs ve Çin’deki salgın hastalık
  7. KGB’nin kayıp hazinesi…
  8. Hitler’in Türkiye’yi işgal planı ve Müslümanların Hitler’e bakışı
  9. ABD insanları nasıl köpekleştirir? Türkiye’yi korumak için ne yapmalı?
  10. Hafızamız nasıl siliniyor? Gerçeklerin yerine yalanları kim yazıyor?
  11. Evlenme ve boşanma üzerine…
  12. Yeni ipek yolu projesi
  13. Salgın Hastalık Tahvilleri: Milyonların ölümünden zengin olmak

Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirinFutbol ve Siyaset

Clausewitz “Savaş siyasetin alternatifi değil, başka araçlarla devamıdır” diyordu. İnsanlığın kapitalizm ile kimliksizleştiği 21ci yüzyılda futbol siyasetin farklı araçlarla devamı haline geldi. Demokratik, faşist yahut sosyalist hiçbir siyasî rejim, futbolu görmezden gelmiyor. Açık yahut gizli, her siyasî partinin, liderin ve rejimin bir “futbol politikası” var.

  • Neden diğer spor dalları değil de futbol?
  • Futbol yoluyla savaş ve iç savaş nasıl çıkartılır?
  • Hükümet darbesi yapmak için futbol nasıl kullanılır?

Elinizdeki e-kitap, tarihten örnekler vererek bu sorulara cevap arıyor. Teorik değil tersine somut olaylara ve görsellere dayalı, sosyal medya formatında bir anlatım. Buradan indirebilirsiniz.

Fikir Kırıntıları-7

Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirinBu kitap, Fikir Kırıntıları-7, Derin Düşünce’nin sosyal medyada paylaştığı mesajları kitaplaştıran derlemelerin yedincisi. Gayemiz, dayatılan sahte gündemlerden kaynaklanan ufuk daralmasını engellemek, merak uyandırmak ve okurlarımızı araştırmaya teşvik etmek. Fikir Kırıntıları-7’nın sorguladığı 21 konu şöyle:

  1. 4 başkan öldüren muz cumhuriyeti ABD’nin sindirim sistemi nasıl çalışır?
  2. Sivil nükleer riskler
  3. Rus derin devleti nedir ve nasıl çalışır?
  4. F-35 savaş uçağına ve Amerika’ya ne kadar güvenebiliriz?
  5. Sinemada siyasî propaganda nasıl yapılır?
  6. Alman derin devleti neden Almanya’ya hizmet etmiyor?
  7. Kore savaşı hakkında çok bilinen yalanlar ve az bilinen gerçekler…
  8. İsveç bir ileri demokrasi midir yoksa işgal altında bir sömürge mi?
  9. Fransa’nın Suudi Arabistan’a sattığı biyolojik silah laboratuarının Yemen’deki salgın hastalıklarla ilgisi ne?
  10. Putinizm, küresel sermaye ve Rus savunma refleksi
  11. F-35 gerçekten hayalet mi? Görünmezlik nedir ve nasıl çalışır? “görünmez” denen uçak nasıl görüldü ve vuruldu?
  12. Doğal gazı savaş sebebi haline getiren sebepler nelerdir?
  13. 2ci dünya savaşında temelleri atılan küresel sistem: Hitler, dolar ve altın
  14. Amerika’nın virüsle sivillere saldırdığı gün…
  15. İngilizlerin Fransa yüzünden 9 gemi kaybettiği savaş
  16. Silah Ticareti: Ambargo nasıl delinir? Kimyasal ve biyolojik silah nasıl el altından satılır? Soykırım yapan diktatörlere gizli yardım nasıl gönderilir?
  17. Amerika’nın Fransızları laboratuvar faresi gibi öldürdüğü gün…
  18. İtalyan mafyası Avrupa Birliği fonlarına nasıl el koydu?
  19. Uluslararası silah ticareti nasıl çalışır?
  20. İnsanları kullanan bencil manipülatörler kimdir?
  21. ABD’de gerçekleşmiş bir darbe girişimi

Kitabı PDF formatında indirmek için buraya tıklayın.

Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirinFikir Kırıntıları-6

Elinizdeki bu kitap, Derin Düşünce’nin sosyal medyada paylaştığı mesajları kitaplaştıran çalışmaların altıncısı. (Buradan indirebilirsiniz) Maksadımız, iş hayatındaki uzmanlaşmadan kaynaklanan ufuk daralmasını engellemek, merak uyandırmak ve okurlarımızı araştırmaya teşvik etmek. Kısacası, bahsettiğimiz konuları derinleştirmek isteyenler makale ve kitap okuyarak kendilerini geliştirmeye devam etmeliler. Fikir Kırıntıları-6’nın sorguladığı meseleler şunlar:

  1. Savunma enerji sektöründeki stratejik şirketlerimiz güvende mi?
  2. Türkiye neden uçak motoru yapamıyor?
  3. Neden Kürtler hedefteydi? Yeni bir Halepçe olur mu?
  4. Uygurlar için ne yapılabilir?
  5. Banka nedir; nasıl çalışır; nasıl çalışmalıdır?
  6. S-400 füzesi, ABD darbelerini engellemek için kullanılabilir mi?
  7. ABD bir hukuk devleti midir?
  8. Gerçekler hakikaten var mıdır?
  9. 3cü dünya savaşı: Ne zaman başlar? Kaç yıl sürer? Nasıl biter?
  10. Vatikan’ın kaç parası var? Nerede saklı? Vatikan bu parayla ne yapıyor?
  11. Bireysel silahlanma Türkiye’ye uyar mı?
  12. Frankenstein ve Marx
  13. Nobel ekonomi ödülü mü yoksa soytarılık mı?
  14. Abdülhamid neden Osmanlı’nın çöküşünü engelleyemedi?
  15. Geleceğin savaşları neye benzeyecek?
  16. Savaşan robotlar askerlerin yerini alacak mı?
  17. Amerika nükleer silahlarına sahip çıkamıyor
  18. Veri politikası
  19. Ruhr Kızılordusu ve Alman işçi isyanı

Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirinFikir Kırıntıları-5

Sosyal medyaya en çok yöneltilen eleştirilerin başında yalan haberlerin yayılması ve kısa mesajlar yüzünden fikirlerin sloganlaşması geliyor. Haklı mı bu eleştiriler? Gerçekte “ana akım” denen gazete ve televizyon kanalları, sosyal medya fenomenlerinden daha dürüst değiller. Çünkü patronların veya arkalarındaki ulus-devletlerin propagandasını yapıyorlar. Bunların yalan haberden yakınmaları bile yalan. Gerçekte, yalan tekelini kaybetmiş olmanın üzüntüsü içindeler.

Gelelim ikinci eleştiriye. Siyasî, ekonomik ve hukukî sorunlar 5-10 kelimeye, birkaç görsele sıkışıp kalıyor. Bu doğru. Ancak sosyal medyanın “hafifliği” ve sür’ati sayesinde resmî tarih ve resmî ideoloji kolaylıkla tartışmaya açılabiliyor. Burada elbette sloganların ve uydurma komplo teorilerinin girdabına kapılma riski var. Evet… Elinizdeki bu kitap, Fikir Kırıntıları-5, Derin Düşünce’nin sosyal medyada paylaştığı mesajları kitaplaştıran çalışmaların beşincisi. Az önce bahsettiğimiz tehlikelerden yani yalan haber, sloganlaşma ve paranoyak teorilerden korunmak için çok sayıda kitap ve makale tavsiye ettik. Eğer sosyal medya mesajları gerçeğin kendisi gibi değil bir sorgulama fırsatı gibi kullanılırsa kemikleşmiş korkular ve önyargılar bir çırpıda yokedilebilir. Bizim de amacımız bu zaten. Kısacası, bahsettiğimiz konuları derinleştirmek isteyenler makale ve kitap okuyarak kendilerini geliştirmeye devam etmeliler. Fikir Kırıntıları-5’in sorguladığı meseleler şunlar (Buradan indirebilirsiniz):

  1. Algı operasyonu nedir?
  2. Çocuklara tecavüz önlenebilir mi?
  3. Türkiye’nin algı operasyonlarında gol yemesinin sebebi parasızlık değil vizyonsuz ve çapsız bürokratlardır.
  4. Casus kurtarma operasyonu nasıl yapılır?
  5. İnterpol bir suç örgütüne mi dönüşüyor?
  6. Ateşin haberini almak ile yanına oturup ısınmak arasındaki fark nedir?
  7. Kur’an’ı herkes kendi aklıyla anlayabilir mi?
  8. Devletler neden terör örgütlerinin para hareketlerini takip edemiyor?
  9. Rabıta nedir?
  10. Endüstri 4.0 ile Bilgi Teknolojileri Endüstriyi Tahakküm Altına Alabilir
  11. İslâmî devlet olur mu?
  12. Yurt dışında okumaya veya çalışmaya gerçekten hazır mısınız?
  13. Recep Tayyip Erdoğan ve Ak Parti üzerine dobra dobra
  14. Yapay Zekâ: Tehditler ve Fırsatlar
  15. Ölümsüzlük üzerine…
  16. Tarihî propaganda ve ideolojik çarpıtmalardan nasıl korunalım?
  17. Çevik yazılımda 9 tuzak ve 9 çözüm
  18. Artık doktorun gözünde hasta değil müşterisin!
  19. Benzinli arabadan elektrikliye geçerken… Fırsatlar ve tehditler…

Kemalist Eğitimin Zararları

Dikkat Kitap: Kemalist Eğitimin Zararları Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirin“3 tarafı deniz, 4 tarafı düşmana çevrili cennet vatan” paranoyası neden üretildi? Çağdaş ve laik Türkiye’nin evlâdı, Kavala yahut Halep’te yatan dedesinin mezarına bile pasaportla gidecekti. Eskiden vali gönderilen yerlere şimdi büyük elçi atanıyordu. Churchill’in dediği gibi “iki petrol kuyusunun etrafına sınır çizen” İngiliz, bir gecede ülkeler icad edilmişti. Ama Kemalist millî(!) eğitimin iğdiş ettiği beyinler bunu sorgulamaktan aciz. Körfez ülkeleri, Basra yolunun, İsrail, Doğu Akdeniz’in petrol tıpası olacaktı. Türkiye hem Rusya’nın güneye doğru genişlemesini engelleyecek hem de Bakü petrolünün Avrupa’ya ulaşıp fiyat kırmasına mani olacaktı. Diğer yandan Lazkiye ve Hayfa’dan dünya piyasalarına erişen Musul ve Kerkük petrolü bir gün pekâlâ Türkiye’den geçip İskenderun’a akabilirdi ve bu da Londra için büyük bir risk unsuruydu.

Kısacası, Britanya için gerçek tehdit güçlü bir ordu veya zengin devletler değil Türklerin uyanıp kim olduklarını hatırlamalarıydı. Şu halde dünya petrollerinin %60’ına çökmüş, Afika ve Asya’yı sömüren İngilizler için yapılacak tek bir şey vardı: Kullanışlı aptallar yetiştirecek bir eğitim sistemi kurmak ve bunu Türklere “millî eğitim” diye yutturmak.

Eğitimle ilgili sorunlarımız nasıl düzelir? Yahut birgün düzelir mi? Elinizdeki bu kitapta Ufuk Coşkun Kemalist eğitimin sorunlarına işaret etmekle kalmıyor, bir yandan çözümler önerirken bir yandan da millî eğitimin ideolojik, tarihi ve kültürel arka planını gözler önüne seriyor. Milat Gazetesi yazarı, bolgepostasi.com Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Coşkun’u televizyondaki tartışma programlarından ve eğitim konulu çalışmalarından tanıyorsunuz. Bizzat eğitim dünyasının sorunlarını içeriden yaşayan Coşkun aynı zamanda “Kürdüm Doğruyum Çalışkanım” ve “Yeni Sömürgecilik ve Bağımsız Sivil Toplum Kültürü” kitaplarının da yazarı. Ufuk Coşkun’un “Kemalist Eğitimin Zararları” adlı kitabını buradan indirebilirsiniz.

Petrol kandan ağırdır

Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirin(Son güncelleme: 4cü sürüm, 12 Ocak 2019)

Petrolün fiyatının 50$ üzerinde kalması için yılda ortalama 75.000 insanın ölmesi gerekiyor. Süveyş kanalının Mısır tarafından kamulaştırılması, petrol krizleri, 6 sün savaşı, İran-Irak savaşı, Irak’ın işgali ve Suriye… İnsan kanıyla para basan bu makine 50 senedir asker, sivil, kadın çocuk demeden insan öğütmeye devam ediyor. Nasıl? 1ci Dünya Savaşı tarihteki ilk küresel karbon savaşı oldu. Kömürle beslenen fabrikalar kömür ve petrolle işleyen makineler ürettiler ve insanın öldürme kapasitesini binlerle çarptılar. Ama makineler savaşta insanın yerini almadı. Bunun yerine daha çok insanı daha hızlı şekilde cepheye göndermek için kullanıldı. Cepheler genişledi ve muharebeler uzadı. Alman-Fransız sınırındaki zengin kömür yataklarından İslâmistan’daki petrol kuyularına uzanan savaşta insanlar karbon için öldüler, öldürdüler. Petrolcüler, kömürcüleri yendi. Endüstrileşen savaş sadece savaş makinelerinin değil üretim, sevk ve idare kapasitelerinin de savaşıydı. Elinizdeki 55 sayfalık bu e-kitap şu sorunun cevabıdır: İnsan kanıyla para basan bu makine nasıl çalışıyor? Buradan indirebilirsiniz.

Savaş Meydanda Değil Masada Kazanılır

Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirinDünya ticaretinin %80’i denizden yapılıyor. Ülkelerin hayatta kalması yani gıda ve enerji tedariki için deniz yollarına erişmeleri şart. Panama, Süveyş, Malaka ve Cebelitarık gibi bütün stratejik noktalar ABD, Britanya ve Fransa’nın kontrolünde. Bu üç devlet istedikleri ülkenin ekonomisini petrolsüz ve dövizsiz bırakıp boğabilecek bir güce sahip.(Bkz. Petro-dolar sistemi)

Komplo teorisi mi? Değil, her şey ortada: Akademisyenler, amiraller, bakanlar ve diplomatlar, doktrinlerini açık açık yazmışlar ve yazdıklarını harfiyen tatbik etmişler: Alfred Mahan, Halford Mackinder, Nicholas Spykman, Zbigniew Brzezinski, Edward Luttwak, Samuel Huntington, Joseph Nye, David Peraeus, Henry Kissinger… Jeopolitiğin bu ünlü isimleri, İngilizlerin ve Amerikalıların dünyaya sürekli hükmetmesi için neler yapılması gerektiğini her ortamda açıkça ifade etmişler. Tabi bu tahakküme bir takım kılıflar uydurulmuş: Önce Hristiyanlık, sonra üstün(!) beyaz ırk ve nihayet serbest ticaretle demokrasi adına verilen bir mücadele gibi gösterilmiş. Yani sınır tanımayan Anglo-Saxon şiddetine, ideolojik meşruiyet zeminleri ihdas edilmiş. Ama değişen ideolojilere ve teknolojinin ilerlemesine rağmen 150 yıldır değişmeyen jeopolitik sabitler var. 21 harita ve 11 makaleden oluşan bu kitap, Anglo-Saxon hakimiyetini mümkün kılan şartları ve Avrasya’nın kurtuluş yollarını sorguluyor. Coğrafî engellerden ekomik savaş araçlarına ve psikolojik harbe kadar… Kitabı buradan indirebilirsiniz.

Fikir Kırıntıları-4

Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirinİslâm coğrafyasında sürüp giden petrol savaşları deniz yollarından ayrı düşünülebilir mi? Sudan petrolünü Çin’e taşıyan yol Yemen ve Malaka boğazından geçiyor. İran ve Arap petrolünü Avrupa’ya taşıyan yol ise Mısır’daki Süveyş kanalından. Akdenizi’in Atlantik kapısı olan Cebelitarık ve Pasifik’i Altantik’e bağlayan Panama da aynı “uygarların” kontrolünde. Bütün deniz yollarını kontrol eden bu ülkeler hem Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde veto hakkına sahipler hem de dünyadaki silahların %90’ını üretip satıyorlar. Ve aynı ülkeler sürekli dünya barışı ve özgürlük için çalıştıklarını söylüyorlar! Kendisini dünyanın mâliki gibi gören bu “uygarlığın” önüne çıkan liderler öldürülüyor, ülkeler işgal ediliyor, hükümetler darbe ile, halklar ise terörle “terbiye” ediliyor. Evet… Bu konulara odaklanan Fikir Kırıntıları serisinin 4cü kitabını ilginize sunuyoruz. Konu başlıkları şöyle:

  1. Bazı çocuklar çikolatadan nefret eder!
  2. Lityum savaşları başladı!
  3. Savaşsızlık, barış değildir!
  4. Bilimsellik aklın emaresidir; bilimcilik ise akılsızlığın!
  5. Denizlere hâkim olanlar nasıl dünyaya hâkim oldular?
  6. Modern savaşlarda neden insan değersizleşiyor?
  7. Teröre karşı sıradan vatandaşların yapabilecekleri 3 şey

“Fikir Kırıntıları-4” adlı e-kitabı buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirinDerin Savaş

Savaş bir şiddet hareketidir ve bu bilkuvve (potansiyel) şiddetin sınırı yoktur. İnsanlık olarak sürekli savaşmıyorsak bunun sebebi yüksek ahlâkımız(!) değil menfaatlerimizdir. Ancak savaşı sonuçlarından tecrid ederek, sağlıklı bir şekide düşünmek kolay değil. Çünkü yol açtığı ölümler ve maddî zarar o kadar büyük ki her ne pahasına olursa olsun kaçınmak gereken bir anormallik veya uluslararası ilişkilerde bir aksama gibi görünüyor. Oysa her savaşsızlık hâli barış değil; geçici bir ateşkesten ibaret. (Bkz. Barış / Sulh / Peace / Paix / صلح / سلام ) Meselâ iki dünya savaşı arasındaki 1918-1939 dönemine kim “barış” diyebilir? Üstelik her ne pahasına olursa olsun savaştan kaçan bir lider, düşmanlarının ölçüsüz şantajına çanak tutmuş olmaz mı? Adolf Hitler’e akıl almaz ödünler veren Birleşik Krallık Başbakanı Neville Chamberlain gibi savaştan kaçmak için “her pahayı” ödemek, üstelik sonunda yine de savaşmak zorunda kalmak iyi bir strateji mi? Ölmenin değil yaşamanın tesadüf olduğu  savaşta asker, sağdaki yahut soldaki sipere koşarken serbesttir. Belki de en güvenli siperi, bir robot veya bir hayvan, insandan daha iyi seçebilir. Ama insan, vatanı için ileri atılmakla nefsi için geri kaçmak husunda özgürdür. İşte savaşın neticesi üzerinde çok ağır basabilen insanlık faktörü tam buradadır. (Bkz. Hayvan Serbesttir, İnsan Özgürdür…) Savaş, bütün sosyal bilimcileri zorlamış bir saha. Elinizdeki bu kitap, savaşın mekanik ve insanî veçhelerini en dengeli şekilde işleyen müelliflerden biri olan Prusyalı General Carl von Clausewitz’in fikirlerinden istifade ederek yazılmış bir deneme. Teknolojik ilerlemenin eskitemediği ilkeleri bugünün savaş şartlarında değerlendirdik: Strateji, taktik, cesaret, savaşta aklın önemi ve sınırları… Buradan indirebilirsiniz.

Fikir Kırıntıları-3

fikir-kirintilari-3-kapak Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirinArtık gazeteler okurlarıyla, TV kanalları seyircileriyle rekabet halinde. Kimilerine göre Donald Trump bile seçimi sosyal medya sayesinde kazandı. Rakibi Hilary Clinton, Başkan Obama, hatta CNN, FOX gibi kanallar sürekli sosyal medyadan yayılan “yalan haberlerden” (fake news) yakınıyorlar. Belki de yalan haberden değil yalan tekelini kaybetmekten rahatsız oldular? Gerçek ne olursa olsun teknoloji eskiden bir oligarşiye ait olan medya gücünü -bir parça da olsa- sıradan insanların eline verdi. Sosyal medya elbette ırkçılık, iftira ve hakaretin yayılması için uygun bir zemin ama “haber” ve “bilgi” ve bunlara ait yorumları herkesin erişebileceği bir noktaya getirmesi açısından ilginç. Fikir Kırıntıları-3 Derin Düşünce’nin sosyal medyada paylaştığı mesajları kitaplaştıran bir çalışma. Yayına girdiği günden beri Fikir Kırıntıları-1 ve Fikir Kırıntıları-2’nin gördüğü ilgi bize yine cesaret ve güç verdi. Tabi her zamanki gibi konuları derinleştirmek isteyenler için makale ve kitap da tavsiye ettik. “Fikir Kırıntıları-3” adlı e-kitabı buradan indirebilirsiniz.

Rönesans’ın Kara Kitabıronesans-kara-kitap-kapak Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirin

Rönesans sanatın yeniden doğuşu değil ölümü oldu… ve daha bir çok şeyin! Rönesans’ın fikir dünyamızda açtığı yaralar bugün dahi kapanmış değil. Maddenin mânâyı tahakküm aldığı, adına “Aydınlanma” dediğimiz karanlık çağların miladı hiç şüphesiz bu dönem. Güzel ahlâk ile güzel sanatın irtibatının kopuşudur Rönesans. Bu kopuş yüzündendir ki insanlık sadece sanatta değil siyaset, bilim, felsefe, iktisatta lâdini dünya görüşünü Hakikat’in yerine koydu. Sonradan bütün dünyaya dayatılacak olan Avrupa sanatı Rönesans’tan itibaren bilimselleşti. Anatomi, optik, matematik kuralları ve özellikle de merkezî perspektif sanatta insanî ifade imkânını sınırladı. Sömürgeciliği, dünya savaşlarını ve insanları homo-economicus zanneden ideolojileri doğuran işte bu zihniyet oldu. İnsanlık asırlardır hapsolduğu Rönesansçı perspektiften kurtulabilir; kurtulmalıdır da. Bu kurtuluşun neticeleri ise sadece sanatla sınırlı kalmayacak, ahlâkî, siyasî, felsefî tekâmüllere kapı açacaktır. Rönesans’ın Kara Kitabı bu kurtuluşa katkıda bulunmak amacıyla yazıldı. Başta Pavel Florenski ve Erwin Panofsky olmak üzere George Orwell, Juhani Pallasmaa, Michel Foucault, Ahmed Yüksel Özemre, Zygmunt Bauman, Stanley Kubrick, Cemil Meriç, Henri Lefebvre, Lucien Lévy-Bruhl, Rasim Özdenören, Mircea Eliade, René Guénon gibi sanatçı ve düşünürlerin eserlerinden ve iki değerli araştırmacımızın, Ozan Avcı ile Gönül Eda Özgül’ün makalelerinden istifade edildi. Buradan indirebilirsiniz.

Derin Medeniyetderin-medeniyet Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirin

Nedir medeniyet? Opera? Demokrasi? Parklar ve bahçelerle süslü şehirler? Metro? Asansör? Modern çağın karanlık dehlizlerinde kaybolan bizler için medeniyet, teknoloji ve kültür mefhumlarını birbirinden ayırdetmek zor ama şurası kesin: Hiroşima, Gazze ve Halep’te şehirleri (medineleri) haritadan silen Batı’ya “medenî” diyenler büyük bir suç işliyorlar. Zira katil bir insanı bir kere öldürür ama katile “katil” demeyenler içlerindeki insanlığı, vicdanı öldürmüş olurlar. (Vicdan / Conscious / Conscience / ضمير) Evet… Kimileri adaletle hükmedilmiş mülkler bıraktılar geriye; kimileriyse kan ve göz yaşıyla, kul hakkıyla çimentosu karılmış duvarlar, piramitler, kuleler. Elinizdeki bu kitap şu veya bu medeniyeti anlatma değil medeniyet mefhumunun derinlerine inme derdinde. İnsanlar arasındaki münasebetleri yani muhabbet, merhamet, adalet, ticaret ve şiddeti yönetebilme gücü açısından medeniyet mefhumuna yeni bir bakış açısı teklif ediyor. Miras olarak köprü bırakanlarla duvar bırakanları tefrik etmeye yarayacak bir bakış açısı. Buradan indirebilirsiniz.

fikir-kirintilari-2 Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirinBir kez daha sosyal medyada paylaştığımız mesajları kitaplaştırdık. Yayına girdiği günden beri Fikir Kırıntıları-1 o kadar çok ilgi gördü ki biz de yeni e-kitabı ilginize sunmak için elimizden geleni yaptık… Ve her zamanki gibi konuları derinleştirmek isteyenler için ise makaleler ve kitaplar da tavsiye ettik. Fikir Kırıntıları-2’nin konuları şöyle: Taktik ve Strateji, Enerji, Vatikanizm, Gündem Zehirlenmesi, İslâm Sanatı, Kanlı Fotoğraf Yayma, 1 Mayıs, Amigo-Tarihçi, Futbol, mafya, uyuşturucu, fuhuş ve terör, Namaz illâ namaz, Müslümanlarda içe kapanma ve dışa açılma, Neden okuyalım? Ne okuyalım? Nasıl okuyalım?, Ekonomistler neden ekonomiden anlamaz?, Münâfıkûn ve Siyaset-i Nebevî, Sosyal Medya, Gurbet, Çirkin Şehir, Devrim, Yeni PKK ve “Private Security”, Şifalı ottan zehir yapma, Kadına Karşı Şiddet, Liberalizm, Gerçeği görme, Çalışan kadın, Suriye, Tasavvuf, Hollywood-Pentagon, Beyin yıkama ve psikolojik harp. Buradan indirebilirsiniz.

Fikir Kırıntıları – 1fikir-kirintilari Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirin

140 karakterle derdini anlatabilenlerden misiniz? Kısa mesajlar, FaceBook’taki özlü sözler, Twitter’da kısaltıldıkça sloganlaşan fikirler… Tabi insanlar sözü uzatmanın yeni yollarını buldular: Video, caps, … Ancak kısa söz her zaman derinlikten mahrum olmakla eş anlamlı değil. Az sözle çok ama çok derin mânâlar da aktarılabilir. Kısa sözün hikmeti dışarıdan aktarılan, alimden cahile verilen yeni bir şey değil. Meselê ârifin irfanıyla agâh olunması; dinleyende bilkuvve (potansiyel) olarak  bulunan güzelliklerin uyandırılması, bilfiil (aktif) hale geçirilmesi. Bunun için “dinleyen anlatandan “ârif olsa gerek” buyurmuş büyükler. Biz de Twitter’da paylaştığımız kısa mesajları konularına göre tasnif edip kitaplaştırdık, ilginize sunduk. Eğitimden Türk soluna, ekonomik krizlerden petrol savaşlarına, ölüm korkusundan küresel ısınmaya kadar çok farklı konularda aforizmalar… Konuları derinleştirmek isteyenler için ise makaleler ve kitaplar da tavsiye ettik. Buradan indirebilirsiniz.

Kitap tanıtan kitap 7kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirin

Kitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı “Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi ve Seksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimler de bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz. Önceki kitap sohbetleri:

Derin Lügat 10.0

Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirinYeni sürümlere dair not: Eski sürümleri indirip okumuş olanların işini kolaylaştırmak için kelimelerin sırasını değiştirmiyoruz. Yani her yeni sürümde okumaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

  • 10cu sürümdeki yeni kelimeler: Nobel Ekonomi Ödülü, Sıfır tolerans, Işık, Feminizm, Moda, Tüketim, “Şimdi” mefhumu.
  • 9cu sürümdeki yeni kelimeler: Tarihin Sonu, Beyin Göçü, Kölelik, İnsanlık, Maske, Vermek.
  • 8ci sürüme eklenen yeni terimler: Fetih, Estetizasyon, Rönesans, Amerika’nın keşfi, Çelişki, Mecazî aşk, Big Data, Nobel Barış Ödülü, Allah korkusu, İnsan Kaynakları, Gaflet, Batı, Objektif Bilgi.
  • 7ci sürüme eklenen yeni terimler: Uluslararası adalet, Az gelişmiş ülke, Hoşgörü, Kabz, Büyüme, Gerçek sonrası, Realpolitik, Kaos.
  • 6cı sürüme eklenen yeni terimler: Demokrasi, Muhafazakârlık, Kuvvetler ayrılığı, İnovasyon, İlerleme, Erken – Geç.
  • 5ci sürüme eklenen yeni terimler: Hissiyat – Maneviyat, Tanrı Parçacığı, Bâkî, Kelime, Cehalet, Mürşid, Evvel, Büyük Patlama.
  • 4cü sürüme eklenen yeni terimler: Paraklitos, Hudud, Ehliyet, Zâhir ve Batın, Barış, Unutmak.
  • 3cü sürüme eklenen yeni terimler: Eksen Kayması, Bilgi toplumu, Zamanda Yolculuk, Ateist , Yokluk , Çağdaş, Gurbet, Kader.

İnsanlık neredeyse 4 asırdır “ilerleme” adını verdiği müthiş bir gerileme içinde. Tarihteki en kanlı savaşlar, sömürüler, soykırımlar, toplama kampları, atom bombaları, kimyasal ve biyolojik silahlar hep Batı’nın “ilerlemesiyle” yayıldı dünyaya. En korkunç barbarlıkları yapanlar hep “uygar” ülkeler.  Her şeyin fiyatını bilen ama hiçbir şeyin değerini bilmeyen bu insanlar nereden çıktı? Yoksa kelimelerimizi mi kaybettik? “Aydınlanma ile büyük bir karanlığa gömüldü Avrupa. Vatikan’ın yobazlığından kaçarken pozitivist dogmaların bataklığında kayboldu. “Yeniden doğuş” (Rönesans) hareketi sanatın ölüm fermanı oldu: Zira optik, matematik, anatomi kuralları dayatıldı sanat dünyasına. Sanat bilimselleşti, objektif ve totaliter bir kisveye büründü. Kimse parçalamadı dünyayı “Birleşmiş” Milletler kadar. Güvenliğimiz için en büyük tehdit her barış projesine veto koyan BM “Güvenlik” Konseyi değil mi? Daimi üyesi olan 5 ülke dünyadaki silahların neredeyse tamamını üretip satıyor. “Evrensel” insan hakları bildirisi değil güneş sisteminde, sadece ABD’deki zencilerin haklarını bile korumaktan aciz. Bu kavram karmaşası içinde Aşk kelimesi cinsel münasebetle eş anlamlı oldu: ing. To make love, fr. Faire l’amour… Önce Batı, sonra bütün insanlık akıl (reason) ile zekânın (intelligence) da aynı şey olduğunu sanmışlar. Oysa akıl iyi-kötü veya güzel-çirkin gibi ayrımı yaparken zekâ problem çözer; bir faydayı elde etmek ya da bir tehditten kurtulmak için kullanılır. Bir saniyede 100.000 insanı ve sayısız ağacı, böceği, kediyi, köpeği oldürecek olan atom bombasını yapmak zekâ ister ama onu Hiroşima üzerine atmamak için akıl gerekir. İster Batı’yı suçlayalım, ister kendimizi, kelimelerle ilgili bir sorunumuz var: İşaret etmeleri gereken mânâların tam tersini gösterdikleri müddetçe sağlıklı düşünmeye engel oluyorlar. Çözüm ürettiğimizi sandığımız yerlerde yeni sorunlara sebep oluyoruz. Dünyayı düzeltmeye başlamak için en uygun yer lisanımız değil mi? Kayıp kelimelerin izini sürmek için yazdığımız Derin Lügat’ı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Edward Hopper’ı okumak

hopper-kapak Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirinAmerikalı ressam Edward Hopper sadece Amerika’nın değil bütün Batı kültürünün en önemli ressamlarından biri. Hopper ile Batı resmi asırlardan beri ilk defa kısır ekol savaşlarını, soyut resim / figüratif resim gibi ölü doğmuş dikotomileri aşma fırsatı yakaladı.

Bu bağlamda, perspektif, ışık, gölge vb tercihleri aşan Hopper’ın yeni bir şey yaptığını savunuyoruz: Hopper Rönesans’tan beri can çekişen figüratif resme yeni bir soluk verdi. Tezimiz budur. Bu lisan-ı sûreti tahlil etmek için sadece Hopper’dan etkilenen diCorcia gibi fotoğrafçıları değil ondan beslenen Hitchcock, Jarmusch, Lynch gibi sinema yönetmenlerini, romancıları da kitabımıza dahil ettik. Diğer yandan Hopper’ın tutkuyla okuduğu filozoflardan yani Henry David Thoreau ve Ralph Waldo Emerson’dan da istifade ettik. Elinizdeki bu kitap Hopper tablolarına aceleyle örtülen melankoli ve yalnızlık örtüsünü kaldırmak için yazıldı. Hopper’a bakmak değil Hopper’ı okumak için. Buradan indirebilirsiniz.

Senin tanrın çok mu yüksekte?

senin-tanrin-cok-mu-yuksekte Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirinGüzel olan ne varsa İnsan’ı maddî varoluşun, bilimsel determinizmin ötesine geçirecek bir vasıta. Sevgilinin bir anlık gülüşü, ay ışığının sudaki yansıması, bir bülbülün ötüşü ya da ağaçları kaplayan bahar çiçekleri… Dinî inancımız ne olursa olsun hiç birimiz güzelliklere kayıtsız kalamıyoruz. Etrafımızı saran güzelliklerde bizi bizden alan, yeme – içme – barınma gibi nefsanî dertlerden kurtarıp daha “üstlere, yukarılara” çıkaran bir şey var. Baş harfi büyük yazılmak üzere Güzel’lik sadece İnsan’a hitab ediyor ve bize aşkın/ müteâl/ transandan olan bir mesaj veriyor: “Sen insansın, homo-economicus değilsin”. İşte bu yüzden “kutsal” dediğimiz sanat bu anlayışın ve hissedişin giriş kapısı olmuş binlerce yıldır. Tapınaklar, ikonalar, heykeller insanları inanmaya çağırmış. Ancak inancı ne olursa olsun bütün “kutsal sanatların” iki zıt yola ayrıldığını, hatta fikren çatıştığını da görüyoruz:

  • Tanrı’ya benzetme yoluyla yaklaşmak: Teşbihî/ natüralist/ taklitçi sanat,
  • Tanrı’yı eşyadan soyutlama yoluyla yaklaşmak: Tenzihî/ mücerred sanat.

Kim haklı? Hangi sanat daha güzel? Hangi sanatçının gerçekleri Hakikat’e daha yakın? Bu çetrefilli yolda kendimize muhteşem bir rehber bulduk: Titus Burckhardt hem sanat tarihi hem de Yahudilik, Hristiyanlık, İslâm, Budizm, Taoizm üzerine yıllar süren çalışmalar yapmış son derecede kıymetli bir zât. Asrımızın kaygılarıyla Burckhardt okyanusuna daldık ve keşfettiğimiz incileri sizinle paylaştık. Buradan indirebilirsiniz.

Öteki Sinemanın Çocuklarıoteki-sinemanin-cocuklari Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirin

Yakında sinemanın bir endüstri değil sanat olduğuna kimseyi inandıramayacağız. Zira “Sinema Endüstrisi” silindir gibi her şeyi ezip geçiyor. Sinema ürünleşiyor. Reklâm bütçesi, türev ürünlerin satışı derken insanlar otomobil üretir gibi film ÜRETMEYE başladılar. Belki en acısı da “sinema tekniği” öne çıkarken sinema sanatının unutulması. Fakat hâlâ “iyi bir film” ile çok satan bir sabun veya gazozun farkını bilenler de var. Çok şükür hâlâ ustalar kârlı projeler yerine güzel filmler yapmaya çalışıyorlar. Derin Düşünce yazarları da “İnsan’sız Sinema Olur mu?” kitabından sonra yeni bir sinema kitabını daha okurlarımıza sunuyorlar. “Öteki Sinemanın Çocukları” adlı bu kitap 15 yönetmenle buluşmanın en kolay yolu: Marziyeh Meshkini, Ingmar Bergman, Jodaeiye Nader Az Simen, Frank Capra, Dong Hyeuk Hwang, Andrey Rublyov, Sanjay Leela Bhansali, Erden Kıral… Buradan indirebilirsiniz.

kitap-tanitan-kitap-6 Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirin

Kitap Tanıtan Kitap 6

Bir varmış, bir yokmuş. Mehtaplı bir eylül gecesinde Ay’a bir merdiven dayamışlar. Alimler, yazarlar, şairler ve filozoflar bir bir yukarı çıkıp oturmuşlar. Hem Doğu’dan hem de Batı’dan büyük isimler gelmiş: Lev Nikolayeviç Tolstoy, René Guénon, Turgut Cansever, El Muhasibi, Şeyh-i Ekber, Cemil Meriç, Arthur Schopenauer, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mahmud Sâmi Ramazanoğlu, Mahmut Erol Kılıç… Sadece bir kaç yer boş kalmış. Konuklar demişler ki “ başka yazar çağırmayalım, bu son sandalyeler bizim kitabımızı okuyacacak insanlara ayrılsın”. Evet… Kitap sohbetlerinden oluşan derlemelerimizin altıncısıyla karşınızdayız. Buradan indirebilirsiniz. Önceki kitap sohbetleri:

sen-insansin Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirinSen insansın, homo-economicus değilsin!

Avusturyalı romancı Robert Musil’in başyapıtı Niteliksiz AdamJames Joyce‘un Ulysses ve Marcel Proust‘un Geçmiş Zaman Peşinde adlı eserleriyle birlikte 20ci asır Batı edebiyatının temel taşlarından biri. Bu devasa romanın bitmemiş olması ise son derecede manidar. Zira romanın konusunu teşkil eden meseleler bugün de güncelliğini koruyor.  Biz “modernler” teknolojiyle şekillenen modern dünyada giderek kayboluyoruz. İnsan’a has nitelikleri makinelere, bürokrasiye ve piyasaya aktardıkça geriye niteliksiz bir Ben’lik kalıyor. İstatistiksel bir yaratık derekesine düşen İnsan artık sadece kendine verilen rolleri oynayabildiği kadar saygı görüyor: Vatandaş, müşteri, işçi, asker…

Makinelerin dişli çarkları arasında kaybettiğimiz İnsan’ı Niteliksiz Adam’ın sayfalarında arıyoruz; dünya edebiyatının en önemli eserlerinden birinde. Çünkü bilimsel ya da ekonomik düşünce kalıplarına sığmayan, müteâl / aşkın bir İnsan tasavvuruna ihtiyacımız var. Homo-economicus ya da homo-scientificus değil. Aradığımız, sorumluluk şuuruyla yaşayan hür İnsan.Buradan indirebilirsiniz.

tezyin_kapak-150 Ücretsiz kitap indirin100 kitap indirinGözle dinlenen müzik: Tezyin

Batı sanatı her hangi bir konuyu “güzel” anlatır. Bir kadın, batan güneş, tabakta duran meyvalar… İslâm sanatının ise konusu Güzellik’tir. Bunun için tezyin, hat, ebru… hatta İslâm mimarîsi dahi soyuttur, mücerred sanattır.

Derrida, Burckhardt, Florenski ve Panofski’nin isabetle söylediği gibi Batılı sanatçı doğayı taklid ettiği için, merkezi perspektif ve anatomi kurallarının hakim olduğu figüratif eserler ihdas eder. Bu taklitçi eserler ise seyircinin ruhunu değil benliğini, nefsini uyandırır. Zira kâmil sanat tabiatı taklid etmez. Sanat fırça tutan elin, tasavvur eden aklın, resme bakan gözün secdesidir. Tekâmül eden sanatçı (haşa) boyacı değil bir imamdır artık. Her fırça darbesi tekbir gibidir. Zahirde basit motiflerin tekrarıyla oluşan görsel musiki ile seyircilerin ruhu öylesine agâh olur ki kalpler kanatlanıverir. Müslüman sanatçı bu yüzden tezyin, hat, ebru gibi mücerred sanatı tercih eder. Güzel eşyaları değil Güzel’i anlatmak derdindedir. Çünkü ne sanatçının enaniyet iddiası ne de seyircinin BEN’liği makbul değildir. Görünene bakıp Görünmez’i okumaktır murad; O’nun güzelliği ile coşan kalp göğüs kafesinden kurtulup sonsuzluğa kanat açar.

Tezyinî nağmeleri gözlerimizle işitmek için yazıldı bu e-kitap. John locke gibi bir “tabula rasa” yapmak için değil Hz. İbrahim (as) gibi “la ilahe” diyebilmek için. Buradan indirebilirsiniz.

Trackback URL

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin