Sartre Fransa’dır
By Konuk Yazar on May 19, 2010 in Adalet, Demokrasi, Jean-Paul Sartre, Özgürlükler
Jean Paul Satre ismini duymuşsunuzdur.
Fransız Düşünür ve kuramcısı kendileri. Fransa’nın en büyük devlet nişanı olan “Legion d’honneur” veriliyor elinin tersiyle itiyor, Nobel veriliyor, verdiği cevap müthiş: “Bu ödülü bana teklif etme fikri Kapitalistlerin benden intikam alma isteğinden başka bir şey değil”. Nobel de gerisin geri gönderiliyor…
Sartre, öyle böyle tutarlı bir adam değil. Fransa’nın Cezayir’i işgal altında tuttuğu yıllardır ve Sartre sokaklarda Fransa’nın bu haksız işgalini kınayan bildiriler dağıtmaktadır. Anlaşılmadıysa tekrar edeyim, bir Fransız bunu Fransa’da yapmaktadır. Tabi çok göze batınca o zamanki Devlet Başkanı olan De Gaulle’a baskılar gelir “kulağının çekilmesi” konusunda. De Gaulle kendisi hakkında da atıp tutan ve düşünceleri kendiyle taban tabana zıt olan Sartre’ın arkasında durarak şu veciz sözü söyler: “Sartre’a dokundurmam! Çünkü Sartre Fransa’nın ta kendisidir.”
Sartre olmak bir hüner kuşkusuz ama De Gaulle olabilmek de yürek ister.
Şimdiki Liselerde okutulan Edebiyat Kitaplarında ya da müfredatlarda var mı bilmiyorum, Bizim zamanımızda Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Necip Fazıl, Sabahattin Ali, Nazım Hikmet, Cevat Şakir gibi İsimler pek anılmazdı. Geri kalanlar da Benim mi ilgimi çekmemişti bilmem kendimi Fransız, Rus klasiklerinin arasında bulmuştum. Hatırlıyorum da o yıllarda, bu isimler Türk Toplumunun kafasından kerpetenle sökülmüş gibiydi.
Sonraki yılların bana “beterin beteri var” dedirteceğini nereden bilebilirdim? Kitap satış listelerini incelerim uzun zamandır. İki yıl kadar önce, “bin bir gece masalları” adlı kitabın listelere girmesi şaşırtmıştı beni. Şehrazat’ın hikâyeleri neden tavan yapsındı ki bir anda? Gerçek sonradan ortaya çıktı; aynı adla televizyonlarda oynayan dizinin sonunu merak edenler kitapçılara hücum etmişler. Ne kadar utanç verici bir Toplum için…
Demek bir toplumun bilincini köreltenler sadece kerpeten değil asit de kullanmışlar.
Mesela Cevat Şakir’i ya da bilinen adıyla Halikarnas Balıkçısını anlayabilirim. Bir Aile kavgası sırasında babasını vurup öldürdüğünü biliyorum.
Fakat diğerlerini araştırınca bu sansürün sebebini anlayabiliyorsunuz. Hadi hiç lafı eğip bükmeden söyleyelim alenen haksızlık yapılmış bu Edebiyatçılara.
Sabahattin âli mesela; Sinop Cezaevinde yatarken “aldırma gönül aldırma” şiirini yazan adam. Şu anda oynuyor mu bilmem “Parmaklıklar ardında” adlı bir de dizi çekilmişti yakın zamanda Sinop’ta. Aslında çok da duruşu net adam değil bana göre ama yine de “kim vurduya” gitmemeliydi. Ben, Onu hep “Kürk mantolu Madonna” romanıyla hatırlayacağım.
“Atatürk’e hakaretten” yargılandı bir şiiriyle ve cezasını çekmek üzere Sinop’a gönderilmişti. Çıkınca işsiz kaldı ve iş için bağlılığını göstermesi istendi. Allah için de gösterdi yani! Bir şiir yazdı akıllara zarar…
Meraklısı her iki şiiri de araştırsın ve karşılaştırsın. Demir Parmaklıklar adamı nasıl yola sokarmış anlarsınız. Ben yazardım yazmasına da, “Veda” daha yeni çıkmış fırından, sırası değil. Hadi onu geçtim bir kalem, Turgut Özakman sökün etmiş gelmekte “Dersimiz Atatürk’le”.
Fikret Mualla’nın da başı belaya girmişti yanılmıyorsam “Atatürk’e hakaretten”. Büyük Ressamdır kendisi ha! Referansı Picasso desem yeter sanırım. Pek akıllı olduğu söylenemezdi, Mazhar Osman’ın himayesinde Akıl Hastanesine girip çıkmışlığı falan var ama “Deli raporu” alıp kapağı zor attı Paris’e. Aç kaldı, sarhoş gezdi, parklarda yattı ama dönmedi Memleketine. Tövbe, dönmüştü! kemiklerini getirdiler…
Nazım’dan şanslıydı yani. O da “bir çınar ağacı” diye diye gözü açık gitti. Davası, her daim Şairliğinin bir adım önünde gitti. Kurtuluş Savaşı Destanı’nda Atatürk’ü “Sarışın bir kurda benzetmişliği vardır Şairin.
Bizim İstasyon Meydanındaki mermer blokta da o şiir var. Ama üzülerek söylemek zorundayım, o şiirin orijinalliği konusunda da şüpheler var. Haluk Oral’ın “Şiir Hikâyeleri” adında bir kitabından öğrendim Ben de. O şiirdeki bir bölüm( Akif büyük şair, İnanmış adam; ama Ben Onun inandıklarının hepsine inanmıyorum) makaslanmış.
Bana kızmayın, Yazarın yalancısıyım…
Gerçi Nazım da ağzına biber sürülecek dizeler döktürmemiş değil hani. Mustafa Suphi, komünistlikten Karadenizin dibini boylayınca celallenip döktürmüş ama pek kurcalamayın orasını…
Ben “Veda” filminiz izlemedim, yorum yapamam da Siz yine de “Kayıkçılar kâhyası Yahya”, Topal Osman isimlerini bir araştırın. Livaneli Üstadımız atlamış olabilir…
Ya da az biraz sıkın dişinizi Turgut Özakman gelmek üzere “Dersimiz Atatürk” adlı son eseriyle. Araştırmadan, sorgulamadan rahle-i tedrisinden geçelim de memleket kurtulsun.
Bu Topraklardan neden bir tane Jean Paul Sartre, De Gaulle çıkmadığını anladınız mı şimdi. Ne Aydını dik durabilmiş, Ne karşısındaki tahammül edebilmiş. Biraz diklenenin de alnına yapıştırmışlar yaftayı: “Atatürk’e Hakaret”…
Kimse kusura bakmasın ama aklıma tek bir şey geliyor bu saatte: “Tezekten terazinin boktan olur dirhemi”
2 [?]




6 Yorum
Yazan:yağmur deniz Tarih: May 20, 2010 | Reply
harika bir yazı olmuş.vesile ile aramıza yeni katılan ibrahim bey hoşgelmiş.
bir de ifrit olduğum kabak tadında ‘hanımefendilik’ kültürü vardır ki, şöyle ağız tadında bir argo kullandırmaz adama hemen bir kınama, iğreti bir topuklu ayakabı,dantel çorap kültürü…edepten girip, nezaketten çıkmalar falan derken içinizden bir canavar çıkar hafazanallah!
ölçüsü kaçmadan kullanılan küfür ve argo büyük anlam ihtiva eder yani 3 paragrafta özetleyemeyeceğiniz duyguyu tek cümle ile verir ancak ne mümkün bırakın entelektüel yapı sökümcülüğünü kadınları dahi sökülmüştür bu memleketin gerisini sormayın hiç çorap söküğü…
popo ve meme kültüründen medeniyyet (?); eleştiri kültüründen edepsiz,şirret kadın çıkaran bir kültür işte.
Yazan:konuk Tarih: May 20, 2010 | Reply
IBRET onemli sey…
ibret olmak ve ibret almak
netekim ibretler alındı ve ibretler de olundu hep..
guc kendini gosterir mi derim ara sira, yoksa sureti yeterli olur mu insanlara?
guc mudur onemli olan yoksa gucun yansimalari mi?
Sartre Fransadir da “NE” Turkiyedir?
Yazan:özlem Tarih: May 20, 2010 | Reply
:)) Yazıyı okuyunca Sartre türkiye ‘de yaşasaydı bir Atatürk güzellemesi yazar mıydı diye düşündüm her ne dense. Fransa da Sartre olmak mı Türkiye’de Nazım olmak mı maharet bilemedim. Adam az bedel ödememiş sonuçta o şiiri yazana kadar.
Aslında ben şöyle bir hikaye de duymuştum. Kendisinden Atatürk7ü öven bir şiir yazmasını böylece affedileceğini söyleyenlere Nazım ‘ben denizkızı eftelya değilim ‘ diye bir cevap vermişş. O yazdığı şiir hangi dönemine ait bilemiyorum tabi o şiiri görünce şaşırmıştım epey.
Elinize sağlık İbrahim bey güzel bir yazı hoş geldiniz.
Yazan:Gürhan Tarih: May 20, 2010 | Reply
En iyi bilen,hep doğruları söyleyen Özakman ve şürekasına,yalnız ve güzel ülkemin 62 plakalı diyarından birileri de şöyle haykırabilir mi acaba gün gelir de: ” Biz de DERSİM’iz Atatürk!”
Yazan:Mehmet Emin Yıldırım Tarih: May 20, 2010 | Reply
Ellerinize Sağlık,
Aydın veya bir sanatçı; çalışmaları ve yaşam modülü çerçevesinde kendi kendini tamamlar.
Doğuştan belirse de yetenek; kişi deneyimlediği şeyler sayesinde dehasını ortaya koyar.
O yüzden bir aydın; geçmişi ve isminin kurulduğu topraklar dışında bir yerden deneyim alamaz.
Sartre; topraklarının kendisine öğrettiği şeylerden ilham almıştır. Bu kadar net olabilmesi topraklarının kendisine kattığı bir dışsal netliğe işaret eder.
Bizim toprağımızın bahsedilen dönemdeki aydınları; büyüdükleri kültürel müslümanlık sayesinde toplumla birebir örtüşecek iç fikirlere sahiptirler. ONURUN ve SAVAŞIN toplumu olduğumuz için aydınlarımız da buna paralel netlik sergilemektedirler. Bu isteyerek yapılan bir seçimdir. Ayrıca bu dışsal değil; içsel bir netliktir. Entelektüellik değil; deneyimlenebilen bilgiye dayalı aydınlarımız vardır. Atatürk’ün fikirlerine karşıt olmakla; Nobel Ödülüne karşıt olmak yada sömürgeciliğe karşı eylem başlatmak aynı şey değildir. Birisi dışsal diğeri ise içseldir. En önemlisi gelişim toprakları farklıdır.
O yüzden Sartre Fransayı, onun karşıtı olabilecek biri varsa o da Türkiyeyi temsil edecektir. Lakin Fransa’da Sartre’nin yaşadığı dönemi Türkiye hiçbir zaman yaşayamaz. Bu yüzden Türk aydınıda Türkiye de yetişen aydın gibi olur.
Zeigeist de kendi toplumunun içinde büyüyen bir harekettir. Ve son derece demokratik bir uygulama alanına sahiptir.
Entellektüel yani dışsal olarak karşılaştırma yapılacaksa da yeni dönem sinema aydınlarına gözatmak gerekir…
Yazan:suzannur Tarih: May 21, 2010 | Reply
Evet Sartre Fransa’dır ama Fransa kesinlikle Sartre değildir, karıştırılmamalı.Hermann Hesse’in dediği gibi, burjuva, daha sonra anıtını dikeceği aydınlarını darağacına göndermekten ve bireyi devlete kurban etmekten asla vazgeçmez. Aydınlarını tüketen burjuva kültürünü özümsediğimiz belli olmuyor mu bu satırlardan, bakınız biz de Avrupa’yla bu noktada aynıyız. Önce kellelerini alıp sonra yüceltiriz. Kelle almakla anıt dikmek arasında da malesef hiç fark yoktur, çünkü aynı geleneğin sebep ve sonucudur bu ve burjuva bu sayede devamlılığını sürdürür. Bir de bu açıdan sorgulamak lazım mevzuyu. Yani şimdi okunuyor, yüceltiliyor olmaları bizi de aynı geleneğe -burjuva- hapseden ve bizi sorgulamaktan uzaklaştıran yaklaşımın değişik versiyonu.