Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Berivan’a Kapanmış Vicdanlara Ağıt! »

Batman’da 9 Ekim’de çoğunlukla çocukların oluşturduğu bir grup polise taş atmıştı. Bu grubun içinde olan ve polise taş attığı için tutuklanan birçok çocuğun içinde bir de 15 yaşında Berivan vardı. İşte o Berivan, geçen gün Diyarbakır’da Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’ne çıkarıldı. Ve daha 15 yaşındaki Berivan, uyuşturucu kaçakçılarının, organ mafyası liderlerinin, katillerin almadığı türden bir cezaya mahkûm oldu. Berivan’ın hakkında “Örgüte üye olmamakla beraber örgüt adına suç işlemek”ten 7,5 yıl, “gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet”ten 5 yıl, “örgüt propagandası yapmak”tan bir yıl hapis istemiyle dava açıldı. “Polise taş atmadım. Teyzeme giderken olayların arasında kaldım” diyen Berivan, önceki gün görülen ilk duruşmada tek celsede 13 yıl altı ay hapis cezasına Read the rest

Ölümden Saklanamayan Salinger »

  Jerome David Salinger, 1919 New York doğumlu Amerikalı bir yazar. Kariyerine kısa hikayeler ile başlayan yazar, ‘ Çavdar Tarlasında Çocuklar ‘ ( The Chatcer İn The Rye ) eseriyle ilk zamanlarda dikkati çekmese dahi zaman içerisinde büyük bir ün kazandı. Bir dönem yasaklı olan bu eser yayımlanmasından, yaygınlaşmasına kendi kaderinde sonlardan ilk sıralara büyük bir hızla yol aldı. İlginçtir, Salinger ise eserinin ve onun gölgesinde kendi ününün yükseldiği istikametin tam tersi olarak kendini kendi içine hapsetti,eser yayıldıkça yazar garip bir şekilde kayboldu. Bugün ise Salinger artık aramızda değil,kendi saklılığında öldü Salinger.
 
  Yıllar önce yaşı benden oldukça büyük bir avukat arkadaşıma ‘ yüzde yüz suçlu olduğuna inandığın bir kişinin davasını üstlendin mi hiç ? ‘ diye sormuştum. Read the rest

Bu Savaşı Çocuklar Üzerinden Kazanamazsınız »

Kararlığı ortaya koymak gözü karalılık gerektirir. Öyle bir eylem ya da eylemler bütününe imza atmanız gerekir ki, kaşı taraf bunu gözü karalık olarak alsın ve yılsın. İster farkında olunsun, isterse olunmasın psikolojik olarak en etkili yöntemlerdendir bu.  

  Savaşan iki topluluk varsa, birinin yaptığı eylemlerin hayret etkisinin büyüklüğü karşı tarafın tüm çarpışanlarını yok etmekten daha öteye geçmelidir. Mesela modern zamanları alabildiğine yaşadığımız, ötekileştirmenin dahi neredeyse psikolojik bir suç olduğu bu zamanlarda, çarpıştığınız Read the rest

Devlet TEKEL’inde zenginleşme mümkün mü? »

Ufuk Coşkun

SİVİL DÜŞÜNCE PLATFORMU

Bu aralar birçok kesim TEKEL işçi kardeşliğini savunuyor. Bazı kanallar işçilerin eylem görüntülerini dramatize ederek bu konuda duygusal yayınlar yapıyor. Gazeteciler işçilerin zaferini kutlayan yazılar yazıyor. Örneğin Milliyet Gazetesi yazarı Ece Temelkuran; “Zafer, kardeşliğindir. Zafer, işçinindir. Hiçbir gazete bunu birinci sayfasına koymasa bile, bir tek televizyon vermese bile bu böyledir ve Türkiye tarihine böyle geçecektir. Yeni bir dönemin başlaması yakındır. Zafer, şimdiden işçilerindir. Bin kere helal olsun” diyor yazısında. Read the rest

Giuliano Carmignola ile ibadet »

Uzun zaman önceydi…Bir Pazar sabahı ailece kahvaltı ediyorduk. Mezzo kanalında değişik eserler çalıyordu. Birden Vivaldi’nin 4 mevsimini duyduk. Daha ilk notalarla beraber eşimle birlikte hayretle önce birbirimize sonra da ekrana baktık!

Kulaklarımın fazlasıyla aşina olduğu bu eseri ilk defa dinlediğim hissine kapıldım. Hatta Vivaldi‘nin kış mevsimini bestelediği o ana tanık oluyordum adeta! … Ben mi abartıyordum? Hayır. Yalnız değildim. Aynı hayret ifadesini eşimin yüzünden de kolaylıkla okuyabiliyordum.

Venedik Barok Orkestrası eşliğinde Giuliano Carmignola (fr. İng. Alm.) çalıyordu. Kumaş reklamlarından cep telefonlarına kadar her ortamda suyu çıkartılmış bu eseri dinlerken bu kadar zevk alabileceğimi asla düşünemezdim.

21 ocak akşamı Salle Gaveau‘daydım. Giuliano Carmignola Tokyo’lu piyanist Yasuyo Yano eşliğinde müthiş bir konser verdi. Salonun küçük olması sanatçılarla izleyiciler arasında o görünmez bağın kurulmasını kolaylaştırmıştı. Yano’nun zarif el hareketlerini, Carmignola ile göz göze “konuşmasını”, yüzünden akan boncuk boncuk terleri görebiliyordum. Carmignola kendisine Read the rest

Son 90 günde en çok okunan ve tartışılanlar »

  1. Avatar’ın Gizledikleri
  2. DUYURU: Yeni gelen yorumcu ve yazar adaylarına…
  3. Din mi Elden Gidiyor, Gelenek mi?
  4. “Şeytan’ın” Avukatı
  5. Taraf’ın “Arapça bez parçası”
  6. Mustafa’yı mı daha çok seviyorsun yoksa Tayyip’i mi?
  7. Anket: Zorunlu askerlik gerekli mi?
  8. Kozmik İlker’i Noel Baba mı susturuyor yoksa?
  9. Babalar evlatlarını kimden, nasıl korur?
  10. Aşk Şeriatı
  11. Zorunlu Askerlik? Ülkemizin yavaş intiharı!
  12. Ümmeti-i Muhammed,Minare mi istemiştiniz ?
  13. Zina da böyle bir şey işte…
  14. CHP kafası, MHP kafası, DTP kafası
  15. Yasak Demirden Gömlek Gibidir Bir Gün Paslanır, Dökülür
  16. Nefes Filmiyle Kürt Sorununa Bakmak
  17. Kemalistler için Türkiye’den kaçış rehberi
  18. Suçu? Başörtüsü!
  19. Devrimler Yanlıştır. Kemalist Devrim de Yanlıştı
  20. Dersim ve Onur Öymen’in Vicdanı
  21. Humeyni’yi ve Humeynizm’i sevmek farz mıdır?

Başörtüsü Yasağı Yerine Lahmacun Yasağı »

Birkaç saat önce YouTube’da Anthony Bourdain’in No Reservations adlı programının İstanbul’u konu alan bölümünü izlemiş ve ardından ilgili videoyu sosyal paylaşım sitelerinde tedavüle sokmuştum. Bu paylaşımım üzerine facebook’a bırakılan yorumlar beni biraz düşündürdü. Zira yorumculardan biri, dönerin ve lahmacunun Batıda ve özellikle de Almanya’da çok seviliyor olmasından hareketle, bize Avrupa’dan gelen bir şeyin doğal olarak rüştünü ispat etmiş sayılacağını ifade ediyor ve böylelikle döner ve lahmacunun ülkemizde gönül rahatlığıyla yenebileceği yönünde bir çıkarsamada bulunuyordu.
Yorumcu gerçi biraz kinayeli konuşuyor gibiydi; ama ben yine de kendisini ciddiye alıp bu konu üzerinde biraz düşündüm. Kendi kendime, “İşin başında giyecek değil de yiyecek devrimi yapmış olsaydık acaba daha mı iyi olurdu?” diye sordum. Sonuçta ikisi de kültürel öğeler… Birini alacağına öbürünü alırsın, al sana yine Kültür Devrimi!… Neden olmasın?
Hem kim bilir, belki de öylesi daha az sancılı olurdu. Gerçi, öyle bir durumda, içki gibi domuz etini de çağdaşlık alameti olarak kabul etmemiz gerekirdi herhalde… Haliyle lahmacun yiyeni de “Kamusal alandır!” deyip üniversiteye sokmamak icap ederdi. Ama “ders dinlerken lahmacun yemek” gibi bir dini vecibe olmadığından, en azından on binlerce insan eğitim hakkından mahrum edilmemiş olurdu. En kötü ihtimalle üniversitelerin giriş kapısına bir kabin koyarlardı ve “bu devirde elinde lahmacunla üniversiteye gelmeye kalkan” çağdışı gençler de bu kabinde yiyeceklerini bitirip öyle girerlerdi içeriye.
Bir de tabii yine ılımlı laiklerimiz olurdu ve aslında ne kadar da anlayışlı olduklarını herkese gösterebilme adına, “Bu işlere yasak getirmek çözüm değil. Gençlerimizi bir kez baştan Atatürkçü düşünceyle yetiştiremedikten sonra, üniversite çağına gelmiş bir insana, ‘Lahmacun yemeyeceksin!’ demek yanlıştır!” derlerdi. Kimi diğerleri de, kendi babaannelerinin yaptığı lahmacunların hiç de “bunlar”ın yedikleri lahmacunlara benzemediğinden dem vurur, bu ne idüğü belirsiz gençlerin yediği lahmacunların aslında siyasi bir simge olduğunu iddia ederlerdi: “Bakın, benim dedem de lahmacun yerdi, ama sizinkisi siyasi!”
Bütün bunları akademik kanalla da destekleyip, ilk lahmacunu yiyenlerin aslında Sümerli fahişeler olduğu yönünde ulu-önder-destekli bir Türk Gastronomi Tezi de ortaya atılabilirdi. İnsan bir kez istedikten ve kafasına koyduktan sonra neden olmasın? Zaten Kemalizm de sonuçta az zamanda nice olmazları olduran bir rejim değil mi?
Tabii şimdi bu yazıyı okuyanlar arasında, “Yiyecek devrimi mi? Ne saçma şey o öyle!” demeye kalkan bazı vatan haini karşı devrimciler ya da işbirlikçi II. Cumhuriyetçiler olabilir. Ama ben bunun hiç de saçma olduğunu düşünmüyorum.
Ya da şöyle söyleyeyim: Giyecek devrimi ne kadar mantıklı ve zeka ürünü ise, yiyecek devrimi de en az o kadar öyledir! Ama şayet bu ikisinden biri altı yaşından beri normalize edildiği için kulağa daha makul geliyorsa, onu bilemem.

Derin Sular

… Bu makale ilginizi çektiyse…

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.

Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

Ölüm Hayatı Sonsuz Bir Karede Dondurmaktır! »

 “Allah, o canları öldükleri zaman, ölmeyenleri de uyuduklarında alır. Sonra haklarında ölüm hükmü verdiklerini alıkoyar, diğerlerini de takdir edilmiş bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.” Zümer Sûresi 42

Modernleşmenin insanlığa yaptığı en büyük kötülüklerden bir tanesi, ölümü gözümüzün önünden ücra bir köşeye sürmek için ortaya koyduğu büyük çabanın sonuçlarını tahmin edememesidir.

Baudrillard ölümü gözden ırak etme çabasının sonuçlarını gettolaşma kavramı ile açıklıyor ve mezarlıkların, modern Batı toplumundaki ilk gettolar olduğunu ve sonraki tüm gettolara örnek teşkil ettiğini söylüyor. Modern insan, bu şekilde, kafasını kuma gömen devekuşu gibi gözünün önünden attığı ölümün kendisini hiç bulmayacağı gibi bir batıl inanca sahip oluyor. Ölümü kendisine hatırlatan her şeye tiksintiyle bakıyor Read the rest

Dikkat Kitap: Türkiye bölünür mü? »

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız nedense.

 Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin” demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor:

  • Kürtler ne istiyor?
  • Türkiye’nin bütünlüğü silahla mı korunur?
  • İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti?
  • PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı?
  • Bir federasyon çözüm olabilir mi?
  • İslâm ne kadar birleştirici olabilir Kürt ve Türk milliyetçiliği karşısında?

Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a bölücü terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267  sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

Din ve Vicdan Özgürlüğü III »

Önceki bölümler

Din ve Vicdan Özgürlüğü II

Din Özgürlüğü’ne Genel Bir Bakış

Bir önceki yazımızda genel manada, kurumsallaşma ve iktidar sevdasından bahsetmiş bununla paralel din ve mezhep kavgalarına, vurgu yapılmıştı. Evet, İslam tarihinde de mezhep kavgaları vardır. Dönem dönem, takım tutar gibi kör fanatizm üretenler olagelmiştir. Ancak yine de bu Hıristiyanlığa göre daha azdır.  

Tarihsel sürece ve dinin inanç ilkelerine bakıldığında böyle olmasının da gerekçeleri, gün yüzü gibi aşikar. Söz konusu gerekçeleri Prof.Dr. Saffet Köse, “Din Özgürlüğü ve Barış Yolunda İki Farklı Tecrübe” adlı eserinde belirttiği üzere, burada maddeler halinde kısaca bahsetmek gerekirse;  Read the rest