Din Özgürlüğü’ne Genel Bir Bakış
By Yusuf Mehmet Bahadır on Eki 25, 2009 in Laiklik, din, Özgürlükler
“Dini, dili, ırkı fark etmez, din özgürlüğü sorunu yaşayan herkese ithafımdır. (M.B) “
“Din özgürlüğü” tabirinden ne anlıyorsunuz? Mesela Ali Babacan “Türkiye’de Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor” demeciyle neyi kastetmişti? Dinin devlet eliyle kontrol altına alınması, din özgürlüğüne zarar verir mi? Her din, kontrol altına alınması gereken, tehlikeli ve korkunç bir dogma mıdır? Kontrol altına alınırsa ne olur? Alınmaz ise ne olur? Farklı din veya mezhebe mensup kişilere gerek devlet gerekse fertler düzeyindeki olumlu ya da olumsuz tavırlar din özgürlüğü bağlamında nasıl değerlendirilmelidir? Mesela ülkemizde yaşanan bir gerçeği; İncil basıp dağıtanları domuz bağıyla katleden zihniyeti konumuzun neresine sığdıracağız?…Bir dizi sorularla ve sorgulamalarla yazıma başlamak istedim.
Evet bu soruların ışığında din özgürlüğü kavramını ele alacağız bu makalede. Dahası, tarihi süreç içerisinde problemi ortaya çıkaran sebeplere, yaşanmış örnek olaylara değindikten sonra, Kur’anı Kerim’in getirdiği esaslar ve Peygamber Efendimizin uygulamaları ve din özgürlüğünün çoğulcu toplumlarda barışa nasıl katkı sağladığına işaret edeceğiz.
Öncelikle din özgürlüğü kavramından ne anlamamız gerektiğini ele almamız gerekiyor.
Ülkemizde “Din Özgürlüğü” konusu olunca, malum medyada da yansıdığı üzere yüksek laik dozajlı tepkiler yağıyor. Hemen itirazlar yükseliyor. “Bu ülkenin 80 bin camisi açıktır. Günde 5 vakit ezan okunur. Öyleyse geriye ne kalıyor? Şeriat…” gibi absürt argümanlar gırla gidiyor. “Namaz kılana tekme atan, zorla oruç yediren mi var?” gibi sığ yorumlar meşgul eder gündemi. Oysa bu tip yaklaşımlar Tek Parti döneminde vaz’edilen “din sadece vicdanda ve mabed’de kalmalıdır” anlayışının sığ bir tezahürü olduğunu söylemem gerek.
Oysa yaşadığımız dünyada din özgürlüğü tanımı oldukça genişletilmiş. Bakın,10 Aralık 1948 tarihli BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 18. maddesi şöyle:
“Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkı vardır. Bu hak, dini, bireysel veya topluca, kamusal olarak ya da özel biçimde, öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenler yoluyla açığa vurma özgürlüğünü içerir.”
Yani bu şu demek. Din özgürlüğü, bir dine inanma, yaşama, eğitim ve öğretim yoluyla o dini gelecek nesillere intikal ettirme veya tebliğ vasıtasıyla başkalarına anlatma ve nihayet o değerlere inanan insanların birlikte hareket etmelerini sağlayacak organizasyonlar kurabilme, birliktelikler teşkil etme özgürlüklerinin bütününü içine alan bir kavramdır. Bu unsurlardan bir tanesinin yokluğu din özgürlüğünün o ülkede kâmil manada olmadığı anlamına gelir.
“İstediğine inan ama inandığın gibi yaşayamazsın”, ya da tek parti döneminin üçüncü adamının tabiriyle; “Türkiye’de din telakkisinin hududu, yurttaş vücudunun cildini aşamaz.” (Yani cümleyi biraz daha açarsak din telakkisi tenden çıkıp, toplumsal hayatta kendini ifade edemez demektir bu), bir başka örnek; AK Parti’ye açılan “kapatma davası”nın iddianamesinde de, Başsavcı, dinin “kendi alanında, vicdanlardaki yerinde” tutulması gerektiğini vurguladığı bir yerde, böylesi sorunlu zihniyetin varolduğu bir zeminde, “Kimsenin inancına, namazına karışılıyor mu? Bundan daha iyi din özgürlüğü mü olur?” demenin bir manası yoktur.
Çünkü İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden de görüldüğü üzere din ve vicdan özgürlüğü 4 temel unsura dayandığı anlaşılmaktadır.
- İnsanların istediği inancı serbestçe seçmeleri (İman)
- İnançlarının gereği serbestçe eylemlerde bulunabilmeleri (amel). Kısaca inandığı gibi yaşayabilmesi
- İnançları doğrultusunda eğitim, öğretim yapabilmeleri
- Sosyal birlik ve cemaat oluşturabilmeleri. Şeklinde özetlenebilir.
Meseleye biraz daha hakim olabilmek adına küçük somut örnekler de verelim. Mesela kamil ve olgun bir din özgürlüğünün yaşandığı Türkiye’nin caddelerinde yürürken “Nakşibendi dergahı” tabelalı bir bina veya kapısında “Bismillahirrahmanirrahim” yazan özel bir “İslami Kolej” görmeniz çok şaşırtıcı veya kimileri için çok korkutucu olmayacaktı mesela. Dahası Cemaat ve tarikatler serbest olur. Kimsenin başörtüsüne karışılmazdı. Ve hatta bir cemaat lideri çok sevdiği vatanını bırakıp, yurtdışına göçmek zorunda kalmazdı diye düşünüyorum.
Bütün bu oluşumların da, ülkemizin nevi şahsına münhasır laikliğine zarar vereceğini de düşünmüyorum. Hani “laiklik adam olmaktır” şeklinde meşhur bir sözümüz vardır ya. Evet tam da öyledir. Laiklik adam gibi özgürlüktür, serbestliktir. Bütün inançlara (adam gibi) eşit mesafede durmaktır kanaatimce.
Yazıyı hazırlarken takıldığım bir nokta da şu oldu. Kendi tarihimiz açısından bakarak; “Peki, devlet neden dini, vicdanlara ve mabetlere hapsetmek suretiyle kontrol altına almak istesin ki?” “Sahi din bu kadar korkutucu bir şey midir ki kontrol edilme ihtiyacı duyulsun?” ya da “Geçmişte hıristiyanlık tarihinde olduğu gibi, dinsel bir şiddet süreci mi yaşamıştık? Din ve mezhep kavgaları mı yapmıştık ya da din ya da klise eliyle engizisyon mahkemelerinde işkence ve zulüm mü görmüştük?” (bu da bir sonraki yazının konusu olsun)
Konuyla ilgili Derinsular sitesinin yazarı Sayın Serdar Kaya şu tespitlerde bulunuyor;
“…Gelenekle ve geleneği çağrıştıran öğelerle bağların koparılmasını esas alan Kemalist devrimcilik, bu prensibinden ötürü, söz konusu gelenekte birincil derecede belirleyici olan İslam diniyle sıklıkla karşı karşıya geldi. Zira yapılan yeniliklerin neredeyse tamamı, İslam diniyle doğrudan ya da dolaylı olarak ilgisi bulunan konulardaydı.
…Resmi ideoloji, yenilmesi son derece güç olan bu rakiple mücadelesini, onu yok etmekten ziyade, önce kontrol altına almak, ardından da ‘gerektiği şekilde’ törpülemek üzerine inşa etti. Konumu itibariyle son derece büyük bir temsil gücü olan halifelik kurumunun kaldırılması ve kurulan ‘Diyanet İşleri’ teşkilatının Başbakanlığa bağlanması bu kapsamda değerlendirilebilir…
…Üniversite öğrencilerin başındaki örtülerden rahatsız olan, bir okul müdiresinin sokakta dahi olsa başını örtmesine tahammül edemeyen zorba bir ideoloji, ibadetlerinin nizamı konusunda hassas olan inanç sahipleri tarafından ‘güvenilir bir merci’ olarak görülmeyeceğinin elbette farkında. Ama bu ideolojinin niyeti, kendisini güvenilir kılmak değil, sosyal genlerle oynamak ve en büyük düşmanını isteği şekilde manipüle ederek kontrol altına alabilmek.”
Sayın Mustafa Akyol ise konuya biraz daha derinlik getiriyor ve Amerikalı düşünür Richard John Neuhaus’un “Çıplak Kamusal Alan” (The Naked Public Square) adlı kitabında alıntı yaparak bu soruyu şöyle cevaplıyor:
“Eğer din, sırf bireysel vicdan düzeyine indirgenirse, kamusal alanda sadece iki aktör kalmış olur: Devlet ve birey. Bu ikisinin arasında ahlaki değerler yaratan ve temsil eden ara bir kurum olan din ortadan kaldırılmıştır. Ve artık devletin tutkularını dizginleyecek bir kurum kalmamıştır… Bu tür bir laik devlet, sonunda totaliterizme varır.”
Konumuza dönersek; ben de dikkatleri bir başka noktaya çekmek istiyorum. İslam Devletinin ilk anayasası: Medine Vesikası’na. Din ve Vicdan özgürlüğünü esas alan ve dünyanın ilk İslam Devletinin anayasası olan Medine Vesikası’na…
Allah Rasulü’nün (sas) uygulamalarından hareketle din özgürlüğünün yine dört ana esasa dayandığını görüyoruz. 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde de bahsi geçtiği üzere; İnanma, inanç esaslarını yaşama, aynı esasları gelecek nesillere intikal ettirebilme, eğitim ve öğretim yapabilme ve örgütlenebilme.
İlginç değil mi? “İnsanlık, Efendimizi (S.A.V) ve getirdiği hakikatleri 1400 yıl geriden takip ediyor” dersem gerçeğin bamteline basmış olduğumu düşünmekte bir beis görmüyorum.
İsterseniz daha sonra detaylara inmek üzere bu dört esas, Medine Site Devletinde nasıl uygulanmıştır? Kısaca bunu işleyelim.
Ama önce konuyla ilgili Kur’an hakikatlerine bakalım; Allah, bütün insanlığa inanma veya inanmama özgürlüğünü vermiştir. “Dileyen iman etsin, dileyen inkar.” “Sizin dininiz size, benim dinim bana.” “Dinde zorlama yoktur.” “Eğer Rabb’in dileseydi bütün insanlar Müslüman olurdu.” “Yoksa sen herkesi Müslüman olmak için zorlayacak mısın?” ayetleri bu özgürlüğün teminatıdır. Literatürde din ve vicdan özgürlüğü kavramı ile ifade edilen sahada böylesi bir özgürlük alanı insanlığa sunuldu ise özgürlüğün diğer çeşitleri adına nasıl geniş bir alan açıldığı tahmin edilebilir.
Bu ilahi vahiyler doğrultusunda, Efendimizin uygulamaları; hoşgörü ve diyaloğa dayalı, çok hukuklu ve hukukun üstünlüğü temeline dayanan, barışcı bir ortamda bir arada yaşama modelini sunmuştur insanlığa.
Bilindiği üzere Medine Site Devleti çok dinli, çok kültürlü ve çok uluslu bir yapıya sahipti. Yahudiler, pagan Araplar, Müslümanlar ve az sayıda da hiristiyan topluluklar mevcuttu. Efendimizin bizzat başkanlığını yaptığı Medine Site Devletinde yaşayan hiçbir topluluk baskıya maruz kalmaksızın kendi dinlerine inanmışlar, İslama geçmeleri içinde hiçbir zorlamaya tabi tutulmamışlardır. Kilise, sinagog ve havralarında çok rahatlıkla dinî ibadetlerini yapmışlar, günlük hayatlarında giyim-kuşamdan, evlilik ve boşanmalarına kadar hemen her sahada inanç esaslarını hayatlarına tatbik etmişlerdir. Beytül midras (Yahudi okulları) adını verdikleri okullarında çocuklarına eğitim ve öğretimlerini vererek, kendi değerlerini gelecek nesillerine rahatlıkla intikal ettirmişlerdir. Ve son husus, altına imza attıkları Medine Vesikası’na muhalefet etmeksizin gerek kendi içlerinde, gerekse müşrikler ve sair din mensupları ile siyasi, kültürel, ekonomik birliktelikler kurmuşlardır.
Bazılarının “müslümanlar Mekke’de zayıftı zorlamada bulunmadı ancak Medine de değil “ şeklinde itirazları olabilir. Ancak bu gerçekleri saptıran büyük bir iftiradır. Belki bununla ifade edilmek istenen 14 asırlık İslam tarihi içerisinde cereyan etmiş savaşlarda yaşanmış olabilir. Ancak bunun suçlusu din değil, dini yanlış yorumluyan dönemin Müslümanlarıdır. Ülkemizde yaşanan rahip cinayetlerini, İncil basıp satanların katlini bu bağlamda değerlendirebilirsiniz. Güzel dinimizi ne hale getirdiklerini ve ergenekon kokan bu eylemleri de esefle kınadığımı belirtmeliyim.
Not : Bu makale, Sayın Serdar Kaya’nın, Sayın Mustafa Akyol’un ve Sayın Ahmet Kurucan’ın makalelerinden istifade edilerek yazılmıştır.
Gelecek Yazılar :
- Hıristiyanlık Tecrübesi Olarak Dinsel Şiddet Süreci
- İslam tecrübesi olarak Din Özgürlüğüne Tarihsel Yolculuk
2 [?]



5 Yorum
Yazan:MY Tarih: Eki 25, 2009 | Reply
Tekrar tekrar söylenmesi gerekenleri yeni bir dille, iyi örnekler ve dost sitelerden
alintilarla söylüyorsun, bu çok iyi.
elestirim ya da “iyilestirme önerim” su olacak: Din özgürlügü konusunu islemissin ama vicdan özgürlügü bunun biraz gerisinde kalmis. Belki ilerdeki yazilarda ele almayi planliyorsun, filmin sonunu söylüyorsam kusuruma bakma
Ne demek istedigimi iki eksende anlatacagim;
Mesela devlet okulunda namaz kilmamizin engellenmesi yanlistir, ama devletin ordusu (ki bizim çocuklarimiz) devletin komutaninin emriyle Kürt köylerini bosaltmasi çok ama çok acidir. Ceylan ölünce “takmayin, o kiz zaten Ermeniydi” diyebilen manyaklari üreten bir Milli Egitim’in okulunda namaz kilsak ne olur? Basörtüsü taksak ne olur?
okullarda beyinlerin yikanmasi, mesela Ermenilerin, Rumlarin “düsman, hain” diye kafalara kazinmasi bence devletin vicdanlarimiza-insanligimiza tecavüz etmesidir. Bu suçlar (yine bence) devletin dinsel özgürlüklere engel olmasindan daha da agir suçlar.
bu ikisini (din ve vicdan) teraziye koyma niyetinde degilim ama vicdansiz din ancak folklördür. zayiflamak için oruç tutmak, bel agrisina karsi secdeye varmak gibi benim gözümde. Sosyal bir faaliyettir, cumartesi aksami bira içip maç seyredenlerin birbirine verdigi sosyal rahatlama gibidir. Birlikte ayni seyleri yapmak iyi gelir insanlara.
Özetle din özgürlügü vidan özgürlügünden ayrilmamali. Biraz iddiali olacak ama bu kismi havali bir “son söz” ile bitireyim, kanimca dinsiz insan olur, vicdansiz insan ise insanligini kaybeder.
Böyle robotlasmis birinin özgürce Islam’i seçmesi de mümkün degil. Olsa olsa herkes gibi yapmak için Müslüman olabilir. Biraz oportünizm, biraz beyin yikama, biraz da alternatifsizlikten.
Diyanetizm seklinde ortaya çikan Türkçü Islam(!) bu sapikligin en çarpici örneklerinden biri bence. Milliyetçi-Militarist robotlar Dersim’den bu yana ne yazik ki yukaridaki iddiali görünen sözlerimi hakli çikardilar.
Gelelim ikinci eksene, bu birincisinden daha da zor bir rakip:
Vicdan özgürlügünün bir baska ENGELLEYICISI Tüketim çilginligi ve bize özgürlük diye yutturulan piyasa ve birey fetisizmi. Daha önce sitede konu ettigimiz bir sorun bu. zenginlerin, güçlülerin nefislerine kul/köle olarak hareket etmesi, insani degerlerin PIYASA tanrisinin kanli sofrasina çerez yapilmasi da ayri bir mesele. bu nefsanî özgürlüklerin toplami görünmez bir diktatör olarak çikiyor karsimiza, adam Smith’in görünmez eli gibi görünmez ama bir yumruk gibi tepemize iniyor habire: Petrol savaslari, çevre kirliligi, CNN ve FOX gibi küresel beyin yikama makinalari…
teknoloji gelismeden önce bu yumruktan kaçma imkani vardi, artik yok. Internet, nükleer silahlar, küresel para hareketleri…
Artik PIYASA tanrisinin menzili 40 bin km ile Dünya turu atiyor bir kaç saniyede. hersey evrensellesti, küresellesti, kendini kurtarmak isteyen herkes dünyayi kurtarmak zorunda. Ya dünya ya da hiç!
Vicdanimizi kusatan bu tehditlere verilecek cevap da küresel olmali: internet, bilgide ve duyarlilikta rakiplerin ötesine geçmek ve sadece su veya bu ülkedeki Müslümanlari degil bütün Insanligi kucaklayabilecek degerleri kesfetmek (üretmek degil) yani Insan’in içine inmek, oradaki
altin, gümüs, elmas vb degerli cevherleri gün isigina çikarmak.
evet, kanimca din özgürlügünün önünde, içinde, kalbinde olan bir mesele vicdan özgürlügü.
Sair Ahmet Erhan’in dedigi gibi :
“bana yarinlardan, dogacak güzel günlerden bahsederler,
ben bu günleri yakistiramazken kendime…”
Yazan:Alper Ecer Tarih: Eki 25, 2009 | Reply
Din özgürlüğü burada sanki tam yerinde kullanılmamış. Dindarların bireysel özgürlükleri çerçevesinde ifa edebildikleri dini olgular din özgürlüğü demek değildir. Din özgürlüğü derken kast edilen şey bireysel özgürlükten daha güçlü ve fakat daha da istisnai bir pozitif ayırımcılık tipidir. Herkes bunu bildiği için başörtüsü örneğinden gidelim. Üniversiteye herkes istediği kıyafetle gidebilir ve bu çerçevede başını örten bir kız da gidebilir. Devlet için baştaki şeyin adı bandana mıdır, başörtüsü müdür nedir, bunun önemi yoktur. Devlet böyle bir şey ayırt etmez, din, ya da İslam ya da onun emirleri gibi bir şeyden haberi olmayan birisi gibi davranır, dolayısıyla dini olanla olmayan arasında ayırım yapmaz.
Din özgürlüğü ise devletin bir dini pratiği o dinin pratiği olarak resmen tanıması ve sonrasında ona sağladığı serbestliktir. Yani eğer devlet Islam dini diye bir olguyu “özel” olarak tanımışsa, sonrasında da İslam dininin neyi gerektirdiğine ilişkin bir yorumu tescil etmişse oradan sonra üniversitede isterse başını örtmek genel olarak yasak bile olsa, bandana takana bile izin vermiyor olsalar da, devlet orada İslam dininin varlığını ve başörtme zorunluluğunu anlatan yorumu tescil ettiği için bu yasağı Müslüman’a uygulamaz, ona kendisinin de tescil ettiği vecibeden ötürü özel bir serbestlik tanır.
Din özgürlüğü buna deniyor.
Tabii bunlar Türkiye’de geçerli değil. O yüzden din özgürlüğü ve bireysel özgürlük arasındaki farkları da ancak ilerleyen yıllarda tartışacağız. Mesela başörtülü kamu personelleri ne olacak, başörtülü kızlara özel sektörde işe alınmada pozitif ayırımcılık uygulanması güvenceye alınmalı mı gibi konularda. Gerçi bunlara daha sıra gelmedi. Artık ne zaman üniversite serbestliği devreye girer, 7-8 yıl geçer, örtü yüzünden işe alınmama fenomeni ortaya çıkarsa o zaman heralde, bekliyoruz bakalım.
Yazan:arif Tarih: Eki 25, 2009 | Reply
Din ve Özgürlük bilhassa ülkemizde derin tartışmalara gebe gibi görünüyor önümüzdeki süreçte. Dinin özgürlükleri kısıtladığı tezinin de güçlü savunucuları var ve olacak. Allah’ın Ademden, İbrahim ve Musa’dan, Mesih ve Peygamberim Muhammed kanalıyla, Fıtraten doğruyu bulmaya programlanmış insana, bir yardım olarak sunduğu din ile; Değiştirilmiş, bozulmuş, yer yer artırılmış ve eksiltilmiş dinin farklılıkları, bu tartışmaların odağında yer alıyor hiç kuşkusuz. cahiliye devrini mumla aratır son dönem tekke ve zaviye dini ile hesaplaşan bir anlayışı nasıl izah etmeli. Din düşmanı deyip kestirebilir miyiz? Yine bu ifrada tefritle cevap verip, dini içinize hapsedin demenin sapkınlığını, nasıl sindirebiliriz? Din adına çeşitli pratiklerle kurumsallaşan şey, topyekun reddedilemeyeceği gibi; bunun olumsuz etkilerinin giderilmeye çelışılmasıda son derece insani talepler olarak görülmeli. Evet din özgürlüğü kısıtlanmamlı ve aynı şekilde din adına özgürlüklerde kısıtlanmamalı. Yok bir tarafta olup ya dinin canına okuyacağım demekle; Dinin gür sesine dayanıp, tüm sesleri kısacağım demek arasında bir yol bulunmalı muhakkak…Bizim için hangi tehdit daha yakın denirse, 28 şubat dinin sesinin kısıtlanması adına bir zirveydi ve geriletildi çok şükür…Dünya açısından ise, birazda kışkırtılmış olduğu muhakkak olan, radikal aşırıcılığın tehdidi var. Müslüman Pakistanlı öğrencilerin, Müslüman İranlı Komutanların arasında ‘din’ adına patlayan bombalar en acıtıcı olan bugün için…
Yazan:MB Tarih: Eki 25, 2009 | Reply
Sevgili Mehmet Abi
O kadar hassas ve derin konulara değinmişsiniz ki, gerçekten yazım bu yönüyle çok eksik kalmış. Yine de geç kalmış sayılmam. Sizin gibi derin tespitler yapabilr miyim bilmiyorum ama:), diğer yazılarda bu eksikliği gidermeyi düşünüyorum. Önerileriniz ve uyarınız için çok teşekkür ederim. Yaptığınız tespitler, 80-90 yıllık bir neslin iç hastalığını dile getirmiş.
Konuyla ilgili ekleyeceklerim;
“Bizler önce insan, sonra müslümanız”
İnsan olmadan müslüman olan, mensup olduğu dine de zarar veriyor malesef.
Sanırım sizin sözünüzdü, bir yorumda şöyle demiştiniz: “İnsan olmadan türk olmak ne korkunç ”
Yaptığı tahribatı göz önüne alarak ben de şöyle desem sanırım abartmış olmam.
“İnsan olmadan, müslüman olmak ne korkunç”
Sevgilerimle…
Yazan:Mustafa Tarih: Eki 26, 2009 | Reply
Vicdan ile “Vicdanizm” farklidir. Birisi icimizde olan ulu bir kaabiliyet.Vicdanizm ise her yerde her seyin temeli olmak ister. Ideolojidir. Akilda vicdanda herkezde ayni sekilde mevcut degildir. Bir bölümü insanlarin hemen hemen hepsinde vardir. Bir bölümü degiskendir. Dolayisi ile kimine göre akla uygun gelen kimine göre akla uygun gelmiyor. Vicdanim rahat diyen mafya babasi ne olacak ? “Toplum vicdani” öne sürülürse icinde bulundugum toplum “az alkol tüketimini” kötü bulmuyor. Benim dinimce az alkolüde dogru bulamam. Akil ve aklin kalb ile birlesimi olan vicdan bazi kötülükleri buluyor anliyor ama hepsini asla. Zaten onun icin Allahü teala din ve peygamber göndermis yoksa gereksizdi. Insanlar akli ve vicdani ile neyin dogru neyin yanlis olacagini kendileri bulurlardi.
Aklin kendisi ile dünya hayatindaki hayatda insanda bulunan aklda söyle fark vardir. Insan akil ve vicdan ile yalniz degil. Ic dünyasinda bircok güc merkezleri vardir. Nefs, sehvet ve gadab gücleri, hayal kurma kabiliyeti, hafizadaki unutkanlik, his organlarina bagimlilik baglantilik, bilgileri calistirirken hata yapmak, mantik hatalari, duygular vesaire vesaire…akil ve vicdan bütün bunlarin icinde bagimli. Tek basina hür degil. Vicdan göz ile görülebilinen sey degildir. Bu gücler birbirleri ile karsilikli etkenlik icindeler. Nefsime uygun olani vicdani olarak sunarsam ne olur? Nefsi emmareyi nefs-i levvame ve sonra nefsi mutmaineye nasil cevirebilirim eger enbiya ve evliya yardimi olmaz ise? Ahiretde akil maksimum derecede calisacak. Herkez sucunu itiraf edebilecek ve anliyacak ve kabul edecek. Akil göz gibidir ve peygamberlik nuru/sünneti isik gibidir. Ikisi beraber erdirir. Akil tesavvuf yolunda gelisir. Nübüvvet aklina yaklasabilir.
Batida insa edilen aydinlik hareketi olsun demokrasi olsun insan haklari olsun bunlarin hepsi “daha kötüyü” engellemek icindir yoksa mutlak adalet “vicdanin dünya nizamini kurma” gibi iddialari yoktur. Hatta felsefe dünyasinda insan haklarin dayanagi yoktur. Kant felsefesi insan izzetini üstün tutmasini Kant felsefesi ile savunabilmek mümkün ve bircok devletin temeli Kant felsefesine dayaniyor. Tek ve homojen bir aydinlik hareketi ve demokrasi anlayisi ve her konuda ayni düsünülen insan haklari hukuku yoktur. Nitekim budist, hindu ve daha nice dinlerin temsilcileri “sizin insan ve hukuk anlayisinizca yaptiginiz aciklama bunlar” deyip bazi konularda itirazlari vardir. Islam dinincede bircok husus islamidir. Insan haklari beyannamesinde ama her konuda ayni degildir.
Cogunluk tarafi uygun olmasi ve bircok din ve felsefik görüslerin yüksek deger vermesi bile (farkliliklar olmasina ragmen) yine büyük bir kazanctir ve önemlisi insanlarin birbirlerine katliamlar yapmamasi ve az cok insani sekilde yasayabilmeleridir. Bu ortak alanlar sayesinde bile daha iyi dünya insa etmek mümkündür. Onu bari basarsak dünya savaslari baslatmak yerine.