Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Gırgırına Muhalefet »

 Süleyman Bilgesoy

Sosyal paylaşım sitesi üyeliğiniz varsa fark etmişsinizdir, normal zamanlarda paylaşılanlar Umut Sarıkaya, Yiğit Özgür – bir dönem Selçuk Erdem ya da Erdil Yaşaroğlu – karikatürleri, siyasi tartışmaların arttığı, tansiyonun çıktığı dönemlerde yerlerini popüler mizah dergilerimizin siyasi kapakları ya da 3. sayfa politik karikatürlerine bırakmakta. 

 Sencer Ayata’nın türban çözümünü mü eleştireceksiniz, gönderin bir karikatür; “ponpon kızlar” yasağını mı içinize sindiremediniz iletin bir karikatür…

 Bu sırada gün geçmiyor ki bir köşe yazarı siyasi bir karikatürü olumlu ya da olumsuz anlamda köşesine taşımasın. AKP-CHP arasında bile muhalefeti karikatür dergilerine havale etme tartışması yaşandı referandum sürecinde.

 Siyasi karikatürle mizah yapmanın her zaman bir yavanlığa düşme-taraftarlıkla yaftalanma riski barındırmasını bir yana bırakırsak, karikatürün bu şekilde kullanılmasından memnunum, malum bir karikatür bazen sayfalarca metnin anlatamadığını anlatabilir. Lakin işin ilginç yanı birbirleriyle çelişkili fikirler içerebilen bu siyasi karikatürlerin aynı dergilerde, hatta bazen aynı çizerler tarafından çiziliyor olması; bu durumda ortaya çıkan soru şu: “mizah her zaman muhaliftir” önkabulune uyan, her türlü çarpıklığı gözler önüne seren, her türlü haksızlığa muhalefet eden bilinçli bir mizah dergisi-karikatür kültürümüz mü var yoksa işin aslı biraz daha farklı mı? Read the rest

DUYURU: 3H Hareketi özgürlük Yolunda »

3H Hareketi Sitesi

İman ve Aksiyon (Necip Fazıl) »

Necip Fazıl’ın İdeologya Örgüsü‘nü okuyordum. Zaman zaman, yabancılaştığımız dilimizin has kelimelerinden oluşan bir cümleyle karşılaşınca duruyor ve kendime şöyle soruyorum: bu cümleden ne anladın? Anlayıp anlamadığımı kafamda ölçüp biçerken aklıma bir misal ve bu misaldeki ince cevap geliyor:

Vaktin birinde Avrupalı Hristiyan bir vatandaş, televizyon kanallarını gezerken, uydu kanallarından birinde takılı kalır. O kanal bir Müslüman kanalıdır ve o anda yayınlanan programın konusu da Mevlana ve Mesnevi’sidir. Yayında Mesneviden bol bol beyitler okunur ve hristiyan izleyiciyi yayına bağlayan da işte bu noktadır. Dilini, dinini dahi bilmediği, daha önce duymadığı bu birkaç satır, kelimelerin dizilişindeki ahenkten olsa gerek bir hristiyanı etkileyebilmiştir. Neden bu kanalı izlediği sorulduğunda ise izleyicinin verdiği cevap ilginç ve düşündürücüdür: ‘anlamadık ama zevk aldık vesselam…’

Yıllar önce kitaplığın tozlu taraflarından bulup çıkarmıştım İdeologya Örgüsünü, yanılmıyorsam 1970li yıllara ait bir basımdı. Kitabın üst kısımlarını fareler kemirmiş olmalı, farklı şekiller çıkmıştı ortaya. Önce bir kapladım, sonra pek anlamayarak da olsa okumuştum kitabı. Şimdi o temel kitabın etrafında şekillenen diğer kitapları okuyarak ideali daha iyi kavramaya Read the rest

Balyozla sinek avlamanın sonu göründü mü? »

“savrulacaksınız, hem de kuru yapraklar misali” deyince Hafız durakladım biraz…

 “Nasıl yani?” diye sormama müsaade bile etmeden anlatmaya başladı bu soğukkanlı, akıllı, lafının üstüne laf istemeyen, muhatabına her daim bir şakirt muamelesi çeken, Ahmet Kaya’nın “Suphi” karakterinin izdüşümü Dostum: “Bak, tıkanıyorsun artık yazarken. Çünkü dolap beygiri gibi aynı yerde dönmeye başladın, bir müddet sonra Fuzuli’ye öykünüp “ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge/ ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı” diyeceksin farkında mısın? Sadece Sen değil, ne kadar senin gibi çenebaz varsa savrulup karşı tarafa geçip, oraları anlamadığınız, görmediğiniz, empati kurmadığınız müddetçe mahvınız an meselesidir” diye de tehdit ederek, çekti gitti.

 Bu Ülkenin geldiği nokta Hafız’ı haklı çıkarıyor mu? Evet, hem de çok. Taşlar yerinden oynasa belki de çok şey değişecek ama bizler o taşlara birer Lat, Uzza, Menat ya da Hubel muamelesi çektiğimiz için yerimizde saymaktayız. “Nedir?” diye soruyorum bazen “Kürt Meselesinde, Başörtüsü meselesinde, mahalle baskısı korkusu meselesinde” bizleri karşı tarafı rahatlatmaktan alıkoyan davranış.

 Savrulabilsek karşı kıyılara belki de birçok meseleyi çözeceğiz Hafız’ın dediği gibi. Ama önce bu putları yıkmamız Read the rest

Türk’üm! Doğruyum! Sarhoşum! »

Atatürk’ün doğum günü partisi CHP bir ilke daha imza attı, Yüce Atatürk Mustafa Akaydın‘dan razı olsun.

Kocaman ve ulu Ata’mız Batı medeniyetini yakalamak ve hatta üzerinden aşmak gayesi uğrunda yüksek dozda alkol alarak kendini feda etmiş, sirozdan ölmüştü. Onun izindeki CHP’nin bizim gibi Atatürkist gençleri alkole alıştırmak için böyle büyük gayret göstermesini takdirle karşılıyorum. Eğitim şart!

Ne var ki bir kaç sorum olacak, cevaplanması umuduyla paylaşayım:

  1. Temsili Bavyera kızı Helga kılığındaki Kezban ve Hüsniye saçlarını sarı boyamışlar ama diplerden siyah siyah çıkmış. Acaba seneye halis muhlis safkan Bavyera kızları getirilemez mi?
  2. Eylül-Ekim ayları nispeten serin geçer Almanya’da. Bizim Antalya’da ise yaz devam eder. Acaba bu festivali Hakkâri gibi daha serin ve dağlık bölgelerde yapsak nasıl olur? Hem bölgede turizmin gelişmesine de katkıda bulunuruz değil mi?
  3. Ne AB ne ABD diye batılılara karşı çıkıyoruz ama bir yandan da onlar gibi bira festivali yapıyoruz. Benim biraz kafam karışık bu konularda. Bavyera Avrupa ülkesi değil miydi yoksa?

Arz ederim.

Not: Festivalimize leke sürmek maksadıyla bir kaç irtica tip çıkmış, “keşke bira daatçanıza fakir fukaraya yardım festivali yapsaydınız” gibi laflar etmişler. Türkiye’yi İran’a çevirmek isteyen bu takunyalı insanları ve onlara destek veren takunyalı fukaraları şiddetle kınıyorum. Ekmek bulamıyorsanız sosis ve bira verelim. Hahayt : )

 … Bu makale ilginizi çektiyse…

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.

Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz. 

Dikkat Kitap: Gazetecilik Neden Dibe Vurdu? »

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?

 Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

Bu pazartesi Şeriat üç koldan geliyor! »

Medresede de Defile Yapmayıver Kardeşim!

   Medreseye Ancak Bedevi Bevleder

   Gecenin 03.00’ü. Her zamanki gibi bir evveli günden uykusuzluğu almışım yanıma. Yorgunum ama huzurluyum, keyifle Dücane Cündioğlu’nun ‘ Ölümün Dört Rengi ‘ kitabını okuyorum. Hem okuyor hem de düşünmeye çalışıyorum. Arada bilgisayar ekranına takılıyor gözlerim, haber akışı…   Mardin’de defile yapmak isteyen Cemil İpekçi, bürokrasi, Mardin halkının uzlaşamadığı bir konu takılıyor, ekrandan sızarak aklıma. Hatırlıyorum sonra. Bir süre önce bir haber programda izlemiştim; Cemil İpekçi ve Mardin STK’larından birinin sözcüsünün yaşadığı Read the rest

Son 12 ayda en çok okunanlar »

  1. Zorunlu Askerlik? Ülkemizin yavaş intiharı!
  2. Güçlü orduya lüzum yok, kaliteli olsun yeter
  3. Kemalistler için Türkiye’den kaçış rehberi
  4. Dinlerarası diyalog : Diyanetizm ve İslâm
  5. Fethullah Gülen ve Milliyetçilik Videosu
  6. Müslüman Futbol Hastası Olur mu ?
  7. Mustafa’yı mı daha çok seviyorsun yoksa Tayyip’i mi?
  8. Maymunist imanla nereye kadar?
  9. Bu Acı Kimin? – Türkiye’de Ermeni Olmak…
  10. Güzellik Matkabı Zekâ Duvarını Deler mi?

Varlık bir harftir, sen onun anlamısın »

Zaman ışığında Ben’lik meselesi

“…Değişik havaalanlarında uyanıyorsunuz. Seattle, San Francisco, Los Angeles. Chicago’da uyanıyorsunuz, Dallas’ta, Baltimore’da. Saat dilimi değiştiriyorsunuz. Bir saat kazanıyorsunuz, bir saat kaybediyorsunuz. Sizin hayatınız bu. Dakika dakika tükeniyor.[…] Her uçuşta minyatür bir hayat: Tek kullanımlık şeker, tek kullanımlık krem, tek kullanımlık tereyağı, kullanıp atılan yemek tepsileri, mikro dalga fırında ısıtılan yemekler, tek kullanımlık şampuanlar, minik sabunlar… Her uçuşta tanıştıklarım da tek kullanımlık arkadaşlar. […] Ya farklı bir saatte, farklı bir yerde uyansak? Farklı bir kişinin bedeninde uyanabilir miyiz? …” (Fight Club filminden)

 Sakin bir Pazar öğleden sonrası… Sonbahar renklerine bürünmüş bir çocuk parkındayım. Fight Club’dan kalma bu cümleler hafızamda dipdiri. Tostluk taze kaşar gibi incecik dilimlendikçe, rendelendikçe Zaman bizden biz de Zaman’dan kopuyoruz sanki? Zaman’ın parçaları o anlar, o şimdi‘ler nasıl da anlamsızlaşıyor birbirinden ve bizden uzaklaştıkça… Uzaktaki kilisenin çan sesleri kulaklarımda. Çocuklar salıncakta (0b) sallanıyor… seyrediyorum. Yanımdaki termosta sıcak su var. Acı bir kahve hazırlıyorum kendime. Ağaçların dallarını takip eden gözlerim yukarı yöneliyor, bulutlara bakıyorum.

Bulutlar sabit bir hızla hareket ediyorlar. Gözlerim kâh sallanan çocuklara, kâh düşen yapraklara odaklanıyor. Yeniden gökyüzüne baktığımda az önceki bulutlardan eser yok. Yerlerine başkaları gelmiş. İçinde oturduğum park değil de dev bir saat sanki. Salıncakta ileri-geri sallanan çocuklar saniyeleri gösteriyorlar. Bir ileri, bir geri…

Gözlerimi belli bir frekansta açıp kapatırsam sallanan çocuğu sadece ilerideyken görüyorum. Sanki zaman durmuş gibi. “Eski” pozisyonlardan Read the rest

Tehlikenin farkında mısınız? »

Karar verdim artık gazetelerin üçüncü sayfa haberlerini hatta ikinci sayfa haberlerinin dahi ekserisini okumuyorum. Çünkü zaten habercilik denilen şeyin gerçekliğine inanmıyorum.

 Geçen sene bu zamanlar öldürülen Ceylan için yaptığımız kampanyada bir parça isyan etmiştim. “Yahu arkadaşlar Obama’nın kızına almak istediği köpeğin haberine neredeyse yarım sayfa ayıran basın en çok güvendiklerimiz dahil Ceylan için yaptığımız kampanyayı görmedi bile. Üstelik hepsine basın bildirisi yolladık.” diye. Fazlaca üsteleyip dertlenince bir zamanlar uzun zaman bir haber ajansında çalışmış arkadaşım şöyle demişti: Çok safsın. Sen bu sağa sola canhıraş yolladığınız bildirileri Read the rest