Güçlü orduya lüzum yok, kaliteli olsun yeter
By Mehmet Yılmaz on Eyl 26, 2009 in Kemalizm, Türk Silahlı Kuvvetleri, Ulus-Devlet
Geçenlerde “Güçlü ordu, Güçlü Türkiye” palavrasıyla gürültü koparıldı bayağı. Palavra diyorum zira ordunun makbul olanı güçlü değil kaliteli olmalı. Yani yapması gerekeni yapan, yapMAması gerekeni de yapMAyan.
Kalite deyince akla çok soyut kavramlar gelebilir. Basit aslında: Aletler gibi kurumlar da belli bir amaç için tasarlanır ve kullanılır. Bir maliyeti vardır ve bir de faydası. Meselâ bir buzdolabı ne kadar çok soğutur ve ne kadar az elektrik harcarsa ve az gürültü yaparsa o kadar kalitelidir. Yani buzdolabının güçlü olmasının bir anlamı yok. Soğuk, ucuz ve sessiz olması lazım. Mağazaya gittiğiniz zaman kimse size güçlü buzdolabı satmaz. Yok böyle bir güç talebi. Örnekler sonsuz: Otomobil, yazlık ev, bilgisayar…
Kurumlar da böyle. Güçlü bir sağlık bakanlığı lazım mı? İstemez, kalsın. Sağlık bakanı bütçesini arttırmadan iyi bir yönetimle daha çok hasta tedavi edebiliyor mu? Buna bakarım ben. Güçlü itfaiye? İstemez. Yangın söndürsün yeter. Fazla da su harcamasın!
Gelelim Güçlü Ordu takıntısına. Ordudan beklenen 770.000 km² vatan toprağını korumak. Kimse izinsiz girmesin içeri. Bu yani. Tabi denizleri katalım ve kara sınırlarının ötesini de uyduyla takip edelim. Erken uyarı hesabı.
Gelin görün ki bizim ordumuz yılda 10 milyar dolar civarında bir parayı harcıyor ama eski genel kurmay başkanı Yaşar Büyükanıt’ın 2003′te açıkça ilân ettiği gibi 2000 terörist elini, kolunu sallayarak içeri girebiliyor. Hem de tonlarca patlayıcı ile birlikte. Yaşar Bey hiç utanmadan, sıkılmadan bunları söylerken Ankara’da bazı subaylar darbe planları yapmışlar, gazetecileri, üniversite hocalarını fişlemişler. Alın size ciddi bir kalite problemi.
Ordunun yapması gerekenler : sınırları korumak. YAPILMIYOR.
Ordunun YAPMAMASI gerekenler:
Darbe : Bir kaç kez yapılmış, ordu artık bu konuda uzmanlaşmış, darbe ve andıç ekipleri kurmuş, internet üzerinden muhtıra vermiş.
Felsefe: İlker Bey pozitivizmi seviyormuş, ulus-devletten yanaymış. Postmodernist fikirlere karşıymış.
İşkence: Diyarbakır’da askerî cezaevinde işkence yapılmış.
Siyaset: İlker Bey hâlâ seçimlere hazırlanan bir siyasetçi gibi nutuklar atıyor, basın toplantıları yapıyor. Genel Kurmay’da koskoca bir halkla ilişkiler ekibi çalışıyor. Ama PKK adam öldürüyor.
Tarih: Ordu tarih yazıyor. Üstelik resmî tarihe karşı çıkanları askerî mahkemelerde yargılamış.
Eğitim: Ordu Ermenileri kötüleyen videolar hazırlatıp okullara dağıtıyor.
Neticede ortada çok büyük bir KALİTE sorunu var. Dünya kadar para harcadığı halde fetih yapamayan hatta sınırları bile koruyamayan bir ordu darbe, felsefe, işkence, siyaset, tarih ve eğitim ile ilgileniyor.
Türkiye’nin daha kaliteli bir orduya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Genel kurmay’da Kim ne yapıyor? Ne zaman bitiyor? Kaça patlıyor? Ve kim ödüyor? …
Yaptıklarından hesap veren, kaliteli bir ordu kurabilirse Türkiye çok yakında süper güç olabilir. Bundan eminim.
Ama savaşmak istemeyen gencecik insanları zorla 18 ay kışlalara hapsetmenin ülke ekonomisine zararı büyük. Eğitim sırasında 3-5 mermi atabilen bu adamcağızlar 500-600 bin kişilik bir güç. Adı üstünde güç. Ama kalite yok. 19cu yüzyıldan kalma etten duvar ilkesiyle 21ci yüzyılda savaşılmıyor. PKK ile yapılan mücadelede bu etten duvar modelinin çöküşüne tanık olduk.
Evet… Güçlü değil kaliteli bir ordu daha uygun olur diye düşünüyorum. Ya siz?
NOT: Yorum yazabileceğiniz gibi sağ kolondaki oylamaya katılarak fikrinizi belirtebilirsiniz.
7 [?]



123 Yorum
Yazan:Ahmet SAĞLAM Tarih: Eyl 26, 2009 | Reply
merhaba,
“ağzı olan konuşuyo” demenin tam zamanı. ordumuzu eleştirenler acaba ordumuzu detaylı olarak tanıyor mu? hiç sanmam. önce; ordumuzun mevcudu 500-600 bin değil evet tam 72.000.000.
600.000 kişisi üniformalı kalanı ise sivil.
çünkü bu ordu tüm TÜRK NİLLETİ’nin ordusudur.
Yazan:ordu üyesi olmayan biri Tarih: Eyl 26, 2009 | Reply
Ahmet Sağlam,
o size göre Türk Nilletinin ordusundan ülkenin Kürtlerini,beni ve çocuğumu askere göndermiyorum diyen anneleri çıkın sonra muhteşem matematiğinizle toplamayın,çıkartmayın,çarpmayın sadece ‘bölün’ tek işlem bu olsun bölmek !
Yazan:Harun BERBER Tarih: Eyl 26, 2009 | Reply
Selamlar,
Yazıda kaliteli olması gerektiğine katılıyorum fakat ordumuzun kalitesiz olduğunu düşünmüyorum.TSK çoğu zaman kendini hayallere kaptırmamıştır.Elde olanlarla yetinmeyi bilmek ordumuz için sınırlayıcı olmamalı çünkü hiçbirimiz ne zaman nasıl bir felaketin içine sürükleneceğimizi bilemeyiz. Darbeler konusuna gelince, yapılan darbelerin kamuoyuna yansıtılan gerekçeleri yüzünden yapılmadığını, yani darbelerin arkasında dış mihrakların bulunduğunu biliyoruz.Tabi ki ordunun generallerin suçsuz olduğu anlamına gelmez fakat ordununda darbeyle yasayan bir kurum olduğu anlamına gelmez.Ermeni meselesinde ise herkes bulunduğu konumun farkında olmalı yani daha Lozanda bitirilen bu konunun bugüne kadar uzaması, ısıtılıp ısıtılıp Türkiye’nin önüne sunulması hoş değil ve ordumuz bu türlü gercekte olmayan ama varmış gibi gösterilen sorunlara karşı Türk gençliğini uyarmaya çalışırsa bunda bir sakınca görmem. Son olarak felsefe. Eğer bir kurum, kuruluş belirli bir felsefe( görüş,amaç) benimsemezse nereye gittiğini bilmeyen kaptan gibi kalakalır okyanusun ortasında sonu malumdur.
Saygılarımı sunarım…
Yazan:Husrev Özel Tarih: Eyl 26, 2009 | Reply
Yaptiklarindan hesap veren, kaliteli bir ordu kurabilirse
Türkiye çok yakinda süper güç olabilir. Bundan eminim.
Ama kalite yok. 19cu yüzyildan kalma etten duvar ilkesiyle 21ci yüzyilda
savasilmiyor. PKK ile yapilan mücadelede bu etten duvar modelinin çöküsüne tanik olduk.
Evet… Güçlü degil kaliteli bir ordu daha uygun olur diye düsünüyorum.
Sayın Kayaman,
Aşağıda yazdıklarınızdan anlaşılan o ki, hayli yabancısı olduğunuz bir konu bu; Ordu, Güç vs…
Kaliteli ordu ne demek?
Bir ordu ya Türk ordusudur, veya değildir.
Burada söz konusu edip, sonra da “PKK ile yapilan mücadelede bu etten duvar modelinin çöküsüne tanik olduk”. diyerek, mağlup ilan ettiğiniz bu ordunun kendi ideal ve hedefleri bulunmayan, enternasyonal düşünceleri (Bir BM üyesi ve Nato ordusu olarak)
savunan, dolayısı ile bağımlı bir ordu olduğunu bilmiyor olamazsınız.
Netice olarak bu ordu kelimenin gerçek anlamında bir Türk Ordusu değildir.
Bu konunun tartışılması gereken yanı bence bu.
Çöktü, dediğiniz ordu bu olduğuna göre, bunu Türk ordusu imiş ve de pkk’ye karşı savaşırken başarılı olamamış gibi nitelemek kesinlikle hakikate uymamaktadır. Dolayısı ile, orduları yenilmiş olan Türkler’in, sözde Kürt devleti kurmak isteyen PKK ve yandaşlarının üstünlüklerini kabul etmeleri gerekir, şeklindeki gizli önermeyi kabul etmek mümkün değildir.
vesselam…
Yazan:iç mihrak Tarih: Eyl 26, 2009 | Reply
Sayın Berber,
Ülkemizin başına gelenlerin dış mihrak olduğunu iddia eden siz bize bir zahmet şu dış mihrakları açabilir misiniz?Ayrıca iç mihraklar hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyim?
Yazan:eg Tarih: Eyl 26, 2009 | Reply
bu arada akşam üstü biraz kestirmişim. rüyamda atlar gördüm koşuyorlardı; ama hepsi yukarıdaki gibiydiler:))
Yazan:Muıstafa C Arslan Tarih: Eyl 26, 2009 | Reply
Ordu niçin var?
Türkiye’yi üzerindeki canlı cansız tümn varlıkları korumak ve kollamak için var Türkleri kürtleri ya da lazları gürcüleri korumak kollamak için değil. İşçileri, köylüleri, emekçileri korumak ya da patronları korumak için ya da bir sınıfın diğer sınıf veya zümrenin diğer bir sınıf veya zümreler üzerinde tahakkümünü tesis ve korumak için değil.
Kimlerden oluşur?
Astın hakkına üstün hukukuna riayet edenlerden oluşur. Bir başka deyişle emir-komuta zincirine taabi olanlardan oluşur.
Ordusuz ülke var mıdır? Olabilir mi?
Ordusuz ülke ve kimi ordudan arındırılmış bölgeler vardır ama bunlaraslında laf-ı güzaftır. Askaeri uydular gezegeni BBG evine çevirmişken ve kim kimle ittifaksa ona göre dünya sürekli yeniden paylaşılırken:))
Ordusuz ülke olabilir mi!..
Elbette olabilir bu sistem kendi örgüsünü böyle örmüş durumda bu sistemle ordusuz yapamazsınız ama başka sistem olursa bu olanaklıdır. Bunu en kolay sistem analistleri anlar.
Yeryüzü denilen Dünya Gezegeni “Ol dedik oldu”nun olanaklarıyla doludur ve bu olanaklar en umulmadık anda yeryüzünü kan gölüne çevirebilme aşağılığıyla dolu olduğu gibi evrensel paylaşımcı bir toplumu da var etmeyi olanaklı kılmaktadır.
Atalarınız demedi mi size; Gavurun ekmeğini yiyen gavurun kılıcını çalar” diye..
Siz bu sistemden beslendikçe bu sistemi savunur durursunuz.
Başka bir dünya göremezsiniz. Bu durum insanın küçük kafalı yaşamasını sağlar oysa başka türlü bir yaşam da olabaileceğini düşünen insanlar kafalarını genişletme olanağı bulur ve bu fare yuvasında mutlu maymunu oynamaktan sıkıntı duymaya başlar.
Bu da her anayiğidin harcı değildir.
Ordu-millet hikayesini anlat buna karşı çıkanı da düşman belle oh ne ala!
Ordu bir araçtır bu aracı o ülkenin emekçilerinin düşmanları ele geçiremez mi?
Darbe yapamaz mı? Senin babanın bile anlamadığı ama teslim alındığı 24 Ocak kararlarını yani ülke ekonomisini ABD İMF Dünya Bankası dümen suyuna sokan kararları almış olamazlar mı?
Bunu senin torunların okullarda tarih kitaplarında okuyacak ve dedelerinin böyle kör olmasından utanç duyacaklar.
Bana Zenginlerle işbirliği yapmayan bir ordu gösterebilir misiniz yeryüzünde? HAYIR!
Bu yüzden ordular mutlaka halk oylarıyla denetlenebilir olmalı
bölgesel ve küçük olmalı ve dönemsel sorunları çözmeye yönelik olarak evet senden benden oluşmalı ama profesyonel tüm kadroları yargıya taabi olmalı yasalar ordunun üzerinde olmalı yoksa 12 eylül asker yasalarıyla metezori yönetilen bir halk var olmamalı!
Yazan:arif Tarih: Eyl 26, 2009 | Reply
Kuran’da Süleyman ile Belkıs kıssasında mealen, Hüdhüt vasıtasıyla Belkısa bir mektup gönderilir ve Süleymana biat etmesi istenir. Belkıs komutanlarıyla danışır. Komutanları bizler zorlu savaşçılarız. Ölmek ve öldürmekten korkmayız ve çok yaman savaşırız. Ancak zorlu ordular bir ülkeye girerse orayı tarumar eder ve halkını zelil ederler derler derler. Roma, Osmanlı Ve ABD büyük imparatorluklar olarak güçlü ordular kurdular. Pekçok ülkeyi biat etmesi için işgal ettiler. Şehirleri harap, halkları zelil ettiler. Biz Türkler, gücün ne olduğunu ve hangi toplumsal çekip çeviriş sistematiğinin gereği ve sonucu olduğunu en iyi bilen bir topluluğuz. Evet komutanlar yıkıcı gücü yakinen bilirler ve bu güçle karşılaşmanın mutlak bir felaket olduğunuda bilirler. Türkiye yakın zamana kadar bu korku ve endişe ile geldi. Yanıbaşımızda güçlü bir savaş makinesi Kızıl ordu vardı. Bugün konjoktür mutlak bir değişim geçiriyor. Elbette herşey bugünden yarına değişmez ve eski statüko bir süre devam eder. Bir fırını ikiyüz dereceye ayarlayın, termostat ikiyüzde akımı keser ancak ısı en az on, onbeş derece daha yükselir. Evet ordumuz birçok bakış açısından çok eleştirilecek işler yapmış olabilir. Darbeler, sert ve hoyrat tutumlar vs. Ancak bunlar büyük gücün ezici hamlesine muhatap olmamak adına, aşırı temkinci ve onunla ortak bir hedef oluşturmak adına inandırıcı olmak gayretkeşliği olarak görülebilir. Birde Osmanlıdan aldığımız farklı unsurlarda var içimizde ve bunların korkularıda ilave bir korunma dinamiği çalıştırmıştır. Komünizme, Turancılığa, aşırılığa varabilecek İslamcılığa karşı, Mega gücün kaygılarını giderecek tutumlarla birlikte, bu farklı unsurların varlığıda aynı dinamiği çalıştırmış olabilir. Biryerde, ben fren işlevini yapıyorum endişelenmeyin denmiştir belkide. Ancak bugün daha teknoloji yoğun ve küresel düzenin sağlanması adına ; yazarında kaliteli ordu anlayışına uygun bir yapılanmanın işaretleri alınıyor. Bir yandan Profesyonel askerlik adım adım geliştirilirken diğer yandan, iç politikanın vesayet altına alınma aygıtı gladyo tasviye ediliyor. Yeni anlayışa uymayan ve disipline olmayan unsurlar, mutlak bir takibin altında görünüyor. Çürük çarık elmalar ayıklanıyor. Politik hedeflerin sivil insiyatif eliyle gelişimine, danışman düzeyinde destek olunacağının işaretleri alınıyor. Dünya küresel düzenin sağlanmasında, daha Demokratik bir Türkiye istiyor. Demokratik açılım iç farklı unsurlara güven telkin ediyor bir yandan. Modern silah sistemleri ve profesyonel askerliği geliştiriyor bir yandan. Bunların aynı hedefe giden adımlar olduğu giderek daha iyi kavranacaktır kanaatimce. Yeni konsepti anlamadan, yapılacak tespitler gerçekçi olmayabilir. Evet güçlü ordu belki yeni oluşuyor diyebiliriz bu manada…
Yazan:seyyide demirhan Tarih: Eyl 26, 2009 | Reply
Bizim ordumuz sağolsun üstüne vazife olmayan şeylerle de uğraştığı icin ya da gücünü siyasetin zorlu yollarında tükettiği için gereği kadar güçlü değil malesef…
Yazan:Ali Duman Tarih: Eyl 26, 2009 | Reply
paşa moderniteden yanaymış, sınırları koruyamayan ordunun komutanı felsefe yapıyor, hemde en yanlış tarafından, hani ulus devlet anlayışının ideolojisi olan modernite, hani hitler ve musolini sayesinde tavan yapmış olan moderniteyi savunuyor. yakışır, başka ne beklenebilirdi ki?
acaba bu orduyu yönetenler SOĞUK SAVAŞIN bittiğinin farkındalar mı? SSCB’nin yıkıldığının, Berlin duvarının yıkıldığının farkındalar mı? Sibiryanın karlarının eridiğinin bu nedenle Ağrı dağının da karlarının erimek zorunda olduğunun farkındalar mı? hiç sanmıyorum, onlara yakışan budur.
ittihat ve terakkinin gırtlağına kadar siyasete batırdığı ordu, Osmanlının çökmesine neden oldu, ittihat terakinin orduyu savaştırmaması yüzünden üçbeş çapulcudan oluşan bulgaristan ordusu çatalcaya kadar gelmişti, neredeyse istanbula geleceklerdi, sırf hükümeti düşürmek isteyen İT ise emelinde de başarılı olmuştu. (gerisinin ne halkın seçtiği meşru hükümetlere dakika başı darbe yapan, muhtıra veren, uyaran bu ordunun ittihat terakki ordusundan ne farkı var. gırtlağına kadar siyasete bulaşmış bir ordunun ayakta tutabildiği bir ülke biliyor musunuz?
SSCB yıkıldığı günden bugüne kadar 19 yıl geçti o gün bugün türkiyenin ordusu profosyonelliğe geçecek, hala bir arpa boyu yol ilerlenebilmiş değil, mehmet beleş bozdur bozdur harca sınır karakollarında, aktütün de, dağlıca da nasıl olsa ailelere ödenen tazminatla bizim cebimizden çıkıyor, bir hesap soranda yok. ancak bu illelebet böyle devam etmez, ruhi su türküsünde olduğu gibi “sabahında bir sahibi vardır, sorarlar birgün bunun hesabını, sorarlar”.
değişim şart, önce isminden başlanmalı bu ordu bir etnisiteye ait olmadığına göre ismi Türkiye Silahlı Kuvvetleri olmalı, yok illa da türk silahlı kuvvetleri olacaksa, o halde adama sormazlar mı? kürtler, çerkezler, gürcüler v.d. niye askere gidiyor türklerin ordusuna. (doğru isim silahlı kuvvetlerdir, niye başında türk oluyor, türk olmayanların kendilerine ait başkaca ordular mı var ki,türk diye ayrıma tabi oluyor)
bol keseden atıp tutanlar ya hesap kitap bilmiyolar, yada askerde hiç dayak yememişler. 600bin kişinin günde 3 öğün yemeğinin bedeli ne tutuyor? 70milyon kerizler ordusu var ya ödeyip dursun işi ne dimi.
savaşlar 600bin ile yapılmıyor, savaşlar artık askerlerin değil BİLİM ADAMLARININ işi, postmoderniteye düşman olanlar aynı zamanda bilime de düşmanlar, zira mesleklerini elinden alınıyor diye.
insansız bir savaş uçağı kaltığı yerden ONBİN km ötesini 1 saat içerisinde vurup, üssüne geri dönecek ve bu savaş uçağına oturduğu yerden bilim merkezi, bilim adamları yönetecek. siz devam edin 600BİN askercikle ot yolmaya, 3 öğün bol keseden kumanya yemeye devam edin bakalım bu yoksul halkını canını ve maddi kaynaklarını tüketmeye, sayenizde general kadroları şişer şişer durur. mesleği sahtekarlık ve takiye olan ulusalcılara ise; üniformalarında ABD ve NATO arması taşıyan, bu ülkeye ve kuruluşa hizmet eden, ABD akademilerinde eğitilen, toplum mühendisliği sanatını inceliklerini ABD’de öğrenen türk subaylarına şaksakcalık yapın, destek verin, yardakçılık yapın. sizede yakışan budur.
ulusalcı denen ortaçağ kaçkınları sevsinler sizin abd karşıtlığınızı.
iyi bakın ve iyi parlatın komutanlarınızın üniformasındaki abd ve nato yaldızlarını sizi gidi postal yalayıcıları sizi.
Yazan:SERKAN AKARSU Tarih: Eyl 27, 2009 | Reply
evet ama,
600.000 asker azdır çünkü,
paşalarıma şöför lazım
garson lazım
müzisyen lazım
temizlikçi lazım
golf sahasında top toplayıcı lazım
ayakkabı boyacısı lazım
ispiyoncu lazım
ajan lazım
koruma lazım
paşamın çocuklarını üniversiteye hazırlayacak hoca lazım.
kapıcı
kaloriferci
hamal
bahçıvan vs. vs. vs. lazım.
lazım oğlu lazım.
Yazan:Murat Tarih: Eyl 27, 2009 | Reply
Bu yazayı yazan arkadaşın bu konulardn hiçbirşey anlamadığı son derece açık. Etten duvar ordularla savunmanın geçmişte kaldığını ileri sürerken neden acaba bugün Çin ordusuna ABD dahil kimsenin saldırmaya cesaret edemeyeceğini düşünememiş. Pkk ile mücadelede zaten etten bir duvar kullanılmıyor. Biraz bölgedeki askeri düzene bakarsa bunu anlayabilir. Pkk ile yapılan bir cephe savaşı değilki etten duvar şeklinde olsun. Oraa gayrinizami harp söz konusu. Küçük gruplar halide araziye gizlenmiş teröristleri etkisiz hale getirmek için küçük timlerden oluşan birlikler kullanılıyor genelde. Yoksa yazarın sandığı gbi toplarla, tanklarla vs terörist kovalanmıyor bütün gün.
Türk ordusunun mutlaka güçlü olması lazım. Öyleki Türkiye tam bir ateş çemberinin oratsında. batımızdaki Yunanistan her yıl milyonlarca eouroyu savunmaya harcıyor. son yıllarda arodusunu neredeyse bizim ordumuz kadar güçlendirdi. Eksik olan asker sayısı. Yazar bilmiyor herhalde ama Yunan ordusu sadece Türkiye’ye karşı kullanılmak üzere donatılmıştır. Ağırlıklı olarak Yunanistanın doğusuna kkonumlandırılmıştır. Ki Yunanistanın Ege ve Kıbrıs üzerindeki amaçları blinmekte. Bilmiyorsanız araştırınız. Doğuda terör dışında bir de Ermenistan var. Azeri topraklarının bir bölümünü işgal altında tutan, Türkiye’nin doğusundan toprak talebi bulunan cılız bir ülke. Sinek küçüktür ama mide bulandırır.
İran, asırladır savaşmadığımız bir ülke. Ama gücü hafife alınamaz ve ne yaoacağı belli olmaz. Düne kadar Irak’ta sağa sola tehditler savuran Saddam Hüseyin’i de unutmayalım. Bugün Saddam yok ama Ortadoğu ülkelerindeki ülkelere bakarsak her an yeni Sadddamların çıkartılmayacağını kimse garanti edemez.
Ha bir de kendi anayasasında Türkiye sınırları içerisindeki toprakları kendilerine vaad edilmiş olarak gören ve bu amaçla sessiz ve derinden ilerleyen İsrail var.
Güçlü ordu lazımdır. Bugün Yunanistan bir oldu bitiye getirip bize saldırsa, ki yakın geçmişte bunu sıyırıp geçti, Bir AB ülkesi olduğu için Avrupa’dan büyük destek görür. Siz de Güçlü Ordu o zaman ne kadar lazımmış anlarsanız.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz…
Yazan:emrah Tarih: Eyl 27, 2009 | Reply
bazı söylemler vardır ki çoğu yere çekilebilir.güçlü ordudan kastınız ne ilk önce siyasi mi askeri mi? çünkü maalesef bizim ülkemizde orduyu siyasi bir figür gibi görenler var..öncelikle ben orduyu peygamber ocağı olarak görenlerdenim.ayrıca biz Atatürk’ün dediği gibi çiftçi ve asker olmada maharetli bir milletiz.tabikide Atatürkte ordunun siyasete kesinlikle karışmamasını Enver Paşa zamanından beri dile getirmektedir. fakat bu mevzuda üzümü yemek yerine bağcıyı döversek eğer kaybeden hem sivil hemde asker olur.ordumuz bence yazarın belirttiği gibide pkk ya falanda yenilmedi.kesinlikle o zor coğrafi koşullarda elinden geleni iç ve dış mihraklarla beslenen gerilla terör örgütüne karşı vermiştir.ve dünya da en çok zorlanılan savaş tarzıyla TSK mücadelesini bıkmadan 25 yıldır vermektedir.bu anlamda bence ordu NATO da da yeralmakla beraber kalite anlamında dünyada ilk ikide yer almaktadır diye düşünüyorum.
Yazan:BetuL Tarih: Eyl 27, 2009 | Reply
“ulusalcı denen ortaçağ kaçkınları sevsinler sizin abd karşıtlığınızı.
iyi bakın ve iyi parlatın komutanlarınızın üniformasındaki abd ve nato yaldızlarını sizi gidi postal yalayıcıları sizi.”
:))
Agziniza saglik!
Yazan:Ali Duman Tarih: Eyl 27, 2009 | Reply
“güçlü ordu” eksik bir cümledir, güçlü ordu teranesini uyduranlar devamını eklemekten kaçınmaktadırlar. onların eksik bıraktığı niyetlerini ben söyleyeyim “GÜÇLÜ ORDU, YOKSUL HALK”
SSCB’de çok güçlü bir orduya sahipti, halkının yoksulluğundan dolayı yıkıldı.
ABD, Çine çok fazla sayıdaki ordusu yüzünden saldıramıyormuş, bir düşünce ancak bu kadar komik ve mesnetsiz olabilirdi.
ABD, Çine niye saldırsın kafayı mı yedi. Çin başta ABD olmak üzere AVRUPA ve teknolojisi gelişkin ülkelerin üretim üssüdür. İşçiyi aylık 50 dolara ölümüne çalıştırabileceğiniz başka bir ülke var mı?
birde şöyle düşünmek gerekir, Çinde bir istikrarsızlık çıksa, Çinden kaçacak milyonlarca Çini kabul edebilecek, alabilecek bir dünya ülkesi var mı? Çin bir fiske ile devrilebilecek bir ülkedir, ancak ne varki Çin’in devrilmesi de, istikrarsızlığı da dünyanın başına gelebilecek en büyük felakettir. Düşünmek için beynimizi kulanmak gerekir, omirlik soğanını değil. KRALDAN ÇOK KRALCILAR, VATAN MİLLET SAKARYACILAR OT YOLMAYA DEVAM EDEBİLİRSİNİZ, YAKIŞIR.
Yazan:Mustafa Kemal Tarih: Eyl 27, 2009 | Reply
bu ne şerefsizliktir? o at resminin ne işi var bu konuda? 500-600 bin kişilik hayatının belirli bir döneminde askeri eğitim almış insanlar senin askeri ve stratejik gücündür sayın ağzı çuval insan.
Yazan:eta Tarih: Eyl 27, 2009 | Reply
kısaca sadece Sultan Alparslanı Malazgirt savaşında örnek vermek yeterli olur. kaç askerle kaç askere karşı zafer kazandı? sayıdan ziyade kaliteli ordu ve iyi strateji gerekir.
Yazan:Kemal Denizer Tarih: Eyl 27, 2009 | Reply
Beyler ve bayanlar,
makalenin yazarı beyefendinin gündem yaratma gayretinin ötesinde, askerlik denilen olgunun toplum içerisindeki anlamını dahi kavrayamadığı görünüyor. Bundan 10-15 yıl öncesine kadar “askerlik yapmamış adama kız vermeyen” bir geleneğe sahip Türk milletinin içinden fırlamış kişiler, ordunun buzdolabı misali kaliteli olması gerektiğini savunuyorlar.
Söylemeye diliniz varmıyor herhalde, ben söyleyeyim: PARALI ASKERLİK ve PROFESYONEL ORDU istiyorsunuz.
Matematiğiniz yetiyorsa hesaplayın, yetmiyorsa ben size hesap edeyim 600.000 yerine 200.000 kişilik paralı askerin maaşının ne kadar tutacağını.
Dahası, amerikan ordusu gibi olması gerektiğini söylemekten çekinmeyin. Zira o ordudaki canilerin masum halkları nasıl katlettiğini görmezden geliyorsunuz.
Teröristlere karşı çöküntü yaşandı diyor beyefendi. Ordunun modernizasyonunu ABD güçlerine emanet ederseniz, dağlardan değil 2000 , 20000 terörist de geçirirler.
Bu ülke önce içindeki hainlerden ve işbirlikçilerden kurtulacak, sonra da bu ülkeye göz diken düşmanların canına okuyacak. Bunu da şu anki ordusuyla yapacak. Bu böyle biline…
Yazan:MB Tarih: Eyl 27, 2009 | Reply
Çok derin, dobra dobra bir yazı…Yüreğinize sağlık…
M.K. adlı yorumcuyu terbiyeye davet ediyorum…
Yazan:ahmet ercan Tarih: Eyl 27, 2009 | Reply
sanırım bu konu yorumcuları ikiye ayırmış durumda. ordu elbette güçlü olmalıdır. burada güçlü kavramını irdeleyip üzerine çok farklı anlamlar yüklemeye gerek yok. bu konu üzerine çıkan anlaşmazlıklar da güçlü ordu kavramına yüklenmek istenen anlamların sonucudur. öncelikle orduya eklenen sıfatlara aldanmanıp türk silahlı kuvvetlerinin türkiye de ki konumuna bakmak gerekir. tarihsel perspektif içinde değerlendirecek olursak türkler ordu millet olarak adlandırılmışlardır. tarihteki türk devletlerinde olduğu gibi türkiye cumhuriyetini kuran ordudur. bu konuda hepimiz hemfikiriz. fakat sorun şu noktada çıkıyor: türk ordusu yıllardan beri elinde bulundurduğu gücü iktidarı bırakmak istemiyor. güç öyle bir sihirli çubuktur ki kime değse onu müptelası eder. kabul etmeliyiz ki demokrasi türkiye de yeni yeni tam anlamıyla uygulanma şansı buluyor. demokrasinin uygulanma şansı bulduğu bu kısa zaman içinde de yıllardan beri türkiye de söz sahibi olan bu kurumu kısıtlamak kolay bir iş değildir. buna ek olarak bu kurum mensuplarının alışkanlıklarını değiştirmeye zorlamak de onlardan bunu beklemek biraz boş bir beklenti gibi duruyor. ordu bütçeden yıllardan beri aslan payını alır. fakat bitirmek istemediğinden mi yoksa bitiremediğinden mi tam olarak anlaşılamamasa da türkiye de bir pkk gerçeği var ve can almaya devam ediyor. pkk bitirilemediğine göre bu kadar bütçeye rağmen demk ki ordu istenilen düzeyde değil yani o kadar güçlü değil. sorgulanması gereken şu: türkiyenin askerlik sistemi çağa uygun mu? bana sorarsanız kesinlikle yanlış 20 yaşındaki tecrübesiz bir gençten asker olmaz. zorunlu askerlik kaldırılmalı. profesyonel askerlik sistemine geçilmeli. ve yazarın dediğine katılmakla beraber kaliteli kurumlar kaliteli türkiye diyorum.
Yazan:eg Tarih: Eyl 27, 2009 | Reply
efendim ordu güçlü mü olur güçsüz mü olur o kısmıyla pek ilgili dğeilim (hatta mümkünse hiç ordu olmasın demeyi tercih ederim ama sanırım pratik olarak mümkün olmaz!) ilgili olduğum kısım ordunun nerede olması ve durması gerektiğini bilmesi gerekliliğidir. güçlü mü olacak kaliteli mi olacak bilmiyorum ama en azından ordu mensupları bu ülkeyi sadece kendilerinin sevdiğini düşünmeyi ve bu yüzden de o sevgiyi insanların kafasına çeşitli şekillerde kakmayı (darbeler, muhtıralar, pre-post darbeler vesaire şeklinde)bıraksalar iyi olur. zira bu ülkede insanlar ordu yanlıları- ordu karşıtları; ya da hainler-vatanseverler olarak ayrıma maruz bırakılınca insan mecburen bir “cephe” seçmek zorunda kalabiliyor. doğrusu vatanseverlerin her gün çeşitli şekillerde şahit olduğumuz şekilde olduğu bir ülkede(mesela biliyoruz ki vatanı en çok sevenler bugün silivride yargılanıyorlar vatanı fazla sevdikleri için!!!) vatanseverliğin dikatomik karşıtını tercih etmesi işten olmuyor insanın…
Yazan:arif Tarih: Eyl 28, 2009 | Reply
Yiğidi öldür ama Hakkını yeme diye bir ata sözümüz var. Denizaşırı bir görevde, çağın en modern deniz unsurlarıyla, çok zor bir görevde başarılı operasyonlar yapan bu ordu değil mi? TSK yı sadece süngü savaşı yapıyor zannetmek gerçekçi değil.Bu daha ziyade teknik bir konu ama, askerin siyasete bulaşmasının verdiği taraf olma dürtüsüyle akıl dışı karşılıklı yorumlar yapılıyor. Hoş böylelikle ilgi ve tartışma yani reyting de artmış oluyor bir yerde ama, beklenen fayda sağlanmış oluyor mu, orası meçhul. Siyeset adına Mustafa Sarıgül çok daha ilgi çekecek bir performans gösteriyor. Önümüzdeki süreçte ciddi bir halk hareketinin çok konuşulacak işaretleri geliyor. Gerçek bir sol muhalefet bekleyenler için , Ergenekon dışında bir umut ışığı görünüyor denebilir.
Yazan:mustafa markoçlu Tarih: Eyl 28, 2009 | Reply
bilim ve finans konusunda toplum gelişme kaydetmiyorsa.asker ve polis güclenmesi bir anlam taşımadığı kanısındayım.
Yazan:Vefa Can Tarih: Eyl 28, 2009 | Reply
Bilmemek değil öğrenmemek ayıp! Dün büyük ordular işe yarardı; bugün yüksek teknolojiye sahip olmak. Dün itaat eden bir halk muteberdi; Bugün düşünen bir halk. Dün, taş, toprak petrol işe yarardı; bugün bilgiden bilgi üretmek.
Şimdi konuya gelirsek; Cumhuriyet nedir? yazılanlara göre; yönetimin bir aileye ve bir kuruma ait olmadığı yönetim şeklidir. Peki, ordu nedir? Bir ülkenin bağımsızlığının temel direğidir. Peki, ordu bir devletin bağımsızlığını nasıl korumaktadır. Elbette halkın vergileriyle alınan silahlarla. Buradan anlaşılan ordunun asli görevi; ülkenin sınırlarını korumak. Peki, Türk ordusu öncelikle neyi korumaktadır? Cumhuriyeti; Peki, kimden ve neden korumaktadır? Vergi veren, üreten ve gerektiğinde vatanı için kelle veren kendi halkından. İyi de, bu halk ülkede cumhuriyeti istememekte midir? Elbette hayır; O halde neden ordu böyle bir göreve soyunmakta ve “durumdam vazife çıkarmak”tadır? İşte kavganın temelinde (durumdan vazife çıkarmanın altında) yatan anlayış; 1)Ülkenin(abartılarak)iç ve dış düşmanlarla çevrili olduğu ifade edilir. 2) “Siyasetçilerin hepsi potansiyel şüphelidir.” Bu sık sık tekrarlanır. Daha doğrusu askerden başka kimseye güvenilmemelidir. Düşünüsek; bir kısım medyada yapılan anketlerde boşu boşuna “en güvenilir kurum ordu” çıkmamaktadır. Halk böyle düşünmeye zorlanır ki, geriye sadece güveneceği, “Büyük, güçlü, cumhuriyetin bekçisi ordusu…” Kalmalıdır. Şimdi, Ordu Atatürk’ü ve Cumhuriyeti sevmekte midir?
Atatürk ne demişti; “Siyaset yapacak asker elbisesini çıkarmalıdır.” Desek ki, askerimiz siyaset yapmakta mıdır? Peki, ordu Cumhuriyeti sevmekte midir? Cumhuriyet neydi? “Yönetimde bir aile ve kurum olmayacaktı. Desek ki, Ordu Türkiyenin yönetiminde tek söz sahibi midir? Diğer ifadesiyle cumhuriyet yönetimlerde olmaması gerektiği gibi ordu sadece sınırları korumakta ve ülkenin yönetilmesine karışmammakta mıdır? Haydi kolay gelsin!
Yazan:Ahmet Guven Tarih: Eyl 28, 2009 | Reply
Bu konu en büyük tabu.
İran nükleer alanda, savunma sanayi alanında ilerliyor. Bu arada Doktorası olanlara askerliği 2 aya indirdi. Bizim GK Başkanımız ise herkese eşit askerlik diye söylemde bulundu.
Güçlü ordudan önce güçlü ekonomi, güçlü bilim gelir. 1 şehidimize karşılık 10 terörist öldürülseydi dağa çıkmaya cesaret edebilirler miydi. ama bakım bizim 10 şehidimize karşılık 1 terörist düşüyor mu? Elbette profesyonel ve kaliteli ordu diyorum
Yazan:SRT Tarih: Eyl 28, 2009 | Reply
Kaliteli ordu lazım. Kağıtla kitapla uğraşan ordu lazım değil. Denetleme zamanı kağıt kalem ve eften püften işler ile uğraşılıyor. Niye? çünkü EDOK gelecek ve onları denetleyecek. Geçiniz bunları. 1 bordo bereli kaç normal er’e bedel? İyi düşününüz. Netice olarak, profesyonel orduya geçilmesi lazım. İstediğin kadar çoğunluk ol. Birisi de 72 milyon askeriz demiş. Saçmalamasın. Halk savaşmayı biliyor mu? Bir işe yaramaz. Elinde silah bile yok halkın.(tabancalardan bahsetmiyorum)
Gelelim yine orduya. Nedir o G3′ler? Depolarda kalan yepyeni telsizler neden kullanılmıyor?
Neden adam gibi eğitim vermiyorsun askerine. Asker neden şehid olur biliyor musun? Kendi salaklığından.(pusu haricinde) Eğitim vermezsen o adam nasıl savaşacak dağda?
2-3 ay eğitim vermekle olmaz bu iş.
Koy uzman çavuşlarını, koy subaylarını. Bilmem kaç sene orada kalacak zaten o uzman ve subay. Er ise 10-15 ay sonra teskere alıyor. Yeni yeni öğrenmeye başlıyor araziyi.
Yazacak çok şey var ama bu kadar yeter.
Yazan:uğur gümüş Tarih: Eyl 28, 2009 | Reply
guclu ordumuz varmıs palavra amerika 150000 kısıyle ırakı zaptettı bız ıkıyuzbın askerle bır avuc capulcuyu bıtıremedık oda 4 sehırde bızımkıler sıyasetle ugrasmaktan vakıt bulumıyorlar
Yazan:fatih y. abbas Tarih: Eyl 28, 2009 | Reply
siyasetle hukuk, haklar ozgurluk felsefeleri ile ekonomi teorileri, ve hukukuyla
ilgilenenlerin, parti, iktidar,kamu hizmeti, kit,bit,guvenlik hizmetleri vs gibi, guncel, tarihsel,bazi kurumlari, faliyetlerini, “ticaret disinda” tutmalari. Belki istek veya ozlem olabilir. Ama gercek oyle degil.
Ticari olgulari degerlendirirken, analize katmayip, ihmal ettigimiz, en yalin,zaman zaman da problematik olan olgu, bunlarin, basbayagi sirket olabildikleri,sirket olarak davranabildikleri.
Daha ust, daha kapsayici anlamda ticari amacla kurulabildikleri ve belki cok eski zamanlardan kalmis olduklari olgusu.
Kurumlarin, az yada cok sayida ortaklari, yonetim kurulu, kucuk capli burokrasisi..
tuzugu hukuku personeli ve “hizmetleri “finansmani ..
Ama sirketler hukukuna tabi degiller.
Bazen, hacimli olceklerde ve pek cok sektorde, tum kureye uzanabilen ticari
iliskiler kurup, faaliyet yapabildikleri…. ama, diger, klasik sirket olarak bildigimiz tesebbusler, bellirli mal ve hizmetleri
sunmak icin calisan, uzmanlasan “sirket statusundeki” diger tum sirketler, ureticiler, girisimciler, ortakliklar, yoneticiler ve calisanlariyla, ayni statude gorulmemeleri. Uretimi, istihdami-kaynak kullanimini, silahli cebir, baski ve siddet vb, cok agir hileler kullanarak, asiri imtiyazlarla islerini
surdurme ve diger tum sirketleri bogma gibi fazla faullu,sikeli gayretleri ve gelenekleri vs olabilir. vs..
Malumunuz,hukuki hizmetler vermek icin kurulmus sirketler de boldur.Dunyada cok ornegi vardir. Mulk (estate, state, g menkul ) sahipligi anlaminda “devlet(iktidar)” ile “hukuki idare” anlaminda “government” cok farkli kavramlar olmali diye dusunuyorum. Surekli ekonomik guc vurgusu yapan ve tum kaynaklarini, siradan sirket gibi kullanan bir hukumetle yerel veya merkezi burokrasi kurumlari,hukuki hizmet orgutu cok farkli olmali diye dusunuruz.yada hayal ederiz.
devletci ve sosyalist gorusler, havayolu, karayolu,(otobus) veya gemicilik sirketi ile hukumeti birbirine karistiriyorlar.
Ornegin, zoraki hizmet alisverisi, vergi toplama ve diger imtiyazlarini tartismiyorlar.
Hukuki ve siyasi tezler ekonomi ile birlikte tartisilirken bu onemli ve ihmal edilmis nuansi, dikkate almak gerekiyor kanatindeyim.
Siyasi partilerin ve devlet kit’lerinin (hukumet burokrasileri) ozel sirket statusune kavusmasi, vergi, istihdam vb ayricaliklarinin ele alinmasi, cagimizdaki, cok onemli bazi insani sorunlari cozmekte yardimci olabilir.
Yazan:çagla Tarih: Eyl 28, 2009 | Reply
bence orduya hiç gerek yok.dünyada ordular olmamalı.hele türkiyede hiç olmamalı.işi insanları öldürmek olan hiç bir kurum olmmalaı.buna polis örgütü de dahil.hiç kimsenin silahı olmamalı.insanlar rahat yaşamalı.onları korkutacak hiç birşey olmamalı.
Yazan:ahmet ercan Tarih: Eyl 28, 2009 | Reply
sayın çagla yazdıklarınıza katılıyorum fakat gerçek dünyada bunların olması ne yazık ki imkansız…
Yazan:fatih y. abbas Tarih: Eyl 28, 2009 | Reply
Ideal devlet, yada ideal hukuk tartismalarinda
bir sorgulama daha:
Uzlasmazlik tartisma,insanin oldugu her yerde var. Catisma da,bazen kacinilamaz.Guvenlik duygusu, insan icin bir ihtiyactir ancak, bunu hep silah ve silah turleri sayisiyla,insan gucuyle, buyuk paralarla temin etmek, gercekten cok garantili, cok guvenceli ve yegane yol mudur?
Silah kavramini tanimlayabilen var midir?
“Buyuk balik kucuk baligi yutar” onermesi gercekci midir?
“Dogada her zaman gucluler kazanir” onermesi
hangi canlilar icin soylenmektedir? Dogru bir onerme ve gozlem midir? Bakteriler, virusler, parazitler dev gibi canlilari ne hale getiriyor? O halde?
Yazan:Mustafa Tarih: Eyl 28, 2009 | Reply
Önce askeri okullarda reform gerekli. Askerligi ilgilendiren seyler ögretilmeli orda. Cocuklarin beyinleri yikanmamali ideolojilerle.
Türk ordusunun sayisi cok fazla. Herkez askerlik yapmamali. Sivil hizmetlerde mümkün olmali. Asker olmak itemeyen hastanelerde ormanlarda, yaslilar evinde ve diger yerlerde hizmet etsinler.
Bircok gelismis “kücük” devlet var….mesela Cin ile veya Rusya ile savasa girse bunlarin ordularini mahv edebilirler. O kadar teknolojide ilerliler. Mesele sayi degil kalite.
Ordumuzda en büyük mesele : itaat meselesi. Asker sivil otoriteye ve yargiya itaat etmeli siyaset ile ugrasmamali.
Ordumuz para harcar. Bu harcamalari mülkiye denetlemeli.
Imtiyazcilik olmamali. Devletler imtiyazciliktan cökerler cogu zaman. Siniflar tesekkül eder ve böylece “aristokrasi” meydana gelir. Hizmet gören hizmet veren olmali askerden generale kadar. Kendisini vatanin milletin hizmetcisi görmeli. Bir Generale bir fincan kahve dahi yapilmamali kalkip kendisi yapmali.
Yazan:SRT Tarih: Eyl 28, 2009 | Reply
Sayın Mustafa,
Ne kadar güzel yazmışsınız. Son derece doğru ve kesin tespitler. Teşekkürler.
Yazan:fatih y. abbas Tarih: Eyl 28, 2009 | Reply
Kemalistleri, orduyu veya militaristleri,
ilkeleri elestirmek normal, cok hakli sikayet ve saptamalar var:
onlarin ekonomi politik ilkeleri devletcilik, halkcilik, milliyetcilikvs vs
sosyalist devlet ve toplum ideali..
her alanda kamusal tesebbus, kamusal
hizmet,uretim ve hizmette kamu mulkiyeti
finansmani da vergiler…
ancak ayni odak uzerinde su
sorunun da cevaplanmasi onemli:
sizin(bizim) ilkelerimiz neler?
liberalizm mi
sosyalizm mi?
Yoksa ayni ilkeleri “biz daha iyi uygulariz”
demek mi istiyoruz?
Malumunuz iki ayri hak ve adalet ideali var.
Zorunlu askere gitmek istemeyenler neden zorunlu ama gonullu “sosyal hizmet yapsin!?..
bu da vergi ve angarya sayilamaz mi?
Yazan:Cemal Çakır Tarih: Eyl 28, 2009 | Reply
lazım oğlu lazım…lara devam edersek,
sınırdan geçen 2000 kişinin baskın yapıp öldüreceği er lazım (bu arada paşalarımız golf oynuyor olacaklar),
bu kafanın yetiştirdiği komutanların eline verdiği bombayla ölecek adam lazım…
yazıya tamamen katılıyorum, bize kaliteli, verimli, görev sınırları dahilinde iş gören ordu lazım, güçlü Türkiye olmanın yolu en verimli çağında insanlarımızı yukarıda yazan işlerde kullanmak yerine istihdam etmek ve bunun bize geri getireceği ekonomik güç ile ordumuzu kaliteli, en yeni teknik olanaklarla donanmış, az da olsa öz adamla iş görebilen bir yapıya oturtmaktan geçiyor. Vatan, millet, Sakarya argümanlarıyla ezbere yorum yapan insanlarımız, malesef, DerinSular’ın yazılarında anlattığı eğitimin ve yetişme tarzının sonucu. Bu arkadaşlara sesleniyorum, biraz şu sitedeki yazıları -özellikle eğitim ile ilgili kısımları- okuyun ve düşünün. Ezberletildiğiniz basit argümanlarla buraya yorum yazmayın. Her böyle köşe yazısı yazanı vatan haini olarak görüp lafa başlamayın. Asıl bu vatanın adam olmasını isteyenler bu yazarlarımızdır.
Oylamaya kaliteli ordu cevabını verdim, ama gönül isterdi ki artık kendimizi “modern” gördüğümüz bu çağda dünyada hiç bir ülkenin böyle “kocaman”, “hantal”, “mantığa yer bırakmayan” orduları olmasın, artık insanlar hiç uğruna ölmesin. Ama malesef bir tek bizimkinin olmamasıyla iş bitmiyor.
“Hayvan sürüsü tabiatının su yüzüne çıkmış en kötü örneği olan militarist sistemden tiksiniyorum. Bir bandonun nağmeleriyle uygun adım marş yürüyüşü yapan bir insanın bundan memnuniyet duyabilmesi, onu küçümsemem için yeterlidir. Tek ihtiyacı olan belkemiği iken, o büyük beyni ona yanlışlıkla verilmiş. Medeniyetin bu hastalıklı noktası, mümkün olduğunca hızlı bir şekilde ortadan kaldırılmalı. İntizamla gelen kahramanlık, hissiz şiddet ve vatanseverlik adı altında yapılan bütün ölümcül saçmalıklardan nasıl da nefret ediyorum!”
Albert Einstein
“Bu gün milliyetçiliğin her yerde ürkütücü bir gelişme göstermesinin bence mecburi askerlik hizmetiyle veya daha sevimli ismiyle ulusal ordularla çok yakından ilişkisi vardır. Vatandaşlarından askeri hizmet isteyen bir devlet onları askeri açıdan kullanabilmek için gerekli psikolojik tabanı yerleştirebilmek amacıyla bu insanlara milliyetçiliği işleyecektir. Okullarda dinle beraber gençliğin kafasında kaba kuvvet aracını yüceltmelidir.”
Albert Einstein
Yazan:Harun BERBER Tarih: Eyl 29, 2009 | Reply
Selamlar
Sayın iç mihrak
Benim yukarıda yazdığım yorumda dış mihrak kelimesine takıldığınızı gördüm haklısınız kabullenmek zordur bizim ülkemizde ordumuz sağlamdır asla dış mihrakların etkisi altında kalmaz. Yalnız bazı gerçekler vardır bunlar herzaman kamuoyuna yansıtılmaz.Doğru tabi her doğru her yerde söylenmez ama çoğu zaman söylenir.Bana hiçkimse diyemez ki Türkiye Cumhuriyetinde darbeler sadece ordunun kendi iradesiyle yapılmıştır.
Yazan:Ersen Gürpınar Tarih: Eyl 29, 2009 | Reply
Laf ola beri gele demişlerya neymiş efendim paşalara şöför lazımmış elbet lazım sivil müdürlere ayda 1500-2000 lira maaşlı şöför tutuyorsunuz orduda bunu vatan görevini yapanlar sağlıyor,Siz bir KİT işçi emeklisinin ortalama 1500 lira maaş aldığı bir TÜRKİYE’de çok güç koşullarda ve sorumlulukla 27 yıl çalışan yüksek okul mezunu emekli assubaya 1000 lira maaş veriyorsunuz bu haksızlığa neden itiraz eden yok (E.San.Sicil No. 48.228.013 isteyen araştırsın) Ordunun şöföre de garsona da ahçıya da ihtiyacı var çokmu zenginsiniz bu görevleri sivile yaptırmayı herkez ister birde savaşmak istemeyen orduya alınıyormuş bak sen kim koruyacak bu vatanı bunları yazanlar vergi de vermiyordur merak etmeyin haksızlığın bile ölçüsü vardır YİĞİDİ ÖLDÜR HAKKINI VER demişler klavye başına geçen orduyu yıpratmasın bu ordudan başka ordumuz yok
Yazan:asya ergün Tarih: Eyl 29, 2009 | Reply
güçlü, kaliteli hic bir nitelendirmeye gerek yoktur cunku “ordu” :
1. siyasetten bagımsız hukumete bagımlıdır.
2.genelkurmay baskanı sıradan bir devlet memurudur ve onun kolları da. hukumet ne isterse onu eyleme gecirir. beyin hukumettir el ve kollar da ordu.
bu kadar basit yani ordunun gorevleri.
ha bunlar uyulması gereken basit birtakım kurallardır. ama bu bizim ulkemizde var mıdır tabiiki hayır.
uyulsaydı bu kurallara, simdi biz bunları konusmak yerine daha baska seyler tartısıyor olurduk. cunku o zaman gerek duymazdı ordu “ben gucluyum” diye bas bas bagırmaya benim verdigim vergilerle olmadık yerlere pankartlar acmaya.
bir ordu eger ben gucluyum diye pankartlar posterler asmaya ihtiyac duyuyorsa (bizlere hatırlatmak icin guclulugunu) o ordu guclu degildir.
guclu olmamasının tum nedeni de yine kendileridir hic bir sekilde anlamadıkları siyasete burunlarını sokmaktan baska bir işlevde bulunmuyor kendileri.. bunu 20 kusur yıldır suren terorizmde de gorebiliyoruz..
hani nerde gucluluk??
Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Eyl 29, 2009 | Reply
Orduyu elestirmeyin, yipratmayin diyen arkadaslari anliyorum ama artik bunlari asalim, Ordumuz devletimizi zayiflatiyor. Zira siyaset yapiyor. Bunun bir son bulmasi lazim. Isyanci yeniçeriler gibi davraniyorlar.
Usluba dikkat ederseniz daha kaliteli bir tartisma olur belki
Dostlukla
Yazan:Ali Duman Tarih: Eyl 29, 2009 | Reply
dünya klasmanında ilk 500′e giren üniversitemiz yok, bilimde adı olmayanın güçlü ordusu olmaz. bilim ise askeri kışlaya çevrilen üniversitelerle olmaz. güçlüymüş gibi gözüken ve gücünü ikidebir halkın kafasına dipçikle darbe ile inen bir ordunun gücü ancak sözde olur, aksi olsaydı 1974 de kendi muhriplerimizi vurmaz,(3 adet, biri de battı) kocatepe muhribini kendimiz batırmazdık. (kendi muhripini vuran kaç ülke ordusu var????)
Yazan:hidayet Tarih: Eyl 29, 2009 | Reply
bu ordunun 1912 balkan savaşı öncesindeki ordudan ne farkı var ? güzelim urumeli’ ni - devletin ciğerlerini sökerek - kimler sayesinde kaybettik?? donuna kadar siyasete bulaşmış zabitler yüzünden kaybettik!!!
şimdi de bir teoriye göre (Prof.Deniz Ülke Arıboğan ) “herşeyi ben bilirim ulan ” diyen kemalci ve atatürkistlerin ordudaki akıl hocaları bir punduna getirip, büyük bir isyan ve kargaşa sonrasında amerikanın da zorlamasıyla “ne işimiz var ulan buralarda” diyerek güneydoğu anadolumuzu hainlere ve düşmanlara terkedip gidecekler…hep beraber yaşayıp göreceğiz..tek çare-mevlüt okuyan kız çocuklarını kendine düşman göstererek - ordudaki
yetersizlik ve olumsuzlukları sözümona kamufle eden kemalci ve atatürkist üniformalıları kulağından tutup mahkemeye getirerek halktan aldıkları süper aylıkları burunlarından fitil fitil getirmek..
Yazan:yivdincikli Gedikglu Tarih: Eyl 30, 2009 | Reply
Guclu ordudan daha cok akilli ve bilgili bir oduya ihtiyacimiz var.Ordu demoklesin kilici gibi parlementonun ustunde dolasmamali.Dunyanin demoratik ulkelerinde oldugu gibi ordu vatani kruyan ve hukumetlerin emrinde olan bir kurudur.ABD Uzakdoguda gorev yapan Mc Artura ne yaptisa bizde aynisini yapmaliyiz.DEvlet icinde ordunun ozerkliginden demvuranlar elbette makam ve sohret budalalaridir.Umarim bu durum cok uzun surmez.Saygilar.
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eyl 30, 2009 | Reply
Aslında güç,”güçlü”lük kavramları başlıbaşına sorunlu kavramlar.Misal,güçlü devlet,güçlü ülke,güçlü şirket vs deriz.Açıkçası güçlü olmayı pozitif,yani iyi ve doğrunun olmazssa olmaz kriteri olarak algılar ya da benzer anlamlar yükleriz.Ki bu anlayış zamanla ulaşılması gereken bir değer olarak toplumsal bir bilinç haline gelir.Tabiatıyla bu kollektif algı biçimi toplumda itibar gördükçe zamanla kökleşir ve yerleşik değerler haline gelerek kutsallık derecesine ulaşır.Kuşkusuz kutsalların kök saldığı yerde tabular ve kırmızı çizgiler de kaçınılmaz olur.
İşte her derde deva,her kapıyı açabilen güçlülük olgusunun evrenselden yerele barındırdığı potansiyel kısaca budur.Bu dünyada da ülkemizde benzerdir.Daha doğrusu bir zihniyet biçimidir bu.Oysa güçlülük sanıldığı kadar sorunların çözümünde bir anahtar,bir güvence değildir.Sadece belli bir gurubun veya zümrenin çıkarlarını kollayan ve gerektiğinde varsayıldığı güç üzerinden sadece sınırlı bir kesimi diğerine üstün kılan bir araç işlevine dönüşür.Misal ABD güçlü bir devlettir,küresel ekonominin yarattığı büyük karteller,tröstler de birer güçlü şirkettir.Ancak bu güç,ABD devletinin çıkarları ya da sözkonusu büyük şirketler için varetmiştir.ABD,bu gücünü kendinden küçük veya zayıf devletler üzerinde pervasızca denerken,devasa şirketler de daha küçük şirket ve işletmeleri yerle bir ederek silerler.Kısacası güç,hiç de sandığımız gibi olası tehlikelerin bertaraf edilmesinde başvurulan bir tedbirle sınırlı değil.Sonuçları çok daha yıkıcı olmakta ve dolayısıyla hem dünya barışını hem de tolumsal düzen ve uyumu tehdit edecek potansiyel bir tehdit haline gelebilmektedir.Tıpkı teknolojinin,modernitenin ve hatta bilimin yanlış kullanımı sonucu farklı amaçların hizmetine sunulması gibi bir şeydir bu.İnsanlığın yararına olduğu düşünülen yol ve yöntemler böylelikle birer felakete dönüşür.
Tabii yazının ana teması şimdilik sözü edilen bu gücün elde edilmesini sorgulamak olmayabilir.Zira tersinden bakarak,tehdit haline gelebilecek olası bir gücün tahakkümüne girmemek ya da zarar görmemek adına meşru bir savunmaya yani güç’e elbette ihtiyaç duyulabilir.Yaşamanın,varolabilmenin kuralı budur.Dolayısıyla,varsayılan tehlikelere karşı bir yaptırım gücünden tamamen yoksun pasif bir yapılanmanın savunucusu olmak ne kadar gerçekçi bu elbette tartışmalıdır.Her şeyden önce yaşadığımız dünya böyle bir ütopyayay elverişli bir yer değil-en azından şimdilik.
Bu anlamda bu yönde kaygıları olanları anlamakla beraber,iyi veya kötü bu gücü elde etmenin de kendi içierisinde tutarlı olması gerekir.Farzedelim ki güçlüğü savunma amaçlı bir gereksinim olarak elzem buluyoruz.Peki,bunu amaçlarken acaba sonuca gidecek yolda doğru iz üzerinde miyiz?Denetlenebilen,gerektiğinde hesap veren bir kurum mu güçlü olur,yoksa her koşulda kutsanan/kutsallaştırılan bir kurum mu?Konumuz ordu olduğuna göre;nitelikten çok niceliğe önem verilen yani modern teknolojinin sağladığı avantajlar yerine “etten duvar”dediğimiz sayı kalabalığında ısrar eden bir ordu daha güçlü olabilir mi?Dahası her türlü idari yanlışlığın hasır altı edildiği,halkına hesap vermekten kaçınan ve bu anlamda dokunulmaz kılınan bir kurum ne kadar kaliteli olabilir?
İşte asıl zorlandığımız ve takıldığımız handikap tam da burada başlıyor.Kurumlarımız-buna ordu dahil-daha şeffaf,daha modern,daha demokratik olsun dediğimiz anda kıyametler kopuyor.Peki,eleştirmeden,hesap sormadan,sorgulamadan bir kurum ilerleyebilir mi?Bugün talep edilen ise sadece ordunun kanunlara riayet etmesi.Fakat bu bile bazı kesimler için kutsalına saldırılmış gibi geliyor.Sanırım,ilk elden sorgulanması gereken budur.Eleştirmek düşman olmak anlamına gelmiyor,artık bu psikolojiyi aşmamız gerekir.Sonuç olarak,duygusal refleksler yerine kendine güveni olan bir toplum olarak kurumlarımızı eleştirmekten,gerçeklerimizle yüzleşmekten korkmamalıyız.Kaliteli mi,sorumluluk ve görev alanlarını idrak edebilen bir ordu istiyorsak yapmamız gereken budur.Yoksa her değişim talebini vatan haini,işbirlikçi vs şeklinde yaftalayarak değil.
Yazan:Mehmet Akyol Tarih: Eyl 30, 2009 | Reply
Asker ülkemizin güven kaynağıdır. Asker ocağı peygamber ocağıdır. Her Türk asker doğar. Askerin bu günkü tavır ve düşüncelerinden hoşnut olmayanların bir bütün olarak asker ocağının varlığını ve niteliğini sorgulamaya kalkışması kabul edilebilecek bir durum değildir. Istanbulu fetheden de askerdi, padişahı ayağına çağırıp isyan eden yeniçeriler de askerdi. Kurtuluş Savaşını veren de askerdi, 12 Eylül’ü yapan da. Bu örnekleri çoğaltmak her zaman mümkün. Kişisel siyasi görüşlerimizle uyum göstermiyor diye, bu günkü askeri yönetimin şahsında askerlik kurumunu acemice tavırlarla karalamaya çalışmayı doğru bulmuyorum. Peygamber ocağını karalamaya çalışmak hiç bir gerçek müslümana yakışmaz.
Yazan:Mersinli Ahmet Tarih: Eyl 30, 2009 | Reply
Yaziyi yazanin mantigini ve esas amacini bir cumlesinde gorebilmek mumkun. Turk ordusunun PKK karsisinda ki cokusunu belrtiyor. PKK ne zamandan beri Ordu olmaya terfi oldu? Ordunun calisma ve catisma prensipleri ile gerilla tipi yaklasim Inonu’de Basiktasin karsina bir Hokey takimini cikarmak gibi olur. Ikiside ayni amacla oynar ama ortaya komik bir “cokuntu” tablosu cikar!!
Ikincisi yaziyi yazan kardes Taksim meydaninda “kalite ugruna” sadece uc Polisin ustun silahlari ile vardiya gezdigi bir ortamda soyulmadan kac saat dolasabilir acaba?
Yuzyillardir yapilan savaslarda (Vietnam ve Irak dahil) guclu silahin yaninda fazla asker gucu olmayan ordu savas kazanamaz.(Kusura bakmayin iki tane destanimizi da tum Dunya tarihinin karsinina da koymayin.)
Yanlis da olsa eksik de olsa Ordu gene bizim Ordu. Sikayet ederken yozlastirin ondan sonrada yapilanmasi icin extra odenek istendiginde sirtinizi donun..Iki yanlis bir alanda olmaz.Once gurur duydugunu ifade et ondan sonra sessizce acigini kapa.
Yazan:cb Tarih: Eki 1, 2009 | Reply
Bize güçlü bir ordu ve susan bir halk lazım!
‘ CEYLAN ‘ Bakışlı Münevver
Aylardır Münevver Karabulut cinayetiyle yatıp kalkıyoruz.Acılı ailenin çığlığına koşuşturuyor medya.Türkiye gündemi kilitli öldürülmüş bir genç kız için üzülüyoruz hepimiz.Araştırılıyor,soruşturuluyor.Aylardır medya,mahkemeler,savcılar,avukatlar,insanlar bu cinayetin çoğu kez ardından ara da önünden dahil oluyor konuya.İnsanlar doğup ölüyor,gündem yine kilitli ; Münevver Karabulut ve C.G. (?)diyoruz,başka da bir şey demiyoruz.Cinayetin işlendiği tarihten bugüne konunun geçmediği bir haber bülteni dahi izlediniz mi?Sanmam !
Bir kız daha katledildi bu topraklar da,onunda bedeni parçalara bölündü.Minicik elleri birbirinden uzağa düştü.Küçücük bedeninin parçaları zorlukla toplandı,saçılmıştı ve savrulmuş.Ceylan’dı ismi,ürkekti belki,14 yaşında,ellerinde topladığı yapraklar vardı.Yürüyordu belki,belki yorulmuştu dinleniyordu bir ağaç altında bilemem,dilinde bir türkü vardı belki,yaşayacağı günler,umudu,sevgisi,onun da bir anne ve babası vardı belki,ince ve narindi,sevdiği bir kitap vardı,küçük bir aynası vardı belki o da gezdirirdi minik parmaklarını saçlarının arasında belki,belki…Bilemem onun yaşındaki çocukların çokça fotoğrafları vardır,Ceylan’ın yok.O yaşta çocukların arkadaşları vardır az da olsa anıları.Sanmam Ceylan’ın yok.Zaten artık Celan’da yok.Ah yavrum,bir fotoğrafı var sadece bir de parçalanmış bedeni,parçalanmış bedeninin sarıldığı bir battaniye.Belki anne ve babası da vardı,kardeşleri.Bilemem.Bilemeyiz.Bilemezler.Çünkü Ceylan’ı diline alan kimse yok,Ceylan’ın anne ve babasını da duyan kimse yok.Münevver için ayağa kalkan ‘adalet istiyoruz’ bağıran taraflarımız,Ceylan’a gelince lâl.Biz Ceylan’ı ne yaşarken bildik,ne ölürken ne de öldükten sonra.Oysa onun da parçalanmıştı bedeni.
Münevver’i rüyamızda görecek kadar gördük,ya Ceylan’ı ?
Adalet istiyorum.
Çocuğu öldürenlerin bulunmasını.
Adli tıp soruştursun istiyorum.
Ceylan’ın yakınlarını görmek istiyorum.
Anne ve babasını.
Tanık istiyorum.
Haber bültenleri,gazeteler eğer bulabilirlerse umutla bakan resmini tam boydan girsinler istiyorum.
Failler bulunsun istiyorum.
Dikilip faillerin karşısına hesap sorayım istiyorum.
Belli ki bu çocuğun anne ve babası çıkıp ekranlara evlatlarının hesabını soracak,bağıracak durumda değiller,öyle bir fırsatları da yok zaten.Kim onlara verir bu fırsatı,kim açar yüreğini,kim kollar,kim kol kanat olur?O da ayrı bir acı ya!Hangi emniyet müdürü,hangi savcı,hangi avukat?Hangi gazete,hangi dergi,hangi televizyon kanalı?Hangi köşe yazarı?Hangi siyasi isimler arkasında olur?Kim ağlar bu çocuğa?Kim?
Taraf haber yapar,Ahmet Altan yazar…Gerisi ölüm sessizliği,o kadar.
Belki bir ses gelir,o da Ceylan için değil.Utanmayan bir tarafınız şöyle der belki,ne belkisi eminim der,Münevver’i bu konuya neden karıştırdığımı sorar pişkince.Öyle ya ne gereği vardı?Tek öldürülmüş olan Münevver ve tek katil C.G. gibi davranıyorsunuz da o yüzden.Vallahi ben masumum,Münevver’de masumdu.Ceylan da masumdu.Münevverin hergün gördüğümüz bakışlarına Ceylan’ı sıkıştırdım ki belki okursunuz,belki dinlersiniz,belki de duyarsınız.Olur da belki içinizden bir vicdan ses verir parçalanışına sustuğunuz Ceylan’ı belki Münevver’in bakışlarına eklersem belki,belki içinizden bir vicdan ses verir.
Belki yorulmuştu,belki oturmuştu bir ağaç altına,dilinde bir türkü ;
Gezme Ceylan bu dağlarda,seni avlarlar
Anandan,babandan,yardan ayrı koyarlar
Yazan:cb Tarih: Eki 1, 2009 | Reply
Yazıya konu olan haber
Yazan:murat sütçüoğlu Tarih: Eki 1, 2009 | Reply
Türkiye’de ki askerlik sistemi, bu devasa ve hantal sayı sadece güçlü
bir ordu yaratmak için değil ki. Önemli amaçlardan biri, belki de en
önemlisi ; 19 yaşındaki bu genç, bu yaşı ve çağı gereği sorgulayan,
idealist,henüz çıkar ilişkilerinde eğilmemiş, bükülmemiş dinamik
kitleyi boyun eğen, tek tip, gerektiğinde ” beyaza siyah” bile
diyen bir toplum yaratmak için kullanılmaktadır. Bir toplum eğilecek,
bükülecek yaşta tornadan geçirilmektedir. Askerliğini bitirip gelen bir
genç için ne denir? hatırlayın. - Ne kadar olgunlaşmış - denmez mi ? Oysa
bu genç olgunlaşmamış, burnu yere sürtülmüş, hakarete, küfüre -
emredersiniz deyip boyun eğmiş, Emir halinde ” beyaza
siyah” deneceği öğretilmiş bir gençtir.
Yazan:NACİ SAKALLIOĞLU Tarih: Eki 1, 2009 | Reply
sayın Mehmet Yılmaz,
Şu ”Kalite” meselesi sizde bir takıntı değilse şayet, bırakın bize ne güçlü (sayıca-nicelik olarak) nede sizin söylediğniz anlamda
KALİTELİ bir ordu gerekmez.Kalite dediğiniz son
zamanların heryerde herzaman önümüze sürülen içi boş ve hiçbir işe yaramayan PALAVRA lardır.
İş ve Çalışma hayatında Kalite Çemberleri,Kalite belgesi vb.birsürü kalite palavrasına rastladık ve hepsinin içiboş kavramlar olduğunu çalışanları ikna ederek daha
fazla nasıl sömürürüze önaçan çalışmalar olduğunu gördük.
Sizinde bu Güçlü değil Kaliteli ordu ile kastetdiğniz şey zaman zaman dillendirilen profesyonel ordu dedidiğmiz paralı askerlerden oluşan para-militer işgal ordularından olmasın sakın.Bakın bu yaznızdaki manteliteniz bana
Taraf gazetesinde abuk-subuk yazılar yazan, ne
dedidiğini bilmeyen cahil yazar kütahyalıoğ ile
aynı mantelite imiş gibi geliyor.
Ne yapacağız KALİTELİ ORDU yu ? Soroz’un dediği
gibi İHRAÇ mı edeceğiz.Ordu nun sayısını,bütçesini hazırlayan ve harcayan hükümettir.Varsa itirazın Hükümete yönelik hertürlü eleştiriyi yapabilisiniz.Yoksa Direkt
ordu yu sorumlu tutarsanız bu yöntem olraka doğru olmaz.Sorumlu olan Hükümettir.
Bize Laik-Demokratik bir Cumhuriyet ve onun Ülkesini ve milletini,halkını,ulusunu koruyacak
DEMOKRATİK HALK ORDUSU gerekli.
Yazan:Muhsin Karaman Tarih: Eki 1, 2009 | Reply
Zaman zaman yazdığım yorumlar nedense yayınlanmaz. Bunun nedeni bence özellikle sayfa yöneticisinin hoşlanmayacağı türden olduğundandır. Umarım siz yayınlarsınız.
Günümüz şartlarında böyle bir soruyu kasıtlı, özellikle ordumuzun ve devletimizin aleyhine faailiyet olarak görür ve kabul ederim. Ülkenin siyasi otorite tarafından büyüme görüntüsü ve oyunuyla parçalanmasının gündemde olduğu bir ortamda ordunun yapısının değiştirilmesi ( kaliteli ordu v.s. adı altında) ülkenin parçalamasına topyekün çanak tutulduğu kanaatimi güçlendirmektedir. Denilebir ki “biz bir bilgi harmanı yapıyoruz, görüşlere sayımız olup değerlndirme yapıyoruz.” Ama ben yapılan eylemin zamanlamasına bakar ve ortamını da değerlendiririm. Bu nedenle bu tür yaklaşımları siyasi otoritenin çanağına su taşımak olarak görmekteyim. Her Türk Asker Doğar Asker Ölür diye bilinirken para karşılığı vatan savunmasının nasıl olduğunun dünyada birçok örneği mevcuttur. Şayet gerçekten iyiniyetli ve devletimizin ve ordumuzun kaliteli ve güçlü olması düşüncesiyle bu konu ele alınmışsa yorumumu kelimesi kelimesine yayınlayın ve güçlü ve kaliteli bir ordu için vatandaş olarak biz ne yapmalıyız sorusunu sorarak bilgi toplayın ve değerlendirme yapın.
Bir arkadaşımızın dediği gibi ordu mecudumuz Yetmişiki milyondur. Verdiğiniz sayı olsa olsa muvazaf, şu an silahbaşı olandır. Günü ve zamanı geldiğinde her Türk muvazzaf olmaktan geri durmayacaktır. Tanrı Türkü ve Türk Devletini ebediyete kadar korusun
Yazan:MY Tarih: Eki 1, 2009 | Reply
Selamlar Sayin NACİ SAKALLIOĞLU,
Sitemize hos geldiniz. Daha ilk yorumunuzda gösterdiginiz nezaketinizle bizi mahçub ettiniz. Laik ve Cumhuriyetçi okurlarimizda görmeye alisik oldugumuz siniri asmissiniz.
Gelelim itiraz ettiginiz noktaya:
Bir hatirlatma önce: Türkiye’de Yöneylem arastirmasi denen (operational research ) disiplin dünyada 2ci dünya savasinda baslamistir. Ingiltere’den kalkan uçaklarin MINIMUM yakitla MAKSIMUM bombayi Almanya üzerine atabilmesi için kesfedilen optimizasyon yöntemleri bugün bir yogurt fabrikasindan Türk hava yollarinakadar her yerde uygulanir. Yapmayan firma zarar eder, rekabet edemez.
Türk ordusu’na Türkiye’de alternatif yok ama diger dünya ordulariyla rekabet içindeyiz. Israil Ordusundan daha güçlü olmasi gerekmez mi mesela bizimkinin?
Yorumunuzda ciddi bir yanilgiya düsmüssünüz, bir kurali, yöntemi uygulayanlar ile o seyin özü arasinda AYNILIK iliskisi kurmussunuz. Açayim:
Bilisayar programlarina milyonlar harcayip daha YAVAS çalismaya baslayan bir sürü sirket var, bu bilgisayarlarin YAVASLATICI olmasindan kaynaklanmaz, bilgisayarcilarin kullanicilari dinleMEmesinden kaynaklanir.
Benzeri sekilde Kalite kavraminin kimi sirketlerde kötü uygulanmasi yönetim ile çalisanlar arasindaki diyalog eksikliginden ve hedeflerin dogru biçimde belirlenMEmis olmasindan gelir. Kalite’nin kötü bir sey olusundan degil.
Baska ordu yok elimzde. Bir tane var. Ben de zaten bunun için kaliteli olsun diyorum. Kalite yönetilebilen bir seydir. Laik Ordu / Laik Olmayan Ordu ayrimi YA HEP YA Hiç. Bizi bir yere götürmez. Ama kaliteli bir ordu olursa bütçesini 100 milyon TYL arttirdigi zaman biz biliriz ki filan ülke ile olan sinir ötesi uyari menzili 50 km artacaktir. Komsularla olan iliskilerin gerginligine göre dis isleri, MIT vb esgüdüm içinde “Ermenistan sinirini daha iyi takip edelim” gibi bir hedef koyar. Farz edelim Yunanistan sinirinda risk azalmissa oradaki imkanlari doguya kaydirir. Daglari katirlarla asan PKK militanlarini takip etmekle jet uçagi takip etmek ayni sey degildir. Tehdidin tarifine göre hedef konur.
budur yani. Kaynaklar ve hedefler arasindaki dengeyi takip edebilirsiniz.
Yurt Savunmasini kutsallastiran, tabulastiran bir ordumuz var. elestiriyi reddediyor. Darbe yapiyor. Ilker Bey kafasi kizinca açikça tehdit ediyor basini, vb. “durdugunuz yeri iyi bilin!”filan diye çikisiyor. Bu kaliteyi reddettmektir. Maasini bizim vergilerimizle ödedigimiz bir devlet memurunun bu kadar serbestçe davranabilmesi çok yanlis.
Kaldi ki Güney Dogu’da bir çocuk veya masum bir çoban da TSK’nin hatasi yüzünden ölürse bunun vebali boynumuzadir. Bakin iste kalite:
1) Öldürmesi gerekeni öldüren (ya da takip eden) bir ordu,
2) Korumasi gerekeni kotuyan (yani sivil halk) bir ordu.
bu hedeflerin disina çikmasi KALiTESiZLiK olur.
OHAL uygulamalari sirasinda ölen, iskence gören, hapis yatan insanlarin hesabini ALLAH bizden soracak. Darbecilerin elini tutacak kuvvetim yok ama vicdanimin gerektirdigi seyi yapiyorum, SUSMUYORUM. Bu da ALLAH’in emridir. Kalite takintim da bundan ibarettir.
Yazan:MY Tarih: Eki 1, 2009 | Reply
Muhsin Bey Selamlar,
“benim gibi düsünmeyen herkes vatan hainidir” kuraliyla yola çikarsak hiç bir yere varamayiz. bu sayfaya yorum yazan 40-50 kisi arasinda Türkiye’nin her bölgesi ve ek olarak Almanya, ABD, avustralya ve Kanadali arkadaslar var.
Farkli meslekler ve ülkeler bize fakli görüsler kazandiriyor. Bundan istifade etmenin yollarini arasak daha iyi olmaz mi?
Ordu hakkindaki hassasiyetinizi anladim. Yazinin maksadi elbette bir saldiri degil. Tehditlerle dolu bir dünyada ne yazik ki bir ordu lazim.
Lütfen hemen yukarida Naci Bey’e yazdigim yorumu okuyun, önemli bir kismi size de hitab ediyor.
Saygilar
Yazan:NACİ SAKALLIOĞLU Tarih: Eki 1, 2009 | Reply
Sayın M.Yılmaz,
Kalite izafi bir kavramdır.Size göre çok kaliteli olan bana göre kalitesizdir ve çok değersiz olabilir.
Bana göre kaliteli bir ordu Tam Bağımsızlığı
Şiar edinmiş,Anti-Emperyalist,Halkı için Ülkesini savunan,Nato gibi Emperyalist kuruluşlara bağımlılığı reddeden,Darbe yapmayan ve içinden geldiği halkı koruyan ve
varlık nedenini ona adayabilen HALK ORDUSU dur
en kaliteli ordu.Ya sizin kaliteli ordunuz hangisi ?
Pardon yeni gördüm cahil yazar ile aynı sitede
yazar olduğunuzu,çok pardon.
Yazan:Vatanperver Tarih: Eki 1, 2009 | Reply
Sayın : YILMAZ
Aynı zamanda siz değerli okuyucu kardeşlerim. Ben Mehmetçiklerimizin göstermiş oldukları özveri,cesaret,güven,disiplin,saygı,gözü kapalı vatan sana canım feda nidaları ve üstün başarılarından dolayı gurur duyduğumu belirtmek istiyorum.
MAŞAYI DEĞİL TUTAN ELLERİ KOPARMAK GEREKİR
Sorun olan ordumuzun durumu değil PKK dır. Bu elbet birgün son bulacaktır, Pkk’nın avrupa ve amerikadaki konuşlandırılmış örgütsel faaliyetlerinin sonlandırılması dağdaki EŞKİYA’nın da sonu olacaktır. ÖRNEĞİN benim şahit olduğum pkk nın belçika daki işlevsellikleri siyasi olarak ortadan kaldırılsa bu örgütün 1 kolu ve 1 bacağını hemen kaybedeceği gerçeğidir. Zira suriye ve irandaki eğitim kampları ABD RUSYA dan gelen silahlar tuzu biberi oluyor, SİYASİ SİYASİ SİYASİ diyorum arkası dönük olduktan sonra kalleşçe herkes başkalarına zarar verebilir yani delikanlılıktan bahsediyorum tırsmıyolarda neden gizli gizli geliyorlar.
MAŞAYI DEĞİL TUTAN ELLERİ KOPARMAK GEREKİR
Bunu hiçbir zaman unatmayalım.
Anlatacak çokşeyler varda yeri değil bukadarı aşikar zaten; Herkese saygılar selamlar…….
Yazan:ismet soner Tarih: Eki 1, 2009 | Reply
Teklifimi üç sınıfta sunacağım:
1. Görev değişikliği
2. Yapısal değişiklik
3. Siyasi değişiklik
1. Görev değişikliği
a. Jandarma tamamen TSK’dan koparılıp İç İşleri Bakanlığına bağlanmalıdır. Bu, Jandarma teşkilatına, görev tanımına uygun işlevsellik kazandıracaktır. Zaten Jandarma personeli de böyle düşünmekte, ancak TSK yönetimi siyasi güç kaybedeceği endişesiyle karşı çıkmaktadır.
b. Sınır muhafazası için İç İşleri Bakanlığına bağlı, Polis-Jandarma benzeri bir “Sınır Muhafaza Genel Müdürlüğü” kurulmalıdır. Sınır gözetleme ve asayiş müdahaleleri bu yeni Genel Müdürlüğe bağlı, elektronik teknoloji destekli ufak Sınır Muhafaza birimleriyle yürütülmelidir.
c. Cezaevlerinin güvenliği tamamen Ceza ve İnfaz Genel Müdürlüğü bünyesindeki özel görev tanımlı alt-polisler tarafından yürütülmelidir.
2. Yapısal değişiklik:
a. Son yıllarda biraz gevşetilmekle beraber TSK’nde katı bir KAST sistemi mevcuttur. Bu sistem hilkat garibesi bir sistemdir. İlerlemeye, gelişmeye engeldir. Personeli pozitif ve negatif motive etmekten uzaktır. Bu kast sistemi toptan kaldırılmalıdır.
Benim yeni yapısal teklifim şudur:
aa. Askeri Liseler kapatılmalıdır.
bb. Harp Okullarına sadece muvazzaf astsubaylardan (belli kriterleri karşılayan, belli sayıdaki astsubay elbete)öğrenci alınmalıdır. Astsubay okulları halen önlisans seviyesinde eğitim vermektedir. Harp Okulları da onların eğitimlerini lisans seviyesine taşıyacak şekilde iki yıl eğitim vermelidir.
cc. Kurmaylık müessesesi lağvedilmelidir. Halihazırdaki sistem kıt’a tecrübesinden kopuk masabaşı elemanı yetiştirmektedir. Harp akademileri üstsubay yetiştiren, öğrencilerine iki yıllık lisans üstü eğitim veren kurumlar haline getirilmelidir.
b. KKK’lığının hantal yapısı küçültülüp çevikleştirilmelidir.
aa. Ordu K.lıkları lağvedilmeli, veya en azından sayısı ikiye indirilmelidir (Doğu Cephesi K.lığı - Batı Cephesi K.lığı şeklinde)
bb. Kolordu K.lıklarının sayısı komşu ülke sayısı miktarına indirilmeli, sorumlu olduğu ülkenin muhtemel saldırısına karşı uzmanlaştırılmalıdır.
c. Benzer nedenden dolayı Dz.K.K.lığındaki Donanma K.lığı lağvedilmeli, Saha K.lıkları doğrudan Dz.K.K.lığına bağlanmalıdır.
d. Bütün Silahlı Kuvvetler tamamen uzmanlardan teşekkül etmelidir.
e. Bu teklifler manzumesinin bir sonucu olarak asker ihtiyacı azalacağından zorunlu askerlik süresi, yeni yapının işlerlik kazanmasıyla paralel olarak tedricen azaltılarak nihayetinde azami 2 (iki) aya indirilmeli, bu sürede sadece temel askerlik eğitimi verilmeli, bu sürenin sonunda Silahlı Kuvvetlerde kalmak isteyenler bir yıllık eğitimi takiben uzman olarak görevli kalmalı, diğerleri kıt’alara hiç çıkarılmadan terhis edilmelidir.
3. Siyasi değişiklik:
a. Genelkurmay Başkanlığı MSB’lığına bağlanmalıdır. Hükümet, sivil yönetime saygılı, emekli Genelkurmay Başkanlarından birini MSB olarak görevlendirebilir.
b. TSK’nin bütün karar ve icraatları sivil denetime açılmalıdır.
c. Askeri mahkemelerin yetki alanı daraltılmalı, sadece küçük askeri disiplin davalarına bakmalıdır.
d. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi lağvedilmelidir.
e. Millî Güvenlik Kurulunda TSK, sadece Genelkurmay Başkanı tarafından temsil edilmeli, Kuvvet Komutanları kuruldan çıkarılmalıdır.
f. Diğer bütün kamu kamplarıyla beraber askeri kamplar satılmalıdır.
g. Diğer bütün kamu lojmanlarıyla beraber askeri lojmanlar satılmalıdır.
h. Diğer bütün kamuya ait otellerle beraber orduevi adı altındaki askeri oteller satılmalıdır.
Yazan:Husrev Özel Tarih: Eki 1, 2009 | Reply
Bu zamanda güçlü bir Ordu olmanın birinci şartı;
üstün nitelikli bir Baş Komutan’a sahip olmaktır.
Bu komutanının da; Silahlı-silahsız Savaşım Sanatları teori ve pratiğinde kendini tekmilen yetiştirdiğini kanıtlamış (başka yerlerde, örn. Amerikada eğitim görüp, Nato’dan madalya alarak değil), son derece zeki-akil-basiret-dirayet-firaset-feragat-fazilet-şecaat sahibi, dürst-mert asaleten ise Türk kökenden gelen bir Adam olmasıdır…
İkinci şart;
ordunun tam bağımsız, bütün donanım ve silahlarını, mümkün olduğunca bizzat üretmesidir…
Üçüncü şart;
Başkomutan’ın diğer komutanlıklara onun, aynı nitelik ve hasletleri haiz kişileri atama yetkisini haiz olması…
Dördüncü şart;
Bağlı komutanlıkların kendi personelini bizzat seçme ve atama yetkesini haiz olmaları…
Beşinci şart;
Gelir-giderlerinin devlet hazinesince denetlenebilmesinin serbest, ancak bunların üçüncü şahıslara aktarımının sır olması… Örneğin, ordu birimlerinin yapı ve sayısal mevcudu, bunların nerede, nasıl talim ettiği, stratejileri ve nasıl konuşlandığı ve hangi hedefleri olduğu vs. asla dışarıya sızdırılmaması…
Altıncı şar;
Bayram ve sair kutlama törenlerinde alışıldık tarz, gövde gösterişlerine çağrılmayıp, bunun yer ve zamanını ordunun belirlemesine izin verilmesi. (zira, yüksek kaliteli bir ordu, halkına güven vermenin ve rakipleri caydırmanın en iyi ve geçerli yolların bilir ve ancak vakti geldiğinde gösterir)
Yazan:Ali Duman Tarih: Eki 1, 2009 | Reply
Sn. İsmet Soner,
teklifleriniz çok güzel ve yerinde. Ayrıca çözümlerinizde çok uzmanca düşünülmüş, hepsine aynen katılıyorum, ancak belki sosyal imkanlara ilişkin orduevi,kamp vs. kapatılmaları şart olmayabilir, zira çalışanları ekonomiye yük olmadan motive etmek güzel bir şey, hatta diğer kamu kuruluşları çalışanları için de bu sosyal hizmetler örnek alınarak yaygınlaştırılabilinir, pek tabiki abartmadan ve devlete anlamlı bir yük getirmeden.
bu önerilerinizi bilmesi gerekenlerde çok iyi biliyorlar, zira çok büyük meblağlara uluslararası danışmanlık kuruluşlarına profosoyenel ordu çalışmaları yapıldı, ancak maalesef bu çalışmalar generallerin işine gelmediği için tozlu raflara kaldırıldı, zira gelişen savaş teknolojisi generalleri değil, bilimi ve bilim adamlarını zorunlu kılıyor, savaş artık bilimin işi haline geliyor. sırf general kadroları azaltımasın diye profosyonel orduya geçilemiyor.
şöyle örnek vereyim; izmirdeki NATO k.lığından bir orgeneral kadrosu iptal edildi, buna karşılık hemen genkur.başkan yardımcısı orgenerale yardımcı orgeneral kadrosu açıldı, sırf general kadrosunu fazla tutabilmek için TSK Sağlık Komutanlığı genelkurmaya bağlı 5nci kuvvet haline getirildi ve başına (doktor olmayan) harp okulu mezunu korgeneral getirildi.
bu denli keyfiyet, devlet içinde devlet anlayışı artık bir son bulmalıdır. önerilerinizin kabul edilmesi türkiye için bir devrimdir ve türkiyeyi başta demokraside olmak üzere çok ileri götürür.
Yazan:arif Tarih: Eki 2, 2009 | Reply
Hakaret ve küfürden uzak, hamaset ve romantizmden arınmış akılcı teklifleri görünce, ülkemize ve insanımıza olan güven ve saygımız artıyor. TSK nın hantal yapısının ve iç siyaseti vesayet altında tutmasının ve Türkiyeyi frenlemesinin, dünya yönetimi diyebileceğimiz hegomon güçlerin, dünkü anlayışlarına uygunluk olarak okumak da gerekmez mi? Belkide, konjoktürde meydana gelen değişmeler, bunun ülkeyi yönetenler ve TSK dahil tüm etkin kurumların yeni dengeleri doğru kavrayarak mevcut statükoyu değiştirmeye kalkışmalarının da bir işareti olduğunu varsayabiliriz. Her daim dünyayı yöneten etkin güçler vardır ve Türkiye projesi Osmanlının tasfiyesiyle, Türklerin bu sürecin dışında tutulması sonucunu vermiş olabilir. Buna Mustafa Kemal ve kurucu kadronun, usta bir manevra ile Türkiyeye zaman kazandırmasıda denebilir biryerde. -Hamaset ve romantizm adına kolay yutulur bir tespit olmasada üzerinde durulacak bir yaklaşım olabilir- Yeniden dünyanın yönetiminde etkin bir hale geliyorsak, kurucu iradenin, akılcı bir zaman kazanma ve uzlaşma yaklaşımının payı muhakkak vardır bu gelişmede. Elbette özellikle yöneten erkinde ortaklık, mutlak bir bağımsızlıktan çok, karşılıklı uyum ve ortaklık yapabilme becerisi gerektiriyor. Latin alfabesi, Batı değerlerine tahammül ve uyumun değeri bugün daha bir anlaşılır hale geliyor. Bugün TSK nın modernleşmesi ve ülkelerin güçlü olmasındaki yegane unsur olamayacağını kabullenmesi, çağdaşlığın gereği olarak dayanıyor kapımıza. Toplumun zaman kazanması ve frenlenmesi dönemi kapanıyor. Sancı bu statünün içselleştirilip sağladığı rahatlıktan uzaklaşmak ve dünya ölçeğnde sorumluluk alanlarında görev almak korkusu olabilir. Cumhurbaşkanı meclis konuşmasında, güçlü bir ordunun tek başına çağdaş bir güvenlik oluşturamayacağını; bunun için Ekonomik, Entellektüel ve bilimsel, Eğitim ve rekabetçi bir dinamiğe sahip olunmasının gereğinin altını çiziyor. Ülkesini sevenler ve bu sevgiyi kör bir inat olmaktan ibaret saymayanlar için, umutlu olmak adına dünden çok daha fazla nedenimiz var bugün.
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eki 2, 2009 | Reply
Arif beye tamamen katılıyorum.Şayet mevcut dünya konjönktüründe ordu denilen silahlı kurumlara halihazırda ihtiyaç varsa/duyuluyorsa,elbette bu kurumun sağlam temeller üzerine kurulması ve işlemesi gerekir.Ha bunun adı şeffaflık mı olur,anayasaya bağlılık mı,modernleşme ya da görev ve sorumluluk alanlarının demokratik bir yönetime tam uygunluk şeklinde mi olur,bu,elbette Arif beyin çok yerinde işaret ettiği gibi hamasete ve inatlaşmaya saplanıp kalmadan demokratik tartışma kültürüyle mümkün olacaktır.Yani çağın ve varolan konjönktürün gereklerine uygun değişim ve dönüşüm taleplerinin sığ bir taraf anlayışına hapsedilmeksizin akılcı önerilerin dikkate alınabildiği ve sindirilebildiği bir demokratik tartışma iklimi.Zaten yazının ana konusu ve Mehmet beyin “kalite”vurgusu da bu talebin bir karşılığıdır.Dolayısıyla sadece “kalite”kavramına takılıp her türlü öneri veya eleştiriyi baştan reddetmek,hele hele bunun altında bir art niyet beklemek tamamen önyargıdır.Misal,tıpkı yazıdaki öneri ve saptamalara benzer ve yazıyı tamamlayıcı bir yorum var:sayın İsmet Soner,daha işlevsel bir ordunun ana şemasını çizmiş.Bana göre de son derece yerinde saptamalardır bunlar.Tabi itiraz edilecek noktalar olabilir,artı ve eksiler tartışılabilir.Sn.Ali Duman arkadaşımız da bunu yapmış mesela,İsmet beyin görüşlerinin tamamına katılırken;orduevi,lojman,kamp gibi sosyal ve özlük hakları kapsamına giren alanlarda alternatif görüş belirtmiştir.Ki burada diğer kamu personeline sağlanan hakların ordu mensuplarına tanınması gerektiğinin altı çizilmiş.Tabi birer arpalık konumuna getirilmediği ve ölçü kaçırılmadığı sürece bu da dikkate alınması gereken bir öneridir.
Dolayısıyla Arif beyin de değindiği gibi küfür ve hakarete başvurmadan,kamplaşıp kututuplaşmadan da tüm bu konular tartışılabilir.Fakat ne acıdır ki konu hakkında belirtilen görüşlerin neresine itiraz ettiğini açıklama zahmetine girmeden konuya tamamen duygusal reflekslerle yaklaşarak gardını almaya hazır bir kesim de azımsanacak gibi değil.Bu zihniyeti aşamamış olanların,bunca darbe,JİTEM gibi yasa dışı yapılanmalar,Ordu içerisinde başta başörtüsü olmak üzere halkın inançlarını küçümseyen despot anlayışlar dururken “halk ordusu”ndan bilmem neden dem vurabilmektediler.Artık ne anlama geliyorsa bu “halk ordusu”!Bilinen sol örgütlerin litarütüründe geçen halk ordusu mu,yoksa halkıyla bütünleşmiş ve temsil ettiği halktan kendisini üstün görmeyen bir ordu mu kasdedilmiş,bu da oldukça muğlak.Sormak gerekir,başörtüsünden dolayı tören alanına alınamayan anaların olduğu bir ordu düzeni bu anlamda acaba ne kadar halkının ordusu olabilir?Nöbet cezası diye sorumluluğunda olan erin eline pimi çekilmiş bomba vererek beraberinde üç arkadaşının ölümüne neden olan anlayış mı halk ordusu oluyor acaba.Peki,halk ordusundan kasıt bu değil de,çeki düzen verilmiş alternatif orduysa,bu ve benzer skandalların yaşanmaması talep edildiğinde koparılan bunca gürültüye ne demeli?Öyle ya madem bazı eksiklerin giderilmesi adına adı konarak alternatif bir halk ordusu talep ediliyor,o halde mevcut yapı eleştirildiğinde nedir bu tahammülsüzlük.Kısacası,her halinden milatarist olduğu,darbelerden medet umduğu anlaşılanların halk ordusu,anti-emperyalist söylemlere sarılmaları inadırıcılıktan ve samimiyetten uzaktır…Ulusalcılık maskesi altında “devrimcilik”oynamaktır,utangaç milliyetçiliktir.Tam bağımsızlıktan da kasıt,kendi halkına her türlü baskı ve ayrımcılığı reva gören kontrolsüz ve denetimsiz silahlı bir otoritenin ilelebet hükümranlığının ve her türlü ayrıcalıklarının devamını istemektir.Kimse kendini kandırmasın-başkaları da kanmıyor artık bu bayatlamış kof söylemlere.Bu tür siyahı beyaz gösterme gayretleri artık prim yapmıyor.Kendi içinde şeffaflaşamaış,halkıyla bütünleşemiş,görev ve sorumluluk alanının bilincinde olmayarak keyfi davranan ve kendini ülkenin tek sahibi gören bir ordu anlayışı dururken ve buna kayıtsız şartsız bağlı olunurken halk ordusu,anti-emperyalizm,tam bağımsızlık gibi sloganlar hiç de uygun durmuyor ve samimiyeti son derece kuşkuludur.
Yazan:özcan Tarih: Eki 2, 2009 | Reply
ne ye göre güçlü bir ordu işte sorun burda…
kalitesinde teknolojisinde güçlü olmalı, ekipman sayısı vs. ihtiyaca binaen olmalı, ihtiyaç halinde istenen sayıya istenen zamanda ulaşabilir bir ordu bi devlet sistemi gerek yönetimde kararlı cesaretli halkı düşünen genci ile yoksulu ile vs hep talep edinilen BİR ORDU… EVT … ordu güçlü olmalı halkı ordusundan korkmamalı, ORDU SICAK YÜZÜNÜ diğer ülkelerrede göstermeli bizim ordumuz da bunların çoğu varrr, fakat yeniliklere daha yeni başlanıyor, teknoloji de benim bildiğim kadar ile ortanın üstünde asker fazlası ile aş maya çalışıyoor, daim mi asker sayısı az geçici askerlerinde ask. süresi bundan uzun tutuluyor.şu doğaldır ki sen den iyisine gıpta iyi bakılır taki ordu kulvarında daha iyi olmak ister sistem gereği. güçlü ordu lazım beyin gücü, genç bir ordu,ekonomik destek teknolijik strateji ile beslenmeli….
Yazan:isik Tarih: Eki 2, 2009 | Reply
en gelismis ülkeler ordusu kücültülmüs ülkelerdir.sosyal bir devletmi istiyoruz,disa acik yoksa militer bir devletmi istiyoruz statükocu,disa kapali.sosyal bir hukuk devleti tercihimdir.
Yazan:HAKAN YILMAZ Tarih: Eki 3, 2009 | Reply
Üstün genlerimizde kodlu olan askerlik, birkaç ay ile geçiştirilecek bir meslek değildir. Lise birinci sınıftan başlanarak ırkımızın gençlerine her yaz zorunlu olarak bir ay askeri eğitim ile beraber milli bilinç aşılanmalıdır. Askerlik en az iki yıl olmalıdır. Elbette günümüzde teknoloji ve bilim önemlidir fakat milli ruh ve tecrübe olmazsa o aletler hiçbir işe yaramaz. Örneğin ikinci dünya savaşı sırasında Polonya elinde bulundurduğu modern orduya rağmen Almanlara teslim olmadı mı ? Bunun sebebi milli bilinç ve askeri terbiye gibi üstün kavramlardan mahrum oldukları içindir. Fakat ırken akrabamız olan Finler ellerinde ki kısıtlı imkana rağmen direndiler ve bağımsızlıklarını kaybetmediler. Bunun sebebi milli biliçlerini korumalarından dolayıdır.
Sanatçılar da göstermelik olarak 28 gün askerlik yapıyorlar. 28 gün veya 6 ay gibi kısa bir sürede askeri disiplin alınabileceğini düşünmüyorum. Askerlik yapan birisi ile yapmayan birisi arasında dağlar kadar fark vardır. Günümüzde her ne kadar teknoloji gelişmiş olsada hiçbir teknolojik gelişme içimizdeki ruhu yok edemez. En kötü ihtimal ile ülkemizin her karışını bombalarlar fakat bu ruh olduğu sürece işgal edemezler. O yüzden doktor, mühendis - zengin, fakir ayırt etmeden herkez zorunlu olarak askerlik yapmalı aile ocağı ve ilkokuldan başlanarak kızlarımıza ve çocuklarımıza milli bilinç aşılanmalıdır.
Askerlik hizmeti, atalarımızdan bize miras olarak kalmış olan en kutsal vazifedir Türk için. ”Her Türk asker doğar” sözü, bu gerçeğin açık delilidir. Ancak günümüzde askerlik hizmeti konusunda ciddi bir başı boşluk bulunmakta. Bazı kişiler tanıdıkları vahıstası ile çürük raporu almakta, bazıları servetinin verdiği güçle başka ülke vatandaşlıklarına geçerek veya bir kılıfını uydurarak askerlik yapmamakta, bazıları ise Tümer Metin ve Tarkan gibi çok kısa sürede sembolik olarak askerlik yapmaktadır. Kimi 35 yaşında yapmakta, kimi 19 yaşında yapmaktadır. Kimi işini gücünü askıya almak zorunda kalmakta, kimiyse zaman kaybetmekten yakınmaktadır.
Peki bunun çözümü nedir? Bunun çözümü askerlik hizmetini, lise eğitiminin sonuna eklemek ve askerlik hizmetini yapmayan kişiye lise diplomasını vermemektir. Neden mi? Çünkü ağaç yaşken eğilir. Genç yaşta ve ergenliği yeni bitirmiş olan kişiye verilecek olan askerlik eğitimi çok daha faydalı ve eğiticidir. Herkes aynı yaşta olduğundan ve benzer özellikler gösterdiğinden, alınan eğitim hem çok verimli olacak, hemde ağaç yaşken eğilecek ve vatana, millete çok daha hayırlı bireylerin yetişmesi sağlanacaktır. Üstelik eğitim sırasında maruz kalacakları katı disiplin kurallarından, rahatsızlık duymayacaklar ve maksimum verim alacaklardır. Herkesin durumu eşit ve birbirine benzer olduğu için aradaki eşitsizlikler, yaş sorunu, kültürel farklılıklar vs törpülenecek ve askerlik hizmeti çok daha sağlıklı ve verimli bir şekilde gerçekleşecektir.
Ayrıca askerlik eğitimi alacak olan kişilere; Türk tarihi, ilkyardım kuralları ve Türk kültürü de haftada birgün dahi olsa öğretilmeli diye düşünüyorum. Çanakkale Şehitliği, Anıtkabir gibi Türk tarihi açısından ciddi önem teşkil eden kutsal mekanlarımızı ziyaret ise askerlik hizmetinin bir parçası olmalı ve askerlik eğitimi en az 2 yıl olmalı. Gencecik insanlara ingilizce hazırlık eğitimi, ÖSS hazırlık gibi angaryalara zaman kaybettireceklerine, askerlik hizmetini, lise eğitiminin sonuna eklemeliler. Askerlik eğitiminde ise her birey, gösterdiği başarıya ve çeşitli kriterlere göre puanlamaya tabii tutulmalı ve bu puan ÖSS sınavına katkı puanı olarak eklenmelidir. Böylesi çok daha hayırlı olacaktır. Kişiye zaman kaybettirmeyecek ve zora sokmayacak bir düzenleme muhakkak yapılabilir. Böylelikle yüksek verimde askerlik hizmeti yerine getirilmiş ve askerlik hizmeti sırasında genel eğitim de verilmiş olur ve A’dan Z’ye herkes zamanında askerlik yapmak zorunda kalır.
Yazan:refhan Tarih: Eki 3, 2009 | Reply
İsmet Soner adlı kişi önerileri ile ordusuz bir devlet yaratıyor.Ordu olmayan yerde devlet olmaz.Ordumuz güçlü ve kalitelidir yalnız pekaka ile terör ile savaşması TBMM ‘nin kararına bağlanması ordumuzu pekaka ile savaşmakta kısıtlamalar getirmektedir.Ordumuz böyle bir icazet almadan terörle savaşmakta tam bağımsız olmalı kendi kararlarını kendisi almalıdır.Dağlarda, yetişmiş çelik kuvvet polisleri ile ortak bir çalışma yapabilir ve bu birimdeki kişiler direk ordumuza bağlanır.Askeri liseler değil İmam Hatip Liseleri kapatılmalıdır.Bu liseler devlete bir yüktür.İmam dahi olamayan kız öğrenciler ve hatta erkek öğrenciler hiçbir şey bilmeden mezun olmaktadır.İmamlık İlahiyat fakültesine bağlanmalı düz liseden mezunlar bu fakülteye ihtiyaç durumuna göre alınmalıdır.Tüm din bilgileri,Kur’an bu fakültede öğrenilmelidir.Buradan mezunlar camilerde görevlendirilmelidir.Arapça ve türkçe kuran burada öğretilmelidir.
Yazan:Soner Acar Tarih: Eki 3, 2009 | Reply
Bu yazının ana konusuna katıldığımı yani kaliteli bir ordunun olması konusunda hemfikir olduğumu söyleyebilirim. Fakat bunu eleştiri dozundan çıkartıp askerlikten soğutma, askere karşı cephe alma, askere saldırma!, askere karşı kin duyguları empoze etme hakkınızı nerden bulduğunu öğrenmek istiyorum?
18 aydan bahsediyorsunuz anladığım kadarıyla askerliğin 3 ay kısaldıldığın farkında değilsiniz. Sırf eleştirmek için attıkça atmışsınız.
3 kıtanın köprüsü niteliği taşıyan Anadolu topraklarından yaşayan her insan asker olmak zorunda! Tarih bunu çok iyi anlattığına eminim. Fakat tarih okumadığınızı görmekteyim.
Türk Toprağında gözü olmayan tek bir emperyalist devlet söyleyebilir misiniz?
Saygılarımla…
Soner Acar
Yazan:Nevzat Barut Tarih: Eki 3, 2009 | Reply
Yil 1919 ve asker padisahtan aldigi emirlen samsuna cikar ve bu Osmanli ve turkler icin kendileri askeriyenin kucagina atmak olurdu ve neticede oldu.Asker o gunu emperyalizme baskaldiran anadolu halkina katilir ve neticede halkin ustun fedakarligiylan kurtulus savasi kazanilir ve neticede asker yonetimi halktan vede padisahtan zorlan alir ve bu ulkeyi tam 90 sene yonetir ve yonetir sonunda totaliter bir yonete donuserek bunu devam eder.Bunu yaparken hepimizi kole yapar ve dusunmez yapar sadece ona kuluk etmeye calisir.Bununla yetinirmi hayir bedava cócuklarimizi alir ve mehmetcik lakabi takarak kendini kole olarak tam 18 ay
kulanir.Kendi saltanatini surdurmek icinde butum kurumlari elegecirir ve kendi duduncesini empoze eder.
Fakat siyah beyaz dusundugu icin bir seyi unutur oda gunumuzun teknolojisine ayak uydurmaydi.Uydularmi hayir uymadilar sadece uydurtular.Hala bu saltanatini surdurmek icin eski yozlasmis poltikalarini yani vatan millet sakarya edebiyatini yapmaya calisiyorlar.Pkk onlari huzme ugratinca zapta o zaman bazi kesimler yani liberaller bagirmaya basladi bu orduylan biryere varilmaz diye.degilse biz zapta boyle yaptik boyle oldurduk diyecekler fakat hersey ortada oldugu icin diyemiyorlardi.
Bunlari yazdigimda askeriyey karsi oldugumu anladiniz hayir ben bagnazlasmis kendini halkin uzerinde goren sikistiklarinda halka siginan bu totaliter askeri yapilanmaya karsimyim ve bence yeni bir askeri yapilanmaya gecmenin zamani gelmis ve geciyorda.Bu ise ilk once genelkurmayi savunma bakanligi baglayip ve genelkurmayin atanmasinida ve atilmasinida savunma bakanina baglamaktan gecer diger avrupa ulkelerinden oldugu gibi askeri harcamalarin hesabini sivillere birakmak dan gecer .degilse biz hala geri kalmis bir 3.dunya ulkesiylen ayni sinifta kaliriz.
Saygilarimla.
Yazan:Mustafa GÜRBÜZ Tarih: Eki 4, 2009 | Reply
Merhaba, bende kaliteli bir ordudan yanayım, ayrıca yukarıda bahsetmiş olduğunuz bazı fikirlerinize katılmıyorum. Mesela ordunun sınırları koruyamadığından; biliyorsunuz ki sınırların denetimi bazı yerlerde korucularda ve bu korucularda tamamen devletin idaresi altında Yani içişleri bakanlığına bağlı.
Yazan:ismet soner Tarih: Eki 4, 2009 | Reply
Yazıma yorum ve eleştirilerinizle değer kattığınız için teşekkür ederim Ali bey.
Efendim, yazımı -sıkıcı olmaması endişesiyle- mümkün mertebe kısa ve öz tutmaya çalıştım. Böyle olunca tekliflerimin bazılarından (başka arkadaşlardan gelir ümidiyle) vazgeçtiğim gibi, bazılarının da nedenlerine hiç değinmemiştim.
Diğer kurumlara ait olanlarla beraber askeri kampların, orduevlerinin ve lojmanların da satılmasını teklif etmemin nedeni, askeri personelin -hiç olmazsa mesai haricinde ve yıllık izinlerinde- tamamen halkın içinde, halkla birlikte olmasının sağlanmasıdır.
Silahlı Kuvvetler personeli içinde bu tesislerden en çok istifade eden üst yöneticiler, TSK’nin halka en uzak, halka tepeden bakan, kendi halkına güvenmeyen, şüphelenen, aklına estikçe de darbe yapan kesimini oluşturmaktadır.
Zamanının neredeyse tamamını telörgüler, duvarlar arkasında yapay bir dünyada geçiren insanların zaman içinde halkından, halkının değerlerinden kopmasından, kendi halkına yabancılaşmasından daha tabii bir sonuç bekleyebilir miyiz?
Bu imkanların kaybedilmesinin TSK personeline maddi külfet getireceği konusundaki endişeniz, sizin nezdinizde halkımızın ne kadar iyi niyetli olduğunun bir göstergesidir. İşte halkımız budur: yemez yedirir, giymez giydirir.
Ama bu hususla ilgili bilgi ve görüşlerimi de aktarınca endişenizin aslında yersiz olduğunu görebilirsiniz.
TSK personeli kaldıkları lojmanlarda da kira verdikleri gibi, maaşları biraz az daha fazlasını da verebilecek seviyededir. Ayrıca lojman miktarı bütün personele yetecek kadar olmadığı için, lojmanlarda oturmayan personel kirada oturabiliyorsa neden hepsi oturmasın?
Orduevleri ve kamplar tatillerde kullanıldığına göre bunların satılmasında hiç sorun olmamalıdır. Halkımız nasıl tatil yapıyorsa, halkımızın bir parçası olan TSK personelinin de aynı şekilde tatil yapmasından daha tabii ne olabilir?
Görevi gereği çalıştığı şehirden geçici olarak başka şehirlere gidip otellerde kalmak zorunda olan personel içinse maaşına ilave olarak zaten yeterli görev yolluğu parası da verilmektedir.
Yani bu tekliflerin gerçekleşmesi halinde TSK personeli asla ciddi bir maddi zarara uğramayacaktır. Cüz’i miktarda bir kayıpları olursa, bu da gerekirse tazmin edilebilir.
Halkımızın vereceği bu bir miktar ilave para, darbeler döneminde kaybedilen çok yüksek meblağlardaki paranın yanında bir hiç olacaktır
Bu konuyu açma imkanı verdiğiniz için ayrıca teşekkür eder, saygılarımı, sevgilerimi sunarım.
Yazan:Simalyildizi Tarih: Eki 4, 2009 | Reply
Güçlü ordu değilmişşş, kaliteli orduymuşşşş… Bir ordunun varlığının ne olduğundan habersizler, kendilerine dikte ettirilen asker düşmanlığı, süslü püslü laflarla eveleyip gevelemenin yeni yöntemi bu olsa gerek! Altan biladerlerden ders mi aldınız? XXXXXXXXXXX[Küfür sansürlendi]XXXXXXXXXXXXXXXXX Ve, toprağa basamayan hiç bir güç, güç değildir! İstersen tonlarca bombayla şavaşmış olsun… Tıpkı ABD nin Irak batağına saplanması gibi. Nasıl oluyormuş profesyonel askerlik? Demekki, ADAM olmak için evvela ASKER olmak gerekiyormuş… Sizi XXXXXXXXXXX asker kaçakları sizi! Bu çırpınmalarınız kurtaramayacak sizleri, postal ve miğfer arasında kalmaktan
Yazan:Mehmet Denek Tarih: Eki 4, 2009 | Reply
YAZILARINIZDAN ANLAŞILDIĞINA GÖRE TSK YA DİL UZATMAKTASINIZ. TSK NE DİL UZATANLARIN KANINDAN ŞÜPHE EDERİM
Yazan:Mehmet Denek Tarih: Eki 4, 2009 | Reply
TÜRK MİLLETİNİN HER BİREYİ ASKERDİR VE TSK NIN BİR PARÇASIDIR ANCAK BU BİREYLERDEN BELLİ SAYIDA OLMAK VE BELLİ SÜREDE HİZMET EDENLER ÜNİFORMA GİYERLER. BU MİLLETTEN OLMAYANLAR DA BU MİLLETE VE ASKERİNE DİL UZATIR.
Yazan:Ali Duman Tarih: Eki 4, 2009 | Reply
ABD ırak bataklığına saplanmış….
bataklığı saplanan ülkenin kurmay akademilerinden mezun olan, abd demek olan nato’ya hizmet eden, ingiltere kraliyet kurmay akademilerinden mezun olan, abd icazeti ile darbeler tezgahlayan generallerin postallarını yalamaya devam etmekte bir beis görmeyenler için çok lezzetli olmalı.
her türk asker doğar(mışşşşş), en tepedekileri ise abd üstün hizmet beratlı/rozetli ve abd kurmay akademisi diplomalı oluyorlar….
abd, ırak bataklığına saplanmışşşşş, (bu yeni değil geçmişte de vietnam bataklığına saplanmıştı) bataklığı saplan abd’ye hizmette sınır tanımayanların postallarını yalamak nereye saplanmaktır…..
TISSSSSSSSSS.
postal yalamaya devam, postallardan başınızı kaldırırsanız paşalarınızın gögüslerinde abd hizmet şiltlerini göreceksiniz, belki siz bursadan inerken gemlikte denizi de görürsünüz. devam edin bakalım, postal yalamaya devammmmmmmmmmmmm. yeni bir darbede daha iyi yalarsınız…………. abd rozetli paşa postallarını.
Yazan:Tolga Durudogan Tarih: Eki 4, 2009 | Reply
Hem yazidaki hem de oylamadaki secenekler ve bakis acisinin cok dar oldugunu belirtmeliyim oncelikle… Ordu -sadece ulkemizde degil, tum ulkelerde- ozel gorevlere sahip ozel bir yapilanma, ozel bir kurumdur. Bu nedenle “guclu ordu” ve “kaliteli ordu” kavramlarinin birbirinden ayri dusunulmesi cok da dogru degildir. Yazidaki “buzdolabi” ornegi bile, yazinin bu konuda kendisiyle celistigini gosteriyor “ne kadar çok soğutur ve ne kadar az elektrik harcarsa ve az gürültü yaparsa o kadar kalitelidir” ifadesindeki “cok sogutma” sarti bir “guc” sartidir buz dolabi acisindan. Diger parametrelerin “guc” ile karsilastirilmasi ise bir “verim” kıyasıdır.
-
Dolayisi ile orduda yapilmasi gereken “verim”i yukseltmek, yani “guc”u sabit tutmak veya arttirmak, ancak “guc”u saglamak ve korumak icin gerek duyulan “kaynaklar”i en uygun sekilde kullanmak.
-
Ordudaki veya birliklerdeki “adam sayisi”nin artmasi sadece “hantallasma” getirir, zira bes asker iyi bir hedeftir, teki ise mermi israfi… Bu acidan bu tur kritik oneme sahip bir kurumda aklima gelen en onemli nitelik, iyi yetismis ve son teknoloji ile desteklenmis nitelikli “savasci” insan gucune sahip olmaktir. Adam sayisini gereginden fazla arttirirsaniz buna destek olarak saglamaniz gereken teknoloji desteginin maliyeti de artar. Dolayisi ile bir “iyilestirme hesabi” yapilmalidir. Ulke topragi dogal olarak korunmak zorundadir, ancak bu islevi yerine getirebilmek icin gerekli insan sayisi dogru hesaplanmalidir. Ayrica bu sekilde olusturulmus birliklerin de gereken her yere gerektigi anda oldukca hizli ve etkin intikali imkani hazir tutulmali ve bu birlikler “her an her duruma” hazir ve olasi bir muharebeyi en hizli sekilde bitirebilecek imkan ve kabiliyete haiz bulundurulmalidir. Zira “savasin ekonomisi, atilacak mermi sayisina sinir koymakla degil, savasi en kisa surede bitirmekle saglanir”(E.Tugg.Osman Pamukoglu, ama hangi kitabindaydi hatirlamiyorum).
-
Dolayisi ile ordumuzun insan gucu “kuru acemi kalabalik”tan kurtarilip, “nitelikli savasci insan gucune” cevrildigi anda zaten artacak olan “insan kalitesi” ordumuzun daha da “guclu” hale gelmesini saglayacaktir.
-
Bir lastik reklaminin bu anlamda cok sevdigim bir slogani vardi bir zamanlar: “Kontrolsuz guc, guc degildir”. Ancak bu guc “komuta” anlaminda degil. Elinde silah olan her insan bir acidan “guclu”dur ancak ordumuzun mensubu olan Er’den Genekurmay Baskani’na kadar her ferdin, bu “guc”u nasil daha etkin ve verimli kullanacagini cok iyi bilmesi ve uygulayabilmesi gerekir.
-
Son zamanlarda yurutulmekte olan “profesyonel ordu”ya gecis calismalarinin da bu anlamda ve bahsettigim hedefler dusunulerek uygulamaya konuldugunu anlasiliyor…
-
Yani ordumuz icin “guclu olmak” olmazsa olmaz sarttir, ancak konu, gucun ne sekilde arttirilacagi ve nasil korunacagi ile, kaynaklarin nasil daha idareli kullanilacagidir.
-
Bu arada “etten duvar” ifadesinden bahsedilen eger 3 aylik egitime sahip insanlarin cephede gorevlendirilmesi ise cok haksiz sayilmaz, ancak bu anlamda Dogu ve Guneydogu Anadolu’daki arazi sartlarinin cetinligi de dusunulmelidir. Bu anlamda “sinir koruma” elestirisine soyle bir cevap vermem gerekli: O kadar daglik-vadilik-magaralik arazide “daha iyisini yapaabilirim” diyen varsa, lafla peynir gemisi yurumez, icraat gerekir.
-
Teror konusunda da 1-2 sey yazayim hazir yeri gelmisken: Terorle mucadele sadece askeri degil, ekonomik, sosyal ve siyasi alanlarda da yurutulmesi gereken bir surectir. Oysa ben kendimi bildim bileli siyasi iktidarlarin kendi ustlerine dusen konularda adam akilli adim attigini hatirlamam. Ustelik Dogu ve Guneydogu Anadolu yillarca “surgun bolgesi” olarak goruldu, yani ise yaramaz memurlarin disiplin cezasi olarak suruldugu yerler… Sonucta ne bekleniyordu ki? Devlet, devletligini ispat etmezse “ya devlet basa, ya kuzgun lese” sozu calisir ve calisti ne yazik ki…
-
Bati’daki insanimizda bile ayni fikir yok mu? Cocugu askere gider, “aman Dogu’ya gitmesin” diye dua eder; memur olur, tayini Dogu’ya cikar “eyvah” der, tayinini aldirmaya calisir… Ama iki lafindan biri vatan-millet, iyi de oralar vatan topragi degil mi?
-
Sebepler dogru teshis edilmeden, sonuclarda iyilesme saglanamaz. Bu isi kalite ve gucunu arttirsa da ordumuzun tek basina yapabilecegini ummayalim lutfen, biz destek olmazsak basarilamaz bu is.
Yazan:Serkan Çekiç Tarih: Eki 4, 2009 | Reply
Herkes kafasına göre modern kaliteli ordular kurmuş. Böyle oyunlar vardı kendi takımını kurardın onun gibi olmuş. Profesyonel olsun, modern olsun, sessiz olsun, teröristi engellesin uzar gider. Profesyonel, modern ordu zaten maliyetinden dolayı gelişmekte olan bi ekonomiyi aşar. Profesyonel ordular her zaman kalabalık ordulardan daha pahalıya mal olmuştur. Profesyonel askerin eğitimi milyarları bulur, kaybı milyarların kaybı demek. Profesyonel asker maaş alır. Profesyonel askeri cepheye eline g3 kafasınada dandik bi miğferle yollayamazsınız. Korumanız gerekir. Milyar doları geçen silah projesinde ortalık karışıyo böyle büyük çaplı reforma nasıl kaynak ayırcaksın. Sessiz olsun, senin sessiz olsun dediğin kurumda 700 bin kişi her an bulunuyo ve ülkedeki erkeklerin büyük bölümü bir kez gitmiş. Sırf subay emekli subay çevresini ailesini saysan milyonlarca insan eder. Liderlerinin demokratik yolllarla seçilmediği ve atanmadığı kısaca siyasete kapalı olduğunu göz önünde bulundurman gerek. Bunlara ayrıca ordunun bir çok siyasal olayda baş aktörlerden olduğunu eklemek lazım(örn:kürt sorunu)Sen diyosun ki bu ordu sessiz kalsın. Bu söylediğin mümkün değil. Doğaya aykırı. Planlar yaparken elinizdeki kaynakları göz önünde bulundurmanız gerekir. Bu şekilde en fazla hayal kurar eğlenirsiniz.
Yazan:Osman ÇELEBİ Tarih: Eki 5, 2009 | Reply
Ordu eleştirlebilir. Diğer kurumlar gibi orduda eleştirilebilir. Düzenin çarpıklığının giderilmesi için olumlu ve yeni alternatiflerle ordu tekrar yapılandırılabilinir.
Lakin AKP ve Sayın Başbakn eleştirldiğinde de saygı duymak gerekir. İşte bu demokrasi şuuru ve ahlakı çerçevesinde yeni bir Türkiye inşa edeceğiz.
http://solcumusluman.blogspot.com/
Yazan:ismet soner Tarih: Eki 5, 2009 | Reply
Bir arkadaşımız “herkes oturmuş kendi kafasına göre bir ordu kurmuş” deyip olayı bir bilgisayar oyununa benzetmiş.
Buraya fikrini yazan hiç kimsenin böyle bir niyetinin olduğunu sanmıyorum.
Bu, halka açık bir beyin fırtınası platformu… Herkes bildiklerini, düşündüklerini yazar; ilgilisi içlerinden mantıklı bulduğunu alır, uygulanamaz dediğini almaz.
***
Bir arkadaşımız da “profesyonel orduların kalabalık ordulardan daha pahalıya mâl olduğunu” sanıyor.
Bir tek profesyonelin, bir tek yükümlüden pahalıya mâl olduğu doğrudur. Modern teçhizatlı bir profesyonelin maliyeti kabaca üç, belki dört yükümlünün maliyeti kadardır. Yani siz asker sayısını üçte bire, veya dörtte bire düşürürseniz profesyonel ordu daha pahalı olmaz.
Öte yandan eğitimi ve teçhizatı yetersiz olduğu için yenilmeye mahkûm 850,000 kişilik yükümlüler ordusuna karşılık bilgili, eğitimli, tecrübeli, modern teçhizatlı 250,000 kişilik profesyonel ordu -asgari zayiatla- düşmanı saf dışı bırakabildiği için daha UCUZ’a bile gelir.
Kaldı ki TSK bütçesinin aslan payını personel giderleri değil silah alım ve işletme masrafları oluşturmaktadır.
Sonuç olarak TSK’nin profesyonelleştirilip küçültülmesi hem ekonomik, hem askeri açıdan zaruridir diyor, saygılarımı sevgilerimi sunuyorum
Yazan:Serkan Çekiç Tarih: Eki 5, 2009 | Reply
Alman ordusu:31 milyar avro(100000 personel)
Fransız Ordusu: 37 milar avro(180000 personel)
İtalyan Ordusu:31 milyar avro(109000 personel)
Çin Ordusu:70 milyar dolar(2250000 personel)
Rus Ordusu:43 milyar dolar(1037000 personel)
Hint ordusu:28 milyar dolar(1414000 personel)T
Türk ordusu:13 milyar dolar(600000 personel)
Tablo ortada bir profesyonel askere 5 militan asker ediyo cart curt geyiklerini bi kenara bırakmadan önce o küçük orduların personellerinin tamamnının profesyonel olmadığını ve hiç birinin şu an faal olmadığını eklemek lazım.Türk ordusunun sürekli bir savaş içinde olduğunuda hesaba yazalım. Ayrıca silahların modernizasyonu ve yeni silahlar gerekli. Bi wikipediaya uğrayıp silahların ortalama yaşı hakkında bilgi alınabilir. 2 teröristi uydudan görüp tepelerine hellfire attırabilecek bütce gerekli. Yoksa askerlik keşke kısaltılsa, keşke süper hiper askerlerimiz olsa. Ama ha deyince olmuyo. Bilgisayar oyunu değil işte.
Yazan:MY Tarih: Eki 5, 2009 | Reply
Serkan Bey’in verdigi listedeki ordulari besleyen ülkelerin çogu kendi silahlarini imal edebilen ülkeler. Türkiye ise ithal silaha bagimli.
bunun yaninda ABD, FR, ingiltere ve Rus ordulari dünyanin hemen her yerinde operasyon yapabilecek kaliteye sahiptir. Bütün okyanuslarda askeri üsleri vardir. Türk ordusu ise bu ordulardan müsade almadan hareket edemez, kusura bakmayin.
Yakit ikmali, personel için gida vb lojistik sorunlarin üstesinden gelebilecek KALiTELi ordu azdir dünyada. Eskiden Osmanli Ordusu böyleydi. Kundraciya kadar gittigi yere adeta yürüyen bir sehir gibi gidiyordu.
Ama sarikamis hezimetinde lojistik denen seyin önemini ögrendi Enver Pasa. Hala milliyetçiler ona taparlar ama aslinda en beceriksiz pasalardandir.
Türkiye Cumhuriyeti ordusu da bir fetih ordusu degildir. Savunma ordusudur. Bunun için DESIGN edilmistir. Bosna’ya veya Filistin’e bir harekât yapma kapasitesi yoktur.Kuzey Irak’a girince millet gaza geliyor ama genellikle 5-10 km giriliyor. Bu düz yolda hizli adimla bir saatte alinacak mesafedir.
KALiTELi ORDU bir kaç bin km çapinda harekât yapabilen ordudur. Bizim ordu ise etten duvardir. 18yy’da icad edilen bu prensip makineli tüfek, top ve havaciligin gelismesiyle terk edildi. 1914-1918 arasindaki savaslardaki insan kiyiminin sebebi de budur.
Bugün ABD razi olsa ve “Musul-Kerkük’ü Türkiye korusun” dese bunu saglayacak teknik imkânimiz da yoktur. Milliyetçi militarist arkadaslara söyleyeyim.
Abdullah Öcalan’i Kenya’dan gidip almak için Bursa’li bir is adamindan (galiba Cavit çaglar) uçak ödünç alindigini hatirlayalim.
600 bin civarinda adam besleyen Türk ordusu kendi kiyilarini ve sinirlarini asan harekâtlar yapamaz çünkü ne askerî üsleri vardir ne de:
1) Uçak gemisi,
2) Askerî Gözlem uydusu,
3) Nükleer YAKITLI denizalti,
4) Uzun uçuş menzilli bombardiman uçagi .
Özetle savaş teknik bir iştir. Mehter marsi dinlemekle, camilerde slogan atmakla, osmanli haritalarina bakip yutkunmakla olmaz bu isler.
Orta Asyali Türklerin zamaninda kazandiklari zaferlerde kullandiklari silahlarin rolü büyüktür. Meselâ kullantiklari “kompozit” yay çok ilginç bir silahti. O dönemin zirhlarini delebiliyordu. Türklerin attiklari oklar yaya okçulara göre daha küçüktü ve onlarin aksine bir seferde öldürmüyordu.
ingiliz yaya okçular o dönemin en tehlikeli okçulariydi ama yaya olduklari için manevra kabiliyetleri düsüktü. Türkler “ideal” bir savas ünitesi icad etmislerdi: Atli okçu.Bunlar hiz, cephane, hareket menzili, ates menzili, ates gücü, ve zirh agirligi bakimindan “optimal” birimlerdi. En kalin zirh frank sövalyelerindeydi, en iyi ok ingiliz yaya okçulariydi. En iyi atlar belki araplardaydi. Ama Orta Asyali Türkler her bir faktörden ödün vererek “ideal-optimal” bir ünite icad etmislerdi. Genleri üstün oldugu için degil zekâlarini kullandiklari için yeniyorlardi öteki ordulari.
Özetle Orta Asya Türk ordulari KALiTELi idi.
Yazan:Beşir Eymen Tarih: Eki 5, 2009 | Reply
Böyle bir analayışa sahib bir ordundan pek fazla birşey beklememek gerek.Bu bir zihniyet meselesi.Tank top ya da teknoloji değil.
Nedense bu güzel vatanımızda en disiplinli eğitim veren kurum askeriyedir.18 ay boyunca inanılmaz derecede yoğun ve katı kurallar çerçevesinde eğitilirsiniz.Ama nedense askerden çıkan eskisi gibidir.Değişen birşey yoktur ruhlarda.Eksik kalmıştır bir yanları.Kuru kuruya bir eğitim.Değerlerimizden uzak ve habersiz.Kendi dünyalarını kurmuş bir kurum..Ya da kendi vatanlarını.Herkesi tek tip kabul eden kurum.
Tekrar ediyorum bu bir zihniyet problemi.
O kutsal kurumdaki insanların tahakküm fikrinden kurtulmaları gerek ilk önce.Kendilerini sorgulayabilmeleri gerek.Tek doğrunun kendileririn olmadığını bilmeleri gerek.
Hesap soramadığınız bir ordudan ne kadar verim alabilirsiniz ki?
Ordunun sayısından ve silahından bahsedilmiş ama yaklaşık 25 yıldır devam eden nedir peki Allah aşkına.
Bir unutulmaması gereken birşey daha var!
Ülke içinde cereyan eden her olaya askeriyenin dahil olmaması gerekir.
Kendine ne olanlardan.Milletin temsilcileri değiller ki.
Her seçimlerden önce boy gösterileri.Konuşmlar nutuklar.Vatanın tek sahipleri olduğunu sürekli dile getirmeleri.Siyasetçiden daha fazla siyaset yapmaları. Vs vs..
Türkiyede malesef yıllardır sivil siyaseti ve anayasayı askerler yapmıştır.Omlara ne?..
Belki de bu noktada dünyada tekiz.Ve geriyiz..
Yazan:MY Tarih: Eki 5, 2009 | Reply
KALiTELi ORDU kavrami konusunda düsündürücü fotograflar…
Eski komutanbasi Yasar Büyükanit’in sevinç içinde dagittigi bir fotograf: “Türk askerleri PKK siginaklarini BBG evi gibi gözetliyor”
O da ne? Fotografta ibranice yazilar var! (צה”ל : Tsahal yazısı (İsrail silahlı kuvvetleri)
PKK’yi Israil’in gözleriyle mi görebiliyoruz? Uydu mu Israil yapimi yoksa bilgisayar programi mi?
Yoksa her ikisi de mi? Türk Silahli Kuvvetleri’nin attigi her adimi Israil Ordusu takip edebiliyor mu?
Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye???? Hayir. Güçlu ve hantal bir ordu, altinda ezilen halk.
Kaliteli bir ordu istiyorum. Hepsi bu…
Ardindan kafayi yemis bir onbasi “sehitler ölmez, vatan bölünmez” yaziyor tebesirle bir bombanin üstüne. Askercilik oynuyor… Amerikan bombalariyla. “Mutual Defense” (karsilikli savunma) gibi bir logo var bombanin üzerinde, NATO kapsaminda verilmis silahlar belki de?
Uydu Israil mali, bombalar amerikan. Bombaya tebesirle yazi yazan düdük makarnasi ise Türk.
Güçlü ordu dedikleri bu mudur?
Aferin onbasi. O oynadigin bomba elinde patlarsa sehid ilan edileceksin komutanbasi tarafindan. Yanindakileri de yanlislikla öldürebilirsin. Mühim degil. Onlar da “sehid” olur. çin mali bir bayrak örteriz üzerine. Madalya filan da takacaz babana, çocuklarin varsa geride. Madalyalar hakiki altin degil. Sen rahat ol. Altin yaldiz sadece. Göstermelik. Tören birligi gibi. Kalite yok. Sadece imaj.
Yazan:Ali Duman Tarih: Eki 6, 2009 | Reply
ne güçlü ordu ama dimi, “silah bizim namusumuzdur” diyor, yurdun heryerinden envanterine kayıtlı silahlar fışkırıyor. ilgili ilgisiz kişilerden gizli/çok gizli planlar, andıçlar vs. lar çıkıyor.
ne güçlü ordu ama dimi silahına, gizli planına sahip çıkamayan…..
üzerine vazife olmayan işlere, siyasete karışan, asıl işini, görevini yapamaz hale gelir.
mesala döktüğü mayınları temizleyemez, silahlarına, gizli planlarına sahip çıkamaz.
üstüne üstlük bu silahları, planları çalanları, aşıranları dava bile etmiyor, hesap bile sormuyor. niye acaba???? vardır elbet bir bildikleri kendilerinin, ne de olsa hikmetinden sual olunmaz bir keyfiyet makamı orası. kendilerini yargılaması gereken mahkemeler kendi emirleri altında çalışıyor, daha ötesi var mı?
Yazan:arif Tarih: Eki 6, 2009 | Reply
Türkiyenin yıkmaya çalıştığı vesayetçi satatüko TSK üzerinden kurgulanmış bir yapıdır. Şimdi yeni bir denge haline geçmenin tüm şartları yerine getiriliyor. Askeri ve teknik bir konu olan kaliteli ordu anlayışı ile, siyasaetin ve statükonun askeri tahkimat ile sağlanması ayrı konulardır. Şimdi eski statükonun artık sonuna gelindiğinin içte ve dışta ciddi işaretleri varken, buna direnmenin akıldışılığı ile eskiyle olan kan davalarından ve kinlerinden dolayı-haklı yada haksız-hesaplaşma yanlılarının ilginç bir birbirini besleme dialektiği var. Yıllarca onca hükümete ve siyasi liderliğe rağmen sivillere bu statükoyu kabul ettirmiş olmanın boşa atılacak birşey olmadığı ve bunun iç ve dış konjoktüre uygunluğu unutulmamalıdır. Maksadı üzüm yemek olanlar, açılan hacet kapılarının kıymetini bilmeli ve bunu sabote etmekten kaçınmalıdırlar. TSK, bugüne kadar dünya politikasında rolü olan bir ülkenin ordusu değildi-Cumhuriyet dönemi açısından- Ancak Türkiye dünya dengelerinde yönetici bir role aday hale geldikçe teknik ve profesyonel bir hale dönüşecektir hiç kuşkusuz. Yeni nesil savaş uçakları, Milli tank projesi, helikopter projesi, profesyonel komando birlikleri, hafif silah sistemleri, füze sistemleri vs. bu adımların işaretidir hiç kuşkusuz. Bunlar yaklaşık yirmibeş otuz milyar dolarlık bütçelere denk adımlardır. Elbette bunlar sağlığa-eğitime ayrılamaz mı diye sorulabilir. O zamanda kaliteli ordudan söz edilemez. Kaliteli ve modern bir ordu ile, ülkemizin küresel odaktaki yerinin ilintisi tam bir denklik içindedir. İç siyaseti vesayet altında tutma sistemleri geçmişte böyle bir TSK yapılanması sonucunu veriyordu, oysa şimdiki Türkiyenin bölgesel ve küresel politika yapıcısı olarak roller üstleneceğini kabul edersek, TSK ona göre yapılanacaktır. her nekadar bunlar durumdan vazife çıkarmak olarak adlandırılsada, hiçbir ordu durumdan vazife çıkaramaz ve kendine tevdi edilen görevi yaparlar. TSK devletin politikalarına göre geçmiş rolünü oynamıştır ve bugünde yeni politikalara uyum sağlamaktan başka hiçbir vazifesi olamaz kanaatimce. Birde Türkler karasal erişim alanları dışına ilgi duymazlar tarihi olarak. Yeni statüko oluşturulurken bu içsel ve tarihi kodlar da dikkate alınmalıdır. Piri reis haritalarını padişaha sunar ve Amerikaya ulaşabileceklerini söyleyip izin ister. Ancak kesinlikle Akdeniz dışına ve Bahri Umman haricine müsaade edilmez. Doksanbeş yaşında idam edilen bu usta denizcinin, Basra donanması komutanı iken gemilerini üç aylığına Hint denizine geçirmesi- savunmasında Hint ülkesinde kalafata çektiğini öne sürer donanmasını- nedeniyle idam edilmesi ilginçtir. Hep Amerikaya gitmişmidir diye içimde bir kurt vardır.İç alemdeki seyir keyfi kadar, dış alemi seyirde keyifli oluyor. Seyrin bu cinsinde, güzellik perdesini akıl çubuğuyla aralamaya çalışmak kaçınılmaz. Malum Nesimi şöyle diyor; Gah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi/ Gah inerim yeryüzüne seyreder alem beni. Sonuçta seyirlik işler bunlar vesselam…
Yazan:Robert Tarih: Eki 6, 2009 | Reply
Amerikan yapımı savas filmlerini, I. ve II. Dünya savası belgesellerini, Normandiya çıkartması gibi eş değerde konuları yıllarca hem yabancı dilde hem de türkçe seyrettim.
Lafın kısası… İnsiyatifli, idealist, net berrak düşüncel, her türlü organizasyonu etrafa bağımlı olmadan etki altında kalmayacak şahsiyetli ve rasyonel olup hızlı koordinasyonu icra edebilecek ordu hayalimdedir. Saygılar
Yazan:Vehbi Kara Tarih: Eki 7, 2009 | Reply
Yaklaşık 8 milyar dolarlık Patriot füzesi alımı ile ilgili açıklamalar
üst üste geldi. Milli Savunma Bakanlığı henüz ABD’den silah alımının
söz konusu olmadığını fakat ihaleye çıkılacağını bildiren bir
yazılı açıklamada bulundu.
Bu konuda askeri cenahta gerçekten büyük bir hareketlilik var. Bir taraftan
Rusya’nın S-300′ü beraber üretelim teklifi için bu ülkeye teknik heyet
gönderilmiş, diğer yandan ABD’nin Patriot füzeleri için hazırlık
yapılıyor. Zira ABD Kongresinin Senatoya gönderdiği satış yetkisi
anlaşması boşu boşuna değil.
Son birkaç gündür basında çıkan konuyla ilgili haberler karşısında
okuyucularımızı bilgilendirmemiz gerekli. Konu ile ilgili uzmanların en
büyük endişesi zaten ekonomik kriz içindeki ülkemizin milyarlarca lirayı
israf etmemesi. Yetimin hakkı, silah tüccarlarının cebine gitmesin diye bir
çok insan çaba harcıyor.
Gerçekten de haklılar çünkü Türkiye’de silah alımı şeffaf değil.
Zira suçluları dünyanın her tarafında ortaya çıkarılan ama bir tek
Türkiye’de karanlıkta bırakılan ‘askeri uçak’ alımındaki rüşvet
olayını kimse unutmuş değil. Bilinen adıyla Lockheed skandalını.
Bu nedenle hükümetin atacağı adımlarda dikkat etmesi gerekiyor. Artık
ülkemiz eski Türkiye değil. Yani hırsızların yaptığı bu dünyada dahi
yanlarına kar kalmıyor.
Konuyu ancak bu kadar özetleyebildim. Zira büyük paraların döndüğü bir
sektörden bahsediyoruz. Şimdi gelelim “akıllı silahlanma nasıl
yapılmalıdır” sorusuna.
Her şeyden önce ülkemizin ekonomik olarak kalkınmasına sekte vurmayacak
bir silahlanma politikası izlenmesi zorunluluktur. Almanya ve Japonya
gelişmesini kısmen “silahsızlanma şartı” yüzünden sağlanmıştı.
Ekonomiye ağırlık verdiler ve yeniden dünyanın birer devi oldular.
Bulunduğumuz coğrafya güçlü bir silahlı kuvvet bulundurmamızı zorunlu
kılmaktadır. Bununla birlikte hükümetin son yıllarda komşularımızla
ilgili sorunları en aza indirme gayreti takdir edilecek bir gelişmedir. Bu
sayede komşularımızla olan yıllık ticaret hacmi kat kat artmıştır.
Elbette bu gelişmelerin sonuçları sonraki yıllarda daha bariz bir biçimde
ortaya çıkacaktır.
Ülkemiz bazı askerlerin dediği gibi “kıtaların menteşesi” denilen bir
bölgede de olsa büyük bir savaş hala devam etmektedir. Bu savaşın adı
“Ekonomik savaş”tır.
Bu savaşı kazanmadan doğru dürüst hiçbir gelişmeye imza atamayız.
Aşırı silahlanmış birçok ülke ekonomik savaşı kaybettiği için
paramparça olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Örnek; Sovyetler Birliği.
Zaten ekonomik başarılara imza atan ülkeler sonuçta güçlü bir orduya da
sahip olmaktadırlar.
İşte bu önceliği iyice tespit etmemiz gerekir. Bundan sonra gelecek
adımlar ise yerli sanayinin gelişmesine fırsat verecek girişimler
olmalıdır. Ruslar; biz size S–300 füzesi verelim hem de ortak üretelim
diyor. Bu durumda güdümlü mermi teknolojisini elde etmek ve geliştirmek
uğruna daha kaliteli silahları almak yerine bu teklifin daha cazip olduğunu
düşünüyorum.
Şu husus asla unutulmamalıdır. Yüksek teknolojiye sahip silahları elde
etmek zorunluluğumuz vardır. Zira başta Kuran’ın ve Peygamberimizin
(a.s.m) emrine uymak en akıllıca iştir. En yüksek teknolojiyi ve askerlik
mesleğinin gerektirdiği yönetim anlayışını uygulayan ecdadımız dünyada
eşi benzeri görülmemiş zaferlere imza atmıştır.
Enfal Suresinde Cenabı Allah, mealen şöyle buyurmaktadır.
“Karşıtlarınızı caydırmak için olanca gücünüzle kuvvet
hazırlayın”. Nitekim bu ayetin tefsirini yapan sevgili Peygamberimiz (asm)
“Ey Ashabım! Dikkat edin! Kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet
atmaktır.” Diye hutbede Müslümanları ikaz etmiştir.
Bediüzzaman’da “Şeşhane ile mitralyöze karşı mukabele edilmez”
diyerek yüz yıl önce bu konunun önemini vurgulamıştır. Demek ki birçok
ülkenin elde etmek için peşinden koştuğu “güdümlü mermiler” ihmale
gelmeyecek kadar önemlidir. Birisinin çok meşhur bir sözü var galiba
Napolyon, demiş ki “savaş generallere bırakılmayacak kadar önemlidir”
Evet, silahlanma politikası da generallere bırakılmayacak kadar önemlidir.
Maalesef dünyanın en zengin generallerine sahip bir ülkede yaşadığımız
için çok dikkatli olmalı Lockheed de olduğu gibi tekrar faka basmamalıyız,
vesselam.
Yazan:çuvaldız Tarih: Eki 8, 2009 | Reply
Bu yazının altındaki yorumları okurken özellikle Serkan Çekiç’in silahların yaşına ilişkin yaptığı vurgu nedeniyle ister istemes 18 yaşında bir gencin Değişen Dünyada Gelişemeyen İnsan başlıklı yazısında işaret etmeye çalıştığı gelişmişlik ve teknoloji ilişkisi üzerine yazdıklarını hatırladım.
Mustafa Aslan yazısında teknolojiyi Yozlaştırıcı,Unutturucu (Uyuşturucu) Özendirici, Yönlendirici ve Alıştırıcı Unsur olarak ele almış ve ilk yorum sahibi olarak Mehmet bey de iyi-kötü olan seyin teknoloji degil insanlarin eylemi olduğu hususunun yazıda altının çizilmesi gerektiğine işaret ederek yapıcı yöndeki eleştirisini yapmıştı.
Buradaki yorumlardan anladığım kadarıyla da silahlı gücün insanlık ve demokrasi açısından maliyetinin ne olduğu göz ardı edilerek, ordu+bütçe+teknoloji ilişkisi kurularak güçlü ordu tanımına saplanılıp kalınmış.
Bir ülke halkının insanlarının çoğunluğu, var olma ve varlığını sürdürebilme noktasında en güvenilir kurum olarak silahlı kuvvetleri görüyorsa eğer henüz “Türkiye’ye sahiden bir ordu lazım mı?” sorusuna ve cevap arama seviyesine gelinmemiş demektir.
Bu seviyede mecburen “kaliteli ordu” tanımı yapılmaya çalışıldığında ise anlaşılanın, sahip olunan silahların “teknolojik yaşı” ve bunların “bütçeden ayrılan Euro/USD cinsinden değeri” nin olması, savunu ya da saldırı amaçlı, faal yada değil nihayetinde “öldürmek” fiiline dayalı silahlı bir gücün teknolojik gelişmişliğinin arzu edilir olduğunu göstermesi bakımından hiç de şaşırtıcı gelmiyor, hatta makul bir yaklaşım gibi kabul görünüyor.
Teknoloji gibi ordu denilen kurum da insan eylemi.Amaç, insana fayda sağlayacak bir hizmet üretmekse eğer insanlık dışı öldüren bir teknolojik dönüşümle(gelişmişlik yazmaya elim gitmiyor)“güçlü devlet” olmayı istemenin ardındaki gerçek sebep nedir;Korkuları bertaraf etmek mi yoksa sahip olunan gücün niteliği ile korku yaratıp, yaymak mı?
Topyekun hissedilen “iç ve dış mihrak” korkularının,yozlaştırıcı,unutturucu,özendirici,yönlendirici,alıştıcı etkileri nedeniyle olsa gerek dünyada “bir ordu lazım değil” diyen ülkelerin var olduğu gerçeğini görmezden geldiğimiz gibi bir ordunun varlığının katlanılması gereken maliyetleri üzerine kafa yormayı da lüzumsuz görüyoruz.
Kişi başı alım gücüne kısaca fakirliğe,işsizliğe,eğitimsizliğe ve bunların nedenlerine boş verip, bütçemizden savunmaya(!) ayrılan yüzdelik oranları örtülüsünden de olsa yükseltmeye, Amerikanın,İsrail’in, Almanya’nın ordularının sahip olduğu silahların aynılarına sahip olmaya kafa yoralım tabii ki !
Vehbi Kara’nın yazdıklarını da göz önünde bulundurarak, ekonomik başarılara imza atan, “gelişmiş” kabul edilen ülkelerin bütçe büyüklüklerini ve nedenlerini es geçip sadece onların savunmaya ayırdıkları yüzdelik oranları* merak edenler için;
1.Umman 11.40%………..bütçe:$18.13 billion GSYİH: $20.200(2008) 60.sırada(işsizlik oranı 15% dünyada 154.(2004 est.) Eğitim payı: 4% (2006)dünyada 103.sırada
2.Katar 10.40%…………..bütçe:$36.59 billion GSYİH: $110,700 (2008) 2.sırada(işsizlik oranı 0.4% dünyada 3.(2008 est.) Eğitim payı: 3.3% (2005)dünyada 136.sırada
3.Suudi Arabistan 10 %..bütçe:$293.7 billion GSYİH: $20.500(2008) 59.sırada(işsizlik oranı 11.8% dünyada 135.(2008 est.) Eğitim payı: 6.8% (2004)dünyada 28.sırada
4.Irak 8.6%…………………bütçe:$42.4 billion GSYİH: $3.700(2008) 161.sırada(işsizlik oranı 18.2% dünyada 161.(2008 est.) Eğitim payı:veri yok
6.İsrail 7.6(2006)%……..bütçe: $59.98 billion GSYİH: $28.300(2008) 49.sırada(işsizlik oranı 6.1% dünyada 75.(2008 est.) Eğitim payı: 6.9% 2004)dünyada 25.sırada
17.Türkiye 5.30%………..bütçe: : $160.5 billion GSYİH: $11.900(2008) 92.sırada(işsizlik oranı 10.7% dünyada 128.(2008 est.) Eğitim payı: 4% (2004)dünyada 102.sırada
25.Çin 4.3%……………….bütçe:$847.8 billion GSYİH: $6.000(2008) 133.sırada(işsizlik oranı 4% dünyada 45.(2008 est.) Eğitim payı: 1.9% (1999)dünyada 170.sırada
28.Amerika 4.06%………bütçe:$2.524 trillion GSYİH: $46,900 (2008) 10.sırada(işsizlik oranı 7.2% dünyada 91.(2008 est.) Eğitim payı: 5.3% (2005)dünyada 57.sırada
30.Rusya 3.9%…………….bütçe:$364.6 billion GSYİH: $16.100(2008) 73.sırada(işsizlik oranı 6.4% dünyada 82.(2008 est.) Eğitim payı: 3.8% 2005)dünyada 117.sırada
61.Fransa 2.6%……………bütçe:$1.407 trillion GSYİH:$33.200(2008) 39.sırada(işsizlik oranı 7.4% dünyada 96.(2008 est.)Eğitim payı: 5.7% ‘005)dünyada 46.sırada
66.Hindistan 2.5%…………bütçe: $126.7 billion GSYİH: $ 2.900(2008) 166.sırada(işsizlik oranı 6.8% dünyada 85.(2008 est.) Eğitim payı: 3.2%(2005) dünyada 140.sırada
67.İran 2.5(2006)%……….bütçe: $51 billion GSYİH: $12.800(2008) 87.sırada(işsizlik oranı 12.5% dünyada 140.(2008 est.) Eğitim payı: 5.10%(2006) dünyada 67.sırada
93.İtalya 1.8%……………………bütçe:$1.068 trillion GSYİH:$31.300(2008) 41..sırada(işsizlik oranı 6.8% dünyada 45.(2008 est.) Eğitim payı: 4.5%(2005) dünyada 88.sırada
109.Almanya 1.5%…………….bütçe:$1.591 trillion GSYİH:$35.400(2008) 34.sırada(işsizlik oranı 7.8% dünyada 106.(2008 est.) Eğitim payı: 4.6%(2004) dünyada 82.sırada
*Sıralama sayıları, ülkelerin bütçelerinden savunmaya ayırdıkları oranlara göre dünya listesinde aldıkları yeri göstermektedir.
Yazan:çuvaldız Tarih: Eki 8, 2009 | Reply
Türkiye’ye sahiden bir ordu lazım mı? için yazı içinde verdiğim gazete linki hatalı.Aynı yazıya buradan da ulaşılabilir.
http://www.derindusunce.org/2009/04/18/turkiyeye-ordu-lazim-mi/
Yazan:ismet soner Tarih: Eki 8, 2009 | Reply
Sadece teklifimi yazıp bir daha bir şey yazmayacağımı sanıyordum. Lakin sonradan yazılan görüşleri gördükçe, eksik veya hatalı olduğunu düşündüğüm bilgilerin kendimce doğru olanlarını yazmak için, -insanları rahatsız etmekten çekinerek- bu üçüncü yazışım. Başını ağrıttığım arkadaşlardan özür dilerim.
Bir arkadaşımız bazı ülkelerin silahlı kuvvetlerinin bütçelerini sıralayarak TSK’nin aslında çok az para ile idare ettiğini anlatmaya çalışmış.
Bunu niye yaptığını anlayamadık. Burada TSK’ne ne kadar para gidiyor konusu konuşulmuyor ki. TSK nasıl daha etkin olur konuşuluyor.
Ama madem ortaya rakamlar döküldü, biz de o rakamlara ilave bilgiler vermeden geçmeyelim. Liste, eğer ülkelerin silahlı kuvvetlere ayırdıkları bütçelerin toplam bütçelerine oranını da ihtiva etseydi daha anlamlı olacak ve farklı bir sonuç da gösterecekti. Bu bir.
İkincisi de TSK’nın o listede gösterilen bütçesi dışında neredeyse bir o kadar daha masrafı vardır. TSK’ne, o bütçedeki paranın dışında, başka kaynaklardan da rutin olarak aktarılan devasa boyuttaki paralar ve dışarıdan alınan uçak, radar, tank, füze vs. ile onların yedek parçalarına harcanan para da bütçede o gösterilmez.
Yani Türkiye’nin TSK’ya harcadığı para miktar olarak orada görünenin çok üzerindedir. Ama daha da önemlisi genel bütçeye oranı açısından kesinlikle dünya ülkeleri içinde ilk sıralarda, hattâ 25 yıldır PKK ile mücadele adı altında harcanan yüzlerce milyar doları da ilave edersek kuvvetle muhtemel birincidir.
PKK ile mücadele deyince bir arkadaşımız da TSK’nın diğer ordular gibi yerinde durmadığını, sürekli savaş hali içinde olduğunu yazmış ve çok da güzel bir konuyu açmış.
Senelerdir söylüyoruz: Teröristlerle mücadele Silahlı Kuvvetlerin işi değildir. Dünyanın hiçbir ülkesinde teröristlerle mücadele ordularla yapılmaz. Bu, hilkat garibesi uygulama ülkemizde de aslında generallerin hükümetlere baskısıyla başlamıştır.
Normalde hiçbir hükümet, aklı başında hiçbir insan teröristlerin üzerine ordu sürmez. Hem dünya kadar para harcar, hem de bir sonuca ulaşamazsınız. Bakın İngiltere’ye: IRA’nın üzerine ordu mu gönderiyor? Bakın İspanya’ya: BASK’ın üzerine asker mi gönderiyor? Bunların hepsinde terörle mücadelede adres aynıdır: Polis. Çünkü terör, tıpkı narkotik, organize suçlar gibi polisin işidir. Aslında bu kadar basit bir konuyu anlatmaya çalışmam bile abesle iştigal.
Hava Kuvvetlerimizin eski komutanlarından birinin de kayıt dışı söylediği gibi “terörle TSK kanalıyla mücadele etmek, balyozla sinek avlamaya çalışmaya benzer. Sineği bertaraf edemediğiniz gibi, evinizde hasarsız duvarınız da kalmaz.”
Selamlar, sevgiler.
Yazan:MY Tarih: Eki 9, 2009 | Reply
Ismet Bey Selam,
Öncelikle önerilerinizi çok begenmistim, onu söyleyeyim gecikmeli olarak. “-insanları rahatsız etmekten çekinerek- bu üçüncü yazışım. Başını ağrıttığım arkadaşlardan özür dilerim. :-)” demissiniz ama aslinda çok iyi ediyorsunuz. Özellikle altinda tartistigimiz bu makale bizim için bir isaret fisegidir. Yani sayfanin ESAS DEGERI okurlarin yorumlariyla olusuyor. Baska bazi yazilarimiz var ki uzun arastirmalara dayaniyor. Alternatif bakis açisi sunabilmek için o konuda yazilmis kitap vb tariyoruz. O yazilar kendi basina kiymetli. Ama genel olarak kaliteli yorumlar birbirini besliyor ve biz yazarlar da tartismalari zevkle takip ediyoruz.
Konumuza gelecek olursak:
ileride ORDU REFORMU konusunu tartismaya açmayi düsünüyoruz. O zaman bu önerilerinizi de hatirlama imkani buluruz yeniden. ABD ve Fransa son yillarda büyük reformlar gerçeklestirdiler, zorunlu askerligi de bu arada kaldirdilar.
Mesela jandarma, sinir güvenligi vb konusundaki fikirlerinizi sanirim Fransa uygulamaya koydu. Tabi insanlar sunu diyebilir: “Fransa’nin komsulariyla iliskisi bizimkinden çok farkli…”
Genel olarak diger tartismacilara sunlari söylemek isterim bu konuda:
Unutmayalim ki Almanya ve Italya’ya karsi yapilmis bir 2ci dünya savasi var ki milyonlarca ölünün anilari çok taze. Ama diplomasi ve ekonomiyi de kullaniyor Avrupalilar. “Barış istemeyen eşektir!” isimli yazida bunu kisaca anlatmistim.
Yine unutmamak gerekir ki Suriye, Irak, Ermenistan, Yunanistan ve Bulgaristan yakin zamana kadar “sorunlu” komsulardi. Oysa AKP’nin basa geldigi 2002′den bu yana Millî Güvenlik Politikasina diplomasi ve ekonomi aktif olarak dahil edildi. Komsular ayni komsu ama gerginlikler çok azaldi. Irak gibi ciddî biçimde sorunlu bir komsuyla bile saglikli iliski kurmaya çalisiyorlar.
Bu baglamda ulusal güvenlik askerlere birakilamayacak kadar önemli bir istir diye düsünüyorum. Bence bir asker sivillerden emir aliyorsa askerdir. Yoksa kafasina göre takilan bir eskiyadir, çapulcudur.
Unutmayalim ki askerin yiyecegi, üniformasi ve silahi bizim vergilerimizle karsilaniyor. Halk ordunun hizmetinde olamaz. Ordu halkin hizletindedir. Bu da Türk Silahli Kuvvetlerinin kayitsiz ve sartsiz TBMM’nin emrinde olmasi ve TBMM’ye hesap vermesi demektir.
Bu güne kadar Türk Silahli Kuvvetleri bu kalitede bir ordu olamadi. Darbeler yapti, muhtiralar verdi. Ama bundan sonra böyle gitmek zorunda degil. Türk halki haklarina sahip çikabilir, askerine de mukayyet olabilir.
Evet… Kaliteli bir ordu istiyorum. Hizmet üreten ve ürettigi hizmetin, harcadigi paranin, öldürdügü adamin hesabini verebilen kaliteli bir ordu.
Yazan:çuvaldız Tarih: Eki 9, 2009 | Reply
Sn.İsmet Soner,
Bu bilgi halehazırda listede var.
Örn: Umman 11.40%………..bütçe:$18.13 billion
Toplam bütçe geliri: $18.13 billion.Bu bütçeden savunmaya ayrılan yüzdelik oran ise: 11.40
Başka bir orandan bahsediyorsanız eğer onu da ben anlamadım.
“Nasıl daha etkin olur” bir asker yaklaşımı gibi görünüyor.Burada hangi konunun konuşulduğunun farkındayım ama siz belki de yorumum çok uzun olduğu için sadece verdiğim oranlara hızlıca bir göz attığınızdan olsa gerek bunu fark edemediniz.
Bu hususta savunmaya ayrılan bütçeyi azımsayarak;
diyen Serkan Çekiç’in yapacağı bir açıklama vardır sanırım.
Yazan:arif Tarih: Eki 9, 2009 | Reply
Teknik kapasitesi yüksek, siyasi iradenin vereceği görevleri yerine getirme kabileyetine sahip bir ordunun gerekliği olması gereken bir husus. İnsanlığın Tarihi gelişim seyri ve tasarımı bu sonucu veriyor. Ancak bence tartışılması gereken TSK nın siyaset süreçleri üzerindeki vesayetçi işlevi. Aslında bu siyaset sosyolojisi açısından doktora tezi olacak denili ‘başarılı’. Medya, yargı, üniversiteler,’STK’ lar, her ortamda askerin kucağında siyaset güdenler, işadamları nasıl olduda bu vesayet sistematiğine uyumlandırıldılar. Bu gerçekten özel bir inceleme konusu olacak kadar karmaşık bir süreç. Terörle ordu mücadele etmez askeri doktrininin, nasıl oluyorda adeta terörle mücadelenin, vesayetçi sistematiğin ana dayanağı haline getirildiği aykırılığı meczedilebiliyor. Batının bu vesayetçi yapıdaki rolü nedir? Değişen konjoktür bu sistematiği gereksiz mi kılıyor? Bu vesayetçi sürecin işlevsizleşmesi ile ordunun gerçek işlevine, teknik ve modern bir hale gelmesinin dinamiği nasıl çalışıyor? Vesayete karşı dik duranlar, TSK nın modernizasyonu ile neden ençok ilgileniyor? -Özal dönemi ve F-16 projesi örneğin-İki ayrı konu gibi görünen, vesayetçi işlevin sonlandırılması ile modern ve vurucu bir ordunun inşası, nasıl bir ortaklığa dönüşüyor. Vesayetçi ve dolayısıyla insanımızı ezen yapısından dolayı kırgınlık ve öfke duyduğumuz ordunun; modern ve güçlü hale gelmesini istememiz gerektiği tezatını nasıl sindirebileceğiz? Yoksa Çuvaldızın ordu gereklimi sorusu, vicdanı tek merkez gören romantik bir yaklaşım oluyor biraz. Hiç silah olmasa! Herkes kardeş olsa! Şimdi konkojktür hazretleri izin verdiği ölçüde, gelişme ve olgunlaşma yolunda gayret göstermeliyiz derim. Zira batının kendi iç dengeleri yeniden aleyhimize oluştuğunda farklı durumlarla yüz yüze geliyoruz. her darbenin arkasında batının olduğunu unutmayalım. Vesayetçi yapının sistematiğinin ise üniversitelerin de katkısıyla yani ‘bilimsel’bir tarzda en yüksek perdeden kurumlaştırıldığı olay 27 mayıs darbesidir. Ve yıllarımızı çalmış tarifsiz eziyetlere yol açmıştır. Darbelerin atasıdır ve öğreticisidir biryerde…Zamanın ruhu, askerin karar verme süreçlerinin millete dayandığı Cumjuriyet ilkesine uymasına ve milletinin ve devletinin bekasını ancak teknik ve sivil hükümete bağlı bir ordu olmakla koruyacağına ikna edilmesine bağlıdır. Evet milletlerini ve devletini güçlü ordular korur. Güçlü ordular ise ancak devletinin ve milletinin hizmetinde olan ordulardır. Her türlü provakasyona rağmen,bugün için olumlu işaretler fazlasıyla vardır denebilir…
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eki 9, 2009 | Reply
Çuvaldız hanım bu ne güzel sürpriz:))Yorumlar arasında isminizi gördüğümde bunun bende farklı bir ilgi yarattığını bilmenizi isterim.Mehmet beyin de belirttiği gibi,yazı ve makaleler kadar yorumların da çok ayrı bir yeri var:konunun daha da derinleşmesi,fikirlerin birbirinden beslenerek çoğalması adına.Ve işte sizin yorumlarınız bu zenginliğe hep farklı bir değer katmıştır.
Ayrıca burada önemli bir noktaya daha değinmek istiyorum.Siz,fikrinizi belirtirken duruşunuzu çok net ortaya koyuyorsunuz.Samimiyetimle söylüyorum sizin bu net duruşunuza hep gıpta etmişimdir.Zira inandığımız doğruları paylaşırken her birimizin kendine has yöntemleri var.Tıpkı politikada “denge siyaseti”ne benzer üslup ve içeriğe yorumlarda da rastlamak mümkün.Kimimiz benim gibi “denge”yi bulmak adına kaygılanırken siz bakış açınızı doğrudan yansıtabiliyorsunuz.
Bu yazı altında bizlerle paylaştığınız görüşlerinizde de bu ilkeden ödün vermemişsiniz.Açıkçası,yaşadığımız çağın bir gereği,olmazsa olmazı kabul edilen ordu kurumunu tarafsız bir bakışla sorgulamayı merkeze almışsınız.Ki,bu bakış açısı elbette vicdan merkezli bir bakış…İnsanın insan eliyle yokedilmesine karşı duran insani bir yaklaşım.Bu anlamda sizi tamamen destekliyor ve görüşlerinize saygı duyuyorum.Fakat maalesef dünyamız henüz böyle bir dünya olmaktan oldukça uzak.Tabii meseleye dış güçler,iç ve dış mihraklar,emperyalist tehditler vs.gibi kaygılara endeksleyerek ordu/silah/savaş vb.çağrıştıran silahlı yapılanmaları türlü konseptleri meşru sayma anlamında sıralamıyorum.Bu ezbere takılmış bir anlayış kuşkusuz ki arzu edilen dünya barışına hizmet etmez.Kaldı ki,ordusuz devlet fikri görünür gelecekte bir ütopya sayılsa bile dünya,tanığı olduğumuz yakın geçmişteki soğuk/sıcak savaş dönemlerini kısmen geride bıraktı.Lakin sanıldığı kadar etrafımız “düşmanlar”la çevrili değilse de hâlâ ülke/devletlerin güvenliğini ordular olmaksızın huzurla devam etmesi uzak bir ihtimal.
Dolayısıyla ilk yorumumda yer verdiğim “güçlülük”kavramı elbette tartışmaya açık bir konum arzeder…Savunma amaçlı mı yoksa saldırı amaçlı mı yapılıyor bu güç tasarımı.Ve tabii ki meseleye bu zaviyeden bakıldığında,gerek güç gereksinimi gerekse eskiye alternatif olarak düşünülen devrim,reform vb.tasarımlar kendi içerisinde farklı sonuçlar getirebilmektedir.Dolayısıyla,ister devrim niteliğindeki toplumsal değişimler,ister yapısal reformlar olsun zaman içerisinde farklı mecralara yol açabilmiştir.Halıhazırdaki dünya gidişatı da bu yönde ip uçlarıyla dolu.Dünün mazlum halkı yahudiler bugün o gerekli buldukları güç nedeniyle mazlum bir halktan zalim bir devlete geçişin taşlarıyla örülüdür.Keza,insanlığın biricik kurtuluşu sayılan sosyalist devrim(!)ve sistemlerin bugün ne tür totaliter rejimlere dönüştüğü ortada.Komşularımız İran,Irak ayrı bir versiyon.Neticede evrensel hakları merkeze alamayan insan yapımı sistem ve tasarımlar,doğal olarak vicdandan,insan odaklı olmaktan uzaklaşır ve güçlünün zayıfı ezdiği bir düzen kaçınılmaz olur.Bugün BM gibi uluslararası kuruluşlar,varolan devletler arası ilişkiler,diplomasi ağı vs.adeta insan topluluklarının kalıcı güven ve istikrarı(!)şeklinde kanıksanmakta ve itibar görmektedir.Oysa İşte Irak,İşte Filistin!Medeni dünyanın gözü önünde çocuklar katledilmektedir.
Sonuç itibariyle adı diplomasi,devlet ve ülkeler arası ilişkiler olan böylesi insani olmaktan uzak proje ve yöntemlerle idare edildiği sürece dünya kalıcı bir barışa ulaşamayacak;güç,ancak kendilerini güçlü hissedenlerin elinde bir araç olacaktır.
Sonuca gelecek olursak,ulus devletlerin güvenlik kaygısı maalesef savaşları ve dolayısıyla orduları meşru gösteren bir bahane haline gelmiş ve bu olgu çoğu kez sivil kesimi de saflarına katmıştır.ABD’nin deniz aşırı ülkelerdeki işgal ve saldırıları,İsrail’in Filistin halkına çektirdiği acılar maalesef BM denetiminde ve medeni(!)dünyanın gözü önünde devam ediyor.Gerçeğe bakıldığında ülkemizde duyulan kaygılar ve yarattığı sonuçlar bu mantıktan farklı değil.Belki bugün bir ABD ya da İsrail saldırgınlığına benzer müdahalelerimiz yok.Ancak olası bir gücün bizi de böyle maceralara sürüklemeyeceğinin bir garantisi de yok.Bu açıdan bence “güç”kavramını bir kez daha sorgulamakta fayda var.Yani gerçekten olası tehlikelere karşı korunma amaçlı mı yoksa ABD vari hayallerimiz mi var,bunu birbirinden ayırmak gerekir.Ha,bu yöndeki taleplerimiz birinci şıkkı amaçlıyorsa,bence ordunun kanunlara(evet eksik olsa da mevcut kanunlara)riayet etmesi yeterlidir.Ve sanırım bunu talep etmek demek fazladan tank,top,füze,mühimmat,asker sayısı vb.talepleri müzakere ederek elde edilmez.Kısacası halkının içinden gelen,kendini halkından üstün görmeyen bir ordu en nihayetinden mevcut olanından çok daha verimli olacaktır.Dolayısıyla bizler ordusuz bir ülke talep etmenin çok gerisindeyiz…Henüz darbe tehdidinden yeterince kurtulmuş değiliz ki fazlasını istiyelim.
Saygı ve selamlar.
Yazan:çuvaldız Tarih: Eki 9, 2009 | Reply
Arif bey,
Kırgınlık ve öfke duygusu ile romantikleşerek(nasıl olacaksa!) salt vicdan merkezli olarak “sahiden ordu gerekli mi?” sorusunu hatırlattığımı söylemek, işaret etmek istediklerimden çok uzak dolayısıyla da doğru anlaşılmış bir tespit değil. Ayrıca vicdanı merkeze alan bir yaklaşımın da akıldışı hayalciliğe eş değer anlama gelecek şekilde “romantik” olarak tanımlanmasını doğru bulmuyorum ki bu da ayrı bir tartışma konusu fakat en azından insanı düzeltmenin yolunun toplum vicdanından geçtiğine de inanacak kadar romantik olmadığımı, ne yazık ki “konjektür” denilenin, çoğu zaman vicdanı merkezin çok uzağına taşıyan bireylerden oluşmuş güruhun çıkarcı eylemleri neticesinde oluşturulduğunun bilincinde olduğumu söyleyebilirim.
Vesayete karşı dik duran bir birey olarak yazdığınıza inandığım aşağıdaki cümlelerinizden şu cevabı çıkarmak mümkün: Hizmette tutabilmek için!
Seçilmişlerle ikna gerektiren bir ilişki içinde olan ordunun profesyonel olmadığını söyleyebilmek çok zor.
Yazan:çuvaldız Tarih: Eki 9, 2009 | Reply
İsmi gibi aziz olduğunu düşündüğüm Aziz bey,
Bir dostun uzun zamandan sonra duyulan hoş sedası gibi geldi yazdıklarınız.Ben de uzun süre yorumlarda isminiz geçmediğinde sizi merak ettiğimi söylemeliyim.Orada olduğunuzu bilmek hissedilmesi güzel bir duygu. Bu arada size,Ali ve Mehmet beylere kahve için afiyet olsun diyip,yazdığınız güzel şeylere mukabele edemedim çünkü hangi başlığın altında bu konuşma geçti bir türlü hatırlayamadım.Hafıza sorunum başlıyor galiba:-( Suzannur hanım ve Suat beyin yazı ve yorumlarının eksikliği ile ilgili yazmış olduklarınızı hatırlıyor ve bu yöndeki şikayetinizde size tamamıyla katılıyorum.
Dengeyi bulmak adına kaygılanmak, benim inandığım doğruları ortaya koyarken izlediğim yöntemden çok daha taktir edilesi bir yaklaşım.Siyaset, sorunlara çözüm yolu aramaksa eğer denge şart. Fakat iç veya dış siyasette bu denge masaya önce eşdeğer güç ve nitelikte silahların konmasıyla başladığında bunun sonu gelmiyor.Egedeki it dalaşlarını,kayalıklara bayrak dikme,kedi bile vermem krizleri ile gelinen sınırları hatırlayarak sormak gerek;Dünya savaşlarını başlatan da bitiren de silahtan alınan güç değil miydi? Silahımıza dolayısı ile gücümüze güvenmediğimiz için 2.dünya savaşının dışında kalabilmek için başka bir denge politikası güdülerek niteliği farklı olsa da bir “güç” sarf edilmedi mi?
Teşbihte hata olmaz fakat yine de siz benim kusuruma bakmayın ama bu cümleniz ve muadilleri, susadım diyen adama elinde tatlı su olduğu halde tuzlu su uzatmak gibi geliyor bana.
Bunun Nasıl’ı üzerine de en az güçlü7kaliteli orduya kafa yorduğumuz kadar düşünmemiz gerekmez mi?
Avrupa birliği denilen iştirakçi ülke sınırlarının neredeyse kalktığı bir oluşumun farkında olmamıza rağmen bizler “ordu lazım” gerekçelerimizi sıralandırırken sınırları silahla korumaktan, ordunun dolayısı ile silahların modernizasyonundan bahsedebiliyoruz. İnsanlığın var olması kaygısıyla nükleer enerji santrallerine “Avrupa bu şekilde enerji elde etmekten 20 sene önce vazgeçti, bize eskimiş bir teknolojiyi yani çöplerini satmak istiyorlar” şeklinde itirazlar dillendirilebiliyorken, “sınırlar” mevzu bahis olduğunda benzer yaklaşım çöpe atılıyor.Sebep?Konjektür,jeopolitik konum,vs.vs.
Bugün AB de yan yana duran sınırdaşlar devletler dün dünya savaşlarında birbirlerine düşmandı.Dünya coğrafyası üzerindeki konumlarını taşıyarak artık birbirlerine düşman sınırdaş ülkeler olmaktan kurtulmadıklarına göre siyaseten “denge” sağlamak üzere terazinin kefelerine ne koyduklarına iyi bakmak gerek.
Doğru.Düşman bellenen ülkelerden, var olma sebebi olan vatandaşlarının parası ile alınan silahları kendi anasına,babasına,kardeşine,komşusuna doğrultan ve bunu talep ederek sözüm ona kardeş kavgasını nihayetlendirmeyi “siyaset” belleyenlerin tehdidinden yeterince kurtulamadığımız kesin.
Her bir personeli,bu ülke vatandaşlarından oluşan ordunun kamutanları, yine bu ülke vatandaşları tarafından seçilerek iktidar yapılan bir hükümet ile her an kırılabilecek bir centilmenlik anlaşması yaparak mı Türkiye Büyük Millet Meclisine gelir?
Yazınızın tamamına katılıyorum demek için bu kadar uzun bir yorum yazmama gerek yoktu biliyorum ama.. :-)Duygu ve düşüncelerime tercüman olan ve yinelenmesinde fayda gördüğüm kısımları aşağıya kopyaladım.
Saygı ve selamlar
Yazan:ismet soner Tarih: Eki 11, 2009 | Reply
Sevgili Çuvaldız takma isimli beyefendi
Böyle yazmak çok tuhaf geliyor bana. Ben size Mehmet bey diyeyim en iyisi.
Efendim, söz konusu cevabım sizin değil, Serkan Çekiç bey’in yazısınaydı. Konuyu kişiselleştirmemek adına cevabi yazılarımda isim zikretmemeyi, konuya odaklanmayı tercih ediyordum ama o da böyle bir karışıklığa neden oldu.
Serkan beyin yazısına cevap verirken sizin yazınız yoktu. Muhtemelen ben yazarken gönderilmiş olmalı. Sonradan okudum ve söylediklerinize ben de katılıyorum. Hattâ ayrıntılı rakamsal bilgileri verdiğiniz için, tam da benim istediğim şekilde bir yazı idi.
Bu karışıklık için üzgünüm. Selamlar, sevgiler.
Yazan:çuvaldız Tarih: Eki 11, 2009 | Reply
Sn.İsmet Soner,
Sevgili Çuvaldız takma isimli beyefendi
Böyle yazmak çok tuhaf geliyor bana. Ben size Mehmet bey diyeyim en iyisi.
Yorum yazacağım diye klavyedeki tuşların üzerinde pire gibi zıp zıp zıplamaktan maraton koşucusu gibi nefes nefese kalmış bir çuvaldız tahayyül etmek bana da oldukça tuhaf geliyor :-)) Kaldı ki ona beyefendi diye hitap etmek…
Tuhaf bulmakta haklısınız.
Çuvaldız hanım…Olur da hitapsız yazma tercihinize rağmen gerekirse Çuvaldız yeterli.
Selamlar,
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eki 12, 2009 | Reply
Çuvaldız hanım,
Öncelikle hafızanıza haksızlık etmeyin derim.Gayet güçlü bir hafızanız var.Bakın,hangi makale altında yorumlaştığımızı inanın ben de güçlükle hatırlayabildim-o da bir hayli uğraşarak oldu.Hem ben makeleyi hatırlamadığım gibi yorumların içeriğini de aklımda hiç tutamam.Oysa siz Suzannur hanım ile Suat beyin eski sıklıkla yazmadıklarıyla ilgili şikayetimi bile unutmamışsınız.Yine de size tiyo vereyim Gülen Cemaatiyla ilgili makaleydi,fakat tam başlığını unuttum maalesef:)
Hazır konu açılmışken,yazı ve makalelere ulaşabilmenin daha pratik bir yöntemi olsa aslında hiç de fena olmayacak.Bilirsiniz,bazen karşılaştırma,hatırlatma ya da alıntılama amaçlı gerekli olabiliyor.
Suzannur hanım ve Suat bey ise sanırım yaptığım çağrıyı farketmediler.Ya da bu sessizliğin ardından güzel sürprizlerle sessizliklerini bozmayı düşünmüş olabilirler.İçimden bir his yakında bu özlemin biteceğini söylüyor,umarım bizleri güzel yazı ve makalelerinden mahrum bırakmazlar.
Konumuzla ilgili(bu başlık altındaki)çok güzel bir tespitinize değinmeden geçemiyeceğim.Hani harika bir meteforla özetlediğiniz şu tatlı su-tuzlu su hadisesi…Aslında konunun en canalıcı noktası da burası ve siz bunu çok çarpıcı bir biçimde belirtmişsiniz.Size tamamen katılıyorum.Zaten sözünü ettiğim “denge”siyasetiyle gerekçemi önceden belirtmiştim siz de bunu tekrar hatırlatarak tamamlayıcı olmuşsunuz.Zira daha adil bir dünya talebi asla halihazırda türlü kötülükleri barındırdığı düşünülen bir dünyaya endekslenemez.Denge dediğimiz şeye dokunmadıkça,sizin düşündüğünüz tarzda “dönüşüm”de kararlı olmadıkça,hoşnut olmadığımız dünya düzenini nasıl değiştirebiliriz ki.Bu değerli hatırlatmanız için size ayrıca teşekkür ederim.Bir çırpıda dünyayı değiştirmek,daha yaşanılası adil bir düzen kurmak mümkün olmasa da en azından beni bir iki günlüğüne yeniden düşünmeye ve sorgulamaya teşvik etmiş oldunuz.
Bir de “hemfikir olduğumuz bir konuda bunca uzun bir yoruma gerek var mıydı?” diye ek bir not ilave etmişsiniz.Bence fazlasıyla gerekli;bırakın incelikli ve tamalayıcı yorumlarınızı,kendi yazdıklarım bile elinizden geçince daha anlaşılır ve ayrı bir anlam kazanmış,bunu da bilesiniz.
Tekrar görüşmek dileğiyle sevgi ve saygılarımla…
Yazan:çuvaldız Tarih: Eki 12, 2009 | Reply
Aziz bey,
İyi ki bu satırları yazdınız hatırlamama vesile oldunuz.Bir zamanlar Suat beyin sitesi Düşünceler’de yorumlara aktif katılan oldukça da donanımlı Bülent Mürtezaoğlu isimli bir bey vardı.Ve bahsettiğiniz konuda kendisi şaşırtcıcı derecede ehildi.Mesala link verdiğinde direkt yorum ve işaret ettiği kısım görünürdü.
Bunun için de hatırlayabildiğim kadarıyla arama motoruna akılda kalan kelimelerin aşağıdaki şekilde yazılması gerektiğini söylemişti.
site;derindüşünce+aziz+kahve+çuvaldız
Denedim,onunki gibi olmasa da sonuç verdi
Daha pratik bir yolunu bilen varsa ve burada paylaşırsa bizler de öğrenmiş oluruz.
Suzannur hanım ve Suat beylerin sürprizleri dilerim dediğiniz gibi olur.Aslında DD nin yazarlar listesinden gidersek “yazarak biriktirdiklerini paylaşsalar keşke” dedirten çok kıymetli isimler var.Onları harekete geçirmek için ne yapsak acaba?İmza kampanyası mı yoksa her sabah yapıldığı gibi yoklama mı ?
Ve itiraf ediyorum bu sitede yazısını merakla okumak istediğim yorumcular da var;siz ve snowqueen gibi mesela .-)
“Denge dediğimiz şeye dokunmak” bir güç sarf etmektir değil mi?
İrade göstermek ya da kararlı olmak peki ne için?Seçim için mi?Silahlı veya silahsız bir güç temini için !
Alıntıladığım paragrafta özellikle dikkatimi çeken iki cümle var;
1)….taraflar arasında diplomatik ilişkiler otomatik olarak kesilir.
2)“Savaşta amaç” rakiplerin birbirlerine iradelerini kabul ettirmeleridir.
“İrade kabul ettirme” konusunun savaşa yada barışa davetiye çıkarmak açısından bir zihniyet sorunu olduğunu henüz gündemde olan imzalanmış protokol ile ilişkilendirerek daha net ifade edebilirim umarım.
Protokolden alıntı;
Bu protokol, “diplomatik ilişkiler kurarak anlaşabilmek için iki ülkenin anlaşması” anlamını taşıyor.Bu protokole ilişkiler sürdürüldükçe çözümlenecek olan sorunlar kastedilerek “anlaşılacak konulara atıf yok”
diye karşı çıkmanın ve üstüne üstlük bunun tek taraflı bir irade kabul ettirme olduğunu iddia etmenin, barışa davetiye çıkarmak niyeti taşıdığını söyleyebilmek imkansız.Siyasi partiye muhalefet mi muhtemel barışa/huzura muhalefet mi?
Böyle bir zihniyeti taşıyanların daima bir kenarda” denge denilen şeye dokundurmak” üzere silahlı güç yığmak istemesi elbette anlaşılabilir ama kabul edilebilir değil.Kısaca bu örnek ile demem o ki;Bu tarz bir siyasi zihniyet ve buna prim verenlerle dünya asla arzu ettiğimiz gibi bir yer ol(a)mayacaktır.
Bu zihniyet yerine aşağıdaki cümleleri telaffuz edebilen, ihtimalleri soldurmayan zihniyetin siyasetini (vicdanımı merkeze alarak) tercih ederim.
Yorumunuzdaki son kısım için not:Siz öyle derseniz işi abartır ve sansür kurulu gibi elime güç verildiğine hükmedip işi abartabilirim.Demedi demeyin ben uyardım
Bilmukabele
*”Türk ordusunun sürekli bir savaş içinde olduğunuda hesaba yazalım.” diyenlere hatırlatma olsun!
Üff yine abartmışım!
Yazan:çuvaldız Tarih: Eki 12, 2009 | Reply
Az önce Mustafa Beyin yazdıklarını okuyordum..aynı konuya ve özellikle anlaşamamakta anlaşmak kısmına gelince aklın yolu bir dedim gitti
http://www.mustafaakyol.org/arsiv/2009/10/hem_akilci_hem_sahsiyetli.php
Yazan:Suat Tarih: Eki 13, 2009 | Reply
Aziz bey,
Cuvaldiz hanim,
Cok tesekkur ederim ikinize de, teveccuh gosteriyosunuz..
Evet, eskisi kadar yazi gondermiyorum buraya. Bu, buyuk cogunlukla bilincli bir tercih aslinda. Ilk sebep, gun gectikce, bir seyler ogrendikce, aslinda ne kadar da az sey bildigimiz ile alakali; isledigimiz konunun hakkini verememe tedirginligine yol aciyor bu durum. Ikincisi de guncel konulardaki sigliktan kacma istegi. Kendi adima, guncel konularda, cok onemli bir husus olmadikca yazmamaya karar verdim bir sure once. Bu seyreklik onun yansimasi biraz da.
Tekrar tesekkur ederin, selam ve sevgiler.
Yazan:çuvaldız Tarih: Eki 13, 2009 | Reply
Suat bey,
Tamam o zaman gelin zoru kolay kılmak için paylaşalım.Siz öğrenme ve aktarma kısmını alın biz okuyanlar da tedirgin olma kısmını.
Az şey bildiğimizi de zaten tedirginlik hissettiğimiz için fark etmiyor muyuz?
Yumurta- tavuk hikayesi gibi oldu ama bu tedirginlik denilen şey gazetelerin Pazar ilavelerindeki pek çok girişi olan kördüğüm yol bulmacaları gibi..
Çözümü bulunca haber verin
Sevgi ve selamlar.Cevaplama inceliğiniz için de teşekkürler.
Yazan:çuvaldız Tarih: Eki 13, 2009 | Reply
Yazan:ahmet sağlam Tarih: Eki 19, 2009 | Reply
tekrar ediyorum ordumuz polemiğe girmez, ezer geçerrr. beni eleştiren çok kıymetli arkadaşlar, benim yaptığım matematiksel işlem doğru, rahat olun. ordumuzun bir bilinen bir de bilinmeyen yüzü var, bilinmeyen yüzünü bilmeden işkembe-i kübra dan atmayınız. Allah CC ordumuzu her türlü kötülüklerden korusun. osmanlının en güçlü zamanında dahi ordumuz önce gönülleri fethetmiştir, en zayıf anında ise 7 düvele haddini bildirmiştir lütfen akıllı olun. ben muvazzaf asker değilim ama her vatan evladı gibi çağırıldığında tereddütsüz gider ilgili birliğin emrine girerim, tekrarlıyorum ordumuz 72.000.000. durrr…..
Yazan:Serkan Çekiç Tarih: Eki 20, 2009 | Reply
benim rakamları vermemdeki amaç az asker=az para denkliğinin çoğu zaman işlemediğini belirtmekti. Profesyonel ordu ucuzdur mantığına cevap amaçlı idi. Ki yazı boyunca 5 6 kez tekrar etmişim. TSK çok para harcamıyor demesenizde profesyonel ordu daha UCUZ a gelir yazmanıza karşılık idi. Dağda savaşan birliğe polisleri yollamak nasıl bir mantıktır anlamak zor. Teröre duruma göre bazen polisle bazen orduyla karşılık verilir. Pakistan, çeçenistan hatta afganistan. Anti militarist arkadaşlar içinse daha öncede söyledim şu ülkede askerliğin kalkmasını bende çok istiyorum ama kapasite dahilinde düşünmek lazım.
Yazan:nasır Tarih: Eki 30, 2009 | Reply
güzel yazmıssınız ama bir eksik var sagdaki ankette bence…nasıl bir ordu lazım demişsiniz AK secenegini es gecmıssınız ayıp !!!
Yazan:muaz Tarih: Kas 3, 2009 | Reply
Sayın ordu yetkilileri size bir Tc.vatandaşı olarak bir şey sormak istiyorum vede çok merak ediyorum bu meseleyi.Şimdi Allah aşkınıza birisi cevaplasın.Herhangi bir askerin(bu er’de olabilir Generalde)ne idüğü belli olmayan laikçilik denen boktan zırva bir ideolojiyle ne işi olabailir?.bir asker laikçilikle ne yapar acaba hangi işine yarar?laikçilik denilen bu zırva siyonist ideoloji size hangi askeri yeteneği kazandırıyor?.hangi savaşma kabiliyetini arttırıyor bi zahmet bi açıklasanızda bizde aydınlanmış olasak diyorum.Ha aklıma gelmişken söyleyeyim dost ve müttefik bildiğiniz o iğrenç katil siyonist yahudi ordusu niye laik değiller.hiç merak etmediniz mi?.veya sizin gibi laikçi olmalarını tavsiye ettinizmi hiç.ben hala merak ediyorum.laikçilik denilen zırvalıkla bir askerin ne işi olabilir?.Ama gel görki bizim çok bilmiş süper paşalarımız hala cilik,cilik,laikçilik derlerde başka birşey demezler.Ha şu soruyuda sormadan geçemeyeceğim kusura kalmayın lütfen.Necib Türk milletinin bağrından çıkan şanlı ordumuz vatanının ve milletininmi koruyucusu yoksa o zırva laikçiliğinmi koruyucusu? her defasında laikçiliğin koruyucusu olduğu söylenirde ondan merak ettim.dünyanın güçlü ordularından hiç laikçilik denilen zırvalığı adam yerine koyan varmı?.Söyleyin Allah aşkına abd’nin katil şerefsiz conilerimi laikçi, yoksa yahudilerin işgaci çete ordularımı laikçi? Ama Allah için adamların hakkını yemeyelim. adamlar katilde olsalar eğitimleri mükemmel teçhizatları mükemmel,kendilerini bütün dünyanın savunmasından sorumlu tutuyorlar.bizim paşalar gibi paşa paşa yatıp kendilerini sadece laikçilik korumasından sorumlu tutmuyorlar.Adamlar dünyanın her yerinde operasyon yapma kabiliyetine sahipler.Şanlı Türk ordudusuda ecdadına yakışır bir şekilde kendisini bütün cihanın güvenliğinden sorumlu tutmalıdır.zırva laikçiliğin korumasından değil.Türk ordusunun eğitimide aynen (insani değerlerimizi muhafaza ederek) amerikan deniz piyadelerinin eğitimi gibi olmalıdır.Sn.generaller aslında biraz utanıp sıkılmalısınız bu necib Türk milletinden.siz hala cilik cilik laikçilik diye durun daha bizim tarihimizin ve medeniyetimizin yarısı bile olamayan gavur abd.15.000-km.öteden gelip sanki bizimle alay edercesine koskoca ülke ırakı işgal etti yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürüyor.hemde bu işi çok az bir personeli ile yaptı 100.000-kişi ile.bizim ne kadar askerimiz var 750.000 kişi.ama bizim paşalar hala cülük cülük diyerek laikçilik propagandası yapmakla meşguller.Irak dediğimiz ülke bizimle bitişik bizden koparılma eğer orada bir operasyon yapma ihtiyacı varsa o operasyonu 15.000-km.öteden gelip katil ve hayvan abd comileri değil ırakdaki karışıklığı ve düzensizliği gidermek için bu operasyonu şanlı Türk ordusunun yapması gerekmezmiydi.şimdi diyeceksinizki biz hükümete bağlıyız hadi canım sende kimi kandırıyorsunuz siz ıraka girmek istedinizde millet yolunuzumu kesti yalan konuşmayın.Ama gelgelim mevzu o zırva ve ilkel iğrenç laikçilik olunca kimseden ve milletden izin almadan laikçilik uğruna ağzınızı açıp gözünüzü yumuyorsunuz o iğrenç ilkel zırva laikçilliği Türk milletinden üstün tutuyorsunuz alın o ilkel laiçiliğiniz sizin olsun.Yani kötümü olurdu abd gavuru gelmeden biz ıraka girip oraya huzur ve esenlik götürseydik inanıyorumki hem bir milyon insan katledilmez hemde o masum kadın ve kızların namusları çiğnenmezdi değilmi bizim laiksever paşalarımız.Ama nerede o feraset ve basiret sahibi paşalarımız.Siz hiçmi tarih okumuyorsunuz,Otrantoyu fetheden gedik Ahmet Paşamızı veya Viyanaya günlerce taarruz edipde maalesef başarılı olamayan bu ufku ve gönlü açık mütekamil insanları.Biz daha 25 seneden beri bir avuç pkk çapulcusunu bile altedemedik neden sizin o laikçilik aşkınız yüzünden.Bir kıbrıs çıkarması yaptık kendi gemilerimizi ve askerlerimizi vurduk dosta düşmana rezil olduk.He hakikaten bi şey daha sormam lazım mesela anarşistbaşı katil apo öcalanada sorsanız apo sen müslüman mısın laikçimisin diye sorsanız eminimki o anarşistbaşı gururlana gururlana size ben laikçiyim diyecektir bundan hiç şüpheniz olmasın.Pekela o zaman katillerin rehber edindiği bir ilkel zırva ideolojiye Kahraman Türk ordusunun bir ferdi nasıl sahiplenebilir.eminim dağdaki teröristlerin hepside laikçiyim diyecektir,çünkü laikçi zihniyetle yetişmişlerdir.söyleyin Allah aşkına laikçilik zırvalığı size babanızdan mı dedenizden mi kaldı?.Yoksa Otrantoyu fetheden gedik Ahmet paşamı 22 yaşında bütün Avrupayı baştan başa fethederek Baltıklara çıkıp orada bir ordu ve donanma kurarak Avrupanın tek hakimi olma idealinin hazırlıklarını yaparken gericiler tarafından şehit edilen Genç Osman mı laikçi idi.ve ya büyük Türk hakanı Abdülhamit Han mı laikçi idi, veya Türkiye cumhuriyetini kuran İsmet İnönü mü Mustafa Kemal Paşa mı Fevzi Çakmak mı,Kazım Karabekir paşalarmı laikçi idiler?.Şimdi gelin Allah aşkınıza sizi körelten yeteneksizleştiren,sizi düşman karşısında korkak yapan bu zırva ilkel laikçilik ideolojisini hep beraber ayağımızın altına alıp bir güzel çiğneyip ondan sonrada bu ilkel zırva laikçilik ideolojisini Hekimbaşı çöplüğüne gömelim ondan sonra bakın neler oluyor.Bu aziz millet o zaman sizi dahada çok sevecek ve ordu ile milletinin arasına ideoloji duvarı ören laikçilik zırvalığı gittikden sonra eminimki Türk milletinin önünde ne siyonist yahudi çete ordusu, ne de 15.000.km.öteden gelip Türk ordusunun ve Türk milletinin başına çuval geçirme küstahlığı ve alçaklığında bulunan katil abd comileri kendilerine bu coğrafyada yaşama hakkı bulacaklardır.Ama dediğim gibi Kahraman Türk ordusunun eğitimi en az bir abd deniz piyadesi eğitimi gibi olacak ve o deniz piyadelerinden daha profesyonel hale gelmelidir.Aksi halde biz daha çok uğraşacağız görünüşe göre bir avuç çapulcu ideolojidaşımız laikçi pkk ile.Ey Kahraman Türk askeri titre ve kendine gel.İlhamını şanlı ecdadından al.Baltacı Mehmet Paşadan al.Gedik Ahmet Paşadan Al.Genç Osmandan al.Halid bin Velid R.a’dan al Hz.Ömer R.a’dan al. o zaman bak nasıl dünya hakimi oluyoruz.Yoksa biz laikçilik ideolojisinde olduğumuz müddetçe ancak sineklerle savaşabiliriz.
Allah’a em olunuz selam ve saygılar.
Yazan:Karahan Mete Tarih: Kas 13, 2009 | Reply
Soru art niyetli olarak sorumus. Biri veye otekisinin var olamsi tek basina orduyu olusturmaz. Her ikisde olmali. Kaliteli ve guclu ordu.
Yazan:Aylin Çoşkunöz Tarih: Nis 15, 2010 | Reply
Ordunun kalitesi ne ile ölçülür..
Kurum içindeki yönetici kadroları?..takkeyi koyun ve düşünün bakalım..acaba harp okullarında verilen eğitimin kalitesini/mezun olan harp okulu öğrencisi subayların görevleri süresince kazandıkları formasyon ile hali hazırdaki bol bol siyaset üretenlerin kalitesini..ne göreceksiniz?
Üniversitelerimizin kalitesini ortaya koyun sonra..mezun olanların(gerçekten kendini yetiştiren/yetiştirmek için çırpınan kurum ve kişileri tenzih ederim)kalitesini düşünün sonra..
ve sonra orduyu eleştirmeye başlayalım..
Ordu profesyonelleşsin isteyenler için bir çift söz söylemek elzem..hiç profesyonel bir ordu gördünüz mü?bu kavram nereden geldi/mantığı nedir düşündünüz mü?..sakıncalarının zamanla ne olabileceği konusunda tecrubelere baktınız mı?
özelleştirilmiş savaş/özelleştirilmiş ordu..ABD kökenli bir kavram..Soros’un dediği Türkiyenin en iyi ihraç malı ordusudur..bu mantıkla bakmanın bir ürünüdür bu..sosyal bir devlette..ordu(yani güvenlik ve asayiş)polis sağlık sektoru eğitim sektoru yargı bütün bunlar ekonominin üzerindeki yük gibi algılanabilir ama bu bir gerekliliktir..eğer neo liberal değilseniz..bu coğrafya(yaşadıklarınızdan ders alıyorsanız eğer)ordu ve polis teşkilatlarının(yani güvenlik ve asayiş )istihbarat teşkilatlarının varlığını bir lüks gibi görmenize engeldir..
Yazan:çuvaldız Tarih: Nis 15, 2010 | Reply
Bütçe ve kalite! Bu ikili için takke koyup düşünmek elzem elbette.
Ah bir de 10 yılda bir o kaliteli eğitimden geçen “bir kısım” formasyon kazanmışlar başlarına şapkalarını takıp siyaset öğretmek için iktidara talip olmasalar….
Yazan:Tayfun_Korkut Tarih: Nis 16, 2010 | Reply
Tespitler harika, ozellikle de bu:
Elinize saglik!
Yazan:Tayfun YAMAN Tarih: May 15, 2010 | Reply
OYUNA GELMEYİN….
SORUNUN CEVABINA GELİNCE,
BENCE; “GÜÇLÜ TÜRK ORDUSU, KALİTELİ TBMM”
(SİZ MERAK ETMEYİN, GEREKTİĞİNDE HER TÜRK ASKER DOĞAR)
Yazan:ali duman Tarih: May 16, 2010 | Reply
türkiyede hiç bir kamu görevlisi ölene kadar lojmanda oturamaz, pek tabiki paşalar hariç,
türkiyede hiç bir kamu görevlisine hizmet eden, hizmeteri, emir subayı, astsubayı vs. gibi görevli tahsis edilmez, pek tabiki paşalar hariç,
türkiyede hiç bir kamu görevlisinin ölenedek istifade ettiği kampları, orduevleri olmaz, pek tabiki paşalar hariç,
türkiyede hiç bir kamu görevlisinin emekli maaşı dışında ek geliri garanti değildir, oyaktan maaşa bağlanan paşalar hariç,
bu denli ayrıcalığa sahip paşalık ne demektir?
padişahlığı kaldırdığımızı sanmıştık, oysa yüzlercesini türetmişiz.
bir padişah çok gelmişti, yüzlercesini sırtında taşıyabilen bu millet, dünyanın en güçlü milletidir, vessalam…
Yazan:erden ışık Tarih: May 16, 2010 | Reply
Paşa alelade bir kamu görevlisi değildir. Eğer gerektiğinde hesap sorulabiliyorsa sen şunu şunu yaptın diye ki hükümet sormalıdır, soramıyorsa kendi acizliğidir, altına bir kaç memurun değil de koskoca ordunun yada kolordunun sorumluluğunu veriyorsan o kişi alelade bir kamu görevlisi değildir. Aynı şekilde mesela polis de alelade bir kamu görevlisi değildir. Özellikle kamu görevlisi diyerek tabii kamu görevlisi olmayan vekilleri konu dışında bırakmış oluyorsunuz sayın Ali Duman, bu da kesinlikle bir ard niyettir. Dokunulmazlıklardan bahsediyormusunuz? yada 1 gün bile olsa milletvekilliği yapan kişilerin sahip oldukları ömür boyu haklardan yada bir oturumda araya sıkıştırıp da kendi maaşına istediği kadar zam yapıveren vekillerden?
Gelelim kamu görevlisine şimdi, bir valinin sahip oldukları? yada bir kaymakamın? yada bir mal müdürünün altında hizmet verenler? herhangi bir müdürün yada şefin emrindeki emir erleri? Bir generalin yasalarca kendisine verilmiş olan astlarından bahsediyorsunuz da diğer üst düzey bile olmayan herhangi bir müdür yada şefin yaslarla bile emrine verilmemiş olan odacısından tutun da diğer bütün meurlarından neden bahsetmiyorsunuz? bırakın da bir valinin, kaymakamın yada generalin, emniyet müdürünün farkı olsun çünkü kendilerine yüklenen sorumluluk bir dsi müdürünün aldığı sorumlulukla kıyaslanamaz.
Bir generalin altındaki herkes zaten onun emrindedir. Kamu görevlisi olarak bunların tamamını alıp da aynı kefeye koyarsanız baştan yanılgıyla başlarsınız zaten. Siz bakmayın Amerikan filimlerindeki ast üst ilişkisine, detayları ile bir inceleyin bakalım bütün dünyada general nelere sahiptir. Ama konu Türkiye ve saldırı ne şekilde olursa olsun mübahtır, saldırın aslanlarım şeklindeki yaklaşımların hiç bir önemi ve değeri de yoktur.
Orduevlerindeki ayrım son dönemde eskisi gibi değil artık ve bu konuda da bir şey söylerseniz sevinirim, olumlu olanlardan hiç bahsetmiyorsunuz. Eskiye oranla eğer olumlu bir değişim söz konusu ise bunun hiç bir önemi yokmudur.
Ordu evlerinin ayrıcalıkları var tabii, var çünkü bütün TSK bütün alımlarını toptan ucuza yapar ve çalışanlarına ucuz hizmet verir. Bakanlıklar bunu yapmıyorlarsa suç TSK nın mı?
OYAK gibi bir yapılanmayı diğer bakanlıklar beceremiyorlarsa sorun kimde?
TSK deyince sadece paşa mı geliyor aklınıza? mesela pilotlar? pilotların yüksek ücret alması bile göze batıyor ama o pilotun altına traktör vermiyorsun arkadaşım. Bazen eleştirilerde tutarlı olmak lazım.
Türkiyede eğer aşırı pahalı makam otomobillerinden, o makam otomobilleri ile neler neler yapıldığından, bir valinin yada kaymakamın sahip oldukları sınırsız güçlerden, bırakın valiyi kaymakamı, herhangi bir müdür yada hatta şefin elindeki yetkilerden ve aslında kanuni olarak kendilerine verilmemeiş olmasına rağmen bütün yapabileceklerinden ve yaptıklarından bahsetmeden generalleri hedef almak bence son yılların modasına uymaktır. Bugün bir emniyet müdürü nelere sahiptir önce bir onu da hesaba katın.
Kamu görevlisi dediğiniz için sayın mebuslarımıza pek değinemedim ama onların da sahip olduklarına bir bakın derim. Uçağa silahını teslim etmeme hakkını bile kendinde gören yada kendisini durduran polise sen benim kim olduğumu biliyormusun lan diyebilme hakkını kendisinde görebilenler ne olacak?
Kamu görevlisi olmayıp da eline tutuşturulan listedeki vatandaşları iki telefonla kamu görevlisi yapıverenlerin yasalarca verilmemiş yetkileri?
Belediye başkanları? hatta ve hatta muhtarlar?
Sen benim karşımda nasıl önünü iliklemezsin lan in o kürsüden deme gücünü bulan üst düzey kamu görevlilerinin altında kaç tane onlarca emir eri hiç de görevleri olmadığı halde emir erliği yapmak zorundadır Türkiyede biliyor olmalı idiniz.
Ordu evlerinden sadece paşalar istifade etmezler, bütün TSK mensupları istifade ederler bu bir, Öğretmenevi, Polis evi gibi ve benzeri bütün yerlerden de istifade edilir, kamplarında çok ucuza kalınır bu iki, Türkiyedeki herhangi bir müdür o dairenin paşasıdır hemde yasalarda öyle bir şey olmamasına rağmen bu üç, O müdürler, şefler, memurlar gelen vatadaşın da paşasıdırlar bu da dört.
Yazan:ali duman Tarih: May 16, 2010 | Reply
sn. erden ışık,
sanırım siz bir paşasınız, zira paşalığa bu kadar övgü ancak bir paşa tarafından yapılabilinirdi.
yine sanırım ki dünyada bir tek general türkiye de var ki? dünyadaki diğer generallere göre türkiyedekiler bayağı bir ayrıcalıklı, bir alman, bir abd, bir fransız, bir ingiliz generali acaba neden ölene kadar lojmanda oturmuyor? acaba neden onların bir ticari holdingi mevcut değil? yoksa onlarda demokrasi içselelleştirilmiş de ondan mıdır?
haaa, az daha unutuyordum birde onların generalleri her on yılda bir halkın kafasına dipçik vurmayı akıl edemediler de belki o yüzdendir ayrıcalıklı olmamaları.
ittihatçı kemalist zihniyetin bir defosu var, o da başka kötü bir örneği, örnek olarak göstermek, yani milletvekilleri ömür boyu emeklilik hak ediyorlarsa, paşaların da ayrıcalıklı olmaları haktır” dimi yani, yani her iki yanlışa karşı çıkmayı her nedense akıl edememek gibi bir hastalığı var, ittihatçılığın ya da neo-ittihatçılık olan kemalizmin, bir başka hastalık ise ne yazık ki kraldan çok kralcı olmak…
bir veli küçük vakası vardı, hazretleri ergenekoncu hükümetler zamanında meclis komisyonuna dahi ifade vermemişti, şimdi paşa paşa yatıyor, daha niceleri başımızda sultan sülaymanda daha haşim ve kudretli kesilmişleri, en nihayet adam gibi bir iktidar çıktı da, kudretli görünen paşalar, cumhuriyet savcıları karşısında süt dökmüş kediye döndüler.
darbe mi? onların aslında darbe yapmaya yürekleri dahi olamaz, ancak ne var ki karşılarında şapkasını alıp kaçmaya teşne başbakan olmamış olsaydı.
bunun örneğini 27 nisan e-muhtırasında gördük, karşılarında şapkasını alıp kaçacak başbakan olmayınca korkakca verdikleri muhtırayı bile üstlenemediler, “o muhtıra değildi” diye kıvrakça çark ettiler. bir yürekli başbakan, bir yürekli cumhuriyet savcısı alıverir onların havasını, zira sıra demokrasiye yakışmayan ayrıcalıklara da gelecek, sıra oyak gibi devasa holding tepesinde oturup, çoluk çocuklarına müdürlük kadrosu edinmelere de gelecek, zira yönetimde yer vermedikleri astsubaylarındır, oyak’ın çoğunluk hissesi, paşaların değil ve astsubaylar haklarını alabilmek için AİHM’e başvurmuş durumdalar, kraldan çok kralcı, gönüllü paşa avukatlarına ve de askeri bir deyimle yalakalara duyurulur.
az kaldı unutuyordum, bu küçümsenen orduevlerinde 65.000 mehmetçik hizmet ediyor, 65000 mehmetçik ne demek biliyor musunuz? zira fransanın ordusu 250.000, alman ordusu 25.000, ingiliz ordusu 200.000, varın siz kıyaslayın, orta boy ülkenin ordusuna denk gelmektedir, orduevlerinde hizmet eden er sayısı. ya siz hesap kitap bilmiyorsunuz, ya da gönüllü avukatlığı, kraldan çok kralcılığı kendinize meslek edinmişsiniz, peki bundan kazancınız nedir? haa belki de dörtbiryanımız düşmanla çevrili ya ondandır, dimi 800.000 binlik ordu ile 65.000 orduevi hizmet ordusu.
ittihatçılığa devam, komitacılığa devam, darbeciliğe methiye düzmeye devam, çeşit çeşit maskeler altında da olsa bu millet bunları yutmuyor artık, çok yakında bu millet çok şeyin hesabını sormaya başlayacaktır, kimsenin kuşkusu olmasın.
bazılarını ben sorayım, neredeyse her mahalle, her sokaktan şehit çıkıyor iken acaba neden ETİLER’den, ULUS’tan, NİŞANTAŞI’ından bir şehit çıkmadı, çıkmıyor?
güneş balçıkla sıvanmıyor.
Yazan:ali duman Tarih: May 16, 2010 | Reply
en önemlisini unutmuşum, mahkeme etmeden “atın şunu 28 gün içeri” denebilen bir başka ülke ordusu gösterin bana, hadi bekliyorum gösterin!!!
belkide yukarıda örneklerini verdiğiniz falan filan dairelerdeki müdürler emir erlerini mahkeme dahi etmeden hapse atabiliyorlardır dimi yani, ya da onların ellerinin altında musoliniden alınma bir askeri ceza kanunları vardır dimi…kimbilir…
Yazan:Tamer Tarih: May 17, 2010 | Reply
Bazı yazıları okudum buradaki ve onları okuduktan sonra bu yazıyı okuyunca şaşırdım. TSK çok güçlüdür ve daha da güçlü olmalıdır o ayrı ama evet ufalmalıdır da. Mesela 50 bin kişi olmalıdır. İsrail ordusu gibi çok güçlü olmalıdır. Terörsitleri sapır sapır dökmelidir. Benim de arzum aynen bu. Aynen İsrail ordusu gibi ortalığı pervasızca dümdüz edebilen roketlerle mahalleleri yok eden bir orduyu ben sizden çok istiyorum. O durmadan savunduğunuz kalleşleri yok etmek için.
Bu arada siz burada kendi kendinize yazıp okuyup mutlu olmaya devam edebilirsiniz ama inanın bu ülkede askere gidip şehit olana kadar kalleş temizlemeyi çok isteyen milyonlarca genç var benim gibi. 800 bin asker için timsah göz yaşları dökmenize hiç gerek yok. Bugün karşılıksız gelin savaşın gönüllü olarak desinler milyonlarca genç olarak bizler hainlerle savaşır seve seve şehit de oluruz.
Şunu da unutmayın, bu ülkenin insanları askerlik anılarını en çok severek ve mutlu olarak anlatan insanlardır. Hiç bir ülkede bu da yoktur. Askerlik siz korkakların zannettiği gibi kötü bir şey değildir. Türk erkeğinin en güzel anıları askerlik anılarıdır 28 gün diskoda sabahlasa bile! Oyüzden boşa kürek çekmeyin derim.
Yazan:Ekrem Senai Tarih: May 17, 2010 | Reply
Tamer bey,
Hiçbir koruması olmayan çıplak bir tepede, bir karakolda, 8 saat boyunca ateş altında kalıp “şehid” olanlar; veya hiçbir mayın tarama aracı kullanmaksınız mayınlı bölgeye dalıp kolu bacağı kopan “şehid”ler, veya eline “eğitim amaçlı” bomba tutuşturulup patlayan “şehid”ler gibi bir “şehid” mi olmak istiyorsunuz?
Ortada PKK’dan daha hain birileri var. Peki ömründe eli silah tutmamış gençlere 3-5 atış yaptırıp dağlarda yaşayan, gerilla eğitimi almış teröristlerin üzerine keklik gibi vurulmak üzere gönderenleri de gönülden seviyor musunuz? Dağlıca baskınından sonra genelkurmay başkanı TV’ye çıkıp “profesyonel askerlik için hazırlıklar tamam” demedi mi? Profesyonel askerliği çıkarmayanları da seviyor musunuz? Neden bir Allah’ın günü, albayın oğlu Şırnak’ta şehid oldu haberi almıyoruz da hep ölenler gariban er-erbaş-astsubay-asteğmen?
Niye söyleyeyim? Çünkü analar sizin gibi motivasyonlu gençler doğurup duruyor, vatan hizmeti aşkıyla yanan tutuşan. Üçü beşi ölmüş kimin umurunda? Golf sopamı oynatmam 3-5 şehid için diyor paşalar. E haklılar tabi. Nuri gider Tamer gelir.
Vatana hizmet etmek istiyorsanız bu ülkeye yararlı işler yapın, ihracat yapın, okuyun bilim adamı olun icad yapın, muhtaçlara yardımda bulunun, gidin yetimhanede çocuk sevindirin… Bunlar zor geliyor değil mi?
Şehidlik Allah yolunda, hizmet yolunda olur. İntikam için, macera için, arkadaşlarına askerlik anısı olsun diye şehidlik, gazilik olmaz.
Yazan:Tekin Tarih: May 22, 2010 | Reply
yazınınında anlamlı olması lazım.Sizler hiç güney doğuya gittiniz mi?o dağlarda istediğin kadar asker yığ istediğin kadar tank yığı o dağlardan terörist geçer çünkü coğrafayası bu.oralarda tek bir çivi bile çakılomamış sınıra.oradan hayvan kaçakçıkığı uyusturu kısacası herşey geçiyor.Ordu 30 bin teröristi öldürdü ama bitmedi neden?yerden sürekli dağa çıkan var bunların engellenmesi lazım!siyasiler TBMM şuşi ziyafetleri verinceye kadar Pkknın isveçteki bankalardaki kara para akışını durdursun.siyasilerini yok etsin,örgüte maddi destek sağlayan ülkelerin desteğini yok etsin,bunlar askerin görevi mi?asker gider düşmanı yok eder ama onun geride yeniden filizlenmesinide engelleyecek bir kurum yada kişiler varsa oda siyasilerdir!eğer siyasiler hiçbirşey yapmazsa bu böyle gider!son terör kanunuyla askerin elindeki her türlü yetki alındı!tehlikeli yerlerde asker şüpheli birisinden kimlik bile soramaz hale geldi.Böyle yasalar koyarlarsa terör bitmez!!!
Ordumuz güçlüdür.bir pkk gruba haince 60 kişilik karakolu 200-300 kişiyle basması yada mayınal askerimizi şehit etmesi onun güçlü olduğunu göstermez!pkknın şimdiye kadar bir zıhrlı birliğe yada kışlalara saldıarabildiğini gördünzmü?dünyada hiçbir ordu ordumuz kadar bukadar şerrefsizce savaşan bir katiller topluluğuna karşı hemde böyle yasalarla direnemedi.!Vietnamda abd ordusuna karşı vietnam ordusu aynen bu pkk gibi gerilla savaşı yaptığı için dayanamadı ve çekildi bizimö ordumuz pkkyı yok etti.şimdi artık2000 yada 3000 kişi kaldılar.eskinden apo 50.000 kişilik bir örgütün başındaıyı şimdi onlardan geriye 3000 katil kaldı.onlarda yok olacak ama siyasiler buna izin vermezse ortalikta yine böyle sivri sinerkler olur. vesselam….
ordumuz bölgede abd’den sonra gelen israil ordusuyla aynı seviyede güçlü ordudur.ordumuz ortağ doğuda söz sahibi bir ordudur.düşmanlar ordumuzu küçük düşürmğe çalışıyorlar lütfen bu oyunlara gelmiyelim…
Yazan:Ataberk Tarih: Haz 4, 2010 | Reply
Arkadaşım Bazı konularda haklı olabilirsin ama savaşmak istemeyen gencecik insanlar derken ne demek istedin cok merak ediyorum askerliğim sırasında 400 kişi gördüm ama belki 1 belki 2 silah korkusu olanın savaşma isteği olmadığını gördüm onlarda yazıcı olarak yine görevlerini yerine getirdiler bu 1! 2 Türkiyenin bütün organlarında biraz bozulma oldu ama Türk Silahlı Kuvvetleri Türkiye’nin tek bozulmamıs Organıdır disiplinini hala koruyor ve olası bir savaşta neler olabileceğini az çok herekez biliyor o yüzden adam gibi yazılar yazın Kalite derken TSK oldukca kaliteli bir bicimde calısıyor Helikopterini Tankını Artık uçaklardada parmağı oluyor Türk mühendisliğinin kalitesi oldukça yüksek Haddinizi bilipde yazılar yazın!
Yazan:Burak Tarih: Nis 8, 2011 | Reply
siz ne biçim bi terbiye gördünüz hiç bir şey bilmeden atıyorsunuz.Biri çıkmış yok kürtleri ççık topla kaç kaldı fln türk -kürt çatışması çıkarmayın kürtlerde bu millettendir.Biz 1071 anadoluya girdik biz girdiğimizde oraları ele geçirdiğimizde kürtler oradaydı kurtuluş savaşında birlikte savunduk bu vatanı özellikle kürtlerin doğu cephesinde gösterdiği başarı olmasa … Bide bu denli sürekli aklınızda çatışmalar türeterek bu devleti nasıl bir kaosa çekmeye çalışıyorsunuz.Ayrılıkçı olmayın.Yok bu kadar berbat ordumuz var yok bilmem ne sen devletinin arasını burasını çekiştirmekten başka ne yaptın haaa ne durumda olduğumuzu şu anda israil başta olmak üzere benzeri devletler gözlerine bize dikmiş ve vizi yoketmeye çalışıyorlar bunu da millet içinde ayrılık çıkartarak yapmayı hedefliyorlar.bundan 25-30 sene sonra su savaşları bilmem ne diye tevratta geçen sulu topraklar(türkiye) bariz bir şekilde saldırılarla ele geçilmeye çalışılırsa bu da kültürün,benliğin bu milletin yok olmasında parçalanmasında kaynaklanır ve bunu da biz yapmış oluruz ne olur böyle şeylere kanmayın bazı koministlerin fikirlerini benimseyip sağa sola ateş saçmayın kendinize zarar veriyorsunuz.Bİz Bİr BÜTÜNÜZ…
Yazan:ali duman Tarih: Nis 8, 2011 | Reply
“ordumuz güçlüymüş”
nerden biliyorsunuz? elinizde ordu gücü ölçer cihazı var da, ölçüm mü yapınız?
siyasete bulaşmış hiç bir ordu güçlü değildir, olması da mümkün değildir.
bunun en tipik örneği bu topraklarda yaşanmış olup, osmanlı ordu yönetimi ittihatçı ucubelerin eline geçmesini müteakip, gırtlağına kadar siyasete bulaşmış ve akabinde de siyaset ve bunun doğal sonucu yanlış yönetilmesiyle girmiş olduğu 1.dünya savaşında 18 cephede hezimete uğranılarak, koca imparatorluk önce ordusunu kaybetmiş, sonrada kendisi tarih olmuştur.
siyasete bulaşmışlığı nedeniyle bugünkü ordunun da Enver ordusundan farklı bir yanı yoktur. Bu ordu Atatürkçü değil, Envercidir, ittihatçıdır, zira Atatürkçü bir ordu DARBE yapmaz, muhtıra vermez, Atatürk’ün “hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” ilkesine sadık kalır.
bu ordu çok başarılı olduğu için mi? 1974′te yaptığı kıbrıs çıkarmasında kendi uçaklarıyla kendi GEMİLERİNİ BATIRDI.
bu ordu çok başarılı olduğu için mi? 30 yıldır katırla 300km yol gelerek, karakol basan pkk’yı yenememektedir.
katır’a karşı helikopterin, uçağın yani teknolojinin yenildiği nerede görülmüştür, yenilmez gerilacılık tarihte, teknolojinin eksik kaldığı dönemlerde kaldı, gerillanın yenilmezliği meselesi bugünün meselesi değildir. (bugün için yenilmeyen gerillacılığın bir başka örneği var mıdır?)
1971 faşist darbesini yapan generaller, darbe planları yapmaktan, darbelere kafa yormaktan, savaş planları yapmaya vakit bulamamış olmalılar ki 1974 kıbrıs savaşında kendi gemilerini batırdılar.
bir önceki genelkurmay başkanı, diyarbakır’da “af çıkmayacak”, kıbrıs’ta “barış olsa dahi kıbrıs’tan askerimizi çekmeyeceğiz” diyecek, parlementer sistemde parlemantonun yetkisine ipotek koyacak, yani gırtlağına kadar siyasetle uğraşacak ve o ordu güçlü bir ordu olacak, geçiniz… (hiç bir irade kendisini TBMM yerine koyamaz, onun yetkisini kullanmaya ve ve buna ipotek koymaya kalkamaz, bu bir anayasal suçtur, -askeri vesayetin- bu suçu sürekli işliyor olmasına rağmen ne yazık ki, bu konudaki yasal uygulamaların gereğini yerine getirmeye cesaret edecek bir savcı çıkmadı bugüne kadar, bu da hukuk sistemin bir ayıbı)
ittihatçı olmayan hükümeti yıkmak için ittihatçılar orduyu savaştırmamıştı da, çapulcudan oluşan bulgar ordusu Çatalca’ya kadar ilerlemişti, bunun üzerine hükümet istifa etmek zorunda kalmış, yerine ittihatçı hükümet işbaşına gelmişti, gırtlağına kadar siyasete bulaşmış ordunun ülkeye verdiği zarara en tipik örneğidir balkan savaşı.
en üst komutanları “jitem yoktur” diyerek, jitemi ve işlenen suçları gizlemeye çalışacak, başka bir albay ise “jitemi ben kurdum” diyecek, hadi buyrun burdan yakın, güçlü bir ordunun komutanları yalan söyler mi? yalancı komutanların emri altında kim savaşmak ister?
bu gerçekleri görmemek için salak olmak gerekir, ya da yukarıdakilerin tamamı yalandır, ben sallıyorum…
kafayı kuma gömmeye devam edeceksek, bunun kimseye faydası olmaz. Güçlü ordunun son 50 yıllık mazisi darbeler, muhtıralar ve siyasi demeçlerle dolu.
ya law ?
ya boru ?
sizce hangisi.
Yazan:Ahmet Somut Tarih: Nis 9, 2011 | Reply
Hem ordunun bu kadar eleştirilmesine karşı çık. hem de “şu anda israil başta olmak üzere benzeri devletler gözlerine bize dikmiş” gibi kelamlar et. Birader Türk Ordusu senelerdir İsrail Ordusu ile işbirliği içinde. Benim bildiğim ortak tatbikat bile yapıyorlar. İsrail senelerdir Ortadoğudaki en büyük stratejik destekçisi olarak Türkiyeyi görmedi mi? Ya bari kendi içinizde çelişmeyin ya.
Kendinize inanacak bir şeyler arıyorsanız en azından KENDİ İÇİNDE ÇELİŞMEYEN bir şeyler bulun. ne biliyim kafanız daha rahat olur
Yazan:Ay Işığı Tarih: Nis 26, 2011 | Reply
Ne yazık ki bu ülkede farklı görüşteki hiç bir çevre olayları olduğu gibi tarafsızca ortaya koymuyor. Bu da bu ülkenin geri kalmasına neden olmaktadır. Atatürk’ün yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık olarak çok sevdiğim bir sözü vardır: ”Luzumsuz olan hiçbir bilgiyi sinemde taşımam” der. Atatürk’ün en sevdiğim tarafıdır. Allah’ın bildiğini kuldan saklamıyor. Bugüne dönersek insanlar düşüncelerini söyleyemez hale geldi. Bu ilerlemenin önündeki en büyük engeldir. Bir günde suçlu olan insanlar şuçsuz hale gelip halkı temsil edecek noktaya getirtiliyorlar. Ondan sonra bu ülkede gelin de bir kuruma güvenin.
*
Ordu: Dün yaptığının arkasında Kenan Evren ve bildiğim kadarıyla Yaşar Büyükanıt’ta duruyor. Bu ülkede birileri darbecileri yargılamaktan bahsediyor fakat gerçek suçlular özgürce dışarda dolaşıyorlar.
*
Peki o zaman: Doğru bir tane değil mi. Açıklayın bu insanlar neden yargılanmıyor. Açıklayın ki doğru bir şey yaptığınıza inanalım. Nakledilen bir hadis-i şerifte şöyle der: ”Bizi aldatan bizden değildir.” Bu doğrultuda bu ülkeyi yönetenler doğru sözlü iseler her şeyi doğru bir şekilde anlatmakla sorumludurlar. Aksi taktirde benim onlardan razı olmam mümkün değildir. Zanna inanmak çok büyük bir hata olur. Elinizde her türlü yasal düzenlemeyi yapacak güç var. Haklı davanızı anlatabileceğiniz doğruyu ifade etme hürriyetiniz var. O zaman neden yanlışlıklar düzeltilmiyor.
*
Eğer bir ülkede yapılan politikaların halkın anlayabileceği biçimde bir açıklaması yoksa orada yapılan politikalara inanmak için bir siyasi çıkarımızın olması gerekmektedir.
*
Ordu çıksın açıkça desin ki biz bu darbeyi şunun için yaptık. Daha sonra bununla birlikte bütün yapılan haksızlıklar halkın önüne konsun. Halka konuları taktir hakkı verilsin fakat her şey tüm çıplaklığıyle anlatıldıktan sonra. Diğer taraftan Menderes dönemindeki her şey ortaya konsun. Menderes halka baskı uyguladı mı, uygulamadı mı? Yayın organlarına kısıtlama getirildi mi, getirilmedi mi. Getirildiyse niye getirildi? Her şeyin bir açıklaması varsa söylenilmesinden neden kaçınılıyor?
*
Neden bu ülkede yetişen insanlara kendi ilgi alanlarına göre kendini geliştirebileceği bir eğitim sistemi getirilmemiştir. Eğitimimiz dünyanın kaçıncı sırasındadır. Bu eğitim politikalarının Türkiye’ye gelecekte neye mâl olacağının hesabını ortaya koyan var mı?
*
Doğru dil kullanımı teşvik ediliyor mu?
Tarihi dokular restore edilip bulunan bölgeyle bütünleştiriliyor mu?
Mimaride dünyadaki yerimiz nedir?
Kaçırılan tarihi eserlerimiz şu an nerede ne şekilde sergileniyor.
Tarihi eserlerimizi layıkıyle gösterebilme adına ne yaptık?
Üç büyük dine ve en eski medeniyetlere ait izlere ev sahipliği ediyoruz.
Hz. Musa’nın asası. Bu ne demek?
Peygamber efendimizin hırka-ı şerifi. Ya bu ne demek?
Meryem Ana Evi.
Sümer uygarlığı ve ihya edilmeyi bekleyen belki yakın tarihimize de ait olan bir sürü değer.
*
Bütün bunların ne demek olduğunu anlamamız için ne gerekiyor. Eğer değerini anlamıyorsak gereken yapılmıyor demektir fakat kendilerine değer katmak isteyenler kendilerini çok güzel yüceltiyorlar. Ben tarihimle bütünleşemedikten sonra seni ne yapıyım. Sen kimsin ve kendini nereye oturtuyorsun. Ülkemizde bilim ve teknolojinin yukarda saydığım değerlerin gösterilmesindeki rolü nedir?
*
Kimin neyi ne için yaptığını açıklayarak ortaya koyması taraftarıyım. Eğer yapılan şeyde bir açıklık varsa neden karanlıkta kalsın ki?
Yazan:Yasin burak AYHAN Tarih: Eyl 23, 2011 | Reply
Türkiye güçlü bir orduya sahiptir. Fakat işlev sorunları olduğu da herkesin malumudur. Burada HEPİMİZİN hemfikir olduğuma inanıyorum. GÜNEYDOĞUDAKİ KÜÇÜK VE BİR O KADAR HEDEFE AÇIK MEVZİLERE(GİZLİ MEVZİ YERİNE DAĞIN TEPESİNDE KOCAMAN BİR AYDINLATMA SİSTEMLİ NÖBET KULÜBESİ YAPARSAN BU AÇIK MEVZİDİR. TERÖRİST DE ARAMAYA BİLE TENEZZÜL ETMEZ NÖBET KULÜBESİNİ VURUVERİR AL İŞTE ÜZÜCÜ BİR OLAY…) O 30 60 GÜN ACEMİLİK YAPIP 3 5 TANE g-3 VEYA ak-47 ATIŞI YAPMIŞ ANA KUZUMU BENİM YAVRUMU GÖNDERİRSEN VE —–BURAYA DİKKAT EDİN LÜTFEN—– HERHANGİ BİR TACİZ ATEŞİNDE “KARŞILIK VERELİM Mİ?” VEYA “DESTEK GÖNDERİN FAZLA KALABALIKLAR” TELSİZ İSTEKLERİNE TAAA TÜRKİYE’ NİN BİR UCU BALIKESİRDEN DİĞER BİR UCU TRABZONDAN TAAA VAN’ DAN CEVAP BEKLERSEN OLACAĞI BUDUR. BUNLAR GEÇMİŞTE OLMADI MI? DAHA BİR KAÇ HAFTA ÖNCE BU DEDİĞİM MEVZUU HAKKINDA MARDİN DİYARBAKIR GİBİ YERLERİN DESTEK İSTEME VE “ATEŞ AÇIN” EMRİ İÇİN UZAKTAKİ YERLERDEN EMİR BEKLEME OLAYINI KALDIRMAYA HAZIRLANDILAR. 27 YILDAN BERİ BELKİDE İLK DEFA BÖYLE BİR NİYET OLUŞTU. bUNA BENZER FARKLI AKSAKLIKLARI SÖYLESEM İNANAMAZSINIZ BİLE… ÖNCE KALİTELİ Mİ YOKSA GÜÇLÜ MÜ OLACAK BİLEMEM AMA DİSİPLİNLİ OLSUN İLERİYİ GÖRSÜN, GERÇEKTEN AMA GERÇEKTEN “ÖNCE EMNİYET DESİN” EMİRLERİ YERİNE GETİRSİN YETER. YOKSA 72 MİLYONDA ASKERDİR AMA ŞU AN ASKER “VERİMLİ” İŞ YAPAMIYORSA BU ARTIK DÜZELTİLMELİ HAKSIZ MIYIM?
Yazan:kemal berk Tarih: Oca 16, 2012 | Reply
arkadaşlar pkk ile mücadele gayri nizami harptir ve düzenli savaştan çok farklıdır.etten duvar mantığı zaten bu mücadelede kullanılmaz .tsk da kullanmıyor.iç güvenlik harekatı uygulanır teröre karşı ve gayri nizami harpte yani teröristlerle mücadelede uluslararası kabul görmüş başarı standartı 1e 3tür.3 askere karşı 1 terörist etkisiz hale getirilmesi başarıdır .tsk dünyada bu konuda kabul edilen en kalitelive başarılı ordudur.standartın tam tersi 1 askere karşı 3 pkk lı etkisiz hale gtirlmiştir.gönül hiç olmasın ister ama bu tip mücadele gerçekten zordur.dünyada teröristlerle başa çıkamayıp masaya oturmuş çok devlet var ingiltere,ispanya,rusya….saygılar.