Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Özgün Değeri Olmayan Laikler ve Sokak İftarları »

star açık görüş’te yayımlanmıştır

Arap alfabesinin, Latin alfabesine, tesettürün şapkaya, dini değerin milli değere idamlar eşliğinde, jakobence evrildiği Türkiye’de herhangi özgün bir değere sahip olmayan ulusal laiklerimizin, kendi başlarına var olmaları mümkün değildir. İşte bu nedenle bir gün özgün dindarları, bir başka gün Kürtleri, olmadı Ermenileri, fırsat buldukça Alevileri, ırksal-mezhepsel-şekilsel farklılıklarını bahane ederek değillerler ve bu sayede var olma savaşı verirler.

  Düne kadar Müslüman dindar kesimin ne giyeceğine, nasıl konuşacağına, ne iş yapacağına, nerede yaşayacağına kadar müdahil olma, sınıflandırma, değilleme hakkına sahip olduğunu zanneden ulusal laiklerin yeni müdahale alanı, Müslüman dindar kesimin neyi, nerede, ne kadar yiyeceği. Lakin bu kez yalnız değiller, yanlarında Ebu Zer’in kulağını, Şeriati’nin burnunu, İslam’ın ciğerini sökmüş, kendini yek doğru, hakkaniyet ölçüsü ilan etmiş, çekinmeden Allah’ın alanına dahi müdahil olmuş devrimci-Solcu Müslümanlar Read the rest

İnsanlık Seçme Sınavı: Somali »

 

SORU: Tek başıma ne yapabilirim ki?

 

Cevap vermek için         Kopya çekmek için 

 

 

Cherokee bir jip markası değildir, haklı olan kazanmaz her zaman »

 

 

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

 Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
 Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

YAKINDA: ÖZGÜR OL! Bu bir emirdir! »

[…]

Peki ya ulus-devletler Piyasa’nın emrine girerse? Ya Piyasa devletlerden “otonom” olmalarını isterse ne olur?Liberal totalitarizm dediğimiz küresel meselenin çıkış noktası tam da burası. Eskiden ulus-devletlerin ekonomiyi tasallut altına almasıydı esas tehlike. Siyasî kudret ekonomiye hükmederek insanların rızkı ile oynayabiliyordu. Ayakkabı, kumaş, toz şeker üreten devletin bürokratları tüccarlara hükmediyordu. Bugün tam tersi bir tehlike söz konusu. Bir tür “para tüccarı” diyebileceğimiz insanlar ulus-devletlere el koyma çabası içinde. Tabi devlet ile birlikte ulusal adalet sistemleri, ordular, devletin alanında ne varsa.

[…]

Liberalizmin kutsal(!) ilkelerini savunanlar kendi “dinleri” dışında kalan kutsallara da yıkıcı bir öfke ile yaklaşıyor. İnsan’a tek ufuk olarak sunulan homo economicus‘a rakip olabilecek inançlar devre dışı bırakılıyor. Meselâ Hristiyan ülkelerde Pazar günleri ve dinî bayramlarda çalışmak artık nerdeyse zorunlu hale geldi. Buna uymayanlar işten atılabiliyor. Türkiye’de de Ramazan’ın ve dinî günlerin giderek bir tıkınma ve nefsini şımarTma bayramı haline gelmesi yani Noelleşmesi gerçek bir risk. Ticarî rasyonalite dışında bir rasyonalite kabul etmeyen, Ölüm’ü bilen ve bildiren insanî AKIL’a itibar etmeyen toplumların varabileceği son noktada olduğumuzu düşünüyorum. (Bkz. Ölüm’den bahseden kitap)

[…]

Elbette ülkeler gelişmek ve zenginleşmek için yabancı sermayeyi çekmek için rekabet edebilirler. Bireyler de bir toplum içinde şirketler gibi ekonomik rekabet halinde olabilirler daha çok kazanmak için. Ama bu rekabet serbestliği zorla dayatılırsa ne olacak? Rekabet serbestliği kadar Piyasa’ya dahil olMAma özgürlüğü de  devlet tarafından savunulması gereken bir özgürlük değil mi? Bu rekabet serbestliği ne yazık ki gelişmiş ülkelerde siyasetin TEK ve MUTLAK ufku olma yolunda. Çevre koruma kanunlarından işsizlik sigortasına, fakirlere yapılan yardımdan eğitim ve sağlık harcamalarına kadar FAYDA – TATMİN çerçevesinin kimi zaman zor kullanılarak MUTLULUK’un yerine konduğunu görüyoruz. (Bkz. Derin İnsan kitabı, Fayda/Mutluluk bahsi, “insan maymunlaşabilir mi?”)

 

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın” çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda. “Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitapta liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.

Son 90 günde en çok paylaşılanlar »

  1. Dikkat Kitap: Derin Marx
  2. Ah Nerede O Eski Ramazanlar?
  3. Atatürk’ün yanlışları
  4. Liberal Totalitarizm(1): Karl Marx’ın hayaleti
  5. Öcüler ve katiller: İki günah keçisi daha yakıldı
  6. Dikkat Kitap:İnsan’sız Sinema Olur mu?
  7. İğde çiçekleriyle yolculuk ve Ankara
  8. Oğuz Atay’ı Yeniden Tartışmak
  9. Sosyalizmden kaçan işçi olur mu?
  10. BDP’nin istediği statü bu mudur? Değilse nedir?
  11. Dindarların Laiklerle İmtihanı
  12. ‘Kürt yazı’ ve Kürtçülerin paradoksu
  13. İslam’da Reform
  14. Kürt şımarıklığı
  15. Ölümcül Kimlikler (Amin Maalouf)
  16. ‘Statü’ İstemek, Ne Demek?
  17. Solcular, sosyalistler, komünistler

İslam’da Reform 2 »

Birinci bölüm: İslam’da Reform 1

Bu yazı, Hamza Yusuf’un 2010 yılı Mayıs’ında Oxford üniversitesinde yaptığı konuşmanın tercümesidir. Konferansın videosuna ve transkriptine rethinkingislamicreform.co.uk adresinden ulaşılabilir

Onlar, dilin bu belirsiz yönünün daima farkında oldular. Kur’an birçok şekilde yorumlanabilir, birçok anlam taşıyabilir ve sonuna kadar böyle olmaya devam edecektir. Ayetler yeni bilgiler ışığında yeniden yorumlanabilir, yorumlanmıştır ve yorumlanacaktır. İslam reformu veya tecdid geçmişte gerçekleşmiştir , birçok örneği vardır. 19. yüzyıldan birkaç örnek vereceğim. Bu örnekler 19. yüzyılda Batı’nın Müslüman ülkelerini sömürgeleştirmesine tepki olarak ortaya çıkmış örneklerdir:
Bu tepkilerden biri tasavvufu kendine hedef olarak seçmişti. (Muhammed Abduh ve onun gibi) reformistler  Müslümanların ahiret işlerine çok fazla daldıklarını; tasavvufun dünyayı tamamen dışlamak noktasına geldiğini düşünüyorlardı! Uzun süredir ihmal edilen politik ve ekonomik boyutlara Read the rest

BeDePe’ye özerklik Kürtlere figüranlık! »

150 kişilik terörist grubun barındığı kampı bütün Hakkârililer biliyor. İnsanlar, şehre yarım saat mesafedeki PKK kamplarına götürülerek yargılanıyor. Hatta örgüt, ceza bile kesiyor. Kahvedeki insanlar, kimin sorguya alındığını, kim tarafından hesaba çekildiğini, hangi cezaya çarptırıldığını tek tek sıralıyor. İki aşiret reisinin kampa götürülerek sabaha kadar dövüldüğü anlatılıyor. Gece bir mahalleden diğerine giderken arabasının durdurulduğunu, militanlar tarafından kendisine parola sorulduğunu anlatanlar hiç de az değil. Aslında Hakkari’nin bu durumu en çok Hakkarilileri vuruyor. Özellikle bir yıl önce yine Ramazan ayında imam Aziz Tan’ın PKK’lılar tarafından şehit edilmesinden sonra insanlardaki endişeler arttı. Birçok Hakkarili Van başta olmak üzere çevre illere göç etmeye başladı.

Hizaya gel! »

Oruç Bozdum »

O günah, bu günah dini

  Çocukluğumda Ramazan bahara denk gelirdi, hayatımın en güzel yıllarının, en güzel ayı olmasının nedeni büyük bir aile olarak yaşadığımız apartmanda, iftar sonrası kılınan teravihleri, babamın cemaatle kıldırmasıydı. Dedeler, amcalar, kuzenler ah ne saadet…

  Elbet o zaman Ramazanın manevi içeriğine dair çok şey bilmezdik, çocuktuk, çocuktum. Büyüdükçe, Ramazan’ın, hele o son 10 gecenin, o geceden bir mübarek gece Kadir Gecesinin mahiyetine dair malumat sahibi olduk, Ramazan yine saadet ayı oldu.

  Ramazan insanın en başta enesine, nefsine karşı durduğu aydır. İnsan bu öze vakıf ise biraz kendime çekileyim ister; televizyon sussun, insanlar sussun, sükut ruhumu sarsın, tüm varlığımla, inandığım gibi Rabbime varayım ister… Tüm bu nedenlerden Ramazan arifesi kalem orucuna da niyet ettim. Ne mümkün?

  Babam ilahiyatçıdır. Evde sık sık “din” üzerine konuşulduğundan kendimi bildim bileli aşina olduğum bir konu. Ancak gel gelelim Türkiye genel olarak “geleneksel İslam” damarından beslenmiş bir yer. Evde ilahiyatçı, kısmen modernist düşünen bir babayı dinlerken, sokakta duyduğum “gelenekçi, hurafesi bol İslam” anlatımından da nasiplendim. Bu bende ister istemez “o da olur, o da olur” bakış açısı geliştirdi, belki bu nedenden düşünceye önem veririm, tekfir etmem ve hatta en büyük illetin bu tekfir etme hali olduğunu düşünürüm.

  Bugün oruç bozdum; kelam orucumu bozdum, e sabır taştı!

  Düne kadar Türkiye İslam’ı ortodoks bir anlayıştan kısmen uzak, Kuran-ı Kerim’den, Peygamber (SAS)’in sünnetinden uzak, okumaktan yana olmayan Read the rest

Vakur ya da kasıntı Müslüman… »

Cihan Aktaş

Cumhuriyet’in yetmiş yılı Müslümanlar için surat asmanın hak sayıldığı yıllardı. Efendilerin ve paryaların varlığı esasında bir vatandaş tanımı geliştiren ideolojinin yüzlerin gülücükler saçtığı bir hayat tarzı dilemesi ve sunması da beklenemez. Müslüman kitlelere öz yurdunda parya olduğunu duyurtarak modernleşme sorunsalını aşacağı zehabına kapılan bir siyasal sistemin yaşattığı medeniyet travmasının en sıradan sonuçlarından biri, imanı koruma kaygısının yol açtığı bir tür agorafobi.

Turhan Selçuk’un Abdülcanbaz tipi Yeşil Kuşak Projesi yıllarında Taliban formatında Olivier Roy’un “hınçlı Müslüman” kelamıyla allanıp pullanarak yeniden piyasaya sürüldü ya… Bu kez de kimi Müslümanlar, o formattan kendilerini uzak tutmak için kırk yama bir hoşgörü söylemiyle eğreti bir sevimlilik üretmeye çalıştılar. Belki burada vakar kaybından söz etmek gerekir. Vakar ki asla somurtmakla, kasıntı tavırlarla edinilemez bir nitelik. Dolayısıyla, Hayrettin Karaman Hoca’nın geçen hafta tartışılan “Tahammül mü hoş görmek mi?” başlıklı Yeni Şafak yazısında yer alan, Ayşe Sözen’in HerTaraf yazısında dile getirdiği ve Balçiçek Pamir’in de yazılarına konu ettiği “hayat tarzını onaylamadığın komşuyla tebessümümü esirgeyerek ayrışma” tasavvuruna dönük ifade, akla söz konusu vakar kaybıyla ilgili bir endişeyi de getiriyor. TAMAMI 

 

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

 

 Kadın hakları ve Kemalizm

 “Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak”  Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış 

 

Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek  KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.