Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Yeryüzünün Lanetlileri ve Ramazan »

Frantz Fanon’un “Yeryüzünün Lanetlileri” eseri sömürgecilerin ve sömürülenlerin durumlarını net bir biçimde ele alan, durum tahlili yapan ve hatta yöntem sunan bir eserdir.

  Eserlerin yayımlandığı dönem, zamanın ruhu açısından önemlidir. Fanon‘un düşünceleri yaşamsal tecrübelerinin ve dönemin bir sonucudur. Eserin, fikri tohumlarının atıldığı ve yayımlandığı dönem, beyazların siyahları sömürdüğü, köleleştirdiği bir dönemdir. Dönem, 1. ve 2. Dünya Savaşları sürecinde insanlığın insanlıktan çıktığı, faşizmin bir yöntem olarak taraftar bulduğu zamanlar sonrasında, sömürgecilerin düşünce ile bastırılamayacağı bir dönemdir. Tüm bunlar arasında Fanon, Batılı okullarda eğitim görmüş siyah bir adamdır ve siyah olmanın ağırlığını en derinlerde hissetmiş bir düşünürdür.

  Murat Belge’nin Radikal’e verdiği röportaj sonrasında Sırrı Süreyya Önder, Belge’ye “sömürge aydını” yakıştırmasında bulunmuştu, bu durumda haliyle Fanon‘a yakın kavramlar “Sömürge Aydını ve Yeryüzünün Lanetlileri” akla geliyor…

  Sırrı Süreyya Önder, Murat Belge’ye sömürge aydını derken, sanırım kendini komünist olarak tanımlamasına rağmen, BDP’yi eleştirmesinden, kendisine oy vermemesinden, Ak Partiyi yeterince eleştirmemesinden ve Belge’ye ait “önü ilikli siyaset-pijamalı siyaset” sözlerinden yola çıkıyordu. Ancak sorun şu ki, aynı Sırrı Süreyya Önder, Read the rest

Kızıl Ordu Korosu “Ociy cernye” »

Türkiye’de krizlik durum yok »

“Türkiye’nin krizlik durumu yok. Ama kriz bekleyenler var tabii! Çünkü bu ülkede krizden para kazananlar var. Bunlar, AK Parti’nin iktidardan gitmesini istiyor. Kriz çıkarsa, gene paradan büyük paralar kazanacaklar […] Şu anda, ekonomide bir ısınmadan değil, Türkiye’de yaşanan bir zenginleşmeden söz edebiliriz ancak. Ekonomi, yeni orta sınıfın tüketimiyle büyüyor. Türkiye’de yaşanması gereken bir süreç bu. Sosyal dönüşümden kaçamazsınız” TAMAMI

Özerklik Sağlığa Zararlıdır »

Ah Nerede O Eski Ramazanlar? »

Komünizm Nedir? »

Dikkat Kitap: Derin Marx »

marx-kapakMarx’ı okumak lâzım. meselâ 1844 Elyazmaları‘nı, Feuerbach Üzerine Tezler‘i, Alman İdeolojisi‘ni, Felsefenin Sefaleti‘ni, Komünist Manifesto‘yu ve Kapital’i okumak, üzerinde düşünmek lâzım. Sadece Sol’u ve solculuğu anlamak için değil, dünyanın şu anda içinde bulunduğu düşünce krizini anlamak için de Marx’ı okumak lâzım.

Kimdi Karl Marx? İşçilerin perişan hallerine acıyan onları Kapitalizmin altında ezilmekten kurtarmak isteyen bir idealist? Maddeden gayrı hiç bir şeyin var olmadığını iddia eden bir materyalist? Modern insan topluluklarının çarklarını, zembereklerini söküp takan bir makinist? Tarihin sebep-sonuç zincirlerine mahkûm olduğunu iddia eden bir determinist? Ters gitmekte olan dünyayı baş aşağı çevirip düzeltmek isteyen bir devrimci?

Biraz incelerseniz Batılı düşünürler arasında Marx’ın « kariyerinin» oldukça sıra dışı bir yol izlediğini görürsünüz. Dünya siyasetini, özellikle de 19cu ve 20ci asrı bu derecede etkilemiş bir başka düşünür var mı? Zannetmiyorum. Kitapları üzerine o kadar çok yorum yapılmış, o kadar şerh yazılmış ki bu “tefsir külliyatı” ancak kutsal kitapların miraslarıyla karşılaştırılabilir.

Şunu da unutmamalı tabi: Marx’ın ölümünden çok kısa bir süre sonra Marxist ideolojiden etkilenmiş rejimler kuruldu. 20ci asırda insanlığın yaklaşık üçte biri bu ideolojinin etkisindeydi. Sovyet Rusya, Çin, Küba, Doğu Avrupa, Arnavutluk, Kuzey Kore ve Afrika’da bir çok ülke. 1989′da Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra Marx komünist ülkelerin uyguladıkları zulümler için bir günah keçisi haline geldi. Rusya’daki çalışma kampları, sayıları on milyonlarla ölçülen idamlar, Kamboçyalı Pol Pot ve Kızıl Kmerlerin yaptıkları soykırımlar, Çin’de Mao’nun merkezî ve planlı “komünist ekonomi” ile sebep olduğu kıtlık neticesinde 40 milyon civarındaki Çinlinin açlıktan ölümü…

Marx’ı okumak lâzım. Çünkü 21ci asrın Avrupa’sı ve Amerika’sı artık düşünemeyen bir coğrafya haline geliyor. Gölgesinden bile korkan, şartlı refleksler veren bir sürü, bir gürûh halini alıyor batılılar. Eğer “Doğu” bir zamanlar Batı’ya kaptırdığı düşünce bayrağına yeniden talip olacaksa bunun yolu Karl Marx’tan geçiyor. Teknoloji ve Para ile imtihan edilen insanlığın halini çok kapsamlı bir biçimde tahlil etmiş olan Marx’tan. Buradan indirebilirsiniz.

Karl Marx’ın en büyük suçu »

Marx’ın kabahati büyük. Ama onu suçlamak göründüğü kadar kolay değil. Zira çok sayıda liberal ve İslâmcı da okka altına gidebilir!

Komünizm adına işlenen cinayetler, işgaller, soykırımlar bugün hâlâ sahipsiz. Gerek Türkiye’nin solcuları gerekse Avrupa’nın sosyalistleri bu konuları açmaktan hoşlanmıyor. Oysa geçen bölümlerde bahsettiğimiz gibi “proleterya diktası” öyle acayip bir rejim oldu ki işçiler bile kâh koşarak kâh tünel kazarak kaçtılar komünizmden. Kaçamayanlar? Rejime kurban edildiler.  Yüz küsür milyon insanın cesedi halının altına süpürüldü :

Fakat Karl Marx’ı başkalarının işlediği cinayet ve işkencelerden dolayı sorumlu tutamayız. Stalin, Pol Pot, Mao, Castro… Bugünkü solcuların gerçek meselesi şu: Marx yanlış anlaşılmış ve fikirleri saptırılmış mıdır yoksa marxizm adına yapılan katliamlardan sorumlu mudur? Suç komünizm de midir yoksa bütün ideolojilerin ve devrimlerin zulme yol açması mıdır söz konusu olan?

Konuya balıklama dalmak için ünlü bir düşünürden, “İtham Ediyorum” (fr.j’accuse!) adlı açık mektubuyla tanınan Emile Zola’dan yardım alalım:

” Yüz bin franklık büyük ikramiyeyi kazanan Marsilyalı işçiler gidip mülk almışlar ve hiç çalışmadan yaşayacaklarını beyan etmişler. Evet, hepiniz aynısınız. Bir hazine bulmak ve bir köşeye çekilip bencillik ve tembellik içinde tıkınmak. Zenginlere sövüp duruyorsunuz ama kaderin size gönderdiği serveti fakirlere verecek cesaretiniz yok. Mutlu olmayı hak etmiyorsunuz. Burjuvalara duyduğunuz öfke zulüme direnmek değil sadece kıskançlık. Onların yerine burjuva olmadığınıza isyan ediyorsunuz. Sizin bu ödlek ve zevk düşkünü ırkınızdan doğacak katilleriniz kafanızı uçurup cesedinizi kokuşmuş çöplerin içine atacak!”

Devrimci ve anarşist Souvarine Germinal adlı romanda böyle haykırıyor öfkesini. Öfkesini haykırırken İslâmcıların da sıkça düştükleri fikrî bir tuzağa düşüyor: Read the rest

Cesur, dinamik ve çalışkan bir site »

İhtiras ve hırslarla kurulmuş bir cumhuriyetin gözü yaşlı çocuklarıyız biz. Kurtuluşu için cansiperane savunulan fakat kurtulduktan sonra halkına, verilen mücadelenin boşunalığını sorgulatabilecek kadar kendine yabancılaşmış bir ülkenin insanıyız biz. Çağdaşlık adına yeni kıyafetler giymeye, farklı inanışlarla çoğulculaşmış bir memlekette aynı dinden olmaya, zengin dillerin hüküm sürdüğü coğrafyada aynı ve tek dili konuşmaya, ırkçılığın kasıp kavurduğu Avrupa ile çağdaş olmaya zorlanmışız ve tek potada eritilip benzer kalıplarda “eşitlenmişiz” biz. Dine ya da dindışı olana karşı renkkörü olması beklenirken, ülkemizde her şey gibi tersine işleyen, ağzından köpükler saçarak etrafında dinî herhangi bir iz var mı diye koşturan kızgın boğa metaforu ile özdeşleştirilebilecek “saldırgan bir laikliğin” boynuz darbeleriyle kanamışız. TAMAMI

Sınav Kâğıdı İptal »

 

Sabiha Çimen

 Senin kaşın küsmüş dedi kuaför. Berna mıydı adı, Berat mıydı, hatırlayamıyorum. Fatih’in 12 Eylül görmüş kadim kuaförlerindendi. Aralıksız dizilmiş renk renk peruklar resmi ideoloji kurbanları üzerinden ekmek yemeyi de sağlamıştı bu kuaföre. Eğer gece yatmadan evvel kaşlarıma sarımsak sürersem geri çıkabilirlermiş. Sual etmeden öğrendiğim benzeri birçok bilgi devridaim oluyordu zihnimde.

  • – Adın neydi canım?
  • – Zülâl
  • – “Hah, Zülâlciğim bak canım senin gibi üniversiteye başlayacak olan kızlar çok geliyor bana. Böyle saçını iki numaraya mı vurduran dersin, kökünden kazıtıp peruk isteyen mi dersin, neler neler. Ben biliyorum yavrum, fotoğraf şeysinde türbanını çıkarman gerekecek, şu saçlarını iyice kesersek peruğunu rahat çıkarıp takarsın. Hem kökü sende uzar hemen, sonuçta senin bileceğin iş bana bir zararı yok”.

 Saçlarımı bire vurdurmuştum. Taviz esnasında işimi kolay kılacak ve psikolojik baskıyı üzerimden atacak pratik bilgilere ihtiyacım yoktu. Üstelik peruk takmayacaktım. Resmi ideolojinin meşru olmayan yasakçı zihniyeti bana musluk muamelesi yapıp başörtümü açmamı dayattı diye inancımla maytap geçemezdim. Başörtümü çıkarmam bu haksız yasağa ancak ivme kazandıracaktı ve her zaman taviz tavize gebeydi. Ve bu hususta her ne kadar kendileriyle aynı tarafta olmasam da okul kapılarında başörtülerini kıvrana kıvrana açan, psikolojisi bozuk, suratı asık, bölünmüş kimliklerle okul bahçelerinde dolaşan arkadaş, yaşdaş ve yasakdaşlarıma destek olmak için kestirmiş olabilirdim saçlarımı. Zira nedenini henüz kendime dahi açıklayamadığım, aniden verdiğim bir karardı bu. Evet, bir nebze kafam rahatlamıştı. Saçlarım artık yoktu ama kafamın içindekiler her adımda ağırlığı altında eziyordu beni. Ne olacaktı, nelerle karşılaşacaktım, ilkeli bir tavırla nereye kadar gidecekti? Read the rest