Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

MAZLUM-DER, Taraf Gazetesi ve binlerce aktivist salak yerine konabilir mi? »

Bukonuda:

PKK ve BDP Kandil’deki operasyonlarda sivillerin hatta çocukların öldüğünü iddia etti. Mazlum-Der araştırma yapılmasını istedi. Ortada kanlı, cesetli videolar dolaşıyor. Bundan iki gün önce bana yollanan bir YouTube videosu ilk gün 2000 kez izlenmişti. Bugün (25 ağustos gecesi)  baktım 12.000 sularında. Her gören haklı olarak şok geçiriyor ve paslaşıyor.

Öncelikle hepimiz biliyoruz ki gerek PKK gerekse TSK bünyesinde çocuk öldürecek sapıklar var. PKK’nın yapması “normal” çünkü siyasî taleplerini cinayet işleyerek “ifade” edebilen teröristler söz konusu. TSK’nın yapması ise “normal” değil çünkü şiddeti devletin adına uygulayan düzenli(?) bir ordu. Bir eşkiya sürüsü değil. Ama TSK hem sık sık kendi ülkesini işgal etmiş, hem kendi askerlerini öldürmüş bir ordu. Sivillere karşı olan “nezaketini” ise Türkler sıkıyönetimlerde, Kürtler de OHAL zamanlarında müşahede ettiler.

Yani Türk Hava Kuvvetleri son Kandil operasyonunda sivil öldürmüş olabilir. Peki ama PKK neden Read the rest

Arap Baharıyla Kafayı Bozmak »

Mustafa Akyol “Batı’yla Kafayı Bozmak” başlıklı bir yazı yazmış; harfi harfine katıldığım bir yazı… Akyol, yazısında özetle; iç ve dış siyasetteki her türlü gelişmede Batı’yı fail görenleri ve külliyen lanetleyenleri eleştiriyor, biraz kendimize bakalım, diyor.

  Başlığımı Akyol’a öykünerek seçtim zira Arap Baharıyla kafayı bozmak üzereyiz…

  Tunus, Mısır, Libya, Bahreyn ve Suriye’nin içinden geçtiği Arap Baharı sürecinde, madden ve manen ezilen halkların devrimine-eylemine olan dikkat ve sevinç üzerine devreye: “Bugün Arap Devrimlerine seviniyorsunuz ama yarın bir Kürt Baharı kapınızı çalarsa ne yaparsınız?” ve “Hükümet dikkat etsin, Libya’yı örnek alsın” yorumları girdi.

  Öncelikle bir gerçek var ki, son operasyonlar hariç son dönem Türkiye şartlarıyla Muammer Kaddafi’nin zulmü, Hüsnü Mübarek’in zalimliği, Beşşar Esed’in katli, dahası toplumsal şartlar aynı değil. 12 Eylül dönemi için bu analojiyi anlayabilirim ancak şu an benzer bir durum Read the rest

Son 30 günde en çok paylaşılanlar »

  1. Dikkat Kitap: Derin Marx
  2. Ah Nerede O Eski Ramazanlar?
  3. İğde çiçekleriyle yolculuk ve Ankara
  4. Öcüler ve katiller: İki günah keçisi daha yakıldı
  5. Oruç Bozdum
  6. Karl Marx’ın en büyük suçu
  7. Bu pazartesi “en güvenilir” kurumdan vefasızlık
  8. Oğuz Atay’ı Yeniden Tartışmak
  9. Sınav Kâğıdı İptal
  10. Liberal Totalitarizm(2):Adolf Hitler Reloaded!

Koşaner’den tarihî itiraflar »

Libya’ya bayram erken geldi »

AK Parti’nin her şeyi noksan! »

Ne noksan değil ki! Meselâ, İsmail Beşikçi, terör örgütü propagandası yapmaktan dolayı 18 ay hüküm giydi. Suçu, Kandil’i Q ile yazmaktı. W, X, Q harfleri kullanmak yasak. Yetkililere soruyorum, “Latin alfabesini siz mi keşfettiniz?” Eğer fonetik, farklı harfleri gerektiriyorsa, niçin suç sayılıyor?TAMAMI

ERDOĞAN SÖZÜNDE DURAMADI

Evet… Kürt kimliğini inkâr kalktı, ama, asimilasyon çabaları devam ediyor. Tayyip Erdoğan, Almanya’ya gidince, orada Türklere seslenirken dedi ki, “Kendi dilinizi öğrenip konuşacaksınız, geliştireceksiniz. Entegrasyona evet, asimilasyona hayır.” Kürtler de kendi dillerini öğrenip geliştirmek istiyor. Ana dilde eğitime karşı çıkamayız. İsimlerde de yasak var. Türk Vatandaşlık Kanunu’na göre isimler, Türk örf ve adetine, hâkim ahlâk ve adaba aykırı olmayacak. Buradan yola çıkarak, yasak koyuyorlar. Yer adları da geri verilmedi. Kısacası yapılacak çok şey var. Avrupa Birliği’nde uygulandığı gibi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi de gerekir. Bir an önce bütün bu adımlar atılmalı.

Solcularımızda PKK’yı eleştirme korkusu var »

“… devrimci şiddetin meşrulaştırılması cephesinin birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğu şu günlerde PKK çizgisinin eleştirilmesini teklif etmek dahi sol cenahta pek de hoş karşılanmıyor. Hatta halkları kardeş kılmak için -sanırım yan yana mezarlar vasıtasıyla- tüm anti-militaristliğiyle 45 günde 45 can alan PKK’yi eleştirmenin “hükümetin propagandasına kanmak” anlamına geldiğini söyleyen dostlarımız bile var…”  (Melih Altınok)

 

 

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

Türk Solu 

Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.

Derin MAЯҖ

Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden?

Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok.  Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.

İran ve Türkiye: Entelektüel Savrulmalar »

“…Suriye krizi ve benzeri konularda İslamî kesimde her zaman yaşanan sıkıntı yeniden kendini hissettiriyor bugünlerde. “Esad gitsin, yok, dursun hele, gitmesi Batı’nın işine gelir, hem bakalım o giderse kim gelecek” şeklinde bir cümlede kendini gösteren bocalama hali, Kürt meselesinde de sürmekte. Yardım sever bir toplumuz, bu açık. Ancak üç kıtada taşıdığımız “Osmanlı” sorumluluğuna karşılık ulus devletin sınırları içindeki sorunlarımızı çözümleme yeteneği konusunda zaaflarla malûluz. Mesela, Hüsnü Mahalli’nin dile getirdiği üzere, Afrika’da tırmanan açlığın Amerika-İsrail ittifakının yeni emperyalizm için bu kıtada sınırları yeniden düzeltme operasyonuyla alakasını anlatan analizler nadiren yer buluyor medyada…” (Cihan Aktaş)

Bugün bir özerklik gördüm! »

İlkokulda Türkçe dersinde okuma parçası işlerdik. Bilmediğimiz kelimeleri sözlükten bulur, kırmızı kalemle deftere yazardık. Sonra öğretmen bu kelimelerle cümle kurmamızı isterdi, kurardık. Fakat bazen sözlükteki anlamını bile anlaMAdığımız kelimeler olurdu. Bu gibi durumlarda sınıfa rezil olMAmak için “joker” cümlelerimiz vardı:

– Haydi çocuklar, karbüratör kelimesi ile cümle kurun bakiim

– Bugün bir karbüratör gördüm

– Babamın bir karbüratörü var

– Aferin Okan, Bravo Mehmet. Başka var mı cümle kuran?

 “Aferin” tabi. Yanlış olamaz ki bu cümle!

BDP’nin son icadı bu uyanıklığı hatırlattı bana: “Kürtlere özerklik verilsin”. Türkiye genelini boş verin, BDP camiasında anlamını bilen var mı bu kelimenin?

– Dayımın bir özerkliği var.

– Bugün bir özerklik gördüm!

 “Kürtlere” derken kim kastediliyor? Hakkâri’den Malatya’ya kadar olan bölgede yaşayan insanlar mı? Orada yaşayıp da kendini “Kürt” saymayanlar ne olacak? Türkler? Araplar? Zazalar?  Ankara, İstanbul, İzmir ve Mersin’de yaşayan Kürtlere de mi özerklik verilecek? Bölgeye değil de tek tek insanlara mı verilecek bu “özerklik” denen şey? “Statü” talebiyle ırkçılığı ve ayrımcılığı kurumsallaştırmak Read the rest

Laikler, Irkçılar ve Özgürlük »

Türkiye modeli laiklik, laikliğin özgün tanımında olduğu gibi her inanca eşit mesafede değil, form verdiği yani içine kendince “ilkeleri” empoze ederek dayattığı inancın altını çizmesiyle kendine has totaliter bir uygulamadır. Vatan sevgisinin imandan olduğu uydurma desturu bunun en kısa özet örneğidir, elbet anlayan için.

  Kürtler ve Türklerin ortak çatısı olan “İslam” hem laiklik hem de onun barındırdığı ırkçı nüveler ile bir anlamda yozlaştırılmış, bu nedenle uzlaştırıcı değil, ayrıştırıcı bir unsur olmuştur. Bu savaşın devam etmesinin nedenlerinden biri budur.

  Nefret suçu kendi başına bir yanlış olarak şöyle dursun, bir başka nefret suçu doğurması nedeniyle kendini doğuran bir illettir. Bu nedenle, bugün Kürt hareketi içinde palazlanan laik-ırkçı damarın kaynağı maalesef Türkiye sistemi içindeki laiklik ve ırkçılıktır.

  Kürtler demişken hangi Kürtlerden bahsediyoruz; PKK’lı Kürtlerden mi, BDP’ye oy verenlerden mi yoksa Ak Parti’ye oy verenlerden mi? Kanın aktığı şu günlerde Kürtleri bölüm bölüm ayrıştırıp, çözüm sunmak gibi bir lüksümüz yokken, bu sorunun cevabı için mesai harcamanın bir faydası olmadığı kanaatindeyim.

  Şu durumda elzem olan; Kürtlerin ne istediğidir, öyle ise sorumuz şu: “Kürtler ne istiyor?”

  -Ayrılmak ve bir ülke kurmak.

  -Özerklik.

  -Haklarının iadesi.

  Elbet bu cevaplar Read the rest