Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Ecevit ve Türk Solu… Kaybolan yıllarımız… »

“..Ecevit faşist midir? Ne yazık ki o bile değildir. Gençliğinde tipik bir “İsmetçi bürokrat”, daha sonra “üzerine sosyaldemokrasi sosu dökülmüş sol Kemalist”, hayatının son yıllarında da adı konulmamış bir tür nasyonal sosyalist… Ecevit düşüncesi, bu. İyi bari. Bunu, uluslararası ölçekte yayınız. Fakat nereye yayacaksınız, Fransa’ya mı, hiç sevmediğiniz Araplar’a mı? Ecevit üç kere koalisyon ortağı oldu, 1973, 1978 ve 1999… Üçünde de Türkiye batağa saplandı. Halk henüz ne 12 Eylül öncesinin yokluklar dönemini unutmuştur ne de 2001 krizini…” TAMAMI

 

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

Türk Solu 

Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.

 

Derin MAЯҖ

Türkiyeli solcular hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden? 

 Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok.  Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.

Binbaşı Ersever’in itirafları (Soner Yalçın) »

 

 

“…Bu aramaların vatandaşa eziyetten başka hiçbir işe yaramadığını göstermek istedim. Üç tane kimlik ve üç tane ayrı plaka hazırladık. Kimlikleri o sırada PKK’nın MKYK üyeleri olan Abbas Duran Kalkan, Cemil Bayık ve Selahaddin Çelik adına düzenledik. İki asker dikmişler yola, “dur, nereye gidiyorsun” dediler. Kimliğimi gösterdim, “Şenoba’ya gidiyorum” dedim. Deftere “Selahattin Çelik” diye yazıp, arabanın plaka numarasını aldılar. Birkaç saat sonra geri döndüm, aynı askerler. Bu sefer “Cemil Bayık” kimliğini gösterdim, araba aynı ama plaka aynı. Onu da yazdılar. Ertesi gün gittim, “dün bir ihbar geldi Cemil Bayık ve Selahaddin Çelik buradan geçiş yapmış” dedim “olmaz öyle şey” dediler. “Defterlerinize bakın” deyince adamların adlarını gördüler, ne yapacaklarını şaşırdılar…”

Yazanlar bilir; yazının başlığı genelde sonunda atılır. Çünkü “kervan yolda düzülür” sözünü doğrular niteliktedir yazmakla iştigal etmek birazda. Satırlar ilerledikçe belleğinizin arkalarında bir yerlerde hapsolmuş anekdotlar, özlü sözler teker teker çıkmaya ve atacağınız başlık için size mihmandarlık etmeye başlarlar.

Bu yazının başlığını “korkak demokratlar taifesi” diye düşünmüştüm. Amacım da askeri vesayet, darbe literatürüne giren cümle fiiliyat söz konusu olduğunda kaleminden kan damlayanların, sıra PKK ve onun şiddet sarmalına gelende lâl kesilmesine bir eleştiriydi. Dayanak noktam da “PKK’yı eleştiremiyorsunuz çünkü başınıza bir hal gelmesinden korkuyorsunuz. Oysa ki askeri eleştirirken böyle bir korkunuz yoktu” şeklinde özetlenebilecek basit bir önermeydi.

Yine de tedbiri elden bırakmamak adına merkez medyadan bizim mahallenin ağzı laf yapan delikanlıların, geçen günlerde neler yazıp çizdiğine şöyle bir baktım da onları da bana “saza niye gelmedin, söze niye gelmedin, var gündüz kârın eyle, gece niye gelmedin” derken buldum.  “Her duyduğunu söylemesi kişiye günah olarak yeter” hadisi doğrultusunda, her zannı yazmak da bize ayıp olarak yetermiş de biz bilmiyormuşuz yani. Ya işimizden vakit bulamamışız ya da gözden kaçırmışız demek ki. Netice de Devlet ciddiyetine sahip olması beklenen bir kuruma verilen tepkinin dozuyla, bir katiller sürüsüne verilecek tepki Read the rest

Liberal Totalitarizm(6): Ceza vermek tedaviden ucuz ise »

Sunuş: Büyük gemilerin batışı küçük sandallarınkine benzemez. Büyük gemiler öyle “cup” diye batmazlar. Yana yatar, bazen doğrulur hatta zaman zaman yükselir gibi olurlar, batışları uzun saatler alır. Ama küçük sandal “kazalarının” aksine büyük gemilerin felâketlerini geri çevirmek imkânsızdır. Gelecek asırların tarihçileri de Batı demokrasileri için “sonun başlangıcı” diyecekler şu  yıllara. Yaklaşık 20 yıldır yaşadığım Fransa’da ilk defa bu batış sürecini “içeriden” izlediğime kanaat getirdim. Neden?

 Koyu bir liberal ve Amerika hayranı olan Nicolas Sarkozy’nin cumhurbaşkanı olduğu dönemde Fransa çok şey kaybetti. Tedavî edilmesi çok güç yaralar açıldı “repüblik” gemisinin gövdesinde. Toplum algısı, dayanışma ve kolektif projeler yıprandı. İçinden geçmekte olduğumuz ekonomik kriz bu durumu ağırlaştırıyor ama meselenin özü ideolojik: Gerek liberal totalitarizm serisi içinde gerekse Liberalizmin Kara Kitabı‘nda bahsettiğim bir konu vardı: Gösterge fetişizmi. Liberalizmin genlerindeki bu bozukluk bitmek tükenmek bilmeyen bir güvenlik talebiyle bir araya gelince devletler en temel, en meşru işlevlerini dahi yerine getiremez oluyorlar. Bu bitmek bilmez güvenlik talebinin demokrasi üzerine yaptığı yıkıcı etkiyi  daha önce Ayı yavrusunu severken öldürür isimli makalede anlatmıştım.

 Bu bölümde bir isyan mektubu sunuyorum. Müellifi Daniel Zagury, Bois-de-Bondy Psikiyatri Merkezinde doktor ve mahkemeler nezdinde uzman. Özet çevirisini yaptığım makalenin orijinali Le Monde gazetesinde yayınlandı. Bu satırların arasından sızan hissiyatın duyulmasını isterim. Akıl hastalarına ya da Fransa’ya odaklanmadan, bu yıkımı mümkün kılan zihniyeti anlamaya çalışın, demokrasiyi bitiren ideolojik problemi görün. Fransa gibi bir demokrasinin bile  liberal baskılar karşısında zayıflayabiliyor; “güvenlik göstergelerini iyileştirmek” için bir ulus-devletin hukuku kurban edebiliyor. (MY)

 

Tedavi yerine cezayı tercih eden bir devlet!

Dr. Daniel Zagury

“Psikiyatrik tedavi gören kişilerin hakları” isimli kanun 6 temmuz 2011’de Fransız Resmî Gazetesinde yayınlandı ve meslekî dernekler haklı olarak isyan ettiler. Psikiyatrik güvenlik sicilinden tutun da psikiyatrik gözaltına kadar ne ararsanız var. Doktorlar kanun metninin sağlık odaklı değil “aşırı güvenlikçi” olduğunu söylüyorlar. Ama gerçekte durum daha da kötü: “Giriş” sağlık odaklı, “çıkışta” ise güvenlik öncelikli. Bu kanun hastahanelerin yükünü arttıracak ve şiddet uygulama ihtimali olan hastaların acil ihtiyaçları giderilemeyecek. Projedeki hedeflere ulaşmak için gerekli imkânların verilMEmiş olması ve kanun yapıcının bunu bilmiyormuş gibi yapması eleştirildi. Bunlar gerçek ama itirazlar gayet safça: Sanki kanun yapıcının amacı uygulanacak bir kanun yapmakmış gibi. Uzun zamandır kanunlar uygulanmak çin değil jandarma-devlet’in gücünü göstermek için yapılıyor. Read the rest

Adam Hurst: ‘Seduction’ »

Zaman Nedir? »

 

Nature Time Lapse III from mockmoon on Vimeo.

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

Zaman Nedir?

“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câz, Mesnevî, Makasıt-ül Felasife , Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak

Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?

Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın NE? olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce NASIL? olduğuna baktık bu ilk makalelerde. NE? ve NASIL? soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. Buradan indirebilirsiniz.

Sol kökenli liberal ve seküler aydın? »

Cihan Aktaş

“…Sol kökenli liberal ve seküler aydınların bir problemi bu: Che Guevara olmak yüceltilir, ancak onun tuttuğu yoldaki içinde canını feda etmeyi de getiren zor mücadele rasyonel bulunmayarak sorgulanır. Oysa Che’yi posterlerindeki romantik direnişçi imajını bütünleyen beresinden, kıvırcık saçlarından önce, bakışlarındaki kararlılığı oluşturan sebeplerle anlamak gerekir…”

YAKINDA: Liberalizm Demokrasiye Düşman olunca »

 

“…Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin klasik lafı : “Kadercilik yok, bir sorumlu vardır, bedel ödeyecektir, kural bu!”  Müslümanlar ve Romanlardan sonra sıra delilerde. Güvenlikçi devletin meşru görünebilmesi için gerekli korku akıl hastalarında ete-kemiğe bürünecek artık. Bütün sapıklar bilirler, neticeden emin olmak isteyenler en zayıflara saldırırlar. […] Politikacılarımız garip bir denklemi çözmek durumundalar: Devletin imkânlarının azaltılmasını savunan lobilerin baskısı ve bu azaltmadan doğacak kötü sonuçların besleyeceği öfke…

[…]

Koyu bir liberal ve Amerika hayranı olan Nicolas Sarkozy’nin cumhurbaşkanı olduğu dönemde Fransa çok şey kaybetti. Tedavî edilmesi çok güç yaralar açıldı “repüblik” gemisinin gövdesinde. Toplum algısı, dayanışma ve kolektif projeler yıprandı. İçinden geçmekte olduğumuz ekonomik kriz bu durumu ağırlaştırıyor ama meselenin özü ideolojik: Gerek liberal totalitarizm serisi içinde gerekse Liberalizmin Kara Kitabı‘nda bahsettiğim bir konu vardı: Gösterge fetişizmi. Liberalizmin genlerindeki bu bozukluk bitmek tükenmek bilmeyen bir güvenlik talebiyle bir araya gelince devletler en temel, en meşru işlevlerini dahi yerine getiremez oluyorlar.

 

 

 

.. Bu konu ilginizi çekiyorsa…

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

 

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın” çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda. “Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitapta liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.

Son 30 Günde En Çok Paylaşılan Yazılar »

  1. MAZLUM-DER, Taraf Gazetesi ve binlerce aktivist salak yerine konabilir mi?
  2. Dikkat Kitap: Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler
  3. Cihad’a hapis, anasına gözyaşı…
  4. Gerçek acılardan, temelsiz iddialara; Kürt Hareketi
  5. Yıldıray Oğur Mavi Marmara şehitlerini neden sattı?
  6. Tayyip Erdoğan’ın Mısır konuşması
  7. Özgün Değeri Olmayan Laikler ve Sokak İftarları
  8. Ordu’ya mı inansak yoksa PKK’ya mı?
  9. PKK o cesetleri hangi mezardan çaldı? (ve 13 cevapsız soru daha)
  10. Yaşar’ın Namaz problemi, Ayşe’nin Kur’an problemi 

12 Öfkeli Adam »

İnsanın kendisi adına karar alamayacağı, hakkında gelişebilecek bütün olayların başka birinin ya da birilerinin elinde olduğu anlarla karşılaşabilir. Hastaneye yolumuz düştüğünde en iyi doktoru isteriz; çünkü bizim hakkımızda karar verecek, bize bir tanı koyacak kişinin işinin ehli olduğunu bilmek isteriz ya da bir avukata ihtiyaç duyduğumuzda cevvalinden olsun deriz, “ipten adam alan” tabiri boşuna türememiştir. Şairin: “insan acizdir, muhtaçtır, çok artistlik yapmamalıdır” dediği noktaya hepimiz bir gün geliyoruz. İşte buna dair bir film; 12 Öfkeli Adam. Filmin başında sadece bir kaç saniye bakışlarını gördüğümüz bıyıkları bile terlememiş gencin bir jüri odasında hakkında çıkacak kararın usta bir yöntemle perdeye aksettirildiği bir şaheser.

 Jüri yapısının yer aldığı filmler ve diziler oldukça rağbet görür yedinci sanatta. Dar alanda, bir çok oyuncuyu hapsederek, kamera oyunları kısıtlıyken seyircinin ilgisini düşürmeden yapıtını izletebilmek her yönetmen için zordur. Burada devreye senaryo giriyor. Tek bir mekanda çekilen, tıpkı bu gibi filmleri taşıyan Read the rest

Şaşkın Köpekler / Stray Dogs, Marziyeh Meshkini »

“…Eğer kuzeye doğru işersem Amerikalılar güneyi ele geçiriyor. Eğer güneye doğru işersem Ruslar kuzeye doğru ilerliyor. Adam gibi sıçamıyorum bile… Bombalarınız karımı ve kızımı öldürdü. Şimdi gelin kafama işeyin lanet uçaklar!…”

Bu cümleler Afganistan’da, anne ve babası hapse giren ve bu yüzden sokaklarda kalan, sıcak bir yer bulabilmek için ki bu hapis anlamına geliyor, hurda bir arabaya girerek televizyon izleyen Zahit ve Gol-gohatai’yi yakaladıktan sonra üzerinden geçen uçaklara bağıran için yaşlı bir adamın sözleri. Asıl traji-komik olan Gol-gohatai’nın hemen ardından gelen cümleleri: Zahit, buraya gel. Bu adam bizi hapse falan göndermeyecek.

Filmde, babaları Taliban için savaşırken öldü sandığı için yeniden evlenen annelerinin, babalarının dönüşünden sonra hapse gönderilmesi yüzünden babalarına annelerini affettirmeye çalışan ve aynı zamanda babaları da hapiste olduğu için hayatta kalmaya çalışan iki çocuğun hikayesi anlatılmaktadır. Gece mahkumu olarak hapiste kaldıkları süre zarfında dışarı çıkabilen Read the rest