Cihad’a hapis, anasına gözyaşı…
By Cemile Bayraktar on Ağu 28, 2011 in vicdan
Anne Yüreği-Kadın Yüreği
Bu yazıyı yanan ve sulanan gözlerim nedeniyle zor şer yazıyorum, çünkü ikindi ve iftar arası mütemadiyen ağladım, orucumu zehir zemberek açtım, niye mi? anlatayım…
Ramazan’da mecbur kalmadıkça evden çıkmam, mecburen çıktım, eve dönerken erkek kardeşimi aradım ve beni almasını söyledim, oruçlu, canı istemiş “bana pasta al” dedi. Aldım, yolun köşesinde onu bekliyorum, benim binmem için aracı 2 dakika durdurdu. O sırada arkada deli gibi korna çalan diğer aracın şoförüne “e devam et” gibi bir şey söyledi. Aman sen misin söyleyen, araçtaki baba ve oğul fırladı ve kardeşimin üzerine yürüdü. Elimde kardeşime aldığım pastanın poşeti sokağa fırlatmamla önlerine dikildim. Babaya hitaben, “hadi onlar genç, koskoca adam araçtan iniyorsun” dedim. Ne mümkün, durmuyorlar… Benim gibi minyon biriyseniz 2 adamı zapt etmek mümkün değil ama işte abla yüreği, anne yüreği gibi orada dikiliyorsunuz… Neyse çok şükür Allah’tan bir arbede olmadı, aracımıza binip evimize geldik. Ama içimde hala o anın korkusu mevcut.
Hani anne yüreği, abla yüreği diye bir şey var ya; aslında o kadın yüreği… Birbirine karşı sertleşen erkekler arasında, abla olarak, anne olarak, eş olarak ezilen bizim yüreğimiz…
Bir evden bir kurban yeter!
Ben üniversiteye hazırlanırken, babamın bir arkadaşı “Cemile, sen de baban gibi ilahiyat mı okuyacaksın?” diye sorunca, babam “Bir evden bir kurban yeter” demişti. Bazen bir evden bir kurban yetmiyor…
Muhammed Cihad Saatçioğlu, sivil eylemlerde gördüğüm, bir kez de Roni Margilues’i ziyarete gittiğimizde kısaca sohbet ettiğim bir kardeşim. Annesi Hüda Kaya Başörtüsü ile ilgili bir yazısı sebebi ile 312. Maddeden hapis yattıktan sonra 99 da üç kızı ile birlikte idam ile yargılanan bir kadın… Bir evden bir kurban yetmedi!
Tutuklanma
“21 Ağustos 2011 Pazar günü Taksim’de düzenlenen barış yanlısı eyleme katılmak üzere Taksim’e gelen Muhammed Cihad Saatçioğlu, izin verilmeyen yürüyüşün iptal edilmesine rağmen gözaltına alındı.
Çıkarıldığı mahkemece serbest bırakılan Saatçioğlu, daha sonra tekrar ve bu kez Terörle Mücadele (TEM) ekiplerince alındı.
Şiddet karşıtı duruşu zaten bilinen aktivist, buradaki sorgusunda da, şiddet eylemleriyle asla alakasının olmadığını ve barışçı olmayan hareketlere karşı olduğunu ifade etmesine rağmen PKK ile ilişkilendirilerek tutuklandı ve Metris Cezaevi’ne gönderildi.
Avukatlarının, 5 ay sonraki mahkemeyi beklemek durumunda bırakılan Muhammed Cihad Saatçioğlu’nun, hemen serbest bırakılması için girişimlere başladığı belirtiliyor.” Analiz Merkezi
Lütfen Sessiz Kalmayın!
Muhammed Cihad, birçok aktivistin yakından tanıdığı bir genç kardeşimiz. Ramazan arifesi “kan akmasın” diye katıldığı sivil bir eylemde tutuklandı. Yarın, öbür gün bayram, kan akmasın diye bağıran bir insanın susturulduğu bir yerde bayram ancak ütopyadır.
Nerede ah o eski bayramlar diye hayıflandığımız klişeler arasında acaba biz de “nerede o eski baskılar, tutuklamalar” diye bu acıların geçmişte kaldığını görebilecek miyiz? Yoksa…
Akşamüstü yaşadığı tatsızlıktan dolayı yüreği harman yerine dönmüş bir abla olarak kardeşimi pastasını yerken izlerken Hüda ablanın yüreğini düşünüp, endişesiyle hem hal olmaya çalışırken, elimden gelen “yazmak” dışında bir şey olmadığı için oldukça müteessirim. Emin olun, siyasi-ideolojik farklılıklarımıza takılmadan, bu haberin ulaştığı herkes şuncacık ses verse, işte o gün “bayram olur“…
“Hadi onlar genç”
Türkiye “devletin baba” kabul edildiği bir coğrafya… Hatta “devletin bekâsı için” her tür zulme yutkunulan bir coğrafya…
İsterseniz “devletin baba” olmasına destek verin, isterseniz “sınırlı devlet” ideolojisini benimseyin; devletin sosyal hayatın içine bu denli müdahale ettiği, babalık ettiği bir yerde, eğer devlet bir yerde yanlıştaysa ve ona doğruyu, belki olması gerekeni vatandaşı olan çocukları telkin ediyorsa, o babanın “birilerinin üzerine yürümek” yerine, birbiri üzerine yürüyenlere “sükûnet” telkininde bulunması gerekir. Herkesten önce halkı üzerine yürümesi değil! Bilmem anlatabildim mi?
2 [?]



5 Yorum
Yazan:abdullah özdemir. Tarih: Eyl 4, 2011 | Reply
yahu ne işin var kanlı katillerin imha edilmesi için yapılan bir harekata karşı yapılan eylemde.
pkk gün geçmiyor ki bir kaç askerimizi öldürmüş olmasın
bir eylem yapılacaksa pkk ya karşı yapılmalı değilmiydi.
suçu savunmak suçtur ama suçluyu savunmak en büyük suçtur.
umarım ki düşünce erozyanından erken kurtulur
ve yine umarım ki erken tahliye olur.
Yazan:Alper Gürkan Tarih: Eyl 5, 2011 | Reply
Muhammed Cihad, devletle arasına mesafe koyan herkesin dikkatini çekti bir anda. Bugünlerin mağruru Star gazetesi tarafından da “terörist” ilan edilmesi, okuyana yeterli mesajı veriyor.
Bir not: AP’in bir araştırmasına göre “dünyada son 10 yılda ‘terörist’ olarak hüküm giyen 35 bin 117 kişinin 12 bin 897’si, yani toplam sayının üçte birinden fazlası Türkiye’de.”
Mekanizma aynı: Öncekiler irticacı diyordu, şimdikiler terörist diyor. Mesele arpalıklara dalan tavuklara “kış kış” deme meselesi, başka bir izah biçimi yok bunun.
Yazan:Kemal Tarih: Eyl 5, 2011 | Reply
Alper Bey hizli konustunuz gibi geliyor bana.
tabi ki “terorist” oldurmekle teror bitmez. Turkiye’nin en buyuk hatasi bu. Genel Kurmay hala 160 tane oldurdum filan diye boburleniyor. Buyuk hata.
ama diger yandan sizin bakis acinizi da hatali buldum.
Devlet teroru kadar PKK teroru de gerçek, adina “teror” demek istemiyorsaniz baska.
AP veya bir baska referans ne kadar gecerli? ABD “terorist” dedigi ulkeleri kadin cocuk demeden bombaliyor. Sadece 1ci korfez savasindan sonra uygulanan BM ambargosu 500.000 irakli cocuk oldurdu. BES YUZ BIN!!!
Sonra “terore karsi savas” adina irak ve afganistanin canina okudu.
simdi 35 kisi “terorist” die hukum giyse ne olur giymese ne olur? Uygar(!) Bati milyonlarca insani “terorist” diye damgaladi ve dogrudan/dolayli olarak oldurdu, olduruyor.
Yazan:Alper Gürkan Tarih: Eyl 6, 2011 | Reply
Mesele Muhammed Cihad meselesi. Ki ondan evvelinde de bu ülke de sağ ve sol adına terör örgütü üyeliğinden hüküm giyenlerin sayısı epey fazla. Misal; parasız eğitim gibi absürd bir talep için pankart açan öğrenci ya da şu haber http://www.evrensel.net/news.php?id=8574 veya bu http://siyahturk.com/haber/pusi-takmak-suc-mu/12797 .
Ki bunlar son dönemin bir kaç tanesi, nicesi var…
Terör meselesiyse terörizm kavramı üstünden hiçbir zaman doğru düzgün tartışılmadı bu ülkede. Milliyetçilik yüzünden tartışılmayacak da. Örneğin geçenlerde Mehmet Altan şöyle bir soru sordu tvde: Cenazesine 50.000 kişinin katıldığı birisini terörizmle ilişkilendirmek ne ölçüde makul?
Terörü geçip şiddetten dem vuracaksak şahsen ben tatlı su liberalleriyle aynı safta yer almıyorum: 1984 Eruh baskını bir sembol olarak 12 Eylül terörü ile doğrudan ilişkilidir. Tarihi güçlü olanın yazdığı gibi gündemin doğrularını da güçlü olan belirliyor “öncekiler irticacı diyordu şimdikiler terörist diyor” dememdeki gaye budur.
Associated Press’i bir referans almayabilirsiniz ama bu Türkiye’deki terör damgacılığı gerçeğini değiştirmez. Abd’nin ya da bütün olarak Batının tavrının da ne olduğunu biliyoruz elbette ama ben Abd hükümetine vergi vermiyorum. Doğal olarak hesap sormak istediğim makamlar da Ankara’da yerleşik.
Yazan:Kemal Tarih: Eyl 6, 2011 | Reply
Acaba böyle düşünmek doğru mu ? Dersim’deki katliam planlarını yapan Mustafa Kemal Atatürk’ün cenazesi kaç kişilikti ? Stalin veya Lenin’in ardından ağlayanların çokluğu bu liderleri aklar mı ? Yahudileri, Ukraynalıları, Kozakları, Tatarları ve daha bir çok halkı milyonlarca masum insanı öldüren bu adamlara « terörist » demek iltifar etmek olur. Oysa cenazeleri kalabalıktı. Örnekler çoğaltılabilir.
PKK ile Ergenekon bence aynı yılanın iki başıdır. Türklerin Ergenekon ile gurur duyması ve Kürtlerin PKK’dan bir şey umması aptalca. Her iki örgüt (ki örgüt bir, etiket farkı var) de terörist örgütlerdir.
Terör ne demektir ? Fransız ihtilainden sonra icad edilmiştir. Fransızca TERREUR’den gelir. Korku demektir. Devlet terörü olarak kullanıldı ilk defa. Siyasî amaçla masum insanların öldürüldüğü her yerde terör vardır. PKK ve KCK terör örgütüdür. Ergenekon da terör örgütüdür. Türk silahlı kuvvetleri de meselâ 1990’larda devlet terörü yapmıştır. OHAL = Olağanüstü hal adı altında yapılan budur.
Bu saptama/benzetme yanlış. Düşünmek demek FARK etmek demektir. Benzetme yaparken AMALGAM yapmayalım. Karısını döven adamla işkence yapan polisi, sokakta kavga eden çocuğu aynı sepete koyarsak düşünce biter. Slogan başlar. 1980’lerin Kenan Evren Türkiyesi ya da 1990’ların Tansu Ciller + Mehmet Ağar Türkiyesi sistematik biçimde DEVLET TERÖRÜ uyguladı. 2011’in Abdullah Gül / R. Tayyip Erdoğan Türkiyesini bunlarla aynı sepete koyamayız.
O zaman “Kürt” kelimesini yazmanın suç olduğu bir Türkiye’de idik. Bugün bazı Kürt milletvekillerinin şımarık çocuk gibi “meclise gelmem bana ne bana ne” diye terbiyesizlik yaptığını görüyoruz. Aynı şey değil.
Batıya endeksli olmak kadar Batıya tersinden endeksli olmak da yanlıştır. Gerçek şu ki batı bizim mahpus “teröristlerimizi” sayacak durumda değildir. Vergi verdiğimiz idare TBMM idaresidir. Halkın oylarına talip olduktan sonra meclise gelmeyen milliyetçi Kürtler nazarımızda suçludur. Cezalarını da Batı değil Kürt halkı verecektir. Bir daha ki seçimler bu insanların oy alabileceğini sanmıyorum. Çünkü Kürtler BDP’lilerin sandığı gibi koyun değildir. Tehdit vs de bir yere kadar. Kürtlerin tokadı çok sert olacak. 4 sene sonra burada olursak “ben demiştim” derim