Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Yalnız Bir Yazar Olarak Peyami Safa’nın Fikriyatı (1) »

Türkiye edebiyatında vaziyet-i umumiye hakkında “Bizde bir edebiyat tarihine veya antolojiye girmek için edebiyata mensub olmak ne şarttır ne de kâfidir.” der Peyami Safa. Edebiyatçı olmak şart değildir çünkü ne idüğü belirsiz birkaç karalama sayesinde “şair” diye vasfolunabilirsiniz; kâfi de değildir, çünkü tuğla gibi kitabınızla hiçbir yere “tutunamadan” da ölüp gidebilirisiniz. Bunu tesbit edecek kıstaslara olan yaklaşımımızı, dünya edebiyatı içindeki yerimize bakarak bulmak mümkündür.

Peyami Safa’nın işaret ettiği husus kamplaşmalardır muhakkak. Şu bir hakikat ki; bir san’at olarak edebiyatın en zayıf noktası, ruhundaki toplumsal bağlamların yozlaştırılarak siyasi mihverlere malzeme yapılmasıdır. Ki bu sebepten ötürü birçok edebi nimet kuşa dönerken çok büyük olabilecek eserler ıskalanmıştır. Özellikle bizimki gibi siyasetin köy kahvehanelerini bile bölebildiği toplumlarda gerçek bir “anlayış” içermeyen sanat anlayışları, kamplaşmalar vesilesiyle kuruldu hep: Her grup, vasfına aldırmaksızın kendi siyasi çevresinden olana dikkat çekti, diğerini yok edebilecekmiş gibi görmezden geldi.

Bu durumun temelinde muhtemelen matbaa ile ilişkimiz yatmaktadır. Şöyle ki eserlerin çoğaltılma tekniklerinin yaygınlaştığı dönemle imparatorluğun dağılma süreci içine girdiği dönemin birbirine yakın olması sanatla ilgili bir yanlışa Read the rest

Remember Me: Bir “11 Eylül’ü Unutmayalım” Filmi »

11 Eylül saldırıları hiç şüphesiz Amerikan toplumuna bir travma yaşatmıştır. Kendi güvenli adalarında, savaşı hep uzaklarından tutmayı başaran Amerikalar o gün kalbinden vuruldu. Mağrur ve kendinden emin caddede yürüyen uzun şapkalı Sam Amca, ara sokaktan aniden karşısına çıkan bir “serseriden” okkalı bir yumruk yemiştir. Sarsılmış, ancak devrilmemiştir. Neye uğradığını şaşıran toplumun kimyası bozulmuş, ilk darbenin sebep olduğu şaşkınlık atlatılır atlatılmaz, yöneticiler dikkatini “olağan şüphelilerin” üzerine çevirmiştir. O tarihten sonra bu olağan şüphelilere neler yapıldığını, ülkelerinin nasıl işgal edildiğini gün be gün öfke ve nefretle Read the rest

“Meclis’e gitmek Kürt halkına ihanettir” »

“…KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı imzasıyla çeşitli kurum ve kuruluşlara gönderilen bir maille istenilen koşullar sağlanmadan Meclis’e gitmenin ‘Kürt halkına ihanet ve düşmana hizmet’ olduğu belirtilerek BDP’li milletvekillerinin TBMM’ye kesinlikle gitmemesi istendi…”  TAMAMI

 

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

 

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz.

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin”  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

 

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin. 

 

 

Paganini Caprice 24, Cello »

Ordumuzun kadrolu keçileri iş başında »

 

“… Uzmanlar sökülen bu cihazların, helikopterin uçuş bilgilerini muhafaza eden ve hangi noktalar arasında uçtuğunu, irtifa bilgilerini, hızını kayıt altına alan Argus 5000 CE ve SKYMAP IIIC cihazları olabileceği kaydediliyor. Her iki cihaz da kazanın ardından 29 Mart 2009 tarihinde Ulaştırma Bakanlığı Kaza Soruşturma Kurulu tarafından olay yerinde görüntülenmişti. Fakat 2 gün sonra olay yerinde çekilen fotoğraflarda cihazlara da rastlanmamıştı. Söz konusu cihazlar iki yıldır kayıp…” TAMAMI

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek  KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

Zorunlu Askerlik Gerekli mi?

Zorunlu Askerlik bir çok insanımız için bir görev ama aynı zamanda bir çile. Ülkemizi savunmanın daha akıllıca bir yolu yok mu? Bu konuyu yaklaşık bir yıl boyunca tartıştık. Üç makale işaret fişeği görevi yaptı. Yüzlerce okurumuz değişik önerilerde bulundu. Kimileri “aman dokunmayın, böyle çok iyi” derken askerliğini yapmış olan arkadaşlar tecrübelerini paylaştı. Evet, belki de ilk defa bu konu gerçekten muhatabı olanlara yani Türkiye’nin vatandaşlarına soruluyor. Zorunlu askerlik gerekli mi? Bir yıllık kolektif çalışmanın ürünü olan bu 276 sayfalık kitap konuyla ilgili herkes için birinci elden bir bilgi kaynağı. Buradan indirebilirsiniz.

Kriz mi yoksa soygun mu? »

Yedi Kule (Yeni Türkü) »

Cuma’ya gittik, dönücez! »

 

İstanbul’a gidiyoruz, yorumların onaylanması bir kaç gün gecikebilir. Dost ve akrabalara duyurulur.

 

Medine Vesikası ve Laikliğe Şerh »

Kavramlar çoğu kez kâğıt üzerinde ifade ettikleriyle kalmaz; kavramı uygulamaya koyan erkin elinde, bir noktadan, bir başka noktaya ve hatta tam zıddı bir duruma bile gelebilir. Aynen “laiklik-laisizm” kavramında olduğu gibi…

Bugün kullandığımız birçok kavramın temelinde olduğu gibi “laiklik” kavramı da köken olarak Yunan’a dayanıyor; “laicus” yani “dinsel olmayan, halka dayanan, ruhban olmayan” gibi manalar ifade ediyor. Kavramın asıl kıvam aldığı dönem ise 16. yüzyıl Reform hareketleri süreci… Ki, bu dönem Kilise’nin halka uyguladığı zulmü az biraz biliyorsanız, laikliğe geçiş sürecini anlamanız da mümkün.

Laiklik, felsefi olarak “insana, insanın ürettiğine tabi olmak” manalarına taşıdığı için “dinsizlik” olarak yorumlanıp, eleştiri alsa da, aslında bir yönetim biçimi olarak “her inanca eşit mesafede bir sistem” olması nedeniyle manasıyla uygulandığı zaman “herkese eşit mesafede adil bir düzen” olması mümkün.

  Orta Doğu ülkelerindeki diktatörlerin devrilmesi, Arap-Afrika halklarının devrim sürecinden sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk ziyareti Mısır’a oldu. Başbakan Mısır’da büyük bir coşkuyla karşılandı. Düne kadar Türkiye’de ne olup bittiğinden, Başbakan’ın adından bihaber bir Arap Coğrafyası varken, bugün Türkiye Başbakanının posterlerini Read the rest

Gözden kaçmasın: Edebiyat Fakültesi »