PKK da kemalistler gibi dinden rahatsız »
By Tahsin K. on Eki 1, 2011 in Kürtler, PKK, şiddet | 2 Comments
Önceki YazılarBy Tahsin K. on Eki 1, 2011 in Kürtler, PKK, şiddet | 2 Comments
By Senai Demirci on Eki 1, 2011 in Kürtler, PKK, şiddet, Ulus-Devlet, vicdan | 0 Comments
[1 mayıs 2010’da Senai Demirci’nin kişisel sitesinde yayınlandı.]
“Dicle kenarında bir kurt aşırsa koyunu/Gelir de adl-i İlahî Ömer’den sorar onu.”
Dicle kenarı, koyunun kurda kapılmasını bile haksızlık görecek denli huzur yurdu, barış iklimi… O gün bugündür Ömer’ce bir duru(lu)şun kıyısını bekliyor Dicle. Ömer’ce bir dirilişin yatağında kıvranıyor Dicle… Kardeşi Fırat da kadim medeniyetlerin akıl emeği, gönül nuru kütüphanelerindeki derin okuyucularının kulağında huzur veren bir çağıltı olarak aktığı günleri özlüyor.
***
Dicle’den haber alıyorum ara sıra… “Fırat parmaklarını kıpırdattı” diyor. “Anlamıyoruz ama bazı kelimeleri heceliyor” diye heyecanlanıyor. Dicle ve Fırat, herkes gibi bu iki nehrin arasına gönlünü koymuş bir babanın hasreti… Kızının adı Dicle; merhamet nehri olsun diye… Oğluna ise doğar doğmaz Fırat demiş; kurak topraklara serin umutlar taşısın diye…
Gelin görün ki, Fırat “iki nehrin arası”nda, ne idüğü belirsiz, galibi belli olmayan, kayıpları rakama sığmayan, kaybettirdikleri dile gelmeyen bir savaşta şakaklarından vurulmuş… Batı’da yaşayan bir babanın Doğu’dan devşirdiği ümitleri uğursuz bir şarapnelin ucunda parçalanmış… Dicle ise ne zamandır kardeşine yanıyor. Baştan ayağa felç Fırat’ın dudağının belli belirsiz kıpırtılarına asıyor hayallerini. Fırat’ın puslu geleceğine bir ışık sunmak üzere çırpınıyor, çırpınıyor.
***
Bizim unutkanlığımızla kapattığımız yaralar, duyarsızlığımızla susturduğumuz çığlıklar Fırat ve Dicle kadar canlı ve dipdiri akıyor. Fırat’ın vuruluşunu haber yapan gazeteleri çoktan çöpe attık ama Fırat’ın yarası hâlâ Dicle’nin hayatının sürmanşetinde kanıyor. Biz “yaralı kurtulan asker”, “ölü ele geçirilmiş terörist”, “memleketlerinde törenle toprağa verilen şehitler” gibi şablon haberlerin ardından yine Read the rest
By Fatma Sancak on Eyl 29, 2011 in Laiklik, Muhafazakarlık, Toplum | 2 Comments
İslam, Kuran-ı Kerim’de varlığını sınırları ile kesin bir şekilde ortaya koymuş bir dindir. Ancak Müslümanlık, yaşandığı topluma göre şekil değiştirmektedir. Misal Arap Müslümanlığı, Boşnak Müslümanlığı, Türk Müslümanlığı vs. birbirine göre farklılık göstermektedir.
Müslümanlar arasında İslami yaşamın çeşitlilik göstermesi başlığındaki “Türkiye Dindarlığı” başlığı altında Cemaatleşmeler ve Tarikatlaşmalar ile şekillenen alt yapılar da mevcut çeşitliliği çoğaltmaktadır.
Türkiye’de mevcut olan totaliter laik anlayış, Türkiye Dindarlığının şekillenmesinde etkili olması yanı sıra bu alandaki çalışmaların kısıtlanmasında da etkili olmuştur. Bu nedenle bu alana ait çalışmalar ya azınlık da kalmıştır yahut geniş kitlelere ulaşması bir şekilde engellenmiştir.
Bir toplumdaki sosyal yapı ve yönetim biçimi, o toplumdaki bireylere bir şekilde sirayet eder. Misal, Türkiye’de devlet, bir başka deyişle resmi ideoloji, kendi varlığını koruma pahasına kendi vatandaşlarını bastırmış, hiçe saymış ve hatta bunu anayasal bir çerçeveye Read the rest
By Senai Demirci on Eyl 29, 2011 in Irkçılık, Kemalizm, Ulus-Devlet, Ulusalcılık | 15 Comments

“… neden biz aklı başında insanlar hâlâ daha, yalan konuşmasını hiç bilmeyen küçücük Kürt çocuklarına, kara gözlü sarı saçlı utangaç Berfin’lere, ayakkabısız ve elbisesiz fukara Baran’lara, bal gibi yalan olduğunu bildikleri halde, her sabah “Turkimm, dogriyim…” dedirtilmesine en azından kalben buğz edemedik? Ve neden herkes “damarlarındaki asil kan”a güvenmek zorundaymış? Bu kan başkalarında olunca asaletini mi kaybediyor? Neymiş alyuvar ve akyvurlarda ibaret kanın içindeki o asillik, neredeymiş o asalet?…”
[10 şubat 2010’da Senai Demirci’nin kişisel sitesinde yayınlandı.]
Bizim ırkçılığımız, türk-kürt eksenli de değil sadece, sünni-alevi eksenli, zengin-fakir eksenli olanları da var. Öyle renkler üzerinden ayırdedilebilecek kadar da görünür değil; örtülü, gizli, sinsi, hatta din kisvesine bürünmüş gibi. Bilinçaltımıza yumuşacık yerleşmiş şöyle bir kabullenme var meselâ Read the rest
By Editorden on Eyl 28, 2011 in Site İstatistikleri | 0 Comments
By Mehmet Yılmaz on Eyl 28, 2011 in İnsan, Kitap Sohbeti, Tasavvuf | 2 Comments
Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud 13 ağustos 1937’de Marie Bonaparte’a yazdığı bir mektupta şöyle diyordu:
“Hayatın anlamını sorgulamaya başladığınız andan itibaren hastasınız demektir”
Hayatın anlamını sorguluyorum. Ama hasta değilim. Sadece İnsan’ım diye düşünüyorum. Bana faydası ya da zararı olmayan papatyayı, kuşların sesini “güzel” buluyorum. Benden asırlar önce yaşamış “adil” bir krala karşı sevgi duyuyorum. Neden böyleyim? İçimde bir ses var, benden daha içeride bir “ben”; her şeyin mükemmelini seviyor, arıyor, istiyor. Güzel’i ve Adalet’i seven bu iç-Ben kulağıma sürekli “homo-economicus” olMAdığımı fısıldıyor. Bir yeme içme makinesi değilim, bunu biliyorum.
Ama bugün içinde yaşamakta olduğumuz “modern” toplum bizi ekonomi denen makinenin bir çarkı gibi görüyor. Ya bir malı/hizmeti tüketiyorsunuz ya da sonradan tüketebilmek için bir şeyler üretmekle meşgulsünüz. Bu insan tasavvuru hissiyatıma tekabül etmiyor. Herkesin “soğuk” dediği bir cisme dokununca elim yanmış gibi oluyorum. Çoğunluk ne derse desin içimde bölünemez ve ölemez bir iç-ben var. Bu iç-Ben Mezarda kurtlara, böceklere yem olMAyacak, çürüyüp kokmayacak çünkü eşya değil, atomlardan müteşekkil değil. Bunu bilmek için ne psikanalist olmaya gerek var ne de ilâhiyatçı:
“… Eğer bir insanın parmağı veya eli veya ayağı kesilse onda hiç bir eksiklik olmaz. Yine nasılsa o halde var olmaya devam eder. Bütün beden yok olsa bile insan yok olmaz. […] Bir kimsenin kendi cisminde ve cesedinde irade sahibi olan cüz’î ruhuna nefs-i nâtıka derler. Ancak vahdet ehli katında nefs, ruh, kalb, akıl ve sırr tek şey kabul edilir. İnsanın nefs-i nâtıkası cisim ve cismanî değildir. Bununla beraber bedenin dahilinde ve haricinde tedbir ve tasarruf Read the rest
By Katrin Baskiotis on Eyl 28, 2011 in BDP, PKK, Terör, Ulusalcılık | 0 Comments
“…Ben Kürt haklarının PKK ile yapılan müzakereler için rehine durumuna düşürülmesine itiraz ediyorum. Kürt diline özgürlük, özerk yönetim, Kürtlerin kolektif haklarının tanınması PKK’nın silahını almak için müzakere kartı olmamalı. Bunları müzakere ederek PKK’lı olmayan Kürtlerin hakkını da gasp etmiş olmuyor muyuz?…” (Eski Taraf)
… Bu konu ilginizi çekiyorsa…
Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler
Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz.
“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız. “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin” demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*) İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.
By Editorden on Eyl 27, 2011 in Sitede Yaşam | 3 Comments
“…
Cemile Bayraktar Türkiye ve dünya önemli kırılma noktalarından geçerken olanlara yazarak cevap vermeye çalışan, sistemli okumalar yapan, genç çalışkan bir yazar. […] yazma macerası(yazmak daima maceradır)istikrarlı bir şekilde devam ediyor. Yine aynı sitede e-kitap şeklinde yayınlanan “Kendi Ülkesini İşgal Eden Ordu” adlı bir kitabı var.
Rize kökenli olup üç kuşaktır Samsun’da yaşayan bir ailenin kızı ve yaşadığı şehirden bu dünyanın acılarına müdahil olmayı, hakkaniyeti arayan yazıları ve internet üzerinden eylemlere verdiği destekle haksızlıklara, eşitsizliklere karşı durmayı başarıyor Cemile. Daha çocuk yaşta annesinin de dahil olduğu bir gurup kadının Bosna Çeçenistan Filistin gibi yaralara melhem olmak, direnişe güç vermek için yaptıkları çalışmaların, tefsir derslerinin, Kur’an eğitiminin içinde büyümüş, direnmeyi bu kadınların arasında öğrenmiş.
Cemile 28 Şubat sürecinde 19 Mayıs Üniversitesi Mimari Dekoratif Sanatlar bölümünde okurken yasakları duymuş fakat ‘yok olmaz, benim okulumda olmaz’ diye düşündü. Ancak bir gün öğrenci işlerinde çalışan memurun peşinden koşup bir kağıt uzatmasıyla gerçekle yüz yüze geldi. Halk otobüsleri bile durdurulup genç kızların başları açtırılmaya başlanınca…” TAMAMI
… Bu makale ilginizi çektiyse…
Kendi ülkesini işgal eden ordu
Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.