Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Katil devletler… Kâfir İnsanlar… »

İranlı bir düşünür olan Abdulkerim Suruş, vaktiyle Ayetullah Humeyni ile yan yana yürümüş ancak Humeyni’nin 1979 İran İslam Devrimi sonrasındaki siyasetinden dolayı hayal kırıklığı yaşamış, Kuran-ı Kerim’in tarihsel olarak yorumlanması gereğine inanan, İran Reform Hareketinin önemli bir ismidir.

Abdulkerim Suruş’un İslami Yorum Dergisinde yayımlanan ‘Tanrı’ya Yemin Ediyorum ki Tanrı Yok!’ başlıklı makalesini Hamdi Tayfur çevirisiyle okudum.

Eğer katı gelenekçi, insandan uzak, selefi bir zihne sahip değilseniz, makaleyi ve makaleye konu olan insan dramını okurken gözyaşlarınızı tutmanız mümkün değil. Öyle acı, öyle içerden bir yanı var.

Şuruş, yazısında kendisi nedeniyle damadının İran rejimi tarafından tehdit edilmesini ve damadının gördüğü işkenceyi yazmış. Damadının işkence sonrası üzüntülerini Allah ile teskin etmeye çalışan Suruş’un aldığı cevap: “Dr. Suruş, bana Tanrı’dan bahsetme: Tanrı yok!… Ben dondurucu morgda suçsuz ve savunmasız bir şekilde acı çekerken Tanrı neredeydi? Bana yardım etmesi için yalvarırken ve çığlıklar atarken O neredeydi? Bu utanmaz hayvanlar benimle alay ederken, pervasızca bana saldırırken Tanrı neredeydi? Tek olan, yüceler yücesi olan O Tanrı, üç canavar üzerime atlayıp duygusuzca “Allah’ın adıyla! (Bismillah diyerek)” bana vururlarken neredeydi?” Read the rest

Ampul kirleniyor mu? »

“…Nedir AKP’nin bu mafya düşkünlüğü?

Futbol, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de mafyanın yeni nüfuz alanlarından biri. Mafyanın iki çok büyük kazancı var futboldan. Birincisi bahis oyunlarını şikeleyerek oradan yüz milyonlarca dolar vuruyor, bu parayla kendine, hem devlet içinde, hem devlet dışında yandaşlar ediniyor, güçlenip kökleniyor.

İkincisi, zehirli bir duman gibi ağır ağır yayılarak futbol kulüplerinin yönetimlerine tırmanıyor. Futbol taraftarının mantıkla açıklanamayacak tutkusunu ve galip gelme arzusunu, tehditle, parayla, şikeyle sağladığı galibiyetlerle tatmin ederek kendine büyük bir taban sağlıyor. Özellikle Anadolu’daki küçük kulüplere çok rahat girerek, kısa zamanda kulüp başkanlıklarına kadar tırmanıyor. Elindeki futbol takımları çoğaldıkça, futbol dünyasında kurduğu ağ da genişliyor. Adım adım ilerleyerek bütün futbolu denetleyecek bir konuma geliyor.

Yedi ay önce çıkan şike yasası bu gelişmeyi durduracak bir yasaydı. Ağır cezalar caydırıcıydı. Şimdi AKP yüz seksen derece çark ederek, kendi yaptığının tam tersi bir yasa hazırlayıp fevkalade şaibeli ve kirli bir oyunun baş aktörlüğüne soyunuyor. Baştan aşağıya kire ve şaibeye bulaşıyor…” Ahmet Altan

Son 90 günde en çok paylaşılanlar »

  1. Dersim Katliamını Atatürk Yaptı!
  2. Yaşar’ın Namaz problemi, Ayşe’nin Kur’an problemi
  3. Yıldız Ramazanoğlu ile sohbet
  4. Kötülük’ten Güzellik çıkar mı? – C.Baudelaire’in şiirleri, O.Dix’in gravürleri
  5. CHP yeniden iktidar olursa yeni Dersimler olacaktır
  6. “Aslında piç olmak iyi bir şey Hocam! Bir kere hiç akraban olmuyor, bu çok iyi bir şey…”
  7. Yaban Çilekleri Smultronstället / Wild Strawberries / Ingmar Bergman
  8. Yunanistan kumar masasında ütülürken…
  9. CHP’nin Ne Olduğunu İfşa Eden AKP, DP’nin Mirasıyla da Yüzleşebilecek mi?
  10. Hocam, kadın fitne midir?
  11. Kırık parçalar (Marilyn Monroe)
  12. PKK’nın sonu ETA gibi olmayacak malesef (… çünkü Kürtler PKK’ya tamamen sırt çevirse bile PKK ayakta kalabilir)
  13. İnsan Öldürenler Sevilmeye Muhtaçtır
  14. Hayek’in Kölelik Yolu’nda otostop…
  15. Bir Ayrılık/ Jodaeiye Nader Az Simen (2011)
  16. Dünyaya dair tespitler ve Kuran’a dayalı çözümler…
  17. Sırrı Süreyya Önder’e düşen görev
  18. Binbaşı Ersever’in itirafları (Soner Yalçın)
  19. Yıldıray Oğur Mavi Marmara şehitlerini neden sattı?
  20. KCK Davası, Profesörler ve Eşşekler

Falun, Dalarnas Lan (Norveç) »

Orada bir Derin Düşünce okuru var (Manitoba, Kanada) »

Kasım ayında en çok okunan kitaplar »

Kasım ayında 10.074 kitap indirilmiş e-kütüphanemizden. 51 kitap arasında ilk 10’a girenler 4334 indirme ile %40’ı geçmişler. Türkiye’de darbeler ve e-muhtıralar dönemi geride kaldıkça okurlarımızın Sanat’a, Tarih ve Düşünce’ye olan ilgisi artıyor. Eskiden ilk 10’a giren yazı ve kitaplar tamamen darbe ve terör ile ilgili iken bugünlerde net bir “renklenme” var ki sevindirici bir durum. 

  1. Derin MAЯҖ
  2. Kendi ülkesini işgal eden ordu
  3. Müslüman’ın Zaman’la imtihanı
  4. Roman nedir? Nasıl Yazılır?

Silkiniyorum, ayağa kalkıyorum, direniyorum, başkaldırıyorum! »

“Ona söyle, ona ordudan bahset, ona ordudan gurur duymasını söyle. Ona ölü kızların ailesinden bahset, ona onların isimlerini söyle neden olmasın, ona söyle [ki] tüm dünya biliyor o neden bilmesin [ki]? Ona orada ölü bebekler olduğunu söyle, bebekleri görmüş mü? Ona utanacak hiçbir şeyinin olmadığını söyle. Ona bunu kendi kendilerine yaptıklarını söyle. Ona, insanlar kendileri için üzülsünler diye kendi çocuklarının öldürülmelerini istediklerini söyle, ona onlar için üzülmüyorum de, ona onlar için üzülmemesini söyle, ona üzünülmesi gerekenin bizler olduğumuzu söyle, ona bize acı çekmekten bahsedemeyeceklerini söyle. Ona şimdi bizim demir yumruk olduğumuzu söyle, ona bunun savaş sis perdesi olduğunu söyle, ona güvende olana kadar onları öldürmeyi bırakmayacağımızı söyle, ona ölü polisi gördüğümde güldüğüm de, ona onların şimdi yıkıntılarda yaşayan hayvanlar olduğunu söyle, ona onları [tümden] yok etmiş olsak üzülmeyeceğim de, sadece dünya bizden nefret ederdi, ona eğer dünya bizden nefret etse umursamam de, ona bizim daha iyi kinciler olduğumuzu söyle, ona bizim seçilmiş insanlar olduğumuzu söyle, ona de ki onların bir çocuğunu kanlar içinde görüyorum ve ne hissediyorum? Ona bu [çocuk] o değil diye mutlu hissettiğimi söyle.”*

  * Yedi Yahudi Çocuk: Gazze için bir Piyes (Seven Jewish Children: A Play for Gaza)İngiliz oyun yazarı Caryl Churchill tarafından 2009 yılında yazılmış bir oyundur.

  İntifada, bir direnişin adıdır. Dünyanın en güçlü ve en acımasız ordularından birinin teknoloji harikası(!) silahlarına karşı bir halkın çocuklarıyla başlayan, bir direnişin adıdır.

  İntifada, zalimlerle mazlumların savaşı, füzelerin karşısında Filistin taşlarının Read the rest

Hakikat, Arayış ve Sanat »

Mondrian, bu yaşam güzelleştikçe sanat da ortadan kalkacaktır, diyor; sanat için amacını da ortaya koyarak. Öyleyse sanat hiç ortadan kalkmayacak, sûr’a üflenilecek ân gelene değin… Aristo, Platon, Plotinus, Schelling, Hegel, Kant, Klee, Kandinsky, Mondrian… Sanata dair bunca söylemin içinde Schelling şöyle diyor:

“Sanat, sonsuzun sonludaki ifadesidir; nesnel olmayanın objedeki ifadesidir…”

Sonsuz ifade edilebilir mi? “…şeylerin tek bir biçim halinde algılandığı dünyada, sanatçı ancak orada yüksek bir gerçekçilikle idrak edebilir, görünene karşıtmış gibi duran hakikatleri…” diyor Stefan Zweig Üç Büyük Usta’da. Bu noktada sanat, algı dünyasının üzerinden sızan hakikatlerin sızdığı bir kapı olur ve sanatçı onun içinden geçmeye çalışan, anlamaktan öte idrak eden, arayan kişi. Arayışın adıdır ya sanat, aranılan hakikatse onunla yükselirken sanatçı, onunla kimsenin talip olamadığına, seçilmişlerin yolundan gitmeye, burjuva rahatlığından vazgeçerek ömrünü feda etmeye Read the rest

İstanbul’un yüzünde eski gölgeler »

“…Geçen gün Maçka’dan Teşvikiye’ye doğru kıvrılırken, bir okulun önünde etkinlik yapıldığını gördüm. İçeride Şişli’nin belediye başkanı konuşuyordu, belki bir açılıştı, bilmiyorum. Alkış sesleri geliyordu. Sokağa asılmış flamalar arasında Atatürk flaması da vardı doğal olarak. Üzerinde şöyle yazıyordu: “Sizi izliyorum.”

Ah dedim, onun bizi izlediğini düşünenler yüzünden AKM adlı kazulet bina orada öylece çürümeye terk edildi. İçindeki onca hatırasıyla. AKM gibi bir feci binayı yıktırmamak için bazı çağdaş sanatçıların ortalığı nasıl ‘laik endişe ve irtica korkuları’yla velveleye verdiğini hatırlıyorum da, bu mudur diye yazmıştım kaç kereler: Bu mudur sahip çıktığınız, cumhuriyetin simgesi haline getirdiğiniz ‘hayat tarzı’nı temsil eden mimari? Bu bina ile mi çoğulcu, görkemli büyük medeniyet olmayı iddia etmiştiniz? …” TAMAMI

Tiryakiler sözü tadından tanır; etiketinden değil »

Said Nursî “Bana yazdırıldı” derken peygamberlik mi iddia eder?

Söylemedi demeyin. Aşağıda okuyacağınız, katılıp katılmamakta tereddüt edeceğiniz ifadeler herhangi bir ilahiyatçı ya da tıpçıyı hedeflemiyor. Yazıda sadece “ilahiyatçılık” ya da “tıpçılık” tarif edilmeye çalışılıyor.
“İlahiyatçılık” ya da “tıpçılık” bir tavrın adıdır. Öyle ki, “ilahiyatçı” olmak için ilahiyatçı olmak gerekmediği gibi, tıp doktoru olmayanlardan da “tıpçı” olmak beklenebilir. İlahiyat ya da tıp eğitimi alan ya da veren muhterem insanları kınamak değil elbette maksadım, ancak ilahiyatçı ya da tıpçıları da etkileyebilecek bir savrulmaya dikkat çekmeye niyetliyim.
Şöyle ki: Tıpçılar nasıl insanın selameti için insanı kadavralaştırıyorsa, ilahiyatçılar da dini biçimsel kategorilere ayırırlar. Ben de bir tıpçı olarak gayet iyi biliyorum ki, kadavra üzerinde çalışırken de, yoğun bakımda ya da acil serviste bir insanın hayatın kurtarmaya çalışırken de insanla samimi olmak zorunda değildir hekim. Cerrahlar insanın kendisine muhatap olmadan, muhatap olmak zorunda kalmadan, muhatap olmaya ihtiyaç duymadan, insanın gözünü, dizini, beynini Read the rest