Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Ak Parti kan mı kaybediyor? »

“… kendine “Adalet ve Kalkınma Partisi” adını koyan bir oluşumun vekilleri eğer “şike cezasında indirim” için yasa çıkartabiliyor, buna mukabil N.Ç. davasına karşı yaptırımsız kalabiliyorsa bu Ak Parti’nin kan kaybettiğinin en büyük ispatıdır. Adaletsizlik lehine yasa çıkarmaktan, sadece bir kesime adalet aramaktan daha ayıp bir şey tasavvur edemiyorum…” 

 “…Ak Parti İslami kökenden gelenlerin kurduğu bir parti olarak sadece dindar kesime değil aynı zamanda özgürlükçü Solcular ve Liberallere de attığı adımlarla umut oldu. Ancak Türkiye’de laik kesimden, dindar kesime kadar sinmiş bir muhafazakârlık var. Ak Parti hem kendi içindeki muhafazakâr yanların etkisiyle, hem de oy kaygısıyla mevcut seçmenindeki muhafazakâr tarafa yönelik eylemler yaptığında, kendini aidiyette sıyırmış, hakkaniyet ölçüsüne sahip dindar kesimin sempatisini kaybediyor. Bunun yanı sıra hak ve özgürlükler konusunda Liberal ve özgürlükçü Sol kesiminde sempatisini kaybediyor, dahası bu kesimlerden tepki alıyor. Örnekleyecek olursam Demokratik Açılım için düğmeye basmış bir partinin, anadil konusunda çözüme gitmemesi büyük hayal kırıklığıdır…”  (Cemile Bayraktar ile sohbet) TAMAMI

 

… Biraz daha okumak…

 İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz. 

 

 Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

Laik orduya mücahid olmak »

“…Bedelli askerlik hakkı tanındığından beri okur kitlesinin çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu gazetelerde çok ilginç yazılarla karşılaşıyorum. Bazı köşe yazarları, herhangi bir şerh bile düşmeye gerek görmeden, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne âdeta bir İslâm ordusu gibi yaklaşıp, askere gitmenin dinî bir vazife olduğunu anlatmaya çalışıyorlar. […] Öncelikle askere gitmek zorunda kalan Müslüman erkeklerin yaşadığı sıkıntılardan bazılarını sıralayalım:

  • Namazını komutana ‘çaktırmadan’ edâ etmeye çalışmak ya da edememek,
  • ‘Vatanî görevi’ Ramazan’a denk geliyorsa oruç vazifesini yerine getirememek,
  • Başörtülü eşi ve ailesinin yemin törenine katılamaması,
  • Yemeklerin öncesinde “Tanrı’ya hamdolsun” demeyi kanıksamak zorunda kalmak,
  • Edirne-Keşan’daki 4’üncü Mekanize Piyade Tugayı’nda olduğu gibi ordu mensupları bilerek domuz eti servis ediyorsa ses çıkarmamak (Zaman, “Mehmetçike domuz ve at eti”, 9.12.2011),
  • İzzeti nefsini yerle bir etse de komutanının tüm hakaretlerini hatta bazen dayağını başı önünde karşılamak…

Alın size İslâm ordusu, değil mi? …” TAMAMI 

 

 

… Askerlik konusunda okumak için…

Zorunlu Askerlik Gerekli mi?

Zorunlu Askerlik bir çok insanımız için bir görev ama aynı zamanda bir çile. Ülkemizi savunmanın daha akıllıca bir yolu yok mu? Bu konuyu yaklaşık bir yıl boyunca tartıştık. Üç makale işaret fişeği görevi yaptı. Yüzlerce okurumuz değişik önerilerde bulundu. Kimileri “aman dokunmayın, böyle çok iyi” derken askerliğini yapmış olan arkadaşlar tecrübelerini paylaştı. Evet, belki de ilk defa bu konu gerçekten muhatabı olanlara yani Türkiye’nin vatandaşlarına soruluyor. Zorunlu askerlik gerekli mi? Bir yıllık kolektif çalışmanın ürünü olan bu 276 sayfalık kitap konuyla ilgili herkes için birinci elden bir bilgi kaynağı. Buradan indirebilirsiniz

  

 Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

 

Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek  KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

Yük ve Boşluk »

Vefa Önal

“Ben daha seninle dolmadığımdan kendime henüz bir yüküm” (Augustinus)

Yaşam standardımızı yükseltmek, varolanı koruyabilmek için mücadele sırtımızda bir yüktür. Bu yükten yorulur, kimi zaman kurtulmak isteriz, ama oflaya puflaya bu yükü taşımaya devam ederiz. 

Sık sık yakındığımız, üstümüzden atıp kurtulmak istediğimiz “geçim” odaklı bu yük, aslında altında ezilip kahrolacağımız çok daha ağır başka bir yükü hissetmemizi azaltır.

Bu yük Read the rest

Chopin Nocturne Op.9 No.2 »

Şike Yasası: TBMM’deki Müslümanlara açık mektup »

Şikeye hoşgörü gösteren kanunlar çocuk ticaretine, kumara, fuhuşa ve teröre yardım edecektir.

 “Yardım edebilir” demiyorum. Edecektir diyorum. Su 100°C’de kaynar demek gibi. Bilimsel bir gerçek bu. Çünkü yasal olMAyan yollarla para kazanan bir futbolcu yada klüp yöneticisi bu parayı “aklamak” zorundadır. Yani götürüp bankaya yatıramazsınız o parayı.  Akladıktan sonra? ALLAH (haşa) yutmaz ama devlet yutar.

 Kumarhaneler para aklar meselâ. Çünkü ufak miktardaki “yasal” para ile büyük miktardaki “yasadışı” parayı karşı karşıya getirmek, ilişkiye sokmak gerekir. Devlet sorarsa “bu parayı namusumla(!) buradan kazandım” demek gerekir. Kumarhaneler dışında emlâk spekülasyonları yapabilirsiniz. Değeri düşük bir arsayı Read the rest

AKP ve TBMM satılık mıdır? »

“…AKP açısından aldatılmışlık duygusu en son seçimde yeni anayasa sözü verip, anayasa yapmamak üzere komisyon kurulmasıyla ortaya çıktı. AKP’liler anayasa uzmanları Ergün Özbudun ve Serap Yazıcı gibi hocaların bu komisyonla anayasa yapmak imkânsız uyarılarını duymazdan geldi. Uyarıları kimsenin duymayacağını sandılar. Oysa o uyarılar insanların AKP’ye karşı güvenlerini sarstı. Bu uyarıların arkasından AKP tatmin edici cevap vermek bir yana bir de kendi tabanından gelen, tepkilere rağmen şike yasası çıkarmak için tabanıyla kavgaya kalkıştı. Bu AKP’nin muhafazakâr tabanında çok derin bir aldatılmışlık duygusu yarattı. Seçimler öncesinde AKP yeni anayasa yapacak diye umutlananlar şimdi AKP’nin yeni anayasa yapacağına inanmıyor.

Oysa bu ülkede insanlar Demirel’in yalanına, Erdoğan’ın yaparım dediğini yapmasına ve sahiciliğine oy verir(di). Şimdi Erdoğan’ın sahiciliği şike yasası tarafından gölgelendi ve AKP‘ye destek veren insanlarda derin aldatılmışlık duygusu yaşanıyor…” TAMAMI 

İletişim Fakültesinde yumurta atmak »

AB Bakanı ve Baş Müzakereci Egemen Bağış, davete icabet ederek Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne gidiyor ve yumurtalı saldırıya uğruyor.”

Dünyanın neresine giderseniz gidin bu bir haber midir, elbette haberdir. Enteresan olan tarafı fiilin at pazarında, balık halinde, Tepecik dolmuş duraklarında değil de iletişimci yetiştirmekle mükellef bir kurumda işlenmiş olmasıdır. Doğal olarak faillerin de birer iletişimci namzedi olmaları işi daha da ilginç hale getiriyor.

Oğuzhan Hocam daha iyi bilir, o zaman metni değiştirip yeni baştan şu şekilde yazmak daha doğru olur kanaatindeyim: “ÖSYM’nin yanlış tercihleri neticesinde İletişim Fakültesine kabul ettiği iki öğrenci, nedendir bilinmez Devlet Bakanı Egemen Bağış’a yumurta attılar.”

Zaytung haberi gibi oldu ama olayın vuku bulduğu yer göz önüne alındığında normal duruyor. İletişim Fakültesinde okuyorsan ve iletişim kurmaktan acizsen asıl bu haberdir.

Ege İletişim, benim de mezun olduğum fakültedir. Kendisi kurum olarak hayatımda o kadar çok işime yaradı ki mezuniyetimden tam on dört yıl sonra diplomayı almaya gittiğimde bana uzaylıymışım gibi bakmıştı Öğrenci İşleri yetkilileri. Yanlışım varsa düzeltsinler, benim bildiğim tarihinde çıkardığı tek ünlü bizden iki dönem önce mezun olan şarkıcı Read the rest

Demokrasinin Sınırları ve Yeni Siyaset »

(Karikatür: Taraf Gazetesi)

“… Yunanistan ve İtalya’da ekonomik krizler hükümetlerin sonunu hazırlarken, yerine geçenler uzmanlardan oluşan ekiple donatıldı. Hükümetlerin görevi, ekonomik paketleri uygulamak ve “gereğini yerine getirmek” olacak. Böylece ajanslar bize krizin çözüldüğünü bildirdiler! Aslında çözülen, liberal demokrasilerin işleyiş kalıplarıydı. Siyasetin bilenlere emanet edildiği durumlarda demokrasiden bahsedilemeyeceğinin altını çizmek gerekli.  Yaşananlar, demokrasinin sınırlarına ulaştığımızı ve yeni bir siyaset  üzerine kafa yormak gerektiğini gösteriyor …” (Yavuz Yıldırım, Ankara Üni, SBF, Araş.Gör.) YAZININ TAMAMI

… Bu konudaki son makaleler…

  1. Yunanistan kumar masasında ütülürken…
  2. Avrupa Muz Cumhuriyeti’nde darbe mevsimi…
  3. Sürdürülebilir Şerefsizlik: Çin ve Avrupa
  4. Kriz demokrasiyi de vurur mu?

 

… Liberal totalitarizm üzerine biraz okumak için…

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

 

 Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

AKP neden kazanır, CHP neden kaybeder? »

“iş”e, “hizmet”e, “proje”ye bakan, başka da bir şeye bakmayan bir dünyadır. Bu dünyaya “siyaset”le giremezsiniz, onlar sizin “hizmet” ve “proje” önerilerinize ve onları realize etme yeteneklerinize bakarlar ve takdir ederlerse sizin siyasetinizin dolaylı bir destekçisi haline gelirler; ta ki, sizin “hizmet”lerinizi “takdir” etmemeye başlayana kadar…TAMAMI

Katil devletler… Kâfir İnsanlar… »

İranlı bir düşünür olan Abdulkerim Suruş, vaktiyle Ayetullah Humeyni ile yan yana yürümüş ancak Humeyni’nin 1979 İran İslam Devrimi sonrasındaki siyasetinden dolayı hayal kırıklığı yaşamış, Kuran-ı Kerim’in tarihsel olarak yorumlanması gereğine inanan, İran Reform Hareketinin önemli bir ismidir.

Abdulkerim Suruş’un İslami Yorum Dergisinde yayımlanan ‘Tanrı’ya Yemin Ediyorum ki Tanrı Yok!’ başlıklı makalesini Hamdi Tayfur çevirisiyle okudum.

Eğer katı gelenekçi, insandan uzak, selefi bir zihne sahip değilseniz, makaleyi ve makaleye konu olan insan dramını okurken gözyaşlarınızı tutmanız mümkün değil. Öyle acı, öyle içerden bir yanı var.

Şuruş, yazısında kendisi nedeniyle damadının İran rejimi tarafından tehdit edilmesini ve damadının gördüğü işkenceyi yazmış. Damadının işkence sonrası üzüntülerini Allah ile teskin etmeye çalışan Suruş’un aldığı cevap: “Dr. Suruş, bana Tanrı’dan bahsetme: Tanrı yok!… Ben dondurucu morgda suçsuz ve savunmasız bir şekilde acı çekerken Tanrı neredeydi? Bana yardım etmesi için yalvarırken ve çığlıklar atarken O neredeydi? Bu utanmaz hayvanlar benimle alay ederken, pervasızca bana saldırırken Tanrı neredeydi? Tek olan, yüceler yücesi olan O Tanrı, üç canavar üzerime atlayıp duygusuzca “Allah’ın adıyla! (Bismillah diyerek)” bana vururlarken neredeydi?” Read the rest