Gecenin Sonuna Yolculuk / Louis-Ferdinand Céline »
By מגדל שלום מאיר on Tem 12, 2014 in Ben kimdir?, İnsan, Kitap Alıntısı | 0 Comments
“… insan yalnız yaşadığı andan itibaren kendi geçmiş yaşantısıyla ilgili konuların yükü altında ezilir. bu yük onu sersemletir. bundan kurtulmak için de, bunun bir miktarını onu her görmeye gelenin üstüne sıvaştırır, bu da bu sefer onların canını sıkar. yalnız olmak demek, ölüme yönelik alıştırmalar yapmak demektir […] sözcüklerden asla yeterince sakınmayız. öyle zararsız gibi durur sözcükler. tehlikeli bir halleri falan yoktur elbette. hava cıva, ağızdan çıkan bir takım sesler, etliye sütlüye karışmayan, kulaktan girip beynin o kocaman gevşek gri dokusunun müthiş sıkıntısı tarafından kolayca emilebilen. onlardan sakınmayız, sözcüklerden. felaketler de öyle gelir zaten… öyle sözcükler vardır ki, diğerlerin arasına gizlenmiş taşa benzerler. onlara öyle özel bir aşinalığınız da yoktur, oysa bir an da sahip olduğunuz hayatı, hem de tümünü birden, allak bullak ederler, hem zayıf yönlerini, hem de güçlü yönlerini… işte o zaman paniğe kapılırsınız… çığ düşmüştür tepenize. duyguların üzerinde sallanırsınız, öylesine idam sehpasında gibi. bir kargaşadır bu, gelip geçmiştir, dayanamayacağınız kadar güçlü, o kadar şiddetlidir ki bu, sırf duygulardan yola çıkarak böyle bir şeyin olabileceğine asla inanmazdınız …”
… Bu konuda okumak için…
“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)
“Ben” kimdir? İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan, Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. Buradan indirebilirsiniz.
(Son güncelleme: İkinci sürüm, 6 Nisan 2014)
İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot, Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.
Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca, Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …Buradan indirebilirsiniz.








“… Hayır, hiçbir zaman kurtulamadım kendimden, hatta yaşadığım bölgenin sınırlarını bile bilmiyordum. Ama oldukça geniş sanıyordum onları. Ancak, bu inanç hiçbir ciddi temele dayanmıyordu, basit bir inançtı sadece. Çünkü bölgem gidebildiğim yerde sona erseydi, bana öyle geliyor ki, bir çeşit alçalış bana bunu hissettirirdi. Çünkü bölgeler, bildiğim kadarıyla ansızın bitmez, belli belirsize birbirlerinin içinde erirler. Ve ben, hiçbir zaman böyle bir şey fark etmedim. Şu ya da bu yönde, ne kadar gidersem gideyim, gök aynı gök, toprak aynı topraktı, günler ve geceler boyu, hep aynıydı. Öte yandan, eğer bölgeler belli belirsizce birbirlerinin içinde eriyorsa, ki kanıtlanması gereken bir noktadır bu, o zaman, hep orda olduğumu sanırken, birçok kez kendi bölgemden dışarı çıkmışımdır belki. Ama basit inancımı sürdürmek daha işime gelir, bana, Molloy, senin bölgen çok geniş, hiçbir zaman çıkmadın onun dışına, bundan böyle de çıkmayacaksın, diyen inancımı. Ve onun o uzak sınırları içinde nereye gidersen git, hep aynı şey, tıpatıp aynı şey olacak. Bundan şu sonuç çıkarılabilir ki, yer değiştirmelerimin, katettiğim yerlerle hiçbir alışverişi yoktu, onlar başka bir şeyden, örneğin, göze görünmez sarsıntılarla beni yorgunluktan dinginliğe, dinginlikten yorgunluğa götüren gizli tekerlekten ileri geliyorlardı …” 













Ufuk Coşkun / Milat


