Like a Rolling Stone! »
By my on Oca 10, 2015 in Edward Hopper, Figüratif Sanat, Resim Sanatı | 0 Comments
Edward Hopper’ın en ünlü tablolarından birine bakıyoruz: Gas, 1940, 102×66 cm, Museum of Modern Art, New York. (Büyük görmek için resime tıklayın) Bütün sakinliğine rağmen endişe verici bir sahne bu. Tıpkı sinemadaki kontra-zoom gibi gözden gelen bilgi aklın beklediği gibi değil. (Bkz. Derin İnsan kitabı, korku matkabı bahsi) Meselâ yolun ve ormanın gittiği kaçış noktasına göre benzin pompalarının yuvarlak ışıklarını daha eliptik görmeliydik. Bu perspektif “hataları” Rönesans sonrası resim sanatında “metafizik” bir derinlik vermek için kullanılmış. Hopper’ın fırçasında ise metafizik bir yabancılaşmanın rumuzu.
Ön planda bir benzin istasyonu var, yolun kenarında. Mekân’ı ikiye bölen bir yol bu. Birleştiren değil ayıran bir yol. Yolun solunda ağaçların karanlığa dönüştüğü bir orman görünüyor. Zaman da mekân gibi belirsiz. Benzincinin ışıklarını fark edecek kadar karanlık ama gökyüzünü mavi bırakacak kadar aydınlık bir vakit. Kan kırmızı benzin pompaları merkeze alınmış; benzinci daha küçük, arkada ve önemsiz bir konumda resmedilmiş. Ne işini bilen bir meslek erbabı ne de gürbüz bir işçi var karşımızda. Vahşi ormandaki mevkini kaybetmiş ama makinelerin ve binaların arasında kendine yeni bir yer bulamamış zavallı mülteci. Benzincinin “çalışması” anlamadığı makinelerin düğmelerine basmaktan ibaret. Etrafında kimsenin olmayışı ise müzmin yalnızlık hissini daha da kuvvetlendiriyor.
Oysa “çalışan/üreten” insan her zaman böyle resmedilmedi. Meselâ Grant Wood’un kaynakçısı (1925) veya Laura Knight’ın tornacı kadını (1940) bu benzinciden çok farklı. Bir komünist parti afişinden çıkmış gibi kahramanlaştırılmış buradaki işçiler. (Büyük görmek için tıklayın) Kullanılan makinelerin karmaşıklığı İnsan’ı gölgede bırakmamış.
Tersine vahşi bir atı ehlileştiren usta biniciler gibi bu kaynakçı ve tornacı. Ne yaptığını bilen, mağrur, kararlı.
Evet… Hopper’ın stiline bazıları “sosyal realizm” diyorlar. İnsan’ı yutan şehri ve teknolojiyi resmediyor çünkü. Tablonun çerçevesi içinde, modern şehrin gözlerimize dayattığı bir başka çerçeve var. Duvarlar, pencereler, abartılmış perspektifin sivri uçlu çaprazları elbette bir rastlantı değil. Işık alan satıhların parlaklığı ve gölgelerin matlığıyla sıra dışı bir renk paleti var bu tabloda. Kendisi gösterilmeyen ama ışığıyla parlak ve mat satıhlar oluşturan sokak lambası seyircinin hayal gücünü Read the rest










Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: “Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” Okuyacağınız bu eserle
Kitap Tanıtan Kitap 6







Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları“filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.
Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın? Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı” karşılaştırdığımızda hiç yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl öncekomşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü. Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor. Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler gericilikle, bağnazlıklasuçlanabiliyor. Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı 




