RSS Feed for This Post

Dikkat Pozitivizm! Sevmeyin, kabuklu yemiş vermeyin!

Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı” karşılaştırdığımızda hiç yol almadığımız söylenebilir.

Bundan 200 bin yıl önce komşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insanı ile 2003 yılında Irak’ın petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus aynı uygarlık seviyesinde. Aralarındaki tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü.

Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş içimize, eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.

Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler gericilikle, bağnazlıkla suçlanabiliyor.

Pozitivizm nedir?

Bilimcilik ve deneycilik gibi fikir akımlarına temel teşkil eden pozitivizm sadece 5 duyuya hitab eden, fiziksel, maddi dünyanın gerçeklerini TEK GERÇEK kabul eden bir dünya görüşüdür. Dinsel kavramları, teolojiyi ve metafiziği reddeder.

Bilimsel bir çalışmayı 5 duyu ile sınırlamak, ölçülebilir sonuçlar aramak pozitif bilimler için elbette kaçınılmazdır. Ama bilimsellikten bilimciliğe geçiş, bilimi ve teknolojiyi ahlâkî bir rehber, bir mürşid mertebesinde görmek başka bir şeydir.

Bu akımın kurucusu kabul edilen Auguste Comte’un deyimiyle “zihni pozitifleşen insanlık olgunlaştıkça NEDEN? diye sormayı bırakacak, sadece NASIL? sorusuna yanıt arayacaktır”.

Auguste Comte işi bir “genel insanlık dini” kurmaya kadar götürdü. Bir pozitivist kilise kurulması, Auguste Comte’un da baş rahiplik yapması söz konusu oldu. Comte özel ritüeller ve dogmalar geliştirdi bu yeni din için. Halen Paris’te, Brezilya ve Arjantin’de faaliyet gösteren pozitivist kiliseler olduğu biliniyor. Türkiye’deki Kemalizm mezhebini de katarsak üç kıtaya yayılmış, oldukça renkli bir yelpaze çıkıyor karşımıza.

Gerçekte Auguste Comte’tan önce ve sonra birçok düşünür kısmen de olsa bu dünya görüşüne katkıda bulundular. Bunların arasında Demokritos, Epikuros, John Locke, David Hume, Thomas Hobbes, George Berkeley, Francis Bacon, John Stuart Mill, Émile Zola, Emile Hennequin, Wilhelm Scherer, and Dimitri Pisarev, Wilhelm Scherer,Stephen Hawking gibi değerli isimler sayılabilir.

Bu düşünürleri toptan din düşmanı ya da bilimcilikle körleşmiş ilân etmek Auguste Comte’un düştüğü fanatiklik çukuruna atlamak olur. Her düşünür yaşamının değişik dönemlerinde farklı hayat görüşlerine sahip olmuştur. İçlerinde yaşadıkları toplumun, savaşların, hakim felsefî görüşlerin, inançların etkisinde (veya onlara tepki olarak) yeni yeni fikirler üretmişlerdir.

Sözgelimi John Locke’nin din-devlet-vicdan ilişkisi üzerine yazdıkları Kemalizm ile taban tabana zıttır. Oysa Kemalizm mezhebi mensupları alaturka bir pozitivist projeyi hayata geçirmeyi amaçlamaktadır. Yine yukarıda adını andığımız David Hume bir ampirist olmakla beraber sebep-sonuç ve tümevarım metodu üzerine yazdıklarıyla pozitivizm cephesinde öyle derin yaralar açmıştır ki bugüne kadar o yaraların kapatılması mümkün olmamıştır.

Pozitivizm karşıtı görüşler ve düşünürler

Ne insanlık tarihi ne de felsefe tarihi düz bir çizgi değil elbette. Bu bağlamda pozitivizmi ve anti-pozitivist fikirleri birbiri ardına ortaya çıkmış birer etki-tepki gibi görmek büyük hata olur.

Pozitivizmin belki de çekirdeğini oluşturan insan aklının, bilgisinin ve bilimin yüceltilmesine düşünürler hemen her çağda karşı çıkmışlar, güçlü argümanlarla dolu eserler yazmışlardır.

Meselâ Immanuel Kant (1724-1804) Saf Aklın Eleştirisi adlı anıtsal eserinde bir yandan metafizik spekülasyonları diğer yandan da akla tapan ampirik argümanları adeta yerle bir eder.

Gazali (1058-1111) “pozitivist” kelimesi doğmadan asırlar önce Yunan filozoflarını incelediği Felsefenin Amacı (Makasıd ül Felasife) adlı kitabında insan aklının sınırlarından bahseder. Yukarıda andığımız David Hume (1711-1776) gibi tümevarım yöntemine şüpheyle bakar ve tıpkı onun gibi sebep-sonuç zincirlerinin mutlak olmayışının altını çizer.

Pozitivizmin, akıla ve bilime tapmanın insanlığa getirebileceği felaketleri dünya savaşlarını bizzat yaşayarak gören Hannah Arendt (1906-1975) ise İnsanlık Durumu (1958) adlı eserinde 20ci yüzyılın acılarını çok güzel analiz etmiştir. Arendt gibi pozitivizmi 20ci yüzyılın tecrübesiyle eleştiren çok sayıdaki düşünür arasında unutulmaması gereken bir başka isim ise elbette Erich Fromm’dur (1900-1980).

Sonuç

Pozitivizmi şeytanlaştırmak, adeta bir dış düşman haline getirmek niyetinde değiliz. Şayet insanlık şu anda içinde bulunduğu lağım çukuruna nasıl düştüğünü anlamadan dışarı çıkacak olursa çok kısa bir zaman içinde oraya geri dönecektir. Pozitivizm uzaydan gelmiş bir düşman olmadığı gibi Batı’nın icad ettiği bir kötülük olarak da görülmemelidir.

Pozitivizm insan nefsinin kendi icadları karşısında duyduğu kibirin adıdır. Bilimin ve bilginin gerçek Sahibini ve maksadını unutarak kendi kendine “yaratıcı” sıfatı vererecek kadar hastalandığı asırların bir tortusudur.

Aklına, bilime, paraya, siyasî güce ve en nihayetinde kendi kendisine taparak şerefsizliklerin en düşüğüne muhatap olan insan elbetteki gerçekleri bir gün hatırlayacak… Yani kendisini Yaratan’ı, yaratılmış varlıkların en şereflisi olduğunu ve yaratılma maksadını.

Dünyada süregelen şiddete kayıtsız kalan her bir insan içindeki insanlığı yavaş yavaş öldürmekte. “Bir insan öldüren bütün insanlığı öldürmüş sayılır” derken Kur’an’ın neyi kasdettiğini araştırmalıyız…

 

Edebiyat, Sinema, Siyaset, Sanat tarihi, Mimarî, Ateizm, Kemalizm, İslâm, Kadın hakları, Feminizm, Tarih, Felsefe… Bugün 76 kitap var. Yakında yenileri eklenecek, bu sayfayı takip edin… 

Fikir Kırıntıları-3

fikir-kirintilari-3-kapak Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinArtık gazeteler okurlarıyla, TV kanalları seyircileriyle rekabet halinde. Kimilerine göre Donald Trump bile seçimi sosyal medya sayesinde kazandı. Rakibi Hilary Clinton, Başkan Obama, hatta CNN, FOX gibi kanallar sürekli sosyal medyadan yayılan “yalan haberlerden” (fake news) yakınıyorlar. Belki de yalan haberden değil yalan tekelini kaybetmekten rahatsız oldular? Gerçek ne olursa olsun teknoloji eskiden bir oligarşiye ait olan medya gücünü -bir parça da olsa- sıradan insanların eline verdi. Sosyal medya elbette ırkçılık, iftira ve hakaretin yayılması için uygun bir zemin ama “haber” ve “bilgi” ve bunlara ait yorumları herkesin erişebileceği bir noktaya getirmesi açısından ilginç. Fikir Kırıntıları-3 Derin Düşünce’nin sosyal medyada paylaştığı mesajları kitaplaştıran bir çalışma. Yayına girdiği günden beri Fikir Kırıntıları-1 ve Fikir Kırıntıları-2’nin gördüğü ilgi bize yine cesaret ve güç verdi. Tabi her zamanki gibi konuları derinleştirmek isteyenler için makale ve kitap da tavsiye ettik. “Fikir Kırıntıları-3” adlı e-kitabı buradan indirebilirsiniz.

Rönesans’ın Kara Kitabı

ronesans-kara-kitap-kapak Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinRönesans sanatın yeniden doğuşu değil ölümü oldu… ve daha bir çok şeyin! Rönesans’ın fikir dünyamızda açtığı yaralar bugün dahi kapanmış değil. Maddenin mânâyı tahakküm aldığı, adına “Aydınlanma” dediğimiz karanlık çağların miladı hiç şüphesiz bu dönem. Güzel ahlâk ile güzel sanatın irtibatının kopuşudur Rönesans. Bu kopuş yüzündendir ki insanlık sadece sanatta değil siyaset, bilim, felsefe, iktisatta lâdini dünya görüşünü Hakikat’in yerine koydu. Sonradan bütün dünyaya dayatılacak olan Avrupa sanatı Rönesans’tan itibaren bilimselleşti. Anatomi, optik, matematik kuralları ve özellikle de merkezî perspektif sanatta insanî ifade imkânını sınırladı. Sömürgeciliği, dünya savaşlarını ve insanları homo-economicus zanneden ideolojileri doğuran işte bu zihniyet oldu.

İnsanlık asırlardır hapsolduğu Rönesansçı perspektiften kurtulabilir; kurtulmalıdır da. Bu kurtuluşun neticeleri ise sadece sanatla sınırlı kalmayacak, ahlâkî, siyasî, felsefî tekâmüllere kapı açacaktır. Rönesans’ın Kara Kitabı bu kurtuluşa katkıda bulunmak amacıyla yazıldı. Başta Pavel Florenski ve Erwin Panofsky olmak üzere George Orwell, Juhani Pallasmaa, Michel Foucault, Ahmed Yüksel Özemre, Zygmunt Bauman, Stanley Kubrick, Cemil Meriç, Henri Lefebvre, Lucien Lévy-Bruhl, Rasim Özdenören, Mircea Eliade, René Guénon gibi sanatçı ve düşünürlerin eserlerinden ve iki değerli araştırmacımızın, Ozan Avcı ile Gönül Eda Özgül’ün makalelerinden istifade edildi. Buradan indirebilirsiniz.


Derin Medeniyet

derin-medeniyet Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinNedir medeniyet? Opera? Demokrasi? Parklar ve bahçelerle süslü şehirler? Metro? Asansör? Modern çağın karanlık dehlizlerinde kaybolan bizler için medeniyet, teknoloji ve kültür mefhumlarını birbirinden ayırdetmek zor ama şurası kesin: Hiroşima, Gazze ve Halep’te şehirleri (medineleri) haritadan silen Batı’ya “medenî” diyenler büyük bir suç işliyorlar. Zira katil bir insanı bir kere öldürür ama katile “katil” demeyenler içlerindeki insanlığı, vicdanı öldürmüş olurlar. (Vicdan / Conscious / Conscience / ضمير)

Evet… Kimileri adaletle hükmedilmiş mülkler bıraktılar geriye; kimileriyse kan ve göz yaşıyla, kul hakkıyla çimentosu karılmış duvarlar, piramitler, kuleler. Elinizdeki bu kitap şu veya bu medeniyeti anlatma değil medeniyet mefhumunun derinlerine inme derdinde. İnsanlar arasındaki münasebetleri yani muhabbet, merhamet, adalet, ticaret ve şiddeti yönetebilme gücü açısından medeniyet mefhumuna yeni bir bakış açısı teklif ediyor. Miras olarak köprü bırakanlarla duvar bırakanları tefrik etmeye yarayacak bir bakış açısı. Buradan indirebilirsiniz.

fikir-kirintilari-2 Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinBir kez daha sosyal medyada paylaştığımız mesajları kitaplaştırdık. Yayına girdiği günden beri Fikir Kırıntıları-1 o kadar çok ilgi gördü ki biz de yeni e-kitabı ilginize sunmak için elimizden geleni yaptık… Ve her zamanki gibi konuları derinleştirmek isteyenler için ise makaleler ve kitaplar da tavsiye ettik. Fikir Kırıntıları-2’nin konuları şöyle:

Taktik ve Strateji, Enerji, Vatikanizm, Gündem Zehirlenmesi, İslâm Sanatı, Kanlı Fotoğraf Yayma, 1 Mayıs, Amigo-Tarihçi, Futbol, mafya, uyuşturucu, fuhuş ve terör, Namaz illâ namaz, Müslümanlarda içe kapanma ve dışa açılma, Neden okuyalım? Ne okuyalım? Nasıl okuyalım?, Ekonomistler neden ekonomiden anlamaz?, Münâfıkûn ve Siyaset-i Nebevî, Sosyal Medya, Gurbet, Çirkin Şehir, Devrim, Yeni PKK ve “Private Security”, Şifalı ottan zehir yapma, Kadına Karşı Şiddet, Liberalizm, Gerçeği görme, Çalışan kadın, Suriye, Tasavvuf, Hollywood-Pentagon, Beyin yıkama ve psikolojik harp. Buradan indirebilirsiniz.

Fikir Kırıntıları – 1

fikir-kirintilari Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin140 karakterle derdini anlatabilenlerden misiniz? Kısa mesajlar, FaceBook’taki özlü sözler, Twitter’da kısaltıldıkça sloganlaşan fikirler… Tabi insanlar sözü uzatmanın yeni yollarını buldular: Video, caps, … Ancak kısa söz her zaman derinlikten mahrum olmakla eş anlamlı değil. Az sözle çok ama çok derin mânâlar da aktarılabilir. Kısa sözün hikmeti dışarıdan aktarılan, alimden cahile verilen yeni bir şey değil. Meselê ârifin irfanıyla agâh olunması; dinleyende bilkuvve (potansiyel) olarak  bulunan güzelliklerin uyandırılması, bilfiil (aktif) hale geçirilmesi. Bunun için “dinleyen anlatandan “ârif olsa gerek” buyurmuş büyükler. Biz de Twitter’da paylaştığımız kısa mesajları konularına göre tasnif edip kitaplaştırdık, ilginize sunduk. Eğitimden Türk soluna, ekonomik krizlerden petrol savaşlarına, ölüm korkusundan küresel ısınmaya kadar çok farklı konularda aforizmalar… Konuları derinleştirmek isteyenler için ise makaleler ve kitaplar da tavsiye ettik. Buradan indirebilirsiniz.

Kitap tanıtan kitap 7

kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinKitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı “Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi ve Seksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimler de bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz.

Önceki kitap sohbetleri:

Derin Lügat 5.0

derin-lugat-5-kapak-b Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinYeni sürümlere dair not: Eski sürümleri indirip okumuş olanların işini kolaylaştırmak için kelimelerin sırasını değiştirmiyoruz. Yani her yeni sürümde okumaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

  • 5ci sürüme eklenen yeni terimler: Hissiyat – Maneviyat, Tanrı Parçacığı, Bâkî, Kelime, Cehalet, Mürşid, Evvel, Büyük Patlama.
  • 4cü sürüme eklenen yeni terimler: Paraklitos, Hudud, Ehliyet, Zâhir ve Batın, Barış, Unutmak.
  • 3cü sürüme eklenen yeni terimler: Eksen Kayması, Bilgi toplumu, Zamanda Yolculuk, Ateist , Yokluk , Çağdaş, Gurbet, Kader.

İnsanlık neredeyse 4 asırdır “ilerleme” adını verdiği müthiş bir gerileme içinde. Tarihteki en kanlı savaşlar, sömürüler, soykırımlar, toplama kampları, atom bombaları, kimyasal ve biyolojik silahlar hep Batı’nın “ilerlemesiyle” yayıldı dünyaya. En korkunç barbarlıkları yapanlar hep “uygar” ülkeler.  Her şeyin fiyatını bilen ama hiçbir şeyin değerini bilmeyen bu insanlar nereden çıktı? Yoksa kelimelerimizi mi kaybettik?

Aydınlanma ile büyük bir karanlığa gömüldü Avrupa. Vatikan’ın yobazlığından kaçarken pozitivist dogmaların bataklığında kayboldu. “Yeniden doğuş” (Rönesans) hareketi sanatın ölüm fermanı oldu: Zira optik, matematik, anatomi kuralları dayatıldı sanat dünyasına. Sanat bilimselleşti, objektif ve totaliter bir kisveye büründü.

Kimse parçalamadı dünyayı “Birleşmiş” Milletler kadar. Güvenliğimiz için en büyük tehdit her barış projesine veto koyan BM “Güvenlik” Konseyi değil mi? Daimi üyesi olan 5 ülke dünyadaki silahların neredeyse tamamını üretip satıyor. “Evrensel” insan hakları bildirisi değil güneş sisteminde, sadece ABD’deki zencilerin haklarını bile korumaktan aciz. Bu kavram karmaşası içinde Aşk kelimesi cinsel münasebetle eş anlamlı oldu: ing. To make love, fr. Faire l’amour… Önce Batı, sonra bütün insanlık akıl (reason) ile zekânın (intelligence) da aynı şey olduğunu sanmışlar. Oysa akıl iyi-kötü veya güzel-çirkin gibi ayrımı yaparken zekâ problem çözer; bir faydayı elde etmek ya da bir tehditten kurtulmak için kullanılır. Bir saniyede 100.000 insanı ve sayısız ağacı, böceği, kediyi, köpeği oldürecek olan atom bombasını yapmak zekâ ister ama onu Hiroşima üzerine atmamak için akıl gerekir.

İster Batı’yı suçlayalım, ister kendimizi, kelimelerle ilgili bir sorunumuz var: İşaret etmeleri gereken mânâların tam tersini gösterdikleri müddetçe sağlıklı düşünmeye engel oluyorlar. Çözüm ürettiğimizi sandığımız yerlerde yeni sorunlara sebep oluyoruz. Dünyayı düzeltmeye başlamak için en uygun yer lisanımız değil mi? Kayıp kelimelerin izini sürmek için yazdığımız Derin Lügat’ı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

Edward Hopper’ı okumak

hopper-kapak Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinAmerikalı ressam Edward Hopper sadece Amerika’nın değil bütün Batı kültürünün en önemli ressamlarından biri. Hopper ile Batı resmi asırlardan beri ilk defa kısır ekol savaşlarını, soyut resim / figüratif resim gibi ölü doğmuş dikotomileri aşma fırsatı yakaladı.

Bu bağlamda, perspektif, ışık, gölge vb tercihleri aşan Hopper’ın yeni bir şey yaptığını savunuyoruz: Hopper Rönesans’tan beri can çekişen figüratif resme yeni bir soluk verdi. Tezimiz budur. Bu lisan-ı sûreti tahlil etmek için sadece Hopper’dan etkilenen diCorcia gibi fotoğrafçıları değil ondan beslenen Hitchcock, Jarmusch, Lynch gibi sinema yönetmenlerini, romancıları da kitabımıza dahil ettik. Diğer yandan Hopper’ın tutkuyla okuduğu filozoflardan yani Henry David Thoreau ve Ralph Waldo Emerson’dan da istifade ettik. Elinizdeki bu kitap Hopper tablolarına aceleyle örtülen melankoli ve yalnızlık örtüsünü kaldırmak için yazıldı. Hopper’a bakmak değil Hopper’ı okumak için. Buradan indirebilirsiniz.

Senin tanrın çok mu yüksekte?

senin-tanrin-cok-mu-yuksekte Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin

Güzel olan ne varsa İnsan’ı maddî varoluşun, bilimsel determinizmin ötesine geçirecek bir vasıta. Sevgilinin bir anlık gülüşü, ay ışığının sudaki yansıması, bir bülbülün ötüşü ya da ağaçları kaplayan bahar çiçekleri… Dinî inancımız ne olursa olsun hiç birimiz güzelliklere kayıtsız kalamıyoruz. Etrafımızı saran güzelliklerde bizi bizden alan, yeme – içme – barınma gibi nefsanî dertlerden kurtarıp daha “üstlere, yukarılara” çıkaran bir şey var. Baş harfi büyük yazılmak üzere Güzel’lik sadece İnsan’a hitab ediyor ve bize aşkın/ müteâl/ transandan olan bir mesaj veriyor: “Sen insansın, homo-economicus değilsin”.

İşte bu yüzden “kutsal” dediğimiz sanat bu anlayışın ve hissedişin giriş kapısı olmuş binlerce yıldır. Tapınaklar, ikonalar, heykeller insanları inanmaya çağırmış. Ancak inancı ne olursa olsun bütün “kutsal sanatların” iki zıt yola ayrıldığını, hatta fikren çatıştığını da görüyoruz:

  • Tanrı’ya benzetme yoluyla yaklaşmak: Teşbihî/ natüralist/ taklitçi sanat,
  • Tanrı’yı eşyadan soyutlama yoluyla yaklaşmak: Tenzihî/ mücerred sanat.

Kim haklı? Hangi sanat daha güzel? Hangi sanatçının gerçekleri Hakikat’e daha yakın? Bu çetrefilli yolda kendimize muhteşem bir rehber bulduk: Titus Burckhardt hem sanat tarihi hem de Yahudilik, Hristiyanlık, İslâm, Budizm, Taoizm üzerine yıllar süren çalışmalar yapmış son derecede kıymetli bir zât. Asrımızın kaygılarıyla Burckhardt okyanusuna daldık ve keşfettiğimiz incileri sizinle paylaştık. Buradan indirebilirsiniz.

Öteki Sinemanın Çocukları

oteki-sinemanin-cocuklari Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinYakında sinemanın bir endüstri değil sanat olduğuna kimseyi inandıramayacağız. Zira “Sinema Endüstrisi” silindir gibi her şeyi ezip geçiyor. Sinema ürünleşiyor. Reklâm bütçesi, türev ürünlerin satışı derken insanlar otomobil üretir gibi film ÜRETMEYE başladılar. Belki en acısı da “sinema tekniği” öne çıkarken sinema sanatının unutulması. Fakat hâlâ “iyi bir film” ile çok satan bir sabun veya gazozun farkını bilenler de var. Çok şükür hâlâ ustalar kârlı projeler yerine güzel filmler yapmaya çalışıyorlar. Derin Düşünce yazarları da “İnsan’sız Sinema Olur mu?” kitabından sonra yeni bir sinema kitabını daha okurlarımıza sunuyorlar. “Öteki Sinemanın Çocukları” adlı bu kitap 15 yönetmenle buluşmanın en kolay yolu: Marziyeh Meshkini, Ingmar Bergman, Jodaeiye Nader Az Simen, Frank Capra, Dong Hyeuk Hwang, Andrey Rublyov, Sanjay Leela Bhansali, Erden Kıral… Buradan indirebilirsiniz.

kitap-tanitan-kitap-6 Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinKitap Tanıtan Kitap 6

Bir varmış, bir yokmuş. Mehtaplı bir eylül gecesinde Ay’a bir merdiven dayamışlar. Alimler, yazarlar, şairler ve filozoflar bir bir yukarı çıkıp oturmuşlar. Hem Doğu’dan hem de Batı’dan büyük isimler gelmiş: Lev Nikolayeviç Tolstoy, René Guénon, Turgut Cansever, El Muhasibi, Şeyh-i Ekber, Cemil Meriç, Arthur Schopenauer, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mahmud Sâmi Ramazanoğlu, Mahmut Erol Kılıç… Sadece bir kaç yer boş kalmış. Konuklar demişler ki “ başka yazar çağırmayalım, bu son sandalyeler bizim kitabımızı okuyacacak insanlara ayrılsın”. Evet… Kitap sohbetlerinden oluşan derlemelerimizin altıncısıyla karşınızdayız. Buradan indirebilirsiniz.

Önceki kitap sohbetleri:

sen-insansin Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinSen insansın, homo-economicus değilsin!

Avusturyalı romancı Robert Musil’in başyapıtı Niteliksiz AdamJames Joyce‘un Ulysses ve Marcel Proust‘un Geçmiş Zaman Peşinde adlı eserleriyle birlikte 20ci asır Batı edebiyatının temel taşlarından biri. Bu devasa romanın bitmemiş olması ise son derecede manidar. Zira romanın konusunu teşkil eden meseleler bugün de güncelliğini koruyor.  Biz “modernler” teknolojiyle şekillenen modern dünyada giderek kayboluyoruz. İnsan’a has nitelikleri makinelere, bürokrasiye ve piyasaya aktardıkça geriye niteliksiz bir Ben’lik kalıyor. İstatistiksel bir yaratık derekesine düşen İnsan artık sadece kendine verilen rolleri oynayabildiği kadar saygı görüyor: Vatandaş, müşteri, işçi, asker…

Makinelerin dişli çarkları arasında kaybettiğimiz İnsan’ı Niteliksiz Adam’ın sayfalarında arıyoruz; dünya edebiyatının en önemli eserlerinden birinde. Çünkü bilimsel ya da ekonomik düşünce kalıplarına sığmayan, müteâl / aşkın bir İnsan tasavvuruna ihtiyacımız var. Homo-economicus ya da homo-scientificus değil. Aradığımız, sorumluluk şuuruyla yaşayan hür İnsan.Buradan indirebilirsiniz.


tezyin_kapak-150 Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinGözle dinlenen müzik: Tezyin

Batı sanatı her hangi bir konuyu “güzel” anlatır. Bir kadın, batan güneş, tabakta duran meyvalar… İslâm sanatının ise konusu Güzellik’tir. Bunun için tezyin, hat, ebru… hatta İslâm mimarîsi dahi soyuttur, mücerred sanattır.

Derrida, Burckhardt, Florenski ve Panofski’nin isabetle söylediği gibi Batılı sanatçı doğayı taklid ettiği için, merkezi perspektif ve anatomi kurallarının hakim olduğu figüratif eserler ihdas eder. Bu taklitçi eserler ise seyircinin ruhunu değil benliğini, nefsini uyandırır. Zira kâmil sanat tabiatı taklid etmez. Sanat fırça tutan elin, tasavvur eden aklın, resme bakan gözün secdesidir. Tekâmül eden sanatçı (haşa) boyacı değil bir imamdır artık. Her fırça darbesi tekbir gibidir. Zahirde basit motiflerin tekrarıyla oluşan görsel musiki ile seyircilerin ruhu öylesine agâh olur ki kalpler kanatlanıverir. Müslüman sanatçı bu yüzden tezyin, hat, ebru gibi mücerred sanatı tercih eder. Güzel eşyaları değil Güzel’i anlatmak derdindedir. Çünkü ne sanatçının enaniyet iddiası ne de seyircinin BEN’liği makbul değildir. Görünene bakıp Görünmez’i okumaktır murad; O’nun güzelliği ile coşan kalp göğüs kafesinden kurtulup sonsuzluğa kanat açar.

Tezyinî nağmeleri gözlerimizle işitmek için yazıldı bu e-kitap. John locke gibi bir “tabula rasa” yapmak için değil Hz. İbrahim (as) gibi “la ilahe” diyebilmek için. Buradan indirebilirsiniz.

Kaybedenler Klübü: Anti-demokratik bir muhalefetin kısa tarihi

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinT.C. kurulurken Hitler, Mussolini ve Stalin başrolleri paylaşıyordu. İki dünya savaşının ortalığı kasıp kavurduğu o korkunç yıllarda “bizim” Cumhuriyet gazetesi’nin faşizme ve faşistlere övgüler yağdırması bir rastlantı mıdır? Kemalistlerin ilâhı olan Atatürk’ün emriyle 80.000 Alevî Kürd’ün Dersim’de katledilmesi, Kur’an’ın, ezanın yasaklanması, imamların, alimlerin idam edilmesi, Kürtleri, Hristiyanları ve Yahudileri hedef alan zulümler de yine Atatürk ve onu ilahlaştıranlar tarafından yapılmadı mı?

Bu ağır mirasa sahip bir CHP ve Türk solu şimdilerde “İslâmî” olduğu iddia edilen bir cemaat ile, Fethullah Gülen’in ekibiyle ittifak içinde. Yobaz laiklerin, yasakların kurbanı olduklarını, baskı gördüklerini iddia ediyor bu insanlar. Ama bir yandan da alenen İslâm düşmanlığı yapan her türlü harekete hatta İsrail’e bile destek vermekten çekinmiyorlar. Tuttukları yol İslâm’dan daha çok bir ideolojiye benziyor: Gülenizm. Millî istihbarattan dershanelere, dış politikadan bankalara kadar her konuda dertleri var. Ama Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Arakan’da zulüm gören Müslümanları dert etmiyorlar. Acayip…

Türk solu, CHP ve Fethullah Bey… Nereden geldiler? Nereye gidiyorlar? Elinizdeki bu kitap meseleyi tarihsel bir perspektifte ele almayı amaçlıyor.Buradan indirebilirsiniz.


freud-kapak Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinGurbetçi Freud ve “Das Unheimliche”

Modern insanın kalabalıkta duyduğu yalnızlığı sorgulamak için iyi bir fırsat… Sigmund Freud gurbette olma duygusunu, yabancılık, terk edilmişlik hissini anlatan “Das Unheimliche” adlı denemesini 1919’da yayınlamış. İsminden itibaren tefekküre vesile olabilecek bir çalışma. Zira “Unheimliche” alışılmışın dışında, endişe verici bir yabancılık hissini anlatıyor.

Bu hal sadece İnsan’a mahsus: Kaynağında tehdit algısı olmayan, hayvanların bilmediği bir his. Belki huşu / haşyet ile akrabalığı olan bir varoluş endişesi? Gurbete benzer bir yabancılık hissi, sanki davet edilmediğim bir evdeyim, kaçak bir yolcuyum bu dünyada. Freud’un İd (Alt bilinç), Benlik (Ego), Üst Benlik (Süperego) kavramları iç dünyamızdaki çatışmalara ışık tutabilir mi? Dünyada yaşarken İnsan’ın kendisini asla “evinde” hissetmeyişi acaba modern bir hastalık mıdır? Teknolojinin gelişmesiyle baş gösteren bir gerginlik midir? Yoksa bu korku ve tatminsizlik hali insanın doğasına özgü vasıfların habercisi,  buz dağının görünen ucu mudur? Hem Sigmund Freud’u tanıyanların hem de yeni keşfedecek olanların keyifle okuyacağını ümid ediyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

fethullah-gulen-kapak Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin

Fethullah Gülen’i iyi bilirdik

(Son güncelleme: 5inci sürüm, 11 Ağustos 2016)

Türkçe Olimpiyatlarını ve Türk okullarını sevmiştik. Gözü yaşlı vaizin Amerika’da yaşamasına alışmıştık. 1980 öncesinde komünizme karşı CIA ile işbirliği yapmasına “taktik” demiştik. Fethullah Gülen aleyhine açılan davalardan birinin iddianamesinde “pozitivist felsefeye karşı olmak” ile suçlanıyordu. Biz de karşıydık pozitivizme.

Sonra bir gün… Mavi Marmara! Doğu Akdeniz’de, uluslararası sularda oyuncak ve gıda taşıyan bir gemi saldırıya uğradı. Masum ve silahsız insanlar öldü. Psikopat bir devletti bunu yapan. İsraillileri hapsettiği korku duvarları Filistin’i hapseden beton duvarlardan daha yüksekti. Ama Fethullah Gülen İsrail’den izin alınması gerektiğini söyledi. Bu terörist devletten “otorite” diye bahsediyordu. Gülen’e göre İsrail Doğu Akdeniz’in efendisiydi, uluslararası sularda bile masum sivilleri öldürme hakkına sahipti. Gülen cemaati dünya ile uğraşmaktan ahirete vakit ayıramıyordu. Gülen cemaati bir cemaatten başka herşeye benziyordu.

15 Temmuz gecesi yaşadığımız darbe girişiminde yaşadıklarımızla birlikte değerlendirince can acıtan bir soru kendini dayatıyor bize: Fethullah Gülen ve kurmayları bizi baştan beri kandırdı mı? Yoksa “küçük eller” dediğimiz masum insanların teşkilâtı sonradan mı kokuştu?

 Kitabı buradan indirebilirsiniz.

Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır

yitik Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinAfganistan’daki bir medreseyi, Bosna’daki bir camiyi, Hindistan’daki Taj Mahal’i görsel olarak islâmî yapan nedir hiç düşündünüz mü? Anadolu kilimlerini, İran halılarını, Fas’taki gümüş takıları, Endülüs’teki sarayları birleştiren ortak unsur nedir? Müslüman olmayan bir insan bile kolaylıkla“bunlar İslâm sanatıdır” diyebilir. Sanat tarihi konusunda hiç bir bilgisi olmayanlar için de şüpheye yer yoktur. Şüpheye yer yoktur da… bu ne acayip bir bilmecedir! Endonezya’dan Fas’a, Kazakistan’dan Nijerya’ya uzanan milyonlarca kilometrekarelik alanda yaşayan, belki 30 belki 40 farklı lisan konuşan Müslüman sanatkârlar nasıl olmuş da böylesi muazzam bir görsel bütünlüğe sadık kalabilmiştir?

Bakan gözleri pasifleştiren tasvirci sanatın aksine İslâm sanatı okunan bir sanattır. Yani görünmeyeni anlatmak için çizer görüneni. Doğayı taklid etmek değildir maksat. İnsanların aklını uyandırması, kalplerine hitab etmesi sebebiyle İslâm sanatının soyut bir sanat olduğu da aşikârdır. Ama Avrupa kökenli soyut sanattan ayrıdır İslâm sanatı. Meselâ Picasso, Kandinsky, Klee, Rothko gibi ressamlar gibi sembolizme itibar edilmemiştir. 284 sayfalık kitabımıza çok sayıda İslâm sanatı örneği ekledik. Bakmak için değil elbette, görünen sayesinde görünmeyeni akledebilmek, yani İslâm sanatını “okumak” içinBuradan indirebilirsiniz.


İslâm’da Mimar ve Şehir

Cumhuriyet’in ilânından beri yaşadığımız şehirler hızla tektipleşiyor. Betondan yapılmış kareler ve dikdörtgenler kapladı ufkumuzu. Trabzon, Aydın, Malatya… Anadolu’nun her yeri birbirine benzedi. Fakat Türkiye’ye has bir sorun değil bu. Batının “alternatifsiz” Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirindemokrasisi ve serbest piyasası mimarları da tektipleştirdi. Farklı düşünemeyen, yerel özellikleri eserlerine yansıtmayan mimarlar kutu gibi binalar dikiyor. Moskova, Tokyo, Paris, Hong Kong da tektipleşiyor ve çirkinleşiyor.

Çare? Binalara değil de mimara, yani insana odaklanmak olabilir; yani eşyayı ve sureti değil İnsan’ı ve sîreti merkeze almak. Zira bu bir norm ya da ekol meselesi değil: İslâmiyet’in ilk asırlarında bir şehir övüleceği vakit binalar değil yetiştirdiği kıymetli insanlar anılırmış. Biz de güzel binalarda ve güzel şehirlerde hayat sürmek için önce güzel mimarlar yetiştirerek başlayabiliriz işe. İnsan gibi yaşamak için mimarî çirkinliklerden ve bunaltıcı tektipleşmeden kurtulabiliriz. Bu ancak Güzel Ahlâk ile Güzel Mimarî arasındaki bağı yeniden tesis etmekle olabilir. Çare Mimar Sinan gibi cami yapmak değil Mimar Sinan gibi insan yetiştirmek. Kitabımızın maksadı ise teşhis ve tedaviye hizmet etmekten ibaret. Buradan indirebilirsiniz.

Trackback URL

  1. 13 Yorum

  2. Yazan:c b Tarih: Haz 18, 2009 | Reply

    Mehmet bey,

    ikidir pişti oluyoruz :)Önce Lost ile gireceğim yazım şimdi de pozitivizm,iki tasarı da sayenizde yarım kaldı,olmuyor ama,bu ne hız :))

    Yazıyı beğendim,benim yazmayı tasarladığımdan daha kısa ve toparlayıcı olmuş,emeğinize sağlık.(kıskanmıyorum)

    Pozitivizmi şeytanlaştırmak, adeta bir dış düşman haline getirmek niyetinde değiliz

    Sadece Pozitivizm’i değil de genel kavramları ele alırsak kavramlar ve ideologları oldukça masum (en azından bir kısmı) maalesef dini korumak amaçlı zır cahiller ile dini ortadan kaldırmak isteyen zır kafirlerin dayanağı olması gerekirken oyuncağı oluyor çoğu kez.O zaman da ortaya aslı astarı olmayan düşünceler bütünü çıkıyor ve kavram kabul ettiğinin tam tersi bir anlama düşüyor,akıl oyunu mu desem,insanlığın fikir çöplüğü mü bilemiyorum?

  3. Yazan:MY Tarih: Haz 18, 2009 | Reply

    pisti, tavla, satranç.. hepsini oynarim walla :))

    Cemile Hanim siz yine de yazin, bazi seyler ne kadar yazilsa azdir. Davullu, sivri sinekli bir atasözü vardir ya 🙂 Bu pozitivizm konusu böyle…

    mesela sizin Qua Vadis Ümmet isimli yaziniz ile benim muslumanlarin ic hastaliklari isimli yazim arasinda hem bir paralellik hem de tamamlayicilik var. (haddim olmayarak)

    üstelik sizin kaleminizi çok seven var biliyorsunuz…

    Ee bu kadar iltifata naz yapilmaz artik di mi?
    :))

  4. Yazan:cb Tarih: Haz 18, 2009 | Reply

    Mehmet bey,

    bir küçük bir de orta ölçekli procem var,okumalara devam ediyorum,malum pozitivizm ısırabilir,bakalım ne çıkacak.Tabii siz erken davranıp DD’ye aynı konuyu girmezseniz bu kez de pişti olursak bilgisayarımı takibe aldığınızı düşüneceğim 🙂

    Bu arada eğri büğrü yazılarıma yaptığınız nazik cümleler için teşekkür edrim,ne haddime demenize kocaman bir estağfirullah demek istiyorum.Bir de küçük not;ben biliyorsunuz yazılarıma kendimde müstear isimle beğeni yorumları düşebiliyormuşum :)(anladınız siz onu)

  5. Yazan:fatih y. abbas Tarih: Haz 18, 2009 | Reply

    Yazi guzel olmus,elinize saglik.

    Ama fizik ve metafizik gibi dualistik ayrimlar, dogru olmayabilir.

    Bilmedigimiz, ve bilme imkanimzin hic olmadigi,hic olamayacagi fiziki varliklar ve fizik hadiseler ve olaylar soz konusu olabilir. Oyle ki bilebildiklerimiz, hala,okyanustaki bir su damlasi oraninda olabilir. O halde metafizik olan seyler
    nedir?

    Namuslu ve durust, “akilli” pozitivist isek,bu konularda konusamayiz da. “Metafizik alandir” diye rahatca bol keseden atip tutamayiz, en kaba tabirle sap yiyip saman cikaramayiz.

    Yalan ve uydurma olani, dogru ve gercek olandan yine ayni yada benzer yontemlerle ayirt ediyoruz.Pozitif arastirmaya, daima
    sezgi ve duyularimizi da dahil ediyoruz..

    Bilimsel durustluk ve namus da bu “haddi bilmeyi” veya farkindaligi, gerekli kiliyor.

    Saglam iman sahibi olmak da boylesi pozitivizmi, boylesi farkindaligi, zorunlu kilar. Ozellikle Islam bakimindan: Gaybi ancak Yuce Allah biliyor. Ruh veya can hakkinda da insana, hic bir bilgi verilmedi ve bu alemde, bilemeyecegiz.

    Pozitivizmin bugun geldigi seviye 19. ve 20. yy’daki seviyeye kiyasla devasadir. Bilimsel arastirma yontemlerini ve sagladigi kazanimlari kesinlikle rafa kaldiramayiz.

    Tersine pozitivizmdeki gelismeler ve daha iyi, daha incelmis yontemler sayesinde edindigimiz nesnel bilgilerle, dunyamizi ve evrendeki yerimizi, kendi kapasitelerimizi daha iyi anlamaya basladik.Yuzeysel kaba pozitivizmin vizyonunun cok otelerine uzandik.

    Son olarak, alim ile scientist, ilim ile bilim (science)adamlari, musterek yanlari olsa da, biraz farkli deger yapilarina, deger farklarina tekabul ediyor olabilir.Ilim, daha genis kavrayislari ve cikarimlari
    isaret ediyor olabilir.

    Bir yerden aklimda kalmis, su anlamda.” hakikatin bilgisinden, ancak alimler anlar ve urperti duyar”.

  6. Yazan:Onur Cobanoglu Tarih: Haz 18, 2009 | Reply

    Merhaba,

    Once emeginize saglik. Yazi hos, ama bana biraz ‘isimler gecidi’ gibi geldi. Bu isimlerin dusunceleri biraz daha on plana cikarilabilir bence. Mesela Arendt ve Fromm’un elestirileri nelerdir?

    Bu arada B.F. Skinner’in bahsi gecmemis. Yanlis anlasilma olmasin akil veriyor gibi gorunmek istemem, ama bence pozitivizmin en onemli isimlerinden biridir. Ozellikle dindar arkadaslarin ilgisini cekecegini dusunuyorum (ilgi cekmek derken hoslanmaktan bahsetmiyorum, tam tersine nefret etmeleri oldukca olasi).

    Pozitivizmden bahis acilmisken bir animi aktarmak isterim: Sene 2003’tu sanirim. Irak Savasi ya basladi ya baslayacak, oyle bir donem. Yine bir tartisma grubunda sanli bir Amerikan universitesinde doktora yapmakta olan bir yasca buyugum, Amerika’nin Irak Savasi’ni mesrulastirma isine soyunmustu. Bu sahis tartismanin bir yerinde, savasin bir muhendislik tercihi oldugunu soyleyiverdi. Iddiasina gore o an Amerikan yonetiminin belli sorunlari vardi ve bunlari cozmek icin Cumhuriyetcilerin danistigi bilim adamlari Irak’a askeri mudahale cozumunu gelistirmislerdi. Eger baska bir yonetim (mesela Demokrat bir yonetim) cikip baska bilim adamlarina (mesela Noam Chomsky’yi ornek verdi, gerci kendisine boyle bir teklifle geleni tekmeyle kovacagini bilecek kadar tanimiyor olabilir Chomsky’yi) bu sorunun cozumunu havale etseydi, onlar baska bir cozum gelistirecekti. Nihayetinde bu bir muhendislik problemiydi, biri oyle biri boyle cozuyordu. Bu kisiye gore cozumun ne oldugu farketmezdi, cunku en nihayetinde hepsi bilimsel cozumlerdi ve bilimsel olduklari icin insanligin (tabii Iraklilarin da) hayrina olacakti. Tabii grubun geri kalani hala akliselimini yitirmemis insanlardan mutesekkil oldugu icin gereken tepkiyi koydular. Bunun karsiliginda abimizin gururla soyledigi sey, “hayatta en hakiki mursid ilimdir, fendir” diyen Ataturk’un yolundan gittigiydi. O gune kadar Ataturkcu (aslinda Ataturk’ten de eskiye dayanan, ittihatcilar arasinda hatirli bir kol olan) pozitivizmin ne oldugunu kitaplardan ev Ataturk’un sozlerinden okumustum, ama hicbirisi beni bu tecrubeye hazirlamamisti. Neyse ki depreme/radyasyona tedbir alirken bile fenni mursid olarak almayan toplumumuz, diger alanlarda hic itibar etmedigi icin pozitivizm epey radikal kaliyor bu topraklarda (neyse ki denecek bir durum degil gerci. Bilime ilgi-saygi olup pozitivizme ilgi bu duzeyde seyrederse cok daha iyi olur).

  7. Yazan:MY Tarih: Haz 18, 2009 | Reply

    “yazılarıma kendimde müstear isimle beğeni yorumları düşebiliyormuşum” (CB)

    Walla millet kiskançliktan ne yapacagini sasirdi, aslinda hasedlik eden bu zavallilar kiskanilan insana ne kadar azap çektiklerini belli ederek ona iltifat etmis oluyorlar ya neyse, geçelim 🙂

    ilk zamanlar hakaret, abuk subuk elestiri veya toptanci yorumlar (“siz Xler söylesiniz, böylesiniz”) geldigi zaman çok üzülüyordum. Bu site sayesinde her insanin ayni kiymette olmadigini ögrendim.

    Simdi ALLAH’a dua ediyorum “bu insanciklara akil izan ver” diye. Adamalar bana hakaret etseler bile O’nun adinin anilmasina, dua edilmesine vesile olduklari için sevap islemis oluyorlar.

    Yani böyle tas atana nur saçan bir site oldu Derin Düsünce sitesi 😀

  8. Yazan:MY Tarih: Haz 18, 2009 | Reply

    “Pozitivizmin bugun geldigi seviye 19. ve 20. yy’daki seviyeye kiyasla devasadir. Bilimsel arastirma yontemlerini ve sagladigi kazanimlari kesinlikle rafa kaldiramayiz.

    Tersine pozitivizmdeki gelismeler ve daha iyi, daha incelmis yontemler sayesinde edindigimiz nesnel bilgilerle, dunyamizi ve evrendeki yerimizi, kendi kapasitelerimizi daha iyi anlamaya basladik.Yuzeysel kaba pozitivizmin vizyonunun cok otelerine uzandik.
    (Fatih. Y. Abbas)

    Fatih Bey, bu ifadelerde “pozitivizm” kelimesi yerine “pozitif bilimler” koyarsaniz ben de katilirim.

    deney ve gözleme dayali bilimsel yönteme elbette karsi degilim, zaten benim gibi bir mühendis için sizofreni olurdu bu.

    ama “zaman ve mekan disinda her türlü varligi redddederim” diyen, hatta “ölçemiyorum, o halde yoktur” diyen bir durus bilimsel degil bilimcidir. Bilimi tapilacak bir dogma yapmistir.

  9. Yazan:cb Tarih: Haz 18, 2009 | Reply

    Yani böyle tas atana nur saçan bir site oldu Derin Düsünce sitesi 😀

    Kendimize de haklı olarak pay çıkartmışız 🙂

    Kendi adıma ise reklamın iyisi kötüsü olmaz derdiler de inanmazdım,şerler de hayır mı var ne?

  10. Yazan:MY Tarih: Haz 18, 2009 | Reply

    Onur Bey Selam,

    önce Irak savasiyla ilgili örneginiz için çok tesekkürler, adeta yaziyi tamamlar nitelikte. Tam da parmagimi basmak istedigim seylerden biri bu.

    Arendt ve Fromm bu kisacik makaleye sigmayacak kadar çok çalismis ve ilginç tezler üretmis insanlar. ileride seve seve bu düsünceleri aktaran makaleler yazmak isterim. bu degerli insanlarin düsüncelerini pozitivizmle sinirlandirmak çok iyi bir fikir olmaz sanirim. Bu arada vakit kazanmak isterseniz Fromm’un özellikle INSANDAKI YIKICILIGIN KÖKENLERI isimli kitabi çok iyi. Arendt totalitarizm ve izdirabin bir kimlik olarak kullanilmasi üzerine çok basarili tesbitleri olan bir insan.

    Pozitivizm konusundaki elestirel bakisi ise yazida adini verdigim eserde okuyucunun hani nerdeyse GÖZÜNE SOKAN bir tarzda anlatiliyor 🙂

    simdi yorumunuzun son kismina gelmek istiyorum, orada da sorguladiniz nokta benim yazida bahsetMEdigim ama ÇOK ÖNEMLi bir sey:

    Bilime ve teknolojiye hemen hiç deger vermeyen bir Türkiye nasil olur da pozitivizmden zarar görebilir?

    Bu da mükemmel bir yazi konusu olur, artik kim kime pisti yapar bilemem, belki CB belki de siz konuk yazar olarak katkida bulunmak istersiniz.

    Ben kendi fikrimi vereyim:

    Kanimca (sizin de dediginiz gibi) ittihat ve terakki ekibi içinde pozitivist dünya görüsü bir hayli hakimdi. Ama bunlar bilim adami degil askerdi. Yani batinin özgürce tartisarak icad ettigi pozitivizmi bizim askerler HALKIN iYiLiGi iÇiN HALKA RAGMEN hayata geçirmek istediler.

    Bu noktada 4 seyin yani pozitivizmin, endüstri devriminin, ulus-devletin ve fransiz devriminin ayni asirlarda tavan yapmasinin bir raslanti olmadigini da söyleyelim.

    Özetle bati pozitivizmden zarar gördü ama bilimsel ilerlemenin meyvalarini da yedi. Türkiye ise bilimsel olan herseye sirtini dönmeye devam ederken militarist bir zihniyet ile POZiTiViZMiN nurlu ufuklarina(!) dogru RAP RAP yürüdü.

    Geldigimiz yer, daha dogrusu darbelerin gölgesinde esas durusta bekledigimiz yer 1930’larin avrupasidir.

    Pozitivist siyaset projelerinin alaturka ve militarist bir versiyonu olan Kemalizm eger Hitler, Stalin ve Mussolini’nin siyaset anlayisini bu denli yansitiyorsa bu da bir raslanti degildir.

    Özetle kemalistlerin sayesinde biletin parasini verdik ama trene binmedik.

    Kemalizmi korumak için darbe üstüne darbe yapanlarin Diyarbakir hapishanesinde Kürtlere iskence yapmasi, Alevilere zorunlu din dersi dayatirken basörtülü kizlara üniversiteyi yasaklamasi da çeliskili degildir, tersine gayet TUTARLIDIR. (ciddiyim) Batili olmak isterken ermeni ve rum kiliselerine, vakiflarina, papaz okullarina baski uygulamasi da ayni TUTARLI DAVRANIS çizgisindedir.

    Hatta ana muhalefet lideri Ilker Bey’in postmodernist felsefeye ana avrat küfretmesi de bir raslanti degildir :))

  11. Yazan:Mustafa Tarih: Haz 19, 2009 | Reply

    Fransiz ihtilalinden 1. Dünya harbine kadar vakit öyle ilgincki bir insan düsünün gencken tarihin 7 bin yil oldugunu zan ederken bu süre yüzbin yillara cikmakta tarih ufuku hem tarihte hem dünya capinda gelismekte nice ismini duymadigi milletlerden haberdar oluyor ve insani sarsan bircok buluslara ve hayati cok etkileyen kesiflere sahid oluyor. O muazzam gelismelerde insan freni kacirip fen ilmi ve teknik ilimleri abartip haddi asmasi psikolojik olarak bir nevi “anlasilir”. Akademik ilmin “kilisenin” rolünü aldigini halen iddia edenler az degil. 2 dünya harbinden sonra ve teknik ilimlerin kitlesel zararini ve siddetli ideolojilerin ortaya cikmasi aydinlanmayi ciddi sekilde sorgulamaya yol acti. Batida positivizm felsefe ve ilim cevrelerinde pek yok ama populär ilimcilikte hakimiyeti halen vardir. Fen ilimleri ile ve teknik ile her “problemlerin cözülecegine” inanilmakta.

  12. Yazan:fatih y. abbas Tarih: Haz 19, 2009 | Reply

    Sayin my;
    Yaniliyorsam duzeltin lutfen.
    Positivism,spesifik bir metoda ve o metodla elde edilen bilgi/nin/lerin “gecerligine, onemine vs” isaret eder.

    Ama baska bir metod veya daha farkli, daha degisik bir metod, o metodu ve elde edilen bilgiyi gecersiz, onemsiz vs kilabilir.

    Yada ayni metod, baska bir gerceklige, gerceklik sektorune dair bilgi temininde cok yetersiz kalabilir. Uygunsuz, ise yaramayan bir arac durumuna dusebilir.
    brlirli bir yontemle elde edile bilgiye “pozitif bilgi” diyoruz.

    Bazi ozel metodlarin, genel bir felsefe veya doktrin haline getirilmesi de mumkundur. 19. yy’daki, Pozitivizm de, yukardaki makalede, ele alindigi kadariyla, bu turden bir felsefe (bilgi felsefesi) ve doktrin idi.

    Problem, kilise ve ozel ogretileri ile, yada bazi din adamlari ile, zamanin bilim adamlari arasindaki bazi tartismalarla, iddialarla baglantiliydi.”Yontemle” ilgiliydi.

    Bu yontem de, en kaba ve ozet haliyle, “deneye ve gozleme” gore bilgi olusturmayi savundu.

    Bir dine inansak da inanmasak da, bilim adami olsak da olmasak da,”hayatimizi” ilgilendiren hemen her konuda bilgi ararken, “cogunlukla”, su 2 aktiviteden olusan herhangi bir yontemi kullaniyoruz:

    Deney ve gozlem.

    Her kilidi acan, donmus, sabit, statik ve standart bir yontem ve sablon yok. Buna donuk
    zorlama yapan da, bilim adami degil, sarlatan kabul edilmelidir.

    Eski kafali pozitivistlerin kavramadigi sorun da bu olmali ve yukardakimakaleyi de bu icerigi nedeniyle sevdim.

    Ne makalenin, nede dinin (ozellikle Islam) gozlem ve deneye(tecrubeye) karsi, reddiyeci
    bir tavri da yok. Boyle bir reddiyeyi de tesvik etmiyor. Cunku makale de gozlem ve tecrubeye dayali olarak yazilmis.

    selam ile

  13. Yazan:çağlar Tarih: Haz 19, 2009 | Reply

    evet insanın eşya ile ilişkisi değişmemiştir. insanın birbiriyle ilişkisi değişmemiştir. birbirine bakış açısı değişmemiştir. bir kavanoz tuzu yere döküp zerre zerre toplamaya çalışıyoruz bence mesele bu ben meseleyi. eski insan sanrısının hakikatten uzak olduğunu söyluyorum. geçmiş le sanrılı bağlarımızı koparıp bir isim vermeden, sahiplenmeden sahiplenilmeden uzak bir dıştan içe, içten dışa bakış herkese ve herşeye aynı mesafede olmak. doğru bir başlangıç olabilir insanlık için…

  14. Yazan:çağlar Tarih: Haz 19, 2009 | Reply

    “Pozitivizm insan nefsinin kendi icadları karşısında duyduğu kibirin adıdır. Bilimin ve bilginin gerçek Sahibini ve maksadını unutarak kendi kendine “yaratıcı” sıfatı vererecek kadar hastalandığı asırların bir tortusudur.”

    mesele zaten insanın “kendi” olması sanrısı değil mi “insan bir zan üzeredir ” denmemiş midir?. bu da kavramların içiçe girmesi türkçenin de biraz nesnel bir dilden giderek içinin boşaldığı bir dil olmaya doğru seyri meselesidir. aynen pozitivizmle pozitif bilimlerin, bilimsel metodun yine bilimsel olmayan argüman ve gözlem ve sanrıların içine çekilmesi sorunudur. sapla samanın karışmasıdır. sevgili arkdaşlar dert etmeyin türkiye’ de pozitivizmin savunucusu pek çıkmamıştır. daha çok descartesçi yani idealisttir bizim felsefe ile olan münasebetimiz. onun dışında yeni bir bilimsel metod yani; savını ispatlayıp herkesin kabul ettiği bir gerşeğe dönüştürmenin yolu yüzyıllardır aynıdır. gerisi havanda su dövmektir. bence önce türkiye’deki ayağı yere basmayan bilimsel sanılan (ilköğretimden başlayarak) fakat yanlışlarla dolu modern bilim anlayışından uzak eğitim öğretim anlayışını düzeltmektir.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin