Kötü insan nasıl üretilir?
By Mehmet Yılmaz on Mar 14, 2007 in Makale





Mehmet Yılmaz
Teşekkür : Yazıyla ilgili fotoğraf, film ve belge sağlayan Stanford üniversitesi
öğretim üyesi Prof. Dr. Philip G. Zimbardo‘ya samimi teşekkürlerimizi sunarız.
Yazıyla ilgili videoları http://www.prisonexp.org/ sitesinden izleyebilirsiniz.
Tutuklamalar başlıyor
Kaliforniya’daki Palo Alto şehrinde sessiz sakin bir ağustos sabahı başlıyordu.
Bir polis arabası aniden bir evin önünde durdu, arabadan inen polisler içeri
girerek üniversitede öğrenci olan bir genci evinden çıkardı, kendisine Ceza
Kanunu’nun 211inci maddesini ihlâl ettiği ve silahlı soygun suçundan
tutuklandığı bildirildi. Komşularının şaşkın bakışları arasında ellerine
kelepçe takılırken hakları okundu, üzeri arandı ve polis arabasına bindirildi.
Komsular şaşırmakta haklıydılar çünkü Palo Alto Polis şefinin de çok iyi bildiği
gibi o gün tutuklanan birçok üniversite öğrencisi aslında suçsuzdu. Sadece günlük
bir kaç dolar karşılığında bir sosyal psikoloji deneyine katılmayı ve mahkûm rolü
oynamayı kabul etmişlerdi.
Stanford üniversitesi öğretim üyelerinden Philip G. Zimbardo’nun 1971’de yaptığı
ilginç deney bugün hâlâ güncelliğini koruyor ve sadece ABD değil Türkiye de
dâhil bütün ülkeleri ilgilendirecek bulgular sunuyor.
Türkiye çağdaş medeniyet seviyesine yaklaşıyor!
25 Şubat 2007 tarihli Zaman gazetesinin haberine göre Türkiye suç
işleme konusunda da hızla batılı ülkelerin seviyesine yaklaşmakta:
Adalet Bakanlığı’nın istatistiklerine göre sabıkalı sayısı 8 milyonu,
mahkûm sayısı 68 bini geçti. Emniyet’in rakamları da olayın boyutlarını
gözler önüne seriyor.
Son 10 yılda işlenen suç sayısı üçe katlandı. 1995′te 229 bin suç işlenirken, rakam 2006′da 785 bin 510′u buldu. Suçların yüzde 42’si İstanbul, Ankara ve İzmir’de işleniyor.
İlk suçun işlenmesinin önlenmesi ayrı bir inceleme konusu elbette. Ancak 8 milyon sabıkalı büyük bir rakam.
Bu insanlardan hapiste yatanların “içeride” geçirdiği sürede
1) Ailelerine bakamadıklarını,
2) Anne-babalık ve/veya evlâtlık görevlerini yerine getiremediklerini,
3) Hapiste geçen süre içinde yeni suçlar ve yöntemler “keşfettiklerini”,
4) Bir kısmının hapisten çıktıktan sonra da etraflarındaki gençlere kötü örnek olduklarını,
da hesaba katarsak insanları bir kaç ay veya yıl “kapatmanın” ülkemize ne kadar zarar verdiğini daha iyi görebiliriz.
İnsanları hapse atmak çözüm mü? Kapkaç, silahlı soygun, çocuk pornosu, aile içi şiddet gibi konular biz “iyileri” sadece “kötüler” yakalanıncaya kadar ilgilendiriyor. Biz “iyiler” ile “kötüleri” birbirinden ayıran duvarlar bizi koruyor ve bir sorun olmaktan çıkıyor sanki. Peki, hapis yatan bir insanın zihninde ne gibi değişiklikler meydana geliyor? Toplumu, kendini, devleti algılayışı nasıl değişiyor?
Bir kaç yıl hapis yatan bir insan dersini almış, kanunlara saygılı bir vatandaş olarak çıkıyor dışarı pek çoğumuz için. Oysa hapis yatmış insanların suç işleme ihtimalleri yükseliyor istatistiklere göre. Gerek ülkemizde gerekse mahkûmların topluma kazandırılması için birçok proje üreten ABD, Fransa gibi gelişmiş ülkelerde bu gerçek değişmiyor. Neden?
Yapay hapishanenin öğrettikleri
Zimbardo’nun deneyi için Stanford üniversitesi Kampusu’nda kurduğu hapishane bir film dekoru olmaktan çok uzak. Gerçekten hapis hayatı yaşamış eski bir mahkûmu danışman olarak ekibine alan profesör eski mahkûmun tavsiyeleri üzerine deneklerin yaşam yerlerini oldukça tekdüze ve çirkin kılmak için duvarları, kapı ve pencereleri aynı renk levhalarla kaplıyor. Bu aynı zamanda deneklerin gün ışığını ve dışarıdan gelecek sesleri de engellemeyi ve zaman kavramını kaybetmelerini sağlamaya yönelik bir çaba.
Sahte mahkûmların bu deneyi bir oyun gibi algılamalarına engel olmak için gene eski mahkûmun tavsiyeleri doğrultusunda mahkûmların ayaklarına rahat yürünmeyen plaj terlikleri, saçları kesilmiş gibi görünmesi için başlarına kadın çorabı, üzerlerine de bir entari giydiriliyor. Denekler adlarıyla değil kendilerine verilen bir numara ile çağırılıyorlar.
Ordularda veya terör örgütlerinde de rastlayabileceğimiz bu uygulamaların amacı:
1. Bireyin değerini çiğnemek,
2. Anonim bir mahkûm (veya er, devrim savaşçısı, …) kimliği oluşturmak,
3. Bütün nefsanî ihtiyaçlarını (uyku, yemek, giysi vb) aidiyet ile ikame etmek,
4. Bireysel sorumluluk duygusunu dolayısıyla vicdanı devreden çıkarmak,
5. Şiddet dışındaki yöntemlerin (eğitim, şefkat, diyalog, karşılıklı çıkarlara saygı, …) kullanılmasına engel olmak ve şiddeti kalıcı tek yöntem olarak dayatmak,
6. Kendi gözünde ve toplum nezdinde önemini azaltarak ölümü veya intihar saldırısı yapmayı daha kolay kabul etmesini sağlamak.
Amerika örneği
Her hangi bir günde ABD hapishanelerinde yatan insan sayısı 2.2 milyon. Bir yıl içinde buradan “geçen” insan sayısı ise bunun çok üzerinde. Hapishanelerde ve bağlı tesislerde çalışan insan sayısı 750 bin. Bunun ülkeye yükü yılda 60 milyar doları aşıyor. Eldeki verilere göre üç yıla kadar eski mahkûmların %67’si yeniden tutuklanacak ve %52’si yeniden hapse mahkûm edilecek.
Devletten mahkûm başına “kira” alan özel hapishane sahiplerinin ve mahkûmları asgarî ücretin çok altında çalıştıran tekstil ve call center firmalarının karşısında ellerini oluşturduğu bu manzara sağduyulu insanları alarma geçirdi. Amerikan Hapishanelerinde Güvenlik ve Suiistimal (araştırma) Komisyonu 8 Haziran 2006 tarihinde çok ilginç bir rapor sundu. 126 sayfalık bu raporu Türkiye’nin suç-ceza-yeni suç döngüsünden kurtulabilmesini isteyen herkesin okumasını tavsiye ederim.
1970’lerde ABD 20inci yüzyılın en büyük “tutuklama projesini” başlattı. 1970-2005 döneminde hapishane mahkûmlarının sayısı %628 arttı (1). Bugün ABD’nin geldiği umutsuz nokta ortada. Elbette suçluları hapse atmanın “dışarıdaki suç oranına olumlu bir etkisi var. Ancak bu etki “pahalı” ve geçici bir tedavi. Şöyle ki:Joel A. Devine, Joseph F. Sheley, ve M. Dwayne Smith’in American Sociological Review (Sayı: 53, Yıl 988, sayfa : 407-420) dergisinde yayınlanan Macroeconomic and Social-Control Policy Influences on Crime Rate Changes,1948-1985 adlı makalelerinde sundukları gibi ülke bazında ve bütün suçlar aynı kefeye konduğunda bile toplam suç oranında %22’lik bir düşüş için hapishane nüfusunun yaklaşık %10 artması gerekiyor. Ancak bu gri tablo detaylara indikçe yani suçlar ayrıştırıldığında iyice siyahlaşıyor : Daha fazla insanın hapse konması sadece soygun, yankesicilik ve motorlu araç hırsızlığında önemli bir düşüş sağlıyor. Tecavüz, cinayet, aile içi şiddet gibi suçlarda ise değişen bir şey yok. Eyalet-şehir bazında yapılan bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu sonuçlar ise daha da endişelendirici : Coğrafî bölgelere göre değişmekle beraber hapse atılan insanların sayısındaki %10’luk bir artış suç oranındaki azalmanın ancak %0.11 ile %4 arasında kaldığını gösteriyor. (2) (3)Dahası bazı bilimadamları hapse atılan insan sayısı ile suç oranı arasında bir ilişki bulamadıkları gibi bazıları da ters bir oran buluyorlar. Yani hapse atılan insan sayısı hâlihazırda yüksek olan eyaletlerde (toplam nüfusun %3ünden fazla) mahkûmiyetler arttıkça toplumdaki suç oranı artıyor. (4)(5)Aslında bu bulgu o kadar da şaşırtıcı değil. Bir kaç yıla yayılan bir zaman diliminde yapılan incelemelerin bu sonuca varmaları normal. Çünkü hapse atılan bir insanın ailesinin geçim sıkıntısına düşmesi, borçlanması, ödeyemediği kiralardan dolayı evden çıkarılması belli bir zaman alıyor. Çocukların (veya eşin) bu zor ortama yenik düşerek suça yönelmeleri de muhtemel sonuçlardan biri. Yukarıda alıntıladığım Adalet Bakanlığı’nın istatistiklerine göre suçların %40’dan fazlasının İstanbul, Ankara ve İzmir’de yani aile bağlarının en zayıf olduğu büyük şehirlerde işlenmesi elbette rastlantı değil.
Aşağılanma düşlerde bile devam ediyor
“Gerçek bir hapishane kurmayı değil hapishanede olma hissi vermeyi amaçladık” diyor Zimbardo. Birçok ülkede artık kullanılmayan ayaklara zincir vurulması yöntemi de bu sebeple planın bir parçası. İç çamaşır kullanmadan giyilen entariler, özgür olmadıklarını uykularında bile hatırlatan zincirler, kendinden veya başka mahkûmlardan söz ederken isim yerine numara kullanma zorunluluğu…
Onurları sürekli çiğnenen denek-mahkûmlar kendilerini adeta hadım edilmiş gibi hissetmeye başlıyorlar. Yürüyüşleri görünür şekilde daha kadınsı olmaya başlıyor.
“Uygar” Batı “maneviyat sahibi” Ortadoğu’ya karşı
Hapishanelerde ve karakollarda yapılan insan hakları ihlalleri söz konusu olduğunda ilginç tartışmalara tanık oluyoruz : Bir yandan batılı ülkeler çoğunluğu müslüman olan Ortadoğu ülkelerini demokratik olmamakla suçluyor, insan hakları ihlâllerini de buna bağlıyorlar. Muhafazakâr türk, arap ve iranlı düşünürler ise İslâm’ın değerlerinin Batı’da eksik olduğunu söylüyorlar bize. “Aile yapıları zayıflamış, maddeci insanların saldırganlaşmasından daha normal ne olabilir?” diyorlar.
Amerikan Hapishanelerinde Güvenlik ve Suiistimal (araştırma) Komisyonu’nun raporunda verdiği çarpıcı örnekler var : Kalp ilacı verilmediği için ölen mahkûmlar, hapishane yöneticilerince tecavüze uğrayan ve korunmasız olarak aynı hapishanede bırakılanlar… Ancak ekonomisi, aile yapısı, gelenekleri ve dini ABD’den farklı olan Türkiye’de de eline yetki verilen insanların benzer şekilde davranmalarının önüne geçilemiyor. Human Rights Watch’in 2005 raporuna göre Ekim 2005′te, Ordu polis merkezinde, 4 çocuğun işkenceye maruz kaldığı bildirildi. Çocuklar polisin kendilerini soyup dayak attığını, hayalarını sıktığını ve tecavüzle tehdit ettiğini söylediler. Tıbbi raporlar, herhangi bir suçlamaya maruz kalmadan serbest bırakılan çocukların yoğun şekilde morarmalara maruz kaldığını gösteriyordu.
Şu halde herhangi bir politik gözlük takmadan, sadece insana bakmak, bilimsel yöntemlerle sebep-sonuç ilişkisi aramak gerekmiyor mu?
Gardiyanlar sahte, eziyet gerçek
Deney için seçilen öğrencilerin içinden tamamen rastgele yöntemlerle gardiyanlar belirleniyor. Gardiyan deneklere herhangi bir eğitim verilmeksizin, (belli sınırlar içinde) düzeni korumak için gerekeni yapmaları emrediliyor. Zimbardo gardiyanlara üniforma ve mahkûmlarla göz temasını önlemek için güneş gözlüğü giydiriyor. Bu uygulama aynı zamanda gardiyanların aidiyet duygusunu da güçlendirmeye yönelik. Çünkü araştırmanın amacı sadece mahkûmların değil gardiyanların da davranışlarını araştırmak.
Deney başladıktan sonra kısa bir “afallama” dönemi geçiren gardiyanlar kendilerine verilen yetki ve sorumlulukların da dürtüsüyle bir takım kurallar koymaya, bu kurallara uymayan mahkûmlara ise cezalar uygulamaya başlıyorlar.
Deneyi tasarlayan bilim adamlarının beklentilerinin çok ötesinde gerçeğe yaklaşan deney aile ziyaretleri, tecrit hücreleri, isyanlar, muhbirler hatta hapisten kaçma girişimleriyle devam ediyor. Hayatlarında hiç suç işlememiş, eğitimli ve orta gelirli ailelerin çocukları tıpkı gerçek hapishanelerde yatan “azılı haydutlar” gibi davranmaya başlıyorlar. İçlerinden bazıları ise depresyon geçiriyor.
Baştan 15 gün olarak planlanan deney akıl sağlığı bozulan mahkûmlar ve kontrol edilemeyecek kadar saldırganlaşan gardiyanlar da dikkate alınarak erken bitiriliyor. Çünkü yerleştirilen gizli kameralar sayesinde gardiyanların gece yarısından sonra mahkûmlara “normalin ötesinde” eziyet ettikleri saptanıyor. Daha da ilginci nöbet süresi biten ve artik para almayacak olan gardiyanların gönüllü olarak nöbete kalmak istemeleri.
Fakat en çarpıcı olanı Zimbardo da dâhil bazı bilim adamlarının farkında olmadan deneyin bir parçası haline gelmeleri ve gardiyan veya hapishane müdürü gibi düşünmeye başlamış olmaları. Bütün detayları burada aktarmak imkânsız ancak deneyin internet sitesinden daha fazla bilgi edinmek mümkün.
Yanlış giden neydi? Bundan sonra nereye? (*)
Sonuç olarak hapishaneler masum insanları bile suça teşvik eden bir ortam oluşturuyor. Bu günkünden çok farklı, adeta “devrim” diye nitelendirilebilecek bir değişim gerekiyor cezaevlerine. Bu değişim elbette hukukçuların, sosyolog ve psikologların katılımıyla tarif edilebilir ve uygulanabilir.
ABD’nin Türkiye’den 30 yıl önce girdiği ve nasıl geri döneceğini bilemediği yanlış bir yola girmek üzereyiz. Hasta bir toplumun ürettiği şiddeti sadece suçluları hapse atarak tedavi edemeyiz. Çünkü “suçlu” dediğimiz insanlar da aslında suçun artışını teşvik eden bir ortamda öldürdükleri, tecavüz ettikleri kişiler gibi koşulların kurbanı olmaktalar. Elbette kişi bazında vicdanların rahatlatılması, suçluların cezalandırılması ve potansiyel suçluların toplumdan uzaklaştırılması gerekiyor. Ancak sadece bu yapıldığı takdirde Türkiye’mizin gitgide ABD’ye benzemesi kaçınılmaz.
Çünkü Dünya’nın neresinde olursa olsun alışılagelmiş hapishaneler ağır suçları önleyemedikleri gibi artmasına da sebep olabiliyorlar. (Bkz. Kaynakça: 2, 3, 4, 5) İlk suçun işlenmesinin önlenmesi kadar hapishanelerin topluma ve insanlara ne getirdiği ve götürdüğü sorgulanmalı. Son yıllarda güvenlik ve suç işleme eğilimleri üzerine yapılan birçok çalışma insanları hapse atmanın değil onların sorunlarına çare bulmanın suçun önüne geçebileceğini ve bunun maddî yükünün de daha hafif olacağını savunuyor. Bu çalışmaların ortak noktaları ise şunlar :
- Eğitim
- İşsizliğin azaltılması
- Ortalama ücretin artması
- Kişi başına düşen polis sayısının artması.
Kul hakkı ve Türkiye
İnsan hakları ve daha özel olarak mahkûm hakları konusu ne yazık ki uzun bir zaman terör suçlularıyla, açlık grevleriyle, PKK, DEV-SOL vb örgütlerle anıldı. Türkiye’nin sürekli olarak Avrupa tarafından ağır biçimde eleştirildiği bu dosya bizde bir tür kompleks oluşturdu. En aklı başında insanlardan bile “Avrupa önce kendine baksın” tarzında savunmacı söylemler duyuyoruz.
Diğer yandan Batı kültürünü benimsemiş “çağdaş” aydınlarımızın bu konuyu çözebileceğinden şüpheliyim. Çünkü batıya hoş görünme kaygısıyla batı referansları kullanarak ürettikleri fikirler halk tarafından benimsenmiyor ve hiç bir zaman da benimsenmeyecek. Üstelik bugüne kadar özellikle Fransa’dan ithal edilen bireysellik ve çatışma kültürü sebebiyle mahkûm haklarının savunulması avukatlarla devlet arasında bir boks maçından öteye gidemiyor çoğunlukla. Global bir stratejileri yok. Taktik olarak açlık grevleri, AİHM başvuruları yapılıyor.
Kanımca kalıcı çözümler bu konunun İslâm’ı yaşama kaygısıyla hareket eden aydınlar tarafından daha iyi sahiplenilmesiyle bulunabilecektir. Çünkü bu konuda en sağlam referans kul hakkıdır. “Mahkûm hakları” konusu her şeyden önce vicdan sahibi insanlarca, sadece birey değil aileler ve toplumun tamamı göz önüne alınarak çözülebilir.
Zira müslüman bir aydın için “kötü insan” yoktur, nefsine yenik düşmüş insan vardır.
(*) Dostumuz Mustafa Akyol’un çok sevdiğim sözü.
Kaynakça
ABD suç istatistikleri
- Bureau of Justice Statistics, Prisoners 1925-1985 (Washington, DC: Bureau of Justice Statistics, 1986). Paige M. Harrison and Allen J. Beck, Prison and Jail Inmates at Midyear 2005 (Washington, DC: Bureau of Justice Statistics, 2006).
- Zsolt Besci, “Economics and Crime in the States” Federal Reserve Bank of Atlanta Economic Review First Quarter (1999): 39-56; William Spelman, 2000.
- Washington Institute for Public Policy, 2003; Spelman, 2005.
- Steven Levitt, “Alternative Strategies for Identifying the Link between Unemployment and Crime” Journal of Quantitative Criminology 17 (2001): 377-390
- Raymond V. Liedka, Anne Morrison Piehl, and Bert Useem, 2006.
Zimbardo’nun Stanford Üniversitesindeki çalışması
- Schwartz, J. (May 6, 2004). Simulated prison in ‘71 showed a fine line between ‘normal’ and ‘monster.’ New York Times, p. A20.
- Zimbardo, P. G. (2004). A situationist perspective on the psychology of evil: Understanding how good people are transformed into perpetrators (pp. 21-50). In A. G. Miller (Ed.), The social psychology of good and evil. New York: Guilford Press.
- Zimbardo, P. G., Maslach, C., & Haney, C. (2000). Reflections on the Stanford Prison Experiment: Genesis, transformations, consequences. In T. Blass (Ed.), Obedience to authority: Current Perspectives on the Milgram paradigm (pp.193-237). Mahwah, N.J.: Erlbaum.
- Haney, C., & Zimbardo, P. G. (1998). The past and future of U.S. prison policy: Twenty-five years after the Stanford Prison Experiment. American Psychologist, 53, 709-727.
- Zimbardo, P. G. (1994). Transforming California’s prisons into expensive old age homes for felons: Enormous hidden costs and consequences for California’s taxpayers. The Center on Juvenile and Criminal Justice, San Francisco, CA.
- Zimbardo, P. G. (1979). Testimony of Dr. Philip Zimbardo to U.S. House of Representatives Committee on the Judiciary. In J. J. Bonsignore, et al. (Eds.), Before the law: An introduction to the legal process (pp. 396-399, 2nd ed.). Boston: Houghton Mifflin.
- Haney, C., & Zimbardo, P. G. (1976). Social roles and role-playing: Observations from the Stanford prison study. In E. P. Hollander & R. G. Hunt (Eds.), Current perspectives in social psychology (4th ed.) (pp. 266-274). New York: Oxford University Press.
- Zimbardo, P. G. (1974). The detention and jailing of juveniles (Hearings before U.S. Senate Committee on the Judiciary Subcommittee to Investigate Juvenile Delinquency, 10, 11, 17, September, 1973) (pp. 141-161). Washington, DC: U.S. Government Printing Office.
- Zimbardo, P. G., Haney, C., Banks, W. C., & Jaffe, D. (1973, April 8). The mind is a formidable jailer: A Pirandellian prison. The New York Times Magazine, Section 6, 36, ff.
- Haney, C., Banks, W. C., & Zimbardo, P. G. (1973). Interpersonal dynamics in a simulated prison. International Journal of Criminology and Penology, 1, 69-97.
- Zimbardo, P. G. (1971). The power and pathology of imprisonment. Congressional Record. (Serial No. 15, October 25, 1971). Hearings before Subcommittee No. 3, of the Committee on the Judiciary, House of Representatives, Ninety-Second Congress, First Session on Corrections, Part II, Prisons, Prison Reform and Prisonerís Rights: California. Washington, DC: U.S. Government Printing Office.
19 [?]



35 Yorum
Yazan:Volkan Serin Tarih: Mar 14, 2007 | Reply
Mehmet Bey öğretici ve kendini okutan bir yazı olmuş, elinize sağlık.
istatistikler tabi başka şekillerde de de yorumlanabilir. Mesela:
<i>Yani hapse atılan insan sayısı hâlihazırda yüksek olan eyaletlerde (toplam nüfusun %3ünden fazla) mahkûmiyetler arttıkça toplumdaki suç oranı artıyor.</i>
Suç oranı arttıkça, mahkumiyetler artıyor olmasın.
Bildiğiniz gibi <b>korelasyon neden-sonuç belirtmez, her 2 değişkeni birden etkileyen 3. bir değişken olabilir <b>
Hapishaneler mahkumları adam etmekte pek işe yaramıyor yazınızdan anladığım kadarıyla. Peki cezanın amacı bu mu? Yani mahkumları adam etmek.
Cezanın kendisi bir amaç belki de. Adaletin yerini bulması.
Tabi hem adaleti sağlamak hem de mahkumları adam etmenin bir yolu var mı bilemiyorum. Ama tartışmamız gereken bu sanırım. hapishanelerden başka bir ceza metodu mu uygulamalıyız, ya da mevcut hapishane sisteminde radikal değişikliklere mi gitmeliyiz?
Ben bu deneyi bilmiyordum, meşhur bir deneymiş halbuki.
Bir de şöyle bir deney var, biraz alakalı sanırım:
http://en.wikipedia.org/wiki/Milgram_experiment
Yazan:ridvan Tarih: Mar 14, 2007 | Reply
Sevgili Mehmet Bey,
Dilinize sağlık, yazınızı ilgi ve dikkatle okudum, 10 başlığın hepsini teker teker bir kez daha okuyarak irdeledim. Müsadenizle,
“Tutuklamalar başlıyor”
Para ile nasıl yapılır bu deney, bizimkiler duymasın hemen katılırlar, ama rolüde iyi keseriz, (galiba) bbg evleri gibi.
Bu abd li hocalarımız kapıdan denekleri toplayıp, karar vermeye bunu yorumlamaya çalışmışlar.
Elime sıcak su dökerseniz yanar ve çekerim. Bunu gözlemlediniz diyelim, peki aklımdan ne geçer? Kötüsü bunun hesabını sormak olur ve belki içimden küfürler bile ederim. Bu hocaların para ile orada bulunan gençlerden yorumlar çıkartmaya çalışmaları çok yerinde mi? Belki mahkum tepkilerini görmek için. Ama eğer çabalanan mahkumların buradan ders alıp almadıklarını anlamak, orada nasıl birşeyler öğrendiklerini görmek ise, çıktıktan sonra düzelecekler mi, bunu öğrenmek ise, kendilerini mahkum yapmalıydılar orada.. Siz fareyi labirente koyup peyniri bulmasını öğretmediniz, aç kalan fareye en kısa yolu bulmasını öğrettiniz bununla. Bunlar; insan !, labirentlere koymadan, anlatın; kolay, doğru yolu bulmayı, peynire giden.
konu çok geniş ve karmaşık geldi ama uzunca konuşmak lazım.
“Türkiye çağdaş medeniyet seviyesine yaklaşıyor!”
Yaa siz takmışsınız şu batılılara, biz kalırmıyız elin gavurundan aşağı. 8 milyon sabıkalı? biri baklava çalarken yakalanan çocuk mu suçlulardan biri? Suçlu mu arıyorsunuz, aynaya bakın yeter. Askerliği nerede yaptınız, annenizden uzakta mı? Terörün şehitler verdiği yerlerde mi? Şanşsız mışsınız. Yoksa bir albay tanıdık bulup bir kutu madlen çikolata veya bir şise jonnie walker lemi usta biriğinizi seçebilenlerden misiniz?. Uzun yolda radara 103 lemi yakalandınız, ekip arabasında komiser yoksa kolay, 20 lik yeter genelde çobaya zam gelmediyse. daha çok vardır herhalde, lütfen siz çoğaltabilirsiniz.Suçlu mu arıyorsunuz, belki hep suç işledik ve işliyoruz. Ceza evlerideki vatandaşların hepsi tecavüzcümü, hepsi yasa dışı örgütçü mü?
Evet devlet baba dedi suçlusun 3 yıl 4 ay, herhalde düşünmüşsünüzdür 4 çocuğu ve hanımı. Adamın sigortamda yapılmıştır doğduğumda, yoksa hanım teyze, haladan uzun bir borç listesi ile karşılayacak sizi, neyse çıktık ya, çocukları özlemişim, nasıl olsa bulurum bir iş. Yokya adi mahkum derler?, bizde seni bekliyorduk iş vermek için sanki. Eee olmazsa mapus arkadaşım hamit in yanına giderim, güzelde bir kulüp açmış. Kapıda fedailik yaparız korkarlar nasıl olsa herkes hamit abiden, onunda abisi gelirse vururuz, eni sonu bir 3 yıl daha yatarız.
“Yapay hapishanenin öğrettikleri”
Doktor Zimbardo ülkesini veya guatamalo yu anlatıyorsda bilmem ama ülkemizde, herkes sivil kıyafetli, saçları kesilmemiş ve numarlı değiller, belki mahküm nosu vardır ama onlar yine ahmet, mehmet tir, etek te giydiremezler, Şimdilik.
Ya ben çok uzatacağım galiba. Arkadaşlar yorumlasınlar önce sonra ben devam ederim maddelere.
Askerlik 18 ay Mardin, Hava radar
Cezaevi 6 gün Ulucanlar, 12b
Yazan:ridvan Tarih: Mar 14, 2007 | Reply
Sevgili Mehmet Bey,
Tekrar saygılarımla,
Adam cezaevindeki 3 yıl 4 ay ceza almıştı ya, Kapıdan girdi, asker aradı, 2 paket sigara almıştı mapusta içilir dedi, biri açık biri kapalı, ikisine de el koydu 20 lik asker (herhalde komutanına vermiyecektir) Canın karavanadaki ıspanağı istemedi, bir poğaça yok mu? Yok kardeşim, evinde misin, mahkumluğunu bil, kantinde yok sigara nasıl alacağım? kolaymış, koğuş ağası verir, az bir komisyonla beraber, hayatta kaybettik belki sansımız döner, yok mu sayısal filan, koğuş ağası ayarlar. Siz hangi suçlulardan bahsediyorsunuz, hayatımız suç olmuş, yazınızda suç kelimesi 27 defa geçiyor.
Sistem, amirler, memurlar,anneler, eşler suçlu.
“Amerika örneği”
Veriler ve bulgulardan çok anlamam. Amerika yorumları ile yurdum insanı kıyaslanabilir mi. Orada öğretmen tacizi, zenci dayağı, uyuşturucunun cesaretlendidiği gençlerin market soygunu. Benim kardeşlerim aynı mı, john çalışmassa para alır bush tan, doktor, ilaç parasıda yok onların kasabada.
Herkesin mahkumu kendine. Mutlaka bizdede iğrenç suçlular vardır, ama çoğu o suçları işlemeye bilir, girmezdi o soğuk, sevgiden uzak yere. Şu anda 50 kişilik bir koğuşta 20 mahkum namaz kılıyor, isyan etmiyor Allah’ına, ellerini kaldırınca duaya tövbe ediyordur herhalde, mezhebi namaz kılmaz isede kalbinden tövbe ediyor, pişmanlığını düşünüyordur. Yazdıkları bilimsel olabilir ama bizim toplumumuzun bilimini kim yapacak?
kurtlar vadisi ve gibi diziler olmasaydı azalmaz mıydı mahkum sayısı sizce. Sarhoş ünlüleri, artistleri yazan gazeteler bilseydi bu toplumun bilimini, en azından hapisteki genç sayısı azalmaz mıydı?
Asker ocağında okuma bilmeyen canlarımıza, savaşta sırtımı kollayacak arkadaşıma biz orta okul ve liseliler öğrettik ABC yi,
Gazete okuyorlardı biraz, sivilde, durakta dolmuşun yönünü sormuyorlardır artık. Getir bu küçük eğitimi cezaevine, din dersi istiyorlar, belki vatandaşlık, milli savunma dersi olmaz mı, (fen matematik dersi sizin olsun) 100 ünden 2 bile olsa düzeltilemezmi? Bu maddeyi bitirelim.
Suç tabiiki İstanbul, Ankara, İzmir de olur, bar, gazino nerede en çok? Barlar sokağından geçerken, çılgın müzikten Ezan duyulmuyorki. Şanıurfa da Kayseri de az olacaktır, barlar sokağı yok yabancılaşmamış henüz.
Yazan:ridvan Tarih: Mar 15, 2007 | Reply
Sevgili Mehmet bey,
Bu güzel yazınız ve işaretinize bende gerçekten halk çocuğu olarak katkıda bulunmak istedim. Bilmiyorum korelasyonun nedemek olduğunu, ben yeni geldim bu düşünce grubuna, belki susmam lazım ama bazı gördüklerimi yaşadıklarımı anlatmaya çalışıyorum sadece. Volkan Serin beyi gerçekten takdir ettim, dilerim bende onun kadar olurum bir gün, tüm samimiyetimle.
“Aşağılanma düşlerde bile devam ediyor”
yine onların cezaevi, doğrudur. birazda kadısı olabilirler. Biz olmayız İnşallah.
““Uygar” Batı “maneviyat sahibi” Ortadoğu’ya karşı”
Aile yapıları zayıflamış, maddeci insanların saldırganlaşmasından daha normal ne olabilir? diyorlar.bende aynısını söylerim.
Bizde de o elindeki yetki verilmişler amerikalılar gibi davranırsa; bunları kontrol eden olmazsa, savcılar uyurlarsa, çözer bu işi sinirli belki biraz da cahil vatandaş. Onlar bilseler herkes işini doğru yapacak, saldırmazlar, dövmezler, yaralamazlar o yetkilileri. İşte bakın yine azaldı mahkum sayısı.
Arkadaşlar istemiyorsanız ben yazmayayım artık, hiç mi katkınız olmaz, şaşırdım, Derin Düşünce okurları.
Küstüm.
Yazan:ridvan Tarih: Mar 15, 2007 | Reply
Küstüm ama (Mehmet bey size değil), maddelerin hepsini yorumlayacağımı yazmıştım, müsadenizle diyerek. Sözümü tutup yazacak ve susacağım.
“Gardiyanlar sahte, eziyet gerçek”
Onlarda vardır, benim gardiyanım bile onlar gibi değil, ancak anasına veya vatanına sövmez iseniz, şiddet uygulamazlar, en azından ben duymadım, görmedim. Şu; avanta, komisyon alışkanlıkları da olmasa, babam derim onlara.
“Yanlış giden neydi? Bundan sonra nereye?”
Bu madde tamamiyle sizin, nasıl belli,vatanın yetiştirdiği güzel yazarımız *Mehmet bey aynen aktarıyorum (editörümüz izin verirse) Her satırına katılıyorum.Birkez daha okumakta fayda görüyorm.
….nasıl geri döneceğini bilemediği yanlış bir yola girmek üzereyiz. Hasta bir toplumun ürettiği şiddeti sadece suçluları hapse atarak tedavi edemeyiz. Çünkü “suçlu” dediğimiz insanlar da aslında suçun artışını teşvik eden bir ortamda öldürdükleri, tecavüz ettikleri kişiler gibi koşulların kurbanı olmaktalar. Elbette kişi bazında vicdanların rahatlatılması, suçluların cezalandırılması ve potansiyel suçluların toplumdan uzaklaştırılması gerekiyor. Ancak sadece bu yapıldığı takdirde Türkiye’mizin gitgide ABD’ye benzemesi kaçınılmaz.
Çünkü Dünya’nın neresinde olursa olsun alışılagelmiş hapishaneler ağır suçları önleyemedikleri gibi artmasına da sebep olabiliyorlar. İlk suçun işlenmesinin önlenmesi kadar hapishanelerin topluma ve insanlara ne getirdiği ve götürdüğü sorgulanmalı. Son yıllarda güvenlik ve suç işleme eğilimleri üzerine yapılan birçok çalışma insanları hapse atmanın değil onların sorunlarına çare bulmanın suçun önüne geçebileceğini ve bunun maddî yükünün de daha hafif olacağını savunuyor. Bu çalışmaların ortak noktaları ise şunlar :
Eğitim
İşsizliğin azaltılması
Ortalama ücretin artması
Kişi başına düşen polis sayısının artması.
Yurdum insanı, hele sizin gibi inancıyla okumuş yazmış olursa bu doğru tespitleri yapar. Ellerine sağlık
“Kul hakkı ve Türkiye”
Gerçekten aynen sizin gibi düşünüyorum ve yaşıyorum. Ailelerle başlatacağımız seferberlik, olumsuz unsurları (tv gazete vs.) terbiye etmemiz ile, yıllarca ayıp duyduğumuz, günah bildiklerimize arkamızı dönmezsek, gerçekten kul hakkına emir edildiği gibi uyar isek, birkaç cezaevine düşecektir sayısı cezaevinin ülkemde.
Lütfen kusuruma bakmayın, sizler okumuş pırıl pırıl yurdum evlatları çalışırsanız Mehmet bey ve arkadaşları gibi, emin olun herkes çocukları kucaklarında mutlu ve huzurlu yaşayacaktır.
Allah o cezaevindeki insanlara ve ailelerine sabır versin, tövbeleri kabul olsun İnşallah.
Saygı ve sevgilerimle.
Yazan:ridvan Tarih: Mar 15, 2007 | Reply
Sevgili Mehmet bey çok özür dilerim,
dün gece Çinistan, hindistan, dünya nüfusunun üçte biri, ekonomi gibi yazılar okuyup, devamını okuyu tıklatıp sayfa görüntülemiyor mu dedi, yoksa ben çok mu yaşlandım. Artık bu sayfayla yatıp kalkıyorum ondan mı?
Yazan:Keskin Tarih: Mar 15, 2007 | Reply
Güzel bir yazı. Temas ettiğiniz noktalar ilginç ve önemli. Bugün suçla savaşmak konusunda yöntemlerimiz, uzun vadade suçu arttıracak şeyler! Sorunları çözmek için polis, yasak, hapisane gibi tepeden baskılayıcı yöntemler yerine, suçun doğuşunu engelleyici -uzun vadeli- yöntemler düşünmeliyiz. Çok yapılan bir hata, suç işlemiş insanları “diğerleri” olarak görmek, sanki biz hepimiz iyiymişsiz de o kötüler uzaydan aramıza düşüyormuş gibi davranmak. Bir kere bu saçmalığı aşıp, her insanın suça yönelebileceğini kabul ederek, bu yönelişi önlemek hakkında çalışmalar yapılmalı. En ufak bir sorunda “polis dikmek” aklımıza geliyor. Suçlar arttıkça da “öfkelenip” suç işleyenlerin üzerine çullanıyoruz. (Örneğin hırsızlık arttığı sıralarda, bir banka soyguncusu, güvenlik görevlisince vurulmuştu. Birçok kişi de öfke içinde onun vurulmasını savunmuştu.) Bu suçların neden arttığını anlamaya çalışmıyoruz. Suçluya duyulan öfke, bizim suçu önlemekteki başarısızlığımızdan doğan bir duygu. Bu öfke duygusu ve yolaçtığı şeylerden kaçınıp, suçun doğuşuna yönelik (başta eğitimle ilgili) stratejiler kullanmalıyız.
“İslam’ı yaşama kaygısıyla hareket edenler”e atıfta bulunan son paragrafa ise katılmıyorum elbette. İslam dininin suç ve ceza konusunda içerdiği bir takım dogmalar var. (Elini kesin, taşlayın filan gibi hükümler.) Ama bu sorunlar dogmayla değil, sosyoloji, psikoloji gibi bilimlerin ışığında çözülebilir.
Yazan:Bahar Pınar Tarih: Mar 15, 2007 | Reply
Merhabalar,
Gerçekten çok önemli bir konuya, çok ilgi çekici bilgiler içeren bir yazı ile temas etmişsiniz Mehmet Bey. Teşekkür ederiz, elinize sağlık.
Suçla nasıl başa çıkılacağı çok kapsamlı ve bence çok önemli bir konu. Öncelikle suça sebep olabilecek ortamlar nasıl düzeltilebilir, insanlar suçtan nasıl korunabiliriz üzerine kafa yormak gerek sanırım. Ayrıca suç işlemiş insanların yeniden suç işlememeleri ve toplumla bütünleşebilmeleri için neler yapmamız gerektiği üzerine de düşünmek gerek. Bu söylediğim, hapishaneye girmiş insanları, suça daha meyilli olmadan nasıl dışarı çıkartabiliriz sorusu ile de bağlantılı tabii ki. Hapishanelerle ilgili şöyle bir söz vardır bilmem duydunuz mu? : “Kör bıçak giren, jilet çıkar” Şu anda hapishanelerde böyle bir durum söz konusu gördüğümüz, izleyebildiğimiz kadarı ile. Bir kere girdin miydi o yoldan geri dönmek çok zorlaşıyor. Kaldı ki insanlarımız da bu insanlara yardımcı olmaya, onları topluma kazandırmaya çalışıyorlar mı emin değilim. Değil hapis yatmış, suçlu olan birileri ile suçtan bağımsız olarak alakası olmuş ve bu yüzden gözaltına alınmış, sorgu sonrasında suçsuzluğu ispatlanarak salıverilmiş insanlar bile, sebepsiz işlerinden çıkartılabiliyorken -maalesef böyle bir olaya şahit oldum-, toplumun bu insanlara yardımcı olmadıklarını söyleyebiliriz rahatlıkla. Görülen o ki, suçsuz insanları bile çaresiz bırakan ve belki de ailesi, destek olacak birileri olmasa etrafında, onları bile suça itebilecek davranışlar sergileyebiliyoruz. Oysa Sezen Aksu’nun dediği gibi “Masum değiliz hiçbirimiz.” Allah şaşırtmasın, doğru yoldan ayırmasın diyelim.
Hep düşünüyorum, hapishanelerde bulunanlardan ve askerlik yapanlardan mesleği olmayalara neden meslek öğretilmez? Mesleği olan, toplumda bir yer edinen kişi suça daha az meyilli olur. Özellikle gasp, hırsızlık, kapkaç, dolandırıcılık vs. için. Ve tabii ki insanın toplumda bir yeri olduğunda aslında diğer suçlardan da uzaklaşır. Yanlış hatırlıyor olabilirim Balıkesir Hapishanesi’nin hanım müdiresi böyle bir uygulama yapmıştı. Meslek edindirme kursları açmıştı hapishanede. Gerçekten tüm mahkumlar öylesine iyi ve kendilerin güvenli görünüyorlardı ki… Öğretmenleri de başka bir hanımefendi idi. Öğretmenin hanım olması mahkumlar üzerinde çok olumlu etkiler meydana getirmiş. Herkes kişisel bakımına daha bir özen gösterir olmuş, temiz giyinmeye ve hergün traş olmaya başlamış. Böyle uygulamalar başka hapishanelerde de yapılıyor ama şu anda yeterli değil ki biz bunları konuşmak zorunda kalıyoruz. Er olarak askerlik yapanların ise meslek edindiklerini duymadın açıkcası.
Hiç kimse, doğuştan ya da sonradan psikolojik olarak rahatsız değilse ya da sosyal zorlamalar, çaresizlikler olmasa suç işlemek istemez fikrindeyim. Başka bir deyişle, “Suçlu mu olunur, suçlu mu doğulur?” kısırdöngüsü hakkında, büyük oranda sonradan suçlu olunduğunu, suçun öğrenildiğini düşünüyorum. En azından ilk suç için… Ama ilk suçla ortaya çıkan vicdan azabı ve rahatsızlık bir kez bastırılabildikten sonra gerisi daha kolay gelmekte, suç bir çeşit alışkanlığa, işe dönüşmekte. (Vicdan azabı, nefis terbiyesi ile de ilgilidir… İnancın günlük yaşamdan silinmesi vicdan azabının daha kolay bastırılabilmesini sağlamakta.) Bunun önüne geçmek için ilk suçtan sonra vicdanın bastırabileceği, suçun normalleşeceği ortamlar yaratmamak, böyle ortamların oluşmasını engellemek gerek. Tabii ki koşullar, ortam, toplum çok sağlıklı da olsa suç olacaktır. Sonuçta söz konusu olan insan. Hata yapabilir, nefsine yenik düşebilir. Ama suçun oluşabileceği ortamlar en aza indirgenirse suç oranı büyük oranda düşecektir.
Çocukların suça meyletmemelerinde, sağlıklı ortamlarda, sevgi ve ilgi ile büyümelerinin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bazı psikolojik rahatsızlıklar, doğuştan gelmiyor, kötü ortamlarda, özellikle ailenin parçalanmışlığı ya da aile içi sorunlar sebebi ile oluşuyor. Bunun önüne geçmenin 1. adımı aileyi korumak, ebeveynleri bilinçlendirmek…
Tecavüz suçlarının ise çok daha derin incelenmesi ve üzerinde çalışılması gereken bir konu olduğunu düşünüyorum. Burada ilk anda devreye psikologlar, psikiyatristler girmeli. Çocuk tecavüzlerini konu alan Doç. Dr. Kemal Sayar ile Fadime Özkan’ın yaptığı bir röportajı okumanızı tavsiye ederim: http://www.yenisafak.com.tr/roportaj/?t=09.03.2007&q=1&c=16&i=1293&Kemal/Sayar/Toplumun/ruh/sa%C4%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%C4%B1/televizyon/bozuyor
Röportajın can alıcı ksımları buraya da aktarmak istiyorum:
“
*** Fadime Özkan(Bundan sonra F.A diye anılacaktır): Çocuklara yönelik tecavüz ve öldürme suçları, son aylarda fark edilir biçimde arttı. Bu tür insanlık dışı eylemlerde bulunanlarda ne tür ruhsal bozukluklar var?
*** Kemal Sayar (Bundan sonra K.S diye anılacaktır): Bu kişilerde (Çocuklara yönelik tecavüz ve öldürme suçları işleyenlerde) antisosyal kişilik bozukluğu dediğimiz, vicdan eksikliği ile kendini gösteren kişilik bozuklukları vardır. Suç işleme eğilimleri yüksektir. Bunlar yaptıkları kötü edimlerden dolayı pişmanlık duymaz, tamamen umursamaz bir tavır takınabilirler. Pişmanlık duymadıkları için de kolayca suç işleyebilir, tekrar edebilirler.
Çocuk tecavüzcüleri arasında sabıkası olan eski suçlular da var ama her tür meslekten, işi gücü, sosyal çevresi, ailesi, çoluğu çocuğu olanlar da var. Normal görünüyor, normal bir hayat sürüyorlar. Bu nasıl oluyor peki?
Kötülük sıradandır, banaldir. Bazen çok efendi bir adam bile bir süreçle beraber vahşi biri olabilir. Savaşlarda tanık olduk buna. Bosna’da Sırplar gayet iyi geçindikleri Boşnak komşularını doğradılar. Antisosyal kişiler birazcık zeki iseler hesaplı kitaplı kötülükler yapabilirler. Özellikle pedofillerde çok ciddi antisosyal kişilik bozuklukları vardır. Bu kişiler tüm dünyayı nesne olarak görürler. O çocukları yaşayan, nefes alıp veren, iç dünyaları olan, yardıma muhtaç varlıklar olarak değerlendirmezler. Onları kullanıp atılacak bir nesne olarak görürler. Kendilerinden başka kimseye merhametleri yoktur çünkü.
*** F.A : Antisosyal kişilik bozuklukları-nın artışında çağın ve medyanın herhangi bir etkisi var mı?
*** K.S : ABD’de yapılan araştırmalar antisosyalliğin iki katına çıktığını gösteriyor. Bunda genç nesillere değer aktarılamamasının ve televizyon kültürünün üzerinde duruluyor. Antisosyalitede ülkemizde de büyük bir patlama var. Medya aracılığıyla merhametin olmadığı bir dünya kışkırtılıyor. Televole gibi programlar gelgeç eğlence programları gibi görülüyor ama toplumun altını oyuyor aslında . Türk televizyonları Türk toplumunun ruh sağlığını tehdit eden en büyük unsurdur. Bunu göğsümü gere gere söylerim. Bu adi, pespaye programlar insanların birbirine yabancılaşmasını tırmandırıyor. İnsanları değersizleştiriyor, metalaştırıyor. Bunun sonucunda da toplumda birbirine saygı duymayan, nesne muamelesi yapan bir gençlik türüyor. Liselerdeki şiddeti hatırlayın.
*** F.A : Tecavüzcüler yakalanabilmişse yargılanıp cezalandırılıyor ama ceza süreleri bitince aramıza karışıp yine aynı suçu işliyorlar! Burada hukuki bir ihmal olduğu kesin ama bu kişilerin hapis süresince tedavi edilmeleri mümkün değil mi? Böyle bir uygulama var mı?
*** K.S: Bildiğim kadarıyla Emniyet bu insanları takip ediyor ama sıkı bir takip değil. Psikolojik tedavi de yok. Bu insanların çok ciddi bir rehabilitasyondan geçirilmeleri ve Emniyet’e düzenli olarak psikolojik destek alıp almadıklarını belgelemeleri gerekir. Bu kadar ağır suç işleyenlerin toplum içine kolayca salıverilmemeleri lazım.
*** F.A: Ben toplumdan tecrit edilmeleri gerektiğini düşünüyorum!
*** K.S: Antisosyal kişilik bozukluklarıyla ilgili yurt dışında da yayınlanan çok sayıda çalışmam var ve askerlik dönemim boyunca yoğun olarak onlarla çalıştım. Psikopatik davranış kalıpları bir günden diğer güne değişmez. Yerleşiktir ve yeryüzünde belki en zor iyileşecek kişilik bozukluklarından biridir. Çok ağır kişilik bozuklukları olanlar toplum için daimi bir tehdit oluşturur. Sürekli gözetim altında tutulmaları hatta tartışılarak toplumla çok fazla temas etmeyecekleri adalarda yahut rehabilitasyon merkezlerinde özel görevli gözetiminde uzun süreli programlara maruz kalmaları gerekir. Topluma zarar vermeyecekleri kesinleşince salıverilecekleri bir düzen sağlanmalı mutlaka. Buradan bu insanlar üzerinde çok faşizan tedbirler uygulanmalı gibi bir anlam çıkmasın. çocuklarımızı, toplumun diğer kesimlerini ıslah olmayacak derecede ağır kişilik bozukluğu gösteren insanların tasallutundan korumak boynumuzun borcudur.”
(— Röportajdan yapılan alıntının sonu—)
Röportajın tamamını okumanızı tavsiye ederim.
Elbette suç, suçlular ve diğer alakalı konular, hapishane yönetimi kadar adalet sistemimizdeki aksaklıklarla da ilgili. Bu konuya da ayrıca değinmek gerek.
Sonuç olarak, suçluların bir süre toplumdan tecrit edilmesi ve herhangi bir şey yapılmadan salıverilmesi ile sorun çözülmüyor. Asıl iş ondan sonra başlıyor diyebiliriz. O ana kadar yapılması gerekenler ihmal edildiği için de iş daha da zorlaşmış oluyor. Ayrıca görüldüğü üzere her suça aynı yöntemlerle çözüm bulunamıyor.
Sayın Keskin,
Son paragrafınızda
“İslam’ı yaşama kaygısıyla hareket edenler”e atıfta bulunan son paragrafa ise katılmıyorum elbette. İslam dininin suç ve ceza konusunda içerdiği bir takım dogmalar var. (Elini kesin, taşlayın filan gibi hükümler.) Ama bu sorunlar dogmayla değil, sosyoloji, psikoloji gibi bilimlerin ışığında çözülebilir.” demişsiniz.
Son cümlenizin “bu sorunlar … sosyoloji, psikoloji gibi bilimlerin ışığında çözülebilir” kısmına katılıyorum. Ama “İslam’ı yaşama kaygısıyla hareket etmenin” bir dogma olmadığını da söylemek isterim. Islam Hukuku’ndaki cezalandırma yöntemleri konusunda uzman olanların konuşması daha iyi olur. Yalnız dinin insanı suçtan koruyan bir yanı vardır. Allah’a karşı sorumlu olmak düşüncesi, O’nun sevgisini, rızasını kazanma duygusu. Kısacası nefsinle mücadele etme düşüncesi. Bu duygu ve his insanı suçtan koruyabilir. Mehmet Bey bundan bahsetmek istemiş. Bunu farkında olan ve tabii ki ülke gerçeklerine ve insanı da uzak olmayan uzmanların bu soruna daha gerçekçi yaklaşacağını, onların çözüm bulma ihtimallerinin daha çok olduğunu söylemek istemiş. Ben de kendisine katılıyorum.
Bu konuyu tartışmaya açtığınız için teşekkür ederiz Mehmet Bey. Yeniden elinize sağlık.
Saygılarımla,
Bahar Pınar
Yazan:ridvan Tarih: Mar 15, 2007 | Reply
Sayın Keskin Bey,
Öncelikle günaydın, yorumunuzu okudum, düşüncelerimiz paralel, suçluya duyulan öfkenin yanlış olduğunda buluştuk.
Ancak, Mehmet beyin son paragfrafına katılmamışsınız, ilginç, neden? . Ben çok okuyamadım ama bu galiba İslamafobi dedikleri tutum. Ben Mehmetbeyin son paragrafından sizin anladığınızı görmedim, anlamadım. Mutlaka Mehmet bey cevabını verecektir ama lise mezunu olmama rağmen, sizinle o paragrafı incelerim. Benim için insan olmanız yeterli ama tüm dinler ve inanışlarda kul hakkının insanlardan alınmaması gerektiğini görmeniz gerekirdi. Kaldıkı mahkum hakkını korumaya çalışır bir ifadeydi bence. Birde şu dogmalarınızı söyleyeyim, evet İslamiyet tartışılmaz, değiştirilemez benim için ama ben el kesme, taşlama görmedim. Bizler Osmanlı İmparatorluğu nun torunlarıyız, örnek olabilir diye; 34. padişahımız, 99. Halife, benim hayranlıkla hatırladığım Abdülhamit Han 33 yıllık Sultanlığında kaç kişiyi astırmıştır? Kendine süikast yapan ermeniyi bile affetmiştir, 100 yıl önce babasını hunharca öldüren bir adamdan başka kimseyi astırmamıştır.Bu kişide İslam Halifesi, ne isterse yapabilirdi. Ama oda kul hakkını koruyan inanışın halifesi, evladıydı. Sosyoloji,psikoloji okumadım ama sosyoloji kabaca çevrem etkileri ve psikolojide benim davranışlarım ise . Dinim zaten her olaya, emire böyle bakış getirmemiş mi? Yinede ben dinimin, onun inananlarının ne kadar adalete, haklara önem verdiğini görüyor ve biliyorum. Kutsal kitapları da dikkatlice okuduğunuzda insanların haklarına ne kadar özen gösterdiklerini görebiliriz..
SAygılarımla
Yazan:m Tarih: Mar 15, 2007 | Reply
Sevgili dostlar,
Degerli katkilarinizi okurken bu konunun bütün boyutlariyla bir makaleye sigdirilmasinin ne kadar zor oldugunu bir kez daha gördüm. Yaptiginiz uyarilar ve verdiginiz linkler yazi için son derece tamamlayici olmus, tesekkürler.
Volkan, Ridvan ve Keskin Bey’lere ve Bahar Hanim’a yanit vermeye çalisacagim :
Volkan Bey,
Milgram Deneyini hatirlatmaniz çok iyi olmus. Eric fromm’un insanda yikiciligin kökenleri adli eserinde de uzun uzun yorumladigi bu deney de kültürler ötesi bazi mekanizmalarin insani canavarlastirabiecegini gösteriyor.
“korelasyon neden-sonuç belirtmez, her 2 değişkeni birden etkileyen 3. bir değişken olabilir” demissiniz, dogrudur. Ancak Steven Levitt, Raymond V. Liedka, Anne Morrison Piehl, ve Bert Useem de bu tuzaga düsmemek için çalismalarinda tutuklanan insan sayisini degil mahkûm sayisini baz almislar.
2.2 milyon tutukluyla 300 milyon nüfuslu ABD’de yetiskinlerin %1’inin hapishanelerde yasadigini söyleyebiliriz. Türkiye için bu oran 0.01% civarinda.ABD’de durumun en kötü oldugu sehirlerde ise %3. Yani 100 kisinin yasadigi 4 katli bir aparmanda 3 komsunuzun hapiste oldugunu varsayin. Elbette bu oran bütün bir sehre esit dagilmayacak, gelir seviyesinin ve egitimin yüksek oldugu yerlerde %0.01 seviyesinde olacaktir. Herhalde bazi “sorunlu” mahallelerde yasayanlarin meselâ %25’inin anne veya babasinin hapiste olabilecegini söylemek çok abartmak olmaz. Iste böylesi sehirlerde tutuklu insan sayisi arttikça devlet o mahalleleri bogmus oluyor. Genel satin alma gücü düsüyor, dükkanlar kapaniyor, arsa ve binalarin degerleri düsüyor. Geliri azalan belediye daha az hizmet vererek düsüsü hizlandiriyor.
Hatirlarsaniz Paris’te binlerce arabanin yakildigi günler olmustu. Iste olaylarin basladigi yerler (93 numarali bölge) böyle yerlerdi. Fransa’da hapishanede yasayanlarin toplam nüfusa orani 0.03% (http://www.village-justice.com/articles/Statistiques-administration,1175.html)
ama içisleri bakani Sarkozy’nin “güvenlikçi-cezaci” tutumu yüzünden kötüye dogru bir gidis var.
Ridvan Bey,
“Para ile nasıl yapılır bu deney, bizimkiler duymasın hemen katılırlar, ama rolüde iyi keseriz, (galiba) bbg evleri gibi.” Diyorsunuz. Ben de asla böyle bir deneye katilmazdim :-) ama katilanlarin bize faydasi olmus diye düsünüyorum. Bilim ugruna feda etmisler kendilerini!!!
Türkiye’deki adaletsizliklere isyaninizi anliyorum ve paylasiyorum. Halkimizda “hukuk devleti” kavrami yerlesmeli. En ufak bir güvenlik tehdidi karsisinda demokratik haklarimizdan vazgeçmeye bu denli hazir olmamaliyiz. Mustafa Akyol’dan mutlaka okunmasi gereken bir yazi : http://www.mustafaakyol.org/archives/2007/03/korkut_ve_yoenet_stratejisi_1.php
Seklindeki sözlerinize gelince :
1) ABD sosyal bir devlet degil. Issizlik sigortasi vb daha çok avrupada uygulanan sosyal güvenlik mekanizmalari.
2) Gurbette geçirdigimiz yillar bize iyi millet-kötü millet ayriminin yanlis oldugunu ögretti. ABD’de de vicdan sahibi, yüregi inançla dolu insanlar var. Ayni zamanda ve ne yazik ki müslüman aleminde de Islâm’i sadece seklen yasayanlar var.
ALLAH sizden razi olsun. Egitimsizlik bir çok derdimizin kaynagi. Bildiginiz gibi Hz Muhammed mahkumlara okuma yazma ögreten savas esirlerini bagislamistir. Anlayana bunda isaret çoktur :-)
Est.. Ridvan Bey kardesim. Zaten hepimiz ögrenmek için buradayiz. Korelasyon iki olayin birbiriyle baglantili olup olmadigini gösteren bir hesap yöntemidir. Bir matematik formülü ile hesaplanir. Ama altin bir degnek degildir, Volkan Bey’in uyardigi gibi insani aldatabilir. Bir de çok baglantili olsa bile bazi türden iliskileri ortaya çikaramaz. Yani insan akli matematikten önde gitmelidir.
Aman kimseye küsmeyin, “düsmanimiz kindir bizim” (YE) Egitim ve insanlarin suça yönelmesi ile ilgili olarak iki yazi yayinladik, tavsiye ederim okumadiysaniz :
http://www.derindusunce.org/2007/02/09/pozitif-ayrimcilik/
http://www.derindusunce.org/2007/02/01/ani-yasamak/
Çin-Hindistan konusunda haklisiniz, teknik bir ariza oldu, baska bir makale geçici olarak yayina girmisti.
Keskin Bey,
En azindan sorunun tarifi ve aciliyeti konusunda hemfikir olmamiz sevindirici. “ Suçlar arttıkça da “öfkelenip” suç işleyenlerin üzerine çullanıyoruz.” Seklindeki sözünüz sanirim anahtar bir noktayi isaret ediyor : Suçlulara ceza verirken bir de intikam almaya çalisiyor toplum.
Son paragraf yani çözüm konusuna gelince Pinar Hanim’in verdigi cevaba katiliyorum bir müslüman olarak. Ama su veya bu dogmayi insanlara dayatmak anlamsiz olur elbette. Dogmalara degil akla ve bilime ihtiyaç var. Burada da haklisiniz.
Ancak akla ve bilime yaklasmak dinden uzaklasmayi icab ettirmez. Meselâ yazida referanslarini verdigim Amerikan Hapishanelerinde Güvenlik ve Suiistimal (araştırma) Komisyonu protestan rahiplerden yardim almaktan çekinmemis. Amerikan tarzi laiklik bazi bakimlardan fransiz tarzi laiklikten üstündür. Ancak Türkiye fransiz tarzi laikligi seçmistir.
Ilk olarak köklerini Bati’dan alan fikirlere, akimlara müslüman toplumlar süphe ile bakiyorlar. Bunda elbette petrol çalmak için milyonlarca Irakliyi perisan eden ABD ordusunun payi büyük. Haliyle filan amerikan doktirini veya falan fransiz düsünürü ile insa edilecek bir çözüm iyi dahi olsa Türkiye’nin çogunlugu tarafindan reddedilebilir. Tepeden inme çözümler ise özellikle böylesi toplumsal sorunlara karsi islemiyor.
Islâm’in Türkiye için birincil faydasi ceza yöntemleri degil hukuka, insana, aileye bakisidir. Islam’da kötü insan yoktur, nefsine yenik düsmüs insan vardir. O halde ceza kadar bir de egitim gerekir, ISLAM’A GÖRE EGITIMSIZ HAPISHANE EKSIK HAPISHANEDIR.
Gene islâm’da babalarin suçlarini evlatlara ödetmek yasaktir. Oysa bir insani hapse atinca onun ailesine de ceza vermis oluyoruz. “Ne yapalim çalmasaydi!, öldürmeseydi” demek çok kolay. Ögrenciligim sirasinda bir hapishanede mahkûmlara bilgisayar dersi verdim. Mahvolan hayatlari, yikilan yuvalari çok yakindan gördüm. Kilitli hapishane kapilarinin arkasinda olanlar orada kalmiyor, bulasici bir hastalik gibi topluma yayiliyor. ISLAM’A GÖRE HAPSE ATILAN BIR INSANIN AILESINI HESABA KATMAYAN BIR ADALET SISTEMI EKSIK BIR SISTEMDIR.
Bahar Hanim,
“Kör bıçak giren, jilet çıkar” sözü ne kadar yerinde, bu yazinin basligi olabilirdi :-) Balikesir hapishanesi’nideki hanim müdireyi duymamistim. Simdi gelde hanimlarin üstünlügüne inanma! (Ece hanim duymasin çok sevinir) Samimi olarak söyleyeyim, hanimlarin bir tür sosyal zekaya sahip olduklarini düsünüyorum. Türkiye kadinlarindan çok daha fazla istifade edilebilir aslinda ama bu ayri bir konu.
Degindiginiz meslek edinme konusu ise ABD’de de gündeme gelmis yeniden. Hapiste bir meslek edinen/icra edebilen mahkûmlar kendilerini üretken hissettikleri için çok daha az suç isliyorlarmis hem içerde hem de hapisten sonra.
Bu sözünüzün Japonya’da bir “deneme” hapishanesinde uygulandigini görmüstüm TV’de. Isteyen mahkumlara din adami, istemeyenlere de felsefe hocasi veriyor hapishane müdürü. Maksat insanlari yeniden “iyi nedir? Kötü nedir” sorulari üzerine düsündürtmek. Çok iyi sonuçlar almislar, hapishanede zincir, demir parmaklik yok. Mahkumlar spor yapiyor ve kitap okuyorlar.
Asagidaki sözleri ise ayakta alkisliyorum, alintiladiginiz röportaj için tesekkürler.
“Türk televizyonları Türk toplumunun ruh sağlığını tehdit eden en büyük unsurdur. Bunu göğsümü gere gere söylerim”
Sevgi, Saygi ve Muhabbetle.
Yazan:Mehmet Tarih: Mar 20, 2007 | Reply
Tamamlayici bir bilgi
Dünyada yüzbin kisiye düsen mahkum sayisi,
Kaynak Bureau of Justice Statistics (http://www.fedstats.gov/key_stats
ABD 740
Rusya 713
Ingil. 124
Kanada 102
Almanya 98
Türkiye 97
Italya 92
fransa 80
Vietnam 75
Isveç 64
Danima. 61
Japonya 37
Izlanda 29
Yazan:filiz sabuncu Tarih: Nis 1, 2007 | Reply
Sevgili Mehmet ,
Bir eğitimci olarak öncelikle hapishanelerdeki eğitim yetersizliği beni rahatsız etmekte. Öyle sosyal bir yaraya parmak basmanız herhalde birçok kişinin ilgisini çekecektir.Tüm fikirlere aynen katılıyorum. Uzun yıllardan beri hapishane personelinin daha dikkatli seçilmesi gerektiğini düşünüyorum.Nitekim donanımlı ve iyi idarecileri olan hapishanelerde hemen hemen hiç olay çıkmadığı ve yöneticilerin gayretleriyle mahkumlara meslek edindirildiğini okudum.Bilgisayar odaları ve kutuphanelerinin olduğunu duydum.Mahkumlar devamlı surette meşgul edilmeli,az da olsa ailerini geçindirebilecekleri (hapishane bünyesinde) atölyelerde çalıştırılmalıdır. İnsan gücünden yararlanmalı .Yapacak bir şeyi olmayanlar para_
ları varsa başka sorunlar yaşarlar,parasızlar da maalesef suça yönelirler.
Pisikoloji bölümünden mezun olan bir çok genç işsiz.Mahkumların onlara çok ihtiyaçları var.”Ölende mi yoksa öldürende mi” diye bir atasözümüz vardır.Mahkumları hasta olarak kabul edip bu duygularını tedavi etmeliyiz.Beni sadece küçük çocuklara tecavüz edenler çok rahatsız etmekte.Acaba sizler bu kişiler için ne düşünmektesiniz.
Bir de hapihane yöneticilerinin atanmadan önce pisikolojik testlerden geçirilmeleri gerektiğinini düşünmekteyim.Yazınıza aldığınız örnekler,gösterdiğiniz kaynaklar herhalde ilgililerce de malumdur.
Ülkemizdeki suç oranının yüksek olmasının sebebi bence gelir dağılımındaki adaletsizlik ve işsizliktir.Asıl tehlikeli olanlar ise mahkum edilemeyen serbest gezen içimizdeki suçlular.
Sosyal yaralarımızı mutlaka irdelemeliyiz.Sonuç alabilecek makamların da (inşallah) ilgisini çekersiniz.
Esenlikler dilerim sağlıkla kalın…
Yazan:Haydar Tarih: Nis 1, 2007 | Reply
Tesekkurler Tunc Bey,
Sadece yorumlariniz ve arastirmalarinizi biraraya getirerek gercek bir insanlik trajedisini anlatmakla kalmayip, bunun ulkemizi nasil ilgilendirdigi, yakin gelecekte bizi nelerin bekledigini nefis bir sekilde izah etmissiniz.
Makalenizi okurken nedense surekli aklima Turk Adalet Sistemi geliyordu. Daha spesifik; Ingiliz konsoloslugu civarindaki bir isyerinin onunde durdugu sirada patlamanin siddeti ile savrularak yaralanan adama yargicin “napalim sende pencere onunde durmasaydin” dedigi andaki fiyakali, defne yaprakli cuppesi ve yuzundeki (!) ifade duruyordu.
***
Birkac gun once ABD Baskani George W Bush, II Dunya savasi boyunca beyaz denklerinden daha cengaverce savastigi halde “denk” olmayan muamelelere tabi tutulan ve zencilerden olusan havaci askeri birlik -Tuskegee Airmen-den ve onlara yapilan haksizliklardan dolayi resmi ozur diledi. Bu birlik uyelerinin selamlari bile beyazlar tarafindan karsilik gormuyordu, gerisini tahmin edin.
Tuskegee Airmen meselesi, ABD deki irkcilik ve bunun dogrudan sonuclarindan biri olan yuksek suc orani meselesinin ufak bir parcasi.
Dun zencilere askeri selam vermiyen toplum, bu gun bunun yuksek bedelini cesitli boyutlariyla oduyordu.
Yuzyillar boyunca kolecilik ve ayrimcilik sebeplerinden dolayi aile yapisi, ahlak, manevi degerleri, kultur, inanc, gelenekleri vs her turlu ust yapisi tahrip edilen, karisi baska bir yere satilan kocanin neler hissetigini umursamayan, 7 yasindaki ogulu anasindan ayirmanin her ikisindede nasil tahrip yarattigini aklina bile getirmeyen, onlari insan yapan KUMAS’in paramparca oldugunu gormeyen, 1860 larda zencilere birer kagit parcasi vererek “hadi ozgursun” diyen beyaz adam, herseyin kendiliginden gulluk gulustanlik olacagini ummus ki hic bir -tedavi programi- gelistirmemis, sonucunun bugunku hapisanelerde milyonlara varan suclu ve bu suclularin kurbani olan milyonlarca insan olarak odemek zorunda kalmistir.
Bugunku ABD de amcasini taniyan cocuk sayisi yuzde 7-8 lerdedir. Babasinin kim oldugunu bile bilmeyen bir tahribatin urunu olan cocuklarin topluma verecegi/alacagi hesabi ancak 150 sene sonra akla gelmektedir.
***
Bugun köyleri yakilan, goce zorlanip istanbul, Mersin, Antalya varoslarina dolan insanlarin hikayesi sanki bundan farklimidir? Bunun toplumsal bedelinin olmadigini dusunen “yoneticiler” gaflet icinde olmalilar.
Bundan birkac sene once köyundeki evinin bahce duvarinin önunden birkac kere gecen genclerin bu davranisinin kizina veya karisina sarkintilik oldugunu varsayip namus meselesi yapan baba veya abinin, ertesi gun ayni aile ve ayni kafayla istanbula yerlesip istanbullu gibi yasiyacagini umanlar sadece gunu gecistiriyorlar.
Insanlarin, ailelerin, toplumlarin KUMASI yirtilmaya gorsun. Bukadar buyuk ekonomik guce, esi benzeri az gorulen Adalet Sistemine ve ozur dileme buyuklugune sahip olan Amerikanin basina bunlar geldikten sonra…
…”napalim sende pencere onunde durmasaydin” diyebilen bir yargicin oldugu bu devletin nelerle karsi karsiya olacagini aklima bile getirmek istemiyorum.
Selamlar.
Yazan:Haydar Tarih: Nis 1, 2007 | Reply
DUZELTME
Bugunku ABD de amcasini taniyan cocuk sayisi yuzde 7-8 lerdedir…
yerine
Bugunku ABD de amcasini taniyan ZENCi cocuk sayisi yuzde 7-8 lerdedir.
olmaliydi.
ozur dilerim.
Yazan:Mehmet Tarih: Nis 1, 2007 | Reply
NTV’de yayinlanan Bam Teli programi gösterdigi olumlu örneklerle
bu yazida ve yorumlarda altini çizdigimiz konularda ne denli hakli oldugumuzu gösterdi.
31 mart 2007′de Türkiye’de ve 1 Nisan’da Avrupa’da yayinlanan
Programin son bölümünde Tayfun Talipoğlu Bitlis E Tipi Kapalı Cezaevindeki
siradisi önlemleri, mahkumlara nasil özgüven asilandigini ve yeniden suç
islememeleri için yapilanlari anlatti.
Bundan iki yil önce Zaman’da yayinlanan bir haber ise söyle :
Bam Teli, Paşakapısı Cezaevi’nde geziyor
Tayfun Talipoğlu, ‘Bam Teli’nde Paşakapısı Cezaevi’ni ve hükümlülerini,
kendine özgü üslubu ile anlatmaya devam ediyor.
Paşakapısı tarihî bir cezaevi. Bu sebeple cezaevinden çok öğrenci yurdunu
hazırlatıyor. Talipoğlu, Paşakapısı koğuşlarında hükümlülerle söyleşiyor.
Hapishanede yapılan etkinlikleri ekrana taşıyor. Kadınlar burada isterlerse
yemek yapmayı, isterlerse saz çalmayı öğrenebiliyor ya da kütüphaneye
gidip kitap okuyabiliyorlar.
Haydar Bey,
Adalet konusunda gösterdiginiz hassasiyete katiliyorum. Dis güvenligimizle
ayni öncelikte tutulmasi gereken adalet sistemimiz ne yazikki onyillardir
en düsük bütçeyi aliyordu.
AKP iktidari ile son 30 yildir ilk defa bu bakanligin bütçesinde artis gözlendi.
Sadece bütçeyle hersey çözülmese de iyi bir baslangiç oldugunu düsünüyorum.
Dostlukla
Yazan:Bahar Pınar Tarih: Nis 3, 2007 | Reply
Filiz Hanım, merhaba,
Psikolji bölümü mezunlarını hatırlatmanız ve onların hapishaneye düşmüş insanlara faydalı olacağını söylemeniz çok yerinde. Psikoloji mezunlarının iş bulma-işsizlik durumunu bilmiyorum, dediğiniz gibi işsiz olanlar vardır. Öte yandan işi olanlar da acaba meslekleri ile ilgili işlerde mi çalışıyorlar, çok emin değilim. Halbuki bu eğitimli insanların doğru yerlerde, doğru görev tanımları ile çalışması sağlanırsa gerçekten faydalı olur. Sadece hapishanelerde değil, okullarda, yurtlarda, şirketlerde vs. Sonuçta insanın ruh sağlığının korunması gereken, psikoloji desteğine ihtiyaç duyulan bütün ortamlarda psikologların olması mantıklı. Tabii ki hapishaneler ilk sırada yer alıyor.
Yorumları okumamış olma ihtimalinize karşı, tecavüz konusundaki fikrimi yeniden yazmak istedim. Gerçi siz Mehmet Bey’e sormuş olabilirsiniz ama konuyu çok önemli bulduğum için söze girme ihtiyacı duydum. Çocuk tecavüzleri, belki de genel olarak tecavüz suçları çok daha derin incelenmeli ve üzerinde çalışılmalı. Burada ilk anda devreye psikologlar, psikiyatristler girmeli. Ve kesinlikle bu insanlar toplumdan uzaklaştırılarak tedavi edilmeye çalışılmalı, tedavi etme imkanı yoksa da toplumdan uzak tutulmalı. Çocuk tecavüzlerini konu alan Fadime Özkan’ın Doç. Dr. Kemal Sayar ile yaptığı bir röportajı okumanızı tavsiye ederim: http://www.yenisafak.com.tr/roportaj/?t=09.03.2007&q=1&c=16&i=1293&Kemal/Sayar/Toplumun/ruh/sa%C4%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%C4%B1/televizyon/bozuyor
Saygılarımla,
Bahar Pınar
Yazan:Mehmet Tarih: Nis 4, 2007 | Reply
Linkini verdiginiz yazinin mutlaka okunmasi gerekir Bahar Hanim,
Tekrar sagolun. PSIKOPAT dedigimiz ve gerçekten de iyilesmesine imkân olmayan insanlar toplumun tamamina göre oldukça az sayidalar. Ne yazik ki sizin vediginiz referansta da “tedavi imkani yok” deniyor.
Ama bu röportaji okurken toplumun yavas yavas PSIKOPATLIGA itildigini düsünüyorum.
Sizin POZITIF AYRIMCILIK (http://www.derindusunce.org/2007/02/09/pozitif-ayrimcilik/) benimse ANI YASAMAK (ttp://www.derindusunce.org/2007/02/01/ani-yasamak/) adli yazilarda degindigimiz garip bir gidisat var ki hayatlarimizi maneviyattan bosaltmaya, insanlarin birbirlerini birer nesne gibi görmeye itiyor.
Elbette (ve iyi ki) tersi yönde çaba harcayanlar da var :)
Insanligin bu bilince varmasi dilegiyle
Yazan:Mehmet Tarih: Nis 13, 2007 | Reply
TÜRKIYE’DE ÖRNEK BiR HAPiSHANE (BBC’den)
http://cosmos.bcst.yahoo.com/ver/225/popup/index.php?cl=2222437
Yazan:Gülcin Kacar Tarih: Kas 19, 2007 | Reply
İnasn olam çok zordur.
İnsan kalmaksa daha zordur.
Yazan:Gülcin Kacar Tarih: Kas 22, 2007 | Reply
Kötü insan nasıl mı üretilir?
Ona değer verilmese
Hakları elinden alınırsa
Herkese şapır, şupur
Ona yar rabim şükür kalırsa
Çalışır, çalışı kıymeti bilinmese
Çalışmaların karşılığını almasa V.S.
Daha buna benzer neler, neler
İnsan olmak zordur
İnsan kalmak daha da zordur
Yazan:gülcin kacar Tarih: Ara 3, 2007 | Reply
Saat 20.15 te
Hannover Sinemax ta
Beyaz Melek film ini izlemeye gittim.
Yaşadıklarımı keşke hiç yaşamasaydım.
Gerçi yaşadıklarım bilmediğim olaylar değil ama yinede beni her zamanki gibi çok üzdü.
Almanya da yaşayan Türk toplumunun yaşlıları, maalesef 1960 lar da kalmış.
Bu insanlar kendilerini o kadar fakirlikten kurtulma mücadelesine kaptırmışlar ki,
Dünyadaki yaşamın nasıl değiştiğinin farkına bile varamamışlar,
Onlar hala 1960 lar da ki o esi tarzların devam etiğini sanıyorlar.
Biri muhtaçsa yardım etmek,
Bir çocuk düşünce yerden kaldırmak,
Yaşlıya, kadına hürmet etmek,
Hayatlarını vatan uğruna kaybedenleri ardından üzüntü hissetmek,
Milli, dini bayramlarda duygulanmak gibi v.s
İnsani duyguların yenidünyada artık yeri olmadığının
Farkında değiller hala bu insanlar
Ve istedikleri halde, çocuklarına hiçbir şey öğretemiyorlar
Çünkü kendileri çağ ardında kalmışlar.
Çağımızın nedenli insanlık dışı değiştiğini kabullenemiyorlar.
Onları suçlamak diye bir amacım yok.
Para kazanalım derken,
Evlatlarını kaybettiler,
Hiç kimse bu konuda onlara arka çıkıp,
Çocuklarına iyiyi kötüyü öğretmeleri için destek vermedi.
Koydum çayıra Allah kayıra
Memlekete para göndersinler baksınlar bayıra.
Gençlerse ne Türk ne Alman acayip bir toplum oluşturmuşlar.
Gülünecek yerde ağlıyorlar, ağlanacak yerde ise gülüyorlar.
Gördüklerini, duyduklarını anlamadan
Beyinlerinde muhakeme etmeden
Reaksiyon gösterdiklerine inanıyorum.
Birde okuduklarını anlamıyorlar sanıyorum, ne Almanca ne Türkçe.
Beyaz Melek filimin de
Yaşlı insanlara dayak atıyorlar
Bizim millet kahkahalarla gülüyordu
Yaşlılar itilip kakılıyorlar
Bizim millet kahkahalarla gülüyor
Adam bir sahnede sövüyor
Millet gülme krizine giriyor
Yani anlayacağınız
Ne duygulananı
Ne ağlayanını görmedim
A pardon yanımda oturan
İki Alman genç kız filimin başından sonuna dek benle beraber ağladılar.
Bizimkilerse maalesef o kadar açıkça belirtilmiş olduğu halde
Filimin ne gibi bir mesajı iletmek istediğini anlamadılar ne yazık ki
Yani anlayacağınız,
Komedimi seyrediyorlar,
Dramı farkında bile değildiler,
Film alt yazılı olduğu halde okuduklarını da anlamamışlar beli.
Duygularını nerede kullanacaklarını bilmeyen bir toplum yaratılmış gurbete.
Kötü insan böylede üretilir
Yazan:gülcin kacar Tarih: Ara 21, 2007 | Reply
İçimde
Tecavüzden
Acı bir meyve
Duygularım
Anlaşılmaz
Anlaması güç
Sevebilme ihtimali
Nefretle birlikte
İçimde çığlıklar
Nefretler
Bir bakmışsın
Yeşermek üzere tomurcuklar
Bu duygu karmaşası
Olmalı
Yo
Olmamalı
Çare yok ölmeli
İsteme semde benden bir parça içimdeki
Ölmesi çözüm değil ki
Yaşaması da öyle değil mi
Tabu
Günah
Yasak
Böyle olmasını ben istemedim ki
Söyleyenlere kolay
Yaşamak
O nasıl olacak
Bu soruya çare kim bulacak
Yazan:gülcin kacar Tarih: Oca 13, 2008 | Reply
Suç işleyen kapı dışarı
Bundan kolayı olmaz vallahi
Almanya başbakanı Merkel in verdiği bir demeçte, yabancıların Almanya da aldığı cezalar üç yıllı geçince sınır dışı ediliyordu, biz bu zamanı bir yılla indireceğiz demiş.
Ne mutlu ona bravo.
Peki, kendi gençleri suç işlediği zaman onları nereye gönderecek.
Biz yabancılar hemen, hemen eli yıla yakın bu ülkede ağır şartlar altında modern köleler gibi çalışıp bizden istenen tüm görevleri yerine getirip Almayanın kalkınmasında büyük katkıda bulunuyoruz (karın tokluğuna, itile kakıla, ikinci sınıf insan muamelesi görerek).
Vergilerimizi zamanında ödüyoruz,
Milyarlarımız bankalarında, ekonomilerine büyük katkıda bulunuyoruz.
O zaman bizde Almayanın vatandaşıyız
Bu ülkede Almanlar kadar bizimde haklarımız korunmalı , eli senelik misafir olmaz.
Gençlerimizin problemlerini çözmek onların vazifesi.
Bizler çalıştığımız için çocuklarımızı onlar yetiştiriyor,
Okul sistemleri,
Kreş sistemleri.
Terbiyeleri.
Dilleri
Giyimleri
Onlardan öğreniyor çocuklarımız.
Biz hiçbir şey yapamıyoruz, neden mi ?
Çükü biz Almanlara göre geri kalmışız
Almanlar böyle bakıyor biz
Haliyle çocuklarımızda öyle bakıyor
Bizden gelen hiçbir öğüdü öneriyi dinlemiyorlar
Buna göre eyer yetiştirilmelerinde bir yanlış varsa,
bu Alman çocuk yetiştirme sistemindeki arızadan dolayıdır.
Bizim gençlerimiz de akılı, çalışkan, başarılı
Fakat araların da arıza çıkaranlarda vardır elbet
ama bu gençlere yardım etmeyi deneme yerine,
Onları başlarından savarak kurtulmayı yeğlemek
Kendilerini gelişmiş modern insan topluluğu sayan Almanlara böyle tavırlar yakışmaz.
Sorun yoksa sahipleniyorlar, sorun varsa sür sınır dışına bize ne diyorlar.
Şimdi soruyorum yabancı gençleri bu hale getiren sizin elit sistemleriniz değimli?.
Bu sorunu çözmekte sizin işiniz öyle değimli ?
Bizler ülkemizden geldiğimizde suç statiklerine baksınlar oranlar nasıldı, ama biz Alman terbiye sistemiyle yetiştirilmemiştik.
Sosyal, insan hakları konusunda dünyaya yön gösteren, kendilerini elit sayan Almanların böylesi kararlar aldıklarını açıklamaları hangi kategoriye sığar anlamadım.
Sizden ricam böylesi katı kararlar almadan insan olduğunuzu unutmayın.
Saygı bize
Gülçin Kaçar
Yazan:gülcin kacar Tarih: Oca 13, 2008 | Reply
şzür dilerim
Yazan:YASEMİN .......................... Tarih: Oca 16, 2008 | Reply
ÜLKEMİZDE NELER ÜRETİLİYOR?
DAHA GENİŞ OLARK AÇIKLANMASINI İSTİYORUM.
LÜTFEN
Yazan:gülcin kacar Tarih: Oca 20, 2008 | Reply
Her kesin bir günü var
Şu dünyada
Sevgililer günü
Anneler günü
Babalar günü
Gençlik ve çocuk bayramı
V.S. günler
Ama İHTİYARLAR günü
Neden yoktur
Anlamadım
Asıl onlara senede bir gün düzenlenmeli
Hiç değilse senede bir gün de onlar
Hatır ırlamalı sevindirilmeli
Bunu hak etmiyorlar mı
Onlar bu günün temel taşları olmadılar mı?
Yazan:gülcin kacar Tarih: Oca 20, 2008 | Reply
Kendini teşhir eden kadın aptaldır
Güzellik teşhir gerektirmez
Güzel olanı görmeyen gözlere,
Anlamayan beyinlere
Güzellikleri sunmak boşunadır
Bir kadın
Etini, budunu
Göğsünü
Sergilemesi
Bana kasap vitrinlerindeki
Teşhir edilen koyunların,ineklerin etlerini çağrıştırır
Onlar iştah kabartmak için vitrinlerde asılıdır
Ya kadın
O da et midir
Satılık mıdır
Bilinen bir gerçek vardır
Erkeğin dikkatini çekmek için
Ona et gösterme lüzumunu hissetmek
Hal böyleyken kendini et gibi sunmak niye
Bakın TV sunucusundan, şarkıcısına
Hepsi açılıp saçılıyor
Kadın evli çocukları var ama olsun
Para için her yanını açıyor
Sesine değil etine güveniyor
Kocaları da zengin herifler ( özür dilerim buraya uygun kelime bulamadım )
Adına da şov diyorlar
Ya spiker onlara ne demeli işi konuşmak et teşhir etmek değil ki
Program yapan diğerleri
Kadın köşe yazarı
Saclarını boyamış sarı
Açmış sacmış her yanını
Gerdirmişte suratını
Y a kadın toplasana sen kendini
Millet senle eğleniyor alay ediyor
Senin kalemin var oysa
Ne bu korku
Sen hiç olmasa kendini topla
Bunu meslek edinmiş kadınlar o başka
Onlar çaresizlikten etlerini satıyorlar
Ama akılına ,kalemine, sesine, sanatına güvenen kadının buna hiç ihtiyacı yoktur
Akılı kadın kendini
Erkeğin dikkatini çekmek için teşhir etmez
Türkiye deki erkek ete açtır
Onun için acınacak haldedir
Çiğ etin esiridir
Avrupa’daki kadın erkeğe hasrettir
Çıplaklığını etini sergiler
Fakir ülkelerdeki kadın çaresizdir
Açtır açıktadır mağdurdur
O da etini satar
Bu durumlar müstesna haller
Bi düşünün
Biz kadınlar
Erkekleri memnun etmek için
Sokaklarda
Acık saçık giyinmesek
Yerli, yersiz
Sürüp, sürüştürmesek
(Şimdi duyar gibiyim isyanları
Kendim için yapıyorum diyenleri
Olur bende inandım)
Hoş ben inansam, inanmasam
Kaç yazar
Ama benim amacım başka
Kadınların kullanılmasına tahammülüm kalmadı
Milyonlarca kadın sanki erkeklerin eğlencesi
Başkada işleri yokmuş gibi
Bu duruma bir son vermeli.
Yazan:gülçin kaçar Tarih: Şub 27, 2008 | Reply
Kötü insan işte böyle üretilir
Atıp tutarak gündemde kalmak uğruna
Başkalarının duygularına saygı gösteremden
Rol yapmayın
Biz kırk kişiyiz bir birimizi biliriz
ebru kadın.
Ebru Gündeş
Evlenecek çocuk doğuracak
Kız olursa
Bir daha deneyecek
Deneylerden sonra oğlanı bulursa
Oğlunu büyütecek
Asker edecek
Belki şehit edecek
Ve buna gururlanacak
Aman Allah hım sen koru
Bu ne biçim istek böyle
Bu kadar sene hep mi savaşacak Türkiye
Ebru şehit anası olsun diye
Ağzından yel alsın
Dağlara taşlara
Biz bir an evele savaş bitsin diye dua ederken
Kadının lafına bak
Kardeş, kardeş geçinmek varken
Kan akmasın demek varken
Kadının istediğine bakar mısınız
Biz hepimiz
Kadınımız
Erkeğimiz
Bebeğimiz
Oğlumuz
Kızımız
Hepimiz bu vatan uğruna
Ölmeye hazırız
Ama isteğimiz sulh
Kan değil
Ya siz Ebru kadın
Siz ne yaptınız bu vatan için
Atıp tutmak kolay
Hangi şehit yetiminin elinden tutunuz
Yellendiğinizde mangalda kül bırakmadınız
Alkış almak için atıp tutamayın
Ayıp oluyor
Saygı bize
Saygı şehit analarına
Size saygı yok
Yazan:rabia Tarih: Nis 3, 2008 | Reply
iğrenç keşke başka şeyler yazsaydınız çok kötü beneceiğrençççççççççççççççç bu siteyi kapamanız gerekir
Yazan:gülçin kaçar Tarih: Nis 13, 2008 | Reply
Gök yüzünü kana bulamışçasına
Güneş
Yakıyor
Kızıl kıyamet dünya
Toprak çatlamış
Suya olan aşkından
Ağaçlar kupkuru
İnleye, inleye ölmüşler
Susuzluktan
Bir kuş sesi yok
Kuşlar yerlerde ölmüşler
Ağır bir koku sarmış her yanı
Dünya kadavralara mezar bile olamamış
İnsanlar
Çareler arıyorlar
Kıymetini bilemediği yer yüzüne
Altınlar oluk, oluk aksa da su yerini
Para hayat vermez ki
Kestiğin dalı keserken düşüneceksin
Susuz parayla yaşanır mı diye
Bitirdiniz dünyanın işini
Hadi kolay gelsin size.
Yazan:snowqueen Tarih: Nis 13, 2008 | Reply
“Kötü insan” için gelinlikle yola çıkan italyan sanatçıyı tecavüz etmekle kalmayıp boğarak öldürene bakın. Hepimizin utanç duyması gereken bir vahşet.
Yazan:gülçin kaçar Tarih: Haz 28, 2008 | Reply
Zitat
İnsanlar sevinmeyi bilmezlerse
Hiçbir mutluluğa laik değillerdir.
Yazan:gülcin kacar Tarih: Tem 10, 2008 | Reply
Er, gene, kon
Ger, gene, kon
Ser, gene, kon
Gel, gene, kon
Bu doyumsuzluk oldukça bunlarda
Bu işler her dönem böyle olur
Bu çeteler bitmez
Kurulur Allah kurulur
Kedi fare oyunu
Hep sahnede kalır
Kimi zaman iktidardırlar
Kimi zaman muhalefet olurlar
Ama hep aynı oyunu oynarlar
Bize hep aynı oyunu sunarlar
Seyirciyi ayakta uyuturlar
Bunlar hepsi
Usta oyuncular
Hep sahnede kalacaklar
Bizlerden alkışı alacaklar
Yazan:gülcin kacar Tarih: Tem 11, 2008 | Reply
Baskının, yasakların yüksek duvarları arasında
Sıkışıp kalan
Duygu ve düşüncenin
Zifiri karanlığın korkusuyla
Zaten beynin raylarından gecen
Hızlı düşünceleri kelimesi, kelimesine yakalama zorluğu
Düşünceyi yakalayıp kalemden kağıda akıtmak
Milyonlarca düşü, düşünceyi hiç eksiksiz gelişmişliğiyle
Yazabilme güçlüğü yanında yasaklar, baskılar
Yazmamı hep zora sokmuş
İstediğimi yazdığımı zannederken
Birden baskının, yasağın, kırıcı olmamanın etkisiyle
Yazdıklarımın tam düşüncelerimden yakalayabildiğim
Olayların olmadığını
Beynimin sansür eleklerinden geçtiğini
Yazdıklarımı okurken anlar
Ve hep yazmamaya karar verir kalemi bırakırım
Ama beynimdeki düşünceleri zapt etmek
Ne mümkün
Her yazmama kararımdan sonra
Öylesi tabi bir baskı oluşunki bende
Yazmamak imkansızlaşır.
Yaşamdan istediğim tek şeyin
Baskısız, yasaksız, yanlış anlaşılmadan
Düşündüğüm kadar hızlı yazabilmek
Ben şair değilim
On altı yaşımdan bu güne
Hep yazıyorum
Yazdıklarım benim düşlerim
Düşündüklerim
Bir nizam gözetmeden yazdıklarım
Haksızlıklara karşı yazmaktan başka
Mücadele edecek bir gücüm yok
Öyleyse bırakın istediğim gibi yazayım
Kuralsız, uyumsuz ama içimden geldiği gibi
Çırılçıplak haliyle soyut bir şekilde
Kağıda dökmenin ne sakıncası
Ve kime zararı olabilir
Beni anlayanlara saygılarımla
Yazan:gülcin kacar Tarih: Tem 16, 2008 | Reply
ARSEN
Arseniğin zehirli etkilerinin, vücuttaki bazı enzimlerle birleşerek hücre metabolizmasına bozucu etkide bulunmasından ileri geldiği zannedilmektedir. Arsenik zehirlenmesi, ya bir kerede alınan yüksek dozda arsenikten (akut zehirlenme) veya küçük dozlarda ard, arda alınmaktan (kronik zehirlenme) kaynaklanır. Akut zehirlenmenin başlıca belirtileri mide bulantısı, kusma, ağız ve boğazda yanma ve şiddetli karın ağrılarıdır. Bunu takiben dolaşım bozukluğu ve kalp yetersizliği başlar ve birkaç saat içinde zehirlenme ölümle neticelenebilir. Kronik zehirlenme ise, yavaş yavaş güçten düşme, boşaltım bozuklukları, deride tümör meydana gelmesi, şuur bozukluğu, sinir sistemi bozukluğu, kansızlık ve tırnaklarda tipik çizgilerin belirmesiyle belli olur. Akut arsenik zehirlenmesinde ilk iş mideyi yıkamak ve zaman kaybetmeden demir kaprol ilacını almaktır. Arsenik-3- oksit renksiz ve tatsız bir tozdur. Adli tıpta kimyasal araştırma tekniklerinin geliştirilmesine kadar cinayet amacıyla en çok kullanılan zehirlerin başında geliyordu.
Atom numarası: 33
İzmir’in suyu içilmez
Hiçbir yerde kullanılamaz
Ne bulaşık yıkanır
Ne banyo yapılır
Ne bahçe sulanır
Ne hayvanlara içirilir
Bağlar bahçeler sulanırsa
Hem sebze, hem meyve, hem buğday
Gene insana dolaylı yoldan yedirilir
Hayvanlara verilirse
Et, süt, peynir, yoğurt olarak
İnsana yedirilir
Ve böylesi öldürücü zehirli suya
Para ödenmez
Ölüm bile, bile satın alınmaz
Su faturalarınızı ödemeyin
Ta ki sularımız zehirsiz akıncaya kadar