Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

İçeride de Pazartesi, Dışarıda da… »

‘İçerisi’, dışarısı, ‘bizim’ olmayan önyargılar ve ‘kendi’ olmaya dair notlar… 

Cafer Solgun (Henüz Özgür Olmadık – Hayy Kitap)

Uzun süre mahpus kalmış olmak, “dışarısı”, insanlar ve hayata dair ilginç, farklı ve çarpıcı gözlemler yapabilmenize olanak sağlıyor. “İçerisi”nin tecrit koşulları altında izole edildiğiniz hayat, ister istemez soyuttur. Ziyaretçilerinizin anlatımları, mektuplar ve izleyebildiğiniz kadarıyla medya araçlarından yansıyan “uzak” bir dünyadır “dışarısı”. Çıktığınızda, normalde bir insanın aklına dahi gelmeyecek ayrıntılar, sizin için öğrenilmesi elzem bir ihtiyaçtır. Belediye otobüsüne nasıl binileceği, biletinizi nereye atacağınız, bindiğiniz taksinin kapısının nasıl açılıp nasıl kapatılacağı, caddeden karşıya geçmeyi becermek gibi. Çok dikkatli, çok gözlemci olmak zorundasınız; her şeyi yeniden tanıyan, öğrenen çocuk misali şaşkınlığınızı da, kimseye belli etmemeye çalışarak üstelik. 

Uzun süre nasihat dinlemek de “kaderiniz” gibidir, “içeri”den çıkmışsanız. Yakınlarınız, eski arkadaş ve dostlarınız hayatın ve hiçbir şeyin bıraktığınız gibi olmadığını anlatırlar size büyük bir iyi niyet ve ciddiyetle. Birinci ders budur; kimseye güvenmeyeceksin, herkes kendi çıkarının peşinde, sen de öyle olacaksın, yoksa tutunamazsın, zorlanırsın…   Read the rest

Türkler Türkiye’nin bölünmesini isteyecek! »

“Kürt meselesini çözelim derken Türk meselesi çıkarmayalım”… Son zamanların gözde muhabbetlerinden biri bu oldu. Bu argümanı iyi niyetli olarak söyleyenler de vardır muhakkak ama esasen bu argüman bir tip aba altından sopa gösterme yöntemi olarak kullanılıyor gibi geliyor bana… Fakat her şey bir yana ortada şöyle de bir realite var… Bugünün Türkiye’sinde Kürt meselesi siyasal bir sorun olmanın yanında her geçen gün derecesi artan biçimde bir toplumsal ayrışma meselesi haline geliyor. Bunu görmek lazım… Bugüne kadar, 25 yıllık çatışma tarihi boyunca Türkler ve Kürtler somut olarak birbiriyle çatışmadı. Bir etnik gerginlik ciddi olarak oluşmadı. Zaten böyle bir geçmişi derinlere dayanan kesimlerarası etnik nefret ya da toplumsal çatışma fay hattı da yok. Dolayısıyla Maraş-78 benzeri sivil halkın belli kent merkezlerinde birbirine girdiği, Türk bakkalın Kürt manavı, Kürt berberin Türk terziyi boğazlamaya çalıştığı, etnik nefret duygusuyla insanlarının birbirini öldürmeye girişmesi gibi korkutucu hadiseleri bu meselede yaşamadık. Fakat şu ana kadar böyle feci iç savaş provalarının yaşanmaması, Türkler ve Kürtler arası kökü tarihsel çatışmalara dayanan derin fay hatlarının olmaması hiçbir şeyin garantisi değildir. Türkiye her geçen gün değişen, yeniden harmanlanan bir toplum, eski Türkiye yerinde sabit durmuyor… Açıkça söylemek gerekir ki Türkiye’nin yeni kuşaklarıyla birlikte karşılıklı sevgisizlik, güvensizlik ve etnik ayrışma psikolojisi hızla artıyor. Read the rest

Malazgirt Ermenice bir kelime »

“… Kalkıp, Alpaslan 1071’de Malazgirt Ovası’nda kazandığı zaferle Anadolu’nun kapılarını açtı ama ‘Malazgirt’ ismine dokunmadı. Siz Alpaslan’dan daha mı milliyetçisiniz? Malazgirt Ermenice bir kelime. Rahmetli Ertuğrul Gazi, rahmetli Osman Gazi, ‘Bilecik’ ismine dokunmadı. Siz onlardan daha mı milliyetçisiniz? Bilecik, Bizans dönemindeki ‘Belekoma’ kelimesinden geliyor. Rahmetli Orhan Gazi, Bursa’yı fethetti, ‘Bursa’ ismine dokunmadı. Siz ondan daha mı milliyetçisiniz? Bursa, Yunanca ‘Prusa’ kelimesinden geliyor. Gazi Mustafa Kemal, Ankara’yı Kurtuluş Savaşı’nın karargahı, TBMM’nin mekanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti yaptı. Ama ‘Ankara’ ismini değiştirme gereği duymadı. Siz Gazi Mustafa Kemal’den daha fazla mı milliyetçisiniz? Ankara da kökeni itibarıyla Latince ‘Ankira’dır. Bunu Sayın Bahçeli’nin sürece nasıl baktığını, nasıl değerlendirdiğini göstermek açısından sadece bir örnek olarak veriyorum.

Düşünülmeden, bir kitap, bir makale okunmadan, bir bilene sorulmadan, istişare edilmeden, bilgi eksikliğiyle yapılan aceleci yorumlar hiç kimseye hizmet etmez. Buradan bir kez daha söylüyorum, Sayın Bahçeli’ye, Sayın Baykal’a bir kez daha sesleniyorum; gelin kapılarınızı kapatmayın. Gelin bu sürecin dışında kalmayın, siz de katkınızı verin, siz de yapıcı önerilerinizi sunun. Bu meselede mutabakat olmayacaksa, hangi meselede mutabakat olacak? Bu meselede uzlaşmayacağız da hangi meselede uzlaşacağız? Bu konuya da katkınız olmayacaksa hangi meseleye katkınız olacak? Eğer slogan atılarak bu mesele çözülebilseydi, bugüne kadar zaten çoktan çözülmüş olurdu.”   …”

Haberin tamamı (Sabah Gazetesi)

… Bu makale ilginizi çektiyse…

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin. 

 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin”  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

 

Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

 

Bilgi edinmek güzel, ama? »

Enformasyon çağında bilgi edinmenin kolaylığına kendimizi bırakmışken, yine de bazen duyduğumuz ya da gördüğümüz herhangi bir olay üzerine düşünebildiğimizi farkettik mi hiç? Bilgiler o kadar hızlı akıyor ki hayatımızdan, dün yaşanan bir olay çok uzakta kalabiliyor. Henüz birine üzülüp ya da etkisini tartmaya fırsat bulamadan, yeni gündemler söz sahibi oluveriyor yaşamımızda. Edilgenliğimizin bile farkına varmadan kabulleniyoruz; bu kabullenişiniz, elimizde çay-kahve zulüm haberlerini izlemenizden belli oluyor. Rahatlıktan bahsettik ya bu kabullenişimizle alakalı kocaman bir gerçek.

Sürekli ve hızlı akan haberlerin arasına sıkıştırılan reklamlar ise haberlerin öneminin önüne geçen en büyük duvar oluveriyor. Az önce içinizi sızlatan bir çocuk görüntüsünün yerini yazın ne giymenizi size söyleyen reklam kuşağı alıveriyor. Enfermasyon dediğimiz şey hayatımıza bir düğme ile dahil olur Gündüz Vassaf’ın kitabında yazdığı gibi; ama vicdanın düğmesi yoktur; hiçbir zaman da olmadı. Read the rest

İthal kavramlar sözlüğü 1: Laiklik »

Faruk Saim Akhan

Fransız ihtilal-i kebirinden sonra ortaya çıkan kavramlardan biri olan Laiklik, TC’nin kuruluşu ve sonrasında en çok kullandığı kavramlardandır.

İhtilal sonrası Fransa’sında ateistleri ve farklı inançtaki insanları, bir devlet gibi hareket eden ve ihtilalle üstünlüğünü kaybeden kilisenin cürmünden muhafaza için oluşturulan bir düstur olan Laiklik, TC’nin ithal etmesi sonrasında yeni bir devlet olan ve henüz kurumsallaşamayan TC’nin her derdine deva olan bir kurtarıcı olabildi. Çünkü o dönem en büyük “tehlike” irtica(gericilik)ydı . Read the rest

Verme hakkını kullanan bir insan »

Sunuş : Daha önce de verme hakkından bahsetmiştik sitemizde. Yardım eden – edilen ayrımı daha önemli bir gerçeği maskeliyor demiştik. İsminin saklı kalmasını isteyen bir konuk yazarımızın Kentsel Dönüşüm Projesi hakkında yazdığı bir başka yazı ile bu noktayı hatırlatmıştık. İşte bu okuyacağınız yazı yine aynı yazarın. Her gün nefes alıp verir gibi verme hakkını kullanan bir insanın.

MY 

Fatma Teyze

Yazan: Bir İnsan

gecen hafta sonu yiyecek dagitirken rastladik Fatma Teyze ile Ahmet Amca’ya..
25 m2 bir bodrumda yasiyorlar.
 
Bu yazi onlara yardim talep eden bir yazi degil.
Simdiden bazi yardimseverler bu ise atildi zaten.
Yardim umdugu kimseler de
olsa olsa, bu yaziyi okuyanlar..
 
Aslinda anlasmak kolay olmadi Fatma teyze ile cunku Turkce bilmiyor.
Komsulardan Sivasli olduklarini ve cocuklari oldukleri icin bu dunyada kimseleri olmadigini soylediler..
 
Yasini ogrenemedim ama, cileli hayatlarindan dolayi belki de oldugundan yasli gosteriyor.
Orada durdugumuz yaklasik yarim saat boyunca
bir turlu tebessum ettiremedim Fatma teyzeyi.
Cektigi sikintilari da ifadesiz bir yuzle anlatmaya calisiyor,
ama asla gulmuyor.. Read the rest

Kürtlerden korkuyorum, öyleyse varım! »

Ülkenin en temel sorunlarından birisidir kürt meselesi. Hatırlayınız, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bayram namazını Diyarbakır Ulu camiinde kılma ve halkla bayramlaşma programı aniden iptal edilmemiş miydi? Hakeza Başbakan bile güneydoğuya giderken zorluklarla ve birtakım engellerle karşılaşmadı mı ? Peki ya bizler, Şırnak, Bitlis, Tunceli vs… illere gidelim de, bir tatil yapalım diyebiliyor muyuz? Sonuçta yurt, gidebildiğin zaman senindir. Gidemediğin yer senin değildir. Bunu öğretmemiş midir ders kitaplarımız? “Orda bir köy var uzakta” şarkısı yoksa Güneydoğu için söylenmişti de haberimiz mi yok? Demek ki ortada bir mesele olduğu aşikar.

Öncelikle meseleye teşhis koymak ve rahatsızlığın kaynaklarını araştırmak, başarılı bir tedavinin ilk adımı olacaktır.

Bu yazı, ufukları genişletme ve çözüme katkı yolunda (öyle olmasını ümit ediyorum) sadece bir bakış açısı önerecek. Zira tek ve mutlak doğru yoktur. Farklı doğrular da vardır. Evet sadece bu söylem bile, ülkede hoşgörü ve diyalog kapılarını açmaya, empati olgusunu geliştirmeye ve barış köprülerini inşa etmeye yetebilir.  Read the rest

Son 12 ayda en çok okunanlar »

Ayıp sanat olur mu? »

Bakılamayacak kadar sanatsal!

 

Geçenlerde Fransa’da çıplak çocuk bedenlerini oldukça erotik pozlarda gösteren bir sanat(?) sergisi mahkemelik olmuştu. Bordeaux mahkemesi beraat kararı vermişti ama Nan Goldin, Jeff Koons veya Garry Gross gibi sanatçıların(?) resimlerini gerçekten iğrenç bulduğumdan koymadım siteye. (“iğrenç” diye yargıladığımın ve sansürlediğimin farkındayım, bu da benim tercihim)

 

Eserlerini siteye koymak istemediğim bir başka sanatçı(?) Amerikalı Andres Serrano. İnsan dışkısı ve ölüsü üzerine uzmanlaşan Serrano Hz Isa’nın çarmıha gerilmiş bedeninin tasvirini de dahil edebiliyor dışkı ile ilgili çalışmalarına. Buna “sanat” deniyor, bir çok şehirde sergiler açılıyor, insanlar bilet alıp giriyorlar.

 

Neyin ayıp/gösterilmez olduğuna bir türü karar veremeyen bir insanlığın çocuklarıyız. Güzel nedir? Sanat nedir? “Aaa! Bu kadarı da fazla! Bu gösterilemez!” denilecek bir yer yok mudur? Sanatçı hukukun dışında kalmalı mıdır? Read the rest

Mücahid Abi, beni bildin mi? »

Mücahid abi, beni bildin mi?Bilmiş tanımışsındır eminim, ben aynı ben. Seni tanımakta zorlandım, oysa. Çok değişmişsin, eski günlerden aşina olmasam imkanı yok tanıyamadım. Eski günler dedik de . . .  

  Ne ‘ kutsal ‘ abimizdin sen Mücahid abi. En önde, slogandan bir ağabeydin öyle. Şekilden ; Çevirme sakal, kumaş pantolon. Yürekten ; Vicdanlı bir yürek, bir adalet, bir inanış, Allah rızası. Her zulme savrulacak bir cümlen vardı. Çeçenistan, Filistin, Bosna. . . Aliya’lar,  Malkom’lar daha bir çok idol. Rasul deyince, sızılardın içinden. Bir Ömer çıkardı, bir Ebu Zer, gözünden yaş. Cuma Sohbetleri, küçük ama samimi kıraathanelerde büyük ve güçlü bir kararlılıktın sen. Ahlak, iman, düzen ve adelet. Ne çok güzelliğin vardı. . . Ne çok inandığın. . . En başta kendine inanırdın, biz de sana. . . Yeryüzü halifesi olmana şu kadarcık kalmıştı ki. . . Yüksek bir patırdı koptu, o gün.   Read the rest