Paşam! Sakın din istismarı yapan TSK olmasın?
By Rasim Ozan Kütahyalı on Ağu 31, 2008 in Din istismarı, Laiklik, TSK
Artık
yeni Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ…
İlker Paşa geleneğe uyarak devir-teslim töreninde temel siyasi konularda bir çerçeve manifesto okudu…
Ondan önceki gün de yeni Kara Kuvvetleri Komutanı Işık Koşaner, çerçeveyi aşan daha “detaylı” bir siyasi konuşma yapmıştı. Koşaner’in konuşmasına dair Yasemin Çongar ve Murat Belge’nin 29 ağustos tarihli yazılarını okumanızı tavsiye ederim…
Yeni görevine başlayan İlker Paşa’ya da benim bazı sorularım olacak…
Laiklik konusunda her zaman olduğu gibi çok hassassınız… TSK’nın laikliğe ilişkin vazgeçilmez duruşundan bahsediyorsunuz… Laiklik konusunda en temel kriteriniz ise “dinin veya dinî duyguların veya dince kutsal sayılan şeylerin istismar edilmemesi”…
Bu istismar edilmeme talebine bu memlekette aklı başında kimse karşı çıkamaz, tamamen haklısınız… Ben de inanıyorum ki din istismarcılarına yönelik bu ülke en üst seviyede müteyakkız olmalıdır…
Din istismarcısı bir kurum olarak TSK
Fakat İlker Paşa… Tamamen İslami bir terim olan şehadet kavramını, içerdiği tüm dinsel duygularla birlikte sürekli kullanan kurum hangi kurumdur?
“Oğlun şehit oldu” deyince, onbinlerce asker anası ve babası hangi duyguları hissediyor? Laik duygular mı? Acılı analar ve babalar tamamen dince kutsal sayılan bu kavrama iman ettiği için, oğullarının şehitlik makamına ulaşıp, cennete gideceğine inandığı için çoğu zaman oğullarının ölümü karşısında bu kadar isyansız, bu kadar mütevekkil… Bu onlara haksızlık değil mi? Bu onların “dinî duygularını istismar etmek” değil mi?
Başında bulunduğunuz ordumuz, kurumsal yapısında İslami bir unsur olup olmadığı noktasında çok hassas olmasına rağmen halkımızın büyük çoğunluğunun hâlâ oğullarını İslami duyguların yoğun olduğu bir motivasyonla silah altına gönderdiğini iyi biliyor… Bu sebeple dinsel terimleri terminolojisinden hâlâ çıkarmıyor… Laik bir devletin laik ordusuna yakışan şeyi hâlâ yapmıyor… Yanlış mıyım İlker Paşa?
Bu toplumun geleneksel hafızasında ordu hâlâ “Peygamber Ocağı”, askerlerimiz hâlâ “Küçük Muhammed” yani “Mehmetçik”, savaşıp vefat edenleri de hâlâ Allah adına kendini kurban eden asker yani “Şehit”…
Derin Anadolu’nun bu üç olguya yönelik hissiyatı hâlâ bu… İşte bu sebeple Derin Anadolu, oğulları ölünce “Oğlum şehitlik payesine ulaştı, cennete gitti, öbür oğlum da şehitliğe hazır” diyebiliyor…
Bu ülke tarihinde dinsel duyguları siyasete alet etmek her zaman parti kapatma sebebi oldu… Din duygularını istismar edenler, insanlara siyasi amaçları uğruna “cennet”i vaat edenler, “Bize oy vermeyen patates dinindendir” diyenler hapsi boyladı ve yasaklandılar…
Ey İlker Paşa… Laik bir devlet, laik bir ordu İslami kavramları içerdiği tüm dini huşuyla köküne kadar kullanıp, yurttaşlarını bu motivasyonlarla gerektiğinde ölmeye ve öldürmeye çağırıp sonra da başka kurumlara ve kişilere nasıl “Dince kutsal sayılan duyguları istismar etmeyin” diyebilir?
Bizzat din istismarı yapan bir kurum, laiklik ilkesiyle kökten çelişen bu dinî tabirleri sistematik olarak kullanan bir kurum, hangi hakla “laikliğe ilişkin vazgeçilmez bir duruş sahibiyiz” diyebilir?
“Kubbeler miğfer, müminler asker” dedi diye içeri atılanların ülkesinde, askerlere “Küçük Peygamber”, hayatını kaybedenlere “Şehit” diyen bir kurum nasıl laiklik nutukları atabilir İlker Paşa?
Ey İlker Paşa, gelin sizin döneminizden itibaren artık TSK toplumun kutsal din duygularını istismar etmesin… İslami terimler üzerinden din sömürüsü yapmasın… Laik bir devletin laik ordusu gibi davransın…
TSK, Anayasanın başlangıç ile 24. ve 174. maddelerinde yer alan ilkelere artık uysun… TSK, Başbuğ dönemiyle birlikte Anayasada ifade edilen hükümlere artık sıkı sıkıya bağlı kalsın…
“Biz işimize geldi mi laiklik nutku atarız, işimize geldi mi İslami kavramları da sonuna kadar kullanırız” demesin artık ordumuz… Yakışmıyor, ayıp oluyor İlker Paşa…
TSK içindeki subaylarımızın eşinin İslami giyim tarzına sahip olup olmadığına bakılır… Hatta evinin iç dekorasyonunda resim tabloları gibi, içki büfesi gibi “laik” unsurlar olup olmadığına bakılır… O da yetmez, gelen misafirlerle harem-selamlık düzeninde mi oturuluyor, “laik” şekilde mi oturuluyor ona da bakılır… Bu tür istihbarat ve teftiş raporları kayda geçmiştir, bunları biliyoruz… Yanlış mı İlker Paşa?
Ama askere adam çağrılacağı, savaşmaya yani devlet için ölmeye ve öldürmeye asker gönderileceği zaman Peygamber Ocağı, Mehmetçik, Şehitlik gibi tamamen din duygularına hitap eden terimleri kullanıyor ordumuz…
Laik bir devlete, laik bir orduya bunlar yakışıyor mu İlker Paşa? Kutsal din duygularını istismar bu değildir de nedir İlker Paşa?
Yeni görevinizde başarılar dilerim…
9 [?]




168 Yorum
Yazan:haki demir Tarih: Ağu 31, 2008 | Reply
sayın kütahyalı kaleminize sağlık…
benim site yönetimi, yazarları ve okuyucularına toplu olarak bir çağrım var
TSK nın LAİKLEŞTİRİLMESİ için bir kampanya hazırlayalım…
TSK dilinden anlayışına, tavırlarından hareketlerine, düşüncelerinden inanışlarına kadar yüzde yüz laikleşene kadar bu kampanyayı sürdürelim…
hoşçakalın
Yazan:beytullah Tarih: Ağu 31, 2008 | Reply
sayın suzannur hanım ve Aziz Yılmaz bey biraz gülelim mi???
‘hakimleri kamuoyundan korumalı’ makalesine yazdığım kötü şiirimdeki ‘şiir sanatlarına’ pek dikkat etmediniz sanırım..sizleri dikkatli okur sanırdım..Başharflere ,aruz veznine falan biraz daha dikkatli gözle baksanız..
Bu sıkıcı ortamı biraz yumuşatalım..
Vee bazılarının demokrasi maskesini indirelim..
Hadi ama…
Yazan:beytullah Tarih: Ağu 31, 2008 | Reply
1980 öncesi Çetin Altan a sormuşlardı..’Sosyalistsiniz,ancak kapitalizmin ürettiği gizli bir yapılanma olan ve parayı verenin düdüğü çaldığı Masonluğa da üyesiniz,bu çelişki değil mi’ diye..
şöyle cevaplamıştı hazret ‘kafamdaki ideal düzen gerçekleşinceye kadar,mevcut sistemin bazı kurumları ile ilişkide olmam ve kurallarına uymam çelişki değil..’(kelimesi kelimesine olmasada bu mealde savunmuştu kendini..)
Murat belge isimli büyüğümüz ise yıllarca köşesinde F tipi cezaevleri aleyhine karşı çıkıp koğuş sistemini savundu..
Ancak hazretin ,Tuba Çandar ile yaptığı nehir söyleşide;koğuş sisteminde 30-40 kişinin tıkış tepiş sağlıksız yaşadığını ve kendisi 80 sonrası kısa süre cezaevinde iken birkaç kişilik koğuşlarda kalmak istediğini belirtiyor..Ayrıca hazret ,kalmak için yönetim katında girişimde bulunduğu birkaç kişilik koğuşta istediği yemeklerini yapıp rahat edeceğini belirtiyor..
Buyrun burdan yakın..
Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu..
Sayın Kütahyalı,aklınca TSK yönetiminde çelişki yakalamış,Don Kişotluk yapıyor yine..
Niyeti üzüm yemek değil bağcı dövmek..
Hele sözkonusu olan TSK ise……
Yazan:Sinan Yuce Tarih: Ağu 31, 2008 | Reply
İlginç bir konuda cesur bir yazı olmuş. TSK’ya bu konuda hemen hemen her çevreden gelen bu tür eleştiriler son dönemde iyice yaygınlaştı.
Bundan bir kaç yıl önce bilgisayar mühendisi olan oğlunun şehit olmasının ardından “vatan sağolsun demiyeceğim” diyen bir şehit anasının dramının hala daha belleklerde olduğunu düşündüğümüzde bu konunun ciddiyeti daha da iyi anlaşılıyor.
Postmodernizme karşı manifesto okumaya fırsat bulan ama ordunun modernleşmesi ve profesyonelleşmesine sıra gelince işi ağırdan alan TSK için çember yavaş yavaş daralıyor gibi.
Yazan:MY Tarih: Ağu 31, 2008 | Reply
Protokole oturan başörtülü kadına askerden ikaz
Başörtülü kadın, askeri görevlinin uyarısı üzerine alanı terk etti
30 Ağustos Zafer Bayramı tüm yurtta olduğu gibi Denizli’de de coşku ile kutlanırken, bu yıl güvenlik tedbirlerinin daha da arttırıldığı görüldü.
Denizli Valiliği önünde bulunan Atatürk Anıtı’na sabah saatlerinde çelenk konulmasıyla başlayan kutlamalara vatandaşlar ilgi gösterdi. Tören başlamadan alana girmek isteyen vatandaşlar, kurulan kontrol noktalarında arandı. Üzerleri ve çantaları tek tek aranan vatandaşlar alana alınırken, çevredeki binaların üzerine yerleşen polisler de ellerinde dürbünlerle sürekli olarak etrafı kontrol etti. Askeri ve sivil protokol üyeleri için kurulan portatif tribünde çocuğuyla birlikte oturan başörtülü bir bayan, görevli astsubay tarafından uyarılınca tören başlamadan tribünden inip tören alanını terk etti. Denizli Valisi Yavuz Erkmen, 11.Motorize Piyade Tugay Komutanı Tuğgeneral Ergüder Topbaş ve Denizli Belediye Başkanı Nihat Zeybekci, askeri araçla vatandaşların ve askeri birliklerin bayramını kutlamasının ardından, İstiklal Marşı ve Saygı Duruşu ile tören devam etti. Bazı vatandaşlar ellerinde kamera ve fotoğraf makinalarıyla kutlamaları kaydetmeyi ihmal etmedi. Görevli subayın günün anlam ve önemini anlatan konuşmasının ardından tören geçişine geçildi. Sancağın yerinin almasından sonra askeri birlikler ve gaziler tören alanından geçti. Tören geçişinin son bölümünde bulunan ve özellikle zırhlı araçlardan oluşan askeri birliklerin geçişinde duygu dolu anlar yaşandı. Vatandaşlar askeri birlikleri uzun süre alkışladı.
Denizli’deki kutlama törenleri herhangi bir olumsuzluk yaşanmadan sona erdi.
Yazan:ç-z Tarih: Ağu 31, 2008 | Reply
Sn.Kütahyalı,
Size hitap ederken yasak olan ‘bey”i kullanmıyorum dikkatinizi çekerim.
Size de “paşam” derken dikkatli olmanızı ve 174.maddeye uymanızı tavsiye ederim.Kendilerine,rütbelerine uygun buldukları için olsa gerek “paşam” denildiğinde hiç itiraz edildiğine şahit olmadım ama n’olur n’olmaz birileri bu detayı hatırlamaz da “laiklik niteliğini koruma amacı güden” inkılap kanunlarına aykırı davrandığınız için sizi suçlayabilir.
Yazan:beytullah Tarih: Ağu 31, 2008 | Reply
Ülkemizde bir dine hatta Tanrı ya inanmadığı halde,taban bulma gayesi ile her şartta bir mezhep savuculuğu(özellikle Alevicilik) yapan eski sol/yeni liboş/ 2.cumhuriyetçi entellektüel takım var..
Buna ne demeli sayın makale yazarı?????
Bu zihniyet;
fabrika sahibini ve fabrikayı reddediyor ama fabrika üretimi 2 televizyondan birini diğerine karşı pervasızca savunuyor!!!!!!(insan hakları mazeret,Taraf tar bulma niyeti net)
Fabrika yok,sahibi yok diyor ama üretim bandından çıkmış ürünü sahiplenmekte herkese tur bindiriyor.!!!1
İşin trajikomik yanı ise,bu takımdan biri de çıkıp TSK ya’tencere dibin kara,seninki benden kara edebiyatı’ yapıyor..
…..
……
Ne bu yaaaa,biraz lıghtlaştım/yumuşadım sanırım..
İnşallah ’sanal big brother’ anlamaz…
‘Mahalle baskısı’ geride kaldı,şimdi ‘internet baskısı’ moda..
Anlayan anlar…..
Yazan:suzannur Tarih: Eyl 1, 2008 | Reply
Sn.ümit-var-beyt-ullah,
Müstear isim(mahlas,nickname) Beytullah olunca anlayanın anlayacağı baskı sizce yumuşar mı?(I don’t think so)
Light olunca kalorinizdeki azalma beyninizdeki nöronları etkiler mi? :) Etkilediği için mi, liberal kelimesi iki harf eksilip bir harf değiştirilerek ifade ediliyor :)(sizin alan,daha iyi bilirsiniz)
Big brother olmayı kabul etmeyen bilgili zat :), bu ifadeden hoşlanmıyor, emin olun ki anlayacak ve size 2.muhtıra gelecektir. O zaman sizi akrostiş şiir de kurtarmaz benden söylemesi.(denedim, artık yasaklıyım :( )
Taraf’tar olmak, ürüne sahiplenmekten çok, Hürriyet’i belli zihniyetteki insanlardan kurtarma çabası olmasın sakın?
Belli bir kesimin haklarını dile getirmek de taban bulmaktan öte, ülkemizdeki hatalı uygulamaları aktarıp fikr-i takip yapmak için olmasın, ne de olsa öyle gündemlerle sarsılıyoruz ki, elimizin altındaki dert tekrar edilince, ay gene mi, diyoruz dudak bükerek.
O takımdan birinin ne gibi bir karalığı olabilir ki bu arada, tazecik yazar, kararmaya fırsat bulamamıştır daha.Tabii göndermeniz başka bir yazara ise bilemem, genelleme ise bu tümden hatalı…
Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Eyl 1, 2008 | Reply
Ümit Harmanci bin Beytullah,
iyi güldüm sayenizde, ALLAH da sizi güldürsün. Ama siiriniz sansüre neden takilmadi acaba? demek ki sansürlenmeyecek sekilde de yazilabiliyormus, bravo!
neden mesajlarima cevap vermediniz acaba? Arkadaslarimizdan biri yorum yazarken kalp krizi geçirmenizden korktugu için yalvariyordu “söyle su zavalliya, ’sag üst kösedeki çarpiya basinca biz kayboluyoz’ de”!!!
Yazan:beytullah Tarih: Eyl 1, 2008 | Reply
sayın mehmet yılmaz,
bu yorumları ya ameliyat arası yada nöbet geceleri yapıyorum.
siz msj yazdığınızda servisin durumu Bosna Hersek gbiydi..
sayın YILMAZ,
hiçbirinizle kişisel sorunum yok biliyorsunuz..
ama son günlerde O insana/cumhuriyete/TSK ya bu sitede yapılan eleştiriler gerçekten insaf sınırlarını zorladı..
Dilim bu yüzden ,beynimin/vicdanımın çığlıklarına tercüman oldu..
O insanı ne Tanrı olarak görüyoruz,ne de getirdiklerine din gözüyle bakıyoruz..
O büyük insan ,kendi döneminde bu halk için yapabileceklerinin en iyisini yaptı..
Günümüzün ,revaç bulan moda kavramlarını 1920 lere taşıyıp O insana hakarete varan yargılamalarda bulunmak haksızlık değil mi..
Biraz da bizi anlayın..
Daha bu sabah Ankaradaydım,kocatepe camiinde bir asker cenazesine rastladım;bu insana bu halk (kütahyalıya göre TSK ) şehit desin mi demesin mi tartışması yaratmak bozgunculuk değil mi..
insafa sığar mı..
Churchill ne demiş ‘dün ile bugün arasında kavga çıkarırsak yarını kaybederiz’.
Doğru değil mi.
Neyse uzatmayayım..
not 1; klavyedeyken,zaman kısıtlılığı nedeniyle imla kurallarına uymam..
not 2; yararlanacağım her yazıyı okurum,yazamasamda bu siteyi,ne diyorlar diye yine okurum..
not 3; beni yine yasaklayabilirsiniz,ancak site deki teksesliliği yok eden farklı seslerden biri olduğum için sizlerde kaybedersiniz..
not 4;nasıl anladınız??şiirden mi?aziz beyin yazısından mı??
not 5;hepinize selam…
Yazan:MY Tarih: Eyl 1, 2008 | Reply
@Beytullah,
Not4′e cevap: Suzan Hanim’in mesajindan anladim yoksa çakmamistim :))
Zit fikirlere karsi degiliz, uslup konusuna özen gösterin yeter. NEdense en kaba, en saldirgan üslup hep kemalistlerden geliyor. iki senelik tecrübe sonucu ne ülkücüler ne de fanatik islamci yorumcular kemalistler kadar kaba, hakaretsever, dislayici, ötekilestirici olamadilar.
Bir emekli albay vardi nazik olan, iki kez konuk yazarimiz oldu, yani sizin dediginiz gibi kapali degiliz zit fikirlere.
M.AKYOL, Izlenimler ve DerinSular sitelerinde de durum ayni. Kemalistler küfür ve slogan disinda bir sey bilmiyorlar. “Pis yobazlaaar! Ne mutlu Türküm diyeneee!”
Ama zit fikirlere karsi bu saldirganlik normal, Cumhuriyet tarihinin ilk kitap yaktirma emri de de yine “o büyük adam” tarafindan verilmis, Atatürk’ün emriyle Kazim Karabekir’in KURTULUS SAVASI Günlügü yakilmis Ankara’daki kireç ocaklarinda. çünkü NUTUK’ta yazan seylerin bir kisminin yanlis oldugunu söylemis KAzim Karabekir. YAni siz farkli düsünen bizlere öfkeli mesajlar yagdirirken aslinda Yüce Ata’nizin izindeydiniz :)
Atatürk dil devrimi yapti, dilimizi devrildi, biz de altinda kaldik.
Bunu su yazimda (ikinci yarisi) anlattim, hala TDK ve TTK gibi abuk subuk kurumlarla bogusmak zorundayiz:
http://www.derindusunce.org/2007/12/26/ulus-devlet-bolum-i-ulus-mu-devlete-aittir-yoksa-devlet-mi-ulusa/
Istiklal mahkemeleri sapka giymeyen insanlara etmedik zulmü birakmadi. Buna karsi çikmak için liberal olmaya gerek var mi? Ne istedin köylünün basörtüsünden? Bugün hala bize vakit kaybettiren basörtüsü kavgasini kim baslatti? Kiyafet kanunu??? adi bile tuhaf. Halkin ne giyecegine devlet karar verir mi? bunu akil aliyor mu?
Siz degil belki ama Kabe ile Anitkabiri karsilastiranlar evet, onu Tanri saniyor.
Konusuruz yine tabi, basarili nöbetler size. Umarim bize kizip bir hastanin canini yakmazsiniz :))
Yazan:Şener Tarih: Eyl 1, 2008 | Reply
(Beytullah bin Ümit)
İnsan bunu yazmaya utanır. Bozgunculuğu kim yapıyor, 30 Ağustos törenlerinde görmediniz mi?
MY eklemiş işte yukarıda haberi: “Protokole oturan başörtülü kadına askerden ikaz
Başörtülü kadın, askeri görevlinin uyarısı üzerine alanı terk etti”
Ne bu? Şehit olması beklenirken, oğluna şehit derken, askere alırken iyi. Törene gelince kov!
Bu bir rezalet, ağır bir hakaret değil mi? Tabii ki TSK din istismarı yapıyor, hem de alasını yapıyor. İslama ait kavramları kullanmaya hakkı yok TSK’nin..
Tabi ki ehl-i vicdan da buna dikkat çekip “Kral Çıplak” diyecek.
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 1, 2008 | Reply
Sn.Haki Demir,
Daha önce yazmış olduğunuz yazıdan bir iki alıntı yaparak (hukukçu kimliğine sahip olduğunuzu düşünerek) vereceğiniz cevabı merak ediyorum.
Bu açıdan baktığınızda aşağıdaki askerlik kanununu nasıl değerlendirmemiz gerekir?
Mecbur tutularak gerçekleştirilen,ölüm söz konusu olmasa bile genç yada orta yaşlı insanların ve ailelerinin yaşadığı dönemsel kaosu için daha önce yazmış olduğunuz gibi “hürriyeti mümkün kılan en kötü kaos bile, istibdadı ihtiva eden en iyi nizamdan daha iyidir “olarak kabullenebilir miyiz?
Mecburen silah altına alınan birinin “eğitim” esnasında hayatını kaybetmesindeki sorumluluğundan “zaiyat” açıklaması yaparak hukuken muaf olabilir mi?
Bir kurum “ölüm” açıklamalrında bu derece hukuk üstü davranış sergileyebilir mi?Bu ölümlerin Tuzla tersanelerinde ölen acemi yada işgüvenliği sağlanmamış işçilerin ölümünden daha farklı algılanmak zorunda mıdır?Hukuken/nizam ihtiyacı açısından nasıl bir neden ileri sürülebilir?
İçinde bulunduğu toplumun kültürünün bir parçası olan ‘din’in “şehitlik”tanımını askere kabul ettiği T.C vatandaşlarının alt kimliklerine önem vermeksizin kullanıyor olması kısaca hepsini “İslam dini inanı” olarak kabul ediyor olması TSK nın kendine bir din seçtiği ve ona uygun davrandığı anlamına gelir mi?Laik devlet kurumları devletten bağımsız olarak mesleklerine en yakın buldukları dinleri seçebilirler mi?
Kendisini,laik devletin koruyucusu ve kollayıcısı olarak ilan etmiş ve “irticai faaliyetler” nedeniyle personelinin bazılarını mesleğinden ihraç etmişken bu “din” seçimi hangi hukuki temele dayandırılarak açıklanabilir?
Terörle mücadelenin tek çözüm yolu; değiştirilemez,sorgulanamaz ve hatta tartışılamaz bir şekilde sanki silahlı mücadeleymiş gibi asker yada sivil bazı zihniyetler tarafından dayatılıyorken elbette bu mücadelede hayatlarını kaybedenlerin ailelerinin isyanını önleyecek,”sebepsiz yere öldü duygusu ile acısını daha da derinden yaşamasına engel olabilecek tek teselli edici söz “oğlun şehit oldu,o şimdi cennette” demek olabilir.
Ya kamuflajı “kutsal” olan bir grubun sahip olduğu kültür ve ahlak anlayışı ile şekil bulmuş bir nizam tanımı hukuku olduğu yere sabitliyor ve cemiyet hayatını dizginliyorsa n’olacak?
Yazan:hhhalime Tarih: Eyl 1, 2008 | Reply
Üslup nedeniyle bazı yorumculara sansür koyanların kendi üsluplarını gözden geçirmesinde büyük fayda var…
ivedilikle…
Cenaze namazındaki TSK yönetiminin fotoğrafını çek ve dini sömürüyorlar diye ajitasyon yap..Siz ne yapıyorsunuz bu sitede??
Komutanlar cenaze namazında saf tutmasa,bu seferde dinsizler diye yaygara koparacağınız ortada..komutanlar ne yapsın,sizler tarafından beğenilmek için..
Asıl sorulması gereken İslamiyeti sizler mi temsil ediyorsunuz,dinin avukatlığına soyunduğunuza göre vekaletnameniz nereden??
İslamiyeti yorumlama ve başkalarına empoze etme tarzınızın yanlış olabileceğini hiç düşündünüz mü??
saygıyla..
Yazan:hhhalime Tarih: Eyl 1, 2008 | Reply
2 metrelik bez üzerine,dünyayı kavrayacak ve ülkenin sorunlarına merhem olacak bir ideoloji bina edilemez…
sitedeki bazı erkekleri bayanların giyimi niye bu kadar ilgilendiriyor..
Başörtüsü edebiyatı ve sömürüsü kabak tadı verdi artık..
Kamusal alanda türban kısıtlaması dışında,dinin hangi gereğini yerine getire miyorsunuz??(ki türban da islamın olmazsa olmaz kuralı değil)
Mazlum edebiyatı %47 e götürür ve oradan tekrar düşürür..
Türbanı biraz bırakın da;herhangi bir anadolu şehrinde RAMAZAN AYI İÇİNDE SOKAKTA BİR ŞEY YEMEYE KALKIŞIN BAKALIM,BASKININ ALLAHINI GÖRÜRSÜNÜZ..
mazlum edebiyatı ve takiyye artık sona gelmiştir..
Fındığa 4 ytl lik fiyatıda türbanla örtmeye çalışın bakalım..
Bu teksesli makaleler sitesinde çuvaldızı hep cumhuriyet değerlerini savunanlara batırıyorsunuz,kendinize gelince değil iğne batırmak çimdiklemiyorsunuz bile.!!!
BİR GÜN SİTEDE MAKALE YAZAN BEYFENDİLER,DİĞER GÜN ARKADAŞINI MAKALESİNİ BİRAZ ELEŞTİREN YORUMCUYU BENZETME YARIŞINA GİRİYOR..
sizin kafanızdaki demokrasi buysa,bu halk bunu istemiyor ve istemeyecek..
Kutsalları arkanıza alıp cumhuriyete haksızca saldırmanıza ses çıkarmıyorsak bunu kendi haklılığınıza yormayın..Bizlerin kutsala saygısındandır..
Anlayamazsınız,anlamayacaksınız.üzgünüm..
hadi saldırın ve benide susturun..
saygıyla..
sizlerdende beklentimiz bu..SAYGI VE DOĞRULUK….
Yazan:MY Tarih: Eyl 1, 2008 | Reply
@hhalime,
Unutmayalim ki kendisini “laikligin kalesi” ilân etmis haliyle din ve vicdan özgürlügünü bir savas alani olarak gören bir kurum TSK.
Bir grup kiz çocugu basörtüsü ile sahnede ilahi okudu diye e-muhtira ile halkina DARBE TEHDiDi yapan bir ordudan bahsediyoruz.
Basörtülü kiz görünce “imdaaat! çagdisi kiyafeeet! Laiklik elden gidiyoooo!” diye çiglik atan bir subay grubu camiye namaz kilmaya giderse elbette “buyrun cenaze namazina!” derler adama :))
Hem basörtülü kadinlari ordu evlerinden kovacak kadar laik(!) olacaksin, kocalarini terfi ettirmeyeceksin,
hem de emrinde ölenleri “sehit” ilan edeceksin, kameralar önünde namaz kilacaksin, yok öyle yagma.
25 senedir bu kan niye durmadi hiç düsündünüz mü? Yukarida Beytullah Bey bize bozuk atmis “[...]kocatepe camiinde bir asker cenazesine rastladım[...]” diye.
Sayin hhalime,
Bir ülkeyi bölmek askeri degil siyasi bir projedir. Çözümün adresi TSK degil siyasilerdir. PKK’nin hedefi TSK degil bütün Türkiye’dir.
Terör ile mücade etmek baska seydir, terörist ile mücadele etmek baska seydir. 15 teröristin
saklandigi bir dagi 1500 askerle çevirirseniz elbette agir kayiplar verirsiniz.
Bakin Tümgeneral Ahmet Yavuz ne demis:
20 yasindaki ogullarimiz daha dogmadan önce baslamis kanli bir kavga bu. Ölen sehit, kalan gazi diyoruz yillardir. Hiç sorgulamadan, “neden bu is bitmedi” demeden.
25 yil ekleyin bugüne. Sene 2033. Ne diyecegiz sizce?
a) Ne kötü günlerdi, iyi ki bitti.
b) Nasil olur yahu? 50 yildir çocuklarimiz ölüyor, ama olsun, hepsi sehit, cennetten bize bakiyorlar simdi, ne güzel…
Eger aklimizi basimiza alip düsünürsek bu terörü çözebiliriz. Bunu asagidaki yazida anlattim:
PKK… Ters giden nedir? Bundan sonra nereye?
Dostlukla
Yazan:haki demir Tarih: Eyl 1, 2008 | Reply
Sayın MER’A-K(ıl)
Askerlik kanunu ile ilgili sorduğunuz soru, kamuoyunda “vicdani retçilikle” meşhur olmuş bahisle ilgili gibi göründü bana.
Vicdani retçilik merkezinde konuyu değerlendirmek konuyu politik tavır alış noktasına taşımaktadır. Vicdani retçiliğin ciddi ciddi tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Böyle bir politik tavır alışın doğru olduğunu düşünmeye engel bir malzeme yok. Fakat benim yazımda bahsettiğim konu daha farklı bir zemine oturur ve daha temel bir çerçeve belirtir. Bu noktadan devam edeyim.
İslam’ın, insan, cemiyet, devlet ve bunların arasındaki ilişkileri inşa eden disiplin olmak bakımından hukuk bahislerine bakışı, dünyadaki hiçbir liberal düşünce ufkunun ulaşamadığı noktadadır. Kısa ve veciz şekilde ifade etmeye çalışayım.
*İslam, kendi hukukunu kendine iman etmiş olanlara tatbik eder. İslam, müslüman olmayana şeriat’ı tatbik etmez. Çünkü inanılmayan (kabul edilmeyen) hukukun tatbikini zulüm olarak görür. Bu çerçevede İslam, kendi siyaset ve devlet nizamında gayrimüslimlerin askerlik yapmasını ve İSLAM İÇİN savaşmasını ve ölmesini talep etmez. Böyle bir talep çok iğrenç olur. Fakat İslam, kendi siyasi hakimiyeti altında yaşayan başka dünya görüşüne mensup insanların vatanları için savaşma taleplerine mani olmaz ve onlara taleplerini gerçekleştirme imkanını verir ve onlara iltifat eder.
UHUD SAVAŞINDA MEDİNE’DE YAŞAYAN GAYRİMÜSLİMLERDEN SAVAŞA KATILANLAR OLMUŞTUR. MEDİNE’NİN SAVUNMASI İÇİN GÖNÜLLÜ OLARAK ORDUYA KATILANLARA MÜSAADE EDİLMİŞTİR.
****
İnsanların inanmadığı ve benimsemediği değerler için silah altına alınması, kaynağını hukuktan aldığı iddiasındaki “modern kölelik”tir.
***
“Mer’i hukuka, değiştirilene kadar uyma mecburiyetinin gerekçesinin nizama atıf yapıldığı” düşüncemin kaynağı, nizam bahsinin hakikaten mühim olmasıdır. Türkiye’deki mevcut mevzuat örneği bu teşhis için geçerli değildir. O teşhis, hukuk felsefesi bakımından teorik bir tartışma konusudur. Türkiye’de “hukuk olduğu” düşüncesi, kaynağında hiçbir felsefe veya hikmet taşımaz. Ne batıdaki felsefe geleneğinden beslenerek ne de İslam’daki hikmet geleneğinden beslenerek ülkede bir “hukuk nizamı”nın bulunduğunu söylemek kabildir.
***
Türkiye’de hukuk olmadığı temel düşüncesinden hareket eden ben, diğer sorularınızı (hukuk metinlelrine dayalı olarak) cevaplamak durumunda kalmıyorum demektir. Özellikle TSK nın din ile ilgili istismarı bahsi, sayın KÜTAHYALI tarafından zaten teşhis edilmiş durumdadır ki, tekrara gerek yok. Evet en büyük din istismarcısı TSK dır. Bu konu tartışmadan vareste tutulacak kadar açıktır.
***
Laik siyasi sistem ve laik değerler için savaşıp ölen kişi, İslam’ın şehitlik tarifi içinde değildir. Bu konunun böyle olduğu sanırım herkes tarafından bilinir ama “yasak konulardan” olduğu için konuşulmaz.
***
T.C. nin herhangi bir kurumunun ve bu arada TSK nın kendine bir din seçebileceği düşüncesi veya böyle bir ihtimal tarışılabilir değildir. Bu noktadaki temel teşhis, dinin istismar edildiği gerçeğidir.
***
Terörle mücadelenin tek yolunun silahlı mücadele olarak kabul edilmesi, mevcut siyasi sistemin sadece silahla ayakta durabileceği düşüncesini esas alır. Silahtan başka sistemi ayakta tutacak “değerlere” sahip olmayan siyasi sistemlerin silahlı mücadeleden başka yollarının olmadığı da doğrudur. Çünkü başka şeyleri akledemezler veya başka “değerler” üretemezler.
***
“Ya kamuflajı “kutsal” olan bir grubun sahip olduğu kültür ve ahlak anlayışı ile şekil bulmuş bir nizam tanımı hukuku olduğu yere sabitliyor ve cemiyet hayatını dizginliyorsa n’olacak?”
İşte bu durumda vaka çok vahimdir.
vesselam
Yazan:İzzet Kütükoğlu Tarih: Eyl 1, 2008 | Reply
Bizde fikrimizi belirtelim…
En son yorumun altında, sizde fikrinizi belirtin yazıyor. Bende belirtiyorum…
sayın Kütahyalı laikliği dinsizlik, dinsiz olmak zannedenlerden! Öyle anlaşılıyor. Öyle anlayanlar için bu yazı güzel vede doğru bir yazıdır. Benim gibi laikliği dinsiz olmak olarak kabul etmeyenler için bu yazı kötü bir yazıdır…
Sayın genel kurmay başkanı dini argümanlar kullanmış… ne var bunda? TSK Dini argümanlar kullanmış ne var bunda? Bazıları bu kurumun dinsiz kişlerden oluştuğunu mu sanıyor?
Eğer TSK bünyesinde vazife icra edenler inanca sahip ise, iman sahibi iseler Bu bir felaketmidir?
Değildir efendiler, değildir!
Felaket nedir bilir misiniz?
Felaket, bir milletin ordusunun dinsiz imansız olmasıdır.
Dünyada dinsiz imansız bir ordu da yoktur! Ordu teşekkül ettirmek için dinsiz imansız insanlar arayan bir millette yoktur!
Ne acıdır ki, bizde dinsiz imansız bir ordu özlemi duyanlar bulunabilmektedir!!!
Bir ordunun laik olması, o ordunun dinsiz insanlardan oluşmasını gerektirmez.
Öyle bir ordu ilede savaş falanda kazanılmaz!
Yazar, ordunun dinsel söylemler argümanlar kullanmasını eleştiriyor.
Ama şurasını düşünmüyor…
Eğer bu milletin dini kutsallarına sahip çıkmak gibi bir gayesi olmasaydı, Bağımsız bir Türkiye’den söz edemezdik!
Bu millet, Dinsiz bir toplum bu topraklar üzerinde sefa sürsün diye istiklal savaşı vermedi!
Atatürk, “ben size ölmeyi emrediyorum” derken herhalde pisi pisine ölmeyi kasdetmemiştir. Şehitlik gibi bir kutsiyete inanmayan askerin ölmek için ne sebebi olabilir ki?
Sen öleceksin, vatan kurtulmuş kurtulmamış ölene ne?!
Bu ne utanmazlık arkadaş!
Laikliği dinsizlik belleyen Oranı ne olduğu belli olmayan bir azınlık, Laikliği dinsizlik belleyip çoğunluğa dinsizliği dayatıyor!
Bu adamlar Amerikan, ingiliz ordusunda namaz kılan, dini inançlarının gereğini yapan askerleri görmüyorlar mı?!
Bu, laiklik denilen şey, bu ülkeden mi taksim oluyor arkadaş!
Bu ülkede siz varsınız diye, dini inanç sahibi herkes bu ülkeyi mi terk edip gidecek?
Sindiremiyorsan tahammül edemiyorsan Kendine dinsiz imansız bir toplum bulursun orada yaşarsın varsa böyle bir ülke!
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eyl 2, 2008 | Reply
Sayın Kütükoğlu,yazarın düşündüğünüz anlamda dinsiz bir ordu,dinsiz bir toplum peşinde olmadığınının pekala farkındasınız da,nedense işinize geldiği gibi çarpıtmayı seçmişsiniz.Hele laikliği dinsizlikle özdeşleştirmek gibi bir çabaya yazının hiçbir bölümünde rastlanmaz iken,böyle bir iddiada bulunmanız da oldukça çelişkili ve talihsiz bir değerlendirme.Yazı yukarda duruyor ve dilerseniz kelimesi kelimesine tekrar gözden geçirilebilir.Gayet açık ve net biçimde bu çoğrafyada inançlı insanlara karşı yürütülen fiili baskılara,küçümsemelere karşın,mesele gencecik canlara gelince “şehadet”,”şehitlik”gibi tamamen dini kavramlarla gençlerin motive edilerek bile bile ölüme gönderilmesi eleştiriliyor. İnsanların inançları bu denli dışlayıcı ve yasaklayıcı bir mantıkla sınırlanırken ve en ufak bir inanç ifadesi şeriat ve irtica tehlikesi şeklinde addelirken şehitlik söylemine sarılmak sizce de din istismarı değil midir?Peki bu ikiyüzlü anlayışın yıllardır sürmediğini iddia edebilr misiniz?Lütfen bunları bir daha düşünün ve eğer bu tutumun olmadığını ıspatlayacaksanız meseleyi kişiselleştirmeden sağlam kanıtlarla bizi aydınlatın.
Saygılar…
Yazan:İzzet Kütükoğlu Tarih: Eyl 3, 2008 | Reply
Sayın Aziz Yılmaz, uyarınız üzerine yazıyı tekrar okudum. Yazara hayli haksızlık ettiğimi fark ettim. yazardan ve sizden özür diliyorum…
Yazar demek istiyor ki; Ordu birilerini din istismarcısı olarak damgalıyor. Fakat, kendiside işine geldiği zaman din istismarı yapıyor. Bu mudur?
Ayrıca. duyarlılığınız için teşekkür ederim.
Ancak yazının hemen altındaki yorumda, “TSKnın laikleştirilmesi için bir kampanya hazırlayalım” şeklindeki yazı bende infial yarattı zannediyorum…
Bu laiklik tartışmaları bizde düşünecek kafa bırakmadı ki, düşünelim!
Laiklik tabii ki dinsizlik değildir. Ama ne yazık ki bazı kişler laik olmayı dinsiz olmakla eş anlamlı görüyorlar. Bu şekilde anlayanlar hem laiklik savunucuları içinde hemde laiklik karşıtı kişiler içerisinde bulunabilmektedir!
Gerçekte ise devlet laik olmalı, kişleri inançlarına göre farklı muameleye tabi tutmamalıdır.
Fakat, sayın Kütahyalı’da onu demek istiyor, TSK orduda dindar insanlar istemiyor, Buna karşın ihtiyaç duyduğu vakit, dinsel argümanları kullanıyor din istismarı yapabiliyor. Tabii ki yanlış!
Her ne ise, Bu konu sanıldığından daha çetrefilli bir konudur.
Ordan, burdan sonunu düşünmeden ülkeye bir şeyleri getirirsen olacağı budur!
Laiklik kelimesinin anyasaya sokulması yerine, Devlet kişilerin dini inançlarına göre hareket etmez, hiç bir dini korumaz, kişilerin inançlarına müdahale anlamına gelecek eylemlerde bulunmaz diye yazılsa idi. daha iyi olmaz mıydı?
Sayın Yılmaz bu soruma cevap verirseniz sevineceğim.
Saygılarımla.
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 3, 2008 | Reply
Sn.Haki Demir,
Hayır,sorumun maksadı konuyu“vicdani retçilik” merkezine taşımak değildi.Sadece gönüllülük ve şehitlik ilişkisinin üzerinde durmak istemiştim.Bunun anlamı “gönüllü” olarak askerlik yapan ve ölen kişilerin “şehit” kabul edilmesi de değil elbette.Uhud savaşı örneğiniz,gönüllülük ve iltifat edildiğine dair yazdıklarınızla sizin de bunu vurgulamak istediğinizi hiç sanmıyorum.Aksi taktirde “laik” değil de tamamıyla dini referanslarla yönetilen bir devletin yine benzer sebeplerle ölenlerinin şehit sayılmalarının daha kabul edilir olduğu gibi bir sonuca ulaşabiliriz.
İman etmek noktasında şunu sormadan edemeyeceğim;bugün tanımlanan laik devlet çatısı altında “vatan için savaşıp öldüklerinde şehit olacaklarına” iman eden ”askerler ve onların ardından bu şehitlik mertebesine ulaşmış evlatları olduğu için teselli bulan aileler “vatan kutsaldır”a inanıp benimsedikleri için “modern köle” sayılmayacaklar mı o halde?
Yanlış olan sadece devleti tanımlamak için önüne koyduğumuz kelimenin taşıdığı anlam mı;laik devlet yada İslam devleti?Kişi “kutsal vatan” için ölüme inanmış ve benimsemişse ve bunun da “şehitlik” olduğuna iman etmişse bu durumda TSK’nın din istismarı yaptığını söyleyebilir misiniz?
Sizin yazdıklarınızdan çok net olarak şu sonucu çıkartamıyorum maalesef; dini kullanmak,herhangi bir amacı gerçekleştirmek için ölmek yada öldürmek maksadıyla çıkılan yolun adına “Allah yolu”deyip bu yolda gerçekleşen ölümü, sebeplerini,diğer çözüm yollarını da sorgulamadan “şehitlik” mertebesine ulaşmak olarak görmektir.
Benim bu noktada (var olmadığına inandığınız laik devlet hukuk metinlerine dayalı olarak değil de İslam hukukuna dayalı olarak cevap verdiğinize göre) yazdığınız şu cümleden yola çıkarak İslam’ın, insan, cemiyet, devlet ve bunların arasındaki ilişkileri inşa eden disiplin olmak bakımından hukuk bahislerine bakışı, dünyadaki hiçbir liberal düşünce ufkunun ulaşamadığı noktadadır.sormak istediğim;İslamın kendi siyasi hakimiyeti altında yaşayan başka dünya görüşüne mensup insanların “kendi oluşturacakları bir devlet ve vatanım diyecekleri topraklara sahip olmak için kalkıştıkları “ bir eylemde sergileyeceği dünyada hiçbir liberal düşünce ufkunun ulaşamayacağı tavır sizce nedir?
Vatan,yaşam hakkından uğruna ölünecek kadar kutsal kabul ediliyorsa, insan,cemiyet,devlet ve bunların birbirleri ile olan ilişkilerinin kutsallığı sıralamada çok sonra geliyorsa değiştirilmesi gereken bir zihniyet yok mu sizce?
Dilerim sizi yanlış anlamışımdır ve bu sebeple de incitip kıracak sözler sarf etmemişimdir.
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 3, 2008 | Reply
Sn.İzzet Kütükoğlu (Eyl 1, 2008 tarihli yorumunuz için son yazdığınızı henüz okumadım)
Helal olsun! :-)
Laiklik ve din bir arada olurmuş Peki neden o zaman başörtüsü söz konusu olup da anayasa mahkemesine taşındıktan hemen sonra “laiklik karşıtı fiilerin odağı olarak” hani o çoğunluğu laik ve dinli olan halkın % 47 oyunu alan bir partiye kapatma davası açıldı o zaman?
Spor olsun anayasa mahkemesinin parti kapatma kasları pas tutmasın diye mi?Eee tabi laik devlette hangi kasın ne zaman kullanılacağı belli olmaz,kasları sıcak tutmak lazım.
Yok,bunun aksi olduğuna dair kapı gibi ihraç kararları var.malumaliniz “irtica dosyasına “sahip olan subaylar habire ihraç edilip duruyor.İlk defa geçen sene toplam 23 ihraç kararının 10 tanesi irtica imiş!
Bu da evvelki seneye ait olan bilanço;
Şu da bir ihraç kararırın sebebi;
Ben gazete manşetlerinin yalancısıyım,orada değildim :-)
Ben bilmem AYim bilir onlar da bu sorunun cevabını vermişler zaten!
:-)) Emin olun,kesinlikle sizin bu itirazınızı dikkate alacaklardır .
???
Galiba yanılıyorsunuz,tekrar düşünün isterseniz!TDK ve TSK ya göre bu kelimenin tanımları farklı gibi!
Tekrar ediyorum yanılıyorsunuz.
Onların kimler olduğu hususunda da fikriniz var mı?
Yanılıyorsunuzzz!İhraç kararları öyle demiyorrrr.
Ahan da bastığınız ses veren bam teli bu zaten.Sahip çıkılanın dinin kutsalları olduğunu siz düşünüyorsunuz!
???…………!!!
Ölmemek için ben size onlarca neden sayabilirim mesela!
Hay çok yaşayın emi.Yaşa,oku,çalış,bilim adamı,fikir adamı ol da şu vatana millete faydalı işler yap demi ama!Hem ailenin hem milletin hayır duasını al,ömrün uzasın!
Yok galiba görmüyorlar.Galiba onların ordularında kadrolu rahipleri/papazları falan da oluyor sanırım.Askeri sahalarda kliseleri de var mı emin değilim .-)ama siz bilirsiniz kesin!
Bence alçak perdeden konuşun size de Bekir beyler,Süleyman amcalar Arabistana demesinler sonra :-)
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eyl 3, 2008 | Reply
Sayın Kütükoğlu,
Bir makaleyi veya yorumu genellikle iki ana eksen üzerinden değerlendiririz:üslup ve içerik.Tabii bu genel kıstas,bir görüş veya düşünceyi muhakeme eden,tarafsız ve objektif bir bakışla değerlendirebilen,gerçeğe ve doğruya ulaşma amaçlı okumalar için geçerli.Sabit fikirliler içinse bunların pek önemi olmaz,yeterki duymak istedikleri sözleri duysunlar,gerisi pek ilgilendirmez onları.Mesela hiç bir gerekçe,nesnel bir kanıt sunmaksızın sırf kendi “inandığı doğrulara”uymuyor diye bazı makalelere “yorum”diye küfürler sıralandığına şahit oluyoruz.Ne ilginçtir ki bu tür içi boş ve düzeysiz “yorumlara”hemen akabinden kutlamalar falan da gecikmiyor.Hani insanın “yahu adam sadece küfür etti,bunun neresini onaylıyorsun?”diyeceği geliyor.Herneyse.Kusuruma bakmayın,çok fazla detaylara giriyorum.
Toparlamak gerekirse:Bilgilenme amaçlı yapılan okumalarda da,okur,verili makalede dile getirilmiş düşünceleri doğru bulduğunda bile üslubu onaylamayabilir,ya da konunun işleyiş tarzına itiraz edebilir.
Mesela bu yazıda Rasim Bey bana göre çok doğru tesbitlerde bulunmuştur.Kanıksadığımız ve artık bir şekilde sıradanlaşan rutinlerin hayatımızda yarattığı tahribatları bize tekrar hatırlatmıştır.Ancak mesele sanki ordunun laikleşememe sorunuymuş ve ilk elden ordunun bu eksikliğini gidermesi gerekiyormuş gibi aktarılmış(ya da en azından yazı böyle bir intiba uyandırıyor).
Ancak benim için önemli olan niyet yani doğruluk ve samimiyettir.Yazar,aydın sorumluluğuya,halkımızın,insanımızın duygu ve inançlarının yıllardır nasıl istismar edildiğini dile getirmiştir.
Bizler halk olarak yalan nutuklardan,duygularımızın sömürülmesinden,inançlarımızın istismar edilmesinden çok çektik.Çünkü yıllarca birileri bu yolla bizi itiraz edemeyen,suskun,sessiz vatandaşlar haline getirdiler.
Saygılar.
Yazan:haki demir Tarih: Eyl 3, 2008 | Reply
Sayın MER’A-K(ıl)
*Azizim, ihtiyarlığıma verin, bir makalenin yorum faslında fikir teatisinde bulunmak ve bunu da derinliğine yapmak sözkonusu olduğunda bağlantıları elden kaçırıyorum
Ben herhangi bir konuda düşünce faaliyetinde bulunurken ilk olarak o konunun çerçevesini (zeminini) oluşturmak çabasına girerim. Aksi takdirde konuya hakim olmanın imkanı olmayacaktır.
*İslam devletinde ve islam ordusunda, islam’ın değerleri için savaşan (Allah rızası için cihat eden) müslümanın şehit olduğu doğrudur. Şehadet zaten İslam’ın hayat ve ölüm anlayışı içinde izah edilen bir müessesedir. İslam ordusundaki askerin şehit olup olmadığı tartışılmaz ki… çÜNKÜ ŞEHADET İSLAMIN OLUŞTURDUĞU BİR MÜESSESEDİR.
*Benim bahsettiğim iman, İslam’a topyekun imandır. Vatanın kutsallığı ne demek? İslam’dan veya herhangibir dünya görüşünden (yani değerler sisteminden) bağımsız olarak neyi kutsayabilirsiniz ki? Bu meyanda kaynağı laiklik olan bir anlayışta zaten kutsallık olmaz. Halkın laik sistemin ne olduğunu anlamamış olmasından kaynaklanan ve hala İslam’ın kültür kalıntılarından beslenerek oluşturulan “kutsal vatan” anlayışıyla ve tercih hakkı verilmeksizin (dolayısıyla silah zoruyla) savaşa gönderilen insanların “şehit olacağına inanması” anlamsızdır. Ve evet… Söylediğiniz gibi, TSK nın bu toplumun tarihinden kaynaklanan bazı islami kültür kalıntırlarına yaslanarak şehitlik gibi bir müesseseye dayanarak çocuklarını ölümün içine savurması modern köleliktir.
*Devletin önüne konulan kelimenin ne olduğu ile iilgili değil hadise… İslam devletinde de dinin istismar edilmesi mümkün… Mesele, insanın inandığı değerler için savaşmak durumunda kalması ile inanmadığı değerler için savaşmak zorunda kalmasıdır.
*Şehitlik müessesesini İslam’ın kendi hayat ve dünya görüşü iççinde bağımsız şekilde tarif etme imkanı olmadığını söylemek kabil değildir. Fakat şu noktada problem çıkabileceğini düşünmek yerinde olur. İslam devletinde de dinin istismarının mümkün olması gibi, hangi savaşın islam hukukunda meşru olduğu bahsi dikkatlice incelenmelidir. “Kutsal vatan” bahsi, her şeyden bağımsız olarak ele alınamaz.
*Hiçbir liberal düşüncenin ulaşamadığı ufuk şurasıdır. İslam devletinde yaşayan başka dünya görüşlerine mensup insanlar kendi hukuklarına uygun yaşamak ve kendilerine inandıkları hukukun tatbikini talep etmek hakları bulunmasıdır. Hakikaten bu günün dünyasında bu ufku yakalamış bir siyasi sistem mevcut değildir.
*İnsan (fert), cemiyet ve devlet bahsindeki sıralamanın önem sırası, aynı bu sırada olduğu gibidir. İslam, önce ferdi, sonra cemiyeti ve daha sonra da devleti önemser. Devlet sıralamanın en sonundadır ve fert ve cemiyet için kendini feda edebilmelidir. Vatanın önemi, fert, cemiyet ve devlet bahislerindeki sıralamanın dışındadır ve bunlar için vatan ne kadar gerekliyse o kadar önemlidir. İslam doğrudan doğruya hedefine fert ve cemiyeti koymuştur. Devlet bile bunların muhafazı (hayatını devam ettirebilmesi) için ne kadar önemliyse o kadar önemlidir.
*Beni kırmakla ilgili hassasiyetiniz için teşekkür ederim. Fikir beni kırmaz üstadım. Rahat olunuz.
Yazının başında da ifade ettiğim gibi konular arasında irtibat kurmakta zorlandığımı söyleyeyeyim. Ramazanda benim zihni kapasitem yarıya iner de…
hoşçakalın
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 5, 2008 | Reply
Sn.Haki Demir,
Açıklamanız için çok teşekkürler.Bu yorumda belirttiğiniz husuları biraz daha açarak bir yazı kaleme alsanız ne iyi olurdu!Rasim bey’in “Bu ülkenin çocukları cephane midir?” başlıklı yazısını tamamlayıcı nitelikte bir katkısı olur bizler okuyucuları olarak istifade ederdik diye düşünüyorum?Yazar mısınız?(iftardan sonra :-))
Saygılarımla,
Yazan:barışderler Tarih: Eyl 6, 2008 | Reply
KURUMLARI,ÜLKELERİ,DEVLETLERİ, VB HERŞEYİ YAPAN İNSANLAR BAŞKASINA(CANLILARA) VE KENDİSİNE ZARAR VERMEYEN HERNE EYLEM VARSA YAPMALI TERSİ SÖZ KONUSUYSA YAPMAMALI. AMA BU SORUYU YAPMADAN ÖNCE KENDİSİNE SORMALI DÜRÜSTÇE VE YERİNE GETİRMELİ OPORTİNİST VE ŞOVENLİK YAPMAMALI SÖZÜ VE EYLEMİ BİR OLMALI DEĞİL TSK TÜM İNSANLIK BUNU GERÇEK MUTLULUK İÇİN YAPMALI. GERİSİ ZIRILTI ÇÜNKÜ GERÇEK YALINDIR KAFA KARIŞTIRMAZ(KAFA YERİNDEYSE VE İŞLİYORSA ELBET).
Yazan:ibrahim balcıoğlu Tarih: Eyl 6, 2008 | Reply
pes doğrusu be sayın kütahyalı..milletin kafasını karıştırmakta sizin gibilerin üstüne yoktur..şimdide şehitlik ha..bizim ulusumuz vatan için ölene şehit der..ve vatan uğruna canını vermeyecek hiçbir yurtsever yoktur..bunu sizde çok iyi bildiğiniz halde hedef şaşırtıp TSK lerini lekelemeye çalışıyosunuz..kimlerle aynı safta yeraldığınızı hatırlatmama gerek yok sanırım..yanlış işler yapıyosunuz..size önerim bundan vazgeçmeniz..ama vazgeçemezsiniz..çünkü sizin ekmeğinizin kaynağı bu vatan toprakları değil..daha öncekiler gibi bu yazıyı da yayınlamak işinize gelmeyecek..ama dayanamadım..istediğiniz kadar yayınlamayın…
Yazan:ibrahim balcıoğlu Tarih: Eyl 6, 2008 | Reply
kendin pişir..kendin ye..ne güzel değilmi..size bir tavsiyem var..öylemi, böylemi..tartışacağınıza..gidin o şehitlerin silah arkadaşlarına bi sorun: arkadaşınız neden öldü…? cevaplarıda burada yayınlayın..bakın bakalım ne için ölmüşler..
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 6, 2008 | Reply
Sn.Balcıoğlu,
milletin kafasını karıştırmakta sizin gibilerin üstüne yoktur..
Bu millet tahmininizce kaç yaşında bir çocuk?Size göre tabii.
Bu millet demokrasiyi,özgürlükleri daha kaldıramaz abisi,daha çok erken!diyen bazılarına göre daha anne kucağında ağzı emzikli altı bezli bir bebek.Bublar”Hele bir emeklemeye başlasın ondan sonra düşünürüz”diyorlar amma ve lakin ne hikmetse bu bebeğin eline silah verip askere gönderecek kadar büyümüş olduğunun farkında varmamızı da istemiyorlar!Ebeveyn psikolojisi işte çocukları 7o yaşına da gelse hala ona bebek muamelesi yapıyorlar.
Kimilerine göre de cahilliğinin dibine kibrit suyu sıkılması,aydınlanması,öyle uluorta yerde göbeğini kaşımaması,artık okula gideceği için de kılık kıyafet yönetmeliğine uyup ayağındaki terlikleri,takunyaları,çarığı çıkarıp hedefimiz olan çağdaş ayakkabıları giyip ilkokul eğitimi almaya başlayacağı bir yaşta.Bunlar da “Bu ne cahil çocuk yarabbim!Kapatılma ihtimali olmayan bir partiye oy vermemesi gerektiğini öğretmek lazım yoksa kalkıp milletin pardon o cahil çocuğun önceden yapması gerekeni biz sonradan parti kapatarak yapmaya çalışıyoruz,siyasi tarihimizi bu aç kapalarla karalama defterine döndürüyoruz.”diyip çocuğun eline kendine zarar vermesin diye sahte oyuncaklar veriyorlar ta ki kendileri o çocuğun istendikleri gibi bir millet olduğunu görene kadar oynayıp oyalanması için.O sahte oyuncaklardan biri silah oyunun adı da ölüm olsa bile olsun mühim olan kutsal oyunun adı;”şehitlik”!
Bu iki yaş grubunun(bebek ve oyunçağı cocuğu) da henüz kafasında karışacak bir şeyler olmadığına göre sizin “millet” dediğiniz “eğitilmiş” olanlar olabilir.Hani oy verecek kadar reşit ama farklı fikir geliştirip bunu beyan edemeyecek kadar da reşit olamayanlar!
Açıkça demek istediğiniz şu mudur;Ey millet(reşit gibi hani de henüz reşit sayılamayan anlamında) sana bunca zamandır öğrettiklerimiz bundan sonra öğrteceklerimizin temelidir.Sana öğrettiklerimiz ve sonrasında senin her eyleminin ardında ikazda bulunarak öğreteceklerimiz “en doğru” olanlardır,sakın ola bizim sana öğrettiğimiz doğruları sınamak için düşünme ve hatta bunu başkalarının düşünmeye başlayacağı şekilde seslendirme bile,kısaca sen sen ol sakın kimsenin kafanı “yanlış” bilgilerle karıştırmasına izin verme,karıştırmaya kalkanlara da müdahil ol,kendi içinde “boğ” onları!Bunu nasıl yapman gerektiği bilgisine sana verdiğimiz tarih derlerinin“ayaklanma,düşmanlarımız kimlerdir” bölümlerinden ulaşabilirsin,bunu yapabilcek kudrete sahipsin,bu senin en tabii hakkındır!Kimseye telgraf falan çekmeye de kalkmayın,halllediverin kendi işinizi!
Siz bu ezberleri bozmayın kafa karıştırmayın diyenlerden olduğunuza göre “sizin gibiler” dediğiniz olsa olsa art niyetli yurtsever olmayan” insanlardır .YurtsevMeyenleri teşhis size göre çok kolaydır;benim gibi düşünmüyorsa kesin ‘o’dur dediğinizde olay bitmiştir!
Zaten bu millet bir teşhis edenlerden bir de edilenlerden muhteva,arası yok,öyle değil mi?İşin ilginci ise “teşhis” edilenler “tespit ile teşhis” ettiğinde kendin pişircilerden sayılıyorlar?Yemiyor işte adam lokanta yemeği niye illa ısrar ediyorsunuz gel benim lokantada ye diye!Değiştirin menüyü belki gelir :-))
Yazan:ibrahim balcıoğlu Tarih: Eyl 6, 2008 | Reply
sayın mer’a-k(ıl):neden isimsiz yazıyosunuz..önce buna bir açıklık getirmenizi dilerim..beni eleştirenin kim olduğunu bilmek hakkımdır sanırım..bu tartışmanın temelini TSK nın ‘ŞEHİTLİK’ kavramını din istismarı edip etmediği oluşturmaktadır..uzun uzun edebiyat yapmışsınız..doğrusu bu konuda sizi tebrik etmemek elde değil..bu arada edebiyat yapmanın ne anlama geldiğinide sözlükten açıp okursanız çok sevineceğim..tek bir soru ile bitirmek istiyorum..sizce imamlar öldüklerinde ne olurlar?..hadi birde bunu tartışalım…
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 7, 2008 | Reply
Sn.Balcıoğlu,
Bana sözlük tavsiye edilmesine alışkınım ve edebiyat yaptığımı düşünmüyorum belki “tuluat” olarak değerlendirebilirsiniz.İsmail Dümbüllü’ye Allah rahmet eylesin tiyatro aşkı yüzünden askeri rüştiyeden atılmış/ayrılmış.1919 senesinde 22 yaşındaymış.Atarürk ve İnönü onu sahnede izlemiş,bunları biliyor muydunuz?Tiyatroyu, yaşadığı dönemi göz önüne alırsanız askerlikten daha çok sevmiş biri.Yurtsever olmadığını söyleyebilir misiniz?
Tüm bunlar aklıma tuluattan geldi.Konumuza dönersek,keşke siz bana edebiyat yapmadan yaklaşık 30 senedir ölen 30.000 insanı neden Allah yolunda ölmüş gibi “şehit” olarak kabul etmem gerektiğini açıklayabilseydiniz.Bu konuda yukarıda Sn.Haki Demir’in 3.Eylül’de gönderdiği yorumunu okumanızı tavsiye ederim.
Madem savaş ortamındayız,ölenler de bu vatan için can verdikleri için“şehit” sayılıyorsa o halde neden güle oynaya,davul zurna ile askere gidiyorlar,etrafta derin bir sessizlik olması gerekmez mi?Tüm milleti,yurdun her köşesini saran derin bir hüzünü hissediyor olmamız gerekmez miydi?Birileri eğlence mekanlarında peçete yakıp şampanyalar patlatıyorken birilerinin vatan için ölüp şehit olması garip size de garip gelmiyor mu?
Bu ülkenin doğusunda 30 senedir süren bir savaştan bahsediyoruz.Bu 30 senelik süre ve ölenlerin sayısı o kadar kanıksanmış ki artık günlük haberlerde bile bir –iki şehit haberi olması olağan karşılanıyor ancak belki sayı yükselirse millet kulak kabartıyor ve onlara da “şehit” denip geçiliyor!!! Pardon ben yine edebiyat yapmaya başladım.Bir kaç soru ekleyerek kısa kesmeye çalışayım.
Benim de size birkaç sorum var?
1-Yursever bir insanı tanımlayabileceğiniz “ölmek” fiili dışında bildiğiniz bir eylem var mı?
2-Yurtsever olduğunuzu göstermek için ölmek dışında elinizden bir iş gelir mi?
3-Kendinizi kalifiye bir “yurtsever” olarak görüyor musunuz?
4-18 yaşına gelene kadarki uzun hayatında bir genç “yurtsever”olduğunu gösterebilecek imkanlara sahip olmuş olabilir mi?
5-Kız evlat başörtülü diye bu ülkenin ünivesitelerine gidemiyorken erkek evlat bu ülkenin ordusuna kabul ediliyorsa,erkek kardeş kız kardeşten daha mı yurtsever sayılır?
6-Bir insan vatanını neden kutsal kabul eder?
Bu arada size GK başkanı İlker Başbuğ’un görev tesliminde sarf ettiği bir cümleyi hatırlatayım;Ne mutlu Türk’üm diyen vatandaşlığın ortak paydası kültür ve dildir,kesinlikle DİN değildir.!!!) ŞEHADET İSLAMIN OLUŞTURDUĞU BİR MÜESSESE olduğuna göre ..artık devamını siz getirin?
Ben 9.aynalar köyü İmamı S.Balcı öldüğümde amelime göre cennete yada cehenme gideceğime inanıyorum.Yani şehit sayılıp sayılmayacağımı Allah bilir,fiillerimden razı olacak olan O.Devlet yada onun kurumlarından diyanet yada TSK değil.
Yazan:uveys Tarih: Eyl 7, 2008 | Reply
Turkiye’de annesi-babasi arap oLan birini hayaL etmek zor oLmasa gerek. Turkiye sevdaLisi oLmasi sucmudur. Vatanin butunLugu ve selametini savunMasindan Daha dogaL ne oLabiLir. ama sunuda beLirtmeden edemiyecem. Ne Komunistim Nede fasist. Sadece uLkemi seviyorum uLkumden oturu. Turkiyeyi seviyorum Saf bir miLLet oLdukLarindan oturu. Sizce ben asimiLe oLdumda farkindami degiLim. Hicbirsey degiLse de AtaturKu sundan oturu savunurum. oyLe bir insan dusununku Size Liderlik yapmis En bedbaht durumda Ortaya cikmis Bu ulkeye sahip cikMis onuda gectik Bir uLusu kurtariyor. Cumhuriyeti iLan ediyor Bir uLkenin adinida Turk koyuyor. Turkiye denince Akan seLLer duruyordu hani miLli coskuLarda Bayragi sirtLanan bir cengaver MisaLi sokakLara dokuluyordu Hani bunLari yapan bizLer degilmiyiz.. Hicbirsey DegiLse de sirf bundan Oturu bu Insan biseyLer borcLu degiLmiyiz. Ben annemden-babamdan sunu Ogrendim.. Annem kapaLi bir insan babamda Dinini butunuyLe yasamaya caLisan kendi haLinde bir insan.. yani bes vakit namazini kiLan kendi haLinde bir insan. ama bana en iyi ogrettikLeri seylerden biriside… Ölenin arkasindan sadece hayir duaLarini eksik etmemem , Konusmam Dini kendi tekeLLerinde sananLara soyLuyorum bu Insanin arkasindan(giyabinda) Konusmak giybet oLmuyormu? OLuyorsa neden giybet ediyorsunuz…?
Yazan:Cenk Tarih: Eyl 7, 2008 | Reply
Artık bu yazı için “zırvalama” teriminin ağır olmayacağını sanıyorum. “Şehit” deyince laik cumhuriyet elden gidiyor öyle mi ? Gülmek geliyor, ağlanacak halimize…
Yazan:EMRE Tarih: Eyl 7, 2008 | Reply
ben bu yazıyı geçen hafta bir gazetede okudum kaynak gösterilmemiş bu yazı çalıntı
EDİTÖR’ÜN NOTU:
Yazının sahibi Rasim Ozan Kütahyalı sitemizin yazarlarından. Taraf’ta yayınlanan yazılarını buraya da koyuyor. Bu tür iddialı ithamlardan kaçınalım lütfen.
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 7, 2008 | Reply
Sn Cenk,
Siz hazır içinizden gülmek geldi kesmeyin bu fıkra ile devam edin;
Hani yine anlamışsanız diye*
Laci takım elbisesini giymiş,beyaz gömleğiniz üzerine sarı kravatını takmış temel tv ekranından bağırır”Tehlikeli deliğin farkında değil misiniz?Cumhuriyet elden gidiyor,hadi sokağa,” millet meydanlara elde bayrak yığılır,
Bu sefer takım elbisesinin rengi gri,kravatı pembe olan Temel grup toplatısındaki kürsüden bağırır”Son kale elden gidiyor,haydi sandığa”
Ardından kırmızı yakalının üzerine sarı sırma nakış işlenmiş sitah pelerinli kahraman Temel saraydaki makam koltuğundan bağırır pardon 120 sayfalık ferman yayınlar”Laiklik elden gidiyor,haydi parti kapatmaya,”
Başlarını rengarek kumaş parçaları ile örtülmüş kızları üniversitelerde görmek istemeyen cüppeli Tmel bu sefer kampüslerden bağırır”İrtica hortluyor,haydi anıtkabire,”
Çok şükür tüm devlete yöneltilmiş buram buram din kokan tehlikeleri atlattık derkeeennn,13 askerimizi terör saldırısında şehit verdik haberi medyanın gündemine bomba gibi düşer,
Bu sefer omuzlarına yıldızlar koymuş jilet gibi ütülü kıyafetini sırtına geçiren Temel bağırır”Haydi millet kutsal vatan için Allah aşkına, alın silahı haydi düşman üstüne,”
İşte o fıkradaki son büyük,kara deliğin adı ölüm,o rayların üzerinde Allah adına ,kutsal vatan için ölenlere de şehit deniyor.
Fıkrada dikkatinizi çekti bilmem ölen 4 kişiden bahsediliyor Temel hala hayatta,ee birilerinin ölenlerin cenaze namazını kılıp arkasından da el açıp Fatiha okuyabilmesi için hayatta kalması gerekiyor.
Kısaca Temel nabza göre şerbet vermeyi,ne zaman ne söyleyeceğini bilen biridir ama Allah yolunda ölüp şehitlik makamına ulaşamayan biridir o aynı zamanda.
*Bu fıkralama ve tercüme olayı kendilerinde Dejavu etkisi yaratanlar lütfen konuya müdahil olmasınlar.Bu Cenk bey’e özel.
Yazan:Emrah Karamanoğlu Tarih: Eyl 8, 2008 | Reply
hakkı demir kim ya ne kampanyasından bahsediyor bilmiyormu tsknın kuruluş amacını kanununu ve de tc anayasasını Tsk Aleyhine kampanya ne demek ya Anti Laik diyerek insanları askerlikten mi sogutmaya calısıyorsun sen sacma sapan konusmayın
Yazan:erol Tarih: Eyl 8, 2008 | Reply
görüyorsunuz işte laik olmak o kadar kolay değil sözde değil özde laik olabilmek gerekli dürüst olmak gerekli bir başörtülünün oğlunu alıp askere götürüyorsun oğlu ölünce sarılıp teselli ediyorsun ama bir başörtülü ne imiş efendim protokolde bir var insan değil o indirin onu oradan yazık ya çok yazık insanlara sadece demokratik laik bir devlet olarak hizmet edin yanlı değil ve laikliğin önemini vurgularken en önce anlamını öğrenin saygıdeğerler…
Yazan:erdem başaran Tarih: Eyl 8, 2008 | Reply
bu yazıya zerre katılmıyorum… sn. yazar iyi o zaman ölenlere ne diyelim? cenaze namazı da kılmayalım çocuklara? saçma sapan bir açıdan bakmışsınız. yoksa pkk sempatizanımısınız? tsk’yı nerden kötüleyeceğinizi şaşırmışsınız kardeşim kendinize geliniz…
Yazan:uveys Tarih: Eyl 8, 2008 | Reply
yiLLardir sunu anLamam..
Bu uLkede En cok yaygarayi kopartanLar,uLkeyi sozde savunuyormus gibi gorunup, SurekLi poropaganda yapip , vatan-miLLet Sakarya diyenLer….Is askerLik yapmaya geLince neden Demokrat kesiLir.. ve kendiLerine boyLe bir kacis yoLunu cozum GorurLer. Demokrasi beLasini basimiza saran uLkeLerin hangi birisinde Demokrasi tam Manada isLiyor…Demokrasi cercevesinde Ben arabami neden haLe emniyet kemeri takiLi bir vaziyette kuLLanmak zorundayim? Neden hur irademin gerektirdigi gibi yasiyamiyorum meseLa….AskerLik yapmayin arkadasim. Mevzu sahibi bakan, miLLet vekiLi , mebus vs. ImtiyazLi sinifi bir kenara itip ben vatanimi sevdigim icin , uLkemi, annemi-babami, KardesLerimi sevdigim icin Askerligi seve seve yaparim diyen biriLeri cikar eLbet. Bu konuda akiLlarina geLdigi vakit demokrat is tatbik etmeye geLince antidemokrat dusunenLer icin soyLuyorum. Askerlik yapmamak eLinizde uLkeden irtica edersiniz…Demokrasinin var oLdugunu ve islevinin yerinde oLduguna inandiginiz bir uLkede yasarsiniz.. Bundan daha doGaL ne oLabiLir…
Yazan:ibrahim balcıoğlu Tarih: Eyl 8, 2008 | Reply
MER’A-K(ıl) kimdir? Adınızı yazmamakta ısrar ediyorsunuz. Belliki birtakım çekinceleriniz var sayın MER’A-K(ıl)..!ancak kimliğinizi bilmeyince kendimi duvarla konuşuyormuş gibi hissediyorum, bilesiniz..
Sözlükten ‘edebiyat yapma’ nın anlamını öğrendiğinize göre: şimdi de ‘TULUAT’ sözcüğünü bir öğrenirseniz ne kadar inandırıcı ol(ma)duğunuzu göreceksiniz..
1.TULUAT: Yazarı olmayan, genelde bir iskelet senaryo üzerinde her oyuncunun kendi yetenek ve kapasitesine göre, sözler, konuşmalar UYDURDUĞU tiyatral gösteri(bkz.İsmail Dünbüllü)
2.TULUAT: Bir yazara yada metne bağlı olmaksızın tamamen sahnede hiçbir önbilgi almadan o an doğaçlama UYDURULARAK geliştirilen irticali..
3.TULUAT: Canı nasıl isterse doğaçlama takılan üslup. Çam da devirir, ihtilal de yapar..
Bu tarifler böyle uzayıp gidiyor. demek eleştirileriniz tuluat üzerine kurulu..bravo size..salla gitsin..hiçbir dayanak olmadan..
Tuluat yapmanız ile ilgili yorumu okuyuculara bırakıyorum..Ayrıca merhum İsmail Dünbüllü’nün mesleğini askerlikten daha çok sevmesi kadar doğal bişey olamaz..bende inş.müh.yim ve mesleğimi askerlik mesleğinden daha çok seviyorum..’vatan için ölmek’le ‘askerliği sevmemek’ arasında ne garip bir bağlantı kuruyorsunuz..Askerliği sevmemek tabiiki vatansever olmamayı gerektirmez..böyle aptalca bişey olabilir mi?
Şimdi: yaklaşık 30 senedir yaşamını yitiren 30.000 vatandaşımız varya; size göre onlar ŞEHİT değil..ne olduklarını söylermisiniz lütfen..size ŞEHİT kavramını sözlükten aktarıyorum: Zamanla ŞEHİT kavramı Türkçe’de dini anlamından sıyrılıp vatanını veya milletini müdafaa yolunda ölen herkes için kullanılır hale gelmiştir. Türkçe’de ŞEHİT olarak nitelendirilen kimseler şu kategoriler altında toplanabilir:
1- Vatani görevini yapmakta iken herhangibir şekilde yaşamını yitiren tüm askerler,
2- Herhangibir terörist saldırı sonucu yaşamını yitiren eğitim, sağlık, güvenlik, vb..görevlileri ile,
3- Görev başında yaşamını yitiren polis, itfaiyeci, vb..diğer görevliler.
Bu kimseler inançlarından bağımsız olarak Türkçe basın yyında yaygın şekilde ‘ŞEHİT’ olarak nitelendirilirler.
Yukarıda bahsi geçen şahısların birkısmının ŞEHİT kabul edildiği, bağlı oldukları kurumların tüzükleri ve yasalarla da sabittir.
Bakın; bişey daha var..belki bunu anlayabilirsiniz: pkk terör örgütü, haçlı emperyal güçlerin ve içimizdeki işbirlikçilerinin besleyip büyüttüğü, kolladığı silahlı, bölücü bir terör örgütüdür.sonuçta yaptıkları eylemlerle haçlı emperyal güçlere hizmet etmektedirler..bunun nasıl olduğunu anlatmama gerek var mı? BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ (BOP)..anımsayın;
Aslında vatanı savunanlar, aynı zamanda bizi biz yapan herşeyi (dil,din,kültür,vatan, aile,toprak,gelenek ve görenekler,bilim ve sanatımız,vb..)savunmak üzere ölmüşlerdir.
Gelelim davul-zurna olayına: bizim miletimiz bu konuda dünyada tek örnektir ve övünülesi bişeydir..askere giderken bayram yapar..çünkü varolma nedenlerini korumak gibi kutsal bir göreve gitmektedir..ayrıca bu bir gelenektir..halkımız bunu böyle bilir..ve doğru bir davranıştır..(bir göreve hazırlanmak..motive olmak..aynı zamanda bilimseldir)
Şimdi sorularınızın cevapları:
1- ‘YURTSEVER’ vatan için ölmek dışında şudur:
a)yurtseverlik onur ister, yursever olmak sıkıntı çekmektir, yurtsever olmak, avanta alanın bol olduğu bir toplulukta emeği ile, göznuru ile, alınteri ile yaşamaktır.
b)yıllar önce baş verip can vermeyen KUBİLAY dır,
c)Şeriat gösterilerine karşı tek başına, elindeki ATATÜRK resmi ile karşı duran genç kızdır,
d)İnançla Cumhuriyeti savunandır,
e)İzi yolu olmayan yurt topraklarında, dağ başlarında bütün yokluklara karşı inatla, geleceğe umut taşıyan köy öğretmenidir,
f)her ne şart altında olursa olsun, vatan toprağını satmayandır..
2.sorunuz: ölmek dışında elimden bir iş gelir mi?..bakın ben inş.müh. yim demiştim..diplomamı alırken yemin ettim…(yemin metnini merak ediyorsanız İ.T.Ü. sitesinden rahatlıkla bulabilirsiniz..yaptığım evlerin tekini bile T.C vatandaşı olmayana satmıyorum..(merak ediyorsanız sahibinden.com daki 9563659 ve 9563411 nolu ilnlara bakınız.) ayrıca Marmaris ADD yön.kur.da bşk.yrd. görevini yürütüyorum..Kemalizm’i halka, çoçuklarımıza anlatmaya çalışıyorum..tam bağımsızlık, ulus devlet, üniter yapı, kırmızı çizgiler,vb..hakkında bilgiler vermeye çalışıyorum..
-etrafımda gördüğüm haksızlıklara ve olumsuzluklara tepki gösteriyorum,
-hak arıyorum,soru soruyorum,sorguluyorum
-hak yemiyorum,çalışanlarıma insanca muamele ediyor, adil davranıyorum,
-bugün git-yarın gel diyen memura kafa tutuyorum,
-bilgi edinme yasası burada geçmez diyen kadastro müd. hk. valilikten başbakanlığa kadar yazılar yazıyorum..
3.sorunun cevabı:HAYIR
4.sorunuzun cevabı:EVET
5.sorunuzun cevabı:HAYIR
6.sorunuzun cevabı: VATAN, Ulusların kimliğini tamamlayan kavramlardan en önemlisidir, varolma garantisidir.hayvanlar bile yaşadıkları mekan uğruna ölebilmektedirler..
Ulusların varolabilmeleri için; dil,din,kültür,bilim ve sanat ile VATAN birliğine sahip olmarı gerekir.
Gelelim sn.gn.kurmay bşk. İlker Başbuğ’un söylediklerine: son derece haklıdır, eksik bile söylemiştir. ‘NE MUTLU TÜRKÜM’ demek ulusal birliğin tercümesidir ve dil,din,kültür,vatan,bilim ve sanat.. bunun ortak paydasıdır..
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 8, 2008 | Reply
Sn.Balcıoğlu,
Bildim ama beni etkilemedi.
Size falancayım dersem bu neyi değiştirecek?Evet çekincelerim var buna saygı duyabilir misiniz yoksa illa siz bilmek istiyorsunuz diye bunu açıklamak ZORUNDA mıyım?Sizin duvarla konuşuyormuş sanrınıza ancak bir profesyonel yardımcı olabilir ben değil.
Sizi bir şeyler inandırma gayreti içinde olduğumu mu sanıyorsunuz?
Düşünüyorsunuz ve zaman ayırıp yazdıklarıma karşılık veriyorsunuz bu sizin bir şeyler öğrenmeniz için yetmiyor mu?Bakın “tuluat” kelimesi için size de sözlük karıştırtmış ve bu sayede Dümbüllü’yü ve onun sanatını da hatırlamanıza vesile oldum,ne mutlu bana.Yakında ölüm yıldönümü sanırım.Allah rahmet eylesin.Mizah,kadife eldivene benzer.Sözlerin şiddetini azaltır,sinirleri yumuşatır.Konunun kolay kavranmasına neden olur.Bana hala öfkeli misiniz? :-)
Siz onca tanımı okuduktan sonra ancak “salla gitsin “sonucuna mı ulaştınız?Pekii,belki bilmezsiniz diye ben de bir ekleme yapayım.Eskiden siyaset yapmak öyle uluorta her konuyu konuşmak yasak olduğundan bu şekilde “örtülü” yollar kullanılırmış.Ve asla salla gitsin diye değil “arif olan anlasın” diye.
Yazarı olmadan değilll :-)Benim burada sizinle karşılık yaptığım tuluatın konusunun iskelet senaryosunu yazan sizsiniz.Ben sadece sizin senaryoya tabi oldum.Sizin için şimdi biraz daha anlaşılır oldu mu “tuluat” tanımı.Uygulama ile daha kolay öğrenilir,bilirim.
Hayret!Tanım içinde geçen “irticalen” lafı sizde tedirginlik yaratmadı mı?Hadi itiraf edeyim,tuluattan buralara geliceğinizi biliyordum .-)
TDK,doğaçlamaın tanımını yaparken “düşünmeksizin” demiş.İnsan tarafından yapılan hiçbir eylem yoktur ki düşünmeksizin gerçekleşsin.Soluk alıp vermek,kasların seğirmesi,kalp atışı vs.hariç.
Bu durumda ancak ve ancak muhattap alınan kişi,kendine aktarılan konu iel ilk kez karşılaştığında,öncesinde”"konu” hakkında “düşünme pratiği”yapmamış olduğundan, fikri ilk algıladığında “düşünmeden” edilmiş laflar hanesine atarBu aynen bilinmeyen adreslerden pc nize gelen maillin otomatik olarak” önemsiz iletiler” grubuna atılmasına benzer.
“düşünmeden” edilmiş laflar tanımı aslında kişinin ir başka şeklide “ben öyle bilmiyordum” deme şeklidir.
Doğru olanı yapmışsınız,size katılıyorum.
Olamaz pek tabii ki!Vatansever olduğunu ispat etmek için de her sorunda ölmek/öldürmek fiilini dile dolamak da aptallık.
Bu kısım için bir kez daha düşünün lütfen.Dini bir tanım siz onun kullanım yerini değiştirmediğiniz de oradan oraya çekirge misali zıplamaz.Şimdi insanların neden TSK nın dini bir kavramı kullanmış olmasına itiraz ediyor anlayabildiniz mi?
Biraz araştırın lütfen;
1-.vatani görevini yaparken ölenler değil burada da verdiğim bir örnek vardı;Görev sırasında ölen bir gencin ailesine önce oğlun şehit deniliyor sonra bu geri alııyor. Sebep;vatani görev yapılırken kalp krizi geçirip ölmekle “şehit” olunmuyormuş.Bilin diye!
2-“terörle “mücadele edilirken ölenlere deniyor.Sivil vatandaşlara bile.Evde otururken biri beni öldürse “şehit “kabul ediliyorum.Ya ben o sırada kitap okuyorsam,bu vatan hizmeti mi sayılacak?Bu konuda biraz düşünseniz!Acaba neden sivillere de şehit deniliyor?
Adama sorarlar 30 senede 30.000 ölü!Olsun ölenler şehit nasılsa mı diyeceğiz?
Polis bir terör saldırısında ölmüş ama suçlular yakalanmamışsa kısaca terör olduğu bilinse de suçlular yakalanıp suçunu itiraf etmemişse o poliş şehit sayılmıyor.Bir tek tuşla bunların bilgisine ulaşabilirsiniz.
Gelelim şu vatani göreve;muhtemel bir savaş için kişilerin kısa dönem silahlı savunma eğitimine alınmasını hadi anladık diyelim.Eğitim almak için giden adamın gönüllülüğü ile savaş olduğu için ülke savunmasına katkıda bulunmak için giden adamın gönüllülüğü bir kabul edilebilir mi?Buna cevap vermeye çalışırken lütfen şu “paralı askerlik” mevzunu da aklınızın bir yerinde tutunuz?
şampanya,peşet meslesine değinmemişsiniz?Ya da top yekun savaş olmasına rağmen birilerinin bunu sadece tv haberlerinin karşısında yemek yerken izlemesine de dokunmamışsınız da direkt davul zurnaya geçmişsiniz!Demek birilerinin mecburiyeti ölüp şehit olmak.!!
(Bu cümlenizi lütfen hatırlayınız.)
Bazı kavramlar aynı tuluatta olduğu gibi basında da kışkırtmak yada yatıştırmak için kullanılabilir.Kavramı TSK yada basın öyle kabul ediyor diye itiraz edemeyecek miyiz?
İnanç dediğiniz şey din midir?Dinden bağımsız ama dini bir kavram kullanılarak “öleni”şehadet mertebesine taşımak !!
şehit dendiğinde ölüm daha kolay kabul edilebilir oluyor ondan mı?Peki kimin için daha kolay kabul edilir?Oğlunun cennete gittiğine inanan anne için mi?O anne oğlum vatan için öldü şimdi bu vatanda güven içinde rahat rahat uyurum diye mi teselli bulur yoksa oğlum cennette diye düşünerek mi teselli bulur?
Tuzlada,maden ocağında ölenlere işveren habire şehit dese ne düşünürünüz?
Sizin BOp’a ulaştığınız yolu kullanırsak,o insanlar da vatan için ölmüş sayılabilirler.Haçlıların canından kıymetli parasını alıyorlar!
Evet kabul edilir ama tanımı yoktur.Birileri duruma göre istediğini “şehit” ilan edebilir!
Eh azıcık daha zorlasanız onların klisenin askerleri olduğundan ve bunun haçlı orduları olduğundan falan da bahsedebilirsiniz.Bunu diğer başlıkta (ben bölücüyüm) da ırkçılık yapan kişilere söylesenize.Her şeyin sorumlusu olrak Kürtleri görüyorlar da!Bu gerçeği bilmeleri gerek!
Kaç göbek gittiniz bu sonuca ulaşmak için bilmiyorum ama biraz daha bu hızla gitseniz Habil ile Kabil’e yada homosapienslere kadar ulaşmanız söz konusu olabilecek.Ama yok oraya kadar gidersek hepimiz kardeşiz şarkısını söylemeye başlarız ki(sizin haçlı teziniz de gümbürtüye gider) bu da kardeş kavgası anlamına gelir ki o zaman da hepimiz cehennem yolsuyuz demek olur;Şehitlik konusunda tartışan “cehennemlik” kardeşler.
Hayırrrr,yanılıyorsunuz!GKB.başbuğ Atatürk’ü referans alarak öyle demedi*.Siz TSK nın “en kutsal” makamına ulaşmış 46 sene silahlı kuvvetlere hizmet etmiş birinden daha iyi mi bileceksiniz?
Ortak payda sadece dil,kültür ve ülke.Diğerleri alt kimlik olarak tanımlanıyor.Sırf bu nedenle bile alt kimliğin şehitlik kavramını üst kimliğin en bariz karşılığı olan asker kelimesinden önce kullanamayız!
Bunu inanarak mı söylediniz gerçekten.Sigara izmariti toplamak,patates soymak,tuvalet temizlemek,çanta taşımak,tüp taşımak,ev taşımak,subay evi fayans tamiri,boya badana işleri yapmak vs. vs.Askerlik anılarınızı bir yoklayın desem acaba tüm bu saydıklarıma siz daha neler eklersiniz acaba?Piyanist şantör,garson olarak askerlik yapan bir tanıdığınız yok mu mesela?
Baş örtmek siyasi bir simge midir,gelenek midir yoksa dini bir tercih midir?Cennete motive olmak gibi düşünebilirsiniz bunu da!Üniversiteye gitmek isteyen bir insanın motivasyonunu neden düşürüyoruz o zaman?
*http://video.haberturk.com/video.aspx?v_ID=37133&k_A=haberturk
Dikkatli izleyin.Özellikle Sn.Cumhurbaşkanına hitaben başladığı kısmı!
kalan kısma belki sonra cevap verebilirim.
Yazan:engin Tarih: Eyl 9, 2008 | Reply
böyle ayrıntılı bir şekilde bu makale sahibine karşı yazı yazıcaktım ama şu beyin yapısındaki adamı alıp ömür boyu devlet ve din ikisi neden ayrı tutulmalı bugüne kadar tutmayan devlet yapılarında neler yaşandı diye anlatmaya kalksan ömür biter bu adamın kafasında yeni bir hücre oluşmaz o yüzden arkadaşım sen yaz askerler din ve devlet ayrı olmalı laik yapı korunmalı diyor ama bakın bu ülkeyi bu bayrağı korurken ölenlere şehit diyorlar bakın bi de cenazede dua ediyorlar yakaladım işte diye eğlendir kendini ve senin gibi kafaları. din ve devlet işleri ayrı arkadaşım insan ve din değil hadi bakayım az biraz düşün belki şu farkı anlarsın ömrünün sonuna kadar…
Yazan:Orhan Dogan Tarih: Eyl 9, 2008 | Reply
Yorumcu Sayın İzzet Kütükoğlu nA
Kimse ne kendini ne de başkasını kandırmasın. Türkiye de anlaşılan şekliyle Laiklik,genel anlamda dinsizlik olmayabilir ama İslami açıdan kesinlikle dinsizliktir.
Çünkü Laiklik hayatı yaratılmışların kurallarına göre-yaratndan gelen kuralları özellikle reddederek- düzenler.
İslam ise yaratandan gelen kuralları esas alır.
Buyrun bu ikisini uzlaştırın bakalım nasıl uzlaştıracaksınız.
Yazan:Şahin Tarih: Eyl 10, 2008 | Reply
İbrahim Balcıoğlu arkadaş ağzına, kalemine sağlık, BOP projesi ile bu güzel ülkemizi emperyalist ülkelere pazarlamaya çalışanlara, TV de çıkıp keşki ingiliz mandasında olsaydık diyenlere, deniz feneri gibi(kombassan, yimpaş ve daha niceleri) kuruluşlarla din istismarı yapıp ceplerini dolduranlara iyi cevap olmuş, bu ülkede din istismarı ile ceplerini dolduran o kadar şerefsiz varken kalkıp Ordu din istismarı yapıyor demek diğerlerini gizlemeye çalışmak anlamına gelir, şimdi diyecekleri şu tamam onlara karşıyız ama Orduda yapıyor, HAYIR ordu yapmıyor , sadece İbrahim arkadaşın dediği gibi vatan için ölene şehit diyor bizde bu hep böyleydi belki dini anlamda şehitlik farklıdır ama Ordu bunu din sömürüsü için yapmadığı çok açık , siz gidip çok imanlı yardımsever deniz fenerine,gemiciklere, pastorize yumurtalara bir bakın derim ben.
Yazan:Kenan Tarih: Eyl 10, 2008 | Reply
Sizin Bu tür yazılarınız yüzünden ülkemiz bir kutuplaşmaya gidiyor elinizi vijdanınıza koyun lütfen bu tür yazılar yazarak din,laiklik,asker,devlet bunlar ülkenin önemli kurumları ve konuları lütfen
Yazan:Muzaffer Alev Tarih: Eyl 10, 2008 | Reply
Ecdadımız Büyük Osmanlı niçin ayağa kalkamadı?
1402 Moğol saldırısından sonra Büyük Osmanlı Ecdadımız daha güçlü olarak ayağa kalktı.
Son İngiliz saldırısından sonra ayağa kalkabildi mi?
Börtü böcek, yılan çıyan, kedi köpek, fare sıçan, domuz, solucan ne bulursa yiyen Japonlar ve Çinliler bile ayağa kalktı.
Acaba avrupa bize niçin devamlı borç para veriyor? Faizini ödeyecek gücümüz var mı borç vermese? Niçin Turist gönderiyor? Ahlakımız ne durumda?
Yoksa İngiliz bize şeytani bir oyun mu oynadı da, bizim kafamiz pasmayi!!!
Büyük Selçuklu ve Büyük Osmanlıdan geriye hiçbir yüksek değerimiz kaldı mı?
Eğer Batılılar gibi sömürgeci, terörist ve soyguncu katiller olup, ahlaksız batılılara yetişeceğiz hayalinde olanlar varsa bizi daha kandırmasınlar zira Batılılar merhametsiz, acımasız, zalim katillerdir!
Gerçekleri yazmak yasak olmasa, milletimiz uyanır ve tekrar ayağa kalkarız!
1970 den beri Danimarkadayım. İki aciz site hazırladım. Arzu eden kardeşlerim bir göz atabilirler.
http://www.esir.webbyen.dk
http://www.islamidavet.wordpress.com
Herkese dua ediyor ve selamlarımı gönderiyorum.
Muzaffer Alev İshoej Danimarka
Yazan:Mert Tarih: Eyl 10, 2008 | Reply
Burasi da dinci liboslarin toplandigi yer olmaya baslamis yazik. Her yere girdiler artik. Laikligin din dusmanligi oldugunu dusunen bu zavallilar, oglunu kaybetmis bir sehit anasinin yasadigi izdirabi dahi anlamaktan acizler. Diyecek birsey yok. Laflari carpitmaya, kandirabildiklerinizi kandirmaya, bu guzelim ulkeyi toptan carsafa sokmak icin yapmayacaginiz sey yok. Tabi bu arada kendi ceplerinizi doldurmazsaniz da olmaz. Son 6 yilda ortaya cikan dinci kesim zenginlerinin haddi hesabi yok. Yazik yazik, guzel ulkeme yazik. Siz gidin ortaokul cocuklarinin beyinlerini yikadiginiz evlerde bu safsatalarinizi yayinlayin, konusun, kendi aranizda anlasip el cirpin.
Yazan:Alper Tarih: Eyl 10, 2008 | Reply
BU ULUSUN ORDUSU ŞEHİTLERİNE ”KELLE”Mİ
DEMELİYDİ..?
Yazan:PirMuhammed Tarih: Eyl 10, 2008 | Reply
laikliğin din düşmanlığı olduğunu kim söylemiş? yukarıdaki yorumlardan bazılarında böyle bir iddia var.ben yazıda böyle birşey görmedim. evet laiklik dinsizlik demek değildir. fakat Türkiye’deki uygulanış tarzıyla bu şekilde kanaatler oluşmuştur.
ben bu yazıyı yazan arkadaşın sözlerine katılıyorum. insanlar neden, kabul etmedikleri bir sisteme ait kavramları kullanıyorlar? amaç nedir? İslam’a inanmayan birinin gözünde şehitlik,gazilik gibi kavramlar ne ifade edebilir ki? öte taraftan böyle biri neden vatan için can vermeyi değerli birşey olarak görsün ve kabul etsin?
üst düzey komutanların şehitlerin cenaze namazlarında saf tutmaları ise çok yeni bir olaydır.o cenaze namazlarında saf tutan generallerin samimi olduğunu nereden bilebiliriz? elbette aksini de bilmeyebiliriz,ancak bundan neredeyse 7-8 sene önce, üst düzey komutanların, şehitlerin cenaze namazlarına katılmadıklarını da hatırlamalıyız.
laiklik olmadan demokrasinin sakat,yarım ve tam anlamıyla demokrasi olmayacağından bahsedilir.halbuki günümüzde gelişmiş devletlerin önemli bir kısmının laik olmadığını,en azından laikliği doğru manada uyguladıklarını görüyoruz.örneğin haberlerden takip ettiğimiz kadarıyla İngiltere’de Müslüman bir bayan başörütüsüyle polislik mesleğini sürdürebiliyor.A.B.D’nin bir eyaletinde, Müslüman öğrenciler rahatça ibadet edebilsinler diye, orta dereceli okullarda mescit açılmasına izin veriliyor vs. demek istediğim şu: sadece bu iki örnek bile laikliğin nasıl olması gerektiğini ve gerçek demokrasinin nasıl birşey olduğunu anlatmaya yetmiyor mu?
laikliği olması gerektiği biçime sokup uygulamak çok mu zor? öte taraftan anayasanın ilgili maddesinde; hiç kimsenin dini inanç ve düşüncelerinden ötürü kınanamayacağına,bunları açıklamaya zorlanamayacağına dair bir ifade var. peki, neden depreme ilahi ikaz dedi diye insanlara olmadık yakıştırmalarda bulunuluyor? sonuçta bu da bir görüş, bir fikirdir. buna katılırsınız ya da katılmazsınız. ama bu yakıştırmada bulunma olayı çok edep dışı birşey.bir fikrin yoksa sus, konuşma. klavye başından milliyetçilik veya vatanperverlik yapmak neyin nesi oluyor?
Yazan:Şahin Tarih: Eyl 10, 2008 | Reply
İnsan hangi dinden olursa olsun bir yerde yaşar eğer yaşadığın yeri savunamazsan seni ordan atıp başka yere sürerler ha dersinizki önemli değil vatan ülke şu bu ben nerde olsa yaşarım diye o zaman size diyecek bişi yok , zaten bunu şimdiden yapıp kendinize uygun bi yerlere gidebilirsiniz bunu size gidin burdan diye söylemiyorum (böyle bir şeyi kimsenin kimseye söylemeyede hakkı yok tabiki)yani tercih ederseniz diyorum. Laiklik dinsizliktir kanaatlerini oluşturanlar bir arkadaşın dediği gibi din istismarcısı dinci liboşlardır, Askerlik yapanlar bilir , oruç tutan bir sürü subayımız vardır , hiç biride din istismarı gibi ( aslında bu suçlamayı yapanların kendi yaptıklarını başkaları yapıyor gibi göstermekten ve bu suçlamalardan yırtmaya çalışmalarından başka bişi değildir) konularla ilgisi yoktur. Bu ülke benim vatanımdır ve sonuna kadar savunurum dinci liboşlar gibi manda altına sokmayı kabul etmem, memlekette satılmadık yer kalmadı, Türk bankası kaldımı? belki 1-2 tane, emperyalistler ne derse o yapılıyor, yavaş yavaş peşkeş çekiliyor güzel yurdumun her yeri, ve dinci liboşlar ceplerini dolduruyor ama bilinki başaramıyacaklar. O avaz avaz din diye bağıranların koy yeşil dolarları önlerine bakın nasıl fikirleri değişir, 7 yıldızlı otellerde bir elleri yağda bir elleri balda haşema ile denize girerler , kazaya bırakılabilecek namazı herkesin ortasında kılarlar sonrada Ordu din istismarı yapıyor derler tabi yersen, sorun bakalım haşa cennetin anahtarı var direk cennete gideceksin hadi öl deyin, bakalım ölmek isteyeceklermi. Birde Mert arkadaş çok güzel demiş “Laikligin din dusmanligi oldugunu dusunen bu zavallilar, oglunu kaybetmis bir sehit anasinin yasadigi izdirabi dahi anlamaktan acizler” gerçektende öyle. Bir konu daha, depreme ilahi ikaz deyince kınanan kişiye kötü yakıştırmaları her iki tarafda yaptı ama genelde o kötü yakıştırmaları yapanlar onun tarafını tutan yorumculardı, inanmazsanız açıp o konudaki yorumları okursunuz. Keşke İngiliz mandası altında olsaydık diyen için de aynı şey geçerli bana göre bu kişinin durumu dahada vahim.
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eyl 11, 2008 | Reply
Bence yazının ana fikrinden uzaklaşılarak konu tamamen bir çekişme ve çatışma aracına dönüştürülüyor.Oysa serin kanlıkla düşünülse meselenin hiç de sanıldığı gibi olmadığı anlaşılacaktır.Unutanlar için hatırlatmakta fayda gördüğüm İran-Irak savaşı örneğin…Her iki taraftan da büyük kayıplar oldu…Pek çok insan yaşamını yitirdi,yerinden yurdundan oldu…Ocaklar söndü ve savaş denen ölüm makinası geride sadece yetim çocuklar,gözü yaşlı anneler ve nice acılar bıraktı.Peki,savaşan her iki taraf da müslüman değil miydi,ve her iki taraf da yaşamını yitiren askerleri için şehit demiyorlar mıydı?Dolayısıyla meseleye bu çerçeveden bakıldığında savaşan her taraf “kutsal”davaları uğruna yitirdiklere şehit der.Bu her topluluk için geçerlidir;herkesin kendine göre şehadet kavramını meşrulaştıracak(ya da kendilerini inandıracakları)bir dayanakları yani kutsak dava veya değerleri mutlaka vardır.Tabii bu yönüyle kim şehit kim değil meselesi son derece karmaşık ve tartışmalıdır.Bu konuya hiç girmeyeceğim şünkü beni ziyadesiyle aşar.Ancak şunu söyleyebilirim:bizler insan olarak birbirimizi tüketen savaşa karşı çıksak,çabamız bu yönde olsa daha insani olmaz mı?Kısacası artık birbirini tüketen toplumlar yerine;yaşatan,çoğaltan,birarada kardeşçe yaşamayı olanaklı kılacak formüllere enerjimizi harcasak daha doğru bir davranış yapmış olmayacak mıyız?
Son olarak yazının ana fikrine bir kez daha dönmekte fayda var.Yazar,gayet açık bir şekilde laiklik adına kücücük bir kızın başını örtmesini rejim tehdidi gibi algılayan bir kurumun,konu savaş olunca dini bir kavram olan şahadet kvramının savaşmak,ölmek ve öldürmek için bir motivasyon aracına dönüştürülmesini,insanların dini duygularının kullanılmasının din istismarı olduğuna işaret ediyor.Peki gerçekler bu kadar ortada iken konuyu vatanseverlik-vatanhainliği şeklinde algılayıp konuyu dar bir çerçeveye sıkıştırmak insanlığa ne tür bir yarar sağlayacak?Lütfen hadiseye burdan bakalım ve her türlü savaşa hayır diyebilme erdemi gösterelim.
Yazan:Ertan Kalem Tarih: Eyl 11, 2008 | Reply
İlginç bir konuda çok terbiyesizce ve bir o kadar da gereksizce yazılan bir yazı olmuş.Bu yazıya uzunca bir cevap vermek isterdim.ama kısa cevaplar sanırım bu yazıyı yazan “cahil” arkadaşa yetecektir.Şu anda şunu düşünüyorum ki bu yazıyı yazan arkadaş bir “karşı devrim” sevdalısı,TSK düşmanı ,AKP yanlısı vs.”Küçük Muhammed” kavramını ilk ve tek kullanan kurum TSK değildir tarihimize bakacak olursak.Şehitlik kavramı ülkemizde adeta geçmişten gelen bir ağız alışkanlığı gibidir.Unutmayınız ki şehitlik kavramını yeniçerilerden gelen bir kavramdır.yani bu kelime ta Osmanlılardan günümüze gelen bir ağız alışkanlığı gibidir.Yoksa hükümetimiz yüzünden Irakta ABD petrolünü korurken vefat eden askerimiz şehir olurmu (?!) bunu tartışmak istiyorum.Şehitlik öyle bir kavram ki ; daima birileri bu kavramı hep kullanmışlardır.
——–
Bu arada karşı devrimci olduğu kesin olan bu yazar arkadaşımız hangi sıfatla TSK’ya din istismarcılığı yapıyor diyor anlamıyorum.TSK , dinciler(!?) gibi halkın dini duygularını sömürüp para toplayıp daha sonrada bu paraları cebinemi atmış??ya da saçma sapan tarikatlar mi kurmuş?Şu sıralar AKP ve yandaş medyası öyle bir durumdaki ,adeta bir cahil cesaretiyle önüne gelen herşeye herkese saldırmakta.kendisine karşı bir güç olduğunu bildiği şeyleri entrika ve saçma iddialarla bitirmeye çalışmaktadır..Bu yazıyı yazan arkadaşta “Şehadet” kavramıyla vurmaya çalışmış.
——
Evet karşı devrim medyası ve yazarları.Bakalım ileride saldıracak ne bulacaksınız kendinize.
Yazan:Ç-Z Tarih: Eyl 11, 2008 | Reply
Aziz bey,
Bu yazdıklarınıza tamamen katılıyorum.Vicdanımıza kabullendirmek için(bir çeşit sus payı,rüşvet)ulvi gerekçelerle,savaş nedenlerine kutsiyet atfediyoruz.Şartlandırılmış akıllarımızla bu mazeret aramalarla aslında kendimizden uzaklaşıp,insanlığımızı tüketiyoruz.
Şiddetin amacı kutsallaştırılarak kendisi de kutsallaştırılıyor,adım adım;
Kutsal vatan,
vatan uğruna savaşmak kutsal,
TSK kutsal
ve en nihayet “ölüm” kutsal.
Yaşamı veren Allah’ın karşına kutsal ölümü lütfeden rakibiymiş gibi çıkmaya cüret eden densizler,iki yüzlüler.
Şiddeti aracı kılıp sorunların çözüleceğine inananlar/inandırılmışlar alttan alta sanki içlerindeki nefret duygusunu kusabilecekleri bir ortamın oluşması için gereken zeminin yaratılmasına çalışıyorlar.
Akıllardan geçen düşünce “seninle bir odada kalmaya bile tahammül edemeyen ben,mümkün olsa,elime fırsat geçse ah seni yaşatırmıydım acaba?” oluyor ve maalesef bunu mümkün kılacak ortamlar tam 30 senedir mümkün kılınıyor.
Bu ırkçılığı da aşan bir rahatsızlık;güvende, güvenlikte hissedebilmek için gayet doğal olarak sahip olmamız gereken endişe duygusu bilinçli bir şekilde körükleniyor ardından da korkulması,”yok edilmesi” gereken işaret ediliyor;yok et! ve tüm endişelerinden sıyrıl,huzuru bul!
“Senin tüm huzursuzluklarının,endişelerin kaynağı işaret ettiğimdir” şartlandırmasının eylemlerini mükemmelen hayata tatbik edebilen kobaylar yoksa nasıl olur da ödedikleri elektrik faturasının yüksek bedelinden,kanun dışı fiillerden ve ahlaksızlıktan sadece bir grup insanı suçlayabilir!
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 11, 2008 | Reply
@Ertan Kalem,
Aslaaaa.Yok öyle şey olur mu hiç?Kurban bayramında deri yüzünden böyle şeyler olur ama onun dışında pek göze direkt görülmez.Zekat,fitre ve kurban bedellerini bağış olarak kabul ederler ama onun öyle olduğunu sadece siz bilirsiniz yoksa çıkıp kimse aldım kabul ettim Allah kabul etsin falan demez.
Askerde yemin töreni vardır,silah üzerine yemin edilir.Mecliste de and içilir.(ABD’de ne kadar yobaz incil üzerine yemin ediyorlar,senotoda da mahkeme de)
Her iki yerde de yemin vardır ama Kuran yoktur.
Evet doğum gibi ölüm de Allah’ın takdiri,namaz kılınarak Kuran okunarak insanların ölüme uğurlanması inanç sahibi olan herkes tarafından anlayışla karşılanır.
Kutsal kelimesi dini midir?
Lütfen bana tarih,üzerinde ölenler,vs vs gibi şeyler yazmayın .
Teröre kaynaklık eden sorunların tek çözüm yolu silahla mukavemet midir?
Hayır başka yollar da var dediğiniz anda sizin “şehit” olarak tanımladığınız tüm insanlar boşu boşuna ölmüş demek olur.
Ölmek ve öldürmekten başka çare yok dediğiniz bir noktada mıyız?
O zaman bu savaş zayıf taraf yok olana kadar bitmeyecek demektir,öyle değil mi???
Yazan:Şahin Tarih: Eyl 11, 2008 | Reply
TSK , dinciler(!?) gibi halkın dini duygularını sömürüp para toplayıp daha sonrada bu paraları cebinemi atmış?? gibi mantıklı bir soruya şu cevap verilmiş
“Aslaaaa.Yok öyle şey olur mu hiç?Kurban bayramında deri yüzünden böyle şeyler olur ama onun dışında pek göze direkt görülmez.Zekat,fitre ve kurban bedellerini bağış olarak kabul ederler ama onun öyle olduğunu sadece siz bilirsiniz yoksa çıkıp kimse aldım kabul ettim Allah kabul etsin falan demez.”
Bunu anlayamadım yani şahsi olarak ceplerinemi atmış demek isteniyor? yada kurum olarak gelenleri paylaşıyorlarmı?, belki münferit vardır ama bu orduyu kurum olarak bağlamaz ama deniz feneri gibi “dini bütün” kuruluşlar ve nice tarikatlar varki direk cepe giriyor gelenler ve alırkende “Allah kabul etsin” derler, bir kere bile bu konuda yazı yazarmı bu dinci liboş medya? dinci liboşlarla yani dini istismarı had safhada yapanlar ile TSK yı bir tutmak ya safdilliktir yada kendi yaptıklarını örtmek istemektir. Aynen Ertan arkadaşın dediği gibi dinci liboşlar “Şehitlik” kavramıyla vurmaya çalışmış kendisinden olmayanı.Daha önce yazdığım gibi 7 yıldızlı otellerde haşema ile denize girer bu liboşlar.
Yazan:darbelimatkap Tarih: Eyl 11, 2008 | Reply
Yazarın ne söylemek istediğini anlayamayan ne çok kuş beyinli var.
Yazar ne şehitlik kavramına karşı ne de vatan sevgisine.
Yazar, biraz basitleştirsek, diyor ki: “kardeşim, başörtülüleri, orduevine bile almıyorsunuz, namaz kılanı uzman çavuş bile yapmıyorsunuz. Eşi örtülü olanları içinize sokmuyor, sızanları da ordudan atıyordunuz. Daha düne kadar şehit cenazelerinde bile, laiklik elden gidecek diye namaza durmuyor, kenarda baston yutmuş gibi bekliyordunuz. Yani, İslam’a ve onun hayata yansıyan yönlerine bu derece mesafeli ve ayrımcısınız. Peki konu kayıplar olunca, tamamen İslami bir referans olan şehitlik, gazilik gibi kavramları neden kullanıyorsunuz? Bu ne perhiz ne lahana turşusu? Bu halkın dini duygularını istismar etmek demek değil mi? Başörtülü birisi orduevine gidince, bir subayın eşi başörtülü olunca, namaz kılınca laiklik elden gidiyor da, bu İslami kavramları kullanınca laiklik elden gitmiyor mu? Bu nasıl bukelemun bir laikliktir? Başörtüsü orduevine bile girmeye engel, ordudan atılmaya sebep iken, nasıl oluyor da aynı başörtüsü şehitin anası/eşinin başında olunca birden kutsanmaya başlıyor, el üstünde tutuluyor, elleri öpülüyor? Sakın, bu kayıplara karşı kemalist, modern bir avuntu bulamadığınız için mecburen bu islami kavramları istismar etmek zorunda kalıyor olmayasınız?”
Bu kadar basit yahu. Buradaki istismarı anlamak çok mu zor?
Yazan:Şahin Tarih: Eyl 11, 2008 | Reply
İstismar öyle olmaz olsa bile çok hafif kalır istismarın ne olduğunu anlatmak için Bekir Çoşkun’un bir yazısından alıntı vereyim;
“Adam dindar (!) gibi.
Oruç tutuyor, cumaya gidiyor, Allah sözcüğü dilinden düşmüyor, kadınlarını örtüyor, din-iman diye diye dolanıyor dört bir yanda.
Ama ahlaksız…
Hırsız…
Avantacı, fırsatçı, üçkáğıtçı…
Nasıl kıydınız ülkesinden uzakta, köyüne-mahallesine-ailesine hasret yaşayan, yalnızlık duygusu içindeki insanları kandırıp paralarını “hayır işi için” diye ellerinden alarak onları dolandırmaya…
Üstelik din-iman adına…
Alman savcılar el attılar, tüm bu kirli işleri Türkiye’nin önüne koydular.
“Deniz Feneri” davasını iyi izleyin, din-iman adına yapılan dolandırıcılıklardan sadece bir tanesidir o.
Elbette düzgün ve samimi dindarlar ayrıdır…
Ama dini-imanı günlük çıkarında, makam-mevki uğruna, ticarette ya da siyasette kullananlara iyi bakmalısınız.
Din-iman var…
Ahlak yok…”
Evet bence bu yazı çok şey anlatıyor.
Birde bunu anlamak istemeyenlere ne denir? yada işlerine gelmeyenlere? “kuş beyinli” lafı az kalır.
Siz hiç Laik Holding diye bişey duydunuzmu yada Ordu biz laikiz bize yardım edin diye bişeymi dedi?(hadi istismar etti diyelim kişisel çıkarmı sağladı? kurumsal çıkar sağlıyo dersek nasıl bir çıkar olur bu? eğer dersek buna hükümetde girer, istismarda kişisel çıkar olmalıdır, şu şekilde eleştirilse amenna “Şahadet” kavramını ordu ve insanlarımız yanlış kullanıyor gibi, bu tartışılır o zaman) ama “İslam Holding ” (bknz Yimpaş ),” müslüman iş adamları” ( diğerleri gavur sanki ) , faiz vermiyoruz kar payı veriyoruz diyen ve ne hikmetse o kar payı cari faiz oranlarıyla at başı gider, veya buna benzer daha bir sürü İslam adına milleti ticari-siyasi soyan ve din istismarı yapanlara da bi iki laf etseler ama olmaz ederlermi adamlar “Müslüman”.
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 11, 2008 | Reply
Darbelimatkap beyefendi,yok bu konunun anlaşılamıyor olmasının sebebi gramaj meselesi değil.
Ortada çırılçıplak tüm açıklığı ile duran sömürüyü kabul etmek bazılarına zor geliyor,kabullenemiyorlar.Şokun ardından gelen yas dönemi gibi isyan ediliyor ama nafile.
Ama belki şöyle denirse acı gerçeği kabullenmeleri daha kolay olur “TSK’nın dini kullanmadığı iddiası şehit olmuştur”
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 11, 2008 | Reply
@Şahin,
isminiz bir kuş ismi olduğu için mi “kuş beyinli” lafına alındınız?
Din istismarı yapılıp cennetin anahtarı mı pazarlanmış,bizim için can’ınızı pardon paranızı vermezseniz cennetlik(şehit)olamazsınız mı denmiş?
“kart hamili yakınımdır derhal cennete alın”
İmza TSK
Yazan:darbelimatkap Tarih: Eyl 12, 2008 | Reply
Allah allah..
Yahu hakikaten anlamakta zorlanıyorum.
Din adına istismar yapan, yardım paralarını iç edip kendi çıkarı için kullanan ahlaksızların mevcut olması yukarıdaki yazıda değinilen istismarı otomatikman ortadan mı kaldırıyor, nedir? Böyle mantık olur mu? Tencere dibin kara, seninki benden kara, gel anlaşalım” bakışı mı bu? Neyin kaygısı bu örnekler? Dini kullanarak menfaat sağlama peşinde koşanlar ahlaksız insanlardır. NOKTA.
Şimdi konuya dönebilir miyiz bizahmet? İstismar illa ki maddi olarak mı olur? Bana göre manevi istismar maddi olandan çok daha ağır bir kusurdur. Başkaları dini duyguları istismar edince ahlaksız. (Doğru amenna.) Bunu kim yaparsa yapsın bana göre öyle. Nefret edilecek insan tipi.
Ama hadi be kardeşim bu konuya dönelim. Aynı şeyi başkası yapınca neden tornistan yapıyorsunuz, kazı çevirmeye uğraşıyorsunuz? Bu ikiyüzlülük değil mi?
Vicdanlıysanız hepsine aynı biçimde tepki göstermeniz lazım değil mi? Ama yok, yapamazsınız, çünkü putlarınız onlar, değil mi?
Nasıl da mide bulandırıcı bir ikiyüzlülük..
Yazan:darbelimatkap Tarih: Eyl 12, 2008 | Reply
MER’A-K(ıl) hanım,
Aynen öyle efendim, aynen öyle. Akıl mantık, iz’an tatile çıkmış bunlarda.
Yazan:Şahin Tarih: Eyl 12, 2008 | Reply
Bir konuda bir yanlış yapılıyorsa ki bana göre yanlışlığı kesin değil size göre yanlış olabilir, buna benzer her yanlış ortaya konmalıdır , bakın bakalım taraf medyalarda hiç bu konuda bir tek laf varmı? ha bunu hangi taraf yaparsa yapsın farketmez, yani burda tabiki onların yaptığıda kötü yapılmaması lazım şeklinde söylemlerle kalmamalı, her zaman heryerde ne yanlış varsa üstüne gidilmeli. Ordunun yaptığı yanlışmı değilmi diye tartışılıyor ama yukarda bahsettiklrimin tartışılacak bir tarafı bile yok ama buna rağmen eleştirilmiyor bile taraf medyalarda hala savunulmaya çalışılıyor olacak şey değil, birde bir konu tartışılacaksa bu saygı kuralları içinde olmalıdır sayın Mer’ak(ıl),
Yazan:darbelimatkap Tarih: Eyl 12, 2008 | Reply
Kardeşim, yandaş medyanın, bazı insanların birşeyleri görmezden gelmeleri bu konunun özünü değiştirmez.
Hala lafı dolaştırıp duruyorsun. Bak ben yukarıda ne dedim: “Dini kullanarak menfaat sağlama peşinde koşanlar ahlaksız insanlardır. NOKTA.”
Bırak şimdi kimin neyi görüp görmediğini. Ben ben görüyorum, lanetliyorum.
Sadede gel şimdi, yazının ana konusunda işlendiği gibi; manevi, dolayısı ile de çok ağır bir istismar var mı, yok mu? Ordu bunu yapıyor mu, yapmıyor mu?
Lafı eveleyip gevelemeden, “ama başkası da böyle yapıyor” diye salya sümük yaklaşımlarda bulunarak, kötüyü kötü ile temizleme saçmalığına girişmeden buna cevap ver, tutarlılığını görelim bakalım. Bekliyorum.
Yazan:Şahin Tarih: Eyl 12, 2008 | Reply
“Dini kullanarak menfaat sağlama peşinde koşanlar ahlaksız insanlardır. NOKTA.”
Aynı fikirdeyim ve hatta her türlü istismarı yapıp çıkar sağlayanlar ahlaksızdır.
Kötüyü kötüyle temizleme çabası bence bahse konu yazının kendisidir. Zaten fikrimi söyledim bana göre buna istismar denmez diye daha ne soruyorsunuz anlamak mümkün değil, bana göre amaç istismar değil, “şahadet” kavramı yanlış kullanılıyor diyebilirsiniz bu tartışılabilir, ve halada sizden salya sümük bi şekilde karşı taraf saldırmaktan başka bişide görmedim sadece yuvarlak bir iki laf, evet onlarda kötü gibi ben onlarada karşıyım gibi ama burdan öteye geçmiyor, ve bu sitede çıkan her türlü tartışma konularına taraf olanların hiçbirisinden de görmedim. Birde adımla ilgili yorumunuza farklı bir cevap verip şöyle diyebilirdim, “neden alındınız yoksa onlarla bir ilginizmi var?” diye ama bunu yapmadım bir konu tartışılacaksa saygı kuralları içerisinde olmalıdır.
Yazan:darbelimatkap Tarih: Eyl 12, 2008 | Reply
Biliyorum, tekrar teyit ettirmek için sordum.
Bakın yazarı demek istediğini tekrarlayayım. Yazar, biraz basitleştirsek, diyor ki: “kardeşim, başörtülüleri, orduevine bile almıyorsunuz, namaz kılanı uzman çavuş bile yapmıyorsunuz. Eşi örtülü olanları içinize sokmuyor, sızanları da ordudan atıyordunuz. Daha düne kadar şehit cenazelerinde bile, laiklik elden gidecek diye namaza durmuyor, kenarda baston yutmuş gibi bekliyordunuz. Yani, İslam’a ve onun hayata yansıyan yönlerine bu derece mesafeli ve ayrımcısınız. Peki konu kayıplar olunca, tamamen İslami bir referans olan şehitlik, gazilik gibi kavramları neden kullanıyorsunuz? Bu ne perhiz ne lahana turşusu? Bu halkın dini duygularını istismar etmek demek değil mi? Başörtülü birisi orduevine gidince, bir subayın eşi başörtülü olunca, namaz kılınca laiklik elden gidiyor da, bu İslami kavramları kullanınca laiklik elden gitmiyor mu? Bu nasıl bukelemun bir laikliktir? Başörtüsü orduevine bile girmeye engel, ordudan atılmaya sebep iken, nasıl oluyor da aynı başörtüsü şehitin anası/eşinin başında olunca birden kutsanmaya başlıyor, el üstünde tutuluyor, elleri öpülüyor? Sakın, bu kayıplara karşı kemalist, modern bir avuntu bulamadığınız için mecburen bu islami kavramları istismar etmek zorunda kalıyor olmayasınız?”
Şimdi siz bunu istismar olarak görmüyor ama dini kullanan başkalarınınkini istismar olarak görüyorsunuz. Aralarında özde hiçbir fark olmadığı halde.
Bana göre bu açık bir ikiyüzlülük. Verilen örnekler istismar ise bu da istismar. Bu istismar değilse o örnekler de istismar değil. Bunun grisi, aması yok. Çünkü sonuçta “kullanılma” var, çıkar var. Çıkar illa ki maddi olmaz, manevi çıkarlar var, mesela kemalist projenin boşluunu dolduramadığı alanlar için ikameler yapması gibi.
Siteye henüz yazılmayan konular üzerinden eleştiri getirilmez. Bu konular yazıma kapalı olsa yoruma da kapalı olur. Bakın, düşüncelerinizi dile getiriyorsunuz. Hani konuşulmuyordu? Bu site herkese açık, konuk yazar olarak yazı gönderin yayınlasınlar.
Bu yazı spesifik bir konu hakkında. Genel olarak “istismar”ı konu alan birşey değil. Üstelik en acısı da ölen çocuklarımız sözkonusu olan. Her gün şehit cenazesi geliyor. İnsanların duygularını, onların inançlarını kullanmak kadar ağır kaç şey olabilir?
Buradaki istismarı göremiyorsanuz kendi körlüğünüze yanın.
Ben ikisini de görüyorum tepkimi gösteriyorum. Siz birisini görüyor, diğerini görmüyorsunuz. İkiyüzlü davranıyorsunuz. Tutarsızsınız. Dolayısı ile de ciddie alınacak bir fikir sahibi değilsiniz.
Farkımız açık. Omurgalı olmak, ahlaklı olmak ucuz bir meziyet değil.
Yazan:Şahin Tarih: Eyl 12, 2008 | Reply
“Siteye henüz yazılmayan konular üzerinden eleştiri getirilmez. Bu konular yazıma kapalı olsa yoruma da kapalı olur. Bakın, düşüncelerinizi dile getiriyorsunuz. Hani konuşulmuyordu? Bu site herkese açık, konuk yazar olarak yazı gönderin yayınlasınlar”
Yazı bir konuda istismar yapıldığını söylüyor, herhalde bu konuda hemfikiriz. Baştan beri tüm yorumlarımda bunun istismar olmadığını asıl istismarın şu şekilde olur deyip örnekler verdim özellikle din istismarı konusunda ve onun içinde konuyla direk alakalı. Galiba kelimenin anlamında anlaşamıyoruz, dilenci Allah rızası için bir sadaka derse bu dini istismardır , aynen batıdada kiliseler habire para toplarlar din adına ve çoğunlukla papazların ceplerine gider, burada kişisel çıkar vardır, ordunun yaptığı ise Osmanlı’dan bu yana gelen bir gelenek olan vatanı için ölen askerlere şehit denilmesini devam ettirmektir, ordunun yaptığı bu. Neyi kullanıyor ordu? çıkarı ne? manevi çıkar diyorsunuz yani vicdanmı rahatlatıyorlar nedir?birdahaki savaşa Mehmetciklerimizi daha kolay gönderelim daha kolay ölsünlermi diyor, yani istismar nerde? Benim içinde yurdu için ölenler Şehitdir, ama bunu doğru kullanıyorum diye bir iddiam yok onu din bilginleri bilir, oğlunu askerde kaybetmiş bir tanıdığın sırtını okşayıp üzülme oğlun Şehit oldu diyorum , ne diyim? buna istismar derseniz diyecek bir söz yoktur.Bana göre yazı asıl din istismarcılarını göz ardı ediyor yazıya karşı oluşum burada, ikiyüzlülük yazının kendisinde var, hani ben inansam onların yaptığına da hayır sadece diğerleri yapıyor desem o zaman ikiyüzlü denilebilir. Omurgalılığa gelince, bendeki omurga bu siteyide taşır merak etmeyin.
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 12, 2008 | Reply
Sn.Şahin,
Biraz uzun bir cevap oldu ama ancak bu şekilde konunun istismar mı yoksa sizin inanmayı tercih ettiğiniz gibi yanlış kullanım mı olduğu konusunda anlaşabileceğimizi umuyorum.
Biraz sözlük karıştırarak birbirimizi doğru anladığımızdfan emin olalım istedim.
Gerçekleştirilen inkılaplarla T.C tinin Osmanlı ve dolayısı ile hılafet ile ilişiği tamamen kesilmiştir.Dinin ön plana çıkabileceğine inanılan her türlü kavram vb.kullanılması yasaklandığı gibi izlerini taşıyan hertürlü unsurdan ivedilikle,ön hazırlığı bile olmadan kurtulunmuştur.Mesela;Arapçanın yasaklanması!Kılık kıyafet düzenlemesi!
Ve T.C anayasasında Laik olarak tanımlanmıştır.
Buraya kadar anlaşılmayan yada itiraz edebileceğiniz bir nokta olduğunu sanmıyorum.
laiklik konusunda bu kadar yaptırımıcı olunmasına rağmen T.C devletinin “din işlerinden sorumlu” olarak bir kurumu bünyesinde barındırması(!) ancak devletin dini kontrolü altında tutması gibi kabul edilebilir zira laik bir devletin,işi din olan bir kurum ile ilişikte olmasının başka bir açıklaması olamaz.
Bu noktada ulus devletin vatandaşlık tanımını hatırlayın;dil,kültür ve ülke paydasında birleşmek!Din kesinlikle yok o halde neden diyanet laik devletin bir kurumu?
Gelelim işin bizi ilgilendiren “şehitlik” yani “şahadet makamına”
Din işlerini devlet işlerinden ayrılmasının anlamı,devletin Allah adına/din adına yola çıkmayacağı ve bu sebeple geçekleşecek bir eylemin altına imza atmaMakla kalmayıp kim ki bu nedenle yola çıkarsa ve hatta din işlerini devlet işlerine alet etmeye kalkarsa rejim düşmanı ilan edip suçlu sayılacağıdır.Bu durumda devlete tek ve en yüce saygınlığı temin ettiğine inannılan bir kurumun, personelini Allah yolunda bir amaç için ölüme gönderebileceğine ihtimal verebilir misiniz?Ülkede emirlerine riayet edilen bir halife mi var?
Bu soruya cevabınız hayır olduğu içinidir ki şehitlik kavramının İstismar edilmediğini yazmışsınız.
Evet TSK’nin laikliğin tartışmasız taraftarı olduğunu en yüce makamında oturan GKB’mız daha yakın zamanda görev teslim törerinde altını çize çize beyan etti ve ekledi;vatandaşlık ortak paydası olarak dini kesinlikle görmüyoruz!Ve çok açık,şüphe edilmez ve hatta sorgulanamaz bir biçimde laiklik taraftarı olduklarını da yineledi.
Bu durumda TSK’nın Allah adına herhangi kutsal(!)kabul edilen amaç uğruna silahlı mücadele vermediğini kabul edersek tsk bünyesindeki görevleri esnasında ölen hiç kimse de şehit olarak kabul edilemez!Hatta bence TSK bünyesinde ölenler için “şehit” demek kurumu dini faaliyetlerin odağı olarak kabul edip,itham etmek anlamına geleceğinden suç bile sayılabilir!TSK bu görev malüllerini eğer “şehit” olarak tanımlıyorsa bu ithamı kabulleniyor analamına gelir,öyle değil mi?
Dediğiniz gibi TSK ,Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (A.S.M.) halef olduğu için hilafet vazifesini alana bir halifeye hizmet etmiyor ve o halifenin “kutsal” olarak tanımladığı şeyler uğruna savaşmıyorsa bu savaşta hayatlarını yitirenler için “şehit” tanımının kullanılmasını daha en başta red eden kesim olmalıydı.Peki bu neden yapılmadı?
İstismar kelimesin özünde yer alan “menfaat” kelimesinin de anlamını sözlüğe bakarak hatırlamakta fayda var;
TSK neye ihtiyaç duyuyor?Bu kavramı kullanıyor olmasıyla ne gibibir menfaat elde ediliyor?
TSK’nın,var olabilmesi için bir devlete,o devletin üzerinde bulunacağı sınırları belirlenmiş bir yurda/toprağa/vatana,ve yine o devleti var eden vatandaşların inanç birliğine ihtiyacı var.İhtiyaç duyulan vatandaşların inanç birliğini temin edecek hususlarsdan biri olan din, “ laik devletin vatandaş profili” çıkarılırken kesinlikle dikkate alınmamış,alt kimliğin niteliklerinden biri olrak kabul edilmiş olduğundan,silah altına alınacak insanların inanç birliği nasıl temin edilecek;
Dil ile mi?
Kültür ile mi?
Geriye bir tek ülke kalıyor.Peki her insan ülkesi için ölmeyi kolaylıkla kabul edebilir mi?
Aklı,imkanı olan herkes vatan için ölüp can vermekten önce yapılabilecek çok şey olduğunu bilir,bilir ama en başta da inandığı gibi din ve vicdan hürriyetine,her türlü eğitim hakkına sahip olarak yaşadığı toprağın kendi vatanı olduğuna kannat getirmek ister.
Bu şüphe tohumlarını imha etmek,”ölme” işini kolay kabul edilebilir kılmak ve kısaca,”red” kapısını kapayabilmenin bir takım önlemlerinin alınması gerekir aksi taktirde silahlı kuvvetlerin ihtiyacı karşılığı olan insan gücünü temin etmek için iki yola başvurmak gerekir
1) askerlik hizmetini TC vatandaşı olan herkese mecbur kılmak
2) T.C vatandaşlarının çoğunluğunun İslam dini inananları olduğunu göz önünde tutarak silahlı kuvvetlerin eylemlerindeki amaçlara kutsiyet yükleyerek bu amaç uğrunda ölenleri de vazife malulü değil de şehit olduklarına vatandaşı ikna etmek!
Siz bu noktada “yanlış kavram kullanımı” olduğunda ısırar etmiştiniz;
Yazan:S.Aykan Tarih: Eyl 12, 2008 | Reply
merhaba, bu siteye ilk defa giriyorum … yorum girişine izin verdiğiniz için teşekkürler..
yorumların da yazının da tamamını okumadım ama kalın yazılarla yazıldığı için bir takım SÖZLÜKTEN ALINTI gibi görünen kısımlar dikkatimi çekti.
Öncelikle alıntı yaptığınız sözlüğü merak ettim. Arapça-Türkçe sözlük mü? Veya bu sözlük VAKİT gazetesinin okuyucularına bir hizmeti mi?
çünkü bence şehitlik, bir dava uğruna ölmektir. bu sebeple TDK web sitesine girdim ve baktım, dine bir atıf içermeyen şu tanımı buldum:
Şehadet (tdk) : Yüksek bir ülkü uğrunda ölme, şehit olma.
Buradaki yüksek ülkü size göre dindir, TSK ya göre devletin bekasıdır… Hatırlatmak istedim.
Arapçaya gösterdiğimiz özeni kendi dilimize de gösterelim…
Başkalarını din istismarıyla suçlarken, kendimiz de şehit istismarı yapmayalım…
Yazan:hasan12 Tarih: Eyl 13, 2008 | Reply
Rasim Ozan Kütahyalı’nın yazısı zihin açıcı ve tabuları yıkıcı. TSK’de mevcut olan bu durum Mustafa Kemal’den tevarüs etmiş bir gelenektir. Nasıl Atatürk Gazi unvanını benimsemekten çekinmemişse, TSK da bir meşruiyet krizinde olduğu için mukaddes şeylerden medet ummakta konumunu dinle toplumsal olarak meşrulaştırmaktadır. Halkımız da din dinsel olguları yutmaya hazır bir kitle olması bunu ne yazık ki kolaylaştırıyor. Askeriye de Türkiye’deki milliyetçilikle bileşik olan din olgusunu işine gelince benimsiyor. Ümidim odurki; bir şehit anası çıksın ve taziyeye gelen subaylara dini bu şekilde kullanmalarına karşı çıksın.
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 13, 2008 | Reply
Sn.S.Aykan,
Evet bir takım sözlükten alıntı(Osmanlıca-Türkçe)
Arapçaya gösterdiğimiz özeni kendi dilimize de gösterelim…demişsiniz ama tdk’nın şehit ve şahadetin anlam açıklamalarından hemen önce kelimelerin altlarına menşei olarak Arapça yazmış olduğunu fark etmemişsiniz,anlayacağınız bu kelimeler Türkçe değil!
Tdk’da şehit ise; Kutsal* bir ülkü veya inanç uğrunda ölen kimse, olarak açıklanıyor.
(bu arada kutsal/mukaddes/kutsi hepsi dini sıfatlar..)
Buradaki yüksek* ülkü size göre dindir, TSK ya göre devletin bekasıdır…
TDK nın kutsal kelimesini açıklamak için kullandığı örneklerden yola çıkarak size sorsam; aşkını kutsal bulan bir insan bu uğurda ölürse(intihar)yada öldürürse şehit(öldürülen de) kabul edilebilir mi?Aşk şehidi!
Keşke yazı ve yorumları sabırla okuyabilmiş olsaydınız..
*her yüksek ülkü aynı zamanda kutsal mıdır da?Tdk için her ikisi de aynı anlama geliyor gibi,ne dersiniz?
Hukuk devletlerinde kutsal makam,mevki,meslek olabilir mi?Laik devletlerde kurumlar aracılığı ile bazı amaç ve eylemler kutsal ilan edilebilir mi?
Yazan:ahmet karslı Tarih: Eyl 13, 2008 | Reply
Bu zavallı cumhuriyet ne kadar vatan haini yetiştirmiş.
Yazan:Şahin Tarih: Eyl 14, 2008 | Reply
Bu seferki yazınız saygı kuralları içinde ve kendi düşüncelerinizi oldukca iyi açıklamış olduğundan teşekkür ederim , böyle bir yazıya da cevap verilir tabiki. Yani sizce şunumu yapalım? diyelimki bir ülke bize saldırdı ve savaşa girdik yada güncel olan ABD destekli ırkcı PKK ile gizli-açık savaşıyoruz, askerlerimizdende tabiki kayıp verilecektir, şunumu diyelim onların ailelerine , çocuklarınız boşu boşuna öldüler, bu görevi isterseniz siz ve sizin gibi düşünenler alabilirler, anladığım kadarı ile sizin için ülkenin, vatanın, toprağın, yurdun bir değeri yok, bu ülke ingiliz yada ABD yönetiminde olsada farketmez, orduyada gerek yok ( emperyalizmin varolduğu bir dünyada ordusuz ne yaparız oda ayrı bir konu tabiki). Benim için Irak ında İran ında Yunanistan ında toprak bütünlüğü önemlidir özelliklede kendi ülkemin toprak bütünlüğü, o topraklarda yılların getirdiği bir tarih bir kültür yaşar ve buda o topraklara bir kutsallık verir , bu dini anlamda kutsal demek değildir tabiki, çok önemli, vazgeçilemez anlamındadır ve onun uğruna ölmekde bir nevi şehitliktir ordunun ve benim gibi düşünen insanların demek istediğide budur aslında ve bu uğurda ölenler içinde dua ederek görev arkadaşını son yolculuğuna uğurlamakta bence bir görevdir bunuda değerlendirecek olan ne siz ne ben yada herhangi biridir. İlk yorumlarımda şunu demiştim, Irak ve İran savaşırken her iki tarafda şehit verdiklerini düşünüyordu sizde onlar öyle düşünüyorlar ama değiller demiştiniz, sizin şehit tarifinizin Peygamber’imiz zamanından sonra olmadığını düşünüyorum,şimdide bu uğurda savaştıklarını şehit olacaklarını zannedenlerde aynı durumda yani dini istismara uğruyorlar birilerinin cepleri doluyor, çünki tüm savaşların temeli genelde ekonomiktir artık, silah tüccarları kazanırlar, Pkk ya karşı verdiğimiz savaşta -ki pkk dış güçlerce destekleniyor- kaybettiğimiz askerlere ne diyeceğiz?( bu savaşta bize saldırma var yani saldıran biz değil savunanız onun için durum farklı ) boşu boşunamı öldüler demek gerekiyor sizce? dinimizce kendisini veya başkasını öldürmek en büyük günahlardan biriyken Allah adına savaştığını söyleyen canlı bombalaramı şehit diyeceğiz? (tabii bu arada çevresinde bir sürü masum çoluk çocuğuda öldürüyor ve şehit oluyor)İstismar konusundada hala aynı düşüncemi devam ettiriyorum , istismar daha önceki yorumlarda yazdığım yapılanlara denir. Ve dikkatimi çeken bir konuda bu konuya taraf medyada din istismarının en büyüğünü yapanlarla ilgili bir konu yok, aksine savunmaya çalışma var, neyini savunuyorlarsa , Allah tan ortaya çıkaran Alman polisi, bizde çıksa çamur atılıyor denirdi, gerçi hayret uyandıran bir şekilde genede deniyor.
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 14, 2008 | Reply
Sn.Ahmet Karslı,
diyecektiniz eliniz sürçmüş olsa gerek “kutsal”ı unutmuşsunuz ben ekleyiverdim :-) Est.zahmet olmadı.
Birini“Kutsal vatan haini” ilan etmek için elinizde ne gibi delilleriniz var bilmek isterdim doğrusu.
Öyle insanlar oturdukları yerden,öyle inanığı için birilerinin “hain” olduğunu söyleyebilirler mi?
Bir gazeteci oturduğu yerden birine “hain” dedi adam mesleğinden oldu.Bu asılsız itham ile hayatına katılan zorlukları yine en iyi kendisi bilir tabii ki.
Bu kadar kolay mı birilerinin “vatan haini” olmakla itham etmek?
Saygısız deyin,yanlış düşünce diyin ne derseniz deyin de “hain” demek de ne oluyor?Bunu ilan eden kim,hangi sıfata sahip,delili ne?
Hadi ilan ettiniz sonra ne olacak?Kim daha vatansever olduğunu ispat etmek için diğerinin boğazına mı saldıracak,kapı dışarı mı edecek,hapse mi tıkacak?Bu iki kişinin gırtlaklaşması kime ne fayda sağlayacak?Her karşıt yada yanlış olduğuna inandığınız fikir ve onun sahiplerini bu şekilde ihtam ederek mi hükümsüz kılacaksınız?
“din istismarını” tartışan birilerin neden ve hangi zihniyete hizmetle “hain “ilan edildiğini anlamak mümkün ama bu keyfiyet ve rahatlığı kabul etmek imkansız.
Oturdğu yerden bir insana gazete sayfaları aracılığı ile “hain” damgasını vurabilmek için gazetecinin suç olarak kabul ettiği şey de “bu adam” denmiş olmasıydı,hatırlayın lütfen.
Şimdi de siz kalkmış birilerine vatan haini demişsiniz.Sizin “hain” kelimesini mahalle arasında misket oynarken,arkadaşlarının evde ağabeylerinden duyduklarını tekrar eden çocuklardan duyduğunuz için kullanmadığınızı ve elinizde bu “hain” ithamınızı doldurabilecek yeterli delil olduğunu ispatlamanız gerekecek.
Eğer bunu yapmazsanız sizin işinize gelmeyen herhangi bir fikrin sahibine kolaylıkla iftira edebilecek bir düşüce sistematiğine sahip olduğunuza kanaat getirmiş olacağım.Tabiki siz;“senin,benim hakkımdaki inancından bana ne” diyebilirsiniz.Aklınızdan böyle bir şey geçerse size şu cevabı verdiğiş olduğumu fazr edin;
“Bu başlıkta vatan hainliği tartışılmıyor,kimin,kimi,ne için,hain ilan ettiği de tartışılmıyor.Bu başlıkta bir kurumun şehitlik kavramını işine geldiği gibi kullanıp,din istismarı yaptığı konu ediliyor.Kimleri bunun istismar olduğunu kimileri ise olmadığını düşündüğünü yazıyor sonra pat diye siz kime neden söylediğiniz belli olmadan “vatan hainliğini” ortaya atıveriyorsunuz.Muhtemelen söylemeye çalıştığınız,TSK’nın dini sömürmediğine inandığınız. Bunu açık açık adam gibi yazmaktansa sloganvari edayla arif olan anlar deyip misket gibi ortaya yuvarlayıvermişsiniz.
Sebep?
Sebep;İman ettiği düşüncenin dışında kaldığına inandığı herkesi hain ilan etmeyi sadece ve sadece kendine verilmiş bir hak gibi görmek. imanı zedelenmesin diye söylenenlerin ne anlama geldiğini anlamak için bile üzerinde düşünmeyi red etmek.
Bu mudur hain tanımınız;benim gibi düşünmeyen,konuları benim gibi algılamayan “haindir”.TSK’nın dini istismar etmediğini düşünüyorum ama sen düşünüyorsun o halde “hain”sin!”Demek istediğiniz bu mudur?
Gelelim vatana,hatta ölünce şehit olabilmek için önce KUTSAL olduğuna inanılması şartı olan vatana.
Bu soruyu,cevap alana kadar sormaya devam edecek mişim gibi görünüyor
Kız evlat başörtülü diye bu ülkenin ünivesitelerine gidemiyorken erkek evlat bu ülkenin ordusuna kabul ediliyorsa,erkek kardeş kız kardeşten daha mı yurtsever sayılır?Erkek kardeş kahraman olurken kız kardeş neden ithal düşman güçleri olarak görülür?
Kız kardeş vatan kabul ettiği ve vatandaşı olduğu ülkenin bir üniversitesinde eğitim almak istediği için “rejim düşmanı” ilan edilebiliyorken,erkek kardeş o vatanın sınırları içinde kalan her şeyi(üniversiteleri dahil) kutsal kabul edip bu yolda(!) öldü diye onun Allah’ın lutfunu kazanmış şehit olduğu söylenebilir mi?
(Soru o kişinin şehit olup olmadığı değil!)
Birinde dini inanç,men etme sebebi olarak kabul ediliyorken bir diğerinde saygı ile karşılanıp,destekleniyor.Dini inancın bir parçası olarak inanılıp kabul edilen şehitlik kavramına atıfla ölümün arzu edilir olması sağlanıyorken dinin baş tacı edilmesi istismar değil de nedir?
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 14, 2008 | Reply
Sn.Şahin,
Teşekkür ederim,lütfetmişsiniz.Neden itham edilenin siz olduğunuzu düşündüğünüzü ve alınganlık yaptığınızı anlamak için o soruyu sormuştum oysaki!
Kuşlar ve onunla ilgili deyimlerde o kadar hassassanız site yönetiminden sizin için özel bir sansür uygulamasını rica edebilirsiniz.
yada bağlacılı ile birbirine ulamaya çalıştığınız iki olay arasında fark olduğunu kabul edersiniz sanırım.Savaş,tüm siyasi çözüm yollarının başvurulup da çözüm alınamadığı takdirde saldırı gerçekleştiğinde savunmak adına girişilen bir silahlı mücadeledir.Savaş, aklın şiddetin emrine amade kılındığı, saldırıp,zor kullanarak sindirme,kabullendirme yöntemidir.
Irkçı bir anlayış ile Kürt halkını PKK ile ilintileyerek “iç düşman” ilan etme ve sorunun kaynağı gibi görme anlayışı için ne düşünüyorsunuz peki?
Çaresiz kaldığınız bir durumda hayır .Tek ve son çare için ölüm söz konusu ise bu cümleyi kuramazsınız.Nefsi müdafa!
Ama yok gizli bir kışkırtma oyununa gelip kendi kendinize vatandaşınızın bir kısmını düşman etme acziyetindeyseniz evet,o çocuklar boşu boşuna ölmüşlerdir.
Söylermisiniz T.C askerliği sadece gönüllü başvurular ile mi asker istihdam ediyor yoksa bu kaçınılmaz,cezai yaptırımı olan bir vatandaşlık görevi olarak mı kabul edilmekte?Bedelli askerlik için ne düşündüğünüzü de merak ediyorum bu arada?
Sizce böyle bir meblağ ile şehit vermeden terörün beslendiği kaynaklardan biri bile kurutulamaz mı?
Söylermisiniz teknolojinin bugün geldiği nokta ile saniyede bilmem kaç kurşun atabilen silahlarla,yine bilim sayesinde elde edilen kimyasal/biyolojik silahlarla kalkışılabilcek günümüz savaşı sizce sadece sorunun çözümü ile mi nihayetlenmiş olur?
Emperyalizmin bugün savaşmak ve alt etmek için kullandığı araç silah ve insan hayatı değil!Silahlarını satıp zenginleşebilecekleri,savaşılacak düşmanlar var etmek!Siz bu savaşlarda ölenlere şehit deseniz ne olur demeseniz ne olur,ölümleri durdurma becerisinden yoksun olduktan sonra!
Toprak bütünlüğünüzü koruduğunuza inandığınız silahları satın alabilmek için,çalışıp vergi verip bir de üzerine o silahları satanlarla savaştığınıza inanmak oldukça ilginç bir düşünce ! K.Irak operasyonunda nokta atışı yapabilmek için silahlı kuvvetlerimiz ABD’den ne yardımı almıştı,uydu görüntüsü mü?Hani şu BBG evi gibi izleme yapabilen teknoloji yardımı!
Evet en iyisi tüm bunları göz ardı edip ölenlerin şehit olduğuna inanmak !Allah yolunda verilen canlar olduğu düşüncesi ile teselli bulmak.Çok şükür ki ülkemizde yaşayanların çoğu İslam dini inananı da dinden ithal edilen “kutsal” ve “şehitlik” kavramları ile teselli bulup sukunet muhafaza edilebiliyor.
Demek istediğinizin bu olduğundan şüphem yok da siz demek istediğinizin bu olduğunu kabullenmekte zorlanıyorsunuz.Çoğu şehit yakının başörtüsü kullandığı ve onların da bu nedenle laik devlet anlayışının karşısındaymış gibi konumlandırıldığı gerçeğini görmezden gelip o,“kamu alan yasaklısı” ilan edilen insanların vatanı “kutsal” gördüklerini anlatmaya çalışıyorsunuz.Kimin neyi kutsal tanımladığını bırakın da bir kurumun işine gelince “kutsal”a sığınmasına ne diyorsunuz onu söyleyin.Sizce ısrarla savunduğunuz gibi bu sadece bir yanlış kullanım mı?
Peki diyelim ki üniformalı bir subay,camiye girip ölen arkadaşı için dua etse suç işlemiş ve ordunun imajını sarsmış olur mu?
Bu konu için yeterli ve oldukça detaylı verilmiş bilgiyi yukarıda Sn.Haki Demir’in yasında bulabilirsiniz.
Buna cevap olarak sizin cümlenizi kullanacağım; görev başında vefat eden birinin şehit olup olmadığını değerlendirecek bir kurum yoktur ki öleni “şehit” olarak ilan edebilsin.
Gazete manşetlerine ölenler şehit diye yazılıyor ve TSK da net sayfasında ölenlerin yakınlarının yüreğine su serpmek için buna itiraz etmiyor diye bunun din istismarı olmadığı sadece yanlış kullanım olduğu iddia edilemez.
Eee,o zaman?Ekonomik savaşlarda ölenler şehit mi olur?
Sizce?
Darbeli matkap bey bu konuda size cevap verdi;istismar,istismardır.Ölüme razı etmek için amacı kutsallaştırmak ne anlama gelir?
Siz bilirsiniz.Herkes istediğine inanır.Ben ortada bir iki yüzlülük olduğunu düşünüyorum;bir tarafta yasaklanan başörtülü anne ve kız kardeş diğer tarafta şehit ilan edilen oğul/erkek kardeş!
Ergenekon üyesi olduğu iddia edilenlere de çamur atıldığını söyleyen bir medya var malumaliniz.Üzerlerindeki çamurdan kurtulmak için herkes birbirin üzerine atıyor.
Dinin istismar edilip edilmediğine karar vermek için taraf olan medyalara mı başvuracağız?Siz bir medya yayınına dayanarak mı istismar değildir diyorsunuz yoksa yaşanan olaylardaki apaçık çelişkilere bakarak mı?
Yazan:Şahin Tarih: Eyl 15, 2008 | Reply
Sn. Mera’k(ıl)
Benim birşey lütfettiğim falan yok sadece öyle düşündüğüm ve bana öyle geldiği için o satırları yazmıştım bir kinaye yoktu dürüstce söylenmişlerdi o sözler ama sanırım yanılmışım. Öncelikle yazdıklarımı ayırıp, bütünlüğünü kaybettirip cevap vermeye çalışmıssınız ama olmamış.”anladığım kadarı ile sizin için ülkenin, vatanın, toprağın, yurdun bir değeri yok, bu ülke ingiliz yada ABD yönetiminde olsada farketmez” mesela burayı ayırıp cevap vermemişsiniz verebileceğinizide sanmıyorum, sonra “Benim için Irak ında İran ında Yunanistan ında toprak bütünlüğü önemlidir özelliklede kendi ülkemin toprak bütünlüğü, o topraklarda yılların getirdiği bir tarih bir kültür yaşar ve buda o topraklara bir kutsallık verir , bu dini anlamda kutsal demek değildir tabiki, çok önemli, vazgeçilemez anlamındadır ve onun uğruna ölmekde bir nevi şehitliktir ordunun ve benim gibi düşünen insanların demek istediğide budur aslında ve bu uğurda ölenler içinde dua ederek görev arkadaşını son yolculuğuna uğurlamakta bence bir görevdir bunuda değerlendirecek olan ne siz ne ben yada herhangi biridir” bunuda parçalayıp cevap vermeye çalışmıssınız tabiki bütünlük bozulmuş, buraya şunuda ekleyebiliriz İstiklal savaşında bu topraklar için o kadar kan döküldüki bu topraklar benim ve ülkesini seven çoğu insan için elbetteki kutsaldır. Bir konudada spekülasyon yapıyorsunuz ben pkk ya ırkcı örgüt dedim kürt diye bir laf etmedim tüm kürt vatandaşlarımızı bu şekilde itham etmişim gibi bişeyler demişsiniz ne alakası var anlamadım, benim için insan önemlidir ırkı değil. Savaşların ekonomik olduğu bir gerçektir ama sana saldırı olursa ne yapacaksın? bu konu o kadar derinki günlerce konuşulsa bitmez, elbetteki sorunu kökten halletmek doğru ama sırtını AB ye ABDye dayamışlarla bunu nasıl yapacaksın? bu hükümetlerin işidir orduyla ilgisi yoktur ne hikmetse her gelen hükümet bu konuda bir şey yapmıyor sadece burada bazılarının deyimiyle bir sürü laf ebeliği yapıyor.
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 15, 2008 | Reply
Sn.Şahin,
Sizce bu nedenle mi bu ülkenin hiçbir vatandaşı ölmesin,ölümlere sessiz kalınmasını sağlayabilmek için din istismar edilmesin diyorum.Anladığınız bu mu?
Bana önce insan mı toprak mı diye sorarsanız eğer cevabım önce insan olur,insanı olmayan toprak ne işe yarar?O toprağın üzerinde yaşayan insanlar birbirini düşman olarak görüyorsa,birileri habired başka birilerine kapı gösteriyorsa eğer sizin gibi birileri de çıkıp benim gibi düşünen birine şüphe ile yukarıdaki gibi bir soruyu yöneltebiliyorsa ben size tüm bunların benim için değeri var desem n’olur demesem n’olur!Bunu ispat etmem için ölmemi de isteyecek misiniz pekii?
Vatandaşların birbirine düşman edilmesine alet olmayacaksın!Bir diğerini daha az vatansever olmakla itham etmeyeceksin!Sizden farklı biçimde ülke sevgisine sahip olup bunu dillendiren insanları düşman,hain ilan etmeyeceksin?vatandaı olduğun devleti herana devrilebilecek iskambil kağıdından kule gibi zayıf sanıp tüm pencereleri sımsıkı kapatıp havasızlıktan boğulmayacaksın!
Evet dediğiniz gibi bu kadar laf ebeliği yaptığım yeter!
Şimdi siz laf ebeliği yapmadan benim sorduklarıma cevap verebilecek misiniz yoksa görmemeiş gibi mi davranacaksınız?
Yazan:Şahin Tarih: Eyl 15, 2008 | Reply
Üstünde insan yaşamayan toprak olsa ne olur olmasa ne olur elbetteki önce insan,.
“<strong>sizin gibi birileri de çıkıp benim gibi düşünen birine şüphe ile yukarıdaki gibi bir soruyu yöneltebiliyorsa ben size tüm bunların benim için değeri var desem n’olur demesem n’olur”
bunun benim için bir değeri var derseniz tabiki inanırım niye inanmıyim, yalan söylüyorsanız bu sizi ilgilendirir. Bu konu aslında burada tartışılamayacak kadar derin. Son sözümü söylüyorum katılırsınız yada katılmazsınız. Kurtuluş savaşımızda ölen ve hala yurdu için can veren şehitlerimiz önünde saygı ile eğiliyor ve Allah onlardan razı olsun diyorum, ister istismar deyin isterseniz ne derseniz deyin farketmez……
Yazan:Tugce Tugce Tarih: Eyl 16, 2008 | Reply
Adınız size çok yakışmış. Derinlerde karanlıklarda düşünen, dinle bütün kötü niyetlerini gerçekleştiren yobazlar sürüsü. Ülkemize ve insanlığa çok zarar veriyosunuz… Mutlu olun.
Yazan:Mehmet Yanıkömer Tarih: Eyl 16, 2008 | Reply
Sayın Müslüman Türkler.
Sadece şunu soruyorum;
Türk dediğimiz ve altında birçok halkın toplandığı bu ulus tarihte İslamiyeti sosyal hayatta yaşadığı içinmi çekti, yoksa islamiyetten uzaklaştığı içinmi bu durumlara düştü ve halen daha en aşağı milletler durumunda perişan vaziyetteyiz. Atalarımızın her zaman gururla yazdığım “Aslını inkar eden köpektir” atasözünü hatırlatmayı fayda görüyorum. Elinizi vicdanınıza koyunda üzüm yeyin bağcıyı döğmek aslını inkar etmektir. Tabiki aslınız aslımızsa.
Yazan:Şehitlik laikliğin en tipik ihlalidir Tarih: Eyl 17, 2008 | Reply
Şehitlik laikliğin en tipik ihlalidir
Yrd. Doç. Dr. İshak Torun: Niğde üniversitesi, Eğitim Fakültesi öğretim üyesi
Laiklik söylemleri, genellikle, Türkiye’nin önceden Şeriat ile yönetildiğini ve sonra bundan kurtulduğunu varsayıyor. Birincisi; Osmanlı Şeriat ile yönetilmiyordu. İkincisi; Türkiye hiçbir zaman Batılı anlamda laik olmadı
30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamaları dolayısıyla devlet iktidarının laiklik konusundaki tarif, tembih ve tediplerini yeniden dinledik. Türk kültüründeki “. . su küçüğün söz –devlet- büyüklerin-in-dir. .” geleneğine karşı çıkıp ve postmodern menfiliği göze alıp din-laiklik ve laiklik-demokrasi ilişkisini analiz etmeye çalıştık. .
Her Şehitlik Söylemi Bir Laiklik İhlalidir
Laiklik söylemleri, genellikle, Türkiye’nin önceden Şeriat ile yönetildiğini ve sonra bundan kurtulduğunu varsayıyor. Birincisi; Osmanlı Şeriat ile yönetilmiyordu. İkincisi; Türkiye hiçbir zaman Batılı anlamda laik olmadı. Amigo sloganı gibi tekrarlanan laiklik tanımını referans almak gerekirse; Türkiye’de din ve devlet birbirinden ayrı değildir. Bu topraklarda Bizans dâhil 2000 yıldır din devletin kontrolü altındadır. Neye inanılacağına, nasıl yorumlanacağına, hangi mezhebe girileceğine, hutbeden neyin okunacağına doğrudan veya dolaylı olarak hep devlet karışmıştır. Keza, Cumhuriyet döneminde ulusal kimliğin pekişmesinde ve ulus devletin korunmasında dinden yararlanmakta bir sakınca görülmemiştir.
Milli Eğitimden sonra en fazla kadroya sahip Diyanet’in tasfiye teklifine bütün ulusalcılar “ama” ile başlayan olumsuz cümleler kuruyor. Onlara göre bu aklı ermez, kaba, cahil Recep İvedikler her an davulcu ve zurnacının arkasından gidebilir(!) Ya da bir gece diş ve tırnakları uzayan vampir mürteciler Şeyh Sait’i mezarından kaldırıp laikliğin üzerine yürüyebilir(!) Gerçek şu ki, devlete sahiplik iddia eden ulusalcılar laikliğin alaturka bir yorumunu topluma zorla dayatmak istiyor. Bunu müzakereye açmak yerine ötekilerin niyet ve samimiyetini sorguluyor. Niyetler sorgulandığında ise kullanılan her sözcük zillet binasına taş taşımak anlamına geliyor.
Devlet, laikliğin ihlali anlamında dini/dini hareketleri yalnızca kontrol altında tutmuyor, gerektiğinde teşvik ediyor. Şehitlik olgusu en fazla istismar edilen bir konudur. “Sözde değil, özde laiklik. . ” diyen, en küçük dini imajı laiklik ihlali sayan askeri bürokrasi halkın dine referansla vatanı için savaşmasını laikliğe aykırı bulmuyor(!) Oysa, “şehitlik” konusu belki laikliğin en tipik ihlalidir. Laik bir uygulamada vatanı için ölmenin/savaşmanın referansı “görev gereği veya gerekirse onuru için ölmek” tir. Osmanlı’dan gelen Türk toplumsal kültürü vatanı, milleti ve devleti için ölmeyi ezan ve dine referansla şehitlik olarak tanımlıyor. Bu bağlamda, her bir şehit merasimi bir laiklik ihlali anlamına geliyor. Üstelik bu merasimlerin tümü laikliğin en tepeden savunucuların iştiraki ile kamusal alanda gerçekleşiyor. Aslında, laik öğretinin sınırlarını belirleyen askeri bürokrasiye sormak lazım; “siz, vatan, millet ve devlet için ölmeyi ne ile refere ediyorsunuz?”
Osmanlı’da Tanzimat, Cumhuriyette AB Müktesebatı
Türkiye’deki laiklik uygulaması hiçbir çağdaş ülkeyle paralellik taşımıyor. Osmanlı’dan Cumhuriyete intibak eden millet-i hâkime statüsüne yerleşen ulusalcılar ötekilerin eşitliğini kabul edemiyor, imtiyazlarından vazgeçemiyor. Nasıl ki, Tanzimat ve Islahat fermanları Osmanlı’nın millet-i hakimesinin imtiyazlarını ortadan kaldırdı, AB ye giriş süreci ve onun müktesebatı da Cumhuriyetin millet-i hakimesinin imtiyazlarını tehdit ediyor. AB müktesebatına karşı duruş efendi tabakası ulusalcılarla sınırlı kalmıyor. Bir kısım İslamcı ve Türk-İslamcı halen Osmanlı’da yaşadığı zannıyla veya mazinin bir gün geri döneceği inancıyla AB ye karşı çıkarak ulusalcılarla aynı otoriter eksende ittifak ediyor.
Bilinmelidir ki, demokrasi inançlının-inançsızın, dindarın-melaminin, Türk’ün-Ermeni’nin ve her türlü farklı olanın eşitliğini hazmetmektir. Ötekinin eşitliğini kabul etmeyenin demokrasi söylemi sahici değildir. Bu bağlamda, AB müktesebatı demokrasiyi refere eden herkes için bir samimiyet testi niteliği taşıyor. AB standartları laiklikle demokrasiyi başarıyla sentezliyor ve bugün için çağdaşlaşma ideali büyük ölçüde Kopenhag kriterlerine denk düşüyor.
Kamusal Alanın Dinsel Olandan Temizlenmesi Laikliğe Aykırıdır
Demokrasi şartlarından birinin laiklik olması kamusal alanın dinsellikten temizlenmesini gerektirmiyor. “. . Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması. . ” şeklindeki laikliğin totolojik tanımı ise hiçbir şeyi açıklamıyor.
Laiklik, siyasal düzlemde, karar alma süreçlerinde “nas” yerine “aklı” referans almaktır. Bu ise, dinsel olanın aksini kararlaştırmak anlamına gelmiyor. Bir gün, bir gerekçe ile dinsellikle çelişen karar alabileceğiniz gibi, başka bir gün pragmatik bir nedenle ve/veya akli bir referansla dinle örtüşen aksi bir karar alabilirsiniz. Mesela, dini referans almamak şartıyla bir mahalde, tamamen pragmatik nedenlerle alkol yasağının kararlaştırılması şeriatçılık sayılamaz.
Laiklik, Anglo-sakson uygulamasından hareketle, bir yönüyle karar alma süreçlerinde insan aklı ve onun özgürlüğünü savunmak, bir yönüyle inanma özgürlüğünü korumaktır. Devletin görevi bireyin neye nasıl inanacağına, onu nasıl anlayıp yorumlayacağına müdahale eden bütün dayatmaları engellemektir. Yani, devlet bireylere din veya dinin kendince yorumunu dayatmaz, aksine inanç özgürlüğüne gelebilecek her türlü baskıyı ve kendi aralarında çıkacak yok edici rekabeti engeller. Kamusal alandaki dinsellik sorunu bu bağlamda ele alınmalıdır.
Demokrasisiz Cumhuriyet Vatandaşları Tebaalaştırır Kamusal alan, laik demokratik ülkelerde dinsel olandan temizlenmiyor. Aksine, her inanç ve düşünceden insanın birbirini yok etmeden/yok saymadan eşit ve özgürce kamusal alanı paylaşması sağlanıyor. Kamusal alanı yok etmek sivil toplumu yok etmektir; sivil toplumu yok etmek ise vatandaşı tebaalaştırmaktır. Vatandaşın tebaalaştığı yerde demokrasi, bunu umursayanlar için söylemek gerekir ki, demos’suz (halksız) kalmıştır. Bu durumda laiklik tebaalaşma olgusunu değiştirmiyor. Kuşkusuz her şeye rağmen laik tebaa olmayı isteyenlerin tercihlerine saygı duyulmalıdır. Meğerki, kutsallık atfedilen kavramların arkasına saklanıp başkasına tebaalık dayatılmasın.
Yazan:saniye ince yıldız Tarih: Eyl 18, 2008 | Reply
yazınız çelişkilerle dolu. tsk nın çelişkilerini güya gözler önüne sererken kendi çelişkileriniz içinde boğuluyorsunuz. şehit kavramı tsk tarafından değil halk tarafından verilmiştir. tsk sizin için bişey ifade etmiyebilir. fakat türk milleti için en önemli asli unsurdur. türk milleti islamiyeti kabul etmeden önce de asker bir milletti. kavramlar üzerinden edebiyat yaparak sosyolojik gerçeklikleri çarpıtmayın. tsk mensupları astıyla üstüyle bu milletin evlatlarıdır. biz anaların doğurduklarıdır. türbanlı bir bayan üzerinden edebiyat yaparak bunu değiştiremezsiniz. yazınız çok su kaldırır zannıyla kaleme alınmış. bana göre ise çıvık…
Yazan:ç-z Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply
Sn.Saniye Yıldız,
Toplumun neden bu derece militer güçlere bağlı olduğunu,altında yatan birey psikolojisinin ne olduğunu hiç düşündünüz mü?
Tamam, şehit’liğin, TSK’nın dayatmadığı bir kavram olduğunu varsayalım peki o zaman toplum bu dini kavramı neden TSK’ya ayrılmaz,hatta karşı çıkılamaz(tartışılamaz)ölçüde özdeşleştirdi.
Cevap olarak”Vatan sevgisi demeyin” derim zira ,şehitlik kavramının askerlik ile ilişkilendirilmesine karşı çıkan insanların vatan sevgisine şüphe ile yaklaşmış olursunuz ki bu da ayrı bir soruna işaret eder ,”sevgi ispatının ölüm dışında başka bir yolunun bilin(e)memesi!
Toplumun tüm İslami kavramları sonuna kadar benimseyip hayatın her alanına mal etmediği yada edemediği düşünülürse şehadet gibi dini bir kavramın TSK üzerinden hayatın içine bunca nufüz edip kendini artık kendini “din dışı “bir kavram gibi kabul etirebilmesinin sebebi sizce ne olabilir?
Müslümanım diyen çoğu insanımızın kurban kesmek gibi bir “dini”vecibeyi bile “şiddetin” bir uzantısı olarak görüp farklı yollar bulup (para yada farklı ihtiyaçların temin edilmesi gibi)ifa etmeye çalıştığı düşünülürse üstelik!
Eminim sizde bu konular üzerinde “cıvık” sonucuna ulaşmadan önce kafa yormuşsunuzdur.
basit bir “kavram ihtali” dışında da cevaplar bulmuşsunuzdur sanırım!
Ben de merak etim ve sonuçta bunun,bu ülke vatandaşlarının “özgüven” eksiliğinden kaynaklandığına karar verdim. Çocuklarına daha okul önlüğü giydirmeden asker üniforması giydiren,eline oyuncak tabanca tutuşturan aileleri hatırlayın lütfen!
Sokağa çıkıp bir iki insanla gündemde olan herhangi bir sorunla ilgili fikrini sorduğunuzda,çoğu insanın sorunla alakalı alakasız verdiği cevabın ”ordumuz var,o en iyisini bilir,gerekeni yapar,Allah onlara zeval vermesin”olduğunu tespit etmişsinizdir mutlaka.Bir insan kendinden daha çok silahlı kuvvetlere hangi sebeple güvenir?Bir vatandaş kendisi gibi bir insan olan kapı komşusunun” vatanseverliğinden” nasıl olur da onu düşan edebilecek ölçüde şüphe edebiliyorken(siz de bu yorumunuzla aynını yaptınız)TSK’nın bünyesinde en az komşusu gibi şüphe edebileceği zihniyette insanların olabileceğini düşün(e)mez,düşünmek bile istemez?
Bu ülke vatandaşının özgüven eksikliğine sebep olan TSK davranışlarını zaten biliyorsunuz;güvenilmez,cahil cüheda halkın oyları ile iktidara getirilenler,oradan darbeler aracılığı ile indirilmekle kalmadı idamlar aracılığı ile bu halka göz dağı dahi verildi.Bugün bazı siyasetçilerin yanlış olarak gördükleri siyasi yaklaşıma sahip oldukları insnlara neden kefen hatırlatması yapıyor anlaşılması çok kolay;şartlı refleks!’
Tüm bu yazdıklarımdan sonra özetle söyleyeceğim;özgüveni eksik olan taraf yani “halk” inandığı dinin bir kavramını tüm bunların farkında olarak yada olmadan kullanılsın diye kendine herkesten çok “sahiplendiğine” inandığı tarafa gümüş tepsi içinde hediye eder tabii.Bu sizce de hastalıklı bir ilişki değil mi?
Hamur ve kıvamı konusunu size bırakıyorum,ister su,ister un ekleyin artık :-)
Yazan:muammer Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply
bunlardan kim gelse aynısını yabacak adam şimdiden dinle ugrasıyor kardeşim bukadarda açık açık din düşmanı ollun mazki
Yazan:Ali S. Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply
Bu halkın nitelendirmesindir, TSK’nin değil! Şehit olan bir askerimizin arkasından ailesine Allah’tan rahmet dilemekten başka ne denilebilir. 2-3 terim yüzünden nasıl din istismarıyla suçlayabilirsiniz? O zaman AKP’nin yaptığına uygun bir terim olamaz. Her şeyi dinle ilişkilendirmek farklı, bazı konularda insanları rahatlatmak için dini kullanmak farklı. Hayatımda bu kadar saçma bir yazı bu kadar basit fikirler görmedim. Lütfen dikkat edin!
Yazan:Din'abetik Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply
Sn.Din’etisyen Ali S.
Ben din’abet yatkınlığı olan biriyim.Bünyem yeterli derecede iman salgısı üretiyor ama ben takviye olsun diye dışardan tablet halinde din de almak istiyorum fakat dinkolik olmadan bu doz ayarlamasını nasıl yapacağımı bilemiyorum.Sizin tavsiye edeceğiniz,rahatlamak için kullanmam gereken,”din” dozu nedir? Muayenehanenize gelip ücret ödeyerek engin bilgi dağarcığınızdan yararlanmak yerine net üzerinden vereceğiniz 2-3 bilgi kırıntısından yararlanmak istememi lütfen suistimal olarak değerlendirmeyin!
Yazan:Din'etik Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply
Sn. Din’abetik
Sanırım günde 1-2 doz deniz feneri istismar tableti veya muadillerini alabilirsiniz, yimpaş, kombassan, akp istismar tabletleri size çok iyi gelecektir, geçmiş olsun
Yazan:Din'abetik Tarih: Eyl 20, 2008 | Reply
Sn.Din’etik,
Tavsiyenizi yanlış anlamadığımdan emin olmak istiyorum,teyid edermisiniz lütfen?
Din sömürüsü derken söylemek istediğiniz sanırım insanların “merhamet” duygusunun çıkar sağlamak üzere kullanılmış olması .Bu şekilde değerlendiriyorsanız sizce din=yardım etmek/merhamet anlamına geliyor olmalı!Hayır,değil diyorsanız “dinin sömürülmesi” derken neyi kastettiğinizi açıklamanızı rica edeceğim.
Bu şekilde din=merhamet üzerinden yola çıkmışsanız sömüren olarak gördüğünüz kişilerin din=merhamet duygusundan yoksun oldukları sonucuna ulaşırız ki bu durumda dindar dindarı değil dinsiz dindarı sömürmüş olur.
Deniz feneri yada işaret ettiğiniz kurum ya da kişilerin dindar olduklarına dair bir bilginiz var mı?Yardım’ı dini bir vecibe olarak algılamanız dışında nasıl bir din -sömürü ilişkisi kuruyorsunuz?
Yardım’ı dini bir vecibe olarak kabul ettiğiniz taktirde de tüm yardım kuruluşlarının din inananları tarafından var edildiğini kabul etmeniz gerekir;unıcef dahil.
O halde dindarlar dışında yani kendini dinsiz ya da ateist (negatif duruşu benimseyenler :-))olarak tanımlayanlar hiçbir şekilde hiçbir “yardım amaçlı” kurumun oluşumunda var olmadıkları gibi bu amaçla oluşturulmuş hiçbir kurum yada ihtiyaç sahibi kişiye de yardım etmezler çünkü din=merhabet sahibi değillerdir.Bu durumda “menfaat” sağlamak adına insanların merhamet duygularını sömürenler de onlar demektir.
Buna itiraz edecek ve “hayır din inanı olmayan insanlar da merhamet sahibidirler” diyeceksiniz ben de o zaman size “din sömürüsünü nerden çıkardınz” diye soracağım!
Kıısaca özetlersem;siz,dini inancı olan insanların merhamet duyguları,bu merhamet duygusundan yoksun insanlar(inançsız/dinsiz) tarafından kişisel çıkarlar uğruna suistimal edilir derseniz kesinlikle sizinle hemfikir olduğumu söylerim.Her zaman her yerde bu tip insanların var olması mümkündür.
Yazan:Zafer Can Tarih: Eyl 20, 2008 | Reply
Yazıyı beğenmedim… bir okyanus ortasında 2 kaşık su bulunmuş ve eline balon tutuşturulmuş çocuklar gibi büyük bir mutluluk yaşanarak, sanki “buldum, buldum, tsk nın açığını yakaladım” diyerek göklere uçularak ortaya bu fikir atılmış!!!
Bir ülkede din istismarı hakkında bir şeyler yazılacaksa ve eğer bir yerlerde 200 tane canlı din istismarı örneği yaşanıyorsa!!! bir başka yerdeki 2 adet örnek verilmez o konuda!!!
Bir kere tsk dinsiz değildir ki!!! üstelik tsk apayrı bir şey değildir!!! tsk kim? sizsiniz!!! benim!!! komşularım!!! burada konu genelkurmaybaşkanı değil!!! konu ali veli ahmet mehmet… yani biziz… Atatürkçülük de dinsizlik değildir!!! kurtuluş savaşında şehit olanlar Allah için şehit olmadılar ki mesela!!! emperyalizme karşı verilmiş çok büyük bir savaştır… o zaman onlar da şehit değiller bu yazıya göre…
Sözlük bilgilerini boşverin… sözlükte şu yazıyormuş vs vs vs!!! Bu ülkede savaşarak ölenlere şehit denir… sadece Allah için savaşanlara şehit deniyorsa eğer sadece ve sadece İslamiyeti yaymak için yapılan savaşlarda ölenlere şehit diyebiliriz!!! varmı öyle bir şey??? çanakkale savaşı ne oluyor??? ne diyeceğiz onlara? var mı bir öneriniz??? terörle savaşırken ölenler için de ayrı bir öneriniz varsa onu da yazarsanız sevinirim… bunun yanında polislerimiz de var!!! onlar ölünce ne diyeceğiz?
Diğer konu, oğlu güney doğuda ölen bir aileye “oğlunuz şehit oldu” demek yerine ne denebileceğini de yazarsanız sevinirim… size o aileye haber verme görevini verseler ne dersiniz? merak ettim…
Benim yazıdan anladığım şu: diyorsunuz ki tsk şehitlik vs adı altında gençleri ölüme gönderiyor!!! çıkardığım sonuç bu oldu… diyorsunuz ki “tsk şehit lafını kullanarak aileleri kandırıyor”… o zaman şu var; kimse askere gitmesin… oğulları şehit olmayacağı için aileler çocuklarını askere yollamasınlar!!! kimse polis de olmasın… boşuna mı ölecekler!!! Allah adına savaşmıyor ki polis… itfaiyeci de olmasın kimse!!! farzedelim benim oğlumu güney doğuya gönderecekler! ne diyeceğim ben? “hayır gitmesin, tsk dini istismar ediyor, ben göndermiyorum” mu diyeceğim… bu mantıkla bakarsak ortada ne polis kalır ne itfaiyeci ne de asker… hatta tehlikeli bölgeye doktor hemşire öğretmen mühendis vs de gitmez… neden gitsin ki? farzedelim kızınız hemşire ve teröre kurban gitti ve birileri aradı sizi ve “sayın kütahyalı, senin bi kızın vardı ya! hah işte o dün öldü!!! gel kızının ölüsünü al” mı diyecekler??? tabii ki usulüne uygun söyleyecekler… o zaman da siz onlara din istismarcısı mı diyeceksiniz???
Ben de tsk yı eleştiren biriyim ama böyle ucundan kıyısından değil… mesela diyorum ki “tsk örtü konusunda bu kadar hassas ama neden enerji haberleşme vs satılırken sesini çıkarmıyor” diyorum… sizin gibi kıyısından köşesinden açık yakalama sevdalısı değilim…
Yazan:Din'etik Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply
Sn Din’abetik
Bu şekilde görüşlerinizi dile getirecek şekilde yazarsanız bu şekilde cevap alırsınız ama kaç doz almam gerekir derseniz ilk yazım gibi cevap alırsınız.
1- Din içinde merhametide barındırır, tek başına din=merhamet değildir elbette.
2- Her dindar merhametli değildir, her dinsizde merhametsiz değildir( bknz Güney Amerika Amazon yerlileri, ve tanıdığım bir ateist), dindar kişi merhametsiz olabilir bunu günah işlediğini bile bile yapar dünya nimetleri tatlı gelir ve bencede o bahsettiğim kuruluşların başındakilere bu nimetler tatlı geldi.
3- Benim yardım edenlere bir sözüm yok elbetteki yardım dini ve hatta insani bir vazifedir, zaten bu insanlara dini vecibelerini yerine getirdiklerini hissettirip onları sömürmektir konunun kendisi.
4- Dindarım diyerek dini duyguları istismar edip çıkar sağlayanlar bencede öyledir ve hatta insan sınıfına sokmak bile fazla gelir onları ama gelin görünki gerçek hayat böyle değildir her yerde herzaman dindarlar arasında en ön saflarda yer alırlar ve ceplerini doldurmaya devam ederler, şeyhim, şıhım, hocaefendiyim der hiç çalışmadan bir elleri yağda bir elleri balda yaşarlar, yukarıda bir arkadaşın dediği gibi haşema ile 7 yıldızlı otellerde denize girerler ki dinimizde ruhban sınıfı olmamasına rağmen el üstünde tutulurlar ( bknz, İran yönetimi, Suudi Prensleri ve bizdekiler). Yani istismarda kesinlikle maddi çıkar vardır yoksa ona istismar denmez ( efendim gücü elde tutmak için falan gibi laflar edilebilir ama gücü elde tutmak istemeninde sonunda bir maddi çıkarı olması gerekir)
O bahsettiğim kuruluşları bir inceleyin bakalım bıyıklarından, sakallarından tutun giyim kuşamlarına kadar ne “dini bütün” insanlardır onları yönetenler, Zaten konu şu, hangi dinden olursa olsun veya dinsiz olsun , insani değerlere inanan hiç kimse onların yaptığını yapmaz ama ne her nasılsa 60 yıldır bu ülkede siyasi ve onun getirdiği maddi çıkar için halkın din duyguları istismar edilmiştir bu batıda hatta dünyada da böyle olmuştur sadece bizde değil.
5- Yaşamak için her toplumun bir toprağa ihtiyacı vardır, biz bu toprağa VATAN deriz ve bunuda emperyalistlere ve onların yerli işbirlikcilerine karşı Sakarya’da Çanakkale’de yaptığımız gibi sonuna kadar savunuruz , ve bu savunma içinde “ORDU” lazımdır, ordunun yaptığı her şey elbetteki doğru değildir ( bknz darbeler , eleştirmek gerekirse bunlar eleştirilmeli hatta darbeciler de yargılanmalı netekim!) ama bahse konu yazının derdi üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olmuş, bazı çevrelerce laikliğin son kalesi olarak görülen ordunun yıpratılması amacına yönelik olduğu çok açık ve dediğim gibi eğer eleştirilecekse yukarda bahsettiğim gerçekler konusunda eleştirilmeli.
6- Birde son yazan arkadaşın sorusuna cevap verecek kimse çıkarmı acaba? Çanakkale’de Sakarya’da ölen Mehmetciklerimize ne diyebiliriz gerçekten merak ediyorum, vatan nedirki bir toprak parçası , onu savunurken boşu boşuna öldüler, ne şehidi ruhlarına bir fatiha okumaya bile değmezmi diyelim?
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply
Sn.Din’etik Ali S. Ve
Sn.Zafer Can,
Neden bilmem ama her iki yorumun da tek kişinin kaleminden çıkmış olduğu hissiyatı oluştu bende.
Bu yazıdaki konunun kendisinin”dini vecibelerini yerine getirdiklerini hissettirip onları sömürmektir”olduğunu sanırım şimdi anlamışsınızdır.İşte bazen insan böyle saçma,basit nitelendirdiklerinin aynını kendisi de yapabiliyor.Bu nedenle başka sefer bir konuyu sadece savunmak için savunmaya kalkıştığınızda biraz daha dikkat edin lütfen!
Ben değil siz sormuştunuz .-)
Maddi çıkar konusunda haklı olabilirsiniz!Bir insan yaşamı “ruh” dan ibaretse o da ölünce cennete gidiyorsa,insan hayatı “maddi istismar”konusu olarak kabul edilemez!Öyle mi?
Bu nokta dışında yazdıklarınızın hiçbirinde itiraz edilecek bir yer yok,haklısınız.İstismar,istisnasız olarak istismar olarak kabul edilmelidir.Üstelik ‘günah’olduğunu bile bile eylemlerini devam ettirip kendilerini ateşe atanlar için söyleyecek söz bulamıyorum.Kimin “dinin“ özünü kavradığını, dışarıdan,sadece görünüşüne(saçına,sakalına,giyim,kuşamına) bakıp anlamak mümkün değildir.Bu tür bir değerlendirmeyi olsa olsa din konusunda yeterli bilgiye sahip olamamış,şekilci değerlendirmelere hapsedilmiş(!) biri yapabilir.Din konusunda yeterli derecede bilgiye sahip olan kişi ise,sözlere ve onun davranışlardaki yansımalarına da bakar.
Davranışların dinin gereklerine uygunluğunu tartabilecek kadar din bilgisine vakıf olmak şarttır.Kılık kıyafet mümin olmanın tek şartı olmuş olsaydı Kuran’da merhamet,,adalet,dürüstlük,kötülük,yalan,hıyanet vb gibi pek çok insana ait hasletden bahsedilmezdi.
Sizce “dinin”bu kadar istismar edilmesine sebep olan nedir?
Neden insanlar dini duygularının istismar edildiğini fark etmezler ?
Hatta çıkıp birileri “din istismar” ediliyor dediğinde inanmayı bile reddeder de buna kendince ikna edici gerekçeler arar?
Sizce bu sebep “dini cehalet” olabilir mi?Peki dinim İslam diyen ve kendini Müslüman olarak tanıtan ve onun vecibelerini yerine getirdiğini düşünen biri nasıl olur da“sömürülebilecek” kadar “din cahili” kalmış olabilir?
Bu ülkede din ve vicdan özgürlüğü var da ne eksik sizce?
Bu ülkenin vatandaşı olan Ogün Samast’ın vatan sevgisini kim nasıl istismar etmiş de onu tetikçisi olarak kullanabilmiştir?Bunu yazdım zira bu ülkede sömürülen tek şey din değil!Ama dine eklemleyerek bir şeyin sömürüsünü yapmak daha kolay,kabul ediyorum.
Amaç yaşamaksa(soluk alıp vermek,karın doyurmak) insanoğlu her toprak da yaşar.Yaşamaktan anladığınız ise özgürce,inançlarınızdan dolayı dışlanmadan,suçlanmadan,her vatandaşın sahip olduğu haklara sahip olarak,kendinizi baskı altında hissetmeden,gönül rızası ile vatandaşlık görevlerini paylaşmak ise ancak o devletin sınırları dahilinde kendi evlatlarınızın koruduğuna inandığınız toprağa vatan dersiniz.Hiçbir devlet ve onun hiçbir kurumu vatandaştan daha önemli ve ondan daha üstün olduğunu iddia edemez ve bu inancı hayatını rehin almak suretiyle vatandaşına dayatamaz ve bu ilke T.C Anayasasında çok açık bir şekilde yer almıştır!
Lütfen koyulaştırdığım yerleri sadece gözlerinizle okumayın,anlamlarını idrak edebilmek üzere özellikle dikkat ederek okuyun!
Başörtüsü ile eğitim hakkını kullanmayı talep etmek nasıl olur da “madde 14’e aykırı bir eylem olarak düşünülür ve kamusal(!) alan ilan edilen bir yere T.C vatandaşının girişi men edilebilir?Başörtüsü nedeniyle bu kişi şeklen dindar olarak görülüyorsa “kamu” dindara hizmet vermeyi reddediyor demek değil midir?O halde şeklen “dindar” olarak tanımlayamadığı erkek dindarları nasıl olur da “kamu hizmeti”yapması için mecbur tutar ve de bu görev esnasında öldüğünde “dini bir kavram kullanarak” şehit olarak tanımlar?
Burada cevabı Zafer Can bey vermiş;
Dediğinize aynen katılıyorum Zafer bey,”biziz” ya o laikliğin kalelerinden biri gibi kabul edilen üniversite kapılarından içeri alınmayan o “kızlar” kim peki?Velilerin,Ahmetlerin,Mehmetlerin kızkardeşi,nişanlısı,eşi,anası değil mi?Hadi hiçbir akrabalık bağı olmadığını,hiçbirinin dedesinin kurtuluş savaşında vefat etmediğini kabul edelim,bugün onlar T.C vatandaşı değiller mi pekii?
Ali beyin dediği gibi hayatın gerçekleri ile yüzleşin Zafer bey,konu GKB değil ama onun aracılığı ile dile getirilen “kurum zihniyeti”!Ya bu zihniyet kalesinin içindesinizdir yada dışında yani laiklik düşmanısınızdır!Bence bu çok acı!
Zafer bey dilerim şimdi anladığınız biraz daha farklıdır!
Kimse kimseye ne söyleyeceğini dikte edemez ama Güneydoğu’yu oğlunuz askere gidene kadar devam edecek bir silahlı çatışmanın cephesi gibi görmeyi kanıksamışsanız, sorununun ölmeden/öldürmeden çözülemeyeceğine bunun yaşamın bir parçası olduğuna da inanmışsanız size ne denebilir ki?
Ha belki siz de bu zaman zarfında TSK dan feyz alıp umut vaadeden “usulune uygun söyleyecek”bir şeyler bulursunuz!
Mesela,”ordu bu Güneydoğu sorununa silahsız,şiddetsiz çözüm üretmek için hükümet olmalı” gibi!Üniformalı yada sivil artık onu da siz bilirsiniz,hoş yazdıklarınızdan anladığım kadarı ile bu sizce pek fark etmiyor!
Açık varsa yakalayalım ve hep beraber bu açığın bu ülkede yaşayan her vatandaşın menfaatine olacak şekilde kapatılması için gayret edelim.Sizce doğru olan bu değil mi?
Siz de bu nedenle farklı bir noktalardaki”din istismarı “açıklarını yakalayıp,işaret etmiş değil misiniz?Sizin amacınızın,bazı sahtekarlar üzerinden “dindar” dövmek olduğuna inanmıyorum.
Ali bey,aşağıdaki arzunuzu yerine getirdiğimi tahmin ediyorum.
Ha bu arada,bugünkü “terör” eylemlerini “Çanakkale,Sakarya” savaşlarına benzetiyorsanız eğer size o savaşların kaç senesinde,hangi şartlar altında,ne kadar zaman sürmüş olduğunu ve şehit olan asker sayısını ve tüm bunlardan sonra elde edilen sonucun ne olduğunu bildiğiniz halde yine de hatırlatmak isterim.
Fatiha’ya gelince okuduğumda şehit yada değil kimseyi ayırmıyorum,tüm ölmüşlerin ruhu için dua ediyorum.
Yazan:uzay Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply
benim cici kardeşim paşanın öyle konuşmasına zemin hazırlayan din tücarlığı yapan SENİN HÜKÜMETİN OLAN AK PARTİDİR.artık akımıdır, karamıdır orası muamma.tayip DENİZ FENERİ OLAYINDA neden yırtılıyor ucunun kendine geleceği için.tayıp yolsuzluğu,yoksuluğu önleyecekti ne yaptı çevresine kendine gemi değil gemicikler aldı.kimin parasıyla?binlerce örnek en azından deniz fenerinde insanların dini duygularını kulanaraktan toplamış olduğu bağışlar fakire değil,kendilerini destekleyen yayınlara ve ak dedikleri kara partilerine.zaten hepisi birbirleriyle akraba denen din çeteleri.CİCİ KARDEŞİM DUA EDİN Kİ ORDU VAR,YOKSA SEN BU YAZIYI BU SİTEDE YAZAMAZDIN.ÇÜNKÜ ÜLKEMİZİN İÇTDE VE DIŞTA DÜŞMANLARI ÇOK
Yazan:vedat Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply
bu yazıyı her kim yzdıysa ona hitaben yazıyorum çünkü bu yaıznın kim veya kimler tarafından ayzdırıldığından emin değilim.
gelelim mevzuya
laik askeri idarenin, yapısına yaraşır şekilde dini içinden çıkarmasını istiyorsunuz. Peki sizce TSK askeri yapısının %de kaçı erlerden oluşur. rütbeliler yüzde kaç tır. TSK da er lik sistemi olmasa ve her asker eğitimli profesyonel asker olsa TSK nın nitel ve nicel olarak ne halde olacağını düşünün.
Şimdi asıl öenmli konuya değiniyorum. İnsanalr evlatlarını dini hissiyatla askere gönderir sizinde dediğiniz gibi. Şehitlik, peygamber ocağı, cennet vs vs…. Peki TSK bunu içinden çıakrdığı zaman insanlar neden evlatlarını askere göndersin. Ölürse devlet şehit oldu demeyecek, evladını gönderdiği yer peygamber ocağı olmayacak, ve savaşırken birer mehmetçik olmayacak. Eğer böyle bir şey olamsını istiyorsanız artık sadece yabancı ülkelerden paralı asker ithal edebilirsiniz.
Görüldüğü üzere TSK nın laik olmasıda olmamasıda hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü askerlik yapan insanlar TSK nın kendisinden oluşan gruplar değil. Gönüllü olarak vatanın içinden çıkıp gelen insanlar.
O yüzden laiklik meselesinin artık ellerde emzik olmasını bırakalım çünkü bebek büyüdü artık emzik istemiyor
Yazan:zafer Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply
Yanıtlar için teşekkür ederim… gerçi asıl soruma yanıt filan vermemişsiniz… kurtuluş savaşı sürecindeki savaşlar ile bugünkü durum arasında ben hiç bir fark görmüyorum! ikisi de biliyoruz ki aslında büyük devletlere karşı veriliyor… aslında bunu herkesin bildiğinden çok şüpheliyim… sevr başarılı olmadı!!! yani biz durumu kurtardık… sonrasında akıllandılar bu emperyalistler!!! bu işin sevr benzeri bir şekilde olamayacağını anladılar… daha uzun bir süreç ile kökünden halletmeye karar verdiler… bu süreç neleri kapsıyor??? öncelikle şunu kapsıyor, “dejenerasyon” … dejenere edilmediğimiz taktirde sevr vb nin asla başarılı olamayacağını iyi biliyorlar… dejenere ettiler… nasıl dejenere ettiler? şöyle: koskoca İslamı türbana indirgeyerek ettiler… halbuki İslam öncelikle okumayı emreder!!! … türban için okumak gibi bir emirden vazgeçenlerle doldu ortalık… ikincisi ise “alıştırmaktır” … alıştık gerçekten… günde 2 şehit bize pek koymuyor… anca 10-15 olması gerekiyor artık!!! yada şöyle diyeyim, özal köprüleri satacağım dediğinde bu millet “ne oluyoruz ya, ne satması” demişti!!! ama şimdi satılanlara herkes alıştı!!! bir diğer alışma şekli şu, eskiden birileri tsk yı zayıflatmaya çalıştımı herkes gürültü koparırdı ama artık ona da alıştık… alıştık artık, mesela laikliğin sulandırılmasına da alıştık… önüne gelenin Atatürkçü olmasına da… elektrik zammına da!!!… başbakanımızın şu gazeteyi okumayın demesine de… deniz fenerine de alıştık… ne olacak canım, ne var bunda, falanca daha çok götürmüştü, bunlar az der olduk… dejenere olduk ve alıştık… sıra artık devamına geldi… yani başımıza sarılan ve bitmek bilmeyen sorunlara… birincisi “gericilik” ikincisi “güney doğu” üçüncüsü, “ermeni sorunu” bu böyle gider, ekleyin hepsini… her bir sorun ayrı ayrı sevr haritasındaki farklı renkleri temsil etmiyor mu??? artık o devletler bizimle birebir savaşmıyorlar!!! akıllandılar… başkalarını hatta kendimizi kendi üzerimize salıp savaştırıyorlar!!! bu sakarya yada çanakkale savaşından daha kötü değil mi??? her oltaya birileri takılıyor!!! bir olta “özgürlük adına kafa örtme” diğeri “bağımsız ülke kurma” bu oltalara takılan o kadar çok ki!!! bir sürü olta ve ucunda yem var!!! … dejenere olduk ama dejenere olmayan sadece bir tek güç kaldı karşılarında!!!!!! o da tsk!!! bütün bu olanları yemleri ve oltaları göremiyorsanız ve o yemlerin peşinde koşmaktan bıkmadıysanız hala sizin bileceğiniz iştir!!! “laikliğin kalesi” dediğiniz üniversiteleri umarım ileride başınızı taşlara vura vura aramazsınız!!! ve umarım tsk ya muhtaç kalmazsınız… ben ve eminim herkes türbanlı öğrencilerin ünilerde okumalarına aslında hiç bir şekilde karşı çıkmayız… ama neden çıkıyoruz?????? biliyoruz gerçekleri, görüyoruz, aptal değiliz… salak yerine konmaya çalıştığımızın farkındayız… mesela siz beni salak yerine koyuyorsunuz, tsk dini istismar ediyor diyorsunuz… bu beni salak yerine koymaktır… inandırabilirsem kardır diyorsunuz… ama şimdi ben burada yazmaya başlasam diğer istismarları saatlerce yazmam lazım… bir çok şeyin tuzak, olta ve yem olduğunu görüyoruz… gerçekleri görebilenle göremeyenin de farkını görüyoruz… ben dejenere olmadım! alışamadım! oltalara yem de olmadım… olmayacağım, alışmayacağım ve dejenere olmayacağım… bu ülke bir zamanlar çok bilmiş mandacıları da gördü!!! şimdi de mandacılar var, oyuna gelenler var… demokrasi özgürlük vs vs vs yemleri peşinde koşan balık ne yazık ki ülkemizde çok… o zaman da uygun mandacıları seçip ikna etmişlerdi!!! şimdi de ikna edilenler çok ama çok fazla… “o devletlerin” benim yada bizlerin demokrasisi ve özgürlüğü için kendilerini bu kadar parçalayabileceklerine hala daha inanıyorsanız, sorun çok büyük demektir… yanarım yanarım buna yanarım, çünkü o zaman düşman belli idi… gemilerle geldiler… ve gittiler… 3-5 tane de mandacı vardı… ama şimdi öyle değil…
Gelelim güney doğunun nasıl çözüleceğine… hatırlatırım, bu konuda en çok bağıran yine TSK!!! bu iş askeri yolla çözülmez diyen kim??? + bu “askeri yoldan çözülmez, silahla olmaz” lafını neden bana söylüyorsunuz ki??? ben gidip dershane önüne bomba koyup 20 genci öldürmüyorum ki!!! gidin o lafı başkalarına, yani oraya buraya bomba mayın vs koyanlara söyleyin…
Yazan:Din'etik Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply
Sn Din’abetik
Yani 100 satır yazmışsınız ama hiçbiride sorulara veya söylenenlere cevap olmamış gene herzaman sizin gibi düşünenlerin yaptığını yapmışsınız getirmişsiniz konuyu türbana dayamışsınız konu o olmadığı halde, klasik bir laf olacak ama köyüme gitsek tüm teyzelerim halalarımın hepsinin başörtüsü taktığını görürsünüz ve şimdiye kadarda kimse buna karşı çıkmadı , bal gibi biliyorsunuzki aslında bizim gibi düşünenler türbana baş örtüsüne karşı değil onun arkasında yatan istismarcı, işbirlikci ve sinsi planlara ( bknz TV. türbanlı bayan keşke ingiliz mandasında olsaydık) karşıdır ki bundanda Zafer arkadaş bahsetmiş.
Birde hala şu soruya cevap vermedi veremedi kimse, sizde güneydoğuyla ilişkilendirip bişeyler demişsiniz ve ilginçtir Kurtuluş savaşında ölen askerlerimizi şehit diye anmışsınız burasını anlamadım, vatanları için öldüler Allah yoluna değildi savaşları yani müslümanlığı yaymak ve benzeri nedenleri yoktu bu siz ve sizin gibi düşünenler için bence bir çelişki( aslında pkk konusuda aynı ama sorun daha derin ve aynı şekilde emperyalistler ve onun yerli işbirlikcilerine karşı verilen bir savaştır bence). Sorumu tekrarlıyorum ve açık cevap istiyorum:
Birde son yazan arkadaşın sorusuna cevap verecek kimse çıkarmı acaba? Çanakkale’de Sakarya’da ölen Mehmetciklerimize ne diyebiliriz gerçekten merak ediyorum, vatan nedirki bir toprak parçası , onu savunurken boşu boşuna öldüler, ne şehidi ruhlarına bir fatiha okumaya bile değmezmi diyelim?
Buna cevap lütfen, yani onlar
Demogoji iyi birşey değildir genelde karşısındakini, okuyanları kandırmaya yönelik yapılır, benim burdaki fatiha amacım belli , yoksa ölenlerin arkasından fatiha elbetteki okunur, bu lafınız ilk yazınızdaki doz meselesi gibi olmuş.
Not: Banada düşüncenizi yansıtan bütün yazılanlar aynı kalemden çıkmış gibi geliyor
Yazan:Din'etik Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply
Bilemediğim bir nedenden dolayı(yanlış tıklamak olabilir) yazım eksik olrak çıktı, herkesden özür diliyorum yazdığım yazının tamamı budur
Sn Din’abetik
-100 satır yazmışsınız ama cevap yok. Konuyu getirip gene türbana dayamışsınız, klasik olacak ama köyüme gitsek halalarımın teyzelerimin hepsinin baş örtülü olduğunu görürsünüz ve tarihten beride kimse buna karşı çıkmamıştır, bal gibi biliyorsunuz ki ben ve benim gibi düşünenler başörtüsüne karşı değildir onun arkasında yatan işbirlikçi zihniyete ve sinsi planlara karşıdır( bknz.TV, keşke İngiliz mandasında olsaydık diyen türbanlı bayan ve ABD destekli işgal subayı gibi çalışan ve bir elleri yağda bir elleri balda çok “dini bütün” lerimiz) -Yazınızda Kurtuluş savaşımızda ölen askerlerimizi şehit diye anmışsınız bunu anlamadım, onlar Allah yoluna ölmediler ki, yani Müslümanlığı yaymak ve benzeri bir nedenle ölmediler , vatanları için öldüler, bu siz ve sizin gibi düşünenler için bir çelişkidir ( şu anda ölen askerlerimizde aynı durumda aslında , emperyalistler ve onların yerli işbirlikçilerine karşı verilen savaşta ölüyorlar, bu konu çok derin ve ayrı bir tartışma konusudur bence)
-“laiklik düşmanısınızdır!Bence bu çok acı!” Hayır hiç bir şey “laiksin öyleyse dinsizsin” ayrımcılığı kadar acı değildir ve en acısı da arkasında yatan işbirlikçi çıkarlardır..
-Azda olsa dini istismar konusunda anlaştığımızı görüyorum.
-Bu soruya kimse açık ve net bir cevap vermedi veremedi., tekrar soruyorum.
“Birde son yazan arkadaşın sorusuna cevap verecek kimse çıkarmı acaba? Çanakkale’de Sakarya’da ölen Mehmetciklerimize ne diyebiliriz gerçekten merak ediyorum, vatan nedirki bir toprak parçası , onu savunurken boşu boşuna öldüler, ne şehidi ruhlarına bir fatiha okumaya bile değmezmi diyelim?”Net bir cevap lütfen, orda ölenler şehitmidir? Eğer değil derseniz , dini istismarmı vardır?
-Demogoji iyi bir şey değildir karşısındakini ve okuyanları kandırmaya yöneliktir. Elbetteki ölenlerin arkasından fatiha okunur illa şehit olması gerekmez, yukarda fatihadan kastım çok açık, bu lafınız ilk yazınızdaki doz meselesi gibi olmuş.
-“Bu ülkenin vatandaşı olan Ogün Samast’ın vatan sevgisini kim nasıl istismar etmiş de onu tetikçisi olarak kullanabilmiştir?Bunu yazdım zira bu ülkede sömürülen tek şey din değil!Ama dine eklemleyerek bir şeyin sömürüsünü yapmak daha kolay,kabul ediyorum”
Bu yazınıza yüzde yüz katılıyorum, din ve milliyetçilik emperyalistler ve onun yerli işbirlikçileri tarafından hep kullanılmıştır ve halada kullanılmaktadır, ogün samast denen tetikçide vatansever falan değil bence kendisini vatansever sanan bir piyondur ve fiiliyatta tam tersidir yaptığı.
-“Amaç yaşamaksa(soluk alıp vermek,karın doyurmak) insanoğlu her toprak da yaşar.Yaşamaktan anladığınız ise özgürce,inançlarınızdan dolayı dışlanmadan,suçlanmadan,her vatandaşın sahip olduğu haklara sahip olarak,kendinizi baskı altında hissetmeden,gönül rızası ile vatandaşlık görevlerini paylaşmak ise ancak o devletin sınırları dahilinde kendi evlatlarınızın koruduğuna inandığınız toprağa vatan dersiniz”Pekala, kabul edelim ve bu şekilde olduğunu varsayalım o zaman güneydoğuda ölen asker, polis şehit olurmu? Evet derseniz derdiniz başka derim, yani derdiniz yazının kendisi gibi üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olur. Bence sizin düşüncenize göre genede şehit olmazlar ama dürüstçe kendinize sorun bu sefer sesinizi çıkarmazsınız..
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply
Cici Uzay bey,(güzel bir hitap şekliymiş,ben genellikle kız çocuklarına derim ama olsun kapıyı siz açtınız)
Cici deyince üzerime alınmadım ortaya yazmışsınız ucundan tutayım da garip kalmasın dedim.
Benim hükümetim senin hükümetin olmuyor mu?Oy vermediğimiz bir parti iktidar olduğunda bizler kenara çekilip sıramız gelene kadar bekliyor muyuz yoksa …?
S-Bu düşmanlardan ne zaman kurtulacağız sizce?
C-Hiçbir zaman,çünkü düşman bertaraf edilirse orduya ihtiyaç kalmaz!
S-Ordunun işi din tüccarılığı yapanları “düşman” ilan etmek midir?
C-İçerde de düşman bulmak zorundayız,o olmazsa ırkıçılık yaparız ama mutlaka bir yerlerden düşman buluruz!
S-İyi de yolsuzluk yapanlar “hukuk devletlerinde” suçlu olarak tanımlanmazlar mı neden düşman diyorsunuz?
C-Orduya dua etmek için sebep arıyoruz da ondan!
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply
Sn.Vedat,
Güzel soru neden göndersin,insanlar “peygamber ocağına gönüllü gittiklrtini” düşünüyorlar ve TSK da ölenleri şehit ilan edip bunu onaylıyor!
Sonra da Uzay bey gibi gönüllü olarak peygamber ocağına gittiğine inanan insanın verdiği bir partiyi sözüm ona itham ederek biri paşanın öyle konuşmasına zemin hazırlayan din tücarlığı yapan SENİN HÜKÜMETİN AK partidir diyebiliyor.
Bu nasıl bir tüccarlık ben anlamadım!
Yazan:Din'etik Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply
Tekrar bir yanlışlık olmuş, cevabım Sn. Din’abetik ‘e değil Sn. Mer’ak(ıl)’a idi
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply
Sn.Ali S.
Evet gelelim şu tv programında tek soru ile su yüzüne çıkartılmış “sinsi” plana;
Bu konuda “Atatürk dualarımız işitir mi?” başlığı altında Ç-Z nin Arzu hanıma hitaben yazdığı yorumdaki gibi düşünüyorum.;mağduriyetlerinden bahseden insanlara neden pat diye “sevgi” ile alakalı bir soru sorulur?Mağduriyet ile sevginin nasıl bir alakası kurulur ben de anlamış değilim.Bu durumda soruyla muhattap edilenin de sevilmediğinden dolayı mağdur edildiği gibi bir düşünce akla geliyor.
Baş örtülü kızlar ki toplamda sayılarının 1000 olduğu söyleniyor(sayıları 1 yada 10.000 olsa ne fark eder)öğrenimleri için üniversiteye girdiklerinde ne olacak.?Hadi diyelim hepsi de Atatürk’ü sevmiyor(siz bunu iddia edebilir misiniz?)sevmeme sebeplerinden biri imha edilmiş olmaz mı?Bir elleri yağda bir elleri balda olduğu için “sevme luksüne “sahip olanların imkanlarına sahip olsalar ne olur?Azıcık mantıklı olmak lazım,erkekler askere alındığı için mi sevgi söz konusu edilmiyor da üniversiteye gidebiliyorlar?
* * *
Çocukları kaçırılan,aileleri korkutularak çocukları teröre alet edilen ailelerin varlığını yadsıyor musunuz?Bu nasıl bir “gönüllü” emperyalist işbirlikçiliği?Tehditle kışlık yiyeceklerine örgüt tarafından el konulan aileleri hiç mi duymadınız mı?
Bu konu ile ilgili lütfen sitede yayınlanmış şu yazıları okuyun;
http://www.derindusunce.org/2008/09/19/artik-bilmiyordum-diyemezsin/#more-1556
http://www.derindusunce.org/2008/09/15/sistemin-turk-tanimi-ve-irkcilik-fiyaskosu/#more-1536
http://www.derindusunce.org/2008/09/11/guneydogu%e2%80%99da-olum-ve-medya-dili/#more-1431
http://www.derindusunce.org/2008/09/08/irkciya-kizilmaz-acinir/#more-1498
http://www.derindusunce.org/2008/09/07/demokrasiler-intihar-edebilir-mi/
http://www.derindusunce.org/2008/09/04/bu-ulkenin-gencleri-cephane-midir/
http://www.derindusunce.org/2008/09/02/ben-bir-bolucuyum/
http://www.derindusunce.org/2008/08/29/kabul-edin-ey-turkler-kurtlere-yanlis-yapiliyor/
Biraz zamanınızı alır ama hiç olmazsa fikir zenginliğinizi biraz daha arttırmanıza yardımcı olur.
* * *
Israrla sorduğunuz sorunun cevabını verdim tekrar edeyim ,”Şehit” olup olmadıklarını Allah bilir.Allah hepsine rahmet edip, cennetine kabul etsin.Onların savaşı son çareydi bugün sürdürülen terör mücadelesi ile Kurtuluş savaşını mukayese etmek orada canlarını vermiş onca insana haksızlık oluyor.Onlar bu topraklarda kardeş kavgası olsun,bugün birbirlerinin kanlarını akıtsınlar diye omuz omuza çarpışıp can vermediler.Bu benim size verebileceğim en “net” cevap.Sizin mukayesenizi/eşleştirmenizi kesinlikle doğru bulmuyorum ve bunu demogoji olarak tanımlamanızı da kendi çukurunuzdan çıkma gayreti olarak görüyorum.İddianızın çürük zeminin sağlamlaştırmaya yönelik yanlış bir tavır olarak değerlendiriyorum.
Bu başlıkta pek çok yorum yazdım sorunuzun cevabı benim için tekrar olacak.SnBigalıoğluna verdiğim cevap belki sizin için yeterli olur.
Belki artık anlamışsınızdır hayatlarını kaybetmiş insanları kurumlar şehit ilan ediyor, hangi durumda nasıl öldüğüne bağlı olarak.Neye karşı olduğuna bakarak değil!Bu apaçık şekilde “şehitlik” kavramının kullanılması değildir de nedir?Siz,ben veya ölenin yakını şehit olduğunu inancımızla kabulleniriz,bunu birinin bize söylemesini beklemeyiz değil mi? Ama bir kurum görev başında hayatlarını kaybetmiş olanlardan hangisinin “şehit” olduğuna karar verebilir mi?Kıdem “şehit” ilan etmek için etken olabilir mi?daha az değerli hayat olabilir mi?O zaman da kavram kullanmış olmaz mı?Siz istediğiniz kadar bu çatışmaların çapını “şehitlik” kavramının anlamını emperyalizmi de içine alacak kadar genişletin mesele o değil.Siz sadece vicdanınızı bu şekilde susturmuş olursunuz o kadar!
Yazan:uveys Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply
Platformdaki konular mi, birbirine bagli yoksa yorumcu arkadaslar oylemi gormek istiyor.
Asagi yukari her platformda ayni, benzer yorumlara rastlamak mumkun…..
Yazan:Din'etik Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply
Sn. Mer’ak(ıl)
Bence konuyu özünden saptırmışsınız, bahsettiğiniz olay doğru ise-ki sağlam temellere dayalı konuşuyor görünüyorsunuz ve kanımca doğrudur- bu o kurumun ayıbıdır, tartışma konumuz bu değil, bu tür yanlışlıklar da sadece o kuruma has değil her kurumda olabiliyor butür yanlışlıklar. Eğer Kurtuluş savaşında ölenlerin şehit olup olmadığını Allah bilir diyorsanız (Buna da katılmamak mümkün değil, aslında her şeyi Allah bilir) kimin şehit olup olmadığını bugün için onlar söyleyemez istismar ediyorlar diyorsanız , siz nasıl olmadıklarını söyleyebilirsiniz? Siz ben yada herhangi biri yakınını kaybedince öyle hissedip söyleyebiliyorsak, görev arkadaşını yitirmiş biri bunu gerçekten hissederek niye söyleyemesin? İstismar kurumsal olarak varsa hep vardı demektir ve bu sadece o kurumu değil hükümetleri de bağlar. Evet bugünkü ve geçmişteki durum emperyalistlerle o kadar alakalı ki bunu göremiyor olmanız sizin için bir eksiklik, daha fazla araştırmalısınız derim.
“Evet gelelim şu tv programında tek soru ile su yüzüne çıkartılmış “sinsi” plana”
Sanki sadece tv programı ile kanıtlamaya çalışıyormuşum gibi bir hava yaratmışsınız, gerçi belirli bir zihniyeti yansıtması açısından baya ibret vericiydi o açıklama. Dediğim gibi demagoji iyi bir şey değildir.
“Çocukları kaçırılan,aileleri korkutularak çocukları teröre alet edilen ailelerin varlığını yadsıyor musunuz?Bu nasıl bir “gönüllü” emperyalist işbirlikçiliği?Tehditle kışlık yiyeceklerine örgüt tarafından el konulan aileleri hiç mi duymadınız mı?”
Bakın benim, ben insanım diyen hiç kimseyle, hiçbir ırkla bir sorunum yoktur, sanki ben ırkçılık yapıyormuşum gibi gene demagoji yapıyorsunuz, en nefret ettiğim şeylerin başında gelir ırkçılık, elbetteki o kişilerin bir ilgisi yok ama konuya o kadar yüzeysel bakıyorsunuz ki, kardeş kavgasını çıkaranlar kimlerdir? yani pkk denen ırkçı örgüt dış yardım almıyor, emperyalist güçlerle işbirliği yapmıyor öylemi? Buna ne denir bilemem. Yani kim bugünkü şartlarla Kurtuluş savaşı şartlarının aynı olduğunu söylüyor ki? Temelde bazı şartlar aynı demek istedim sadece, bu yaptığınız da demagoji bence, çukurdan çıkma kaygısı benim değil sizin.
“Allah hepsine rahmet edip, cennetine kabul etsin.Onların savaşı son çareydi” “Onlar bu topraklarda kardeş kavgası olsun,bugün birbirlerinin kanlarını akıtsınlar diye omuz omuza çarpışıp can vermediler”Kurtuluş savaşı ile ilgili bu sözünüz çok hoş gerçekten gönülden katılıyorum, aslında şu anki durum konusunda haklı taraflarınız var ama çözüm bulmak baştakilerin görevidir ordu ne yapsın?, kurtuluş savaşındaki gibi son çareyi uygulamak zorunda kalıyor kaldırılıyor ve tepedekiler inşallah çözüm bulurlar ve bu dökülen kanlar son bulur, ağlayan analar olmaz artık. Ve daha önceki yazılarımda da değindiğim gibi bu konu o kadar derin ki günlerce tartışılabilir, Afrika da, Güney Amerika da ve dünyada çıkan iç savaşlarda kimlerin parmağı var sanıyorsunuz, kendi kendilerine kardeş kavgası mı yapıyorlar? Konulara çok yüzeysel bakmayın . Konumuz şehitlik ise dediğiniz gibi kimin şehit olduğunu Allah bilir , ve dini istismara gelince, 100 lerce örnek varken hemde ne örnekler, faiz haram kar payı veriyorum deyip ve bu kar payı diğer bankaların faiz oranları ile ne hikmetse aynı olursa işte bu “DİNİ İSTİSMAR”ın ta kendisidir. Bunlar dururken orduya takılmaktaki amaç bence üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir, hatta bağcıyı dövdürmektir…
Yazan:uveys Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply
Iyide Sn. Din’etik
Bugunku mevcut hukumetle, ordunun basindaki yetkili kisilerin flortlesmedigini Aralarinda danisikli dovusun var olmadigini siz nasil ispat edebilirsiniz ki..!
Bugunku hukumet ordunun bir mihtarasiyla Mevcut %47 oy oranina ulasti. Sn. Abdullah Gulde cumhur baskani secildi. Tepki oylariydi bunlar. Benim sorunum hukumetle degil fakat ne hikmetse devletin her kurumu siyasete gobekten bagli sanki bunu anlamak guc. Herkes isini yapsa eminimki..! Bir cok kisi sizin gibi dusunuyor olacakti. Bugun ergenekon denen bir orgut cikiyor. Elebaslari ordudan emekli pasalar. Buna ne demeli ordu kendi icinde tasnif yapmassa ordu kendi kendini yapratirsa buna sahit olan insanlarin da orduyu elestirmek son derece haklari. Kaldiki bence kaygilanmaniza da gerek yok. Yillardir ordunun icinde bu duzen vardi. Emir komuta zinciri emeklilikten sonrada devam ediyor..
Yazan:Hatice Erdem Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply
Cukurova Universitesi’nin 30. kurulus yildonumunde Erdal Inonu’nun yaptigi konusma CERN deneyi vesilesi ile dikkatlerin yeniden bilimsel devrimlere cevrildigi gunumuzde tam bir basvuru kaynagi.
Laiklikligi hnangi persfektiften savunmamiz gerektiginden bilimsel devrimlerin kokenini daha iyi anlamaya, dogal bilimlerdeki devrimlerin sosyal bilimlere olan etkisini gorebilmeye kadar sayamayacagim bir çok konuda cok genis bir yelpazede Erdal Inonu’nun degerli fikirlerinden cok yararlarndim
—–
Prof.Dr. Erdal Inonunun Bilim Tarihi Konulu Konferans’inda Yaptigi Konusma
Sayin Rektor,
Sayin Rektor Yardimcilari,
Sayin Eski Rektorler,
Sayin Dekanlar,
Sayin ogretim uyeleri,
Degerli konuklar, sevgili ogrenciler, degerli arkadaslarim.
Degerli arkadaslarim diyorum; aranizda bircok meslektasimla gerek bilim alaninda, gerek yonetim alaninda, gerek yasam alaninda beraber olmaktan cok zevk duydugum insanlar var. Hepinizi saygiyla, sevgiyle selamliyorum ve cukurova universitesinin 30.kurulus yildonumunu candan kutluyorum.
universitenin artan basarilarla ogrencileri, ogretim uyeleriyle, yeni buluslarla daha nice 30 yillara, 300 yillara kavusmasini diliyorum. Beni bu guzel gununuzde bulunmak icin cagirmanizdan da ayrica kivanc duydum. Sayin Rektore, beni cagiran Fizik Bolumu ve Saglik Bilimi yetkililerine tesekkur ediyorum. Boyle coskuyla bir araya gelmis insanlara Benim bir sey soylememe gerek yok diye de dusunuyorum.
Bir konu olarak ne konusayim? diye dusunurken, son iki yildir Bilim Tarihi konusunda ders verdigim aklima geldi. O yuzden Bilim Tarihinden bahsedelim dedim. Daha once fizikciydim biliyorsunuz. Yillarca teorik fizikte arastirmalar yaptim. Sonra biyoloji yonetiminde bulundum, birazcik siyasette bulundum. simdi tekrar dusunce ve yazma; tabi siyaset de dusunuluyordu ama, simdi daha rahat dusunme firsati var ve yazma ile vakit geciriyorum. Sabanci universitesinde haftada bir gun Bilim Tarihi konusunda ders veriyorum. Haftanin obur gunlerinde ise Feza Gursey Arastirma Enstitusunde calisiyorum, Bilim Tarihiyle ilgili incelemeler yapiyorum, anilarimi yaziyorum.
Ama, ozellikle cukurova universitesiyle ilgili pek cok anim var. Onlari anlatmaya girissem baska bir sey soylemeye gerek kalmaz. universitenizin kurulus yillarinda ben de Ortadogu Teknik universitesindeyken, sonra TuB ©TAKla ilgiliyken, bircok kez Sayin Mithat ozsanla bir araya geldik. Buraya daha evvel Sayin Kansu nun geldigini biliyorum, onunla bir arada bulunduk. universitenin ne kadar hizla gelistigini hayranlikla izledik.
Burada ilk fizik kongrelerinden birini yaptik. Burada calisan fizikci arkadaslarimdan bir cogu, Ortadogu Teknik universitesinden geldiler ve buyuk bir basariyla yeni buluslar yapmaya devam ettiler. Keza matematik dalinda, baska dallarda. ozetle tip alaninda bircok arkadasim var. Sayin Kadayifci ile yurt disinda bir arada bulunduk ve orada universitenizin degerli katkilarini sinav aninda gormus oldum, hayranlikla izledim. Ayrica, Adanadaki yasama katki yapan insanlarimizi biliyorum. ozetle cukurova universitesi, ulkemize en buyuk hizmetleri yapan bir universite olarak ortaya cikti. ogrencileriyle, ogretim uyeleriyle, tekrar ediyorum, daima ileriye giden, yeni buluslar yapan ve ulkemizin cagdas uygarlik duzeyinde oldugunu gosterecek calismalar yapan insanlar olarak goruyorum sizi.
Genellikle, cagdas, uygarlik duzeyine eriselim diye konusuruz ama, ben diyorum ki; Artik biz oraya erismek uzereyiz. Onun icin, Artik eriselim demeyelim, eristigimizi gosterelim. Onun icin bazi calismalarimiz var, onlari ortaya koyalim. Bu konuya biraz sonra gelecegim.
simdi konuma geleyim, Bilim Tarihinden bahsedecegim. Tabi hepsini anlatacak degilim. Ama Bilim Tarihini incelerken, benim ilk dikkatimi ceken su oldu. Bir bilimsel devrim konusu var. Ben lisede ogrenciyken, Bilimsel Devrim diye bir sey duymadim. Sonra universitede fizik calisirken de duymadim. Ancak Bilim Tarihiyle ilgilendigim zaman, Bilimsel Devrim diye bir asama, bir kavram oldugunu ogrendim.
Bilimsel Devrim denilen sey, Orta ve Bati Avrupada 16nci, 17nci yuzyilda yapilan, birbirinden onemli buluslar. ©ste Copernicus ile basliyor, Galileo ile devam ediyor, Kepler ile devam ediyor. Sonunda Newton ile fizik ve mekanik alaninda sonuca variyor ama, Vesalius ile basliyor anatomi alaninda. Sonra Harvey ile kan dolasimi bulunarak tipta devam ediyor. ozetle 16nci 17nci yuzyilda Orta ve Bati Avrupada yapilan buluslar, 2000 yildir dunyada hukum surmus olan eski caglar bilimini tamamiyla degistiriyor.
Eski cagda, Aristotelesden gelen fizigi, Batlamiustan gelen astronomiyi, Galenostan gelen bir buluslar silsilesi izliyor. 2000 yillik bir gelenegi degistirdigi icin, tam manasiyla bir devrim. Ama buna Bilimsel Devrim demek, son yillarda ortaya cikan bir deyim. Bence cok onemli bir deyim. Ve sunu iddia ediyorum ki; Bilimsel Devrim oteki siyasal devrimlerden daha onemli. Bunu soylerken, hicbir siyasal devrimi kucumsemiyorum. Ama baska bir sey var. Siyasal devrimler; mesela Fransiz ©htilali, Sovyetler Birligindeki Komunist ©htilali, baska cumhuriyet devrimleri, onlarin hepsi cok onemli. Yapildigi ulkedeki rejimi degistiriyor. Halkin yararina bir yeni duzene goturuyor. Yeni rejime, devrimden sonraki duruma insanlar bir sure sonra alisiyorlar ve devrim o anlamda bitmis oluyor.
Tabi bizde oldugu gibi, hala ona karsi cikanlar var. Onun icin devrim, yasadigini gostermek zorunda. Ama baska bir sey. O yine ayni seyi yasattigini gosteriyor. Fakat bilimsel devrim boyle degil. Bilimsel devrim, 16nci, 17nci yuzyilda yapilan buluslarla insanlara baska bir sey ogretti. Yeni bilgi uretme yolunu ogretti. Yeni ve gercekten ise yarar insanlarin yasamini degistiren, duzelten, daha mutlu yapan, daha guclu yapan yeni bilgi uretme yolunu gosterdi.
Arkasindan, biliyorsunuz Sanayi Devrimi geldi. Sanayi Devrimi ekonomiyi tamamen degistirdi. Ama orada kalmadi, ondan sonra devam edildi. once tarimda basladi. Sonra insaatta basladi. Ondan sonra imalat sanayi, derken kimya sanayinde devrim geldi. Ondan sonra elektronik ilerledi, elektronik alaninda devrim ortaya cikti. Ondan sonra atom enerjisi bulundu, atom enerjisi devrimi ortaya cikti. simdi butun bunlara ayri ayri Atom cagi deniliyor. Sonra Uzay cagina geldik. simdi, Bilisim cagindayiz., Biyoteknoloji cagindayiz diyoruz. Bunlarin hepsi ayri ayri devrimler, ayri ayri toplum yasamini degistiren seyler. Ama hepsi 16nci ve 17nci yuzyildaki Bilimsel Devrimin bir anlamda devami. cunku hepsinin yaptigi sey yeni bilgi uretme. O yeni bilgi ki; degisik alanlarda oluyor. Her yeni alanda yeni bilgi uretildiginde ve belirli bir miktara vardiginda, artik yasami degistirecek bir buyukluge variyor. O zaman yeni bir caga geldik deniliyor. Ama kullanilan yontem hep
ayni. Kullanilan yontem, iste 16nci, 17nci yuzyillarda ortaya cikan, gozleme dayanan, deneye dayanan, matematigi kullanan bilim yontemi. Bu yontemin bir defa bulunmasi, surekli devrimlere yol aciyor.
O bakimdan diyorum ki; Bilimsel Devrim, siyasal devrimlerden daha onemli. cunku daha kalici. Bitmiyor, belki bir gun biter, ama bugune kadar surekli yeni bilgiler uretilmeye devam edildi. Her alanda, muhendislikte, tipta, fizikte, kimyada, biyolojide ve her yeni bilgi uretimi de belirli bir miktara geldikten sonra, Yeni bir caga geldik deniyor. Ve Turkiyede de basinda, genellikle Aman bu yeni cagi kacirmayalim, Atom cagi cikti, aman bu cagi kacirmayalim. Sanayi Devrimini kacirdik, bunu kacirmayalim. simdi Bilisim cagi cikti, aman bu cagi kacirmayalim diye yaziliyor.
Hepsini kacirmamizin nedeni ayni. 16nci ve 17nci yuzyildaki bilimsel devrimin ne oldugunu anlamamak. Yeni bilgi uretmenin ne oldugunu anlamamak. Tabi, simdi bilenleriniz vardir. Ben sizin icin soylemiyorum ama, kamuoyumuzda genellikle bu algilanmiyor. Onun icin Bilimsel Devrim cok onemli bir olay. Bugun, bu konuda size biraz konusmak istiyorum izin verirseniz. Sikilirsaniz itiraz edin, bir seyler soyleyin, sorun, o zaman ben de degistiririm. Maksadim sizi sikmak degil, ama 30. yil kutlamasi olarak burada yeni bilimsel devrim yapacak insanlara seslenmekten de kivanc duyuyorum. Eski usul tahta olsaydi, tahtaya bazi tarihler yazacaktim, ama tahta olmadigi icin onlari kisaca soyleyeyim.
simdi uc sey gostermeye calisacagim bu bir saat icinde sizlere. Bir tanesi bu Bilimsel Devrim; iste fizikte, kimyada, biyolojide, tipta filan oldu, ama onun otesinde anlami var. Bilimsel Devrimin bilim disindaki, daha dogrusu fiziksel bilimler disindaki, sosyal bilimler alaninda, felsefede ve toplum yasamindaki etkileri. Onlari kisaca soylemek istiyorum. Ondan sonra, bu Bilimsel Devrim. ©ste 16nci, 17nci yuzyilda oldu.
Osmanli dunyasi cok tuhaf bir sekilde bu devrimlere uzak kaldi. Hala tam manasiyla anlasilmis degil. Nicin yuzyillarca bu gelismelere Osmanli dunyasi uzak durdu? Kulturel nedenler var, siyasal nedenler var. Ancak hicbiri tam manasiyla insani tatmin etmiyor. Ama olmus, bu ne sonuc veriyor? Yani Bati Avrupada 17nci yuzyildan 20nci yuzyila kadar, 300 yil bu gelismeler yasanirken, Turkiyede bunlara uzak durmanin bize ne zararlar verdigini kisaca soylemek istiyorum.
Bugun acaba, bu Bilimsel Devrimi kamuoyumuz ne kadar algiliyor ona deginecegim. ©lk soylemek istedigim, bu Bilimsel Devrim; ilk akla gelen iste fizik, mekanik ve bu alanlar disindaki etkileri. Bu etkileri iyice anlamak icin size bazi tahliller soylemek istiyorum. simdi Bati Avrupadaki gelismelerde soyle bir siralama kendiliginden ortaya cikiyor. Orta cagdan cikarken buyuk kesifler var. Portekizli Prens Henrynin mesela. 1394-1460, yani 15. yuzyilda Vasco da Gama . 1460-1524 Magellan, Amerikayi kesfeden Columbus: Buyuk kesifler bunlar. 16nci yuzyila kadar biraz gidiyor. Ondan sonra Ronesansin baslangici oluyor. Ronesans yazarlari, sanatcilari mesela unlu Leonardo Da Vinci 1452-1514, Michelangelo 1475-1564, Raphael 1483-1520. Raphael unlu ressam. Bu konuda bir hikaye anlatmak istiyorum. Ara vereyim biraz.
simdi ders verirken, Bilim Tarihi ogrencilerine gorev veriyorum, Bir konuyu hazirlayin, anlatin diyorum. Ben eskiden fizik dersi de verdigim icin, fizik dersi verirken, matematiksel formuller yazarsiniz, cok konusmazsiniz. Tarih dersi verirken anlatmak gerekiyor. Ben olaya alisik olmadigim icin ogrencilere bunu yaptirmaya calisiyorum Siz anlatin diyorum. Onlar da simdi usulunu buldular. Internet ten okuyorlar, cekiyorlar, getirip bana anlatiyorlar.
Biz tarihi inceledigimiz icin; ornegin Aristoteles, iste Plato, Eflatun eski Yunan felsefecileri onlari anlatiyorlar ve resim gosteriyorlar Internet ten cikmis. cok guzel ikili bir resim var. Aristoteles ile, Eflatun, Plato yan yana ayakta duruyorlar. Ben de soruyorum; Gercekten Aristotelesnun resmimi bu? Nereden biliyorsunuz?, Internetten cektik diyorlar. O zaman tabi dogrudur diyorsunuz. Sonra ben kesfettim ki; unlu ressam Raphaelin bir buyuk tablosu var, Eski Yunanda Akademi diye. Orada ayakta bir cok felsefeciler yapmis. Aristoteles ile, Eflatunun yan yana orada ayakta. Hep gosterdikleri resim o. Raphaelin yaptigi, Aristoteles ve Eflatun tablosu. Hep Internette oldugu icin, ne zaman sorsaniz o resimler karsiniza cikiyor. Ama onlari yapan Raphael. Adam buyuk sanatci oldugu icin, gercek varsayiyoruz ve Aristotelesyu, Platoyu oyle taniyoruz. Neyse bu bir hikaye.
Ondan sonra 16nci yuzyilda dinde reformcular var. Martin Luther (1483-1546), Calvin (1509-1584) Sonra bilimsel arastiricilar basliyor. Copernicus (1473-1543), Galileo (1564-1642), Felsefeci Francis Bacon (1561-1626), Kepler (1571-1630), Harvey (1578-1657), Newton (1642-1727) Bakin geldik 17nci yuzyila. Ondan sonra felsefeciler var. Hobbes (1589-1679), Locke, unlu ©ngiliz felsefecisi (1632-1704) ©ste Grotius, uluslar arasi hukuk bilgini (1583-1645) Voltaire (1694-1778) Ondan sonra uygulama fasli basliyor. Mesela buhar makinesini yapanlar. Thomas Savery, Denys Papin, James Watt (1736-1814) simdi tahtaya yazsam daha iyi anlasilacakti, ama demek istiyorum ki; boyle bir silsile var. once buyuk kesifler basliyor Afrikayi dolasiyorlar, Amerikaya gidiyorlar, tabi onlarla ilgili bircok ilerlemeler oluyor. Ondan sonra Ronesansin yazarlari, sanatcilari geliyorlar. Edebiyatta yeni fikirler getiriyorlar. Sanatta dogaya donusu temsil eden ve matematigi, perspektifi
kullanan buyuk eserler meydana getiriyorlar. Sonra dinde reformlar yapiliyor. Dinde reform yillardir sure gelen bir Katolik doktirini de degistirdigi icin, onun yerine baska bir sey getirdigi icin, tabi zihinlerde buyuk bir acilim meydana getiriyor. Ondan sonra bilimsel buluslar basliyor. Copernicusun, Brahenin calismalariyla basliyor. Ondan sonra felsefede, sosyal bilimlerde bir acilim gorunuyor ve Voltairein, Montesquieunun, Rousseaunun calismalari, eserleri, yazilari demokrasiye giden yolu aciyor. Arkadan Sanayi Devriminin uygulayicilari geliyor. Boyle bir sira var. Kesifler, cografi kesifler, Ronesans ve Reform onculeri, ondan sonra onlarla beraber olmakla beraber, daha sonra bilimsel buyuk buluslar, sonra onlarin felsefeye, sosyal bilimlere, sosyal yasantiya etkileri, arkasindan demokrasiye etkisi.
simdi bu siralama, bana sunu gosteriyor. Bu Bilimsel Devrim ile yapilan buyuk buluslar, sadece fizikte, mekanikte kalmiyor. Bunlar, insanlarin fikir dunyasini degistiriyorlar, dunyaya bakisini degistiriyorlar ve o degisim sonunda arkadan gelen daha onceden baslamis olan degisim, bu buyuk buluslarin getirdigi atilimla suratleniyor ve ondan sonra bizim bildigimiz cagdas dunya ortaya cikiyor.
Bunu en iyi yasayanlardan biri de Galileo. Buyuk buluslar denirken, once Copernicustan bahsedilir. Copernicusun dunyanin gunes etrafinda dondugunu soyleyen eseri 1543te yayinlandi. O yuzden Copernicus yeni astronominin kurucusu diye bilinir. Fakat Copernicus, mutevazi bir insan, yeni bir devrim yaptigini iddia etmiyor. Belki farkinda, ama Aristotelesdan gelen, eski dunyadan gelen ve Katolikligin doktirin olarak kabul ettigi, dunyanin evrenin merkezinde oldugu fikrine karsi cikiyor gibi gorunmemek icin. O kitabinda bir onsoz var, orada deniyor ki; Biz burada dunyanin, evrenin boyle oldugunu iddia etmiyoruz. Bir matematiksel model olarak bunu oneriyoruz. Bunun da bazi faydalari var. O zamana kadar Aristotelesdan gelen, Ptolemaiostan gelen anlayis, dunyanin evrenin merkezinde oldugu, gunesin ve butun oteki gezegenlerin dunyanin etrafinda dondugu seklinde. Biz ona bir alternatif matematiksel model getiriyoruz diyor. simdi biliyorsunuz; bu eski dunyadan
gelen, eski caglardan gelen anlayis, dunyanin evrenin merkezinde oldugu. Aristoteles bunu kabul ediyor ve felsefesine koydugu icin devam ediyor.
Ptolemaios ona gore bir evren sistemi yapiyor. Sonra Thomas Aquinas baslayacak. Katolik doktirininde bunu yerlestiriyor. ©ncilde bu tam manasiyla yok. ©ncilden buna benzer seyler buluyor ve sonra bunu Katolikligin esas doktirini olarak yerlestiriyor. Boylece Aristotelesnun fizigiyle, Aristotelesnun felsefesiyle Katoliklik doktirini butunlesmis oluyor. oyle olunca da tabi degismez cok guclu bir doktirin ortaya cikmis oluyor. Hem dunyayi izleyen bilim insanlari; Aristoteles gibi insanlar, Ptolemaios gibiler, dunya buyukleri ayni seyi soyluyorlar. Dunya evrenin merkezindedir, hepsi gunes etrafinda donerler ve orasi ideal, mukemmel dunyalardir.
Copernicusun getirdigi yeni sistem bunu degistiriyor. Fakat cok zor bunu degistirmek. Onun icin o ise girismiyor, fakat oldugu gun kitabi yayinlaniyor. olum doseginde kitabini gordugu soylenir. Ondan sonra Galileo asil isi degistiren. Galileo, Copernicustan asagi yukari 60 sene sonra ortaya cikiyor. Size tarihlerini verdim galiba, (1564-1642) 1543te Copernicus oluyor, Galileo 1564de ve 1600lerde eserler vermeye basliyor. Ve Galileo Copernicus gibi bir insan degil. O yanlis gordugu bir seyin, yanlis oldugunu soyluyor ve insanlarin buna inanmasi icin ugrasiyor. Biliyorsunuz bu cok tepki uyandiriyor. Galileonun calismalari duyuldukca ©talyanin guneyinde o zaman Romada, Papa, Katolikligin basi olarak bundan rahatsiz oluyor. Kendisine soyluyorlar; Galileo bir kitap yazacak, orada Copernicus sisteminin dogru oldugunu soyleyecek, bunu onlemek gerekir diye. onlemeye calisiyorlar.
Galileo ote yandan dine bagli bir insan. ©ki kizi manastirlarda okuyor. Kendisi de saglam bir Katolik. Fakat bilim insani kendi gozleyerek, deney yaparak, matematiksel yoldan ispatladigi dogrularin ©ncile uygun olmamasina aldirmiyor. Ben bunu kesfettim dogrudur diyor ve bunu duyurmak istiyor, herkese soylemek istiyor. Hikaye uzundur, kisaltarak soyleyeyim. Zaten bildigimiz hikaye ama, son zamanda guzel kitaplar cikti. Galileonun Kizi diye bir kitap cikti. Tavsiye ederim buradaki genclere. TuB ©TAKin populer kitaplari arasinda cikti. Oradan bir cok sey ogrendim ben. Sonra Alexandre Koyr éin, Bilim Yazilari diye gene TuB ©TAKin populer kitaplari arasinda bir kitap cikti. Orada da Galileonun macerasi cok guzel anlatiliyor. Oradan okudugum seyleri size soyluyorum.
Galileoyu, Romaya cagiriyorlar, orada dostlari onunla konusuyor. Daha evvel baska bir sey oluyor. Hollandada birisi teleskopu icat ediyor. Bunu duyunca Galileo getirtiyor o teleskopu, nasil bir sey oldugunu goruyor ve kendisi o teleskopu gelistiriyor, daha 30 kat buyuten bir teleskop yapiyor ve onunla goge bakiyor. Gokte o zamana kadar kimsenin gormedigi seyleri goruyor. Jupiterin uydularini goruyor. Samanyolunu goruyor, ayin uzerindeki arizalari goruyor, gunesin lekelerini goruyor ve bunlari, Yildizlarin Habercisi diye bir kitapta yayinliyor. Bu kitap, o zaman Bati Avrupada cok satan bir kitap oluyor ve bu kitapta Jupiterin uydulari oldugu yaziliyor ve gorerek yazilmis. Eger Jupiterin uydulari varsa o zaman demek ki; etrafinda donen seyler olmasi boyle bir gezegenin mumkun. Dunyanin da gunes etrafinda donmesi mumkun. Sonra bir yeni kitap uzerinde calisiyor. Orada Copernicusun sisteminin dogru oldugunu soyleyecek. Bunu dedigim gibi haber alinca Papa,
cagirtiyor kendisini, Boyle sey yapma, yoksa seni mahkum ederiz diyor.
Galileo da Papa ile konusuyor ve Ben dogrudan dogruya bunu soylemem, okuyan anlasin. Ben gorduklerimi anlatirim merak etmeyin. Aciktan Copernicus sistemi dogrudur demem. Aristotelesnun sistemi yanlistir demem diyor. Ondan sonra kitabini yayinliyor. Kitapta bir tiyatro eseri seklinde 3-4 kisi konusuyorlar. O konusanlardan biri Copernicus sistemini koruyor. Anlatiyor birisi, Ptolemaios sistemini savunuyor, ucuncu sahista tarafsiz olarak dinliyor. Ve cok hos okunan, kolay okunan fiziksel olaylari iyi anlasilacak sekilde anlatan bir kitap. Ama o kitabi okuyunca anliyorsunuz ki; Copernicusun sistemi dogru, Aristotelesnun sistemi yanlis. Acikca soylemiyor ama, okuyan anliyor. Bunu gorunce geri Papaya gidiyorlar ve Galileo sizi kandirdi, gene Copernicus sistemini koruyan bir kitap yazdi diyorlar. ©ste ondan sonra biliyorsunuz, cagiriyorlar Romaya. 70 yasinda Galileo. Orada mahkemeye cikariyorlar, daha evvel de haber gonderiyorlar, Benim yazdiklarim yanlistir
dersen seni birakacagiz, demezsen iskence goreceksin.
Daha evvel de ornekler olmus. Giordano Bruno vardir, bilirsiniz onu Romada yaktilar. Boyle seyler soyledigi icin. sakasi yok. Galileo Peki diyor, Evet benim soyledigim yanlistir diyor. Ama ondan sonra oradan cikiyor, kendi koyune donuyor ve orada baska bir kitap yaziyor. Yazdigi kitabi da Bati Avrupada yayinlatiyor. O mucadelede Papa aslinda gorunuste kazanmis gorunuyor, ama aslinda kaybediyor. cunku Galileonun kitabi, Bati Avrupada yayinlaniyor. ©talyanca yaziyor herkes okusun diye, Latince yazmiyor. ©talyanca oldugu icin okuyorlar, tercume ediyorlar ve Copernicusun sisteminin dogru oldugunu butun bilim insanlari kabul ediyorlar ondan sonra. Papanin yasaklamasina ragmen gercegin ne oldugu meydana cikiyor. Zaten Galileoda oyle anlatiyor dostlarina. Diyor ki; Bana zorlan bunlar yanlis dedirttirdiler. Ben bunu kabul edemem. cunku, Bati Avrupada yasayan bilim insanlari bizim bir seyden anlamadigimizi, bir seyi fark etmedigimizi sanmasinlar. Bizim de
gozumuz var, aklimiz var, gercegi gordugumuzu onlarin da bilmesini istiyorum. Onun icin ben bu kitabi yayinliyorum, bunlar da okuyorlar, anliyorlar baska caresi yok bu isin diyor.
Ve gercekten, Galileo basari sagliyor. Tabi Papanin da maksadi Galileoya kotuluk etmek degil, Galileoyu iyi taniyor, ama bir savas var o zaman, 30 Yil Savasi var. Din savasi. Protestanlik cikmis. Protestanlarla Katolikler savasiyorlar. Katoliklerin basinda Papa var, Protestanlar Katoliklerin doktirinini reddediyorlar, ama Katolikligin doktirininde dunyanin evrenin merkezinde oldugu meselesi oldugu icin, Galileonun kitabini kabul etmek, Papaya Katoliklige ihanet etmek gibi geliyor. Onun icin bu mahkemeyi yapiyorlar, neyse onlar basari saglayamiyorlar, Galileo basari sagliyor ve gercekten evrenin kendi gozledigi gibi oldugunu anlatiyor.
unlu bir mektubu vardir Galileonun. Oradan bir sey okumak istiyorum. cunku zaman zaman soylenir. Duses Christina diye bir dusese, o zaman Galileo bir mektup yazar. Orada kendi anlayislarini anlatir. Tekrar edeyim kendini iyi bir Hiristiyan iyi bir Katolik varsayiyor Galileo. O bakimdan doktirine karsi geldigi fikrini degil, ama Doktirini yanlis yorumluyorlar, oyle sey olmaz, esasi benim soyledigimdir demek istiyor. 1615te, Duses Christinaya yazdigi mektuptaki sozleri soyle:
Doga felsefesi her zaman onumuzde acik duran buyuk bir kitapta, yani evrende yazilidir. Ama once dilini kullandigi simgelerin anlamini ogrenmeden bu kitabi anlayamayiz. Kitap matematik dilinde yazilmistir ve simgeleri ucgenler, daireler ve oteki geometrik sekillerdir. Onlarin yardimi olmadan kitabin tek bir sozcugu anlasilamaz ve insan karanlik bir labirentte bos yere dolasir durur
Galileonun bu sozu cok unludur. Butun bu cumleleri soylemezler, genellikle evren matematik dilinde yazilmistir diye soylenir. Esasi bu sekilde. Esasi daha hos. Gene o yillardaki baska gelismeler, simdi sunu anlatmaya calisiyorum; Galileonun bu yaptiklari ve kendisinin adeta bunun propagandasini yapacak sekilde kitaplar yazarak herkese bunu duyurarak ortaya cikmasi, buyuk bir gelisme doguruyor. Cipernicustan sonra bu olmuyor, ama Galileodan sonra oluyor. Tabi bu arada Kepler var. Hepsini anlatamiyorum. O da buyuk katkilar yapiyor, ama propaganda yapma isini en iyi Galileo yapiyor ve Bati Avrupadakiler bunu fark edince, tabi onlar bu arastirmalara girisiyorlar. ©ste sonunda biliyorsunuz, Newton unlu eserini Doga Felsefesinin Matematik Esaslari kitabini yazarak fizigin, mekanigin temellerini kuruyor.
1600lu yillarda ©ngilterede baska bir sey oluyor. Orada Fransiz Bacon, hem felsefeye merakli hem siyasetci, kendisi bilim insani degil, arastirma yapmiyor, ama bilimin felsefesini yapiyor, bilime merakli bir insan. Onun unlu bir kitabi var, Yeni Organon diye, Aristotelesya nazire olarak yazdigi bir kitap. Kitabin bir ozdeyisler bolumu var. Oradan bir ozdeyis size okuyacagim, o da cok unludur, her zaman soylenir, ama esasi boyle.
Diyor ki Bacon: ©nsan bilgisiyle insan gucu birbiriyle ortusur, birbiriyle ozdestir. Bu da Latince, o bakimdan tam ne dedigini ben soyleyemiyorum, ama ©ngilizce tercumesinden, bir iki farkli tercume olarak en hosuma giden bu oldu. ©nsan bilgisiyle insan gucu birbiriyle ortusur, cunku neden belli degilse sonuc elde edilemez. Dogaya egemen olmak icin ona itaat etmek gerekir ve gozlemde gorulen neden, eylemde kural olur. Ben cok begendim bu ozdeyisi. cunku, uc cumlede doga felsefesinin esasini anlatiyor gayet kesin bir sekilde, gayet acik bir sekilde. cok basit oldugu icin de insan anladigini zannediyor, ama sonradan goruyor ki anlamamis.
Ama Bacon buna inandigi icin, Tabi kitap daha uzun, boyle pek cok ornekler veriyor ve o zaman iste krala bir dilekce veriyor. O dilekcede 100 kadar proje var. Kendisi inandigi icin, Nedenini degistirerek sonucu degistiririz. ©ngilterenin gucunun artmasi icin, bu projeleri yapalim diye krala oneriyor. Bunlari yaparsaniz, ©ngilterenin gucu artar diyor, ve o da tabi iyi bir sey. ©stediginiz gibi yol alirsiniz her tarafa. Ama kral inanmiyor, fakat baska inananlar var. Baska inananlar bir araya geliyorlar ve unlu Royale Societyi kuruyorlar 1660 yilinda. Onlarin Royale Societyi kurarken soyledikleri sey de su: Biz deneysel, gozlemsel, fizik ve matematiksel buluslar yapmak icin bir kurum ortaya cikaracagiz.
Amaclari dogrudan dogruya, Galileonun ortaya cikardigi yolda ilerleyerek yeni buluslar yapmak, doganin sirlarini kesfetmek. Bunun icin de kullandiklari deney, gozlem ve matematiksel yontemler. Ve bu ©ngilterede biliyorsunuz cok basarilar elde ediyor. ©ste Royale Society, hele ilk yillarda cok basarili oluyor. Boyle gibi Hook gibi taninmis bilim insanlari onun uyesi. Newton oraya sonra uye oluyor. Newtonun buyuk buluslari ortaya cikinca, tabi daha buyuk itibar kazaniyorlar. Ve baska bir sey ortaya cikiyor. Newtonun, ozellikle doga felsefesini matematiksel yollardan anlatmasi ve evrenin ta uzaklardaki yildizlar, kuyruklu yildizlar, gezegenler, gunesin kendisi, dunyanin uzerindeki butun hareketler, onlarin hepsinin basit 3 yasayla aciklanmasi ve matematiksel yoldan bunun dogru oldugunun adim adim gosterilmesi, buyuk bir etki yapiyor.
simdi tabi bunlari biz hepimiz lisede okudugumuz icin, bize etki yapmiyor, ama kendinizi o zamanki insanlarin yerine korsaniz o zamanki anlayista iste dunyadaki olaylari goruyorsunuz. Ama aciklamaya calisan pek cok kisiler var. Mesela Simyacilar var. Altin elde etmeye calisiyorlar maddeleri karistirarak. Bir takim buyuculer var. Ne yapmak istedikleri belli degil, ama ugrasiyorlar bir seyler yapmaya calisiyorlar. Zanaatkarlar var, onlar kendi zanaatlarini ilerleterek yeni buluslar yapmaya calisiyorlar. Hepsi ugrasiyor, fakat esasli bir sey elde edemiyorlar. Fakat Galileo bu esasli bilginin nasil elde edilecegini gosteriyor. Bacon onun felsefesini yapiyor. Descartes ayni seyi yapiyor ve bu yeni yontem ortaya cikinca bunun sonuclari kendini gosteriyor. ©ste en buyuk sonucu da o zaman Newtonun yasalari ile ogrenin ve dunyanin uzerindeki butun mekanik, butun fiziksel hareketlerin ayni yasalara bagli oldugunu ve matematiksel formullerle onceden sonuclarinin
belli olacaginin ortaya cikmasi.
Bu insanlara buyuk bir uyanma getiriyor, yani olaylarin nedenleri bizim kontrol edemedigimiz kutsal ilahi varliklar degil. Olaylarin nedenleri, baska olaylar. Dunyadaki baska olaylari incelersek, bu olaylarin nedenlerini bulabiliriz diyorlar. ©ste ornekleri de var. Yol budur, bunu incelemenin yolu da gozlem yapmaktir, deney yapmaktir ve elde ettigimiz sonuclari da matematiksel yoldan bir araya getirmektir. Bu anlayis ortaya cikiyor. Bu anlayis felsefecileri etkiliyor, simdi onu anlatmaya calisiyorum.
ornegin John Locke, ©ngilizlerin o zamanki onemli bir felsefecisi. Psikolojide cigir acan bir kitap yaziyor biliyorsunuz. O kitapta insanlarin butun duygularinin, dusuncelerinin ozellikle fikirlerinin hepsinin, etrafta gordugu olaylardan, aldigi duyumlardan ciktigi yer aliyor. ©nsan dogdugunda zihni bir bos kagit gibidir, bos sayfa gibidir, ama bu kagit duyumlarla dolar ve fikirler sonradan cikar. Yani mekanikci bir anlayis getiriyor psikolojiye. Tabi bugunku psikologlar bunu tam kabul etmiyorlar. Onlarin etkisi var, baska etkiler var diyorlar ama olay oyle basliyor. Bunun mekanik yoluyla, bir neden sonuc iliskisiyle insanin ruhi durumunu anlamaya calismasi, Lockeun bu kitabiyla basliyor.
Locke, Newtonun dostu. Tam bilmiyorum; Newtondan ne ogrendi, ama herhalde etkisinde kaldigindan kusku duymuyorum. cunku yaklasimlari ayni. ©kisi de neden sonuc iliskisiyle dunyadaki olaylari birbirlerine baglamaya calisiyorlar. Ondan sonra bu sekilde sosyal olaylara, felsefeye bu anlayisi getirmek Fransaya geciyor. Voltaire, bildigimiz yazar. O zaman Fransada kral sansuru tarafindan hapse atiliyor, cikiyor, ©ngiltereye kaciyor. ©ngilterede iki yil kaliyor. Orada Newtonun fizigini ogreniyor. Kendisi fizikci degil, ama basit bir sekilde dunya olaylarinin ogrenip aciklandigini goruyor. cunku o zamana kadar, dedigim gibi; ilahi guclerle her sey aciklanmaya calisiliyor ve tabi Katolik doktirin de bunu kullanarak insanlara baski yapiyor. Kendi egemenliklerini devam ettirmek icin, evrenin o doktirinde oldugu sekilde yonetildigini kullaniyorlar. oyle olmadigini, evrenin basit bir izahi oldugunu, mekanik bir izahi oldugunu gorunce durum degisiyor. Voltaire
bunu anlayinca, zaten Katolik doktiriniyle ugrasan bir insan; bunu Fransaya tanitiyor.
Newtonun fizigini ilk defa Fransaya tanitan insan, yazar, Voltaire fizikci birisi degil. O zaman Fransada Descartesin fizigi ragbette, ama Descartesin fizigi dogru degil. Descartesin felsefesi, matematigi cok ileri, fakat fizikteki yaklasimi yanlis. Voltaire, Newtonun yaklasimini getiriyor. Bu defa Fransadaki sosyal dusunce etkileniyor. Tabi ne kadar etkiliyor ben bilemiyorum, ama tarihlere bakiyorum, arka arkaya geldigi icin; mesela Jean Jacques Rousseaunun o zaman cikip toplum sozlesmesi kitabini yayinlamasi o tarihlere rastliyor. O kitapta biliyorsunuz; insanlarin daha mutlu olmak icin devlet kurduklarini, bir araya geldiklerini anlatiyor. Kitabinda,Mutlu olmak icin bir araya gelen bu insanlar, onlari daha mutlu yapmayan bir yonetimle karsi karsiya kalirlarsa, o yonetimi degistirmeye haklari vardir diyor. simdi bu, neden - sonuc iliskisini orada kullanmaktan baska bir sey degil. Mutlu olmak istiyorsunuz, devlet kuruyorsunuz ve olamiyorsaniz demek ki
iyi yonetilmiyorsunuz. oyle ise yonetimi degistirelim, ama bu o zamana kadar soylenen bir sey degil. Krallar var, onlar hic degismiyorlar. Ona ragmen bunlari soylemek baska bir anlayis.
Bana oyle geliyor ki; bu anlayisla Galileonun, Newtonun dunyada, evrende neden-sonuc iliskisinin gecerli oldugunu gostermeleri, sonra Locke un bunu alarak psikolojide kullanmasi cok onemli etki yapiyor. ornegin Lockeun, Butun fikirlerimiz duyumlardan cikar yaklasiminin baska onemli bir sonucu egitimde oluyor. Tabi egitimin onemini evvelden de biliyorlar, bilmiyor degiller, ama bu kadar acik bir sekilde, Butun fikirler duyumlardan geliyor, etraftan geliyor, zamanla olusuyor dediginiz zaman, tabi egitimin degerini daha da arttiriyorsunuz ve daha iyi bir toplum istiyorsaniz, insanlarin daha mutlu yasamasini istiyorsaniz, onlari daha iyi egitmeniz gerekir.
Rousseau nun egitimle ilgili unlu bir kitabi vardir, o bundan cok etkileniyor. Ayni sey zaten Galileoda var. Galileonun bu bahsettigim mektubunda, Duses Christinaya mektubunda, birde ©ncil fasli var. Orada, ©ncilden yorum yaparak diyor ki; Fizigin boyle oldugunu bize soyluyorlar buna haklari yoktur. ©ncil, fizik kitabi degildir diyor.
©ncil bize baska sey anlatir. Bizim manevi dunyamizi aydinlatir, ama evrenin nasil oldugunu ©ncil bize soylemez diyor.
Bence bu laik egitimin o zamanki ifadesi. Egitimde, biz bilime dayanmaliyiz, din kitaplarina dayanamayiz. Bunu ilk defa Galileo orada soyluyor, 1600lerde soyluyor. Sonra geliyorum Fransaya tekrar. simdi Fransada Rousseaunun, Votairein bu calismalari ve kralin istibdadi, bir tarafta da Katolikligin istibdadi, bunlardan kurtulmak isteyen yazarlarin gayretleri. Bunlar bu yeni bilgilere sariliyorlar. ©yi bir tesadufle o zaman bir ansiklopedi cikarilmasi soz konusu Pariste. Diderota geliyorlar o unlu yazar ve felsefeci Diderota, Bir ansiklopedi var, ©ngilizceden tercume edin diyorlar, Peki diyor. Sonra bu o isi buyutuyor, tercumeyi birakiyor, Biz kendimiz buyuk bir ansiklopedi yazalim diyor. Arkadaslarini cagiriyor, matematikci ve yazar Dalambere, Voltairee olsun hepsine soyluyorlar. Ve bu buyuk ansiklopedide o zaman iste Galileodan baslayarak, Copernicusten baslayarak bununla butun yeni bilgileri, tabi tiptaki bilgileri, Harvey in buluslarini, biyolojideki
buluslari, hepsini, yeni bilgileri bu ansiklopediye koyuyorlar. Ayni zamanda da Katolik doktirine aldirmayan bir yaklasimla, yani ,Bir tanri vardir, tanri dunyayi, evreni yaratmistir, ama ondan sonra birakmistir. Ondan sonra evren, tanrinin koydugu yasalara gore kendi kendini yonetir. Tanri artik bir seye karismaz. Evreni, dunyayi anlamak istiyorsaniz, siz kendiniz gozlem yapin, mutlu olmak istiyorsaniz aklinizi kullanin. Bu yaklasimi bir cok yazida gosteriyorlar. Tabi kral, bundan hoslanmiyor. ©kide bir kapaniyor, durduruyorlar yayini, fakat gidiyor o, hapse giriyor, cikiyor, aldirmiyorlar. 20 sene boyunca bu ansiklopedi cikiyor. Bu, buyuk ansiklopedi, iste aydinlanma cagi dedigimiz cagin, en onemli belgesi.
Bunu yalniz ben soylemiyorum, sosyal bilimler de bunu soyluyor, tarihciler de soyluyorlar, tabi baska belgelerde baska yazilar var. Ama onemli bir belge, bu buyuk ansiklopedi. Bu buyuk ansiklopedinin cikmasinda fiziksel buluslar, Galileodan Newtondan gelen buluslar cok onemli yer tutuyor. Zaten Dalamber matematikci. Mesela Diderot?n baska bir kitabi var. Onu da soyleyeyim; bu eglenceli bir sey. Ben bunlari ogrendigim zaman, kendi kendime dedim ki; ©ste insan kadercilikten boyle kurtulur. Hatta bir, iki yazi da yazdim. Olaylarin nedenini, sonucunu o sekilde aciklamaya baslarsaniz, o zaman kadercilikten kurtulursunuz. Bizim ulkemizde de hala bu tam manasiyla gerceklesmis degil. Pek cok insanimiz sikisinca kadercilige birakiyor isi, gerekeni yapmiyor. Kader bu isin hakkindan gelir diyor. Nasil geldigini bilmiyor tabi. Onun icin ben bunu gorunce kendi kendime demistim herhalde, onlar da bu sekilde kadercilige karsi cikmak dusunde. Sonra baktim ki; Diderot,
Kaderci Juck isimli bir kitap yazmis. Kaderci Juck diye bir uydurma Juck karakteri cikarmis. ©kide, birde Juck basina bir sey gelecegi zaman Ne yapayim, kaderimde ne varsa o olur, olmazsa olmaz diyor. Kendi kendini avutuyor. Yani onlar da bu isi yaparken, bu yoldan giderek neden-sonuc iliskisini bu sekilde cesitli bilimlerde, cesitli bilgilerde var oldugunu gostererek, insanlari kadercilikten kurtarmayi dusunmus olmalilar.
Hakikaten de kurtardilar sonra. simdi oraya gelecegim. Daha sonra da bu Aydinlanma cagi, arkasindan Sanayi Devrimini getiriyor. Tabi orda ekonomik, sosyal nedenler var. ©ngilterede o zaman buyuk kesifler, tabi denizciligi cok gelistiriyor. Denizciligin gelismesi demek; ormanlardaki agaclarin kesilip gemi olmasi demek. Bu girisim ormanlardaki agaclari azaltinca, bu defa agaclari isi elde etmek icin yakmak isteyenlere yeni bir gereksinme doguyor. Onlarin, o zaman ©ngilterede isiya ihtiyaclari var. Madenden maden cikarmak icin. cunku, Maden Sanayii baslamis. Madenleri eritmek lazim. Onun icin isiya, atese ihtiyac var. Isi icin de, ates icin de bir sey yakmak lazim. Komur, odun yakiyorlardi, fakat gemiler yapilinca odun azaldi. Bu defa, Komur yakalim diyorlar, komuru madenden cikaracaklar. Komuru madenden, derinden cikarirken bir zorluk var, su basiyor madeni. Suyu bosaltmak gerekiyor komuru cikarmak icin. Suyu nasil bosaltacaksiniz? Pompayla, tulumbayla.
Pompayi calistirmak icin enerjiye ihtiyac var. O enerji nereden gelecek, atlari kullaniyorlar. Atlari arka arkaya diziyorlar, atlar cekiyor ipleri, oylece tulumbalar calisiyor. Boyle yuzlerce ati arka arkaya diziyorlar madenleri calistirmak icin. Bakiyorlar ki olmayacak, oradan akillarina geliyor ki; Biz baska turlu bir enerji elde edelim, isidan enerji elde edelim. Olur mu, olmaz mi? ©ste fizikciler yardim ediyor, ama aslinda orada fizikciden cok zanaatcilar, bu makineyle ugrasan zanaatcilar buhar makinesini yavas yavas buluyorlar. Hemen bulamiyorlar, birkac denemeden sonra, en nihayet James Watt, fizikcilerle konusarak bildiginiz buhar makinesini yapiyor.
Buhar makinesinin cikmasi, tabi yeni bir enerji elde etmek oluyor. Fabrikalari bu defa buhar makinesiyle calistiriyorlar. Sanayi devrimi oyle basliyor. Yani, sanayi devriminin enerji acigi boyle kapatiliyor. Tabi ekonomik nedenler ayri, onlar da geliyorlar, ama ondan sonra hep devam ediyor. Orada kesecegim isi, fakat demek istiyorum ki; bu gelismede bilimsel devrim, sadece fizikle, matematikle sinirli kalmiyor. ©nsanlarin zihnini baska turlu dusunmeye sevk ettigi icin, tabulardan kurtardigi icin, Katolikligin baskisindan kurtardigi icin, felsefecilere yol gosteriyor, oradan demokrasiye giden yol aciliyor ve arkadan sanayi devrimi geliyor ve hep devam ediyor.
Peki, bu arada Osmanli dunyasinda ne oluyor? Osmanli dunyasi, hic anlamadigim bir sekilde butun bu gelismelere kayitsiz kaliyor. Tabi sonunda muharebelerde Osmanli ordusu kazanmamaya baslayinca, bir degisiklik oldugunu fark ediyorlar, ama o zamana kadar fark etmiyorlar. sunu belirtmeliyim, simdi 16. yuzyila kadar Osmanli dunyasi ile Bati Avrupa arasinda onemli bir fark yok. onemli bir uygarlik farki yok. Bunu en acik olarak savaslarda goruyorsunuz. Kanuninin seferlerinde Osmanli ordulari genellikle kazaniyorlar. Daha evvel de kazaniyordu. Harp alani, savas meydani, iki ulusun gucunu en iyi sinayan yerlerdir. Teknik gucunu, insan gucunu her turlu gucunu. O zamana kadar Osmanlilar genellikle kazaniyorlar. Demek ki; 16nci, 17nci yuzyila kadar Osmanli uygarligi ile Bati uygarligi arasinda onemli bir fark yok. Tabi Mimar Sinanin camileriyle, Romadaki buyuk kiliseler arasinda bir fark yok. Yani din farki var, ama bina olarak, mimari olarak ikisi de saheserler.
Daha dun bir arkadasimin konusmasini duydum Dilber Oltayli. Mimar Sinanin, Selimiye Camiini 16nci yuzyildaki Batidaki Ronesansin en onemli eserlerinden biri diye tanitiyordu. oyledir, yani mimarlikta o zaman, 16nci, 17nci yuzyilda, dogu ile bati arasinda bir ustunluk farki yok. Keza, hastaneler derseniz, o zaman Anadoludaki hastaneler, Rumelideki hastaneler batidakilerden geri degil. ©ste kervansaraylar, yollar, kopruler, yonetim bicimleri. Yani bir uygarlik, guc farki yok o zamana kadar. Bu guc ne zaman, bu fark ne zaman ortaya cikiyor? ©ste bu 16nci ve 17nci yuzyildaki Bilimsel Devrimden sonra. Bilimsel Devrimden sonra, Bati Avrupa ilerlemeye basliyor. Osmanli dunyasi oldugu yerde kaliyor ve bu onemli fark hala kapanmadi. Ama, iste o zaman basliyor, 17nci yuzyilda basliyor, 1600lerde basliyor.
Tabi baska orneklerde var, onlari da isterseniz soylerim, ama bu onemli bir fark. Biz genellikle bu gunlerde, Bu gunlerde demeyeyim, son yillarda, siyasette; her muhalefet, hukumete kizar, her hukumet, muhalefete catar. ©ste biz herkese catariz filan. Bu sikintilardan kurtulamiyoruz. Nedir bunun sebebi? Bunlarin sebebi, ne bugunku hukumet ne dunku hukumet, hicbiri degil. Bunlarin temel sebebi, 17nci yuzyilda batida bu gelisme baslarken, Osmanli dunyasinin buna kayitsiz kalmis olmasi. cunku bu. 300 yillik bir gecikme meydana cikardi. Yeni bilgi uretme arastirmayla, deneyle, gozlemle olur. Bu yol Turkiyeye, Cumhuriyet doneminde, 1933 reformuyla ©stanbuldaki universite, Ankaradaki Yuksek Ziraat Enstitusu ile geldi.
Halbuki iste, 1600lerde, 1630larda bu soyledigim gelismeler Bati Avrupada basladi, Orta Avrupada basladi. 1630dan 1930a, 300 yil fark var. Bu 300 yillik gecikme bizim bugunku esas sikintilarimizin nedenidir. Butun sanayi devrimi, kimyasal, elektronik tedbir, hepsi sonradan geldi. Biz hepsine arkadan yetismeye calisiyoruz. cunku basinda beraber degildik. simdi bakin bir buyuk sosyal gelisme olurken basinda buna girmezseniz, ne kadar farklar oluyor. Basinda girerken, bir yeni bulus var, o bulusu uygulayacaksiniz. Umutla gelecege bakiyorsunuz ve hep iyi tarafini goruyorsunuz ve onu daha cok anlamak, gelistirmek yeni alanlara uygulamak istiyorsunuz, ugrasiyorsunuz, enerjinizi koyuyorsunuz, sonunda herkes ayni seyi elde etmiyor, ama siz de herkes gibi onun icinde oluyorsunuz, bir seyler elde ediyorsunuz, o akima giriyorsunuz basinda. simdi basinda girmezseniz, beklerseniz, mesela;
ozellikle Genc Osmanlilar, Namik Kemal, Ziya Pasa filan, zamaninda Osmanli uygarliginin geride kaldigini goruyorlar. Batidaki ileri devletleri goruyorlar. Ziya Pasanin unlu seyi vardir. Her tarafi gezdim kasaneler gezdim, Osmanli dunyasinda harabeler gordum der. Onun icin degistirmek istiyorlar. Ama, mesela Namik Kemalin yazilari vardir. Diyor ki; Bati dunyasi bilimi kesfetti, ondan sonra ilerledi
Sonra Comtenin pozitivizmi geldi. Comtenin pozitivizmi, insanlarin dine bagliligini zayiflatti, Katoliklige baglilik zayifladi. Bu onlardaki sosyal dayanismayi zayiflatti. Aman diyor, Biz bu bati dunyasinin bilimini, teknigini alirken, sosyal dayanismamizi zayiflatmayalim. ©slam dininin getirdigi sosyal dayanismayi zayiflatmayalim.
Yani siz gec kaldiginiz zaman, o gelismenin zararli taraflarini da goruyorsunuz. Zararli taraflarini gorunce, Acele etmeyelim, aman dikkatli ilerleyelim, butun tedbirlerimizi alalim diyorsunuz. O zaman tabi, o ilerlemeyi hicbir zaman gerceklestiremiyorsunuz. Bir ilerlemeye girerken mahsurlarini dusunurseniz yapamazsiniz. Ama geri kaldiginiz zaman, gec kaldiginiz zaman, o mahsurlar, sakincalar ortaya cikiyor. Siz once onlari goruyorsunuz, bir korkuyla oraya gidiyorsunuz ve tabi siz oraya gidemiyorsunuz. Bunu baska alanlarda hep gorduk. Tabi dinin getirdigi, yanlis yorumunun getirdigi bir takim durdurucu olaylar da var. Ama sadece gec kalmak, ornegin batida ilerlemeyi gorduklerinde, Osmanli ordularinin yenildigini gorduklerinde, diyorlar ki; Biz ordumuzu yenilestirelim. Nasil yapalim? Mesela muhendislik cikti diyorlar, padisaha geliyorlar. Muhendislik diye bir sey var. Bu bilimi kullanarak muhendislik askerlere yeni imkanlar sagliyor, yeni silahlar
getiriyor. Biz de muhendis okulu acalim diyorlar, aciyorlar. Ama acarken herhalde birisi demistir onlara, Bu muhendislik icin, once matematik lazim, fizik lazim kimya lazim, onlari da yapalim, Ne kadar surer bunun zamani?, Herhalde bir 15 sene surer., O kadar bizim vaktimiz yok, 15 sene bekleyemeyiz. Padisah 15 sene tahtta kalacak mi, kalmayacak mi, sadrazam kac sene kalacak? Bize cabuk tarafindan o ordularin gucunu getirecek bir usul getirin.
Pekala diyorlar, O zaman hemen muhendislik diplomasi verecek bir ders yapalim. Paramiz varsa alalim o silahlari Hicbir zaman o isin esasina gitmiyorlar, sadece gorunuste ayni gucu verecek sandiklari yola gidiyorlar. cunku vakitleri yok. Baslangicta vakit vardi, eger baslangicta onlar da katilsalardi, yavas yavas o bilim gelisirdi, yavas yavas uygulama olurdu, hep beraber ayni yere gelinirdi. Ama geri kalinca o zaman cabuk tarafindan sonuca ilerlemek, sonuca varmak bir ihtiyac olarak ortaya cikiyor. Bu padisahin kusuru degil, sadrazamin kusuru degil, vakitleri yok. cunku onlerinde boyle bir ihtiyac var. Ama ona ragmen, tabi yapilacak sey Bos ver deyip, 15 sene ben olmasam da, basinda bu isin esasina girelim ancak oyle ilerleriz, ancak oyle yetisiriz, anlayisina varmak gerekiyordu. Ona ancak Cumhuriyette 1933 reformlariyla girebildik. Demek istiyorum ki; gecikme, (bunu genclere ozellikle soylemek istiyorum) bir yeni gelisme gordugun zaman, hic beklemeden
icine girin. Bundan hic korkmayin. Yeni gelisme size yeni buluslar getirir ve o sekilde kendinizi gosterirsiniz, o sekilde egemen olursunuz, o sekilde guclenirsiniz. Yeni bilgi uretmek guc verir. ©ste Baconin soyledigi unlu soz. Gayet basit bir soz, ama simdi biraz da oraya geleyim, konusmamin sonuna geliyorum.
Peki bilimsel devrim vaktiyle oldu Osmanlilar bunu kacirdilar. Kulturel nedenlerle kacirdilar, ama simdi biliyoruz; artik yetismek icin ugrasiyoruz. Cumhuriyette yillardir ve bir hayli de yetistik. Biraz evvel soyledigim gibi, pek cok alanda biz ayni seviyedeyiz, ama butun kitle olarak, Turkiye olarak daha henuz eristigimizi soyleyemiyoruz. Onun otesinde, acaba bu bilgisel, bilimsel devrimin anlamini kamuoyumuz tam algiliyor mu? Onu anlamak icin iki yol var bence. Bir tanesi ortaogretim kitaplarina bakmak. Ben baktim; ornegin fizik kitabina, tabi vaktiyle okumustum ama unuttum. Tekrar baktim, fizik kitabinda bu buluslar unutuluyor. ©ste Newtonun yasasi, Hook yasasi, Galileonun yasasi, ama hic Galileonun, Newtonun filan isimleri yok. Eger yasa olarak geciyorsa, Hook yasasi var, ama Hookun kim oldugu, Galileonun kim oldugu hakkinda hicbir bilgi yok. Resim yok, bir sey yok. Onlari bu sekilde ogrendigi zaman ogrenciler, saniyorum, Bu bilgiler nasil olduysa
bulunmus, ben de bunlari ogreneyim mesele kalmaz diye dusunuyorlar. Bunlarin bir yaratis oldugunu, bunlarin dusunulerek, ugrasarak bulunmus bilgiler oldugunu, bu sekilde ugrasarak yeni bilgiler bulunabilecegini, bir ogrencinin dusunmesi kolay degil. Eger Newtonun, Galileonun resmini gorse, altinda bir iki cumle hayati anlatilsa ve anlasa ki; bu bilgiler gokten inmedi, bunlari insanlar buldular. Ben de istersem boyle bilgiler bulabilirim. Bu bilgiler insanligin parcasidir, onlar bana yabanci seyler degildir. O anlayisi vermek icin, o kitaplarda bu buluslari yapanlarin resimleri bulunmali, bir iki yazi olmali.
Sonra tarih kitabina baktim, herhalde bilimsel devrim tarih kitabinda olmali. Baktim yok. Tarih kitabinda, Avrupa tarihini anlatan kitapta, bilimsel devrim sozu gecmiyor. Bu anlattigim gelismelerin hepsi anlatiliyor. Yani aydinlanma cagi var, bilimsel buluslar var, buyuk kesifler var, Ronesans, Reform var ama ayri ayri yerlerde ve birbirleriyle hic iliskisi yok. Yani onlari okudugu zaman bir ogrenci, bunlar bir seri halinde dunyaya gelmistir ve birbirlerini etkilemislerdir. Kesifler ekonomiyi etkilemistir, yazarlar Ronesansi, Reform insanlarin zihnini acmistir. ©ste bilimsel buluslar, aydinlanma cagini getirmistir, bunu anlamasina imkan yok cocugun. cunku ayri ayri yerde anlatiliyor. Hatta en yeni buluslarla, en eski buluslar ayni zamanda soyleniyor, o da tabi hicbir fikir vermiyor gelisme hakkinda.
Oradan anladim ki; henuz daha bizim ortaogretim kitaplarimiz bilimsel degerin ne oldugunu anlatmiyorlar. Kendileri algilamamislar belki ama, ogrencilere bunu algilatacak bir yaklasim sergilemiyorlar. Bunun, birbirinin devami oldugunu birbirlerinin kilidi oldugunu, nedensellik ilkesinin her yerde gecerli oldugunu, bunlari anlamak bu sekilde mumkun degil. Peki, kamuoyumuz ne kadar biliyor bunlari? Yakin zamana kadar kamuoyumuz da hic aldirmiyordu. Ama depremler, tabi bir felaket, ama jeolojinin varligini kamuoyuna ogretti. Jeofizigin varligini ogretti. Ama tabi o yetmiyor, cunku kadercilikten tam manasiyla kurtulmus degiliz hala. Onu trafikten goruyorum, trafik kazalari. Neyse simdi trafik canavari sozu pek gecmiyor. Bilmiyorum kim bunu uydurdu? Yahut da ben gormuyorum. Eskiden daha cok geciyordu. Trafik canavari dediginiz zaman, tamamiyla kaderci bir yaklasimdasiniz. cunku bir otomobil kazasi oluyor, insanlar oluyor, Trafik canavari su kadar kisiyi aldi
goturdu deniyor. Peki nasil yapti bu isi? O belli degil. Trafik canavari, ortaya cikti, aldi goturdu. Demek ki bekleyecegiz, Yarin insallah kimseyi goturmez diye. Bu iste kaderci yaklasim. Bunu ilk defada TuB ©TAKta odul alan, Amerikada calisan bir arkadasimiz soylemisti. Ben, Turkiyeye geldim demisti, Radyoyu actim, televizyona baktim, sastim. Bir trafik canavarini anlatiyorlar. Turkiye bilime inanmiyor mu? demisti bana. Ben hak verdim, ama hala ondan kurtulmadik. Tabi pek cok meselede kadercilikten kurtulmus degiliz.
Kendinizi bir yoklayin. Ben zaman zaman yokladim. ozellikle siyasetteyken cok karsima cikiyordu. cunku secim olayi, heyecan verici bir olay ve kazanmak istiyor insanlar. Mesela kaybediyorlar, sonradan soruyorum, Nasil kaybettik? Yani biz kac oy aldik, kazanan kac oy aldi? Niye onlar aldilar, biz almadik? Onlari hic soylemezdi arkadaslarim. Sadece, Biz cok calistik Genel Baskanim, yarin gene calisacagiz. Merak etmeyin, biz bu isi kazanacagiz derlerdi. Peki ama, nasil oldu, kim kazandi? Bunu nasil kazandilar? Genel Baskanim biz cok calistik, yani kazanacaktik, muhakkak bir aksilik oldu. ©ste hukumet baski yapti, baska bir parti vardi, birden bire aday cikardi plan boyle oldu. Yani oradan goruyorum ki; insanlarimiz boyle onemli bir meselede neden-sonuc iliskisine aldirmiyorlar. Ben calisirim, ugrasirim, kaderim de varsa insallah kazanirim ama oyle olmuyor tabi. Yani calismak iyi bir sey, yanlis anlasilmasin, bir de dusunmek lazim; niye kaybettik? Hangi
neden bu sonucu verdi.
Hangi nedenin bu sonucu verdigini dusunmemenin bir sonucu da, siyasal partilerin Genel Baskanlarinin hic degismemesi oluyor. cunku kayip olunca hicbir sekilde Genel Baskanin bir kusuru oldugu akla gelmiyor. Kimsenin kusuru yok. Kaderdeymis kaybettik, bir daha sefere kazaniriz. Tabi bu degismeye basladi. Son secimlerde gorduk, degismeye basladi. Ama iste bunlar kaderciligin hala egemen oldugunu gosteren seyler. Kuskusuz zor oldugu icin kadercilige siginiyoruz. simdi deprem oldugunu herkes ogrendi. Bunun ne kadar zararli oldugunu ve bina saglam degilse olum tehlikesi oldugunu herkes gordu, ama oturdugu evi nasil degistirecek? cok zor bir sey. Gerekli tedbiri nasil alacak? Buna gucu yetmezse, o zaman kadere birakiyor isi, ©nsallah bir sey olmaz diyor.
Baska bir ornek vereyim; universiteli insanlarin da zaman zaman bu hisse kapildiklarini gostermek icin bir ornek, bunu bazen anlatirim. Ben fizikciydim biliyorsunuz ve fizikte benim universitede ogretim uyesi oldugum zamanlarda bir mesele vardi; Fizik veya Fizik Muhendisligi. Fizik Muhendisligi, benim Ankara Fen Fakultesinde oldugum zaman ortaya cikti. Gecenlerde 60nci yilini kutladik Ankara Fen Fakultesinin. O ilk yillarda ortaya cikti. Bunun sebebi de bir Alman profesordur. Profesor Fisher diye bir profesor gelmisti fakulteye, ben de orada o zaman asistandim, yeni docent olmak uzereydim. ©kinci Dunya Savasi sonundaydi. Atom Fizigini anlatiyor Profesor Fisher. Sinifa girdi, ben asistan olarak geldim. Baska bir asistan daha vardi. Rauf Dasuoglu o zaman docentti, o da tercuman olarak geldi. Biz uc kisi, uc hoca asistan ve docent, bir de profesor, iki de ogrenci geldi. Bekledi bekledi Profesor Fisher, Baska kimse gelmeyecek mi? diye Rauf beye sordu. ©ste
bu kadar, bugun gelmediler galiba dedi. Neyse anlatti. Sonra bize, Bu derse iki kisi mi gelecek? dedi. Maalesef boyle, fizik dersine ilgi yok, boyle 3-4 kisi geliyor. Ama biz her seferinde anlatiyoruz dedik. Nasil sey bu? dedi. Bu kadar onemli bir ders veriyorum ben, yani ©kinci Dunya Savasinda, iste atom bombasi atildi biliyorsunuz. Savas bitti ve atom enerjisi en onemli bir konu o zaman. Bu konuyu anlatiyor, dersi alan 2-3 kisi. Bu ilgisizlik nasil sey. ©ste biz anlattik dedik ki; Nedeni var. cunku o zaman fizik ogretmenleri az ucret alirlardi ve boyle ozel dershaneler yoktu, onun icin ele gecen ucret az bir seydi. Bunu bildikleri icin, ogrenciler fizikci olmak istemiyorlar dedik. Baska da bir yolu yok, fizik ogretmeni olacak onu istemiyorlar. Siz bir sey yapmiyor musunuz? dedi. Biz bunu begenmiyoruz, ama buna alistik. Ne yapalim boyle iste, bu boyle devam ediyor dedik. Hic sesini cikarmadi. Sonra bir 15 gun sonra geldi bizi cagirdi, Ben caresini
buldum dedi. Ne buldun? dedik. ogrencilerin sayisini arttirmanin yolunu buldum dedi. Ne yapacaksin? dedik. Almanyada, fizik ogretmenliginden baska, teknik fizikci diye bir unvan vardir ve o teknik fizikciler diploma aldiktan sonra sanayide calisirlar. Bunlar cok itibarli insanlardir. Sanayinin butun yeni girisimlerinde bu teknik fizikcilere is verilir. Bunu bildiklerinden, bu diplomayi almak icin gelirler. Tabi ayrica fizige gelenler de var. Turkiyede de ayni seyi yapalim. ogrendim ki, sizde teknik fizikci demek yetmez muhendis sozu cok etkili onun icin Fizik Muhendisi. Fizik Muhendisi diye bir diploma kuralim ve o suretle biz ogrenci sayisini arttiririz dedi.
Bizim hosumuza gitti bu. ©ste o zaman, Hayri Doner vardi Enstitu Muduru, ona soyledik. O da cok dikkatli bir insandi, Dusunelim filan dedi ama, onun da akli yatti. Neyse uzun lafin kisasi, sonunda bu gerceklesti ve hakikaten Fizik Muhendisligi acilinca fakulteye pek cok fizik ogrencisi geldi. Onlarin pek cogu degerli fizikciler oldular, bilim insanlari oldular ve Turkiyede devam eden bir meslek ortaya cikti.
Alman profesor, Durum boyle ne yapalim? Yapacak bir sey yok. Biz buna alistik, boyle yasiyoruz dememizi kabul etmedi. Eger bu sonucu begenmiyorsaniz, nedenini de biliyorsunuz, bu nedeni degistirin, baska bir sey yapin, sonuc da o zaman degisir. Bu anlayis on da vardi ve biz o zaman universite ogretim asistani veya uyesi olmamiza ragmen, bu dusunce aklimiza gelmisti, ama buna cesaret edememistik. Yani, Bu bir yeni yoldur, bunu kabul etmezler, simdi buna girismeyelim diye cekinmistik, ama o cekinmedi. cunku kadercilik on da yoktu, ben oyle yorumluyorum. Bu sonucu begenmiyorsam, degistirecek bir sey yapmaliyim. Genclere bunu soyluyorum, bu genellikle dogru. Neden-sonuc iliskisi yasamda en gecerli olan iliski. Bazen diyorlar ki; kontur mekanigi olasiliklar meydana cikardi, onun icin neden-sonuc o kadar dogru, o kadar gecerli degil, o yanlis pekala gecerli. Kontur mekaniginde de her olayin bir nedeni var, ama sonuca olasiliklarla gidiyor. Onun icin fizikte,
kimyada, biyolojide, sosyal bilimlerde, siyasette her yerde sonuclarin nedenleri var. Onun icin neden-sonuclari begenmiyorsaniz, yapacaginiz sey, nedenleri degistirmek.
Son zamanlarda Turkiyede bu anlayis oldukca gelisti. Sivil toplum orgutleri bunu yapiyorlar, sivil toplum orgutleri begenmedikleri bir sonucu degistirmek icin bir araya geliyorlar,ugrasiyorlar, bazen yapiyorlar, bazen yapamiyorlar, ama bu anlayis bati demokrasilerinde cok yaygin bir anlayis. Begenmediginiz bir toplumsal sonucu duzeltmek icin, nedenleri degistirecek bir yola girin, orgutlenin, ugrasin bir sonuc alirsiniz. cabuk olmaz ama bir gun olur. Bos durmayin, kendi haline birakmayin. ©ste bu anlayis, bence Galileonun 1600lu yillarda yaptigi buluslari anlatmasindan, onlarin propagandasini yapmasindan, onun Bati Avrupayi butunuyle etkilemesinden ortaya cikan bir yaklasim. Bunu Bati Avrupadaki siyasetcilerde de goruyoruz. Bati Avrupadaki siyasetcilerde; ben onlarla konustugum zamanlarda gorurdum, siyasal konular yillarca ayni konu tartisilmiyor. Bir konu cikiyor, tartisiliyor. Bu iktidar, muhalefet lehinde, aleyhinde bir sene iki sene uc sene sonunda
bir yere variliyor. Bizde, mesela universite yasasi yillardir tartisiliyor, cunku tartisanlar, (ben universiteliler icin soylemiyorum, burada siyaset isin icine giriyor) iki parti karsi karsiya geldigi zaman konuyu birakiyor, (ben de icinde bulundugum icin, kendimi de elestirerek soyleyeyim) konuyu birakiyor, sen bunu soyleyecek insan degilsin, cunku sen vaktiyle sunu yaptin. Senin bundan sonra ne yapacagina kimse inanmaz diyor, tabi o da cevap veriyor. Sen benden daha fenasini yaptin diyor. O zaman konu unutuluyor. Konu bir tarafa birakiliyor, karsilikli kim daha gecmiste iyi calisti onu gostermek yarisina donusuyor is. Bir taraf kazaniyor belki ama, konu unutuluyor. Ama tabi konu duruyor, gene tekrar geliyor. O zaman baska partiler cikiyorlar, onlar ele aliyorlar. Onlar da bu defa tam ele alacakken, gene kisisel meseleler isimize karisiyor.
Bakin bu anlayis, duygusal yaklasim, Batida yok. Ben oyle saniyorum ki; bu 16nci ve 17nci yuzyildaki bilimsel devrim, bu anlayisi ortadan kaldirdi. Bir sonuca varmak istiyorsaniz mantikli dusunmek zorundasiniz. Duygusal dusunerek bir yere varamazsiniz. Hosunuza gider kavga edersiniz, belki karsi tarafi yenersiniz, ama mantikli davranmazsaniz sonuca gidemezsiniz. Sorunu cozemezsiniz. Bu anlayis iste Batida var. Bu anlayis bize tam manasiyla daha gelmedi. Ugrasiyoruz gelsin diye, demokrasi de bunun en iyi yolu. Bize bunu getirecek bir gun, ama tabi hala gelmedi. Son olarak sunu soyleyerek bitireyim, kamuoyunda kaderciligin veya siyasettekinin akisine iste, bu Baconin soyledigi meseleyi tam algilamakla oluyor. Yani insanin gucuyle, insanin bilgisi ortusur. Bakin bu stratejik anlami olan bir soz. Bilgiyle gucun ortusmesi demek, guclu olmak istiyorsaniz, yeni bilgi sahibi olmalisiniz. Gercek gucu veren sey, yeni bilgidir. Herkesin bildigini ogrenmekle
herkesten guclu olamazsiniz. Baskalarindan daha guclu olmak istiyorsaniz, onlarin bilmedigi seyi sizin uretmeniz gerekir. Bilgi bu sekilde stratejik bir esyadir, bir maldir, stratejik bir varliktir. ulkenin stratejisine agirlik koyan seyler ulkenin topragi, ulkenin insanlari, ulkenin denizi, havasi, madenleri, dogal kaynaklari, halkinin kahramanligi, ama onlarla birlikte halkinin urettigi yeni bilgi. Bu esas baska ulkelerle yarisma da ister, ekonomik yarisma ister, silahli yarisma, savasma. Orada asil ustunlugu veren sey yeni bilgidir. Yeni bilgi uretmeyi bilmek ve onu yapmaktir. simdi bu sekilde kamuoyumuzda bir anlayis yok, siyasetcilerimizde bu anlayis yok. Hala siyasetcilerimizdeki anlayis, Bilim cok iyidir, guzel bir seydir. Bilim insanlari parlak insanlardir, onlar calismalidir, arastirma yapmalidir. O arastirmalarla bizi dunyada onemli devlet olarak gosterirler. Ama ne kadar paramiz varsa, o kadar da arastirma yaparlar. Paramiz oldukca veririz.
cunku arastirma yapmak para sarf eder, ama dogru degil bu. Arastirma yapmak yeni bilgi urettigi icin aslinda parayi arttirir, yeni varlik getirir. Gelir getiren bir seydir. Yani biz bilimi paramiz oldugu zaman yapacagiz degil, biz bilim yaptigimiz icin paramiz artacak. Bilime boyle yaklasmak gerekir. Baconin soyledigi bu.
Gucle bilgilerin ortusmesi demek, Daha guclu olmak istiyorsaniz bilginizi arttirin demek, Daha zengin olmak istiyorsaniz bilginizi arttirin demek. Bu anlayis henuz siyasetcilerimizde yok. Ben de Bakanken ugrastim ugrastim TuB ©TAKin parasini biraz arttirabildim, ama iste o kadar. Ama bu meshur %1 orani arastirma, gelistirmeye ayrilan payin, Milli Gelirin bugun binde 6si. 30 sene evvel binde 3uydu. 30 senede binde 3ten, binde 6ya yukseldi. ©yi ama, cok yavas bu yukselis. %1e varacagiz diye her hukumet benim siyasal olaylari izlemeye basladigim 1950li yillardan beri, her hukumet bunu soyluyor. ozellikle 60dan beri ogrenildi her hukumet programinda, Arastirma gelistirmeye ayrilan odenegi milli gelirin %1ine cikaracagiz diye vardir, her hukumet programinda var. Ama bu yapilamiyor, ancak boyle cok yavas ilerleniyor. cunku her butce bolunmesinde mevcut ihtiyaclar ele aliniyor, onlar paylasildiginda, iste ne kalirsa o bilime gidiyor. Yahut universitelere
gidiyor, ama once universitelere verelim para, arastirmaya verelim para, ondan sonra obur ihtiyaclara bakalim. cunku oraya verdigimiz paradan bize geri para gelecek. O gelirimizi arttiracak, ekonomimizi guclendirecek, ulkeyi daha varlikli yapacak, bu anlayis hala yok. ©ste o anlayis Baconin anlayisi. Bilgiyle gucun ortusmesi demek, o demek. Onu biz tam manasiyla anlamis degiliz, tabi onu anlatmak universitelere dusuyor, genclere dusuyor, yazarlara dusuyor. once kendilerinin inanmasi gerekiyor, sonra baskalarini inandirmasi gerekiyor. Kendilerinin inanmasi gerekiyor. Genclere sesleneyim gene; bilim tarihinde bir yerde okumustum, Osmanli doneminde niye bilim ilerlemedi meselesini aciklayan bilim tarihcilerinden biri sunu soyluyor;
Gordum ki, Doguda bilim insanlarinin da, kamuoyunun da yaygin konusu olan bilim, arastirma yapmak, bilimle ugrasmak bir zevk meselesidir, bir kisisel takdir meselesidir. (Bu, topluma fazla yarar getirmez, buna fazla para vermeyin) gibi yaygin anlayistan o kadar etkileniyorlar ki, kendileri ortaya cikip cesaretle projelerini savunmuyorlar. (Buraya vereceginiz para israf degildir, buraya vereceginiz para devlete geri gelecektir.) Bunu boyle cesaretle soylemiyorlar. Karsilarindaki siyasetciler, (Canim iste bu kadar paramiz var. Bu sene daha fazla veremeyiz. Halkin halini goruyorsunuz, bu fakir insanlar, bu kadar arastirmayi nasil destekleyecek) dedikleri zaman, Galiba, hakkiniz var, bekleyelim, daha zengin olalim o zaman bu arastirmaya gireriz) havasina giriyorlar. Yani bilim insanlari da bilimin ilerlemesi icin gerektirdigi odenegi almak icin, canla basla inanarak ugrasmiyorlar.
Bu bana yanlis gorunmedi, cunku ben de zaman zaman bu ruh haline dustugumuzu biliyorum. Dogru, hakkiniz var, simdi bekleyelim diye. Ama bunu bizim soylemeye hakkimiz yok. Biz bilim insani olarak istemek, tabi projemiz dogru ise, inaniyorsak, onun gerceklesecegine ve onemli yararlar getirecegine, herhangi bir sekilde onu cesaretle istemeliyiz. Karsidakilerin Bu fakir milletin parasina yaziktir demesine hic aldirmadan o projeyi savunmaliyiz, cunku o bizim gorevimiz. Para yoksa, vermezlerse baska, ama biz onu istemeliyiz. Bizim gorevimiz onu soylemektir, ona inanmaktir ve bunu istemektir.
Boluk porcuk bunlari size anlattim tekrar edeyim, bilimsel devrim cok onemlidir ve ulkemizde hala tam alisilamamistir, ama gittikce anlasiliyor. Genclere baslica soyleyecegim sey; siz 4uncu kusaksiniz simdi. Karsimda gordugum gencler, ben kendimi 2nci Cumhuriyet kusagindan varsayiyorum. Hocalarim, arkadaslarim da oyle. 2nci kusakla beraberim. 3ncu kusak bizim ogrencilerimizdi, simdi gordugum 4uncu kusak, bizim ogrencilerimizin ogrencileri. 4uncu kusagin bir Nobel odulu almamasi icin hicbir neden yok. Daha evvelki kusaklarin bir takim nedenleri vardi, bir takim mazeretleri vardi. ©ste, Henuz daha alt yapi tamam degil, iste bizim vaktimiz yok, ancak ders veriyoruz, paramiz yok, aletimiz yok. simdi 4uncu kusagin boyle bir ozru yok. 4uncu kusak iradesiyle, istegiyle, enerjisiyle bize en buyuk buluslari yapacak durumda. Bunu yapacaginiza inaniyorum. Gucunuz var, bilginiz var, yeteneginiz var. Tabi herkes yapmayacak, ama aranizda yapacaklar cikacak. Aranizda
bunu yapacaklara herkes yardim etmeli, onlar bu isten korkmamalilar ve sonuna kadar ugrasmalilar. Size bu yolda engin basarilar diliyorum, hepinize mutluluk diliyorum, basarilar diliyorum, sevgiler, saygilar sunuyorum.
Sorulariniz varsa, cevap vermeye hazirim. Hep ben konusmus olmayayim.
-SORU: Bilim devrimi tarihi hakkinda bize bilgi verdiniz, tesekkurler, ufkumuz genisledi. Bilimsel uretim yapan universitelere mevcut hukumetimizin bakis acisini degerlendirebilir misiniz?
PROF.DR. ERDAL ©NoNu: Ben siyasette degilim biliyorsunuz, ama tabi fikrimi soyleyeyim. Ben daha genel, daha genis bir perspektiften bakiyorum; herhalde yasimin getirdigi bir sonuc bu. universiteler gecmis donemlerde de zaman zaman sikintili donemler gecirdiler. Hukumetlerden para, odenek alamadilar veya yanlis atamalar yapildi. Ama butun bunlari asarak universiteler ilerlemeye devam ettiler ve bugun vardiklari noktada iste Bati universiteleriyle es noktada. Sadece daha cok insana daha cok paraya ihtiyaclari var. Bu hukumetin bunu anlamadigini goruyoruz. Henuz anlamadilar, ama anlayacaklardir diye dusunuyorum. Kolay degil bunu anlamak. Mesela TuB ©TAK’in basina gelene bakiyorum. TuB ©TAK ozerk bir kurulus olarak kuruldu, cunku bilimsel arastirma yapanlarin ancak kendi fikirleriyle ozgur calismalari saglanirsa sonuc aliniyor. Onlara bir yol, bir yon, bir hedef gosterip illaki soyle calisacaksin diye zorlamak sonuc vermiyor. Bunun da yolu, onlari ozerk bir
yonetimde birakmak. Bu ogrenildigi icin, Turkiyede TuB ©TAK onemli mesafeler kaydetti, cok faydali oldu, olmaya devam ediyor. Ama zaman zaman bunu anlamayanlar cikiyor. cunku siz, yeni bir hukumet uyesiyseniz, bunu anlamayabilirsiniz. Size diyorlar ki, Bu kurulusun baskani degismis, yeni baskan suymus, onu siz kabul edip Cumhurbaskanina onay icin gondereceksiniz. O zaman hukumet uyesi diyebilir ki; Ne demek? O bana bagli bir kurulus, benim yetkim yok mu, ben istedigimi oraya atayamiyor muyum?, Yok efendim yasa boyle yasaya gore siz ancak o kurulun sectigini Cumhurbaskanina gotureceksiniz.,Bu nasil sey? Ben hukumetin basi degil miyim? ©stedigimi yaparim, boyle sey olmaz demek icinizden gelen bir ilk tepkidir. Eger bilmiyorsaniz ne oldugunu. cunku yasa oyle, boyle, yaptiginiz zaman siz istediginizi atarsiniz. O istediginiz, bilim acisindan en iyisi olmayabilir, sonra o size bakar; Ne yapayim? diye.
ozgur calismaz, o zaman da verimli arastirma yapilmaz. Bu boyle oldugu icin, yasayi boyle yaptilar. Bunu boyle anlamazsaniz, o zaman siz kendiniz atamaya kalkarsiniz, tabi, yanlis oldugunu birden bire anlamazsiniz, anlasaniz da degistiremezsiniz. Boyle uzun bir yanlis yola girersiniz. Ama, eninde sonunda saglam bir yola varirsiniz. cunku Galileo bunu 16nci,17nci yuzyilda halletti. Yani bilim yaparak bilimin bir tek yolu var. Evreni anlamanin yolu, bilim yapmaktir; gozlem ve deneyle ozgur olarak.
Buna karsi cikarsaniz, sadece siz husrana ugrarsiniz. O bakimdan, tabi ben simdi gorevde degilim, onun icin rahat konusuyorum. Siz gorevdesiniz sikintiyi cekiyorsunuz ve bu yanlislar size dokunuyor. Ama bunlardan donulecektir. Donulmezse secimden sonra donulecektir, yani bu cikmaz bir yoldur. Yuzyillarin getirdigi bilgiyi yok saymak olmaz. Bilgi kendini gosterir. Gercegin eninde sonunda meydana cikmak gibi bir huyu vardir. O huy, kendini gosterecektir, ama biraz zaman alir tabi.
Zamani kisaltmanin yolu, universitelerimizin simdi yaptiklari gibi, Rektorlerin anlatmaya calismalari, mesafe almalari. Tabi siyasetcilerin de dikkatli olmalari, etrafa bakmalari, gecmisi ogrenmeleri ve sogukkanlilikla dusunmeleri, kendilerine her yapilan itirazin siyasal bir itiraz oldugunu sanmamalari, isin mahiyetini ogrenmeye calismalari, bu sekilde bir saglam sonuca varilacaktir. simdi oraya varmis degiliz henuz. simdi bir anlamda kritik asamadayiz. Yanlislar yapilma asamasindayiz, ama elbet bunlar bitecektir. cunku yanlis yoldan bir sonuc alinmaz. Ben buna bakiyorum. Kisilere girmek istemiyorum, ulke olarak bu asamalari artik asabilecegiz diye dusunuyorum.
SORU: Her seyden once, bizi sizinle karsilastiran sayin Rektorumuze cok tesekkur ediyorum. Benim sorum su olacak; Bilim devrimi uzerine baktigimiz zaman, 17nci yuzyil Avrupa biliminde, bilimin olusmasina en buyuk etkenin sanat ve edebiyatta o
Yazan:Din'etik Tarih: Eyl 24, 2008 | Reply
Sn.Uveys
Evet ispat edemem bu danışıklı dövüşü, ve benimde iddiam odur zaten, eğer kurumsal bir istismar varsa ve bu hep vardıysa bu sadece o kurumun değil hükümetlerinde sorunur dediğim bu…Ve o kadar çok konuda istismar varki ve aynı konuda yukarıda bahsettiğim şekilde o kadar korkunç örnekler varken buna takılmanın bağcı dövmek, dövdürmek olduğunu iddia ediyorum çünki darbeler konusunda daha haklı ve gerçekçi eleştiri yapmak gibi bir seçeneğimizde var netekim!, evet kesinlikle katılıyorum herkes işini yapsa sorun zaten kendiliğinden çözülür. Bu güzel ülkemin bu güzel insanları bunların hiçbirini haketmiyor….
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 24, 2008 | Reply
Sn.Ali S.
Ne ile mukayese ediyorsunuz da “çarpıtılmış” olarak tanımlıyorsunuz yazdıklarımı ve neden illa “çarpıtan” ben oluyorum?
Konunun özü; bir kurumun dini “suistimal” etmesi ama siz buna “rahatlatmak için dini kullanmak” dediniz,hatırladınız mı?
Ben kimsenin şehit olup olmadığını söylemiyorum aksine laiklik taraftarı,din karşıtı olduğunu iddia eden bir kurumun “sehitlik” kavramını suistimal ettiğini gösteren çelişik tutumundan bahsediyorum.
Dini bir kavramın “menfaat temin etmek,rahatlatmak yada ikna etmek”için vazife sorumluluğu dahilinde olmadığı halde(ki bunu açıkça deklare edip neye taraf olduklarını GKB’nın ağzından beyan etmiş olan) bir kurum tarafından kullanıyor olmasını eleştiriyorum.Suistimal diyorum zira kurum içinde dine ölüm dışında “irticai faaliyet” olduğu gerekçesi ile tolerans gösterilmiyor.Personel seçiminde bile bu hususa dikkat ediliyor,ailesinin,eşinin baş örtüsü sorun oluyor.Bildiğiniz şeyleri size tekrar etmeyeyim.
Evet hep vardı.Hep olsun mu peki?Darbeler siviller tarafından mı yapıldı askerler tarafından mı?Netekim başörtüsü ne zaman üniversitelerde yasaklandı hem de adı türban oldu?
Baş örtüsü ne zaman çözüm için gündeme taşınsa siyasilerin “dini suistimal” ettikleri söylenmedi mi?Uzak tarihe gitmeniz gerekmez dün’ü hatırlayın yeter!
İrtica ve rejim tehlikesi diye bağırabilmek için böyle bir kozun elde çözümsüz olarak tutuluyor olması da “dinin suistimal” ediliyor olması anlamına gelir.
Emperyalistler mi “üniversitelerinize başörtülü kızlarınızı almayın” diyor?Annesi,ablası baş örtülü olan geçler mecburen askere alınıyor ama!
Bağcı biziz Ali bey.Dövülen de bazı “standartlara” uymadığı düşünülen bir kısım halk.Hak mahrumiyeti de bir çeşit “dövmek”tir.Ya başörtünü atarsın ya okuyamazsın,ya taleplerinden vaz geçersin yada şiddet içinde yaşarsın!Şartlar çok ağır ve hiç adil değil.
Bu şartlar altında “rahatlatmak için dini kavramların kullanılıyor” olmasına ses etmenin altında başka bir art niyet aramayın lütfen.
Silahlı mücadele için,ordu “son çareyi uygulamak zorunda kalıyor” da da ne demek?Seçimlerde doğudan AKP gibi bir partiye verilen oylar size bir şey ifade etmeli.Bu parti baş örtüsü için bir çözüm üretmeye kalktığında kapatma davası ile karşı karşıya kaldı.K.Irak’a girmek istemedi kerhen evet demekle itham edildi.13 şehit verilmesinin bir takım ihmaller nedeniyle olduğu,Şemdinli davası vs. hep bildiğimiz şeyler.
Din istismarı deyince 100 lerce örnek var diyorsunuz ben size iki tane verince onları ayıp diye tanımlayıp kenara çekiliyorsunuz.Tamam bu da 101.din istismarı bunu itiraf etmek neden bu kadar zor geliyor size?Bazı gerçekler kabul edilince ancak “dövene” engel olunabilir.
Ben yüzeysel bakmayayım tamam kabul ama siz de inkarcı davranmayın olur mu?
Yazan:uveys Tarih: Eyl 24, 2008 | Reply
Sn.Din’etik;
Sorumluluk bilinci olan insanlarin beklentileri o yonde. Fakat cikarlarin soz konusu oldugu bir ortamda bence bu hicte kolay olmuyor. Kaldiki! soz konusu cikarlarin ,tepeden-tirnaga bircok kuruma sicramissa, ve birbirleriyle baglantiliysa, bu hicte mumkun gorunmuyor. Isterdim ki; bende sizin kadar umitli olabileyim. Ama goz goruyor, kulak isitiyor. Yani herkes sizin gibi dusunmuyor. (Kol kirilir yen icinde )kalir.Mantigiyla hareket edelim. Bu okadar basit bir mesele degil ki..! Milli servetten kacirilan herkurus halka fazla vergi olarak geri donuyor; Buna ramen yetmiyor…
Toplum olarak ta sucumuz var tabi. Bunlara bizde alet oluyoruz. Ahmet degilse de , Ahmedin mehmedi alet oluyor. Devletin hangi bir kurumunun icinde torpil olayi donmuyor. Hangi birimiz cocugunun devlet dairesinde memur olmasini istemiyor. (Devletin mali deniz yemiyen geriz.) Mantalitesi hukum surdukce bu is mumkun degil. Toplum once arindirilmali, arinmali. Bununla ilgili bir fikrayi paylasayim sizlerle musadenizle;
Mevläna ile bir talebesi yolda yururken. yolda birkac kopegin sarmas dolas uyuduklarini gorurler. Talebesi:(guzel bir kardeslik ornegi)der.(keske insanlar da bundan ibret alsalar…) Mevlana, tebessum ederek karsilik verir:(aralarina bir kemik ativer de gor bakalim kardesliklerini!)
Toplum olarak kendi aramizdaki kardesligi sagliyamadiktan sonra cikarlarin hat safhada oldugu butur ortamlarda beklenti icerisine girmek hayal bence. Bugun devletin en yetkilisi cumhurbaskanimi, basbakanimi, anayasa mahkemesi baskanimi, danistayimi, sayistayimi, karakuvvetleri komutanimi, yokumu, Iski baskanimi..vs. aaa yargitayi unutmusuz haksizlik yapmiyalim nede olsa yargi isleri onlardan soruluyor. Adalet mulkun temeli elbet ama adil uygulandigi muddetce… Bugun bir cumhur baskaninin mal varligi, basbakanin mal varligi asikar sorulup didik-didik edilebiliyorsa; TsK’nin gider bilancosu da Kontrol edilebilmeli. Sayistay bu is bizim kontrolumuzde gerceklesiyor; deyip, isin icinden bukadar basit cikamamali. Bugun emekli pasalarin mal varliklari kontrol altina alinabilse emin olun bazi pasalari vergi rekortmenleri olarak listelerinin baslarinda gormek mumkun olabilirdi…
saygilar….
Yazan:zafer Tarih: Eyl 24, 2008 | Reply
ilk yorumumda da ilk cümlede belirtmiştim… bu yazıyı beğenmedim demiştim… beğenmezsen beğenme diyebilirsiniz… neden beğenmedim? açıklamıştım aslında ama bir kez daha yazayım… ben şundan eminim, bu yazının tek bir amacı var, o da tsk ya bi şekilde laf etmek… laf etmek diyorum çünkü yüklenmek yada açıklarını ortaya dökmek vs vs vs gibi bir amacı olan yazı bile değil bu görüş… sadece laf etmek!!! … bu sebeple tabii kızabilir bazı kişiler bana ama sonuçta ortada bir görüş var ve o görüş hakkındaki fikirlerimizi beyan ediyoruz, burada yazılan çizilen görüş, üzerinde bu kadar tartışılacak kadar önemli ve değerli de değil… yazan arkadaş hiç darılmasın… askerci, darbeci şucu bucu filan değilim… körü körüne bir şeyleri savunan biri de değilim… ama şu “asıl din istismarcısı tsk dır” savı o kadar üstünde durulmayacak bir konu ki!!! anca bu şekilde ifade edebiliyorum!!! … şu duyguyu Türkiyede çok fazla yaşarız: özellikle siyasilerden biri yada bir parti ortaya bir şey atar!!! kendisi de saçma olduğunu bilir!!! karşısındaki de!!! herkes bilir!!! ama ülkece uzun uzun tartışırız o konuyu… hatta bunu onlarca yıldır sürekli yaşarız… dün dündür, bugün bugündür, salla gitsin, oyalansın millet mantığı… her anımız bu saçmalıklarla geçiyor… şu anda bunları yazarken harcadığım zamana bile acıyorum… ama yazmadan da olmuyor… okuduk bir kere… elalem yer altında 27 km lik tünelde proton çarpıştırırken, bizler bu saçmalıkları konuşuruz!!! 10 km lik metro inşaatını bile 8 yılda bitiremiyoruz!!! 1 ayda 50 bebek ölür ama biz otururuz falanca kişi pişmanca kurumun başındayken ticeret yapıyormuydu yapmıyormuydu!!! onu tartışırız… falanca kişinin ticaret yaptığını kendisi de dahil herkes bilir ama biz yine de tartışırız!!! 10 yıl önce 5 kuruş parası olmayan pişmanca kişinin şimdi trilyonları vardır ama biz yine de tartışırız… tartışmaktan öğrenmeyi unuttuk, bilmeyi unuttuk… muhalefet atar tutar, ama hükümet olunca hiç birini yapmaz!!! ama biz yine de tartışırız… dokunulmazlıkların kaldırılmasının mümkün olmadığını hepimiz gayet iyi biliriz ama yine de tartışırız… tsk nın silahlı mücadeleyi bırakmasının mümkün olmadığını biliriz ama yine tartışırız… tsk nın din istismarcısı olup olmaması aslında hiç önemli değil… varsın olsun!!!… velev ki tsk dini istismar ediyor… peki bu diğer din istismarcılarını aklıyormu??? tsk 1 istismar yapıyorsa geriye kalan 1000 istismar aklanıyormu sayın bu yazıyı yazan arkadaşım… nedir bu yazının amacı??? üstelik ortaya bir fikir atıyor yazan sayın arkadaş ama diyoruz ki: “peki şehit demeyeceğiz de ne diyeceğiz?” bu basit soruya bile yüzlerce satır içinde değinilmiyor… şehitlik “soyut” bir kavramdır… biz bilemeyiz… Allah bilir diyoruz ama yazar arkadaş bunu kabul etmekle birlikte “ama onlar şehit değil” diyor inatla… tabii bazılarının söylediği gibi “kelle” diyemiyor!!! o yüzden bir sıfat bulamadı hala… bir çocuğun sorabileceği kadar basit bir soru bu!!! bu kadar uzun yorumlar yapılacak bir konu değil!!! “tsk şehit ailesine ne diyecek?” sorusu gayet basit bir soru… 21 yaşında hayatını dağda savaşarak kaybeden ve arkasında eşini ve doğmamış çocuğunu bırakan delikanlımıza ne diyeceğiz arkadaşım??? genelkurmay başkanı ne diyecek??? sırf yazar arkadaş darılmasın gücenmesin diye yada sırf dini istismar ediyor konumuna düşmesin diye “dün gece 15 asker öldü” mü diyecek!!! -rencide etmemek için “öldü” dedim!!!- Kimin şehit olacağını Allah biliyor ise, bize de gencecik yaşında 10 gün beline kadar karın içine gömülü vaziyette dağda gezip 11. gün bir mayına basan, bu ülke için hayatını veren, arkasında onlarca gözü yaşlı insan bırakan vatandaşımıza “”"ŞEHİT”"” demek düşer sayın arkadaşım… tsk da bunu der… ben de derim, herkes der… ve inanılmaz boyutta saygı duyarız o gençlere… Allah onları şehit kabul eder yada etmez… ama BİZİM ŞEHİDİMİZDİR ONLAR… bu sebeple bu görüşün benim açımdan zerre kadar üzerinde durulacak bir yanı yoktur… saçmadır… şehit bizim bulabileceğimiz en büyük saygı ve yüceltme ifadesidir… çünkü yapabileceğimiz bir şey yoktur 21 yaşında ülkesi için parçalanmış bir vücuda… bu konu üzerinden tsk ya laf etmeye kalkmak da bence özür dileyerek yazıyorum ama zırvalığın dik alasıdır… biz artık milletçe çok daha dişe dokunur, işe yarar konular üzerinde durmalıyız… “derin düşünce” bu kadar basit olmamalıdır… adı üstünde, derin… yıllarca Darwin i tartıştı internet camiası hem de hiç bir şey bilmeden biyoloji ve antropoloji konusunda ama Darwin tartışmalarını başlatan kilise Darwinden özür diliyor şimdi!!! gün gelir de bu yazıları okuyan şehit yakınlarını düşünüp de içinizde bir burukluk hissederseniz eğer, ingiliz kilisesini hatırlamanızı tavsiye ederim sayın arkadaşım…
Yazan:Din'etik Tarih: Eyl 24, 2008 | Reply
Sn. Uveys
Evet yazınınızın çoğuna katılıyorum ama bal tutan parmağını yalar hesabı bu ülkede hep sürüp gitmiştir bu durum ve halada öyle oluyor ( bknz gemicik , pastörize yumurta, son günlerde çıkarına dokunulduğu için yırtınan gazete patronu mesela) ve tabiki devletin üst kurumlarında yer alanlar buna her kurum dahil bal tutan parmaklarını yalıyorlardır buda doğru , ve milli servetten kaçırılan her kuruş inşallah kaçıranların kursağında kalır!! buda doğru. Fıkranız günümüz gerçeklerini yansıtma açısından da ibret verici gönülden katılıyorum.Yani kısacası yazınız bir şekilde düşüncelerimi teyid eder nitelikte. Yani kardeşler arasına kemik atanlar var ( insanoğlunun zaaflarını iyi bilenler tarafından) bunlardan içte ve dışta da var demek istediğim o, kısaca kurumsal istismar deniyorsa, bu devletin tümünü(hükümetler de dahil) eleştirmek gerekir, bir kurumu diğerinden bağımsız gösterip yapılmamalı heleki bir kurumdan çıkmış darbeler gibi çok gerçek bir konu varken(netekim)o zaman amaç verilen sopa ile bağcı dövdürülüyor olur, dövmek bile denmez.
Yazan:Din'etik Tarih: Eyl 24, 2008 | Reply
Sn Mer’ak(ıl)
Öncelikle yazıları karıştırmışsınız benim yazmadıklarımı bana cevap olarak yazmışsınız, önemli değil bu kadar yazı arasında bende karıştırdım bu olabilir.
“Emperyalistler mi “üniversitelerinize başörtülü kızlarınızı almayın” diyor?”Buna ne cevap verilirki? yaşınız kaç? sanki karşımda bir çocuk var, konulara o kadar yüzeysel bakıyorsunuz ki cevap bile veremeyeceğim çünki daha önceki yazılarımda zaten buna benzer konulara cevap vermiştim konuyu getirip getirip türbana dayıyorsunuz buda dediğiniz gibi çukurdan çıkma kaygısı bence.
Zafer arkadaş çok güzel demiş “şehit bizim bulabileceğimiz en büyük saygı ve yüceltme ifadesidir”
işte olay budur…… Hiç bir şeyi inkar ettiğim falan yok şimdiye kadar yazdığım yazıların tümünü bir araya getirip okursanız ne demek istediğimi de anlarsınız sanırım, yüzeysellik konusundaki sözünüz iyi, ama bunu hala yapıyorsunuz…..
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 25, 2008 | Reply
Ali bey,
Ben bir çocuğum ve siz bir yetişkin olarak her ne diyorsanız haklı ve doğrusunuz.Bni terbiye edip,yüzeysellikten kurtardınız,müteşekkirim,iyi ki varsınız.
Tamam şimdi oldu mu?Bu sizi daha daha uyutur mu?
Yazan:Mustafa Tarih: Eyl 25, 2008 | Reply
Sayın Kütahyalı,
Kavramları karıştırarak TSK düşmanlığı kime fayda verir bunun farkındamısınız. Sizi TSK düşmanlığınız nedeniyle kınıyorum.Atamızın
“Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanın emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre karşı degiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz, kasde ve fiile dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere fırsat vermiyecegiz.” sözlerini yerine getiriyor TSK. O kadar.
Kardeşim TSK düşman ordusu mu? Ayıp ayıp.
Askerliğimi yaptığım hem acemilikte hem usta birliğinde cami vardı ve cumaya giderdik. Uygun zamnada da isteyen namazını kılardı…
Dünya’da hiç bir ordu TSK kadar eleştirilmiyor kendi ülkesinde.Ordu yoksa ülkemizde yok olur. Önce içinde laikliği sindireceksiniz. Yoksa bu ülke parçalanır. Türkiyede kaç tarikat kaç mezhep var. Bizi bir arada tutan laik sistemdir. Gerçek dindar arkadaşlara tavsiyem kutsal kitabımız Kur’anı sürekli okusunlar. Son olarak Atamızın”Milletimiz dil ve din gibi kuvvetli iki hazineye sahiptir. Bu faziletleri hiç bir kuvvet milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamıyacaktır ve alamaz.” sözü ile bitiriyorum.
Yazan:uveys Tarih: Eyl 25, 2008 | Reply
Sn. Mustafa bey,
Bir ulke neden ordusuyla guclu olmali mantigi hakim. Neden ekonomisiyle, bilgisiyle, endustrisiyle Veya sanayisiyle guclu olmaz. Yada olmasi dusunulmez.? Neden yillarca hep vatan millet sakarya diyenlere destek vermek zorundayiz mantigi hakim.
Tsk dediginiz kurum, (kurum)bidaha vurgulamis olayim devletten buyukmu yahu, nedir onu kutsal kilan, neden elestirilmesin? Sizin askerde namaz kilabilmis olmanizmi.? TSK din istismarligi yapmiyor, sozunuzu dogruluyor. Yukarda orneklerini de verdim. Sadece TSK degil devletin elbette bir cok kurumunda var. Bu tur gorevi kotuye kullanma aliskanligi. ama bunlara tam da birileri dur diyecekken neden TSK dokunulmazlik sirhina borunuyor?; Yada burunduruluyor?
Sizin icin; TSK kutsal bir kurum mabed olabilir. Fakat benim icin kutsalligi yok. Sebebine gelince bu ulkede ayricalikli, imtiyazli bir zumre mevcut. Bu zumrenin cocuklarinin sehit olmadigi bir ortamda neyin kutsalligi. Bu ulkede kactane burjuva cocugu sehit oldu? Sn.savunucu.. Askere gitmemek icin degisik sekillerde uyduruk saglik raporlariyla askerlik yapmiyan bukadar insani goz onunde bulundurdukca, ve TSK bunlardan kurtulmadigi surece, butur torpillere, yolsuzluklara engel olmadigi muddetce birakin sizin gibi kutsal gormeyi….Zavalli; Anadolu insanini dusundukce uzuluyorum. Anadolu ornegine takilmayin lutfen Anadoludan kastim saf olan ayanlarimiz…
Yazan:Din'etik Tarih: Eyl 25, 2008 | Reply
Sn. Mer’ak(ıl)
Ben Ali bey değilim, Din’abetik benim rumuzum, ama önemli değil dediğim gibi bu yanlışları bende yaptım, insan karıştırıyor. Alınmayın amacım sizi kırmak yada rencide etmek değil kesinlikle, sizi kırdıysam özür dilerim:) sadece fikirlerimi açıklamaktır tüm isteğim… ve herzaman içinde fikirlerini dürüstçe açıklayan insanların, inandıklarını söyleyen insanların, yanlış yada doğru, başımın üstünde yerleri vardır.. Bence bu son yazınız yazdığınız en güzel yazı:)
Yazan:Din'etik Tarih: Eyl 25, 2008 | Reply
Sn.Uveys
O kadar acımasız olmayın Mustafa beyin demek istediği o değil, bir millet herşeyiyle güçlü olmalıdır hele kaniçici emperyalizmin var olduğu bir dünyada ordunuzda güçlü olmak zorundadır (ülkeler ve kardeşler arası düşmanlığı,orduları da var eden emperyalizmdir ki silah satabilsin herşey o kadar birbirine bağlı ki günler sürer konuşmak), kim istemezki ekonomisiyle bilimiyle herşeyiyle güçlü bir ülkesinin olmasını. Elbetteki her kurum eleştirilmeli hatta müsebbibleri yargılanmalı ama daha öncede dediğim gibi gerçekci (darbeler gibi)konularda eleştirilmeli yoksa her kurumda görevi kötüye kullanma konusunda hemen hemen aynı fikirdeyiz ama başlık yazı bunu vurgulamıyor farklı amaç güdüyor eleştirisi tutarsız, eleştiri yapıldığında alternatifide getirilmelidir yoksa o eleştiri yapıcı değil yıkıcı maksatlı olur yani şunu yapmak yanlış demekle olmaz ne yapılması gerektiğide ortaya konmalıdır, yani kaybettiği askerlerine şehit demesi istismardır onun yerine “şu şekilde denmelidir” şeklinde olmalıdır eleştiri -ki bu yazıya taraf olan hiç kimse ne denmelidir sorusuna cevap veremedi veremezde- yoksa o eleştiri kaale bile alınmamalıdır bence. Bu konudaki görüşlerimide yukardaki yazılarımda açıklamıştım zaten…
Yazan:zafer Tarih: Eyl 26, 2008 | Reply
sayın uveys…
Bir ülke değil!!! “Türkiye gibi bir ülke!!!”… bu birincisi… ikincisi ise şu: sanayisi ile ekonomisi ile tarımı ve bilimi ile “ordusu güçlü bir Türkiye”… öyle yazıyorsunuz ki, TSK dan başka bir şeyi gözümüz görmüyormuş gibi bir konuma düşüyoruz… tabii ki insan hakları konusunda güçlü, demokratik, laik, gelişmiş bir Türkiye benim arzum ama bunun yanında bu ülke danimarka yada isviçre değil!!! monako değiliz biz!!! burası her yanı kaynayan bir kazan arkadaşım… tabii ki ordusu da güçlü bir Türkiye olmak zorunda… ben olaylara hep çok basit ve çocukça bakarım ilerlemiş yaşıma rağmen… çünkü ancak çocuk gözüyle bakarsanız gerçeği görebilirsiniz!!! Türkiye gibi bazı ülkelerin orduları gelişmiş olmak zorundadır… ama bazılarının en azından kısa vadede orduya bile gereksinimleri yoktur… kim ne derse desin, Türk ordusu çok güçlü olmak “zorundadır”… diğer konularda gelişmiş olsa da olmasa da bu zorunludur… bir kere bu kesinlikle şarttır… değil diyorsanız gülerim size… buna itiraz edileceğini düşünmüyorum, çünkü aklın yolu birdir… bu coğrafyada mahallenin en iri çocuğu olmak zorundadır Türkiye… ikincisi ise benim görüşüm, kabul edilmeyebilir tabii ama bence çok doğrudur… Türkiyenin en gelişmiş kurumu TSK dır!!! “ne yazık ki” öyle!!! evet, gerçekten ne yazık ki diyorum çünkü Türkiyenin en gelişmiş, en teknolojik, en iyi adapte olabilen, en kısa sürede kendisini yenileyebilen, bilimi en yakından takip eden, bilim üreten!!! ve ürettiği bilimi uygulamaya aktarabilen tek kurumu TSK olmamalı idi, ama ne yazık ki öyle… bu çok önemli işte… devlet dediğiniz eğer bilime önem vermiyorsa ama tsk dediğiniz veriyorsa durup bir düşünmeniz lazım!!!… bu TSK için çok büyük bir başarıdır ama geri kalan bütün kurumlar ve bütün kişiler için ise çok büyük bir ayıptır!!! tsk güçlü olmalıdır ama tsk nın güçlü olması geri kalan kurumların zayıf olmasını gerektirmez ki!!! gerektirir mi sizce??? peki neden sağlık bakanlığı güçlü değil??? neden sosyal güvenlik sistemi güçlü değil??? kültür bakanlığı??? diğer bakanlıklar??? devletin diğer kurumları??? iktidar??? muhalefet??? eğitim??? vs vs vs??? siz??? ben??? devlet ve halk bir bütündür… bak arkadaşım, o zümreyi yaratan bizleriz!!! o askere gitmemek için binbir türlü numara çeviren zümreyi biz yarattık!!!… ingiltere prensi afganistanda savaşa gidiyorsa, sorun bizdedir… sadece tsk da değil… sen de ben de sorunluyuz uveys arkadaşım… kısa yoldan köşe dönmeyi çocuklarımıza öğreten biziz… kısa yoldan köşe dönenleri alkışlayan da, dönemeyene salak gözüyle bakan da biziz… toplum olarak biziz… sanata kültüre bilime değil de şarlatanlara inanan da biziz… bilim denince aklına harun yahyanın siteleri akla geliyorsa!!! sorun büyük arkadaşım::)))… bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyen de biziz, yere düşünce 1 avuç toprakla kalkmayı marifet sayan da… bal tutunca parmağını yalayan da… biz bir bütünüz… askerden kaçan adamın babasına oy veren kim??? bir ülkede bir kesime bütün yükü yükleyip, geri kalana masum diyemeyiz… yazdığınız yazı gayet güzel!!! ama ben bu toplumdaki herhangi bir “uveys” in yazdığına inanmam asla… çünkü herkes çok güzel şeyler yazıyor ve söylüyor ama ya uygulama???… ben artık inanmıyorum… sakın yanlış anlamayın beni, sizin kişiliğinize yazmıyorum, zaten tanımıyorum ama bugün artık torpille askere gitmeyenlere köpüren bir uveysin bir yandan da vergi kaçırıp kaçırmadığı konusunda şüphelerim var benim!!! demek istediğim özetle şu: biri çıkıyor Atatürk ü ilahlaştırmayın diyor!!! ama bunu derken kendisi başka bir şahsiyeti ilahlaştırıyor!!! birisi çıkıp tsk yı kutsallaştırmayın diyor ama bir bakıyorsun başka bir şeyi kutsallaştırıyor… birisi çıkıp vergi kaçıranlara laf ederken ertesi gün başka bir suçu kendisine hak görüyor!!! bu sebeple Türkiyede bugün hiç kimse hiç bir konuda hiç bir laf edemez!!! tek sebep de şudur: “tencere dibin kara, seninki benden kara”… tsk dini istismar ediyor olabilir… kutsal görülüyor olabilir… benim için hiç sorun değil bunlar… ben Atatürk ü ilahlaştırıyor olabilirim mesela, hiç sorun değil!!! ne güzel işte, çok iyi yapıyorum… çünkü Atatürke çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum, aynı şekilde tsk ya da!!! neden??? çünkü Türkiyede herhangi bir bakanlık hiç olmasa ben hiç bir fark hissetmem!!! ama tsk olmazsa çok fark hissederim… sonuç: tsk ile uğraşılacağına herkes kendisine biraz çeki düzen versin… tsk bugün elinden geldiğince en iyiyi yapabiliyorsa, sağlık bakanlığı da yapsın! ve artık 1 günde 13 bebek ölmesin… öldüğünde de örtbas edilmesin… bilmem ne özel hastahanesi gibi devlet hastanelerimiz olsun… bilmem ne koleji gibi liselerimiz olsun… arkeolojik değerlerimizin yurt dışına kaçırılması engellensin… ormanlarımız, enerjimiz ve iltişim ağımız korunsun ve geliştirilsin… ormanlar satılmasın… 6 lık depremde öğrenci yurtları çökmesin… bilmem nerenin belediye başkanı “eline 1 bardak su alıp içerek şov yapmasın”… jeotermal enerjimiz dururken irandan rusyadan doğal gaz gelmesin… yediğimiz domates bizi kanser yapmasın… dünya harikası doğal alanlar içine termik santral yapılmasın… vs vs vs, o zaman tsk yı kutsallaştırdığım gibi o kurumları da kutsallaştırayım, alkışlayayım…
Yazan:uveys Tarih: Eyl 26, 2008 | Reply
Sn.Zafer…
Bu ulkeden kastimin Turkiye oldugunu cok iyi biliyorsunuz. Vurgulayinca ulke aski dahami cok pekisiyor.? Insanin icinde olmali bence bugun nasilki dinle, imanin kimde oldugu gercegi bilinmediginden bunu tartisma konusu yapmak kisisellestirmek hataysa ; Bence kimse kimsenin bu anlamda nekadar candan ulkeci. milliyetci oldugu gerceginide bilemez..(kimsenin vicdan muhasebesini yapacak bir metod henuz gelistirilmedi.)
Gelelim su tartistigimiz konuya ozunde, genelinde bakis acilarimizin ayni oldugu bir platformdayiz. Yani sizinkisi aslinda benimkisinden kara degil hani. Ayni seyleri soyluyoruz. Sadece siz yine TSK’ya karsi biraz daha fazla insiyatif kullanmisiniz. Ve benim diger kurumlar duruken tsk’ya neden bukadar haksizlik ettigimi dusunuyorsunuz fakat su dikkatinizden kacmis suanki platformdaki konu TSK yani saglik bakanligini veyahut yolsuzluklarini tartismiyoruz. Emin olun tartisiyor olsaydik cok daha fazlasiyla belkide saglik bakanligina yuklenirdim. Buna ramen yanlis anlasilmalari ortadan kaldirmak adina konuya onlarida mudahale etmisimdir.
Sizin icin ayrica TSK gercekten kusalligini mahfuz edebilir. Turkiyenin en gelismis kurumu TSK’da diyebilirsiniz. Fakat bu gercekleri farkli kilmaz. Bugun sizin TSK dediginiz Ege ordusunu cikan geriye kalanlarin hepsi Nato guclerine bagli. Yani gelismis olmasi anormal degil bu anlamda Lojistik desteginin tamamiyle Nato birlikleri tarafindan karsilanan bir TSK…Bugun Onceki donem Genelkurmay Baskani Sn. Hilmi Ozkok’un uzun zamandir uzerinde calistigi, sonrasinda da Genelkurmay Baskanligi nobetini devralan Kara Kuvvetleri Komutani Orgenaral Yasar Buyukanit’in da imzasini tasiyan plana gore 4. orduya sahip Kara Kuvvetleri Komutanliginda Ege ordu Ve 3. Ordu lagvedilecek; Sadece birinci ve ikinci ordu kalacak…Lagvedilenler buraya dahil olacak. Genel kurmayin yapisi tamamen degistiriliyor, merkezi karargah kuruluyor. Yillara yayilan plana gore KAra,Deniz Ve hava Kuvvetleri Komutanliklari Genelkurmay Baskanliginin catisina cekilecek. Kuvvet Komutanliklari kapatilacak. Direnecek olanlar ordudan tasfiye edilecekti.. Nitekimde
Yazan:hasan Tarih: Eyl 27, 2008 | Reply
merhaba kütahyalı yormcunun yorumu bireysel bir görüş kendine göre eleştiriler var fakat hic öz eleştiri yok ordu kentisi gibi düşünen arkadaşlarına göre hep haksız olacak asker dua etse suc camiye silah arkadaşının cenazesine gitse suc vatan savunsa suc askerleri siyasete ceken askerin kendisideyil bizzat halk ve halkın secmiş olduğu siyasetcilerdir asker kışlasında mutlu askere sızmak isteyen sistemini bozmaya calışan kendisi gibi düşünmesini bekleyen aşırı dinci aşırı kominist ve aşırı mılliyetci lerden dolayı zaman zaman gereksiz acıklamakrda oluyor parti başkanlarının olumsuz etkilerinden etkilenen biz vadandaşlar ise ordumuzu zor durumda bırakıuyor ve itibarını sarsıyoruzzz usul usul fark etmeden bölgesinin ihtiyacı olan orduya deyilde ekonomik olarak eğitim ve sağlıktaki işzizlik ve benzeri konularda fikirlerimizi baylaşıp ülkenin esenliğiyle ve tüm yutdaşlarımızın barış ve saygı icinde yaşamsıyla mücadele edelim bu aralar dünyanın en büyük sorunu emin olunki 2009. kirizi olacakkkkk saygılarımla hasan aydoğdu
Yazan:uveys Tarih: Eyl 27, 2008 | Reply
En son yazim teknik bir arizadan dolayi yayinlanmadi. Bu anlamda yanlis anlasilmalari ortadan kaldirmak adina hepinizden ozur dilerim…
Yazan:Din'etik Tarih: Eyl 28, 2008 | Reply
Neden ve sonuç ilişkisini iyi irdelemek gerekir şu anki ülkemizin içinde bulunduğu gizli-açık savaş bir sonuçtur, nedenleri üzerine günlerce yazılar yazılabilir ama konumuz bu değil, ortada bir sonuç var ve bu sonuçtan dolayı gencecik evlatlarımız ölüyorlar ve bu kaybettiğimiz gençlerimizi ne diye adlandıracağız? hala cevap bekliyorum bahse konu yazıya taraf olan yorumcu arkadaşlardan ama biliyorumki “CEVAP VEREMEYECEKLER”, çünki başka cevap yok!!, elini vicdanına koyan hiç kimse onlar “şehit” değildir diyemeyecektir, çünki zafer arkadaşın dediği gibi 10 gün beline kadar kara gömülü bir şekilde savaşan 11. gün mayına basarak ölen 21 yaşındaki gencimize, Mehmetciğimize ne diyeceğiz sayın arkadaşlar?, işte gene Zafer arkadaşın dediği gibi bulabildiğimiz en büyük saygı ve yüceltme ifadesi olarak tek kelime vardır oda” Şehit” dir. Ben onlara “ŞEHİT” diyorum ve hepsininde ruhları şad olsun diyorum, sağlıcakla kalın…….
Yazan:uveys Tarih: Eyl 28, 2008 | Reply
Sn. Din’etik…
Kur’an-i Kerim’de, “Allah yolunda oldurulmus olanlar icin, oluler demeyin. Bilakis onlar diridirler. Fakat siz keyfiyetini) iyice anliyamazsiniz” (El bakara suresi,154)hukmu beyan buyurulmustur. Bir kimsenin sehit olabilmesi icin; Allahu Teale (cc)’nin yolunda ve O’nun rizasini kazanmak icin cihad etmesi zaruridir. Imam-i Merginani, “Sehit; musriklerin katlettigi veya savas meydaninda kendisinde (katledildigine dair) bir eser bulunan veya kendisini Muslumanin zulmen katlettigi kimselerdir”(1.)tarifini yapmistir. Bu tarifte; Muslumanlar tarafindan oldurulen, diger bir Muslumanin sehadeti de soz konusudur.
Bir insanin sehid olabilmesi icin, su sartlara haiz olmasi gerekir:
Birinci sart; Musluman olmak Ve Allah(cc) yolunda (fi’sebilillah)ihlasla savasmaktir.
Ikinci sart; Savasan kimsenin akil bali olmasidir.
Ucuncu sart ise; zulmen oldurulmesidir.
(2.) tarife gelince Zulmen katledilme hädisesi, savas disinda da olabilecek bir hadisedir. Bu uc sartin bir arada bulunmasi, sehitligin tahakkuku icin zaruridir. Bilindigi gibi ibadetlerin degismiyen ruknu, ihlastir.
Imam-i serahsi(rh.a), “Allahu Teale (cc)nin rizasini kazanmak niyetiyle (ihlasla) cihad eden ve bu esnasinda hayatini kaybeden kimselere sehid denilir”(3.) tarifini de bu sekil yapmis ve bu incelige isaret etmistir. Sehadet makami; Allahu Teale (cc)’nin kendi yolunda, ihlasla cihad eden muminlere verdigi bir nimettir.
Dunyanin bircok bolgesinde, farkli kavimlerden olan Muslumanlar (malesef) birbirleriyle savasmaktadirlar. Kimin hakli, kimin haksiz oldugunu bu anlamda tesbit etmek mumkun degildir. Bu anlamda kimin sehid kimin gunahkar oldugunu kimin zalim kimin mazlum oldugununun fetvasini verebilecek imam yada muctehid verebiliyorsa buyursun versin.
Size sadece buyuk alimlerin vermis olduklari fetvalara istinaden ve Kurani Kerimdeki ayeti kerimeleri goz onunde bulundurarak olaya bir yorum getirebilirim. Benim yorumumun sadakati de ayri bir yorum konusu getirebilir. Onun haricinde kimsenin vicdan muhasebesini yapamayiz. Icinden o’an icin ne gecirdigini bilemeyiz. Su zamanda yapilan bircok savasin siyasi arenede, politik amaclar dogrultusunda cikar ugruna yapildigini goz onunde bulundurur… Ve askerligin mecburiyetinide goz ardi etmez isek bence; Askerler de mazlum durumuna dusebiliyorlar. Onun haricinde Vatani bolmek amacli; orgutsel bolucu faaliyetlerde bulunan ve emperyalist(kuffar) guclere tabi olan kimseleri de zalim degerlendirebiliriz..
Onun haricinde; Psikolojik bir etken-baski soz konusu…Bugun sapa, saglam bir insana psikolojik baski sonucu gunde 20 defa siz 2 ay sonra öleceksiniz deyin, emin olun 2 ay sonra o insanin eceliyle degilsede canina kiydigini gororusunuz. Aslinda musluman olan iki tarafta istenmiyen nedenlerden baski goruyor olabilir. Ama bu anlamda genis potansiyelli dusundugumuzde bir musluman vatani mudafa ediyor.. Cogunlugun namusunu, canini vatanin butunlugunu korumaya calisiyor. Diger bir musluman din kardeside kuffarla(Emperyalist) guclerle birlik oluyor; Kardesini olduruyor. Canli bomba oluyor sucsuz insanlarin canina kastediyor. Bu anlamda biri mazlum digeri zalim konumuna dusebiliyor… Ama yinede; Kurani baz aldigimizda keyfiyetini bizim anliyamiyacagim bir konuda hukum verme yetkisi ayeti kelimeyle bizim uzerimizden kaldirilmistir. Bu anlamda enson soyliyebilecegim;
Rabbim; Zalim muslumana hidayet, gunahkar olaninda taksilatini affetsin…..
Saygilar…..
Yazan:uveys Tarih: Eyl 28, 2008 | Reply
Sn..Din’etik Kardesim….
Sek ve suphe konusu beraberinde ayri bir vicdani sorumluluk getirir. Bu baglamda kimse o sorumlulugu ustune almak istemez. Inancli oldugun taktirde cevabini bulamiyacagin hicbir soru yoktur. Bu anlamda mumin olana arastirmak farzdir. Mutmain olana kadar arastirmalidir. Iradeni kendin zorlamalisin bu anlamda bence kimsenin yardimina ihtiyacin yok…
Yazan:Din'etik Tarih: Eyl 28, 2008 | Reply
Sn Uveys
İlk yazınıza cevap:
Şehitliğin tarifini bir müslüman olarak biliyorum ama sorum o değil durum o kadar farklıki siz biraz değinmişsiniz evet çoğunluğun namusunu vatanının bütünlüğünü savunan bence mazlumdur ve benim düşünceme ve bir çoğumuza göre şehit sınıfına girer, emperyalistlerle işbirliği yapanda bence zalimdir ve din kardeşimiz diyemem onlara, canlı bomba olup çoluk çocuğu öldüren bırakın müslüman olmayı hristiyan bile değildir, hatta bir dine mensup olması gerekmez insan bile değildir ve bunlara karşı savaşan mehmetciğimde bence Şehit dir, dediğim gibi ancak böyle bir kelime onlara duyduğum saygıyı ifade edebilir, üstünde çok düşündüm ve gerçekten onlara duyduğum saygıyı ifade edecek başka bir kelime bulamadım, yok… ve buna din istismarı denmesi bana o kadar komik geliyorki o yüzlerce gerçek din istismarının yanında… ( lütfen buna cevap vermek isteyecek arkadaşlar önceki yazılarımı okusunlar)
2. Yazınıza cevap:
Haklısınız ve bu herkes için geçerli, eleştiren veya taraf olan herkes için, şüphe varsa keskin bir şekilde eleştiremezsiniz ancak acaba diyebilirsiniz ( yazı sanki acaba diye soruyormuş gibi geliyor ama yazarın kendisi ve taraf yorumcular aslında öyle demiyorlar eleştirilerinde kesin hüküm var)yani şüphelerin olduğunu söyleyebilirsin önce düşünmek ve birşeyler söylemeden tam bir karara varmak gerekir, ve vicdani sorumululuğunu alamayacağın bir konuda da ve hele şüpheleriniz varsa eleştiride yapılmamalı bence, önce emin olmalı ve düşündüklerinize tüm ruhununuzla doğru diyorsanız eğer yani sizin deyiminizle mutmain olunca, işte o zaman eleştirebilirsiniz, yoksa sadece o konuya laf atmış olmaktan ileri gitmez yapılan eleştiri…. Ve yukarıdaki soruma kesin cevap verilemiyorsa bu konuda eleştiri yapanlar mutmain değillerdir demektir, öncelikle mutmain olana kadar araştırmalı , düşünmeli ondan sonra konuşmalıdırlar ama amaçları farklı ise-ki yazarın kendisi ve bazı yorumcular dahil benim iddiam budur- o zaman diyecek birşey yoktur aslında tartışmaya bile değmez o kişilerle ama insan dayanamayıp cevap veriyor işte…
Yazan:uveys Tarih: Eyl 29, 2008 | Reply
Sn. Din’etik…
Yazarin sehitlere yonelik kesin bir yargi bildiren sozune rastlamadim. Yani askere gidip hayatini kaybeden mehmetciklerimize neden sehid deniliyor? denilmemesi gerekiyor.. diye; bir sozude yok.. Olayin ozunden kopmusunuz. Lutfen yaziyi takrardan gozden geciriniz. TSK’nin kendisiyle nasil celistigine dair vurgu yapilmis. Bugun annenizin basi kapaliysa subay-astsubay sinavlarina katilamiyorsunuz. Boyle dusunen kendini su sekil savunan bu kurum; Ordu icerisinde din istismari yapilmasina musade etmeyiz.. diyen bir TSK…Cocuklari savasa hazirlarken askerligin peygamber ocagi oldugunu hatirliyor.. olayin ozu buna benzer orneklerle anlatilmis. Dikkatli.! okudugunuz taktirde eminimki sizde goreceksiniz.
Yazan:Din'etik Tarih: Eyl 29, 2008 | Reply
Sn.Uveys
Hayır bu sefer size katılmıyorum, yazıdaki eleştiride elbette o şekilde bir söz yok ama amaç ne ? bu o kadar belliki söylenmesine gerek yok. Bakın ben bunu sizinle yüzyüze tartışsam hak verdiğim konular olabilir , ben TSK yanlış yapmıyor her yaptığı doğrudur diye bir iddiam yok-ki darbeler konusunda acımasızca eleştirilmeli ve hatta yargılanmalılar diyorum, ama bu konu o kadar hassas bir konuki hele mevcut durumda bence haksızlık ve yıpratma amaçlı farklı amaç gütme var sanki bir çelişkiyi ortaya atıyormuş gibi ama tetikçilik var karşı çıkışım o….
Bu arada herkesin, tüm insanlığın Ramazan Bayramı KUTLU OLSUN, ve tüm dünyada insanlar arasında kardeşlik ve barış diliyorum, çocuklar gülebilsin, analar ağlamasın…..
Yazan:Cumhur Tarih: Eki 4, 2008 | Reply
Al işte sayın yazar, 15 tane ocak daha söndü, bunu söndüren ırkçı ABD destekli şerefsizler sürüsünden de geberenler oldu, belki onlara şehit diyorsundur sen. Şeytan diyorki bir köşeden gir, hayatını kaybedenlerin yani ŞEHİT yakınlarınıda al öbür tarafdan temizleye temizleye çık, ama dediğim gibi bunu şeytan diyor amaçda bizi birbirimize düşürmek yıpratmak bölmek ve bu durum bu yazar kafasında olanlarında ekmeğine yağ sürüyor, bir şeytan bunu yazarakta yapabilir yani anlayana….
Yazan:uveys Tarih: Eki 4, 2008 | Reply
Sn. Cumhur;
Okuma kulturu, elestiri kulturunuz bundan otesine gidemiyorsa seytaniniz bol olsun; demekten baska bisey gelmez elden… Yazara haksizlik etmeyin.. Zaafi olan bir ordu, kendi cikarlarindan baskasini dusunmiyen bir ordu ve mensuplari zavalli masum askerlerin hayatini bukadar ucuz sayabiliyorsa elestirilmeli…
Yazan:Cumhur Tarih: Eki 4, 2008 | Reply
Tabii tabi “masum” bir yazara ne denirki başka, okuma ve yazma konusunda sizinde şeytanınız bol olsun…
Yazan:Felat Tarih: Eki 7, 2008 | Reply
Herkese merhaba,
Dinleyenlerin taraf olacağı konularda konuya başlamadan önce tanımlamaların yapılması gerekir. Kavramların içiçe geçtiği, kimin hangi sözle neyi ifade etmeye çalıştığının zorlaştığı günümüzde kısaca kendi hayat görüşümü kullanacağım kavramları yalın ve anlaşılır kılma gayreti ile belirtmeye çalışacağım. Azınlık olmak her yerde zor bir şeydir çünkü insanlar farklılıklara karşı tahammülsüz yaratılışlıdırlar.
Bu satırların yazarı dini anlamda inançlı biridir ancak herhangi bir siyasi veya dini topluluğa mensup değildir. Ve fikir özgürlüğünden yanadır. İnsanlar hep mutlu olma gayretinde, özgürlük peşinde, dünyayı cennete çevirme gayreti içindeler farkında mısınız?
Ve sormak isterim, sizce ani veya geçici yanılsamaların dışında çevrenizde mutlu olan var mı?
Düşüncemi paylaşmak isterim, biliyor musunuz bizler bu dünyaya mutlu olmak için gelmedik.Sakın duraksamayın veya yanıt bulmaya çalışmayın bu fikrime; en inkarcınızın dahi bir nebze haklılık payım olabileceğini düşünmesi yeterli benim için.
Hepimiz takip edecek bir yol, bir dünya görüşüne ihtiyaç duymaktayız. Sorular gelir aklıma sorsam…Neyse…derin düşünmek ister sorsam anlaşılır mı bilemem? Neyse, Bir soru ve dilekle kapatayım. Sizce bir Atatürk daha mı gelmeli yoksa Herkes birer Atatürk mü olmalı? Aynı soruyu her yolun yolcusu kendince yorumlar kimi abdestsiz hemşerim Apoyu örnek alır. Kimi Hz. Muhammed S.A.V. ‘mi ve der ki hepimiz birer Muhammed olmalıyız onun sünneti ile huzuru belki buluruz… Dünyayı değiştiremesekte kendimizi değiştirebiliriz belki…En derin Saygılarımla, Biji İslam kardeşliği.
Yazan:Cumhur Tarih: Eki 8, 2008 | Reply
Bir yazı, anlayanlara…
Bize ağlamak düşer…/ Bekir COŞKUN
TASALANMAYIN birazdan geçecek.
Gazetelerdeki “Yüreklere ateş düştü” manşetleri unutulacak, televizyondakiler “gazoz kapaklarını” konuşmaya dönecekler, siyasetçiler içlerinden “işte unutuldu gitti” diyerek ve sırıtarak dolanacaklar, Genelkurmay yine Kuzey Irak’a kaç sorti yaptıklarını açıklayacak.
Sizler unutacaksınız…
Ben unutacağım…
Sadece orada bir yığma evde, bir gelin gizli gizli ağlayacak, bir anne sabahlara kadar acı çekecek ve bir çocuk okulda “Bu şehit çocuğudur” diye başının okşanmasını boşu boşuna bekleyecek.
*
Niçin?..
Çünkü kimliğini yitirmiş toplumlar böyle yaparlar.
O şanlı-şerefli savaşları bile inkár eden, bir ulusun şahlanışını dahi küçümseyen… Kutsal savaşının yiğit komutanı Mustafa’sına küfredenleri başına taç yapan… İslam áleminin son asırlarda kazandığı tek şanlı zaferin kurduğu cumhuriyetini tekmeleyen halklar…
İşte böyle olurlar…
Silik…
Ezik…
Çaresiz…
*
PKK Kuzey Irak’ta, Genelkurmay’ın yaptığı açıklamaya göre asıl saldırı oradan yapıldı.
Kuzey Irak ABD’nin, Kuzey Irak ordusu ABD’nin, cumhurbaşkanları ABD’nin, başbakanları ABD’nin, hükümetleri ABD’nin, bize verilen istihbarat ABD’nin, o yana kurşun atacaksak izin ABD’nin…
ABD; bu utanmadan şehit cenazelerine gidenlerin strateji ortağı.
Yapıştıkları kuyruk…
Sıkıysa Türkiye’yi yönetenler, ağızlarını açıp birkaç laf dahi etseler ya ABD’ye…
Ne gezer?..
Çünkü; koşup koşup yaladıkları yer ABD’nin…
*
O zaman bize ağlamak düşer.
Ve unutmak…
Yolunu kaybetmiş milletlerin yazgısıdır bu…
Kaybettiği değerlerden, unuttuğu tarihinden, büyük kahramanlarına ihanetlerinden, varlık nedenlerine vefasızlıklarından sonra, geriye bu kalır:
Ağlamak ve unutmak….
Yazan:özgür Tarih: Eki 10, 2008 | Reply
yazıyı okudu. yorumlarında çoğunu okudum.
bazı arkadaşlarımız yazının tsk ya saldırı olduğunu laikliğin dinsizlik olduğunu sanmış ve yazara ağır şeyler yazmışlar.
ben yazara katılıyorum. laiklik başka birşeydir ölenlere şehit diyerek dini istismar etmek başka. çalışanlarınız inançlı diye kurumdan ihraç ederken halkınızın büyük bölümü dindar olduğu halde askere almak başka. hele ki bence en ağırı da budur. nasıl mı?
inançlı bir ailenin evladını askere götüreceksiniz ailesi onu peygamber ocağına gönderdiğini düşünecek, şehit olmasına da üzülmeyecek. ama siz onun cenazesinde ailesi kapalı veya dindar diye onları protokolden kovacaksınız veya onlara tepki olarak orayı subaylarla terk edeceksiniz. ki geçen yıl kıi olaylara bakın bunlar erzurumda oldu garnizon komutanı şehitin ailesi kapalı diye subaylarla birlikte orayı terk etti.
madem bu kadar rahatsız oluyorsunuz o zaman o adamı askere almazsınız.
yazarımızın söylediği şey tsk laik ise dini argümanlar kullanmasın yok dini argümanlar kullanıyorsa o zaman dindarlara karışmasın.
bende katılıyorum.
laiklik, kemalistlik, atatürkçülük, cumhuriyetçilik farklıdır arkadaşlar.
yazılanları uç noktalarda düşünmeyin.
özellikle kendine laik ve çağdaş diyenlerin nedense bu tür yazılara hemen ağır tepkiler verdiğini görüyorum.
haksızlığa uğrayan bizleriz tepkiyi siz veriyorsunuz.
kimsenin dinle ülkeyi böldüğü böleceği yok.
ama kimsenin de halka istemedği birşeyi dayatmaya hakkı yok.
bu kurum tsk dahi olsa bu böyledir.
kurumları yada kişileri kutsallaştırığ dokunulmaz eleştirilmez yapmayınız.
tsk da diğer tüm kurumlar gibi devleti oluşturan bir kurumdur devlet ise halka hizmet etmek için oluşturulmuş bir kamu birliğidir. halkın üstünde değil altında olan bir birliktir.
ben halkım ve bu devletin sahibiyim.
tsk da bana hizmet etmesi gereken bir kurum ben ona hizmet etmek zorunda değilim.
ama tsk beni dinimden ötürü giyimimden ötürü dışlıyorsa demek ki bu kamu birliğinde bir hata vardır.
laiklik fransadan ithal bir görüştür.
sosyalizm veya komünizmde rusyadan.
sosyalizme dinsizlik diyorsunuz da laikliğe neden dinsizlik denileceği kaygısı taşıyorsunuz.
evet devlet özünde dinsiz olmalı ama halkına dinsiz olun diye dayatmamalı.
devlet özünde dinsiz olmalı çünkü halkı çok çeşitli dinlerden olabilir bu nedenle hepsine eşit olmalı bunu da dinsiz olarak yapmalıdır.
devletin dini olursa diğer dinlerden olan tebaaya öteki muamelesi yapar.
devlet dediğimiz şeyi insanlar oluşturur bu insanlar beşerdir. bu insanların bir görüşü bir tarafı olursa ister istemez taraf olurlar.
devleti oluşturan bireylerin sadece din konusunda değil ırk konusunda dil konusunda hatta abartacak olursak takım konusunda bile tarafsız olması gerekir.
yoksa bugün olduğu gibi devletin her köşesi bir taraf olmuş ama halk bambaşka bir taraftadır bu nedenle böyle sorunlar yaşanır.
tsk temel görevi olan askerlik yani vatan toprağını görevini yerine getiremiyor.
nasıl getiremiyor çünkü siyasallaşmıştır. siyaset yaptıkları kadar askerlik yapmış olsalardı bu ülke de terör olmazdı.
devleti oluşturanların birer insan olduğunu söyledim demek ki tsk içindekiler de insan ve insan beşerdir yani hatalar yapar.
tsk bu ülkenin en büyük kurumu değil mi? evet
peki bu kurumdaki rütbeliler neden emekli olduklarında çok büyük paralara sahip olmuş bunu neden düşünmüyorsunuz.
tsk yı eleştirdiğimiz için bizleri kınamayın hatalar var sorunlar var bizler bunlar sorgulansın istiyoruz. yoksa tsk ya kastımız yok. bu ülkeyi bölmekde istemiyoruz, bu ülkeye irtica da gelsin istemiyoruz bu ülkeyi seviyoruz ve bu ülkenin coğrafi olarak güzellikleri devlet yapısına da hakim olsunda türkiye tam bir cennet olsun istiyoruz.
bizleri hain diye dışlayacağınıza farklı yorum diye dinleyin.
Yazan:ali Tarih: Eki 10, 2008 | Reply
YAŞASIN SAVAŞ…YAŞASIN KAN…YAŞASIN ASKER..
ASKERLİK ADI ÜSTÜNDE ADAM ÖLDÜRME VE ÖLÜMLER ÜZERİNE KURULU HAYATLARIN MESLEĞİDİR. EĞER İŞİN İÇİNDE KAN VE ÖLÜM YOKSA ASKERLİĞİN DE ANLAMI YOK DEMEKTİR.SAVAŞSIZ,KANSIZ BİR DÜNYADA ASKERİN VARLIĞI, NE İŞ YAPTIĞI, NEYE YARADIĞI VE NEYE YARAYACAĞI VE HARCAMALARI GİDERLERİ VE HATTA ÜLKE STANDARTLARININ ÜSTÜNDEKİ LÜSK YAŞAMLARI SORGULANACAĞI İÇİN, SAVAŞSIZ, KANSIZ BİR DÜNYA ASKER İÇİN KABUSTUR, ASKER İÇİN CEHENNEMDİR..SAVAŞIN ÇEŞİDİ, TÜRÜ, NE OLURSA OLSUN, SAVAŞ SAVAŞTIR, KAN KANDIR. ASKER İÇİN ÖNEMLİ OLAN AKAN KANIN DEVAM ETMESİDİR. KAN DURDUĞU ZAMAN HAYAT DURUR ÇÜNKÜ ONLAR İÇİN. ONUN İÇİNDİR Kİ ASKERİ BEYANATLAR DAİMA KÖKÜ KAZIMAKTAN BAHSEDERLER. BU DA İLELEBET SAVAŞ DEMEKTİR..ÜLKEYİ BÖLÜP MİLLETİ BİR BİRİNE KIRDIRIP SONRA DA KURTARICI ROLLERİNDE SÜREKLİ CUNTA HAKİMİYETİ, SÜREKLİ TAHAKKÜM. ASKERİN EN NEFRET ETTİĞİ CÜMLE İSE “BARIŞ” TIR..ŞU HALDE YAŞASIN SAVAŞ, YAŞASIN KAN, YAŞASIN ASKER..GECNECİK ÖLÜMLERİN, GENCECİK KURBANLARIN SEBEBİNİ ANLIYORMUSUNUZ ŞİMDİ..
Yazan:Cumhur Tarih: Eki 10, 2008 | Reply
Özgür arkadaş
“laiklik fransadan ithal bir görüştür.
sosyalizm veya komünizmde rusyadan”
Dinimiz de Arabistandan yani nevarki bunda? halkına uygun, insanına uygun bişeyler bir yerlerden alınabilir bunda aşağılanacak birşey yok. Kapitalizm nerden? bunu yazmamışsınız ki bizim derdimiz de bu artık. Yazınız genelde iyi isterdimki böyle olsun amaç sadece bu cennet vatanın daha güzel olması için çabalamak, eleştirmek olsun ama amiyane tabirle kazın ayağı öyle değil işte , ne güzel demişsiniz devlet kesinlikle bitaraf olmalı yani dinsiz olmalı evet kesinlikle katılıyorum ama bugünkü devlete girmeye çalışın bakalım, haksızlık yapılıyor diye eleştiriyorsanız, aynı haksızlık yapıldığında onuda eleştirmelisiniz, hoca efendi denilen ( dinimizce dindarlık bir paye olmamasına rağmen şeyh, şıh,hocaefendi adıyla malı götürürler) salya sümük habire ağlayan ABD destekli birinden icazet almadan devlet kurumlarına girmeye çalışın bakalım girebiliyormusunuz, yani tencere dibin kara seninki benden kara, sanki bu durumu eleştirenler farklı bişeyler yapıyormuş gibi, çok demokratmış gibi, onların demokratlıkları türbana kadardır arkadaşım, ben laikim ama müslümanım diyeceksin seni kabul edecekler mümkünmü bu? yada ateistim diyeceksin kabul göreceksin sizce imkanı varmı? evet var diyecekler olacaktır, dinde zorlama yoktur falan filan diyecekler olacaktır evet doğru özünde yoktur ama bu bugüne kadar pratikte hiç gerçekleşmemiştir ve gerçekleşmeyecektirde, salya sümük ağlayıp bunu kabul etmezler ( gerçi ABD kabul et derse ederler o başka mesele), onun için eleştirirken birazda aynaya bakmak lazım. Birde şehitlik konusu biraz farklı bir konu , niye ortaya atıldı? amaç ne? safça memleketi düzeltmek içinmi? - ki bence alakası yok, salya sümük emperyalist destekli tetikçilik, BOP projesi falan var işin içinde, yukarda bununla ilgili çok yazıldı onlara bakmakta fayda var taraf ve taraf olmayanların görüşlerine, özellikle taraf olmayanları (ben tersini yaptım) okuyun çünki siz zaten tarafsınız…Yukardaki Bekir Coşkun’un yazısında bölmek isteniyormu istenmiyormu çok açık, ABD denen kaniçici emperyalist ülkenin işbirlikcileri konusunda da çok net şeyler söylüyor tabii anlayana, dediği gibi çıksa ya bir devlet büyüğü- yoksa küçüğümü?- ABD karşıtı bir laf etse ya!!!!
Yazan:ASKERLIK HATIRASI Tarih: Eki 26, 2008 | Reply
TUZLA PIYADE OKULUNDA ASTEGMENLIK GOREVIMI
YAPARKEN
EDINDIGIM TECRUBE ILE DE SABITTIR. 80 LI YILLARDI TUZLA
PIYADE OKULUNA
KATILMISTIK.ILK GUN ILK ICTIMADA BOLUKLER SAPTANIYOR
GEREKLI ROTUSLAR IC
AVLUDA YAPILIYORDU. O GUN HIC UNUTMAM AYNEN SU OLAYLAR OLDU.ANNESI
GAYRI MUSLIM
OLNALAR ONE CIKSIN.SONRA BABASI GAYRI MUSLIM OLANLAR ONE
CIKSIN.SONRA ANNE
VE BABASI GAYRI MUSLIM OLANLAR ONE CIKSIN. SOK OLMUSTUM.BU
183 .DONEMDE
OGRENCILIK YAPAN BENIM BELLEGIMDE KAZILI BIR OLAYDIR. BENIM
GIBI ASIMILE
OLMUS BIRI PACAYI YIRTMIS IDI.NE DE OLSA ANNE BABA
KATISIKSIZ GURCU ATALAR
DA DONME IDI.BIR AN ICIN EMPATI YAPTIM O INSANLARIN YERINE
KENDIMI
KOYDUM.SONRA BAKIN NE OLDU BU COCUKLAR DAHA SONRA OZEL
KURAYI KAZANDIKLARI
HALDE BU BIRLIKLERE GONDERILMEYIP SARIKAMIS GIBI
BOLGELERE SURGUN
GITMISLERDI.NASIL OLUYORDU BU AKLIM ALMIYORDU LAIKLIGIN
BEKCISI ORDUMUZ
DAHA ILK GUN BU AYRIMI YAPIYORDU
Yazan:Deniz Tarih: Eki 30, 2008 | Reply
bende bir süre önceki şehit olaylarının başladığı zamanda bu yazının bir kısmını düşünmüştüm..tamamını ve daha derinini okumak düşüncelerimi daha bi garipleştirdi.. onlar bizim rahatımız için toprağımız için vatanımız için can verdiler.. hepsinin önünde saygı ile eğiliyorum ve görüntüleri gördüğümde gözyaşlarıma hakim olamıyorum..
Yazan:S.Aykan Tarih: Kas 3, 2008 | Reply
2 ay kadar sonra cevap yazmak durumunda kaldım, kusura kalmayın :)
Arap dilini ve Türkçemiz üzerindeki etkisini asla küçümsemiyorum. Ama, velev ki, İnek kelimesini Hitlilerden almış olalım, İneğin Hint kültüründeki dini anlamı ve önemi, aynen Türkçe geçmiş olur muydu?
İnekler hakkında yapılacak benzer bir tartışmada, İneğin Tanrı olduğunu iddia edip, üstüne Hintçe sözlükleri kaynak gösterecek miydiniz :)
Yazan:Yasemin Kargin Tarih: Ara 4, 2008 | Reply
Kaleminize sağlık sayın Kütahyalı.Anaları başörtülü diye yemin törenine almayan TSK ”kurban bağışlarınızı bekliyoruz” diye basında açıklamalar yapmaya başladı.Merak ediyorum TSK’ya devlet milyarlarca para harcarken neden bu bağışları istemeye, dini kullanmaya devam ederler? TSK işine gelince dindar işine gelince mi laik oluyor?Derin bir çelişki.Çok merak ediyorum TSK bunlardan hangisi?
Yazan:oflu göksal Tarih: Ara 5, 2008 | Reply
bu resimde eller dua pozisyonunda ama bence bu paşalar 4 tane sure bile bilmez (3 kulhu bir elham)…
Yazan:Compos Sui Tarih: Ara 5, 2008 | Reply
İnsanımız artık eskisi kadar salak değil. YEMİYORLAR. Kim sadece öldüğü zaman kıymete(!)biniyor, kim bu ülkede zenciden bile daha aşağı muameleye tabi herkes farkında. 80 li yılların hayat gailesine düşüp dünyadan bihaber yaşayan o eski koyun halk yok artık. Yalnız tek eksiğimiz, henüz hesap sormayı öğrenemedik. eğer bu ülkede yarışmada ödül kazanıp tören sırasında sırf türbanlı olduğu için, apoletlerinin ağırlığıyla kendini Olimpos’un tepesindeki tanrıcıklardan biri zanneden bir askercik, ödülü kazanan kızı kürsüden indiriyor ve buna ses çıkarılmıyorsa biz burada hangi özgürlükten ve insanlıktan bahsediyoruz bilemem.. HESAP SORMAZSANIZ BİR GÜN SİZE HESAP SORARLAR..
Yazan:Mehmet ÖNDER Tarih: Ara 7, 2008 | Reply
Şimdi bu memura sormak gerekir, güneydoğuda bitmeyen bu kirli savaş siz dahil kaç tarafa yarıyor yada daha açık soralım her ölen şehit arkasından hükümetin denetleyemediği kaç ihale veriliyor yabancı (ABD & İsrail) şirketlere.
Takiyeden bahseden sevgili memur kardeşim, dini vecibelerini yerine getiriyor diye türlü cezalara yargı yolu kapalı olmak kaydıyla mahkum edilen personeliniz öldüğünde, neden “şehit” gibi dini söylemleri dilinizden düşürmüyorsunuz? Bu ülkeyi çok seviyorsanız apoletleriniz altında değil mecliste siyaset yapın.
“Neden bu ülkede hep anadolunun bağrından kopan fakir ailelerin çocukları ölüyor” diye sormaya başlayan analar gözünüzü mü korkuttu, vatan millet sakarya der onlarıda susturursunuz.
Bayram geliyor ve siz bu acıları bitirmek yerine kurban derisi toplama telaşına düştünüz sanırım bu ülkenin gelirinin üçte biri size yetmiyor…
Yazan:Muhammet Örkın Tarih: Ara 8, 2008 | Reply
Zaman değil ama zamanı değerlendirme fırsatı ve cansızlar dahil canlılar geçip gidiyor. Ne olur, lutfen, bırakın teokratik > hurafetik > safsatik konuları da; maddeye hakim olup insanımız ve tüm insanlığın hizmetine sunma ilmine ve azmine soyunalım. Bulanık sularda yüzdükçe elimize, vücudumuza çarpan cisimlere balıkmış - yılanmış - bitkiymiş v.s. benzetmeleriyle vakit, emek ve moral harcamayı bırakalım. İnsanımız için en iyi buğdayı, domatesi … biz yetiştirelim. Akar - durur sularımızın yataklarını derinleştirip - barajlaştırıp hazır su potansiyelimizi biz artıralım. Sindirilmiş besin fabrikalarını taşımak için en pahalı arabaları ithal edip fiyaka edebiyatı yerine, enrjisi, sağlamlığı ve performansı ile en iyi arabayı biz üretelim. Günde 40 dakikalık mesai ile maaşlara ve cukkalara hizmet eden 85 bin memur besleme yerine bu ordu gücünü ülke ekonomisine katkısını sağlayacak bir tarım-hayvancılık-madencilik … politikası geliştirelim. Hatipliği de ahlaksızlık konularında avukatlğa dönüştürerek ümmeti muhammediyeyi kandırmayalım. Onlar da kanmasınlar.
Yazan:metedro Tarih: Ara 31, 2008 | Reply
ne güzel arkdaşlar yaa… herkes ne kadar bilgili ve kültürlü. tek sorun var: acılarımız mizahi…bence çoğumuzun (hepimiz değil ona göre) yazmaktan silmesi lazım… neyi mi? hayır canım bunu sormazsınız siz…
http://www.vhaber.com/artikel.php?artikel_id=186
Yazan:metedro Tarih: Ara 31, 2008 | Reply
ne güzel arkdaşlar yaa… herkes ne kadar bilgili ve kültürlü.
tek sorun var: acılarımız mizahi…
bence çoğumuzun (hepimiz değil ona göre) yazmaktan önce silmesi lazım…
neyi mi? hayır canım bunu sormazsınız siz
http://www.vhaber.com/artikel.php?artikel_id=186
Yazan:Mevlüt Uluğtekin Yılmaz Tarih: Şub 2, 2009 | Reply
Sayın Kütahyalı çıldırmış olmalı…
Yazan:jadederail Tarih: Şub 2, 2009 | Reply
TSK gölge etmesin,,,, bu millet KAHRAMAN VE FEDAKAR TÜRK POLİSİ ile bir ve beraber bu ülkeyi korur hiç şüpheniz olmasın.. ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ bitirilmeden KAN,VE ZULUM BİTMEZ.
Yazan:hidayetullah Tarih: Şub 3, 2009 | Reply
bu yaziyi yazan muhtereme kalbi muhabbetlerimi arz ediyorum.
Turk Silahli Kuvetleri Partisi TSK-P
bu ulkenin oy almadan ve halka sormadan ve kanuna dayanmadan istedigini yapabilen ve soyleyebilen
her kutsal degeri pervasizca kullanan en cok devlet destegi alan
ve din adina yol kesen resmi ve gayri resmi zevatin
bu partinin mensuplarini kutsal imam-i masum kabul ettigi
din disi ama kutsal :) siyasi partisidir.
Yazan:Ecüment Tarih: Şub 3, 2009 | Reply
Bu çok değerli komutanlarımızın cevabını millete vermeleri gereken daha o kadar çok soru var ki . Mesala AKTÜTÜN ,1993 yılında şehit edilen 33 askerimiz ve daha bir çoğu .Ordumuz kapalı bir kutu ve içndekiler birer mukaddes. Ve artık o kapalı kutu açılmalı ve eminim ki bu kutunun Pandora’nın kutusundan hiçbir farkı yok. Ve inanın ki o mukaddeslerin hiçbiri bunu isteyecek kadar ne cesur ne de masumlardır.
Yazan:karakalem Tarih: Şub 14, 2009 | Reply
ya bu yazıyı yazan kütahyalının birkaç konuşmasını dinledim ve birkaç yazısını okudum gerçekten üzüntü verici…
bir ülkenin silahlı kuvvetleri tabiki kapalı olacaktır bir yorumda pandoranın kutusu yorumu yapılmış ne yapsın şeffaf olsunda bütün bilgileri dünyaya açıklasın mı sanırım bu yorumu yapanın üke savunmasından ve ülke ilişkilerinden haberi yok neyse bu geçe bu yazar(olamaya çalışıyorlar daha birilerinin desteği çerçevesinde)ların yazılarını okudum ve kanaatim herhangi bir ön yargı olamadan söylüyorum bu ülkenin çıkarları doğrultusunda değildir gerçekten merak etmeye başladım bu insanlar hangi ülkenin vatandaşı sahte tc kimlikleriyle dolaşıyorlar herhalde…neyse yazdığınız yazılar sadece bölünme ve kaos yaratır gerçi size bu yazıları yazdıranların asıl amacıda bu kaos yaratmak bırakın siz ergenekona laf atmayı siz onlardan daha iyi kaos yaratırsınız orda burda konusup yazarak birde derin düşünce demişler siteye nedense hep bir saldırı ve taraf olmak var…bir de bu yazının yazarının gazatesi var taraf düşünmek taraf olmaktır sloganı sornanız neyin tarafı hemen ahkam keserler yok demokrasinin diye yapmayın ne söylemleriniz nede yazılarınızın bunla alakası yok bence gazatenin ismi doğru taraf ama bu ülkenin çıkarlarına değil başka ülkelerin çıkarlarına…
saygılarımla
Yazan:karakalem Tarih: Şub 14, 2009 | Reply
birde nedense yazar yada fikri ortaya atan my adlı kişi sadece kendini destekleyenlere cevap yazıp teşekkür etmiş işte taraf böyle olunur adına yakışan da budur
Yazan:blue Tarih: Şub 14, 2009 | Reply
Sayın karakalem,
Genelkurmay şeffaf olmalı deyince siz, istihbarat bilgilerini tüm dünyayla paylaşmalı anlıyorsanız size kocaman bir bravo. Gerçekleri, kaos oluşturabileceği için söylememek gerektiğini söylüyorsanız darbeleri, faili meçhulleri, ergenekonları sineye mi çekeceğiz? Varsın kaos olsun, biz bıktık böyle kirli işlerden. Ordu da çürük elmaları ayırmaya başladı ama siz hala uyanamamışsınız, yazık.
Güzel bir söz var kardeşim, taraf olmayan bertaraf olur diye. Tarafsızlık diye bir şey koca bir yalandır. İnsanın aklı, muhakemesi varsa iki taraf arasında kalamaz; ya demokratsındır, ya faşist; biraz ondan biraz bundan olmaz. Faşist demokratlık gibi bir sentez henüz icad edilmedi. Ordunun her yaptığını sineye çeken vatandaşa biz militarist diyoruz. Bakın, mesela İsrail’de komşusu Gazzeliler öldürülürken piknik yapanlar var ya, onlar da sizin gibi ordularını eleştirmeyen, kaos oluşturmayan vatandaşlar. Hiç bir farkınız yok.
Aman kaos oluşmasın, eleştirmeyelim diye fail-i meçhullere, eroin kaçakçılığına, dalaverelere alkış tutuyorsunuz. Bir ülke batarsa, göz yummaktan batar. Çok şükür artık işkence de, fikir suçu da, faili meçhuller de, eroin dalavereleri de tarih olmaya başladı. Bundan rahatsız olanlar, ya yarası olanlar, ya da safdil propoganda mağdurlarıdır.
Yazan:Mustafa Akbas Tarih: Şub 14, 2009 | Reply
TSK derhal halkin sectigi hür iradeye uymasa lazim. Darbe yapmak ve zorbalik devri bitti artik. Ordunun devlet icinde devlet olmasi artik cok komigi kaciyor.Ordunun hür hukuk sistemini bile kendi cikarlari icin kullanmasi kesinlikle kabul edilemez.
Yazan:karakalem Tarih: Şub 14, 2009 | Reply
sayın blue
merak etmeyin tsk yetirince seffaftır ve kendi üst düzey yöneticisi yargılayabilen tek kurumdur aynı zamanda bu ülke insanlarınında en çok güvendiği kurum ama malesef siz ve sizin gibiler yok etmeye çalışıyor…
bende size soruyorum ne açıklamasını istiyorsunuz tsk dan neleri ortaya koymasını istiyorsunuz mesela…
ergenekonla ilgili olumsuz ne açıklama yaptı bugüne kadar bu vatanı korumadı da başkalarına mı hizmet etti…gerçi size göre evet etmiştir çünkü siz bu ülkenin çıkarlarını düşünmediğinizden…
ne kadar bilginiz var tsk hakkında eğer bir yanlışlık varsa bunun üstüne gidilmeli ama benim yazdığım bazı devlet kurumlarının bazı çalışmaları devletin güvenliği için gizli kalmalıdır tabiki varsa bir haksızlık bir yolsuzluk çıkarsınlar ortaya ama bazı yorumlarda her şeyi açıklasın her şeyi denetlensin demişler benim itirazim buna.
siz çevrenizdeki tehlikelerin farkında değilsiniz herhalde yada taraf olmamak bertaraf olmaktır demişsinizya bende sizin bu tehlikelerin yanında bir taraf olduğunuzu düşünüyorum. tabiki taraf olacaksınız ama madem bu ülke için bir şeyler yaptığınızı söylüyorsunuz görüşleriniz eleştirelde olsa bu yönde olsun yapıcı eleştiri olsun yıkıcı değil buradaki birçok yazının yıkıcı olduğu alenen bellidir.
eleştirmek kaos yaratmaz ama böyle tabirici caizse densizce ve gerçekle alakası olmayan yorumlar yapıp insanların beynini bulandırarak eleştiri yapmak kaos yaratır ve bu kimsenin yararına değildir…
yıkıcı olmayın yapıcı olun bu şekilde bu ülke ileri gider…
Yazan:hidayet Tarih: Şub 14, 2009 | Reply
1-TSK adına konuşanlar ,durumdan vazife çıkarıp milyarlarca maaşı cukkalıyan,gerektiğinde maaşını aldığı milletine “küfür” eden üniformalı zevatın avukatlığını hangi gerekçe ile yapıyor..yoksa onlar da tuzu kuru olduğu için mi yapıyor..
2-LAIK lik fesadını bu millete sokanlar: yaptığınızı görüyor musunuz! Laiklik-şehadet çelişkisi ile nerelere vardı bu hokkabazlığınız.
3-Laikliği savunanların “içki içme oranlarını” yanyana koyduğunuzda 1.0 korelasyonu var (yani birebir aynı) niye acaba?
4-TSK “kontrol-edilebilir” veya hesap sorulabilir olmadığı müddetçe, asker çadırına sokulmadığı müddetçe benim vergilerim boş yere,
cukkacılara-avantalara gidecek vesselam..
5-TSK törenlerinde oluşabilecek şu hadiseyi hayal edebiliyor musunuz: şehitin ablasını törenden çıkarmak isteyen subaya , bu bayanın cüzdanından paralarını çıkararak “senin maaşını ben veriyorum-sen kim oluyorsun edepsiz!” diyerek yüzüne çarpsa -dünya TV lerinde bizi yerin yedi kat dibine geçirse..
Yazan:mehmet selim polat Tarih: Şub 16, 2009 | Reply
yaşadığımız hayat tarzının,İslamdan önceki cahiliye döneminden hiç farkı yoktur.
Yazan:sevin yıldırım Tarih: Şub 21, 2009 | Reply
Başörtüsünü her fırsatta 2 metrelik bez parçası diyerek aşağılayanlar, başörtüsü sorunu tartışanları mazlum edebiyatı yapmakla suçlayanlar kimin mazlum edebiyatı yaptığını, kimin takiyyeci olduğunu inatla görmezden geliyorlar. Düne kadar aydınlık olarak başı açık kadını, ortaçağ karanlığı olarak tesettürlü (çoğunlukla çarşaf içinde gösterilen) kadını tanıtanlar, bugün sırf halka yaranmak,halktan oy dilenmek için belediye başkan adayı olarak başörtülü bir kadını gösteriyorlar. Veya oğlunu ziyarete gelmiş anayı askeriye kapısından kovan, zinhar içeri almayan paşalar cenaze namazlarına duruyorlar. Bizim kimsenin cenaze namazı kılmasına, başörtülü belediye başkanı olmasına itirazımız yok. Biz sadece samimiyet istiyoruz samimiyet!!! Neymiş efendim başörtülülerin kamusal alana girememekten başka sorunları yokmuş. Aman ne güzel, yatıp kalkıp sevinelim. Kamusal alan 5 metrekarelik daracık bir alan olsa şuraya da girmeyelim derdik. Tüm hayatımız elimizden alınıyor. Haksızlıklar gösterilmeye çalışılınca başörtüsü hemen 2 metrekarelik bez parçası olur, bir avuç kadının sorunu olur, erkeklere ne oluyor da karışıyorlar sorunu olur, İslamda başörtüsü zaten yok ki fetvaları bol keseden verilir, memleketin en önemli derdi açlık, işsizlik olur, paşalar cenaze namazı kılmasınlar mı yani olur. Olur da olur. Halk gerçekleri çok iyi görüyor, uğradıkları haksızlıklar da sinelerinde yara gibi duruyor. Paşalar değil cenaze namazı kılsa hafızı kurra olsa da yemezler. Baykal çarşafa da girse yemezler. Kim edebiyat kim hakikat belli.
Yazan:Karakeçili Mehmet Tarih: Şub 23, 2009 | Reply
Merhaba,
Çoğu yorumlarınızı okudum. Fakat yazmadan geçemedim.
Ömcelikle sizlere şu soruyu sormak isterim; Dünyada kaç tane lâik ülke var? Biliyorsanız beni bilgilendirin.
Ülkemizde Atatürk, Din çok fazla istismar ediliyor. Demokrasiden dem vuranlar. İş giyim tarzına gelince “hoop dur orda!” diyor. Ben kara çarşaf dışında ki örtünmeleri normal karşılıyorum. Bir de bu konu nedense ülkemizde türban oldu. Bu cümleyi ilk kim ortaya attı onuda merak ediyorum. Bizim bildiğimiz “Başörtüsü” neden türban oldu? :)
Arkadaşlar hoşsunuz güzelsiniz fakat irdelemek gerek. Bu ülke, kabul etseniz de, etmeseniz de İslâm Ülkesi’dir. O yüzden insanların dinlerine bir yere kadar dokunursunuz. Diğer konu ise başörtüsü, laiklik, şeriat gündemleri ile arka planda neler yapılmıştır?
Ben şunu da söylemek isterim. Askere güveniyorum. Fakat Üst rütbelilere değil. Bunun altını çiziyorum. TSK, askerinin karısının başörtüsünü araştırana kadar önce kendi içinde ki Masonları temizlesin. Sonra Sabetaistleri. Ve Masonlukta ve Yahudi inancında ki Aslanları temsil eden o iki Aslanı da Genel Kurmayın merdivenlerinden kaldırsın.
Bu konularda hassasım kusura bakmayın. Bu ülkenin Genel Kurmay Başkanı’nı bırakın bir imâm, Diyanet İşleri Başkanı ile yanyana gördünüz mü? Ben görmedim. Ama Hahamlar ile gördüm. Atatürk’ü de imâmlar ile gördüm, eski resimlerde. Kusura bakmayım TSK milli olmak zorundadır. Olmazsa terörde bitmez. Öyle boş dağları vurmak ile bu işler olur mu?
Ülkemizde dine karşı bir baskı vardır. Bunu kabul edelim herşeyden önce. Özellikle TSK kanadında. Bu küresel bir baskı zaten. İslâma karşı açılmış bir savaş var. İnsanlar sindirilmiş. Adam namaz kılıyor belki ama gizli gizli neredeyse, aman biri görürde birşey olur diye. Yada bu konularda konuşmaz istese de. Nedeni kariyer ya da gelecek kaygısı.
İşte bunlar önemli konulardır arakadaşlar. Demokrasiden bahsedeceksiniz. Ama din işin içine girdimi “hooop!”. Sizin neyinize milletin giyiminden kuşamından isteyen istediği gibi giyinsin isteyen full dekolte giysin isteyende başörütüsünü pardesüsünü giysin. Biz 21 yy.’dayız değil mi? Uğraştığımız konulara bakın. Nerdeyse ülkede Engizisyonlar başlayacak. Ey Allah’ım. Ben kendimi bildim bileli bu konular gündemde sürekli. ABD’de, AB’de insanlar Kilise de nikah kıyıyor arkadaşlar. Devlet Başkanları İncil’e el basarak yemin ediyorlar. Bizde Kurân’a el basılsa ne olur acaba? Merak ediyorum. Darbe olur mu?
Ülkemizin daha önemli konuları var.
Sevin Yıldırım hanıma katılıyorum. Başörtüsünü 2 metrelik bez parçası değildir. Şunu da belirteyim ki benim annem başörtüsü kullanmıyor. Yani bir tarikata felan da üye değilim. Bilginiz olsun.
Evet takiyyecilerde önemli bir husus.
Yazıma son verirken site editörlerinden yazarlarından bir de isteğim olacak. Aşağıda ki konuları araştırdınız mı? Ben şuan bunları araştırıyorum;
1) Nutuk’ta değiştirilen cümleler ve çıkartılan sayfalar.
2) Özdemir Çallı’nın kaleme aldığı “Yakın Tarihimiz” adlı kitapta büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 31 Ocak 1923′te İzmir’de Gümrük Binası’nda halkla yaptığı konuşmada, başörtülü kadınların, hayatın tüm alanlarında yer alması gerektiğini anlatıyor. Atatürk, “Dinin tavsiye ettiği örtünme hem hayata, hem fazilete uygundur” diyor. Kitaba göre, batılı ülkelerin “Türk kadını her şeyden mahrum bırakıldı” suçlaması karşısında Atatürk şunları söylüyor: “Gerçekten memleketimizin bazı yerlerinde, en çok şehirlerimizde, giyiniş tarzımız, kıyafetimiz bizim olmaktan çıkmıştır. Şehirdeki kadınlarımızın giyinişlerinde iki şekil ortaya çıkıyor: Ya çok kapalı, ya da çok açık. Bunun her ikisi de şeriatin tavsiyesi, dinin dışındadır. Bizim dinimiz kadını her iki aşırılıktan da hariç tutmuştur. Şeriate uygun örtünme, kadınlar için güçlük vermeyecek, kadınların toplum hayatında, iktisadi hayatta, gündelik hayatta erkeklerle işbirliği etmesine engel olmayacak şekilde bulunacaktır. Bu basit şekil toplum hayatımızın ahlak ve usullerine de aykırı değildir.”
3) Çevik Bir’in yaptığı postmodern darbenin arkasında bulunan 14 Şubat 1997 tarihli
İsrail Masonluk Yüksek Konseyi’nden Paul Veysett’in mektubunun aslının fotokopisi.
Şuan bunları araştırmaktayım. sizlerin de ilgisini çekebileceğini düşündüğüm için yazıyorum.
Son sözüm oyunlara gelmeyelim. Dini kullananlara ve dine karşı olanlara da dikkat edelim. Ve dini kullananlara karşı en büyük silahımız dinimizi iyi bilmemizdir.
Birlik ve beraberlik içinde olacağımız günlere ulaşmak dileği ile…
Allah’a emanet olun.
Vesselam.
Karakeçili Mehmet İPEK
Yazan:Mustafa Tarih: Şub 24, 2009 | Reply
Yayınladığınız hiç bir yazıya katılmıyorum. Siz yanlı yayın yapıyorsunuz. Sizin için şehit olan hayatını veren insanları kötülüyorsunuz. http://www.derindusunce.org/2008/08/31/pasam-sakin-din-istismari-yapan-tsk-olmasin/ Yazık çok yazık iş işten geçmeden toparlanın. Aklın yolu bir olduğuna göre bundan başka bir VATAN olmadığına göre daha ne için uğraşıyorsunuz. ANLAMIYORUM.
Yazan:Ahmet Tarih: Şub 27, 2009 | Reply
neden tüm yazılarınızda taraflı bir duruşunuz var. Ben çok güzel bir bilgi sitesi diye sitenize giriş yaptım ve başlıkları beğenerek sık kullanılanlara ekledim ancak bir kaç makale okudugumda sizinde amacınızın taraf oldugunu anladım. Nedir bu atatürk düşmanlıgı nedir bu laiklik düşmanlıgı ataturk olmasaydı müslümanlık olmazdı. Ne tür bir gavur olacagımız dahi belli değildir.veya dışlanmış bir çingene gibi türk olmaktan insanı utandırabilirlerdi.
Yazan:ahmet haler Tarih: Mar 8, 2009 | Reply
TSK OLMASA,, MERAK EDİYORUM BU “DİNDARIM” DİYE GEÇİNEN “DİNCİLER” ÖZGÜRCE İBADET EDECEKLER Mİ?? AMERİKANLARIN ÇİZMESİ ALTINDA İBADET EDEBİLECEĞİNİZİ Mİ SANIYORSUNUZ?? İBADET YAPMAK İÇİN ÖZGÜR OLMAK LAZIMDIR… DİN HAKKINDA BİLİGİNİZ YOKSA DAHA ÇOK OKUYUN… ONUN İÇİN ANANIZIN BACINIZIN NAMUSUNU KORUYAN NU KURUMA SAHİP ÇIKIN… YARIN PŞMAN OLABİLİRSİNİZ…
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Mar 8, 2009 | Reply
Sayın Ahmet Haler,
Birincisi,yazıda,TSK’nın olmaMası ya da gereksizliğini ima eden bir fikir yok yazıda.Her ülkenin bir ordusu var,elbette bizim de olacak ve olmalı;buna ne yazıda ne de yorumlarda bir itiraz bulunmuyor.
Ancak TSK’da sonuçta bir kurum ve elbette her kurum gibi bu da tartışılıp eleştirilebilmeli.Dolayısıyla orduya yöneltilen her eleştiriyi “yıpratma gayesi”şeklinde okumamak gerekir.Bilakis denetlenebilir ve eleştirilebilir bir kurum yıpranmaktan çok güçlenir…kendi içindeki eksiklikleri gidermiş olur.
Burada da ordunun kendi vatandaşının inanç ve tercihlerine daha saygılı olması yönünde haklı serzenişler var.Mesela evladı şehitlik mertebesiyle onurlandırılırken,annesinin başörtüsünden ötürü dışlanmış olması sizce de çelişkili bir duruma işaret etmez mi?
Zira “şehitlik”,”şehadet”gibi kavramlar, takdir edersiniz ki daha ziyade dinsel bir inancın ahlaki ve moral değerlerinin kapsama alanına girerler.Orduların da bu değerleri bir moral ve motivasyon aracı olarak kullanmaları doğaldır diyorsanız(ki bu yönde görüş belirten pek çok yorum var)bu gayet anlaşılabilir.Ancak bu anlayışa sahip bir ordunun aynı inancı temsil eden inanç ve tercihlere(debaşörtüsü veya türban)aynı mesafede yaklaşması icap eder diye düşünüyorum.
Dolayısıyla bir çifte standart uygulandığında bu istismara girer.
Basından okuduğumuz kadarıyla da bazı askeri törenlerde benzer yaklaşımlar olmuştur ve bunu az çok hepimiz biliyoruz.
Bütün bunları değerlendirirken ortaya bir şöyle bir şey çıkıyor:
1-Bunlar yaşanmadı,yaşanmıyor diyebilir misiniz?
2-Yaşandıysa-ki yaşanmıştır-bunu doğru buluyor musunuz?
3-Bu çelişkilere dikkat çekmek sizce ordu düşmanlığı anlamına mı gelmeli?
Yanlış anlamayın amacım sizi basit bir sorgulamaya çekmek değil,buna zaten hakkım da olamaz.Sizinle bir fikir paylaşımında bulunmak ve ortak bir paydada buluşarak doğruları bulmak benim için daha önceliklidir,buna samimiyetle inanmanızı umud ediyorum.
İkinci bir husus “dindar geçinen dinciler”belirlemenizdir.Bu da bana göre çok önyargılı ve faraziyeler üzerine kurulmuş bir argümandır.Afedersiniz ama kimin dindar,kimin daha samimi dindar ya da kimin “dinci” olduğuna dair elinizde özel bir terazi mi var?Tamam elbetteki din istismarı yapanlar da var,fakat her kesimi böyle bir genelleme içine almak ve toptancı yargılarla yaftalamak doğru değil.En azından her orduyu eleştireni “dincilik”yapmakla itham etmek adil bir eleştiri olmasa gerek.Kaldı ki samimiyeti kuşkulu bulduğunuz bu inanç meselesini de “ana bacı namusu”ile ilişkilendirerek korunması gerektiğini savunmuşsunuz.Bu yaklaşım da maalesef kendi düşüncelerinizle ne kadar tutarsızlığa düştüğünüzün kanıtıdır.Zira siz, henüz,inanç ve tercihlerinden ötürü dışlanmaMa talebine bile sıcak bakamazken başkasının namusundan sorumlu olma duyarlılığı pek oturmamış.
Birde,işte ordu olmasa,şu olmasa bu olmasa din,iman,namus elden gider yaklaşımı da artık çok demode oldu.Bunu savunmak için kusura bakmayın ama başka bir gezegende yaşamış olmak gerekiyor.Ordular,temsil ettikleri ülke veya devletlerin dış güvenliğinden sorumludurlar.Böyle bir güvenlik misyonları elbette var.Fakat öyle abarttığınız gibi din bekçiliği yapmak falan gibi bir görevler olduğu yok.Dünyaya şöyle bir bakın,İngiltere’de milyon dolarlık camiler yapılıyor,terörist ABD’de bile bırakınız insanların giyimlerne karışılmasını,her türlü dini cemaat ve tarikatların özgürce faaliyet gösterilmesine en ufak bir devlet engeli yok.Yani öyle düşman çizmesi,ibadet yasağı,camii yıkma,din-iman-namus talanı vs.gibi abartılı şeyler yok artık.
Özetle bu saydığınız tehlike ve tehditler artık tarihte kaldı.Zaten kimsenin aman aman dış tehditlerle dinim tehlikede diye bir kaygıya kapılıp acil yardım beklediği de yok…Talep ve beklentiler gayet belli ve açık:İnsanlar,kendi ülkelerinde,ülkelerinin kurumlarınca inancından ötürü dışlanmak,itilip kakılmak istemiyor…Nasıl giyineceklerine,inançlarına karışılmasını istemiyor,bu kadar basit!E,yok her türlü haklarını kısıtlayacaksın,yasaklayacaksın,dışlayacaksın,ikinci sınıf muamelesi yapacaksın…Sonra da namusundan,ahlakından bilmemneyinden onun adına sahip çıkacaksın!Siz ce de bu biraz garip değil mi?
Yazan:Mustafa Akbas Tarih: Mar 8, 2009 | Reply
ahmet haler dikkatini,
Kurtulus savasini müslümanlar Türkler ve Kürtler kazandi. TSK sonradan Yobaz Kemalistlerin insa ettigi kendini halkin üzerinde oldugunu gören yabani bir kurulus. Sizin TSK Müslümanlar sehit düserken sadece Golf oynar.
Yazan:Ali Duman Tarih: Mar 8, 2009 | Reply
Sn. Ahmet Haler ;
“TSK OLMASA,, MERAK EDİYORUM BU “DİNDARIM” DİYE GEÇİNEN “DİNCİLER” ÖZGÜRCE İBADET EDECEKLER Mİ?? ”
diye soruyorsunuz, bu sorunun cevabı, aşağıdaki sorunun cevabı verilmeden verilemez.
DİNDARLAR ÇOCUKLARINI ASKERE GÖNDERMEZSE, TSK/ORDU OLUR MU?
hiç bir ülkenin ordusu halkından ayrı tutulamaz, TSK’yı kutsayıp, -ister dindar, isterse dinsiz olsun- halkı küçümsemek yanlış bir tavırdır. Bir orduyu halkı var eder, ordunun varlık sebebi de dolayısıyla halkının bekası içindir.
Yazan:esra betül fidan Tarih: Mar 31, 2009 | Reply
başlangıçta syn kütahyalıya bu yorumu için teşekkür ederim.
yıllardır bu ülkede aynı terane okunup gidiyor
mahalle baskısı komşu baskısı amn muhafazakar kesim sözde modern ilerii görüşlü! vatandaşlarımıza hayatı zindan edip onları baskı altında tutuyorlar. acaba bu gürüşü savunanlar hiç mi etraflarına bakmıyor. bu ülkede eğer ininçlarınıza göre yaşamak istiyorsanız malesef bir sıfır yenik başlıyorsunuz. özellikle bir hanımsanız bu iş çok daha zor. sokak aralarında başrtümüzle gezmeyi özgürlük sanan arkadaşlarımıza sormak istiyorum eğer eğitim hakkınız elinizden alınıyor özgürlükler yeri olması gerekn ünüversiteye hakkınız olduğu halde alınmıyor tartaklanıyor ve hakerete uğruyorsanız hiç bir kamu kuruluşunda çalışamıyor özel sektörde asla tercih edilmiyorsanız (hemen hemen tüm sektörler kurumsal politikamız diyor) çocuklarınızı sınava sokmak için onlara okullarda eşlik dahi edemiyorsanız siz hangi özgürlükten bahsediyorsunuz. malesef bazı arkadaşlarımız saygı diyor ama hiç bir başörtülü kadına saygı gösterilmediği gibi onun kutsal saydığı değerlerede hakaret edilip 2 metre kumaş parçası diye hakir görülüyor. ama malesef çıkarlar söz konusu olduğu zaman herkes elhamdülillah müslüman daha önce önünden bile geçmesi yasak olan başrörtülü şehit anne ve eşleri protokolde ön sıralarda küçücük kızları kürsüden kovanlar o annelerin ellerine kapanıyor.
umarım bu toplum birgün gelir de bilinçlenir ve kaybettiği değerleri tekarar geri kazanır.
saygılar…
Yazan:ömer faruk Tarih: Nis 8, 2009 | Reply
Adamlar cenaze namazıda mı kılmayacak. Cenaze törennine katılıp namaz kılmadan mı duracak? Bunu ancak sizin gibi gavurlar yapar. Madem dine bukadar düşmansınız çıkın dinden hristiyan olun size bu layık.
Yazan:zafer paycı Tarih: Nis 12, 2009 | Reply
hem diyorsunuz tsk dini duyguları istismar ediyor ondan sonra bu saygıdeğer kurumun turbana karşı yorumlarını dinci grupları kışkırtmak için kullanıyorsunuz yazık size sizin misyonunuzun ne olduğunun çok iyi biliyoruz amacınız laikliğin ve atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi olan tskyı yıpratmak ne yazık ki bu işi yapmak için gazete bile kurdunuz (ci parasıyla) gücümüz yettiğince karşınızda dimdik duracağız size ancak sizin gibi aptallar inanır şehitlere yalnız asker şehit demiyor onların anaları babaları diyor bunun üstüne de bok yemek düşer diye düşünüyorum
Yazan:zafer Tarih: Nis 15, 2009 | Reply
mustafa akbaş a cevap kurtuluş savaşını evet bu halk kazanmıştır ama aynı halk aynı zamnda tsk dır da bırakın bu karalama kampanyalarını halk
ordu, ordu halk demektir türkiye her an şehit vermektedir bunun zamanı önceden kestirmek mümkün mü adamların özel hayatı olmayacak mı golf oynamayacak gezmeye gidemiyecek mi bırakın bu işleri yanlısınız yansız olun şayet varsa elinizi vicdanınıza koyunuz
Yazan:Ali Duman Tarih: Nis 15, 2009 | Reply
Paşa bugün “ordu dine karşı değil” diye buyurmuş, bu paşalar her seferinde neden dine karşı olunmasından dem vuruyorlar, ateş olmayan yerden duman çıkmazmış, elbette düşman olamazsınız, ancak askeri okullara müracaat eden çocukların evleri ziyaret edilerek “türban” yoklaması yapılması neyin nesi oluyor, ya da buna benzer bilmediğimiz daha nice “gizli” kontrolları var bu “din düşmanı” olmayan ordumuzun. türbanlı annenin oğlu subay/astsubay okuluna alınmıyor, ancak ne varki eline silah verilip cephenin en önüne sürülebiliyor, subay olmak yasak, şehit olmak hak.
paşa yine diyor ki Atatürk “Türkiye halkı” dedi, buna “Türk halkı” denmiş olsa tüm cümle düşer” diye buyuruyor.
Günaydın paşam, Atatürk’ün “Türkiye halkı” dediğini 75 yıl sonra mı hatırladınız, bunu hatırlamanız için 30 yıl savaşmak 30 bin şehit vermek mi gerekiyordu?
75 yılda bir arpa boyu yol gitmek, özgürlük ve demokrasi yolunda kayayı ancak 1 mm oynatabilmek buna denir ancak. 1 mm daha oynatabilmek için umarım bir 75 yıl daha beklemeyiz sayın paşam.
Yazan:Mustafa Akbas Tarih: Nis 16, 2009 | Reply
Ordumuz artik harbiyelilerin beslenme dernegi olmaktan derhal kurtarilmalı.Başbuğ yavaş yavaş gercek yüzünü göstermeye basladı.Halkin vergi paralarını gasp ederek ülkemizin gelişmesini 40 yıldır bütün gücüyle engelleyen kurumun başkani başımıza demokrasi misyoneri kesilmesi kabul edilecek bir iş degil.
Yazan:esra betül fidan Tarih: May 13, 2009 | Reply
Zafer Bey’e cevap; acaba neden bir kısım insanlar söz başörtüsüne ve bir çok istikbal vaad eden genç kızın, kadının yaşadığı sorunlara yapılan haksızlıklara gelince bu kadar saldırganlaşıp edep sınırlarını aşıyorlar. acaba bunun altında suçluluk duygusu mu yatıyor? birilerinin hakkında komple teorileri üreticeğinize kendinizi bir vicdan muhasebesine çekiniz. siz her nekadar bunu duymaktan rahatsız olsanız da bu ülke de baş örtülü kadınlara toplumun bir kesimi ve bazı yasalar tarafından 3. sınıf insan muamelesi yapılıyor hakları elinden alınıyor. bu insanlık ayıbından utanmak yerine bir de ağızlarını kapatıp susmalarını istemek bunu da yapmıyorlar diye onları rejim düşmanı ilan etmek ancak art niyetlilik, hazımsızlık ve küstahlık olur.