Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Avrupa’yı bekleyen saatli bomba »

Daily Telegraph, Adrian Michaels, 08.08.2009

Çeviren : Mehmet Akif Menteşoğlu

İngiltere ve diğer Avrupa Birliği ülkeleri, iltica ve çeşitli şekillerde göç yolu ile Avrupa Birliğini doldurmakta olan Müslüman nüfusun önümüzdeki 20 sene içerisinde kıtanın karakteristiğini değiştireceği gerçeğini görmemekte ve bu konuda politika yapmaya yetkili insanlardan hemen hemen hiç kimse bu konu hakkında konuşmamaktadır. 

Rakamlar gerçekten endişe verici : 1998 yılında İspanya da nüfusun sadece %3.2 si yabancı ülkelerde doğmuş nüfustan oluşmakta iken, 2007 yılında bu rakam %13.4 seviyesine çıkmıştır. Avrupa’nın Müslüman nüfusu son 30 sene içerisinde 2 kattan daha fazla artmış olup 2015 yılı itibarı ile yine 2 kat daha artacağı öngörülmektedir. Brüksel’de son zamanlarda yeni doğan erkek bebeklere en çok konulan isimler arasında Mohamed, Adam, Rayan, Ayoub, Mehdi, Amine ve Hamza Read the rest

‘Canımı sıkmasınlar, Aktütün’ü açıklarım’ »

Ergenekon’un üçüncü iddianamesinde yakın zamanda çok tartışan Aktütün Karakolu’na yapılan PKK baskını ile ilgili telefon görüşmeleri de yer alıyor. Ergenekon’un tutuklu sanığı eski Özel Harekat Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin ile iddianamede Kayseri Hava İndirme Tugayı’nda görevli olduğu aktarılan memur Fatma Cengiz arasında geçen konuşmada ilginç ifadeler yer alıyor.  
  
Şahin, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’la konuştuğunu iddia ediyor. Fatma Cengiz, konuşmanın bir yerinde Aktütün baskını için şu ifadeleri kullanıyor: “Aktütün’e kolayla mı girdiler zannediyorlar. Valla canımı sıkmasınlar bak hepsini açıklarım, şüphelendiğim bitlendiğim hepsini açıklarım valla.”

İddianamede Tape No: 10274, 03.01.2009′ ibaresiyle verilen görüşmeden bazı bölümler: Read the rest

Bugün hâlâ pazartesi »

Kapıları açık bırakanlar için…

Nayat Karaköse (Henüz Özgür Olmadık-Hayy Kitap)

Ocak ayının sonuydu, Türkiye’de ‘türban’ tartışmaları başlamıştı. Ben o sırada Londradaydım. Uzaktan izliyordum tartışmaları. Canım sıkılıyordu, kendi kendime ‘‘açma şu uyduyu, izleme Türk kanallarını, tebdil-i mekanda huzur aramak için gelmişsin, tadını çıkart diyordum” ama olmuyordu. Çünkü meseleleştirilen bu ‘‘mesele”den kendimi ayrı tutamıyordum.

Bir yandan kendimi sokaklara vurup , şehrin havasını soluyorum.  Bir yandan da arta kalan zamanlarda kütüphaneye gidip tezime araştırma yapıyorum. Kütüphaneye gidişimin üçüncü gününde iki başörtülü kızın, bir kippalı erkeğin, sarı saçları ve kalkık burunlarıyla iki İngiliz kızın bir arada, özel çalışma odasında ders çalıştıklarını görüyorum. O görüntüyü çok seviyorum. O odaya bakarken, Türkiye’deki tablo aklıma geliyor istemeden, içim burkuluyor. ‘Bir fotoğrafınızı çekebilir miyim’ diye sormak istiyorum, ama soramıyorum bir türlü. Hafızam deklanşöre basıyor hiç unutmamak adına o kareyi’. ‘Bir gün biz de böyle olabilir miyiz?’ diye soruyorum kendime. Sadece insanlığın ortak paydasında buluşarak, ‘ama’sız, kelimelerimizi tırnak işaretleri içine almadan, kuramadığımız cümleleri kurarak yaşamamız mümkün olacak mı, diye içimden geçiriyorum. Read the rest

Öğrenci değil eğitim kurumu sınıfta kaldı »

  ” Universus Latince sıfat, “hepsi bir yerde, hep beraber, topluca”. Universus mundus deyimi felsefede “varolan şeylerin tümü, bütün dünya” anlamında kullanılmış. Fransızca erken metinlerde aynen universe monde diye geçer, ama 1550’lerden itibaren universe (daha sonra univers) tek başına aynı işi görür olmuş. İngilizcesi de universe, yani evren.
  Universitas başka, evrenle alakası yok, “birlik, dernek, cemiyet”. Ortaçağ hukukunda “tüzel kişilik sahibi lonca” için kullanılan bir tabir. Galiba ilk kez 1160’larda Paris’te, ya da ondan beş on yıl önce İtalya’daki Bologna’da ders okutan hocalar bir araya gelip haklarını daha iyi korumak ve kim ders verebilir kim veremez meselesini kurala bağlamak için bir universitas kurmuşlar. Bir de resmî berat almışlar ki, eşrafı, derebeysi, kilisesi, paşası, eşkiyası şusu busu işlerine karışmasın, kendi koydukları kurallar çerçevesinde serbestçe ders verebilsinler. Read the rest

Bağımsız yargı demokrasiyi tehdit ediyor »

Etyen Mahçupyan

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar kuvvetler ayrılığı ilkesinden hiçbir zaman hoşlanmamışlardı. Bu ilkenin farklı sınıf ve zümrelere sahip toplumlar için geçerli olduğunu düşünmüşlerdi. Oysa onlara göre Türkiye toplumu homojen ve kaynaşmış bir ulustu. Daha doğrusu gerçeğin hiç de böyle olmadığını bildikleri için, normatif tanımlamalar getiren otoriter bir rejimin istenen ulusu oluşturacağını öngörmekteydiler. Bu nedenle kuvvetler ayrımını daha baştan reddettiler. Bir anayasa vardı ama tamamen lider kadronun istediği gibi yazılmıştı, seçimler yapılmaktaydı ama sadece lider kadronun seçtiği kişiler aday olabilmekteydi… Öte yandan zaten tek bir siyasi partinin varlığı yeterli görülmekteydi ve o partinin il başkanları da aynı zamanda bulundukları illerin valileriydi. Diğer bir deyişle ülkeyi yöneten siyasiparti ile bürokrasi tamamen özdeşti. Bu durumda seçimler bazı bürokratların milletvekili olmalarını, ya da liderin çevresindeki insanlara milletvekilliği üzerinden üst bürokrasi yolunun açılmasını ifade ediyordu. Read the rest

Biz unutamıyoruz, ya siz? »

S. , A. ve Annelerine …
Ben normal insanlardan daha fazla onur takıntısı olan biriyim hatta benimki onurlu olmaktan çok bunu takıntı haline getirmiş bir hal.Tümüyle ‘acı ‘ diyebileceğimiz bir öykü bizimkisi ama yine de o onur takıntım nedeniyle meseleyi olurda mazlum edebiyatına bağlar korkusuyla acıtmadan ele almaya çalışıyorum hep ama değişmiyor sonuç bu hikayenin sonu hep acı ile bitiyor ben acıtmıyorum,olay acı ben ne yapayım?Ben acıtmıyorum,o acıyor.
  Acılı bekleyişlerde bile insan arıyor insan ben kampüsteydim ve oldukça yalnızdım belki yalnızdık da diyebilirim,Tıp Fakültesi girişinden sonra güvenlikler yolda otobüsleri durdurup otobüsün içerisinde başörtülü öğrencilere ‘ fakülte sınırındasınız ‘ deyip baş açtırıyordu ben okula arabayla gidiyordum orada başörtülü ve yalnızdım ve büyük şehirlerde değil daha küçük bir şehirde olmanın verdiği ve şimdiki gibi konuşabileceğimiz ortamların olmadığınıda hesaba katarsak duyabildiğim çoğu kez kendi sesimden fazlası değildi.Yalnız ve habersizdik bir o kadar şaşkın mücahit ve mücahide herkes toprağın altına girmişti.Sadece onlar değil elbet,benim okuduğum üniversite ‘ ülkücü’ insanların çoğunlukta olduğu bir nevi bu şekilde kadrolaşmış bir üniversite idi.Yasak ben ikinci sınıfta iken başladı,birinci sınıfta okula başörtülü bir şekilde gidebildim.Hatta okulun ‘ ülkücü reislerinin ‘ başörtülü bacılarıydık,BBP kanallı ‘Alperenler’den değil,Mhp kanallı ‘ ülkücülerden ‘ bahsediyorum. Read the rest

California Yüksek Mahkeme Reisi »

AGOS, 6 Haziran 2008

Geçen senenin Mayıs’ı olmalı. Asaf Savaş gelmiş, bizim otelin lokantasında başbaşa yemek yiyoruz, bir yandan harıl harıl siyaset konuşuyoruz. Yan masadan bir Amerikalı kalktı, geldi. “Hararetli bir konuya benziyor, ben de katılabilir miyim?” dedi. Efendiden bir zat , belli. Buyurun dedik.

İlk kez Türkiye’ye gelmiş. Ama gelmeden bir sürü kitap okumuş, haberleri izlemiş. En çok Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararı ilgisini çekmiş. “Belli ki siyasi bir zorunluk yüzünden hukuku esnetmek zorunda kaldılar,” dedi. Erdoğan hükümeti hakkında olumlu yazılar okumuş, liberal İslami parti fikrini prensipte ilginç buluyormuş. Ama kabul edemeyeceği şey tesettür imiş. Kendisi Yahudiymiş ama dindar değilmiş. Spinoza’ya hayranmış. “Ahlakın temeli özgürlüktür” dedi, acaba anlar mıyız diye çekinerek. “Tesettürle özgürlüğü nasıl bağdaştırabilirsin? ” Read the rest

Korku Devletinden Adalet Devletine Kürt Açılımı »

Kürt sorunu ile ilgili son dönemde yapılmaya çalışılan açılımlar belirli çevrelerden destek alırken, belirli bazı çevrelerce de çok sert bir biçimde eleştiriliyor. Demokrasinin adalet ve diğerkam olmaktan geçtiğini düşünen kimi entelektüeller bu açılımlara fikri yönde destek verirken, bir tür korku devletinin sürdürülmesi gerektiğini düşünenler ise yine bildik bahaneleri tekrarlıyorlar: Türkiye başka ülkelere benzemez! Türkiye’nin kendi şartları var. Türkiye’nin dört tarafı düşmanlarla çevrili. Türkiye’yi bölmek istiyorlar…
Bütün bu korku tüccarlıkları bana “V for Vendetta” adlı filmi hatırlatıyor. Orwell’in 1984’teki ülkesine benzeyen bir ülkede geçer film. Filmde, hangi yılda olduğu belli olmayan bir zamanda, ülkeyi bölünmekten kurtarmak ve düşmanlardan korumak bahanesiyle, her yanı elektronik kontrol ağlarıyla ve çok şiddetli ceza mekanizmalarıyla kontrol eden bir hükümet Read the rest

Son 30 günde en çok tartışılan yazılar »

  1. Başörtülü kızlardan özür diliyorum…
  2. Darbeye Karşı Yürüyüş, Siz de Katılın
  3. “Atatürkçü/Kemalist mahalle baskısı” veya “Yıpranan TSK değil, benim!”
  4. Fahişelik, şehitlik ve özgürlük
  5. Bizi kim tedavi edecek? Bölüm I
  6. Doğu Türkistan
  7. Faşizm her yerde, sen neredesin ?
  8. Başörtüsüne kızarım, Türkiye’yi yakarım!
  9. Bugün Pazartesi, yobaz laikler iyi günler diler
  10. Kölelik Yolunun İkonları

Bir Peygamberin Mirası 6 »

Amerikan PBS kanalının yayınladığı ve çok ses getitren The Legacy of a Prophet Hazret-i Muhammed’in hayatını anlatan belgeselin 6. bölümü (Türkçe altyazılı).