Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Öcalan realitesi ve Kürt açılımı »

Doğuştan, vazgeçilemez ve devredilemez olan haklarımızı ve özgürlüklerimizi “devlet” denen yapay aygıt bize “bahşedemez”… Ancak o hakları bizden çalabilir. Çünkü onlar zaten insan olmaklığımızdan ötürü bizimdir… Kürt yurttaşların hakları ve özgürlükleri onyıllarca devlet tarafından çalınmış, yağmalanmış, gaspedilmiştir… Buna da hırsızlık denir. Bu hırsızlık suçu da çalınan şeylerin iadesiyle kapanmaz. Her hırsızlık suçunda olacağı gibi bu hırsızlığın da bedeli vardır, cezası vardır, tazminatı vardır. Read the rest

Din-Devlet İlişkileri Bağlamında Muhafazakarlık I »

Bahadır Kurbanoğlu (Haksöz Dergisi)

(Antiotoridan sitesinin önerisiyle… )
Türkiye’de muhafazakâr(1) düşüncenin kökenlerini incelemek, bir anlamda Cumhuriyet rejiminin, inkılapların, toplumsal yapının kurgusal dönüşümünün tarihi serüvenini izlemek anlamı taşır. Bu süreci kanımızca en iyi tanımlayabilecek kavram “Modernleşmeye Uyum”dur.

Cumhuriyet elitinin medeniyet projesinin tüm aceleciliği, handikapları, tepeden inmeciliği, dine yaklaşımı, tek tipleştirme tercihleri karşısında doğal bir direngenlik gösteren geniş halk kesimlerinin sisteme “uyum”unu sağlayan bir ideolojinin, duruşun, düşünüş ve tavrın adıdır muhafazakârlık. Kökleri, çokça ifade edildiği üzere inkılapların sarstığı toplumsal ve siyasal yapıya din ve ahlak eksenli bir tepki, “pozitivist”, “inşacı”, “kurgusal”, “yıkıcı”, “geçmişi toptan reddedici” tezlere -maneviyatçılığın saf ikliminde- kökten bir cevap değil; aksine kimi zaman ona refakat eden, kimi zamansa modernleşmenin doğal seyrine hem egemenleri hem de geniş kitleleri davet eden çekingen ama kararlı modernleşmeci bir tutumun adıdır.

Çekingendir, çünkü pozitivist batılılaşmacıların Read the rest

Din, felsefe ve demokrasi ilişkisine bir kapı olarak tasavvuf »

 Bir felsefi sistemin, metafizik düşüncenin ya da dinin, çoğulculukla ve ötekine saygıyla ilişkisini ve bu ilişkinin ne tür sonuçlar yaratabileceğini inceleyebilmek için sözünü ettiğimiz düşüncelerin bir arkeolojisini yapmak gerekir. Bugün, demokrasinin, çoğulculuğun olmazsa olmaz altyapıları olarak gösterilen Batı felsefesinin çeşitli fraksiyonlarının gerçekten bir çoğulculuğa imkân tanıyıp tanımayacağı en hayati soru olarak gündemimizdedir.

Batı  felsefesi, Sokrates sonrası Yunan düşüncesinden, Heidegger’in “son metafizikçi, son filozof” olarak değerlendirdiği Nietzsche’ye kadar metafizik bir düşünce olarak dikkat çeker. Bu düşünce, olanın arkasında rasyonel olarak kavranabilen sabit ve değişmeyen bir “öz” aramak, bu özden hareketle zemin kazandırdığı sistemine rasyonel tutarlılık kazandırma amacı güden bir düşünce olarak metafizik bir düşüncedir. Bunun doğal sonucu olarak oluşturulan dualiteler ve dikatomiler, Batı düşüncesinin hiyerarşik yapısını şekillendirirler. Beden-zihin, ben-öteki, akıl-duygu, söz-yazı gibi hiyerarşiler bir taraftan Read the rest

Verme hakkı… Yeniden :) »

Sahura kalkmıyor musun? »

Son 30 günde en çok okunanlar »

Bir yaz Ramazan’ında oruca tutunmak »

  Rivayet o dur ki ; ‘ Mevlana hazretleri,Meram bağlarında,Çelebi eteğinde gezer gelecek ilk cümleyi kağıda düşmek için.Hazreti Mevlana öyle içten ve ince : Boşuna bekleme Çelebi,bugün bir söz çıkmaz,ekmeği biraz fazla kaçırdım. ‘
 
  Öyle bir hâl idi,Mevlana …
 
  ‘ Porselenin ufalanışıdır ‘ demiştik ya hani.Öyle bir hâl bizimki,kırık,dökük,buğulu ve yetimiz,farkında da değiliz üstelik.Bir gürültü bir telaşe,esiri olmuşuz,isteyen,ben,ben,ben diyen tarafımızın,farkında da değiliz üstelik.İftar ve sahur arasında bir hipnoz.Gerisi boş bir alan,fazlası değil,farkında Read the rest

Fotoğraf Sergisi (Ali Öz) »

Karşı Sanat Çalışmaları  2009-2010 sonbahar-kış sezonunu Haber fotografçısı Ali Öz’ün fotoğraf sergisi ile açıyor.  
 

1953 Silifke doğumlu sanatçı, sırası ile Nokta, Güneş Milliyet, Cumhuriyet, Aktüel, Tempo, NTV MAG ve Birgün’de çalıştı. 

Ankara Siyasal bilgiler Basın Yayın Yüksekokulu Radyo Televizyon Bölümü mezunu olup halen serbest foto muhabirliği yapmaktadır.  
 

“Fotoğraflı Türkiye Sosyal Tarihi” olarak adlandırılabilecek sergi, son 30 yılın en önemli karelerinden oluşuyor. 

Siyasetin, toplumsal aktörlerin, sosyal değişimin kırılma noktalarının sinir uçlarında gezinen objektifi ile, yaşam riski altında bile insana dair en yalın sözü, acı bir tebessüm tadında donduran enstantenelerinden 130’a yakın seçkiyi bu sergide bir arada görmek mümkün. 

1 Eylül-20 Eylül 2009 tarihleri arasında gezilebilecek sergi yorumunu Yıldırım Türker yapıyor. 

Yurtiçi ve Yurtdışında pek çok kişisel ve karma sergi açan sanatçı birçok ulusal  ve uluslararası ödülün de sahibi.

Kürt açılımı devletin değil herkesin meselesi »

Sunuş: Televizyonu açıyoruz, mesleği “siyaset” olan birileri kapalı kapılar ardında, kırmızı halılar üzerinde bir şeyler yazıp çiziyor. İşlerini iyi yaparlarsa çocuklarımız 80 yaşına kadar yaşayabilir. İşlerini savsaklayacak olurlarsa evlatlarımız 18-20 yaşlarında ölüme gönderilecek yeniden. Nutuklar atılacak “kanları yerde kalmayacaaaak!” diye.

 Siyaset siyasetçilere ve generallere bırakılamayacak kadar önemli bir mesele. Bir yandan “Henüz Özgür Olamadık” gibi aktivistleri yakından takip ediyorum, diğer yandan Bingöl’de, Şırnak’ta, Hakkâri’de yaşayan insanlarla yazışıyorum. Çok şükür Türkiye insanı geçmişin acılarından önemli dersler çıkardı. Artık siyaseti siyasetçilere ve generallere bırakmayacak bir kuşak geliyor. Gitgide daha çok insan siyasetin A partisi, B partisi ötesinde vicdan ve hukuk mücadelesi olduğunu görüyor.

 Bugün Bingöllü bir avukat konuğumuz olacak. Fahri Alimoğlu da “ben ne yapabilirim ki?” deyip cesaretini kaybedenlerden değil. Terör sorununun halledilebilmesi için bir yasa değişikliği kaleme almış. Yaz başındaki yazışmamızda çok iyimser değildi. Ancak daha sonra Adalet Bakanlığı Kanunlar dairesi başkanlığından daha olumlu bir yanıt geldi ve kısa bir süre sonra da meşhur Kürt açılımı gündeme oturdu.

 Güneydoğu’da olan bitenler bilindikçe, aktivistlerin homurtusu yükseldikçe, Fahri Bey’in yaptığı gibi küçük-büyük demeden olumlu çabalar yinelendikçe siyasetçilerin üzerindeki baskı artacaktır. Az ya da çok, hepimizin barış yönünde çaba göstermesinin faydalı olduğunu düşünüyorum.

 Aşağıda Fahri Bey’in mesajlarından iki alıntı ve ardından gerekçesiyle beraber Türk Ceza Kanunu değişikliği önerisini bulacaksınız. İlk alıntı yaz başındaki daha karamsar olan mesajdan. Hem mesajlar hem de değişiklik önerisi Bu işlerin “nasıl yürüdüğünü” anlamak açısından düşündürücü…

MY

 

Birinci mesaj (Yaz başı)

 “Bursa ya da Bolu’da sonra bütün yol güzergahı boyunca orman olan ilk şehir de burası. Ancak bir dönem yol güvenliği nedeni ile nerdeyse 30 km uzunluğundaki yol güzergahında yolun iki yanındaki yamaçlarda bulunan meşelikler yakıldı ki, bu çok can acıtıcı bir dönemdi. Allahtan meşe köklerini topraktan çıkarmadığınız sürece inat eden, ısrar eden bir tarza sahip de yeniden canlandı herşey.

Bingöl’de yaşamanın doğal sonuçlarından birisi de PKK’ya ilişkin her gelişmeden direk etkilenmek. Çünkü kırsal alanımız sarp kayaları ve sık ormanları Read the rest

Yasaklı Bir Filmin Anlattıkları »

“Büyük Adam Küçük Aşk”

Türkiye, son 40 yıldır yaşadığı terör sorunu sebebiyle toplumda tohumları ekilmiş önyargılarla boğuşuyor. Toplumda kamplaşmalara, zıtlaşmalara ve hatta kavgalara sebep olan bu önyargıların altında yatan en büyük neden ise karşılıklı anlayışsızlık… Bu sorun ise kendini en çok Türk – Kürt ayrımında gösteriyor. Bin yıldır aynı coğrafyada aynı değerleri paylaşan Türkler ve Kürtler, bugün aralarına ekilen nifak tohumları yüzünden bir evde kavgalı iki kardeş görüntüsü veriyor. Birbirini dinlemiyor, anlamıyor, anlaşmaya çalışmıyor belki de… Devletçi ve otoriter zihniyetin topluma günden güne nüfuz etmesi yarayı daha da derinleştiriyor. Bu konu hakkında -olması gerektiği gibi- her gün bir şeyler yazılıyor, çiziliyor, derleniyor… Ve bizler görüyoruz ki karşılıklı anlayışa sahip olmadan zihinlerimizdeki bu önyargılardan asla kurtulamayacağız ve belki de karşılıklı sevgimizi hep tarih sayfalarından okuyacağız…

     Birbirini sevmeyle sonuçlanan karşılıklı anlayışın konu edildiği bir film var karşımızda… Altın Portakal’a beş dalda aday olmuş1, tamamını kazanmış ama Sinema, Video ve Müzik Eserleri Denetleme Kurulunca yasaklanmış2 bir film; “Büyük Adam, Küçük Aşk”.

     Nefretin yerini giderek aşka bıraktığı bir hikâye… Kahramanları 75 yaşındaki bir yargıç emeklisi ile Read the rest