RSS Feed for This Post

İlker Başbuğ’a açık mektup

20081007_derin_dusunce_org_ilker_bey_kardesim.jpg Merhaba İlker Bey Kardeşim,

Ben Mehmet, sıradan bir vatandaşım, size de “kardeşim” diye hitab ediyorum zira Türkiye’de yaşayan herkesin kardeş olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle yeni görevinizde başarılar dilerim. Bu mektubu size yazma ihtiyacı duydum. Zira sizden önce bu görevi yapan Yaşar Bey’in yaptığı bazı hataların tekrarlanmasından endişe ediyorum.

Evvelâ Genel Kurmayı Başkanlığı’nın bir emir değil fakat hizmet makamı olduğunu hatırlatayım. Yani biz Türk milleti sizin emrinizde değiliz. Siz bir devlet memuru olarak bizim seçtiğimiz TBMM’ye itaat etmekle yükümlüsünüz.

Size emanet edilmiş tanklar, uçaklar bizimdir yani Türk milletinin malıdır. Kimse onları tapulu malı gibi kullanmasın, ben bu konuda size güveniyorum güzel kardeşim.

Bu kadar basit bir kuralı hatırlatmak zorunda kaldığım için üzgünüm. Ama eski Genel Kurmay Başkanları bu kuralları sık sık çiğnediler.

Kenan Bey kadar ileri gitmese de Yaşar Bey’in tuhaf çıkışları oldu. Olur olmaz sebeplerle bizi “hizaya getirmeye” çalıştı ve kalbimizi kırdı. Meselâ ‘…”Ne mutlu Türk’üm diyene” demeyenler diye bir düşman icad etti. Zannediyorum Türkiye’nin yeterince düşmanı var. Yenilerini icad etmek de bir GKB’nın işi değil. Hangi düşmanlarla savaşacağınıza dair talimatları Savunma Bakanlığı’ndan almanızı istiyorum. Yeni bir tehlike sezerseniz bunu TBMM ile görüşün önce. Basın açıklamalarınızda yeni yeni düşman tarifleri duymak istemiyorum.

İlker Bey Kardeşim, söz yeni düşmanlara gelmişken, postmodern felsefe’yi düşman ilân ettiğinizi duydum. Hiç bir şey anlamadım. Bir felsefe akımı ile bir Genel Kurmay Başkanı’ın ne problemi olabilir? (Bana bir mektup yazıp meseleyi biraz açarsanız sevinirim.)

Yaşar Bey de böyle fuzulî konularla çok uğraştı. Ülkemizin baş belâsı terörle uğraşacak vakit bulabildi mi diye sorarım hâlâ kendime. Meselâ bir seferinde sanıyorum Gaziantep’teydi, kız çocuklarının geç saatte ayakta olmasını ve “çağdışı” kıyafetlerle ilahi okumasına kızdı. Düşünebiliyor musunuz İlker Bey? Binlerce tankımızı, uçağımızı, savaş gemimizi ve yüzbinlerce askeri emanet ettiğimiz bir subay işi gücü bırakıyor, bir grup genç kızın özel hayatıyla ilgili detaylara takılıyor.

Yaşar Bey o kadar kızdı ki Genel Kurmay Başkanlığı’nın sitesinde bir e-muhtıra yayınladı. TBMM’nin en üst rütbeli subayımız tarafından tehdit edilmesine hiç bir anlam veremedik biz tabi. Ekonomi alt-üst oldu. Ortam gerildi.

Bakın, size de bir kez hatırlatayım, yetkileri dışında davranan bir silahlı güç çete durumuna düşer. Koskoca bir Türk ordusunu çete durumuna düşürmek ayıp değil mi? Vallahi ayıp.

İlker Bey Kardeşim, şimdi biraz daha çetrefilli konulara gireceğiz. 25 yıldır ülkemizde çözemediğimiz bir terör sorunu var. Sizden önceki Genel Kurmay Başkanları çok hava attılar ama işte hakikat ortada. Daha geçen gün Aktütün karakolu basıldı, 15 evladımız teröristlerce öldürüldü. Gördüğünüz gibi bu işler hava atmakla, efelikle olmuyor. Kenan Bey PKK için “bir avuç eşkiya” demişti, netice ortada.

Tatlı kardeşim, sizi hemen rahatlatayım, terör belâsını sizin tek başınıza halletmenizi beklemiyorum. Böyle şiddet kullanarak ülkemizi bölmek isteyenlerin amaçları sadece askerî değil ki cevabı sadece askerî olsun. Bütün siyasetçilerimizin, basınımızın ve bizim gibi sıradan vatandaşların birlikte hareket etmemiz gerekir. Sanirim bana hak vereceksiniz.

Ama benim sizden bir kaç beklentim var ki henüz tatmin olmuş değilim.

  • 1) Teröre verilecek en güzel cevap bu bölgede devletin bütün varlığını göstermesidir. En başta da hukukun. Yani sıradan bir vatandaş ile bir PKK’lının ayırd edilmesi çok büyük önem taşıyor. Özel tim, JITEM gibi size bağlı birimlerin hareketlerine mukayyet olun. Geçmişte köy boşaltmalar, işkenceler oldu. Bunlar hep PKK’ya adam kazandıran büyük hatalardı. “Kurunun yanında yaş da yanar” diyerek bölge halkını mağdur etmeyin. Takdir edersiniz ki insandan bahsediyoruz, odundan değil.
  • 2) Sivil idareye tam bir itaat gösterin lütfen. Bu hem terörün çözüme kavuşması için gerekli hem de ordumuzun itibarının zedelenmemesi için. Bazı kanunlar, hukukî engeller size zorlaştırıcı gelebilir. Aslında uzun vadede hukuk egemen olduğunda hepimiz kazanacağız.
  • 3) Kimseyi “ne mutlu Türk’üm diyene” demiyor diye düşman ilan etmeyin. Memleketimizde Kürtler, Araplar, Ermeniler.. bir sürü insan yaşıyor. Bizim açımızdan hiç bir sorun yok. Siz ise askersiniz. Size sivillerin verdiği emirleri uygulayın. İnsanların etnik kökenlerini dert edinmeyin.
  • 4) Size emanet ettiğimiz evlâtlarımıza iyi bakın. Elbette vatan savunması için bazılarımız hayatımızı kaybedebiliriz. Ama aynı karakollara 5-10 baskın yapılınca biz de haklı olarak şüpheye düşüyoruz. Bizim evlatlarımız herşeyden önce insandır. Onlara harcanabilir mühimmat muamelesi yapmayın, yaptırmayın.
  • 5) Türkiye’yi yönetmek isterseniz ordudan ayrılıp siyasete atılın. Sivil kıyafetlerin de siz çok yakışacağından eminim. Sizin gibi zeki, dinamik parti liderlerine her zaman ihtiyaç var bu ülkede. Sakın ordudaki görevlerinizi ihmal edip siyaset yapmayın. Hele darbe filan aklınıza bile getirmeyin.

İlker Bey Kardeşim, mektubuma burada son verirken sizi sevgiyle kucaklıyorum. Lütfen bu mektubu iyi saklayın. İçiniz daraldığında açıp tekrar tekrar okuyun. Bilin ki taa uzaklarda sizi çok seven bir Mehmet kardeşiniz var. Umud ederim ki görev süreniz dolmadan memleketimiz bu belâdan kurtulsun. Siz de tarihe “TERÖRÜ YENEN KOMUTAN” olarak geçesiniz.

Yengeye selam eder, çocukların gözlerinden öperim. Yolunuz buralara düşerse ailecek bekleriz.  Otelle filan uğraşmayın, yatacak yerimiz var.

Samimî muhabbetlerimle

10 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 89 Yorum

  2. Yazan:orhan sahun Tarih: Eki 7, 2008 | Reply

    Tebrik ederim. Güzel bir yazı olmuş. Ancak inşaallah komutanımız “kardeş” dediniz diye alınmaz.

  3. Yazan:Levent Cetin Tarih: Eki 7, 2008 | Reply

    Umut fakirin ekmegi.

  4. Yazan:elif dedim Tarih: Eki 7, 2008 | Reply

    Bu mektubun altına milletçe ve topyekün imza atıyoruz…

    sevgilerimle

  5. Yazan:Murat Tarih: Eki 7, 2008 | Reply

    “İçiniz daraldığında tekrar tekrar…”
    Ve şimdi tekrar okuma zamanı..

  6. Yazan:Mustafa Akbas Tarih: Eki 7, 2008 | Reply

    Cok anlamli bir mektup ama Basbug kardesin bu mektubun söylemek istediklerini anlama gabiliyeti oldugunu hic zandetmiyorum.Cünkü yüksek rütbeli askerlerin baska bir dünyasi var.
    Ordumuz bu tutumuyla hic bir zaman Terör belasini temizleyemez onun icin daha cok cok sehit verecegiz. Belki birgün sivil Türkler ve Kürtler bu sorunlari cözer.

  7. Yazan:haki demir Tarih: Eki 7, 2008 | Reply

    Dostum,
    bana da kardeşim diyorsun ilker beye de
    bak alınıyorum ama…

  8. Yazan:MY Tarih: Eki 7, 2008 | Reply

    @Haki Kardesim,

    “Bütün insanlar kardestir” bildiginiz gibi :))

  9. Yazan:haki demir Tarih: Eki 7, 2008 | Reply

    Azizim,
    bütün insanlar kardeştir diyerek benim üç kuruşluk kazançlarıma onları ortak ettiğini dert etmiyorum da, onların yediği haltlara beni ortak ettiğine içerliyorum… (yahu bu internette gülme işareti nasıl yapılıyor)

    *

    Bir nokta hassaten önemli. Ülkede herkes subaylara “komutanım” “paşam” filan diye hitap ederek aslında psikolojik olarak “hazırola” geçiyor. Hangi meslek olursa olsun, isminin devamına bey eklenerek hitap edilmesi kafi. Gerçi subaylara hitap ederken, isminin devamına bey eklemek devrim kanunlarına aykırı. Bu cihetle cumhuriyet devrinde üretilmiş olan “bay ve bayan” ifadelerini kullanmak gerekiyor. BUna göre, bay başbuğ mu oluyor? Herneyse…

    Bu aralar o kadar öfkeliyim ki subaylara çatıp duruyorum.

  10. Yazan:ZeroX Tarih: Eki 7, 2008 | Reply

    Bir nokta hassaten önemli. Ülkede herkes subaylara “komutanım” “paşam” filan diye hitap ederek aslında psikolojik olarak “hazırola” geçiyor.

    “hazırol” pozisyonuna geçiş, canım memleketimde gönüllerde yer etmiş silinmesi, sökülüp atılması çook uzun zaman alıcak :)
    bir de subaylara (ast-üst farketmez) bey dediğinizde fena bozuluyorlar (tecrübeyle sabittir)

  11. Yazan:Sever IŞIK Tarih: Eki 7, 2008 | Reply

    Fazla sivil ve bu yüzden zararlı bir mektup!.
    KOMTANımızda “fanilik sendromu”na sebep olup karalılığını bozabilir.

    Sivilleşmenin bu kadarına kardeş, paşa gönül dayanır mı?!.

  12. Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Eki 7, 2008 | Reply

    kişiye değilse bile makama saygılı olunması gerektiğini düşünüyorum.
    Sayın Genelkurmay başkanımız İlker Başbuğ, demek daha yerinde olacaktır.
    İlker bey kardeşiniz babanızın küçük oğlu değil.
    onun dışındaki eleştirilere katılıyorum.
    faşizanlığı körükleyen “ne mutlu türküm diyene” diyeceğine.”beni övme sözlerini bırakınız,gelecek için neler yapacagız onları soyleyin” demeliler.

  13. Yazan:Selim Tarih: Eki 7, 2008 | Reply

    bu kadar ukala olunamaz utan biraz utan.. karşına aldığın kişiye hafif saygın olsun, biraz birşeyler okuyup bildiğini sanmasan daha iyi olurdu ama bunu kavraman için zaman gerekli sanırım…

  14. Yazan:seyduna Tarih: Eki 8, 2008 | Reply

    iyi söylemişsin güzel söylemişsin ama çoğunu boş söylemişsin çünkü analamayana davul zurna az türkler de gözünü açıp bu gerçeği görmek için uğraşsa savaşın niçin devam ettirilmek istendiğini kolayaca görecekler

  15. Yazan:Ahmet Eryılmaz Tarih: Eki 8, 2008 | Reply

    Gayet lakait bir yazı olmuş.

    Aynı dilekleri Apdullah ve Recep kardeşlerinede yazda samimiyetine inanayım. Çünkü Apdullah kardeşin şu anda aynı zamanda En büyük askeri komutan (Belki bilmezsin diye yazayım, Başkomutan).

    Ciddiyetten uzak bir yazı olmuş. Kardeşliğinde inandırıcılıktan uzak.

    Sen hala Türkiye Cumhuriyetinin Hükümetler sayesinde ayakta kaldığını sanan birisin sanırım. İyi bir tarih bilgisine ihtiyacın var. Üzülüyorum senin gibilerine.

    Neyse bunlar benim yorumların. Sen dua et Atatürk’e şu anda buraya bu yazıları yazabilmene vesile oldu. Gerisini artık sen düşün.

  16. Yazan:Ahmet Eryılmaz Tarih: Eki 8, 2008 | Reply

    Biraz önce yazdıklarıma bakarak benim darbeleri desteklediğimi sanmayın. Kesinlikle liberal birisiyimdir. Kesinlikle darbelere karşıyım. Hukukun üstünlüğünü savunurum.
    Hukuk hükümetin dışında olmalı. İzin verdiklerine dava açacak, vermediklerine açmayacak, böyle hukuk olmaz olursada güven olmaz. Anlayanlar bunuda anlamıştır…

  17. Yazan:ucanbalik Tarih: Eki 8, 2008 | Reply

    Sen dua et Atatürk’e şu anda buraya bu yazıları yazabilmene vesile oldu. Gerisini artık sen düşün.

    Doğru. Şu anda nikim ‘ucanbalik’ ise, ve ben bu nikle -nick ile- burada ‘özgürce’ yorum yapıyorsam bunu da oraya borçluyum; Allah muhafaza, eğer başka türlü olsaydı şu an ben buraya ‘ucanbalik’ değilde, ‘fish’ nikiyle yorum yapıyor olacaktım.

    Bana verilen bu ‘özgürlükle’ yetinmesini bilmem lazım. VE/dahi her seferinde bunu birbirimize hatırlatmamız; ‘varlığımızı armağan ettiğimiz’ şeylere bir kez daha şükran duymamız lazım. Ve/hatta bu duygu o kadar ileri olmalı ki, artık düşünmemeli, sorgulamamalı, susup sadece itaat etmeliyiz. NETEKİM öyle isteniyor..

  18. Yazan:Berkalp Kaya Tarih: Eki 8, 2008 | Reply

    Bu kadar küstahlaşmanın bir anlamı yok sayın yazar, laubali bir tavırla yorum yapmanız hiç yakışır bir hareket değil,

    Üslubunuz bir Genel Kurmay Başkanına hitap eder biçimde değil, Sayın İlker Başbuğ’un bulunduğu mevkii bakımından saygıyı hak ettiğini düşünüyorum, demek istedikleriniz anlaşılır fakat ciddiyetten uzak bir yaklaşımla aktarılmış,

    Sayın İlker Başbuğ bey’in göreve ilk geldiği andan itibaren söylediklerini takip etmediğiniz çok açıkca ortadadır.

    Sn. Başbuğ defalarca kendisine Paşam, Komutanım v.b. sıfatlarla hitap edilmemesini rica etmişti zaten.

    ciddiyetten uzak tavrınızı anlamak mümkün değil,

    Yorumlarınızda ve yazılarınızda sürekli bir ukalalık söz konusu, tavırlarınız hiç hoş karşılanabilecek gibi değil, neden daha üslupluca davranmaya özen göstermiyorsunuz? tepki gösterdiğiniz kişilerin hareketlerine öfkelenip eleştiri yaparken sizlerde farkında olarak veya olmayarak saygısızca tepkiler veriyorsunuz ve bu sizleri de kızdığınız kişilerle aynı duruma düşürüyor.

    sizlerin ülkemiz adına düzgün ve anlamlı işler yapmak peşinde değilde ciddiyetsizce sadece dalga geçmek amaçlı olduğunuzu düşünüyorum.

    Lütfen, hem yorumculara hem yazarlara fikirlerinde özenli davranmalarını öneriyorum.

  19. Yazan:Furkan Tarih: Eki 8, 2008 | Reply

    @bigalıoğlu:
    “…“ne mutlu türküm diyene” diyeceğine.”beni övme sözlerini bırakınız,gelecek için neler yapacagız onları soyleyin” demeliler…”
    Sayın bigalıoğlu, geçen gün gazetelerde bir haber vardı bilmem gördünüz mü? Putin kendi heykelinin yapılmasını oraya buraya dikilmesini istemiyormuş. İsminin caddelere verilmesinden de rahatsızmış. Bir de şunu düşünelim. Atatürk henüz hayatta iken en çok heykeli dikilen liderdir. (Yani diğer bir deyişle heykellerini diktirmiştir. Bu heykelini yaptırabilen insanların ruh halini de çok merak ederim. O da ayrı bir tartışma konusudur eminim. Peygamberimizin hiç bir resminin dahi olmamasında da büyük bir hikmet var sanırım. Allah insanların nasıl davranacağını biliyordu tabii ki :)) Dolayısıyla Atatürk’ün övülmekten zevk almadığını ima etmeden önce bir kez daha düşünün demek isterim.

  20. Yazan:selim Tarih: Eki 8, 2008 | Reply

    “laubali bir tavırla yorum yapmanız hiç yakışır bir hareket değil”

    Sen etrafina nizam vemekten vazgec kendi fikirlerinle ilgilen. Arkadas hicivle yaziyorsa belki bu kizdigi bir konuda kufur etmekten kacinmayi istedigi icindir. Kardesim diyoruz, hiciv ediyoruz ama agzimizi acarsak fena bozulacaksiniz. Durum vahimdir. Beceriksizlik dizboyuna gelmistir. Kendini bilmezlik, kural hukuk tanimamazlik hukum gezmektedir.

  21. Yazan:Suat Tarih: Eki 8, 2008 | Reply

    Hıncal Uluç bile isyan etmiş:

    Çözüm umudunuz var mı?..

    Kendinizi 70 yaşındaki Zülfü Çelebi’nin yerine koyar mısınız bir.. Diyarbakır’ın Dicle ilçesinde yaşayan Zülfü Çelebi’nin.. İkiz oğulları var.. Aslanlar gibi büyütmüş onları..
    Birisi şimdi, Türk Silahlı Kuvvetlerinde vatan görevini yapıyor..
    Öteki..
    Öteki Kandil’de.. 3 yıldır PKK militanı.. Elinde silah emir bekliyor, kardeşinin ordusuna saldırmak için.. Aktütün’ü basanlardan biri de oydu kim bilir.. Aktütün’de şehit olanlardan birinin kardeşi olabileceği gibi..
    “Allah çocuklarımı karşı karşıya getirmesin.. Allah oğullarımı birbirinin katili yapmasın” diye sabah akşam dua eden Zülfü Baba’nın yerine koyun bir an kendinizi.. Koyun ve düşünün..
    Olaydaki dramı değil, lütfen gerçeği düşünün..
    Ayni aile, ayni çevre içinde büyüyen, ayni çevrede, ayni dost ve arkadaşlarla yetişen, ayni eğitimi alan iki kardeşten birini Türk Silahlı Kuvvetlerine, ötekini bir terör örgütüne götüren ince çizgi nedir?.
    Güneydoğu sorununun çözümü bu sorunun yanıtını verebilmemizden geçiyor.. Silahtan, askerden falan değil..
    Şimdi, yeni Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un karargâhının ve yeni iletişim bürosunun yanıtlamasını istediğim bir sorum var..
    PKK ile otuz yıldan beri süren savaşın bilançosunu öğrenmek istiyorum..
    1-Bu savaş için bugüne dek harcanan para nedir?.
    2-Bu savaşta bugüne dek verilen zayiat nedir?. Kaç şehit?. Kaç gazi?..Kaç gencimiz, kolunu, bacağını, gözünü kaybetti ve çalışamaz hale geldi?. Kaç yaralımız oldu?.
    İstediğim kesin rakamlar gelene dek beklememe gerek yok aslında.. Çünkü her iki sorunun yanıtının da çok ama çok büyük sayılar olduğunu herkes tahmin edebiliyor.. Ki bu bilançonun içinde boşaltılan köyler ve batıya göçlerin yarattığı sosyal maliyet yok..
    Peki, bunca büyük maliyetin karşılığında bugün gelinen yer neresidir?. Çözüme ne kadar mesafedeyiz?.
    Söyleyeyim. Başladığımız noktada.. Ufukta çözüm mözüm de görülmüyor.. “Görülüyor” diyen var mı?.
    Olayın askeri tarafını yöneten Genelkurmay’ın yaptığı açıklamalar sizi tatmin ediyor, umut veriyor mu?.
    Siyasal ve sosyal yönünden sorumlu sivillerin dedikleri içinize bir damla su serpiyor mu?. Zerre umutlanıyor musunuz?.
    Terörle Mücadele Yüksek Kurulu imiş (TMYK).. Yayınladıkları bildiriye bakar mısınız?.
    “Terörle mücadelemiz bütün mülahazaların üstünde devletimizin tüm kurumlarının etkin işbirliği ile her koşulda sürdürülecek ve alınan bütün tedbirlerin uygulanmasına kararlılıkla devam edilecektir..”
    Vay anasını Sayın Seyirciler..
    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Orta Asya gezisini apar topar kesti. TMYK’yı topladı ve bu bildiriyi yayınladılar.. Dinleyince ne kadar rahatladınız, başınızı yastığa ne kadar rahat koydunuz değil mi?..
    Hele bir de üstüne Devletin Başkanı Abdullah Gül’ün “Sözüm ona terör örgütü ayakta olduğunu göstermek için bu saldırıyı yapmıştır. Bedeli ne olursa olsun bu mücadeleye devam edilecektir. Bu saldırının hesabı sorulacaktır” dediğini duyunca içiniz nasıl buz gibi olmuş, nasıl derin bir “Ohh!..” çekmişsinizdir.
    Geçiniz beyler.. Geçiniz ağalar.. Geçiniz paşalar!..
    30 yıldır bu edebiyatı her şehidin ardından duya duya ezberledik.. Ama dönüp arkamıza baktığımızda durum masal.. Bir arpa boyu yol gitmemişiz..
    Palavraya, edebiyata, hamasete karnımız tok..
    Asker, sivil bir araya gelip, kamuoyunu tatmin edecek bir çözüm planını ortaya koymanız gerek.. Tutarlı ve hepsinden önemlisi inandırıcı..
    Asker yıllardır “Ben savaşıyorum, ama dağa çıkış engellenmediği sürece bu savaş bitmez” diyor. Haklı olduklarını herkes kabul ediyor..
    Peki dağa çıkış nasıl önlenecek?.. Zülfü Baba’nın bir oğlu bu vatan için silaha sarılırken, ötekinin Kandil’de kardeşine karşı silah kuşanmasının önüne nasıl geçilecek?.
    Çözüm için savaşan asker de sözünü açıkça söylemeli.. Şehitleri verenler onlar. Onlara rağmen çözüm üretilemez, kendimizi kandırmayalım. Bu yüzden asker çözüm için neler düşündüğünü açıkça ifade etmelidir.
    Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ “Bu benim işim değil. Ben savaşırım. Ötesini siviller bilir” demesin sakın..
    Göreve geldiği hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetki ve sorumluluğu altındaki bir konuda asker adına kırmızı çizgiyi çeken “Genel af, menel af olmaz” diyen o değil mi, hem de savaşı kazanmanın yolunun PKK’ya katılımı önlemekten geçtiğini anlatırken..
    O zaman, içinde af olmayan bir çözüm yolunu biliyor ve düşünüyor demektir.. Bize de açıklasın, biz de bilelim.. Tüm siviller bilsin bakalım, PKK’ya katılımın en kısa yolla önlenmesinin yolu askere göre nedir?.
    Şimdi bakın!..
    TMYK falan değil, içinde Cumhurbaşkanının, başbakan ve ilgili bakanların ve de tüm komutanların yer aldığı Milli Güvenlik Kurulu, DTP dahil, Meclis’teki muhalefet liderlerinin de davet edildiği tek gündemli bir toplantıda çözümün temel ilkelerini belirlemeli ve açıklamalıdır.
    Kamuoyu artık, inanılır ve güvenilir bir çözüm planı bekliyor.. Yeni şehit listeleri ve dizi dizi cenaze törenleri değil..
    Lütfen kendinizin bile inanmadığınız klişe nutukları ve bildirileri unutun.
    Millet 30 yıl ve bunca kayıptan sonra gerçekçi bir çözüm planı ve nihai çözüm istiyor..
    Tamam mı?.

  22. Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Eki 8, 2008 | Reply

    Hava Kuvvetleri Komutanı Babaoğlu,saldırının yapıldığı saatlerde Antalya/Belek’te golf oynuyormuş.Adam kılını bile kıpırdatmamış.Babaoğlu eğer görevinden istifa etmezse,gayri gerisini Genelkurmay başkanımız düşünsün.

    “Ne mutlu Türküm diyene” sözü sahte Atatürkçüler tarafından kullanılmış ve millete yedirilmiştir.Bu sözün öncesinde neler yazdığını okursanız,Türklerin mutlu olmayı haketmek icin neler yaptıgını görürsünüz.
    Bu gün mutlu olma günü değildir.Utanç duyma günüdür.Utanç duymak için neler yaptığımızı Atatürk öldükten sonraki sürece bakarak anlayabilirsiniz.

    “iyi söylemişsin güzel söylemişsin ama çoğunu boş söylemişsin çünkü analamayana davul zurna az türkler de gözünü açıp bu gerçeği görmek için uğraşsa savaşın niçin devam ettirilmek istendiğini kolayaca görecekler-seydanu”

    ne yazık ki doğru söylüyor olabilirsin.öyle olmadıgını düşünmek için kendi kendimi çok zorladım.ama bir alternatif olarak ortaya koyma vakti gelmiştir.
    ordu gücünü,ikitidarını ve etkinliğini devam ettirebilmek için terörün bitmesini istemez.orduya düşman lazımdır.düşman pkk’dır.kamuoyu yoklamalarına göre ordu aynı zamanda en güvenilir kurum olma özelliğini devam ettiriyordur.yani sorun yoktur.siyasiler kadar arkasında sivil destek vardır.böylelikle iki farklı güç iktidarı paylasır.ordu-siyasi yonetim.
    ancak her kurum gibi,orduyuda eleştirmeye başlamalıyız.görev zaafiyeti bir kenara,ordu içindeki yolsuzluklarda had safhada,tıpkı diğer kamu kurumları gibi.bence genelkurmay yeniden yapılanmalı.Şimdiki Genelkurmay başkanımız bunu yapabilecek yeterliliktedir.Savunma bakanlığı ne işe yarar o da ayrı bir soru tabii.

    Genel olarak askeri sivil her kurumda denetleme diye bir sey yok.Hala devletin malı deniz,yemeyen domuz zihniyeti devam ediyor.Çarpılıkları düzeltmek adına,bireylere,aydın,düşünür,yazarlar,gazeteciler ve sivil toplum kuruluslarına büyük görevler düşüyor.

    tek başıma ben neyim demeyin,çıkın avazınız cıktıgı kadar,gercekleri haykırın.

    kürt kokenli vatandaslarımızda aynı durumda,onlarda tüm gerçekleri acıkca soyleyebilmeliler.yoksa cözüm bulunamaz.

  23. Yazan:tunahan Tarih: Eki 8, 2008 | Reply

    çok güzel bir yazı olmuş..geçmişte neler yaşadığımız herkes biliyor.aynı hataların tekrarlanbmaması adına harika bir tesbit yazısı..teşekkür ederim yazana ve böyle düşünen halkımıza..

  24. Yazan:ahgul Tarih: Eki 8, 2008 | Reply

    b Mehmet kardeşimiz, bir genel kurmay başkanı olarakda insan olduğu için kardeeşim diye samimiyet içinde hitabetmekte. Yoksa bir saygısızlık yapma olduğunu sanmıyorum
    Bir çok askercilerden fazla askercilere(!) bunu böyle anlamalı diye anlatmak isterim. Yani yanılgı içindelerderim.
    Kardeş mehmede gelince
    güzel ama çoğunlukla eksik bile yazmış
    örneğin.
    ” İrtica terörden daha tehlikeli” deyim ve sözlerinin askeriye de yerleşim içinde olması.
    Peki kim bu irticacılar? Yaptıkları toplantılar, silah depoları, grup kurmaları, devlete baskın yapma karar ve hareketleri ele geçirme düşünceleri nasıl olmuş? Veya olmakta? varmı elle tutulur bir görgü ve delil? neden açıklanmıyor?
    Ne yapmışlar Bilhassa yetmiş milyonun % 90 nı kadınlar başlarını inkilap ve laiklik karşıtı olarak örtmekte, kamusal alanlara girmekte ve bilhassa ilim öğrenmek için üniversiteler de öğrenim yapma çabaları gösterilmekte iyi dee silahsız, tanksız füzesiz nasıl yapacaklar bu işi? Bir açıklama olsada bizde inansak!..
    Bakın şeyh harem olayları bile sahte çıkıyor. nasıl inanalım.
    oğlu şehit olan anaya madalya vermeye çağırırken “başın örtülü” diye kovalayanlara ne demeli
    Oğlu subay iken ordu evinde yaptığı düğün eğlencesine, başı örtülü diye anasını bacısını sokmayan zihniyete ne demeli
    Halbuki dikkat edelim.
    bütün şehitlerimizin analarının bacılarının başı örtülü ve anadolunun köy ve kasabalarından çoğunlukla fakir insanlar.
    bunlar “vatan sağolsun” diyebiliyorken sormuyorlar.
    ” Neden Başbakan hanımefendinin oğlu cepheye gönderilmeyip diskoteklerde tabanca kullanarak yaşam yaptığında göz yumuyor askeri erkan? Neden bir subayın paşanın, milletvekillerinin bakanların Muhalefet liderlerinin , başbakanların, hukukun yüksek yerlerine oturanların kendileri ve oğulları, ticaret ve sanayiin başkanları ve oğulları…
    Bırakın terörle asker olarak mucadele etmelerini!.
    kaç tanesi oralara gidip gazi ve şehit olmaktalar bir tane isim verebilirmisiniz” demiyorlar.
    Maneviyatına hemde sadece islâmî maneviyatında olanlara devlette vazife verilmemesi kamusal alan icat edip girmemelerini temin için çalışılırken bir de fişlenmeleri!
    İkide bir bu vatanın kurtuluşunda hizmeti olan büyük önder Atatürk’ün inkilap ve koyduğu laikliği çarpıtıp kendilerine göre din düşmanlığı haline getirmeleri
    Gösterin TBMM dosyalarında Atatürkün zamanında yapılan inkilap kanunları arasında başörtüsü giyilemez gibi bir işlm ve karar varmı? Yok yok ama ölümünden sonra uydurduk işte.
    laiklik, dini kuralların devlet işinde karıştırılmaması. Devletinde her kişinin istediği inançta devlete zarar vermeden ibadetini serbestçe yapabilmesi kaydı varken bunu tek yönlü dini inaçların yaptırılmaması kuran öğrenmeme namaz kılmama gibi yasaklar haline getirilmesinin baş sebebi de askeri baskılarla oladımı.
    Biraz kendimize gelelim hepimiz bu geminin içindeyiz ve bize yardım edecek kimse yok. Mehmet kardeşimizin dediği gibi hep birlikte kardeş olalım
    Kimsenin kimseye zararı olmayan inançlarını yapmaya, giysisini giymeye, ilim öğrenmelerine karşı olmayalım.
    sadece bu vatanın selameti için uğraşıp Atatürkün dediği gibi “Yurtta sulh. Cihanda sulh” içinde yaşam sürelim.
    Yoksa ne insanlar kardeş olabilir nede terör durdurulabilir gemide hep beraber batışa doğru gidebiliriz diye düşünürüm.
    saygılarımla,
    yanlış diyen beri gelsin

  25. Yazan:semih Tarih: Eki 8, 2008 | Reply

    oturup ciddi bir araştırma yapalım.ülkenin son yüzyıllık yönetiminden kaç kişi memnun.bir araştırma sonucu yuzde 86 degişmesini istiyordu.ülkemin sagcısı solcusu islam düşünürü hepsi kökten bir yanlıs oldugunu savunuyor.peki bu yanlısı kim yapıyor kökü nereye dayanıyor.bu halkın neredeyse yüzde doksanı istemedigi bir yonetimde yasıyorsa bu halkı kim yönetiyor.basit tartısmalara girmeden birseyleri düzeltmenin zzamanı gelmiştir.bu insanlar daha iyisini hak ediyor diye başlamak gerek.

  26. Yazan:burak Tarih: Eki 8, 2008 | Reply

    Uslup olmamış Hocam, sanki terörün tek suçlusu TSK’ymış gibi bir hava yaratmışsınız yazınızla. Çok tehlikeli bir yaklaşım, asıl çözümsüzlüğü bu yaklaşım sağlar.

    Bunun yanında daha Başbuğ’un icraatlerini görme fırsatımız olmadı. Öncelikle hiç olmassa eleştirebilecek mertebeye ulaşmak için biraz daha izlememiz lazım değil mi? Yoksa mesela Büyükanıt, beş lise öğrencisinin kanlarını akıtarak yaptığı bayrağın reklamını yapması bile korkunç bir şekilde eleştrilebilir. Bu doğru bir yaklaşım ama daha hiçbir icraatini izleme fırsatı bulamadığımız birine bu şekilde hitap etmek çok yakışıksız.

    @Elif dedim

    Bu mektubun altına milletçe ve topyekün imza atıyoruz…

    Nedir bu ayrımcılık, milleti sadece siz ve sizin gibi düşünenler mi oluşturuyor? Hani en büyük sorun bu zihniyete sahip olmaktı.
    @haki

    Dostum,
    bana da kardeşim diyorsun ilker beye de
    bak alınıyorum ama…

    Kesinlikle katılıyorum(!), Komutanla, toprak rengi bir olur mu hiç? Tabii, ironinize ironiyle iştira etmek büyük bir mutluluk.

    Selametle

  27. Yazan:NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYEN, BİR TÜRK. Tarih: Eki 8, 2008 | Reply

    1-Bu Türk ordusu olmasa sizlerin hali nice olurdu
    2-Türk ordusu olmasa PKK ya meydan boş kalır o zaman millet ne yapacak bunuda düşünün
    3-Türk ordusu olmasa Türk diye birşey kalmaz bunuda bir düşünün
    4-biz kardeşiz diyoruz Türk Kürt kardeştir diyoruz ama pkk bunu söylüyormu bunuda düşünün
    5-Siyasi ideolaji güden bir pkk nin bebekleri öldürmekle ne işi oluyor bunuda anlamıyorum
    6-siz MEHMET YILMAZ BEY sanırım birşeylerden dolayı yaranız var ki direk genel kurmay başkaını öncelikle hedef almışsınız sonrada olayı başka konulara yaymışınız
    bırakın orduyu genelkurmay başkanını hedef almayıda ben ülkem için gerçekçi olarak neler yapabilirim diye düşünün,Ben ne mutlu TÜRK ÜM DEMEKTEN GURUR DUYUYORUM ,BİR LAF VAR BİLİRMİSİNİZ BU ÜLKEYİ YA EV YA TERK ET,
    siz anladıgım kadarı ile ne mutlu türk üm diyemiyorsunuz o zaman sizde kendinizden utanın,bugün ne mutlu türk üm diyemeyen yarın nemutlu kürt üm yada almanım yada insanım bile diyemez…
    eleştiri mantıklı ve hedef göstermeden olursa saygı duyarım am eleştiride hedef varsa birilerinin kuyruk acısı vardır diye düşünürüm
    kuyruk acıları olanlar ileride kuyrugundan daha fazlasınıda kaybederler unutmayın ..
    bizim işimiz ORDUMUZU TBMM SİNİ ELEŞTİRMEK YARGILAMAK DEGİL ÇOK ÇALIŞIP BU ÜLKEYİ BİRYERLERE GETİRMEKTİR,BİR JAPONYA KADAR OLAMADIK neden? nedenini ben söyleyeyim 2 ci dünya savaşında japonlar atom bombasını yediler ama eşek gibi çalışıp ülkelerini teknoloji devi yaptılar şimdi sizlere soruyorum sizler ne yaptınız? bu 86 87 yılda yada neler yaptırdınız,
    yine söyleyeyim işte böyle boş muhabbetler yaptınız yada yaptılar,boşuna demmişler elalem AY a biz hala kaldık böyle boş muhabbetlerle yaya..ayrıca orduda kullanılan uçak tank silah gibi şeylerin parası sadece sizin cebinizden çıkmadı kendi adınıza konuşurken genellemeyin bende bu ülkede vergi veriyorum ben de o uçakların topların tankların silahlrın parasını verdim ben kendi adıma kullanılmasından yanayım ve ordumuza verdiğim her kuruş vergi benden yana helal olsun,ama şunuda unutmayın sizde skerlik yaparken benim anamın babamın verdiği paralarla yemeginizi ekmeginizi yediniz buna yedigin çanaga ıçmak derler o zaman şöylemi düşünelim benim anamın babamın ve benim verdigim vergilerle askerde yemek yediniz size hakkımızı kendi adımıza haram mı edelim, saçmalamadan mantıklı yazılar yazın eleştiri yapacaksanız hedefsiz eleştiri yapın,kuyruk acınız varsa eger bunuda farklı bir tarzla alatın yada şikayetci olun adli merciler gerekeni yapar..unutmayın ki ve bazı yorum yazanlarda unutmamalıdırki bu ülke ATATÜRK ve TÜRK ORDUSU sayasinde TÜRKİYE CUMHURİYETİ OLMUŞTUR onlar olmasaydı beklide bir çok bölge sömürge birçok insanımızda köle olacaklardı SİZİ şiddetle kınıyor gereksiz yazılar yazmamanızı mantıklı düşünmenizi istirham ediyorum..
    BEN TÜRK ÜM TÜRK DOĞDUM TÜRK ÖLECEĞİM
    unutmayın müslüman arap var,müslüman alman,amerikalı var BEN MÜSLÜMAN TÜRKLÜĞÜMDEN VE ATATÜRKTEN UTANMIYORUM ATATÜRK ÜMEDE ALLAHTAN RAHMET DİLİYORUM NUR İÇİNDE YATSIN
    NE MUTLU TÜRK ÜM DİYENE
    TÜRK ÖĞÜN ÇALIŞ GÜVEN
    BU ÜLKEYİ YA SEV YA TERKET…

  28. Yazan:hayat Tarih: Eki 9, 2008 | Reply

    yıllardır türkiye de yaşananları bildiğimiz halde neden hala belli kitleleri savunuyoruz anlamadım ki.ilker başbuğun icraatleri belli daha henüz gelmişken ilk iş olarak ergenekoncuları desteklemek oldu ziyaretçi göndererek yanınızdayız diyerek çok güzel bir başlangıç yaptı budur işte orduyu emanet alanlar bir yerde insanlar hesapsızca ölüme terk edilirken öte tarafta paşalar golf turnuvalarına devam edebiliyor hassasiyete samimiyete bakın hiç kimse bu şekilde ordunun baş tabiplerinin dürüstlüğünden dem vurmasın bunlar ancak ve ancak fitneye çomak sokanlardır

  29. Yazan:orhan sahun Tarih: Eki 9, 2008 | Reply

    Merhaba,
    Eleştiri ve desteklerinizde lütfen nezaket ölçülerini kaçırmayın. Yazı ve yorumlara eleştirisel bir bakış ile bakmaktansa yazılanın ne kadarının doğru ve dikkate alınması gerekiği yönüyle bakarsak bir birimizin görüş ve düşüncelerinden istifade etmiş olacağız.
    Saygılarımla

  30. Yazan:aytürk Tarih: Eki 9, 2008 | Reply

    efendim Ne Mutlu Türküm Diyene demek faşisliği körüklemez bilakis tarihini daha iyi anlamanı sağlayacak ve daha önemlisi başkomutan M.Kemal Atatürk’ü Sıradan bir sözmü sizce daha nediyeyim anlayana artık. Birde tahmin edebildiğim kadar yorumlarda bulunan kişiler çoğunlukla iş veren yada makam sahipleridirler soruyorum size şimdi astınızda çalışan bir elemanınız size bu şekilde “kardeşim” diye söze başlasa ne düşünürdünüz….. samimiyetle lakaytlığı birbirine karıştırmamak lazım… hekese iyi günler dilerim.

  31. Yazan:hakan Tarih: Eki 9, 2008 | Reply

    Mehmet bey;
    ben de fethullah hoca ve size selam eder ellerinizden öperim..
    siz islamcılar ile liberal entellerin nikahının bir ömür sürmesini yüce Tanrıdan niyaz ederim..

  32. Yazan:Berat Tarih: Eki 9, 2008 | Reply

    mektubun bir kısmına katılıyorum, ancak genel olarak yazılma sebebine, ve yazan kişiye katılmıyorum.

    en başta, eğer sizin üstünüz hain ise, vatan haini ise, ülkeyi “ne pahasına olursa olsun pazarlayacağım” diyen bir satıcı ise, kimse ona itaat etmekle yükümlü, sorumlu DEĞİLDİR. ki Yüce dinimiz, babanın ricasını oğla emir olarak bellediği halde, eğer baba oğlun günah işlemesini istiyor ise, o günden itibaren babayı baba olarak dahi tanımaz.

    yani dolayısıyla, ülkeyi yabancıya satan, yabancıların memleketi işgal etmesine davetiye çıkaran meclise HİÇBİRİMİZ itaatle yükümlü dğeiliz. bu da DEMOKRASİ demektir. “trafik kuralları vardır, vergi kuralları vardır, onlara karşı tabi sorumluyuz, onlar ayrı”. ancak, her şekilde protesto yetkisine de HALK olarak sahibiz.

    Mete Han’ın, babasını devirdiği gibi, ordu da bu yönetimi devirebilir. biz halk oalrak da devirebiliriz. bir de öte yandan, katıldığım konu ise, bu terörü sonlandırmak gerektiğidir.

    ayrıca, Türkiye vatandaşları “Türk” olarak adlandırılmaktadır. Türkiye’de, “Türk” sözcüğü, Türkiye vatandaşı anlamına gelir. kanında Türklük aranmaz. dolayısyla, Ermeni de olsa, Kürt de olsa, hepsi, eğer Türkiye Cumhuriyeti nüfus cüzdanı taşıyor ise, kaçınılmaz bir şekilde Türk’tür. yani “ne mutlu Türk’üm diyene” diyememek, vatan hainliği için yeterlidir. eğer diyemiyorsan, vatandaşlığı bırak.

    Asker, TBMM’ye itaatle yükümlü DEĞİLDİR. Askeriye özerk bir kuruluştur, Türkiye’nin savunma görevini üstlenmektedir. ne pahasına olursa olsun, milleti iç ve dış düşmanlara karşı korumak zorundadır. Gençliğe Hitabe’de yazdığı gibi “dahili ve harici düşmanlar olacaktır” işte, Asker ve Polis, bütün İÇ VE DIŞ düşmanlara karşı, ülkeyi korumakla YÜKÜMLÜDÜR. bu düşmanlar, ülkeyi yönetiyor olsa bile. Adnan Menderes, haindi, ülkeyi korudular. 80′deki darbe Amerikan darbesiydi. orda ordu suçluydu. ancak, bugün bir daha darbe gerekiyor. ya düşmanları asker yollayacak. ya da halk.

  33. Yazan:Suat Tarih: Eki 9, 2008 | Reply

    Seçme bir kaç yazı (www.derinsular.com derlemesi. )

    Ölüm çukurlarında öldürülmeyi bekleyen çocuklar, Rasim Ozan Kütahyalı / Taraf

    Buradaki esas mesele Türk devlet zihniyeti için askerlerin kayıplarının hayati bir önem taşımamasıdır… Kan ve can sahibi insanların da silah ve mühimmat gibi bir savaşma aracı olarak görülmesinin sonucudur bu kadar kolay ölümler… Savaşmaya giden gençlerimiz ile bir Skorsky helikopterin farkı yok bu zihniyet için… Hatta “Analar daha çok mehmetçikler doğurur ama Skorsky helikopter doğuramaz” denilerek “mehmetçiklerin şehit oluşu”nu bir helikopterin düşmesinden daha değersiz gören zihniyete de tanık oluyor orada savaşmaya giden genç erler… Bu türde yaşadıklarını anlatan Güneydoğu’da savaşmış çok sayıda asker görmek mümkün bu toplumda…

    Çocuklarımızın katili esas olarak bu yukarıda bahsettiğim ahlaksız zihniyettir… Çocukları ölen insanlarımız da bugüne kadar bu durumu pek sorgulamadı… Şimdi şimdi çeyrek asır geçip onbinlerce gencimiz öldükten sonra yeni yeni “Yeter artık!” denmeye başlandı… Derin Anadolu’nun ölümleri sorgulamamasının başlıca sebebini daha evvel bu köşede birkaç yazı üst üste yazmıştım…

    Yine tekrarlayalım… Güneydoğu’da yaşanan savaş bağlamında mehmetçik, peygamber ocağı ve şehitlik gibi İslami tabirlerin kullanılması büyük bir istismardır… Genelkurmay “Dince kutsal sayılan duyguların istismarı” suçunu alenen ve sistematik olarak işlemektedir…

    TSK iradesi, subay alımlarında din meselesi etrafında kılı kırk yarıyor. Subay adayının en ufak bir dindarlık eğilimi varsa, böyle bir istihbarat alınmışsa hemen üstü çiziliyor… Kazara arada kaynayıp TSK’ya alınmışsa, görev süresi içinde dînî tezahürleri hayatında yaşadığı görüldüğü an ihraç ediliyor…

    Fakat iş devlet için ölecek ve öldürecek erlerin savaşa çağrılması meselesine gelince tamamen İslami bir dil ve terminoloji kullanılıyor… Bu dil, asker kayıplarına karşı toplumun isyan edişini azaltıyor. Oğlunun şehit olup cennete gittiğine inanan dînî inançları kuvvetli Derin Anadolu böylelikle oğullarının ölümünden ötürü kimseye hesap sormuyor…

    Çukur karakollarda yani ölüm çukurlarında bu ülkenin topraklarına bu ülkenin çocuklarının kanları dökülmeye devam ediyor…


    Hesap veren ordu, Gülay Göktürk / Bugün

    Aktütün Karakolu Faciası bir dönüm noktası olacak gibi görünüyor.

    Toplumun bu savaşın yönetilişini, ordunun işini doğru dürüst yapıp yapmadığını sorgulamaya ve komutanları hesap vermeye zorlayacağı bir dönemin başlangıcındayız. Aslında, bu süreç bundan iki yıl önce, yine böyle bir baskın sonrasında bir şehit yakınının yüksek sesli isyanıyla başlamıştı.

    “Hayır, vatan sağolsun demeyeceğim. Devlet benim çocuğuma giydireceği bir çelik yelek alamadı mı?” diye isyan etmişti o anne. Ardından geçen yılki Dağlıca Baskını geldi. Bu baskında, belki de ilk defa, komuta kademesinin hataları mercek altına alınmış, ama bu sorgulama daha çok Taraf Gazetesi’nin yayınıyla sınırlı kaldığı için bastırılmış, yasaklarla, sansürlerle üstü örtülmeye çalışılmıştı.

    Bu defa farklı oldu. Bu defa “hesap verin” talebi, neredeyse bütün yayın organlarından ve toplumun her kesiminden koro halinde yükseldi. Bu defa kimse “terörün son çırpınışları” tarzı açıklamalar duymak istemedi.

    Ölen öldükten, kalan kaldıktan sonra girişilen misilleme harekatlarında gösterilen “başarıyla” da tatmin olmadı. Bugün “Solcu” “sağcı”, “laikçi” “dindar” her türden basının her köşesinden aynı sorular soruluyor: 350 kişinin gündüz gözüyle sınırdan girişini nasıl oldu da tespit edemediniz?

    Hani orasını artık BBG Evi gibi gözetliyordunuz? Mayıs başındaki Aktütün Baskını’nı neden sansürlediniz? Dağlıca Baskını’nın sorumlu komutanlarını cezalandırmak yerine neden plaketle ödüllendirdiniz? Neden o karakolu taşıyacaktınız da 44 kişi şehit oluncaya kadar beklediniz?

    Eğer taşımıyorsanız, neden oraya kale gibi bir karakol yapmadınız? Bu halk otuz yıldır sizin bir dediğinizi iki etmedi, çocuğunun rızkından kesti, alet edevat, silah-mühimmat bakımından her istediğinizi verdi. Şimdi kalkıp, bir bina yapmaya paramız yoktu, demeye sıkılmıyor musunuz? Eğer paranız yoksa, bütün o beş yıldızlı orduevlerini, tatil yerlerini nasıl yapıyorsunuz?

    Bu sorular aslında çok önceden sorulması gereken sorulardı. On yıllardır teröre karşı savaşan ve on binlerce şehit veren bu toplumun, bu savaşın iyi yönetilip yönetilmediğini sorgulaması kadar doğal bir şey olamazdı. Asıl garip olan on yıllarca hiçbir soru sormadan, “vatan sağolsun” kaderciliğiyle şehit cenazesi kaldırmaktı.

    Deprem evlerimizi yıktığı zaman mühendislerin mimarların işlerini iyi yapıp yapmadıklarını tartışıyor, hatta kimilerini mahkemelerde yargılıyoruz. Hastamız ameliyat masasında kaldığında cerrahın ustalığını sorguluyoruz. Bu savaş 30 yıldır bir türlü bitirilemiyorsa, çocuklarımız otuz yıldır sapır sapır ölüyorsa komutanlarımızın savaş yönetme ustalığını da sorgulayacağız elbette.

    “Bu ölümler kaçınılmaz mıydı, yoksa önlenebilir miydi? Hata neredeydi; istihbarat mı, planlamada mı, taktikte mi?” diye sorup doyurucu açıklamalar bekleyeceğiz. Sadece tek tek operasyonlarla ilgili değil, genel olarak bu savaş, daha az zayiatla yönetilemez mi diye de soracağız.

    Hatta savaş sayesinde güçlenen ve savaştan beslenen birilerinin varolduğundan ve bu birilerinin savaşın hiç bitmemesi için provokasyonlar yaptığından şüpheleniyorsak, bunu da sorgulayacağız. Komutanlarımızdan içlerindeki hainleri bulup çıkarmalarını ve bize teşhir etmelerini de isteyeceğiz. Ama biliyoruz ki, bütün bu sorular komutanlarımıza çok ağır geliyor.

    Onlar, “kendi işleri” ile ilgili sigaya çekilmeye, hesap vermeye alışık değiller. Onlar, siyasetçileri kendi işleri ile ilgili olarak istedikleri zaman sigaya çekebileceklerini, ultimatom verebileceklerini, tehdit edebileceklerini, hatta darbeyle devirebileceklerini sanıyor ama kendi işleriyle ilgili hesap vermek zorunda olduklarını akıllarının ucundan bile geçirmiyor, böyle sorular karşısında hakarete uğramış gibi davranıyorlar.

    Nitekim Genelkurmay Başkanı Başbuğ son konuşmalarından birinde, Dağlıca Baskını’nın sorulması üzerine “Bu araştırmayı yapmak benim görevim, bu konuda kimseye bilgi vermem” diyebiliyor. Oysa artık anlamaları gerekiyor ki, demokratik rejimlerde ordunun siyasete karışmaması, kendi işine bakması yetmez. Kendi işi konusunda da hesap veren, hesap sorulabilen, denetlenebilen bir ordu olması gerekir. Türkiye yavaş yavaş bu noktaya geliyor. Komutanlarımızın da bu gerçeği bir an önce içlerine sindirmesinde yarar var.

    Bayram başımıza kara geldi, Elif Çakır / Taraf

    Ekranlarda ağlayan anaları görmeye ne benim ne de başka annelerin yüreği dayanmıyor.

    Karargâhlar dağılıyor, bombalanıyor Genelkurmay neyi kuruyor, toparlıyor bilmiyoruz.

    “Genelkurmay bu kez hesap versin” diye manşete taşıdı Taraf gazetesi.

    Genelkurmay hiçbir zaman hesap vermeyecek.

    Annelerin gözyaşları onları hiçbir zaman etkilemeyecek. Ağlayan anaları değil, evdeki karıları değil zira.

    Ağlamayan ağlayanın halinden nasıl anlar.

    Onlar hesap vermesinler. Koruyamadıkları karargâhlara, karakollara kendi oğullarını yakınlarını göndersinler. Oğullarına zarar gelmemesi için daha dikkatli olacaklardır eminim.

    Onların çocuklarıyla birlikte bizim çocuklarımız da korunacaktır.

    O zaman ağlayan anneleri görmeyeceğiz eminim.

    Acılar paylaşılıyormuş.

    Acı paylaşılır mı?

    “Ateş düştüğü yeri yakar, elbette onlar daha çok acı duyacaklar” lafları kimseyi etkilemiyor.

    Bu konuşmaları yapanlar evlerine gittikleri zaman hayat onlar için devam ediyor. Acısı olanın hayatı ne hale geliyor?..

    Hangi acı, nasıl paylaşılıyor?

    Televizyonda ağlayan anneleri izliyorum. Siyasiler de, Genelkurmay’dan yetkililer de seyrediyorlar.

    Benim evden izlememle onların oradan seyretmesi arasında bir fark yok.

    Etkilenme yok, yüzlerinde bir acı yok.

    Şehit tabutlarının başında analar ağıt yakıyor, oğlunun ölmediğini haykırıyor, onların yüzlerinde bir asıklık maskesinden başka bir şey yok.

    Sorumluluk duymuyorlar.

    Nasıl olsa o çocuklar onların emirlerine verilmiş. Ölürler de kalırlar da… Eti de kemiği de onların. En küçük bir malı korumak için bile dev bütçeli sigorta şirketleri oluşturan insanlık, can konusunda nasıl bu kadar duyarsız olabiliyor.

    Halk “ateşin düştüğü yeri” biliyor. Yarın aynı acının kendilerine geleceğini düşünüyor. Bugün komşunun çocuğu, yarın benim çocuğum…

    Kurbanlar kime denk gelecek diye bekliyoruz hepimiz…

    Artık “Onlar”ın da bu acıyı hissetmesi lazım…

    Yüreği yanan anaları anlamaları gerekiyor.

    Aktütün bu vatanın toprağı.

    Bayrağımızın dikili olduğu yer.

    Peki, neden zenginlerin, elitlerin, Genelkurmay yetkilerinin çocukları oralarda yoklar?

    Bu vatanı korumak neden hep fakir fukara halk çocuklarının kaderi?

    “Hesapları sorulacak” sözlerine bu yüzden güvenmek istiyorum.

    Hesap kime sorulacaksa sorulsun.

    Artık bu ülkede hesap vermeyeceğini düşünen kimse kalmasın.

    Yaptıklarının hesabını vereceğini düşünerek atsınlar adımlarını.

    Hesap sorulsun.

    Olmazsa, oralara kendi çocukları gönderilsin.

    Karakol denilen yeri televizyonda gördüğümde önce inanmadım. Köylülerin yaptığı gecekondu evlerinden biri gibi.

    Türkiye’nin sınırında. Yaklaşık otuz yıldır bir savaşın sürdüğü coğrafyanın orta yerinde.

    Orada eğer asker ya da politikacı çocuklarından biri olsaydı, kim bilir neler yapılırdı.

    İstanbul’daki Amerikan konsolosluğu gibi zırhlı bir bina dikerlerdi, buna hiç şüphem yok.

    Bir Milletinvekili bile oğluna sünnet yaptıracak diye stada mıcır ve parke taşı döşettiriyor.

    Şehitlerin cenaze törenlerinde hâlâ bir isyan görmüyor olmak asla kimseyi yanıltmasın.

    Kiminle konuşuyorsam aynı şeyi konuşuyor.

    “PKK ile devlet arasında nasıl bir ilişki var?”

    Uğur Mumcu cinayeti aydınlatılmadıkça, PKK’nın üzerindeki karanlık perde kalkmadıkça, insanlar artık ne siyasilerin ne de komutanların sözlerine inanmayacaklar.

    Birkaç şehit ailesi dava açsa…

    Bir sonuç çıkar mı emin değilim ama, hiç değilse toplumsal bilincin değişimini yansıtması açısından önemli olabilir.

    Askerler Osmanlı’dan beri siyasetten kelle istemişler ve almışlardır.

    Almaya da devam etmektedirler. (Siyaseten söylüyorum, sorumluluk sahiplerini görevden alma anlamında yani.)

    Bu karakolun komutanı, bölgeden sorumlu komutan kimdir?

    Güpegündüz 300 kişi silahlarla geliyor, beş altı saat çatışma sürüyor.

    Neler yapıldı?

    Neler yapılamadı?

    Neden yapılamadı?

    Genelkurmay’ın bilgilendirme toplantısından bir şey anlayan var mı?

    Bu bilgileri zaten haberleri dinleyenler aldılar.

    Karakol buradan kaldırılacakmış da parasızlıktan yapılamıyormuş!

    Hadi ya…

    Oraya birkaç parti yöneticisinin ya da genelkurmay komutanlarının çocuklarını gönderin.

    Hemen gereği yapılsın.

    Bence bu kadar kolay.

    Bir savaş kaç yıl sürer?, İsmet Berkan / Radikal

    Notlarıma baktım, arşivimi karıştırdım, tam 13 yıl olmuş, bir orgeneralin ağzından, ‘Biz terörle değil teröristle mücadele ediyoruz’ cümlesini duyalı.

    Yıl 1995′miş, zamanın Genelkurmay İkinci Başkanı, bir grup gazeteciye brifing vermiş, PKK’nın son sınırötesi harekatlarla nasıl geriletildiğini anlatmış, örgütün moral olarak çökmekte olduğunu söylemiş, sonra eklemiş: ‘Biz terörle değil teröristle mücadele ediyoruz. Esas o bataklığı kurutmadıkça sinekler olmaya devam edecek. Örgüte katılımların durması lazım.’

    Aradan onca zaman geçmiş, hâlâ aslında oradayız. Evet, öldür öldür bitmiyor, hâlâ karşıda PKK diye bir örgüt var, bu örgüte hâlâ insanlar katılıyorlar, öleceklerini bile bile bir anlamda gönüllü oluyor bu insanlar.

    O zaman, bu savaşın başlamasından 25 yıl sonra şapkayı önümüze alıp düşünmemiz gerekmez mi: Sakın biz bir yerde yanlış yapıyor olmayalım? Sakın bunca zamandır kullandığımız yöntemde yanlışlık veya eksiklik olmasın?

    Sorduk mu kendi kendimize, neden katılıyor bu çocuklar PKK’ya, neden gidiyorlar ölüme?

    Bu sorunun cevabını öğrendiğimizde, bu savaşı bitirmenin önünü de açmış olacağız.

    Artık yeter!, Halit Kakınç / Akşam

    Gerçekten yeter!.. Zülfiyare dokunursa dokunsun. Fincancı katırları ürkerse ürksün. Dilerlerse bu satırların yazarını ve benzer görüş serdedenleri vatan haini ilan etsinler.

    Açıkça söylüyorum:

    200 bin kişi ile bir avuç eşkıyanın-üç tane kıçı kırık PKK’lı sergerdenin hakkından gelemiyoruz. Türk Milleti kandırılıyor. Türk Ordusu’nun başarısızlığı, hiçbir geçerliliği ve tutarlılığı olmayan laf ebelikleri ile kamufle ediliyor.

    Milletin evlatları helak oluyor. İşin kötüsü helak edilmesine göz yumuluyor.

    PKK’lının elinde ağır silah yok. Hava gücünden yoksun. Piyade tüfeği ile aynı karakol noktasına beşinci baskınını veriyor.

    Görev yapan eratın başında yine bir astsubay var. Üst rütbeli subaylar nerede?

    Palavraları bırakalım ve itiraf edelim. Ortada resmen bir görev hatası var… Sakın ola can veren o fedakâr Mehmetçikler’i suçlamaya kalkmasınlar… Sebep erlerin eğitimsizliği değil. Eri istediğin kadar eğit. Başına subay lâzım. Ara ki bulasın. Bu iş başlayalı kaç yıl geçti, artık hatırlayamıyorum.

    Dünya alay ediyor.

    Yapmayın. Her zamanki gibi birtakım bahanelere sığınarak başarısızlığınızı örtbas etmeyin. İstisnasız göreve gelen bütün hükümetler, her istediğinizi verdi.

    Geriye ne kaldı? Türk Silahlı Kuvvetleri’ni korumak için banka kapılarında gördüğünüz sivillerden korumalar mı tutalım?

    Hain Pusu başlıklı yazımda anlatmaya çalışmıştım… Daha da kötüsü tekrarlandı. Alıştık, bu iş bu şekilde devam edecek deyip susalım mı?

    Bir başka yazımda Bari şu APO’yu salıverin… Dağdaki PKK’lılara da birer Nataşa bulup everin… Çeyizlerini de bütçeden verin, top-tüfek almaktan ucuza gelir diye acı bir gönderme yapmıştım. Zekâsı kıt bir kısım zevat, tepki vermişti. Şimdi ne demek istediğimi anladılar mı?

    Ne kaldı söylenmedik?

    Herif silahını almış dağa çıkmış. Yalvararak mı indireceksin? Yalvaralım mı?

    Subayların maaşlarını mı keselim? Yoksa Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nı Diyarbakır’da mı kuralım?

    Arkadaş… Bu ülkenin 56 yıllık bir vatandaşı olarak, bu felaketlerin sorumluları kimler, bilmek istiyorum. Sivil bir halt yerse, ipliğini dakikada pazara çıkartıyoruz. Eğer asker kesiminde bir şeyler yanlış gidiyorsa, onları da bilmek-görmek, tanımak istiyorum.

    Genelkurmay Başkanı’nın komutanların görev-sorumluluk bölgelerini ayırmasını istiyorum. Bölge komutanına, her kimse, Niye doğru dürüst tedbir almadın? diye sormasını ve en ağır şekilde cezalandırmasını istiyorum.

    Subayların bu bölgede ayrıca bir hizmet tazminatı aldıklarını duyuyoruz… Teknik olarak yapılması gereken yapılamadığına göre… Birliğin başında yine subay bulunmadığına göre… Karakollarda bu durum ortaya çıktığına göre… Sadece başarısızlardan değil, meslek olarak bu görevi seçmiş herkesten bu tazminatların kesilmesini istiyorum.

    Baskından korumak için kurulmuş bir yer, beşinci kez baskına uğramaz. Harbedemiyorsak, bunun da geçerli nedenleri ile birlikte resmen itiraf edilmesini istiyorum.

  34. Yazan:Eğitimci Tarih: Eki 9, 2008 | Reply

    KOMİK… Kendini demokratik ve aydın sanan ama cahil bir insanın yazabileceği bir metin. Ve diğer cahillerin de hiç düşünmeden şakşaçılık yapabileceği bir metin..! Acıyorum size. Bu kadar eğitimsizlik bu kadar cahillik olamaz. Her şeyden önce Bir ülkenin özellikle Türkiye’nin temel direği olan kuruma ve başkanına hitap etmeyi bilmiyorsunuz!

    Bu şaklabanlığı alkışlayan zihniyet öncelikle askerlerin temel işlevlerinden birinin de CUMHURİYET VE LAİKLİĞİN temel koruyucu statüsünden bihabersizdir!!!

    Askerlere bu görev Ulu Önder ve yüce meclis tarafından verilmiştir. Önce bilmek gerek askerler sadece dış güçlere karşı savunma yapmaz!!! Özellikle Türkiye gibi yobazların ve irticacıların cirit attığı bir vatanda askerlerin ilk görevi yurdumuzu içte korumaya almaktır.

    Atatürk hakkında yetersiz bilgiye sahip olan insanların bir suçu yoktur ben bu suçu yine eğitim sistemine ve tarih öğretmenlerin buluyorum. Atatürk insanlık tarihinin dünyaya getirebildiği birkaç büyük dehadan biridir.

    Ayrıca bir edebiyatçı olarak “Ne mutlu Türküm diyene” cümlesi ile “Ne mutlu Türk olana” cümleleri arasındaki anlam farkını sadece zeki insanlar anlayabilir. O yüzden zeka seviyesi düşük insanlar bunu söylemekten çekinir. Zeki bir KÜRT milliyetçisi bile bu cümleyi haykırabilir!!!

    Çünkü cehaletle yetişmiş insanların “CÜMLEDE ANLAM” konusunda çok büyük eksiklikleri vardır. Bu cümle asıl olarak “Ben Türküm (Üst kimlik olarak) diyebilene ne mutludur anlamına gelmektedir ancak anlama kapasitesi kısıtlı olan bir Türk de bu cümleye karşı çıkar çünkü o cümleyi ırkçılık göstergesi sanar.

    Sonuç olarak Türk halkına acıyorum cahil bir halkın seçebileceği bir yönetim ancak bu kadar olur ve Türkiye’ye son 80 yılın en kara günlerini yaşatır ancak o kadar cahil bir halk vardır ki bilim adamlarımıza ve profesörlerimize bile inanmak istemezler gerçekler konusunda. Yeni bir İraniye’de tekrar karşılaşmak üzere zeki arkadaşlarım..!

    Hoşça kalın

  35. Yazan:uğur Tarih: Eki 9, 2008 | Reply

    Kardeşim karnım aç kafam ülke meselelerine çalışmaz oldu.

  36. Yazan:TT Tarih: Eki 9, 2008 | Reply

    Eğitimci, “ne mutlu Türküm diyene’” nin veciz bir açıklamasını yapmış…

    Bu kadar zeki olmasının sırrı nedir acaba? diye düşünmeden edemiyor insan…
    ***

    Bu gün Suat bey bir yorumunda malum golfçü komutanın kendini savunmasına bakıp da “vah memleketim vaah” çekmişti…

    Eğitimcinin yorumuna baktığında da aynı sözü tekrar edecektir mutlaka…

    Vah memleketim vah…..

  37. Yazan:Milena Tarih: Eki 10, 2008 | Reply

    Eğitimci;
    İçimden dua ediyorum gerçekten edebiyat öğretmeni olmamanız için.Buraya yazdığınız cümleleri ilkokul öğrencileri müsamerelerde okuyor. En azından ben ömrümce yüzlerce kez duydum.Bu da sizin zeka seviyeniz sanırım.

    Cümlede anlamdan bahsederken konuda yaşadığınız çelişkiden bihabersiniz.Hem ne mutlu türküm diyene diyor, hem de cahil ve zavallı Türk halkına acıyorsunuz.Ben cehaleti kabul ederim, sizse daha kendi cehaletinizin farkında olamayacak kadar cahilsiniz.

  38. Yazan:özgür Tarih: Eki 10, 2008 | Reply

    bazı arkadaşlar yazara çok kızmışlar. gkb ilker beye kardeşim dediğine içerlemişler. bu arkadaşların istediği esas duruşta eleştri olmayan övgüsel yazılardır sanırım.
    arkadaşlar. 25 yılda 35 bin insan ölmüş 300 milyar dolardan fazla para harcanmış bir konudan söz ederken muhatabınız o kurumun başkanıdır. ve halkı olarak paranızın hesabını sorarsınız. ilker başbuğ gk başkanı olabilir ama ben ona değil o bana hesap verecek konumdadır. ben halkım ben bu devletin sahibiyim. ilker bey ise benim maaşlı çalışanım ve istediğim hesabı sorarım.
    sayın yazarımızın eleştirel ve mizahi yazısı çok hoş.
    25 yıldır gırla gk başkanı geldi geçti hepsi de aynı kafa yapısına sahip 25 yıl daha aynı mantığa sahip adamlar gelecek gelecek ve ölen sayımız 70 bin olacak harcanan para 700 milyar doları geçecek. demek ki artık paramızın hesabını sormaya birilerini cezalandırmaya hakkımız var.
    bu gk başkanı dahi olsa hesap sorma vaktidir. ve soruyorum kardeşim madem ki bu iş silahla kanla kavgayla zorla olmuyor o zaman artık bu ülkenin sivil iradeye ihtiyacı olduğunu görün.
    ve postallarınızı sivil iradenin tepesinden çekin. siyaseti de kendinize benzetmişsiniz onlarda eleştirilmek istemiyorlar.
    patron olan biziz ama maaşlı çalışanlarımız bize patronluk yapıyor.
    işte bu işte ben fena kızarım.
    gk başkanını eleştirmeyin böyle söylemeyin diyen arkadaşlar varsa onları gk çatısı altında görmek isteriz. hemen en yakın askerlik şubesine giderek askerlik altına girebilirler. onları tutan yok. ilker beye paşa da komutanda diyebilirler.
    ben onlara nasıl davranmalarını neler söylemeleri gerektiğini söylemiyorsam onlarda bana söyleyemezler.
    bu arkadaşlara kalırsa tüm ülkeye tek tip giysi giydirip her gün askeri bir disiplinle yaşamamızı da isterler. ki bu disiplin bizim ordumuz için söz konusu değil ki zira olaya evrensel baktığımızda ordumuz disiplinli profesyonel bir yapıda değil tamamen karadüzen çalışan bir yapıdadır.
    yani benzetme yapacak olursak. dünya ülkeleri biçerdöver kullanıyor biz karasaban yani kağnı.
    demek ki bu iş böyle gitmiyor artık yenilik zamanıdır.
    ben artık hesap soruyorum ve istediğime istediğim gibi hitap ederim.
    ilker beye kardeşim de derim. abicim derim bu benim samimiyetimi gösterir. ama komutanım deyip içimden düz de gitmiyorum bu da samimiyetsizliği gösterir.
    sayın yazar bey kardeşimin mektubuna katılıyorum ve altına imzamı atıyorum.
    ayrıca not düşmek istiyorum ilker bey kardeşim şu postalları tepemize değilde ayakkabı rafına koysanız fena mı olur. ayrıca geçenlerde yere düşürdüğünüz hukukun üstünlüğü var ya onu da kaldırıp sahibine iade etseniz sevinirim.
    :)

  39. Yazan:bozkurt kafkas Tarih: Eki 10, 2008 | Reply

    EFENDIYE CEVAP OLSUN

    TURK Milletinin onuru ve devletinin yılmaz savunucusu TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ, mehmetciklerin yani askerimizin baş komutanlık makamını olan GENEL KURMAY BAŞKANLIĞI ve şahşiyetli Komutanları hakkında, bu şekilde manalı yorumlara açık, dalga gecer gibi bir şekilde, önüne gelen herkesin fikirleri bu şekilde tartışmaya sunulması da ihanetin bir başka şekli olsa gerek.
    AMACINIZ sunduğunuz ihanet fikirleriniz ile kendiniz gibi düşünenleri; ulaşmak ve irtibatlaşmak için alt yapımı hazırlamak yada gündemleriniz ile taraftar oluşturmak ise ve bu gayretleriniz sonucuda bu milletin üzerinde kara bulut gibi dolaşan dış tehlikelere destek vermek ise, bu şekilde saldırı ile hiç bir mana bulamadığım ihanet fikirleriniz ile sadece kusarak ortalığı pisletmektesiniz.

    Bu aşağılayıcı fikirleri ortaya koyanların neseplerine bir bakmak lazım, mutlaka ‘NE MUTLU TURKIM DIYENE’ demekten aciz kalmış ve TURK MILLETI ile bır kok bağı olmayanların gosterdıklerı tepkiden başka bir şey de değildir.

    Sevin mehmedim sevın,
    Eve dönsekde sevin, eve dönmesekde,
    Sanma bu tekerlek kalır tümsekde,
    Yarınlar elbet bizimdir.
    ebed bizim olacaktır.

    FIRSAT GECTİ NAMERTLERE, MERDİ KİME ANLATAYIM.

    ALLAH TURK MILLETINI ve DEVLETINI (TURK adı altında gecınen hainlerde dahil) düşmanın şerhinden ve alçakca fikirlerden korusun ve YUCELTSIN.

  40. Yazan:Serkan Tarih: Eki 10, 2008 | Reply

    Askerlere komutan paşa vs şeklinde hitap etmenin yanlış olduğuna düşünenler katılıyorum. Lakin makama saygı duyulmasının da gerekli olduğunu düşünüyorum. Osmanlıyı hiç beğenmeyip nedense Paşa’lık müessesine dokunmamışlar. Ne de olsa fiyakası iyi. Bu memleket burda yazı yazabilmek için de bir başka eylemi gerçekleştirebilmek için de hiç bir zaman tekbir kişiye muhtaç olmamıştır. İsimleri bilinen bilinmeyen (bilindirilmemesi için top yekün beyinlerimiz yıkandığı) birçok kişi vardır. Falan olmasaydı bu satırları yazamazdın, yaşayamazdın gibi ucuz ve basit yorumları yapanlara acımaktan başka şansımız yok maalesef.
    Yazı pekalada çok güzel noktalar değinen kırmadan hafif iğneleyen bir üslup ile yazılmış. Ama hastalıklı bir beyin grubu var ki (iyi yıkanmış olanlar) hala sap ile samanı karıştırmaktalar ve şucu, bucu, yandaş felan diye yakıştırmalar yapmaktalar. Arkadaşım her eleştiri yapan sorgulayan şu veya bucu değildir. Birey olmanın, kendi beynini kullanabilmenin gereğidir bu.
    Bir de “Ne mutlu Türküm diyene” demenin ne demek olduğunu yıkanmış tertemiz zekası ile açıklayan arkadaş sen “Ne mutlu Kürdüm (üst kimlik olarak tabii) diyene” diyebilir miydin diye sormak isterim. Saçmalamışsın.
    Yazan arkadaşın eline sağlık.

  41. Yazan:Deniz Tarih: Eki 10, 2008 | Reply

    çok yazık Atatürk hakkındaki yorumlara anlayışsızlığa ve genel kurmay başkanına hakaret içeriğinde mektuplar yazmanız gerçekten çok yazık, hasta ruhlu insanlarsınız hepinizin, dünya ruh sağlığı günü kutlu olsun… bugün dünya ruh sağlığı günü(hatırlatırım) arkadaşın yazısı gününde çıkmış…

  42. Yazan:caner kızıklı Tarih: Eki 10, 2008 | Reply

    kardeşim sitenize ve mektubunu tesafüden okudum.Şimdi sana şunları sormak isterrim.Şimdi aynı şekilde DTP ye bir mektubun oldumu.Bir paşaya böyle istemlerde bulunuyorsun.Bulunacaksın bu senin en doğal hakkın.Ama Ahmet türk e böyle bir mektubun oldumu.Osman baydemir e böyle bir mektubun oldumu.Öncelikle bunların cevabını mümkünse almak istiyorum senden.Ha yok benim öyle mektuplarım diyorsan benimde senin yazılarını ve yorumlarını itibara alacak vaktim yok.

  43. Yazan:ARDA Tarih: Eki 10, 2008 | Reply

    edebi bakimdan guzel ancak anlam bakimindan gercege dayanmayan cok soz var!

    Bence ozel hayat diye diye ulkemiz cag disi dusuncenin savunuculari “yobazlar, seyhciler, sih’cilar ve onlarin muridleri tekkeciler, turbanlilar” tarafindan isgal edilmeye calisilmaktadir.
    “Binlerce tankımızı, uçağımızı, savaş gemimizi ve yüzbinlerce askeri emanet ettiğimiz bir subay işi gücü bırakıyor, bir grup genç kızın özel hayatıyla ilgili detaylara takılıyor.”
    hicbir is birakilmadan o islere de bakilmasi gereklidir ki artik “detaylar” hayatin tamamini kapsamaya dogru gidiyor!
    Ayrica anlam veremediginiz cok olay ile karsilasilmakta ve bu olaylara onlem niteliginde yazilmaktadir o muhtiralar. hicbir Genel Kurmay Baskani ‘Canim sikildi ben bir muhtira cikarayim’ diye hareket etmez.
    Teror konusuna gelince o bolgede sizin de dediginiz gibi hukukun ustunlugu ve devletin butunlugu cok onemlidir ancak bunu Cumhurbaskan Abdullah Gul’e, Basbakan Tayyip Erdogan’a ve 550 Milletvekilinin herbirine yazmaniz gereken diger mektuplarda belirtiniz cunku bu siyaset isidir, asker isi degil, politika isi degil!
    Etnik kokenden eger bu sekilde basitmis gibi bahsediyorsaniz bu konuda cevap yazmaya bile tenezul etmem!
    Bu sekilde dusunenlerin bile matah bir dusuncesi varmiscasina burada olmasi ise dusunce uyandirici!
    YAZIKLAR OLSUN!

    NE MUTLU KI BANA TURKUM!!!!

  44. Yazan:CENGİZ AKIŞIK Tarih: Eki 10, 2008 | Reply

    Sayın dostlar,
    Burada ordumuzun en üst makamındaki kişiyi yermekle bir yere varamayız.Entel düşüncelerle vatan kurtarılmaz.Yok lazmış,kürtmüş,ermeniymiş deniyor bunlar alt kimliklerdir.Üst kimliğimiz hepimizin Türk’tür.NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE sözcüğünü bu entel kardeşlerim günde 5 kez tekrarlasınlar.Eğer bunu diyemiyorsanız istediğiniz ülkeye gidebilirsiniz.Bugün Amerikada yaşayan İtalyan ”ben İtalyan ASILLI Amerikalıyım” diyor.O nedenle alt kimliğe kimse birşey demedi bu günedek.Ülkemiz bölünmek için uğraşılıyor.Akıllı olun Tom amca bu ülkeye girerse hepinizi yalakalaştırır ve sömürür,kullanır örnekleri gözler önündedir.Atatürk ilke ve .nkilaplarını okuyun yol bu yoldur.NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.

  45. Yazan:A .GÜLAY ÖZTÜRK Tarih: Eki 11, 2008 | Reply

    YAZAN KARDESIMIMIN YÜREGINE SAGLIK. BIZI YAKINDAN ILGILENDIREN MESELELERI COK GÜZEL VE INCITMRDEN IZAH ETMIS. HEPIMIZ ORDUMUZA HERZAMAN DESTEK VERIRIZ AMA ORDUMUZDA BIZE DESTEK OLDUGU SÜRECE. SON DÖNEMLERDE YASANANLAR ARTIK COCUKLARIMIZI KIMLERE EMANET ETTIGIMIZI DERINDEN DÜSÜNDÜRÜYOR. HER AILE YAVRUSUNU GÖZÜNDEN SAKINARAK BÜYÜTÜP, PEYGAMBER OCAGI DEDIGIMIZ ASKERE MERASIMLERLE GÖNDERIYOR AMA SONRADA SIZ BIZIM O EVLATLARIMIZIN BIZLERE CANSIZ BEDENINI GÖNDERIYORSANIZ ARTIK BU ISIN ELE ALINMASI VE CÖZÜMLENMESI GEREKIYOR. BENCE BU EVLATLARIMIZ BOSUBOSUNA ÖLÜYOR. SIZ EMANETLERINIZIN SAVUNMASINA HARCAYACAGINIZ PARALARI KENDI LÜKSÜNÜZ ICIN, GOLF SAHALARI ICIN HARCAYIP, SONRADA HÜKÜMETE YETERLI KAYNAK VERMIYORLAR SUCLAMASINI YAPARSANIZ BU KANLARIN VE AHIN ALTINDA KALIRSINIZ. BIZ INGILIZMIYIZ, AMERIKALIMIYIZ KI HER KARARGAHTA 9 TANE VE TANESI 500 MILYAR TL´YE MALOLAN GOLF SAHALARI YAPTIRIYORSUNUZ. BUNE LÜKSTÜR BUNCA SORUNUN VE DÖKÜLEN GENCECIK KANLARIN ICIN DE.EGER SEN BENIM YAVRUMUN GÜVENLIGINI KORUYAMIYORSAN BENDE COCUGUMU ASKERE GÖNDERMEM ARKADAS. SONRADA BASÖRTÜSÜNÜ SAKALINI YADA INANCINI HOR GÖRDÜGÜN GARIBAN MILLETINE COCUGUNUN CENAZESIN DE KURU NUTUKLAR ATTIRIYORSUNUZ VATAN SAGOLSUN YADA 10 OGLUM OLSA DA HEPSI SEHIN OLSA GIBI. EGER BU SÖZLER YERINE BASKA SEYLER SÖYLEYECEK OLSALAR SEHIN MAASI VERMIYORLAR YADA CEZA ÖDETIYORLAR. AMA AYNI COCUGUN ANNESI BASÖRTÜLÜ DIYE GATA´DAN ICERI ALINMIYOR. MILLET ARTIK UYANDI BEYLER. SIZ BANA SAYGI DUYARSANIZ BENDE SIZE DUYARIM..

  46. Yazan:Ertan Kalem Tarih: Eki 11, 2008 | Reply

    Öncelikle merhabalar.Yine bu sitede yine gereksiz bir yazı buldum.siteyi takip etme sebebim sadece bakalım bu sefer ne saçmalayacaklar onu görmek içindi….Gördüğüm kadarıyla yazar haddini aşıp Türkiye Cumhuriyeti GenelKurmay Başkanına kardeşim diye hitap etmiş..çok normal edebilirsin , ama tavsiye vermek bu yazar arkadaşın ne haddidir ne de görevidir..Unutmayin ki Sn. İlker Başbuğ bu göreve gelene kadar eminim ki bu yazıyı yazan arkadaşın hayatı kadar görev yapmış ve eğitim almıştır..kısacası ne yapacağını bildiğine eminim..Anlayamadağım en önemli konu şudur..Terör SOn yıllardaki en büyük seviyeye ulaşmıştır..ekonomi Sn .Tayyip in bizlere gösterdiği gibi çok da iyi değildir..Bir ekonomi öğrencisi olarak bunu rahatça görebiliyorum…sürekli dış borç yapmaya başladık ve taihimizdeki en büyük özelleştirmelere rağmen yine de yakamızı düzeltemiyoruz..sıcak para ve istihdam gelmesini beklerken yine ellerimiz bom boş kaldı..buna rağmen yazar arkadaş asıl eleştirilmesi gereken yer olan AKP hükümetini değil , Türkiyenin yüz akı TSK yı hedef alıcı bir yazı yazmış ve üstüne üstlükl tavsiyelerde bulunmuş..Bu sitede ne zaman AKP yi eleştiren sağlam bir yazı göreceğim (muhtemelen ömrüm yetmez) bilmiyorum . ama bence artık çekin ellerinizi ülkemizin en sağlam , en temiz kurumu TSK’dan…Herşeyi yaktınız yıktınız sırada bir de o mu kaldı ??AKP’nin elinde olsa TSK yı da özelleştirecek .sizlerde(site ve dergi sahibi) bunu alkışlayacaksınız…

  47. Yazan:Ahmet Yalın Tarih: Eki 13, 2008 | Reply

    Öncelikle bu açık mektubu yazan kardeşimizin neyi niçin izah etmeye çalıştığını tam olarak bilmediğini düşünüyorum. Yazıyı ön yargısız başından sonuna kadar okudum ve ne yazıkki hükümet yanlısı bir eleştiri kokusu aldım. Elbette Atatürk dahil eleştirilemeyecek şahıs ve kurum yoktur ancak bu eleştiri taraflı ve iğneleyici olursa; üstüne üstelik bu ülkenin can damarı bir kurumun başında yer alan önemli bir şahsiyete ciddiyetten uzak bir dille yazılırsa bu mektup ne kadar ciddiye alınır bilemem. Yazıda katılmadığım yönler de yok değil. Örneğin ülkenin silahlı kuvvetlerinin başında yer alan ve sıradan vatandaştan çok daha ağır vebal ve yükümlülükler taşıyan şahsiyetlerin 4. hatta 5. derecede ülkenin gündemini işgal edebilecek hatta etmese de ziyan olmayacak konularla uğraşmaları. Laik- anti laik kutuplaşmasıyla ülkemizde yazıda da bahsedildiği gibi yeterince taraf ve düşman varken yeni taraflar, düşmanlar oluşturulması. Ancak katılmadığım ve son derece önemli bazı hususlar da var. Örneğin T.S.K.’nın başına buyruk hareket etmek yerine meclisin, hükümetin ve Savunma Bakanlığı’nın talimatlarına uyması diğer bir tabirle, yazıdan çıkan anlama göre haddini bilmesi gerektiği hususuydu. Öncelikle şu bilinmelidir ki ülkemizi kuvvetler ayrılığı ayakta tutmaktadır. Büyük Millet Meclisi dahil hata yapmayacak kurum yoktur ve Silahlı Kuvvetler barındırdığı beyinler ve misyonu gereği doğru gördüğü husuları kayıtsız şartsız uygulayabilir ve bunu belirlebilecek, uygulayabilecek kapasitededir. Ülke gündemi, dış siyaset, iç siyaset gibi hususlar Silahlı kuvvetlerin uzak kalamayacağı, fikir beyan edemeyeceği, kamuoyuna yönlendirici bir etkide bulanamacağı kabul edilemez hususlardır. Elbetteki bu ülkenin yetiştirdiği büyük insanları ve beyinleri barındıran bu kurum bunlar hakkında da söz sahibi olacaktır ve olmalıdır da. Hele ki politikalarının ne kadar milli menfaatlere dayalı olduğu konusu tartışmalara açık bir hükümet tarafından yönetiliyorsanız. Mektup sahibi ve yorumculara teşekkürlerimi borç bilirim. Sağlıcakla kalın.

  48. Yazan:TÜRK OĞLU TÜRK Tarih: Eki 13, 2008 | Reply

    adam gibi laf etmeye kalkmış ama konumunu bile bilmeden kendine muhatap almışsın.Kendine muhatap aldığın işi askeri lise dahil bu ülkeye 45 yıl hizmet etmiş bir kişi.Sen kimsinki bu makama ve kişiye yol gösterip akıl öğretiyorsun. Önce seçilen TCBMM üyeleri ve içinden çıkan hükümet üzerine düşen görevleri yapsınlar. karabalarını zengin etmek için gösterdikleri gayreti ülke için gösterseler bu ülkede sorun kalmaz. ah oturduğu yerden ahkam kesen zavallı düşünce fakirleri, ufukları aşadığı erden aşka ufuk görmeye mani insanlar. öncelikle ufkunuzu geliştirin sonra eeştiri yapın…
    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE VE TÜRKİYE İÇİN ÇALIŞANA…

  49. Yazan:bekir Tarih: Eki 13, 2008 | Reply

    ben bekir alataş şemdinli’de askerliğimi 2007 yılında tamamladım.Aktütün karakolu 1.jandarma sınır taburuna bağlı bir bölük komutanlığı.Ben istanbul,izmir,antalya’yı yabancıya satıp bana Hakkari’deki dağı bayırı canım pahasına müdafa ettiren zihniyete,teröriste silah satanları müttefik olarak kabul edenlere,şehit olunca gözyaşı döken ama elazığ,van,yüksekova ve şemdinli’de ki asker kabul toplama merkezlerinde askerimize savaş esiri muamelesi yapan rütbelilere ve askeri birliklerdeki asker üzerinden ticaret yapılmasına karşıyım.

  50. Yazan:ÇANAKKALE Tarih: Eki 13, 2008 | Reply

    ARKADAŞIM SEN ÇANAKKALEYE Bİ GEL TARİHİ YERLERİ GEZ VE ONDAN SONRA NE MUTLU TÜRKÜM DEMEZSEN BEN KÜRDÜM DİYECEGİM BU MEMLEKETİ BÖLMEĞE UGRAŞACAGINIZA DIŞ GÜCLERE KARŞI NASIL AYAKTA DURACAGIMIZA MÜCADELE ETSEYDİNİZ ŞU ANDA TÜRKİYE DÜNYADA BİR NUMARA OLUR O BÖLGEDE YAŞAYAN İNSANLAR REFAH İCİNDE YAŞARDI

  51. Yazan:Zeki demirtasoglu Tarih: Eki 13, 2008 | Reply

    Sayın Yazar,
    yazınızın tamamını okuyamadım fakat okuduğum kısmından kalan kısmıda tahmin edebiliyorum ama ben okudugum kadarına yorum yapayım. Genelkurmay baskanları konum olarak asgari cumhurbaskanı-basbakan-milli savunma bakanı nın altında gelir yada gelmelidir. Plakalarını yanlış hatırlamıyorsam 03 tü bence 03 de alamazlar. Genelkurmay basknaları demokratik toplumlarda 3. dünya ülkeleri hariç diğer ülkelerde de olduğu gibi halkın hür iradesiyle sectiği hükümetler tarafından yönetilirler bu iradenin dogru yada yanlış olduğunu eleştirmek askerlere düşmez. Askerler secilmiş hükümetlerin verdiği emirlere uymak zorundadır. Gazete başlıklarında manşet olma heveslerini bir tarafa bırakıp asli görevleri yapmak zorundadırlar. böylece içinde yaşadıkları millete de bir nebze yaklaşmış olurlar.

  52. Yazan:Dilek Ural Tarih: Eki 13, 2008 | Reply

    Orduyu halkla karşı karşıya getirmek, bölücü dış güçlerin bir oyunudur. Bakıyorum da bu yazıyı okuyan herkes de yazan kişi de bu oyuna alet olmuş gidiyor. Terör gerçekten büyük derdimiz ama terörü ordu değil bu güne kadar varolan hükümetler bu duruma getirdi. Ve ordu kendi kararlarını kendi alamadığı ve göbeğinden hükümetlere bağlı olduğu için bu güne kadar terörün kökünü kazıyamadı. Çünkü dış güçler kazımasını istemediler. Hükümet baskısı altındaki ordu pekçok operasyonu hazırlayıp izin verilmediği için iptal etmek zorunda bırakıldı. Bunun sayısız örnekleri var. Emekli generallerin açıklamalarını okuyun lütfen. Ya da ordudan ayrılanların, emeklilerin söylediklerini. Kendi evlatlarının patır patır ölmesi ordudaki üst kademeleri çok mu memnun ediyor sanıyorsunuz.
    Bir diğer konu; Genelkurmay başkanının laikliğe aykırı davranışların hap gibi halka yutturulduğu günlerdeki sözlü müdahalelerini yersiz mi buluyorsunuz. Ordunun görevlerini açıp bir okuyun. Atatürk ilkelerini korumak ve kollamak ordunun ilk sıradaki görevlerinden biridir.

    Ben bu yazıya katılanları kınamıyorum, ama gerçekten bu oyuna alet olan bunca insan olmasına üzüldüm.

  53. Yazan:serhat kadıoğlu Tarih: Eki 14, 2008 | Reply

    Her eyrde olduğu gibi bir bu yazıyada bir çok yorum yapılmış!! ve bazıları Atatürkle putini mukayese etmiş!! Putin belki iyi bir devlet adamı ama Recep Tayyible etseydi daha iyi olurdu!!!
    EVET BEN BİND EFA NE MUTLU TÜRKÜM DİYORUM!!!
    TÜRK IRKI DÜNYADA EN FAZLA ACIYI ÇEKMİŞ BİR IRKTIR!!
    BİR KURTULUŞ SAVAŞI HANGİ MLLET VEREBİLMİŞ!!
    CANIMI SIKMAYIN!!!

  54. Yazan:John Tarih: Eki 14, 2008 | Reply

    Zavallı düşünme yetisi kaybetmiş ve çıkar soyunmuş Zavallı kişi…
    Üzerinde yaşadığın toprakların güvenliğinden ve devamını sağlamaya çalışan, bu ülkede ki en saygın kurumun başındaki kişi hakkı fikir yürütebiliyorsan bilki O kurum sayesinde var olan bu ülkede konuşabiliyorsun…
    Bu Ülkeyi SAHİPLENEN ve KORUYAN ve ülkenin TEK KURUMUNA biraz saygı göstermen gerekmez mi?…
    Demokrasi adı altında Ülkeyi bölmeye çalışan insanların oyuncağı olma….
    “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE” demekten de gocunma.. Çünkü üzerinde yaşabileceğin sadece bir TÜrkiye var..İkinci yok….

  55. Yazan:seyyahcelebi Tarih: Eki 14, 2008 | Reply

    Sayın Berkalp Kaya beyin görüşlerine katılıyorum.Muhatap alınan kişi kahvede oyun oynadığımız sıradan bir arkadaşımız değil.Bilakis şerefli bir milletin şerefli bir kurumunun şerefli komutanıdır.
    Konuya bu çerçeveden bakmamı sağladığı için Sayın Berkalp Kaya beye teşekkür ederim.

  56. Yazan:derail Tarih: Eki 14, 2008 | Reply

    aynen katılıyorum .. ellerine sağlık arkadaşım ..,,, 3. dünya ülkeleri kendi ordularınca işgal altındadır,, demişti musaddık…

  57. Yazan:Ibrahim Ozen Tarih: Eki 14, 2008 | Reply

    Sayin Bergalp Kaya,saniyorum Org.Basbug ile bir akrabalginiz mevcut onomastik bilim dalina gore tabiki savunuyorsunuz.Savunmasina savunun da neyi savunuyor sunuz kardesim?Ben daha agir bir mektup yazmayi dusunuyorum,burasi bu memleket babalarininin memeleketi ya da Israel ahvadina vaadedilmis Kenan ulkesi degil.Yonetime darbe yapilacagi zaman Turk Ordusu Cumhuriyetin bekcisi oluyor da sinir karakolunda askerlerimiz sehit edilirken niye TSK Cumhuriyetimizin koruyucusu olmuyor beyefendi?Neden?Cunku BOP projesi kapsaminda Israel ve Amerika destekli bu saldirilar artik bunu biliyoruz ve Komutanlara golf oynamak dusuyor hali hazirda…Oynasinlar bakalim.Artik bir vatandas olarak TSK ust komutanlarinin Turkiye Cumhuriyetinin koruyucusu olduklarini hic sanmiyorum,degiller ve hicbirzaman olmadilar ve gunesi balcikla sivayamayacaklar cunku bir zamanlar 12 eylul fasist darbesi sonrasi “dis mihraklar,dis mihraklar”diyen generallerin kendilerinin dis mihrak olduklarini anlamis durumdayiz eksik olmasinlar bir iki durust namuslu aydinimiz sayesinde bu pasalarin cifitlar taallukatindan olduklarini anlamis durumdayiz uzulerek soylemek istiyorum.

  58. Yazan:Mehmet Tahta Tarih: Eki 15, 2008 | Reply

    Selamlar,

    Dediğiniz gibi bu ülke ezici çoğunluğa sahip iktidar parti ile yönetiliyor. Siyaset Genelkurmay Başkanı’nın işi değil, kafasına göre hareket etmesi de mümkün değil. Herkesin haddi hududu mevcut.

    Terör ülkemizde halen varsa bunun sorumlusu Genelkurmay değildir. TSK ülkeyi korumakla yükümlüdür ama çizgilerini sivil yönetim belirler. Dolayısıyla yapabilecekleri limitlendirilmiştir. Lakin limitlendirilmiş olmasaydı zaten bu şekilde bir yönetim anlayışımız olmazdı, dikta ile yönetilirdik.

    Ülke sorunları hakkında 10 dakikalık bir bilgilendirme verseniz 15 yaşındaki cahil çocuğa, ne yapalım diye sorsanız; o bile çözümünü söyler. Çözüm aslında gayet basit ve net. Fakat çözümleri uygulayabilecek kadar basiretli yönetime sahip değiliz. Yumruğunu masaya vurup, “benim vatandaşıma kimse zarar veremez!” diyebilecek kadar cesaret hiçbirinde yok. Hepsi koltuk kaygısında, hepsi.

    Özetle, bu yazıda Genelkurmay Başkanlarına yüklenmişsiniz fakat onların sorumlulukları hakkında pek bilgi sahibi değilsiniz. Çizgilerinin nasıl çizildiği hakkında pek detaylı bilginiz yok veya bu yazıyı yazarken bunu gözden geçirmeyi ihmal etmişsiniz.
    Ülkeyi iktidar parti yönetir efendim. Bu ülkede bizim evladımız ölüyorsa, bunun da TEK suçlusu hükümettir.

    Sevgiler,
    Mehmet Tahta

  59. Yazan:a Tarih: Eki 16, 2008 | Reply

    Güzel mektup.. Tebrikler…

  60. Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Eki 16, 2008 | Reply

    yukarıda bir yorumumda,
    “Sayın Genelkurmay başkanımız İlker Başbuğ, demek daha yerinde olacaktır.”
    diye bir söz söylemiştim.
    bu sözümü geri alıyorum.
    bahsi geçen şahsa ve beraberinde bulunduğu makama saygım kalmamıştır.
    aktütün’de askerlerimiz şehit olurken,emrinde görevli komutanı antalya’da golf oynuyorsa,alenen görevini ihmal ediyor,hatta dalga geçer gibi beyanlar verip hala o makamda oturabiliyorsa,onu o makamda tutan kişiye saygı duyamam.
    genelkurmay başkanlığı makamının saygınlıgı da bu olayların sonrasında kamouyuna verilen beyanlar neticesinde kamuoyu neznin günden güne erimektedir.

    yazıklar olsun…

  61. Yazan:mecal Tarih: Eki 17, 2008 | Reply

    bir sürü toplantının yapıldığı bu önemli günde milli savunma bakanıda seçim peşinde koşuyor.

  62. Yazan:sinarit Tarih: Eki 17, 2008 | Reply

    herkesi en derin saygılarımla selamlarım.nede olsa saygı şart sevgi ise başka birşey…
    mektubu ve hakkındaki bütün yorumları aşağı yukarı okudum.buda benim hastalığım.hepimiz adına sevindirici bulduğum şey uslublar olması gereken gibi olmasada geçmişe nazaran gayet iyi.sevgi kolaydır çaba gerektirmez seversin yada sevmezsin kimseyide zorlayamazsın.ama saygı sosyal hayatın bir zorunluluğudur.bence yazar geçmişteki acı hatıraların sonucunda birazda haklı olarak iğneleyici bir yazı kaleme almış.evet heriki tarafta bazan birbirleri için inanılmaz çıldırtıcı olabiliyor.birbirlerini cahillikle,acınası durumda olmakla vebenzeri şeylerle suçluyor.elbetteki her insanın bir DÜŞÜNCESİ olmak zorunda.yeterki kendi SAMİMİ sorgu süzgecinden geçirecek cesareti olsun.herkes konuşur ama herkes düşünemez.oyüzden cahiller arasıdaki alime çok acınır.kuru,basmakalıp ve güncel deyimle çakma sloganlar düşündüğümüzü göstermiyor maalesef.etnik kimliğin altı üstümü olurmuş.benim bildiğim nesnelerin altı üstü olur.insan doğuştan gelen şeylerle ne yerinmeli nede öğünç duymalı.evet gerçek bir kültürümüz var ve mensubu olduğum kültürün tarih sahnesindeki resminden hoşlanıyorum.bu bana bir utanç duyurmuyor.şükürler olsun şanslıyım.ama terside olsaydı(avrupalı ve amerikalı gibi) sırf onlara sahip çıkmak için heralde en son yapacağım şey kuru bir ırkçılık
    olurdu.ben net söylüyorum ölmeden heykelini diktiren adamları sevmem.kimse istediği gibi düşünmeye zorlayamaz beni.samimiyet ve adalet duygusundan yoksun dayatmacı zihniyetlerde insaniyetime aykırı.bizi o kurtardı bu batırdı gibi laflarda düşüncenin temel unsurlarından yoksun hatta köreltici laflar.kimse kendisine böyle bişeyi layık görmesin lütfen.kaynaklara inmek için az bir gayretle osmanlıca öğrendim.Türklüğüyle çok öğünenlerde bunu yapsın öyle karabasan gibi gelmesin okumayı öğrenmek 15 gün en fazla.korkularımızın gerçeklerle aramıza girmesine izin vermeyelim.yoksa sloganlara mahkum oluruz.önce beynimize saygı onun hakkını yemiyelim yedirtmiyelim.herşey çok güzel olacak hiç üzülmeyin.saygılar….

  63. Yazan:Süleyman Çete Tarih: Eki 17, 2008 | Reply

    Yapılan yorumların tek taraflı şartlanmala dayandığını görüyorum. Son yıllarda bu ülkede yaşananları tarafsız bir gözle izleyenler(özde bir vatandaş olan)komutanların konuşmalarını yadırgamazlar. Unutmayalım ki;duymayana yüksek sesle, duymak istemeyene ise, bağırarak hitap edilir…

    Komutanın hitap şekline takılıp kalmak,gerçekleri görmemizi engelleyebilir.Tablonun tamamını yurtsever bir anlayışla izlersek, yollarımızın birleştiğini görebiliriz…

  64. Yazan:nilay Tarih: Eki 17, 2008 | Reply

    Dun kendine demokrat basbakanimiz TV’ye cikip titrek bir sesle Genel Kurmay ile Taraf gazetesi arasindaki tartismada Ilker Basbug’un da emriyle tarafini secti. Eminim, Genc Siviller, Hasan Cemal, Taraf gazetesi sakinleri buyuk bir sukutu hayale ugramistir. Zira Basbakanimizi sever sayarlardi kendileri!!!

    Tam da beklenen aciklamalari yapti. BUGUN TARIHE NOT DUSMEK LAZIM, cunku AKP kendi kendini bacagindan vurdu. Zaten sallantida olan inandiriciligini halk gozunde
    de kaybetti. Tayyip Erdogan misyonunu buyuk oranda tamamlamistir, ne mi yapmistir,
    herseyden once yedi sulalesini garanti altina almistir,
    Erbakan’in hayata gecirmekte ayak diredigi neo-liberal politikalari (ki 28 Subat laik/antilaik tartismasi degildir, tamamen sermaye sahiplerinin
    dikte ettigi bir tasfiyedir) ozellestirme, egitim,saglik, sosyal guvencelerin zayiflatilmasi,
    teroru sadece askerin kucagina birakmak, inanilmaz bir kadrolaþma, yolsuzluk vs vs. adi altinda hayata gecirmistir.
    KENDI ZENGININI YARATMISTIR.

    Gemiler ne güzel yüzüyordu di mi, 2002′den baþlayarak 6 yil suren bahar havasi giderek dagilinca takke dustu kel gorundu.
    Ekonomiyi yonetemedikleri, dis politikadaki beceriksizlikleri bir bir goze batmaya basladi.
    Bir de son donemde gerek AB’nin gerekse ABD’nin isteklerini karsilamada teklemeye basladilar.
    Global kriz de cabasi (kabaca CUS’lar ve ABD yine is basinda, topladiklari tum
    petro-dolarlari, bu arada krize giren sirketleri ic etme harekati, kisacasi sermayenin el degistirme operasyonu,
    tabii bu ABD’deki John Efendi de dahik olmak uzere tum dunyaya yol su elektirk vergi olarak geri donecek,
    eminim bunlara cok guzel kiliflar da buluyorlar, ki koydeki Ahmet Efendi sehirdeki Ayse Teyze
    hic anlamasin, yok efendim mortgage, yok efendim hedge, yok efendim likidite, yok kontrol ve yönetiþim,
    yok efendim kapitalizmin durumu, merak etme sen Teyze, onlar yeni-neo-liberal politikalarla kullerinden bir daha dogarlar,
    bu ne ya … saka gibi… )

  65. Yazan:murat sabur Tarih: Eki 17, 2008 | Reply

    @Elif dedim

    Bu mektubun altına milletçe ve topyekün imza atıyoruz
    milletce altına imza atıyoruzmuş
    size ben öyle bir yetki verdiğimi hatırlamıyorum
    hiç kimse benim yerime resmen ordumla alay eden bir metnin altına imza atamaz
    yazının neresini eleştirsem ki ele alınır ben bir tarafını göremedim
    neyse beni karıştırmayın aman ha benim yerimede imza felan atmayın olmazmı

  66. Yazan:cevdet Tarih: Eki 18, 2008 | Reply

    hoş olmuş, tebrikler

  67. Yazan:dursun ali suratoğlu Tarih: Eki 18, 2008 | Reply

    güzel bir yazı olmuş, noksanlarıda var, otuz yıldır gizli bir savaşdayız ,ismi koyulmamış karşımızda pkk deyil abd, israil, ab, var. rusya ile cecen sorunu ile takas yabıldı. derin ve coğu zaman soğuk bir savaşdır. abd rezil ve zelil bir şekilde cekildiğinde bidecek ab de büyük bir türkiyeyi hazmedemeyeceğinden mutlaka bölmelidir. 30 bin şehitden sonrada bölemezler. suratoğlu…

  68. Yazan:blue Tarih: Eki 18, 2008 | Reply

    Mehmetin güzel gönlünü yansıtan bir yazı olmuş. Askeri yetkililer, siyasiler, bürokratlar bu ülkenin sahipleri değildir, hizmetçileridir, memurlarıdır. Osmanlı’dan yadigar ulü’l emre itaat mantığını ne yazık ki bir türlü terkedemiyoruz. Genelkurmay Başkanına “sevgili kardeşim” şeklinde hitabınızı bu yüzden, zihnini kölelikten kurtaramamış olanların anlamaması tabii. Halbuki, Mustafa Kemal’in devrimlerinden biri de bu tip yücelik hitaplarının ortadan kaldırılması değil miydi? Çok yaratıcı bir hitap şekli olmuş.
    Yazıya tek bir itiraz: Postmodernizmi düşman olarak gösteren başka bir kuvvet komutanıydı. Hakkını yemeyelim. İlker kardeşim Habermas filan biliyor, öyle hata yapmaz.

  69. Yazan:reyhan Tarih: Eki 18, 2008 | Reply

    mehmet kardesım ellerıne saglık
    bırcok kısının dıyemedıgını sız cok guzel ıfade etmıssınız

  70. Yazan:muıammer yılmaz Tarih: Eki 18, 2008 | Reply

    guzel bır yazı ama bunlar yuzumuze gulerler gıtıp şemdıllıde pardı yapar içki içerler bunların kardeşi varklı ançak galenderın kardeşi galenderdır

  71. Yazan:almanyali Tarih: Eki 18, 2008 | Reply

    keske ” kardesim” lafini kullanmasaydin mektupda, biraz alay eder gibi olmus. tsk statüko üzerine kuruludur, yani alt ve üstlerden olusur, gkb kendini üstün üstünde gördügü icin bu mektubu kaale almaz diye düsünüyorum. pasa degil ama en azindan “sayin basbug” diye hitap etseydin isin kimyasi degisirdi.
    bizler neden iletisimde bukadar kötüyüz ben bunuda anlamiyorum, “ne mutlu türküm diyene” cümlesini dayatma olarak kullanmayan zihniyet, samimiyeti olmayan birisi icin “güzel kardesim” filan gibi civik cümlelerle güzel bir icerigi mahvedebiliyor. ben ayrica türkiyede herkesin kardes filan oldugunuda düsünmüyorum, olaya bukadar siyah ve beyaz olarak yaklasmamak gerekir. ahbab, arkadas hatta saygi duydugumuz birisinle neden hemen kardes olmak isteriz, buda tuhaf. kardes olayin en son noktadaki safhasi degilmidir, herseyini paylastigin, cok iyi tanidigin, ne yapsa affedebilecegin birisi degilmidir. ben bu mektuba birazda bu pencereden yorumlamak istedim.

    saygilarimla :-))

  72. Yazan:serhat Tarih: Eki 18, 2008 | Reply

    sitede yayınlamıyacağınızı biliyorum ama siz bilin yeter bu ülke seçilenler tarafından yönetilsede eveliyattan gelenler tarafındanda denetlenmektedir.biz ne iktidarlar ne seçilenler gördük..yeteri kadar açık olmuştur umarım ve NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.VATANINI VE MİLLETİNİ SEVEN BİR VATANDAŞ OLARAK İLKER BEY’E GÖREVİNDE BAŞARILAR

  73. Yazan:serhat Tarih: Eki 18, 2008 | Reply

    HİÇBİR YAZININDA ALTINA TOPYEKÜN İMZA ATMIYORUZ HERKES KENDİ ADINA KONUŞSUN.

  74. Yazan:Edebiyat01 Tarih: Eki 19, 2008 | Reply

    Saçmalığa bak. Herkes kendini bir şey zannetmeye başladı sen kim oluyorsun da böyle konuşabiliyorsun. O mevkiye gelebiliyorsan sen gel o zaman saygıyı en azından doğru bir üslubu hak ettiğini anlarsın. Öyle bilgisayar başından atıp tutmalar çok komik. Önce eğitim seviyeni ve kültürünü yükselt bu tür şeyler yazabilmek için. Milletçe altına imza atma yetkisini kim veriyor sana? Sen kimsin ki? Böyle cahil ve kendini bilmez bir nesli inkar ediyoruz..! Eminim ki birçok arkadaşım bana katılacaktır.

  75. Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Eki 19, 2008 | Reply

    taraf gazetesini tebrik ediyorum.

    bir ülkenin genelkurmay başkanı ve başbakanı düşük tirajlı bir gazeteyi muhatap alarak kamouyu önünde muhtıra gibi,tehdit eder gibi acıklamalar yapıyorsa ben o ülkenin ne kadar büyük ve kendine güvenen bir ülke oldugundan suphe ederim.

    yabancılar duysa,olmadık bir taraflarıyla bize gülerlerdi.slogan atanlarda golfcu pasadan arka bahcelerine mini golf sahası sozu aldılar herhal.

  76. Yazan:sinan Tarih: Eki 19, 2008 | Reply

    “Kürt sorunu”: Çözümsüzlüğün taraf(tar)ları

    Yazar Ömer Laçiner

    birikim dergisi sayı 234

    ekim 2008

    PKK’nın Aktütün karakoluna yaptığı kanlı saldırı ve birkaç gün sonra Diyarbakır’da polis servis aracına tertiplenen ölümcül pusu; aylarca önce Dağlıca karakoluna yapılan baskını ve aynı dönemde -askerî servis aracını hedeflediği söylenen ama- ona yakın çocuğun öldürüldüğü bombalı suikastı ister istemez akla getirdi.

    Çünkü her ikisinde de olay örgüsü aynı olduğu gibi, Kuzey Irak’a askerî müdahale yetkisi veren tezkerenin görüşülme zamanına denk düşmekteydi. Ve özellikle de söz konusu karakol baskınlarında, kafalarda pek çok soru işareti bırakan “ihmal”ler vardı. Devletin bazı istihbarat birimleri baskınları günlerce önceden, hatta nokta ve zamanı tamı tamına bildirerek uyarıyor, fakat ya gerekli tedbirler alınmıyor veya ciddi boşluklar bırakılıyor ya da Ordunun ve PKK’nın askerî gücü dikkate alındığında karakolların verdiği zayiatın ağırlığı fazlasıyla dikkat çekiyordu.

    Aktütün vakasından sonra kamuoyunda ilk kez bu benzerlikler ve yığınla soru işareti karşısında “ne oluyoruz” diyen tepkiler açıkça ifade edilir oldu. Sadece PKK’nın silahlı gücüne karşı mücadeleyi yürütmenin değil; genel olarak “Kürt sorunu”na ilişkin politikanın belirleyicisi konumunda olduğu herkesçe bilinen Ordu üst komuta heyetinin genel tutumu da ilk kez sorgulanabilme noktasına geldi. Gerçi ülkemiz demokratik kamuoyunun birçok sözcüsü, çok daha önceden beri, Ordu ve milliyetçi çevrelerin hiddetli bakış ve suçlamaları altında çeşitli vesilelerle Ordunun bu konumunu, izle(t)diği politikanın mantığını ve yöntemlerini tartışmaya açmak istemiş, ancak genel kamuoyunda pek destek bulamamıştı.

    “Kürt sorunu”nun ancak ciddi, yapısal bir demokratik düzenleme ile çözüme kavuşabileceği fikrine olumlu yaklaşanların çoğu bile, bunun yürürlüğe konulabilmesi için PKK’nın silahlı güç olarak -ya kendi iradesiyle veya kesin olarak mecbur edilmek suretiyle- tasfiye edilmesini mutlak önkoşul saydığı için; Ordu PKK ile çarpışır, PKK yolları mayınlar, şehirlerde onlarca savunmasız kişiyi katleden bombalı suikastlar düzenlerken böylesi bir tartışma ve sorgulamanın -gerekli olsa bile- yersiz ve zamansız olacağını düşünüyordu.

    Yine bu kesim ve bu kez çok daha geniş bir çevre, TC devletinin bir devlet olarak kendi sınırları dahilinde veya yakınlarında onun otoritesini tanımayan organize bir silahlı gücün varlığını kabul edemeyeceğini, bu güç hiçbir silahlı eyleme başvurmasa dahi, bizatihi orada oluşunun bile devletin güvenlik kuvvetlerine onu bertaraf etme hak ve görevini verdiğini bilerek; devlet olmanın bu temel kuralını dikkate alarak; Ordunun da her şey bir yana bu kuralın gereğini yerine getirmek için PKK’yı bertaraf etmeye çalıştığını varsayıyordu.

    PKK’ya gelince, 1990’ların ortalarına gelinceye kadar, en azından bu örgütün kendi içinde tutarlı bir çizgi izlediği söylenebilir. Kestirme bir ifadeyle PKK, (şimdilik) Türkiye sınırları dahilindeki Kürtlerin, çoğunluk oldukları topraklarda bağımsız bir devlet oluşturmalarını sağlamak için TC devletini bunu kabule mecbur etmeye matuf bir silahlı mücadele -aşamalı bir gerilla savaşı- veriyordu. TC devleti içinde bir çözüm aramayan, meşruiyetini bunun hiçbir legal imkânı olmadığı iddiasından alan bir tutum/strateji idi bu. 1990’ların ortalarından itibaren ise PKK, ayrı, bağımsız bir devlet kurma iddiasını bıraktığını ilan etti ve o tarihten bu yana da, “Kürt sorunu”nu kâh Türkiye’deki kısmıyla sınırlayan, kâh bütün bir Ortadoğu’nun sorunu -dolayısıyla o çapta bir çözüm gerektiren- bir sorun temelinde ele alan çeşitli -iki kurucu ögeli Türkiye Cumhuriyeti, federasyon, Ortadoğu’nun tamamını kapsayan konfederalizm, vs.- “demokratik çözüm” önerileri ortaya attı.

    Yine gayet özetle ifade edilecek olursa, PKK’nın bu birbirinden hayli farklı önerilerinin hepsinin önkabulü şu idi: Türkiye’de Kürt sorununun zemini -elbette ki başta PKK’nın verdiği mücadelenin etkisi ile- silahlı mücadelenin başlatıldığı döneme kıyasla büyük ölçüde değişmiş; o zaman konuşulması dahi mümkün olmayan “demokratik çözüm”lerin artık hem tartışılması hem de kararlaştırılıp uygulanabilmesi için yeterli koşullar oluşmuştur. Bu nedenle de PKK parti olarak silahlı mücadele sürdürmeyi bırakabilir. Bu güvenceyi vermenin yeterli olduğu varsayımı ile PKK, TC devletine kendisini muhatap almasa bile “Kürt tarafı”nı temsil edecek olanlarla demokratik çözümü konuşmaya çağırmaktadır.

    Bu çağrının, tutumun çelişkisi, tutarsızlığı apaçıktır. Eğer karşınızda demokratik cumhuriyet-çözümüne yatkın bir muhatap görüyor iseniz, “ateşkes”miş ama silahını, organize olma vasfını elden bırakmayan bir güç neden, niçin muhafaza ediliyor? Eğer bu silahlı güç ve siyasal uzantısı olarak PKK bir “taraf” ise, Kürt tarafı oluyorsa, TC de, Türk-Türkleşmiş taraf olacak ve dolayısıyla “konuşma” sırasında Kürtleri de temsil iddiasından -zımnen bile denilemeyecek biçimde- vazgeçmiş olmayacak mıdır? Bu “konuşma”dan bir devlet modeli çıktı diyelim. O devlet, etnisiteleri birer entite olarak kalıplamış, bunların bir toplamından başka bir şey olmayan, sırf bu “yapı”sından dolayı üzerine konulacak demokratik ve cumhuriyet sıfat/kavramlarının esasıyla çelişen, aşiretler birliğinden sadece bir parmak ileride bir anakronizm olmayacak mıdır?

    Cumhuriyet ve demokrasilerin etnik, dinî, mezhebî… farklılıkları tanıması, bunların ifadelerini özgür ve eşit kılması temel kuraldır, ama bunlara kalıcılık -değişmezlik- atfetmesi ve hele yapısallığını bunlarla kurması, kurumlaştırması, kendilerini inkârdan başka bir şey değildir. Tam aksine cumhuriyet ve demokrasi idealinin “ideolojisi”nin kaynağı, bu “doğal” farklılıkların “eşitlik-adalet, özgürlük ve ilerleme”ye engel olma ihtimalinin, hatta tehlikesinin insanî değer, kural ve ölçütlerle önlenebileceği fikridir.

    PKK’nın tutumundaki bu -bir kısmını saydığımız- çelişkiler, tutarsızlıklar -demesek bile- bulanıklıklar, sorunu düşünen birçok Kürt tarafından da biliniyor, bunun verdiği rahatsızlık açıkça görülebiliyordu. Ama onlar da, 1990’ların ortalarından beri, kör topal ve ürkekçe uygulanan “Kürt realitesi”ni tanıma yönündeki adımların bile çoğu kez idari makamların haşin engellemeleri ile sekteye uğratıldığını, özel olarak Ordunun örneğin DTP’li milletvekili ve belediye başkanlarına karşı aşağılamaya varan yok sayıcı tavırlarını kurallaştırdıklarını görerek; bir bıkkınlık duygusuna kapılıyor ve bu durumda tüm bu tavırları görmezden gelircesine PKK’nın tutumunu sorgulamanın “onursuzca” olacağını düşünüyorlar.

    Şimdi asıl konumuza gelebiliriz: Yakın zamanlara kadar Ordunun PKK’nın silahlı elemanlarına karşı giriştiği operasyonlar ve bu örgüte şu veya bu biçimde yardımcı olduğunu varsaydığı kişi, çevre ve kuruluşlara karşı sert, haşin tavırlar, onun PKK’yı tamamen tasfiye/yok etme amacı taşıdığı biçiminde ele alınır, buna göre değerlendirilirdi. Aynı şekilde PKK’nın silahlı terör eylemlerini sürdürmesine de onun Orduyu “kendini tanıma”ya, mağlup ve hele yok edemeyeceğini kabule mecbur etme amacı taşıdığı varsayımı ile bakılır; buna göre anlamlandırılır, yorumlanırdı.

    1990’ların başında Doğu-Güneydoğu Anadolu’da etkinliği ve gücünün zirvesine ulaşan PKK’nın bu tarihten sonra geriletilmesi ve 1990’ların ortalarında inisyatifi tamamen yitirmesi, ağır kayıplarla askerî açıdan yenilgi noktasına doğru itilmiş hale getirilmesinden sonra; yukarıda özetlenen yaklaşım değişmemekle birlikte gerek PKK’ya “silahlı mücadeleyi bırakma” çağrıları ve gerekse Orduya artık geriye çekilip sivil çözüme alan açması yönünde talepler de çoğaldı. Silah seslerinin çok büyük ölçüde kesildiği bu dönemde; her ne kadar PKK kendi ilan ettiği “ateşkes”lere uyuyor gözükse de, “sivil çözüm” için gerekli Kürt inisyatiflerini güdük bırakmak, tecrit etmek ve engellemek için elinden geleni yapmayı da ihmal etmedi. Ordu da her ne kadar bölgedeki kuvvetlerini, operasyonlarını ve görünürlüklerini azalttı ise de, dönemin -zayıf- hükümet ve partilerinin sivil çözümler yönünde adım atmalarını caydırmaktan da vazgeçmedi. Dikkat çekici olan, o yıllar içerisinde ne zaman ülke çapında ciddiye alınır bir sivil Kürt inisyatifi beliriverse veya ülke kamuoyunda sivil-barışçıl çözüm eğilimlerini güçlendiren bir hava oluşur gibi olsa ya PKK’nın “ses getiren” bir atağıyla veya Ordunun o inisyatif ve havayı dağıtan bir hamlesi ile karşılaşmamızdır. Özetle ne silahlı güç olarak PKK ne de Ordu, hâlâ orta yerde duran “Kürt sorunu”nun kendi inisyatifleri dışında bir mecraya kaymasını istiyor ve bunu “bilinçli bir biçimde” engelliyorlardı. Bu tutum benzerliğini, her ikisinin de kendi “taraf”larına “sorun”un aslî sahibi biziz mesajını vermek diye yorumladığımızda; şunu da eklemek gerekir ki; her iki odak da “sorun”un ancak ve sadece silahlı güçle hükme bağlanabilecek nitelikte olduğu fikrindedir ve yaşanan dönemi bir “raund arası” olarak görmekte, bir sonraki raund için “dinlenirken”, “maç”ın başka sahada ve başka bir tarzda cereyan etme ihtimalini geçersizleştirme çabasını da ihmal etmemektedirler.

    Bunu silahlı/askerî çözüm “cephesi”nin iki odağı arasındaki, gayet anlaşılır ama adı konmamış bir “anlaşma” diye yorumlamak şüphesiz mümkündür. PKK liderinin 2000’lerin başından beri Ordunun “özel mahpusu” statüsünde olduğu, son Ergenekon soruşturmalarında ifşa edildiği üzere onunla bazı “üst düzey görüşmeler” yapıldığı da dikkate alınırsa -abartmamak kaydıyla- bu yorumun hayli gerçekçi unsurlar taşıdığı da görmezden gelinemez.

    Elbette ki, az önce birbiriyle çarpışan varlık nedenleri adına aralarında gayet kanlı bir mücadele süregelmekte olan, bu mücadele türüne devamda kararlı olduklarını da belirttiğimiz iki karşıt güç arasında -zımnî, ihtimaldir ki, adı bile geçmemiş- bir “anlaşma”nın olduğunu ima etmek, daha doğrusu ortada böyle anlamlandırılabilecek bir durumun olduğunu düşünmek tuhaf gelebilir.

    Ancak birbirlerine düşmanlık ögesiyle teşekkül etmiş milliyetçilikler arasındaki -deyim yerindeyse- sembiyotik ilişkinin farkında, bilincinde olanlar için hiç de tuhaf değildir bu durum, yorum. Nitekim geçtiğimiz yıllarda, PKK’nın spektaküler silahlı saldırıları veya terör eylemlerinin tam da statükocu güçlerin herhangi bir demokratikleşme girişimi için toplumu bunun “tehlikeleri”ne karşı uyardığı ya da Türk milliyetçiliğinin ortamı kızıştırmak için fırsat kolladığı bir zamana “denk gelmesi”; veya o kesimlerin PKK’nın bir terör eylemine değilse bile, ajitasyonlarına bol bol malzeme sağlayacak bir “çıkış” yapmaları dikkat çekici bir sıklıkta cereyan eder olduğunda, çeşitli ağızlardan “sanki örtük bir anlaşma, birbirini bu sayede besleme ilişkisi var” sözleri sıkça duyulur olmuştu.

    Ayrıca bir noktanın daha altını çizmeliyiz: Canlılar nasıl bir süre sonra onları doğuranlardan ayrı bir varlık haline gelir, onlardan bağımsız, ayrı, hatta onlara karşı talepleri olan öznelere dönüşür ve artık sadece bu bağımsızlaşmış varlığını korumak ve sürdürmek güdüsüne odaklanmış bir yaşama koyulurlar ise; kurumlar, kuruluşlar ve örgütler de, onları doğuran, besleyenlerden benzer biçimde “bağımsız” düşünmeye, davranmaya başlayabilirler. Böylece varlıkları artık aynı zamanda varoluş nedeni ve koşulu da olmuştur. O neden ve koşulları “üretmek” varoluşlarının birincil önceliği haline gelir.

    Galiba, şu son, yani bu yazının başlangıcında sözünü ettiğimiz olaylar dizisi, bu “evrim”in bir sonraki aşamasına gelindiğine işaret ediyor. Bu aşama başlangıçtan beri sahip olunagelen “taşınan” amaçtan da bağımsızlaşma evresi diye özetlenebilir. Kendi varlık nedeni kendisi olan şeyin varoluş amacı da bizatihi kendisi olmuştur artık.

    Somutlarsak; gelinen noktada ne PKK ne de Ordu için “Kürt sorunu’nun çözümü” gibi bir amaçtan pek bahsedilmemelidir. Bir başka deyişle çözüm diye bir şey yoktur, olmayacaktır ve dahası olmamalıdır da. Çünkü bu sorunun varlığı, çözüme ulaşamayacak giriftliği ile sürüp gitmesi, onun varlığından doğmuş veya onun varlığıyla halen sahip ve gayet memnun olduğu statüsünü edinmiş olanlar için en hayatî besinlerini aldıkları ortamın devamı demektir. “Yaşam alanı”nın korunması güdüsünün gereğidir böyle düşünmek ve davranmak.

    Dolayısıyla da bu ortamdan beslenen “akıllı” yaratıklar o ortamı “beslemek”, kendi hesaplarına yazılacak olan “verim”i arttırmak için de gayretli olmalıdırlar.

    Eğer Dağlıca baskını o ürpertici bilançosu ile “PKK’nın hesabını kesin olarak görmek” avazeleri, iddiaları arasında o büyük çaplı sınır ötesi harekat kararını tetiklemiş; PKK’ya çok ağır zay