Türk basını Hukuk’un Üstündedir(4): Hristiyan düşmanlığı değişmeyen malzemesidir! »
By Tavit Kilimciyan on Nis 1, 2011 in Basın Özgürlüğü, Hristofobi, Türk Basını | 2 Comments
Önceki YazılarBy Tavit Kilimciyan on Nis 1, 2011 in Basın Özgürlüğü, Hristofobi, Türk Basını | 2 Comments
By Suzan Nur Basarslan on Mar 31, 2011 in Batı, İnsan, Modernleşme | 3 Comments
Kendine oryantalist bakmak ve bunun farkında olmamak sosyal hastalığının yaşandığı bir dönemdeyiz. Beğenilerimiz, okuduğumuz kitaplar, izlediğimiz filmler, dinlediğimiz müzikler, seçimlerimiz ve tercihlerimiz… ile. Artık yabancılaşma, kendine yönelik, yaşadığın topluma değil, buna eklenen yalnızlaşma ise farkındalığımızın ortadan kalkmasının en önemli nedeni. Yalnızlaşma derken yalnızlıktan bahsettiğim zannedilmesin. Arada büyük bir fark var ki bu konuya girmeyeceğim burada.
Yalnızlaşma, kendini yaşadığın ortamdan/her değerden soyutlamanın diğer adı. Yabancılaşma ise içinde yer aldığın zaman ve mekanın değerinin anlamını kaybetmesi, ona farklı bir gözle bakmak, yeni anlam yüklemek demek. Bunun kendine oryantalist bakmakla ilgisi ise, soyutlandığın/uzaklaştığın değerleri ve yeni anlam/lar yüklediğin kavramları kendi değil, Batı’nın değerleriyle anlamlandırmadan ileri geliyor olması. İyiyi ve kötüyü, doğruyu ve yanlışı, sevgiyi/aşkı ve nefreti Read the rest
By Konuk Yazar on Mar 31, 2011 in Demokrasi, Laiklik, Politika | 0 Comments
Berrin Sönmez
Çok kişi şimdi bu da sorulur mu, diyecektir. Öyle ya lafta herkes ilkeyi savunur. Faydacı, çıkarcı siyasetten nefret eder. Samimidir de insanlar, bunları söylerken. Hatta çoğunluk gerçekten çıkar ilişkilerinden uzak durmaya özen gösterir. Fakat gelin görün ki hayat bize daima yeni oyunlarla tanışma fırsatları sunmakta. Bu oyunların içinde ilkeyi savunduğumuzu zannederken, çeşitli çıkar hesaplarının göbeğine kurulmuş olduğumuzu fark etmeyiz bile… Komplolardan söz etmiyorum. Bu tip tuzaklar yaşanmadığı için değil. Sadece pusuya düşmek ihtimalinden daha yaygın yanılgılara Read the rest
By Katrin Baskiotis on Mar 31, 2011 in Basın Özgürlüğü, Beyin Yıkama, medya, Psikolojik harp, Türk Basını | 4 Comments

6 Eylül 1955 akşamı İstanbul Ekspres Gazetesi’nin “Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atıldı” şeklinde verdiği yalan haberle milliyetçi gruplar ellerinde taşlar ve sopalarla Beyoğlu gibi gayrimüslimlerin bulunduğu mahallelere geldiler.
İstanbul’daki Rum, Ermeni, Yahudi asıllıların ev, işyeri ve ibadet yerlerine yönelik bu saldırılarda emniyet pasif bir tutum sergiledi. Gayrimüslim vatandaşların adresleri hakkında önceden bilgi sahibi olan, 20-30 kişilik organize birliklerin kent içindeki ulaşımı özel arabalar, taksi ve kamyonların yanı sıra otobüs, vapur ve hatta askeri araçlar yardımıyla sağlandı.
Mezarlar tahrip edildi.
Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşya tahrip edildiği ve yakıldığı gibi, bazı kiliselerin tamamı ateşe verildi.
Olaylar sırasında ikisi din adamı olmak üzere 13 ile 16 arası Rum ve bir Ermeni vatandaşı hayatını kaybetti, 32 Rum da ağır yaralandı.
Maddi zarar ise 4.348 ait işyeri, 110 otel, 27 eczane, 23 okul, 21 fabrika ve 73 kilise ve mezarlıklar ile 1000′in üzerinde evin tahrip edilmesi ya da yakılması şeklinde ortaya çıktı.
Olaylar sırasında bazıları komşularının dükkânlarına Türk bayrakları asarak yanmaktan kurtarırken kargaşayı fırsat bilen çok sayıda İstanbullu ortaya saçılan malları yağmalamaktan çekinmedi.
İstanbul’da sıkıyönetim ilan edildi. Bu olaylar 27 mayıs Darbesi’ni meşru göstermek için de kullanıldı..

Tavsiye okuma:
Devlet Kuranların Millet Kurgusu; 27 Mayıs 1960 Darbesi(2): Dayatılan Son, İhtilal!
Atatürk’ün evine bombayı MİT attırdı
Güz Sancısı ve 6-7 Eylül Olayları
… Bu konu ilginizi çektiyse…
Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?
İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin.
“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız. “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin” demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*) İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.
Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu
Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor. Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.
By Editorden on Mar 30, 2011 in Duyuru, Filistin | 0 Comments
Gazze’li Samouni ailesi iki yil onceki Israil saldirisinda bir cok ferdini, evlerini ve gecim kaynaklari olan bahcelerini kaybettiler. Ailenin 112 cocugu kimsesiz ve desteksiz kaldi. Ken O’Keefe gectigimiz aylarda ailenin bahcesine oldurulen her bir aile ferdi icin bir zeytin agaci dikmek icin yardim kampanyasi baslatmisti: http://bit.ly/hYXRwU . Kampanya beklenilenden fazla yardim toplayinca bir de oyun alani eklediler (video: http://bit.ly/eW97lD ) Son olarak buranin bir toplum merkezi ve sinifa donusturulebilmesi icin yeni bir kampanya baslatmis. Gerekli malzemeleri goturebilmesi icin Londra’da bir otobus satin almislar ve yardimlarimizi bekliyorlar: http://bit.ly/ggLj8U Katilmak icin Read the rest
By Sevinc Gul on Mar 30, 2011 in Basın günlüğü, Devlet Terörü, Ergenekon Nedir?, vicdan | 0 Comments
Türkiye ‘toplu mezar’ gerçeğiyle yüzleşmeye başladı. İHD verilerine göre açılmamış 117 toplu mezarda 1.743 beden yatıyor. TAMAMI
By Mehmet Yılmaz on Mar 30, 2011 in AKP, Basın günlüğü, BDP, Devlet Terörü, Kürtler, PKK | 19 Comments
“…Bazı Milletvekili yaptığında iyi de, BDP’li Milletvekili yaptığında kötü. Gazetelere yansımıştı. Hac dönüşü iki AKP’li Milletvekili sınır kapısında bekletildikleri için polise tokat attıkları iddiasının görüntüleri ne hikmetse basına sızdırılmadı. Polisin tuttuğu tutanak valilik tarafından ortadan yok edildi deniliyor. Eh, onlar iktidar partisi vekilleri, onlar AKP’li! Ya diğerleri onlar BDP’li vekil. […] Siz olsaydınız ve öyle bir şiddete maruz kalsaydınız ne yapardınız? Nihayetinde bir kadın olan milletvekili uğradığı haksızlık sonucu sinirlerine hâkim olamayarak istenmeyen iki saniyelik bir görüntüye sebep oldu diye neredeyse linç edilecek. Bahçeli o elleri kırın diyor. AKP savcılara davetiye çıkartıyor. BDP’li vekil polis tokatlamış. Vay Kürt vay… Neden? Çünkü kadında olsa o vekil Kürt kökenli bir vekil öyle mi? […] “ TAMAMI
By Editorden on Mar 29, 2011 in Devlet Terörü, PKK | 0 Comments
Barış Girişimi’nden Hamza Aktan’ın bildirdiğine göre “Cizre’de Yahya Menekşe’yi polis panzeri ezdi, Van’da Zeki Erinç polis kurşunuyla öldü. Yüksekova’da 29’undaki, İkbal Yaşar, yine polisin kurşunuyla öldü. Çoğunun durumunun ağır olduğu onlarca yaralı oldu, Siirt’te, Van’da, ve Yüksekova’da. Üç yerde de polis ve jandarma, yakın tarihimizde görülmeyecek bir hırçınlık ve saldırganlıkla kadınlara, çocuklara, gençlere vurdu. Polise taş atan gençler ölesiye dövüldü, kadınlar ayaklar altına alındı. Havaya değil, insanlara ateş açıldı Read the rest
By Ayla Chignardet on Mar 29, 2011 in Basın Özgürlüğü, medya, Türk Basını, Türkiye'nin Hürriyet Gazetesi Problemi | 2 Comments
By Sevinc Gul on Mar 29, 2011 in Aleviler, atatürkçülük, Basın günlüğü, Kemalizm, Laiklik, Yobaz Laikler | 1 Comment

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği hakkında açılan bir kapatma davası var. Hâlen sürmekte olan bu davanın son duruşmasında Cumhuriyet Savcısı Özdemir, mahkemeye sunduğu esas hakkındaki görüşünde şu cümlelere yer vermiş:
“Cemevi, Alevi Bektaşiliğinde yoktur. 1990’lardan sonra dini evangelizm (sömürgeci misyonerlik) ve protestanlık olarak değiştirmek amacı ile yürütülen olumsuz gelişmelerdir. Aleviler ve Bektaşiler buna itibar etmemişlerdir. Özet olarak Alevilik bir din değildir. Cemevi de bir ibadethane değildir, toplantının adıdır. Bu konu kültür hizmetidir, öyle değerlendirilmelidir. Bu tür yaklaşıma iyi niyetle bakmak saflık olur. Bu davada ve konuda kamu yararı yoktur. Aksine kamuoyunu kaos ortamına sürükleme çabası ve amacı görülmektedir. Tarihte bu tür tahriklerin toplumu büyük acılara sürüklediği görülmüştür.”
“Ağzına sağlık” diyen okurlarımızı duyar gibiyim. Eğer aynı düşünceleri değil ama aynı duyguları paylaşanlar birbirini anlamaya daha yakınsa, bakalım hayali bir cumhuriyet başsavcısının ağzından yazdıklarımı okuduğunuzda ne hissedeceksiniz:
“Türban, İslâm dininde yoktur. 1980’lerden sonra İran kaynaklı İslâmcı akımları ülkede hâkim kılmak amacı ile yürütülen olumsuz bir gelişmedir. Anadolu Müslümanları buna itibar TAMAMI