‘Sarp Yokuş’un Kelimeleri »
By Fatma Sancak on Mar 28, 2011 in İnsan, Tabiat | 8 Comments
Kelimelerin bütünün en büyük parçası olduğuna inanırım; anlatılmaya çalışılanın yani bütünün, istikamet ve varış serüveninde etkinin çoğunun kelimelerin içinde barındığına…
Bu inanç kelimeye, güç ve zenginlik katar. Aynı kelime, tarihsel sürecinin izlerini de taşır. Bir çığ gibi koptuğu noktadan bir başka noktaya varırken varlığına temas ettiği her şeyi katar. Başlangıç noktasından, bitiş noktasına gelinceye kadar olduğu gibi değil hacmini genişleterek gelir.
Kelimelerin ifade ediş biçimi açısından tesirleri büyüktür. Örneğin, dönem Mekke’sinde sözlü edebiyat, yazılı edebiyata göre çok daha yaygın olduğundan, şiirin tesiri büyüktür. Biz Arap diline çok vakıf olmadığımız, ana kaynağa yani Kur-an’a türkçeleştirilmiş eserler sayesinde muhatap olduğumuz için, Kur-an’ın dili olan Arapça’nın metindeki şiirselliğinden haberdar değiliz. Oysa kutsal metinin tesirinde bu şiirsel kelime zenginliğinin etkisi de mevcuttur.
“Tatil” kelimesini pek sevmem… Dünyanın zulmüne şahit olan sıradan bir aciz olarak, tüm bu zulmü ardımda bırakıp “tatil” kelimesiyle konuşmak bana hep ağır, zor gelmiştir. Bu nedenle, belki gerekli bir hatırlatma, belki gerekli bir sorumluluk, belki hassasiyet amaçlı olarak “tebdil-i mekân” demeyi tercih ederim. Bu eylemi, bir ilizyon, bir göz boyama ile şirinleştirmeye çalışmaktan bahsetmiyorum. Mevzu bahis olan sadece içine girdiğim eylem dahilinde sorumluluklarımı unutmama gayretidir.
Bundan yaklaşık 6-7 yıl önce, bulunduğum bir mecliste Kur-an’ı Kerim meali üzerine bizlere konuşma yapacak olan konuşmacı, hitabına başlarken “kalpleriniz vahye açık mı?” demişti. Çok dikkatimi çekmişti. Sahi, oraya, o meclise Allah’ın kelamını öğrenmeye, dinlemeye gelmiştim ama kalbimi buna hazırlamış mıydım? Sonra zaman içerisinde Kur-an’a muhtap olmaya başladığımda, bu söz, her meal açtığımda zihnimde canlandı; kalbin vahye açık mı? Ve zaman sonra, bu kelimenin, cümlenin, Allah’ın kendi kitabında seçtiği üslubun, seçtiği kelimelerin bir parçası olduğunu gördüm… Huruf-u Mukatta harfleriyle, kuşluk vaktine, gece yeminle başlayan surelerin hepsinde bu kelimesel zenginliği, hayreti, tefekkürü görür oldum. Muazzam bir dikkat çekiş, tarifsiz bir içine çekiş yakaladım tüm bu ifade ediş kelimelerinin ihtivasından.
Tüm bu bahsettiklerim zamanla bir alışkanlık haline geldi. Bir oyun, bazen takıntı… Hani şu çizgilere basmadan yürümeye çalışma gayreti gibi…
Kışın son günlerinden bir gün, bir hafta sonu, birkaç arkadaşımla birlikte, günübirlik Lâdik Akdağ’a gitmeye niyetlendik. Gündelik hayattan, özel yaşamdan, çalışma hayatından yana yorulmuş olan birkaç arkadaş tebdili mekânda şifa arama karar verdik…
Tebdil-i mekân, bir anlamda bir arayıştır diye düşünürüm. İnsanın içinde tükenen yerlerine bir kaynak arayışı, bir güç, bir şarj olma isteği… Durum bu olunca benim gibi düşünen yahut hissedenlerin tebdil-i mekândan, tatilden(?) beklentisi o boşluğu doldurmaya Read the rest









