Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Yıldıray Oğur Mavi Marmara şehitlerini neden sattı? »

Bir sene önce böyle dedi:

“Bu kelimeyi pek sevmesem de Mavi Marmara şehitleri evet. Uzun süredir konfor ve hedonizme batmış insanoğlu içinden iyilik için ölmeyi göze alan kimse çıkmamıştı.  Taşıdıkları çocuk parkı için ölenler şehit değilse kim şehit, bu yüzden ölenler cennete gitmeyecekse kim gidecek?”

Ama şimdi böyle diyor:

“En büyük silahı haklılık ve sivillik olan bir yardım gemisinden Gazze ablukasını delecek bir firkateyn, askerî olarak en tecrübeli olanı en fazla savaş görmüş aktivistlerden de Arap devletlerinin dize getiremediği İsrail’i yenecek bir direniş örgütü yaratmaya çalışanlar da hesap vermeyecek mi? […]  Gemiye ilk inen üç İsrail askerini döve döve ele geçirip İsrail askerlerine en iyi bildikleri işi yapmaları yani gaddarca adam öldürmeleri için fırsat verenler, bu ölümlerden hiç sorumlu değiller mi?”

Son 30 günde en çok paylaşılanlar »

  1. Dikkat Kitap: Derin Marx
  2. MAZLUM-DER, Taraf Gazetesi ve binlerce aktivist salak yerine konabilir mi?
  3. Ah Nerede O Eski Ramazanlar?
  4. Cihad’a hapis, anasına gözyaşı…
  5. Oruç Bozdum
  6. Karl Marx’ın en büyük suçu
  7. Sınav Kâğıdı İptal
  8. Gerçek acılardan, temelsiz iddialara; Kürt Hareketi
  9. Özgün Değeri Olmayan Laikler ve Sokak İftarları
  10. Yeryüzünün Lanetlileri ve Ramazan

Yeni Türkiye’nin eskimeyen gazetecileri »

Erden Özkant

Türkiye, geçmişten beri birtakım sorunlarla yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, din ve laiklik sorunu, Alevi sorunu, başörtüsü- türban sorunu,  Ermeni meselesi, yargı sorunu, medya sorunu ve asker sorunu… Ancak bu sorunlarımıza ilişkin tanımları ülkemizde hep asker yaptı, kırmızı çizgileri hep asker belirledi. Dolayısı ile de askerin belirledikleri Cumhuriyet kurulduğundan beri devletin resmi ezberi oldu. Bu ezberlerin, kırmızı çizgilerin ihlal edildiğini görünce de müdahaleler ve darbeler geldi askerden: 27 Mayıs 1960 darbesi, 12 Mart 1971 muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi, 28 Şubat 1997 postmodern darbesi ile 27 Nisan 2007 e- muhtırası gibi. Demokrasiye ve hukuk devletine yakışmayan 1982 Anayasasıyla yargı ve üniversitelerin düzeni ile hak ve özgürlükler askerin tekeline kaldı. Kürt sorununda, Ermeni meselesinde, din eğitimiyle ilgili meselelerde, Kıbrıs sorununda son sözü hep asker söyledi bu ülkede. Çünkü asker, sivillere güvenmiyordu ve bu yüzden Read the rest

Dağlara küstüm Ali – (Zazaca) »

Hüzün (Ermenice) »

Kürtçe Şarkılar Nasıl Türkçe Oldu? »

Abdulkerim Bülbül

Yıl 1926. Temmuz. Darü’l Elhan müdürü Yusuf Ziya Bey önderliğinde tüm yurtta geziler düzenlenmektedir. Bu gezilerdeki amaç yurttaki tüm türküleri kayıt altına alıp dönemin siyasi konjonktürünün diline çevrilmesiydi. Yeni bir Türkiye’nin inşası için kolları sıvayan dönemin ileri gelenleri! , her şeyin Türkçe’ye çevrilmesi gerektiğini ve ancak bu şekilde birlik ve beraberliğin sağlanacağını düşünüyorlardı. Müslüm Yücel’in ifadesiyle “Sesleri semayı delen şark bülbülerinin dönemiydi” bu dönem. (#1)

2 Eylül 1926 tarihinde Samsun’dan hareket eden Darü’l Elhan heyetinde Rauf Yekta , Dürü Turan ve Ekrem Besin gibi isimler bulunmaktaydı. Gezinin Güney ve Orta Anadolu’nun bazı illerine yapılması düşünülüyordu. Buna göre ilk durak Adana oldu. Oradan Ayıntap ( Gaziantep) , oradan Urfa’ya yapıldı. Bu gezi sonucunda 250 türkü derlenip toparlanıp kayıt altına Read the rest

Ulusalcı Kürtlerin camdan duvarı »

“…PKK destekçisi Kürtler adeta hızla koşan bir adamın bir cam panele çarpıp yere yığılma duygusunu tekrar tekrar yaşayacaklar. Camın öbür tarafını görecekler ve camın öbür tarafında akan hayatı gözlemleyebilecekler, belki bedenen o hayatın içinde olacaklar ama ruhen hiçbir zaman o camın öbür tarafına geçemeyecekler. Hiçbir zaman kendilerini camın öbür tarafına akan hayatın parçası hissedemeyecekler…” TAMAMI

Sirlarumi Söyledum »

Yaşar’ın Namaz problemi, Ayşe’nin Kur’an problemi »

90’lı senelerin öldüren reklamlarından biri “Neşe’nin kepek problemi” idi. Neşe adlı bir kızcağız gelirdi, suratında tarifsiz bir hüzün, neredeyse depresyon geçiriyor:

  • Ne yapacağımı bilmiyorum!
  • Hayrola kızım, Somali’de ölen bebeklere mi üzüldün?
  • Yok, değil.
  • Eşinden şiddet mi gördün? Yoksa doğanın tahrip edilmesi midir seni bu hale getiren?

Değil. Hiç biri değil. Neşe’nin kafasında topak topak kepek var. Budur mesele. Sonra “bilge” bir teyze geliyor, Neşe’nin kafasını Clear şampuan ile yıkıyor. Neşe’nin müşkülü halloldu bile. Ama bilge teyze baştan itibaren çok rahattı. Çünkü neticeyi biliyordu. HAZIR Çareye göre problem üretmenin rahatlığı bu!

 Alimler cemiyetin gerçek sorunlarına çare üreten insanlardır. Alimcikler ise kendilerine uygun, portföylerindeki HAZIR çarelere göre sorun üretirler. “Böyle bir sorun olsaydı ben şöyle çözerdim” derler. Gündemi doldururlar, kitap vs satarlar bu yolla.

Türkiye artık alim yetiştiremiyor. Ama alimcik bol. Alimcik öyle ırkçılıkla, militarizm ile, terör ile kafa yoramaz. İslâm aleminin ve insanlığın sıkıntıları onu bağlamaz. Ona eğlence lâzım. Kafa karıştırmak lâzım. Sonra şapkadan tavşan çıkaran sihirbaz gibi “hooop, bakın bende çaresi var” diyecek, alkış alacak.

 Yaşar Amca geçenlerde namazı sorun haline getirdi. Biz namazı “kılınan” şekliyle bilirdik. “Dinin direği, mü’minin miracı” diye öğrenmiştik. Yaşar Amca sayesinde artık bir namaz problemimiz var:

  • Oğlum yürü camiye gidelim, namaz vakti geldi.
  • Olmaz baba, problem çıkabilir!

 Yaşar Amca neden bizi namazdan soğutma istedi peygambercilik oynayarak? Read the rest

Neşe’nin Kepek Sorunu »