Liberal Totalitarizm(5): Dünya Vatandaşı »
By Mehmet Yılmaz on Eyl 8, 2011 in Çeviri, Demokrasi, Liberal Totalitarizm, Liberalizm | 2 Comments
Sunuş: Okuyacağınız bu kısa metin Hannah Arendt‘in Men in Dark Times adlı çalışmasından alınmış, “Dünya vatandaşı” kavramı üzerine düşüncelerinden oluşuyor. Arendt batının siyaset felsefesi alanında yetiştirdiği en güçlü düşünürlerden biri şüphesiz. Ancak “sadece” filozof olmakla yetinmemiş, insanlığın büyük felaketini yani faşizmi, komünizmi, nazizmi derinlemesine tahlil etmiş. Farklı “renklerde” olsa da bütün totaliter rejimleri mümkün kılan ögeleri çözümleyen 3 ciltlik “totalitarizmin kökenleri” adlı eseri dünya çapında haklı bir üne sahip, belirtmekte fayda var.
Çok değil, insan ömrü kadar bir zaman önce Hitler ve Stalin gibi liderlerin peşinden sürüklenen milyonlarca insan birbirini öldürdü uygar(!) batıda. Avrupa’nın şehirleri, tarihi eserleri, fabrikaları ve tarlaları yok edildi ve batının insanlığı atom bombasıyla dibi buldu. Bu akıl almaz yıkımın fikrî ve vicdanî zeminini sorgularken Arendt’in yaptığı saptamalar bizi korkutuyor; ister istemez soğuk terler döküyoruz. Zira insanları İnsanlık’tan çıkaran, bu utanca olanak tanıyan “derin” bir mekanizma yine sahnede: Teknolojinin ve küresel ticaretin vardığı nokta insanları hem birleştiriyor hem de tek-leştiriyor, homojenleştiriyor. Bir başka deyişle dünyayı ele geçirmiş bir diktatör yok ama tıpkı totaliter rejimlerdeki gibi giderek tektipleşen bir yaşam sürüyoruz.
Aşağıda sunduğumuz metin oldukça kısa, 1,5 sayfa. Ancak fikren yoğun. Ele alınan konu kapsamında Kant, Tocqueville, Marx, Heidegger ve Jaspers’in Hannah Arendt’i etkilediğini hatırlamakta fayda var. Daha önce yayına giren Derin MAЯҖ ve Liberalizmin Kara Kitabı‘ndan istifade etmiş olanlar bu metni çok daha büyük bir kolaylıkla okuyacaklardır. (MY)
Dünya Vatandaşı (Men in Dark Times‘tan, 1968, New York)
Hiç kimse kendi ülkesinin vatandaşı olduğu gibi dünya vatandaşı olamaz. “Tarihin kaynağı ve anlamı” isimli eserinde Jaspers ortak bir dünya düzeninin ve evrensel bir egemenliğin muhtemel neticelerini irdeliyor. Böylesi merkezî bir iktidarın hangi rejimle yönetileceği o kadar da önemli değil. Bütün dünyayı yönetme kavramı, bütün [meşru] şiddet imkânlarının monopolünü elinde tutan bir iktidar, onu denetleyecek, sınırlayacak başka iktidarların olMAması tam bir totalitarizm kâbusu. Daha da ötesinde bildiğimiz şekliyle politik hayatın da sonu demek olur bu.
Politik kavramlar çoğulculuk ve karşılıklı dengeleme, sınırlama üzerine oturur. İktidarların kuvvetleri hem kendi vatandaşlarınca hem de Read the rest











