Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Yedi insanı kim neden öldürdü? »

Bukonuda:

Eski Emre Uslu (Eski Taraf)

yedi-sivili-kim-oldurdu_5871_orijinal.jpgKuzey Irak’a yapılan saldırıdan sonra ROJ TV tarafından TSK bombardımanında yedi sivilin öldürüldüğü tartışması her geçen gün daha da esrarengizleşiyor. Önce PKK yedi sivilin uçaktan atılan bomba ile içinde vurulduğunu iddia ettiği yanmış ve parçalanmış bir araç ve aracın yanında yanmış cesetler gösterdi. Fakat ROJ TV‘nin gösterdiği videoda çok büyük sorunlar vardı. Örneğin ROJ TV muhabirinin bir saat önce vuruldu dediği araçtan en küçük bir duman çıkmıyordu. Gösterilen cesetlerin kanları da yeni ölmüş ceset kanına benzemiyordu. Dahası vuruldu denen aracın etrafı sapasağlamdı ve araçtan başka her şey sağlam duruyordu. Haliyle bu video kuşku yarattı.

Bu videoyu izler izlemez twitter‘den itiraz ettim. Görüntüler ile anlatılan hikâyenin örtüşmediğini, videoda birçok sorun olduğunu yazdım. Bu itirazım üzerine bir tartışma da doğal olarak başladı. Twitter‘de özellikle PKK sempatizanı kesimler tarafından saldırılara uğradım. İçinde ROJ TV muhabirlerinin de olduğu bu kesim bana demediğini bırakmadı. Daha sonra TSK uydu görüntüsü yayınladı ve uçaktan vurulan yerde en az sekiz metre çapında kraterlerin oluşması gerektiğini söyleyerek vurulduğu iddia edilen yerde böylesi bir hasarın olmadığına dikkat çekerek sivilleri vurmadıklarını açıkladı. Bu açıklamadan bir hafta sonra ROJ TV yeni bir video yayınladı. Bu kez uçaktan vurulduğu iddia edilen duvarlarda hasar oluşmuş yolun üst kısmı gösteriliyordu. ROJ TV‘nin iddiasına göre uçaklar aracı vurunca araç 30-40 metre aşağıya fırlamış bu nedenle aracın bulunduğu yerde çukurun oluşmadığını iddia etti.

Önceki gün Taraf‘ın sürmanşetinde de okuduğunuz o görüntülerde sözü edilen hasarın halen uçaktan atılan bir bomba ile olabileceğine inanmıyorum. Eğer TSK çok özel araçlar için geliştirilmiş, hafif bombalar kullanmıyorsa, -ki bilebildiğimiz kadarıyla akıllı bomba dediğimiz bu tarz hedef odaklı bombalar bizde yok- ROJ TV‘de iddia edilen çukur uçaktan atılmış bir bombadan oluşamaz.

Dahası, çukurun bir bombadan çok yol kenarına döşenmiş bir IED bombası olma olasılığı daha güçlü olasılık. Bu yazı için Kuzey Iraklı gazetecilerle irtibata geçtim. Onlardan yeni fotoğraflar elde ettim. Bu fotoğraflarda olay yeri daha net görünüyor ama fotoğraflar işleri biraz daha karıştıracak gibi. En azından ROJ TV‘de gösterilen videoda bulunan bu bölgede yer alan bazı unsurlar bu fotoğraflarda yer almıyor. Dahası fotoğraflar dikkatlice incelendiğinde o araç yığınının orada aylardır duran bir araç yığını olma olasılığını arttırıyor.

Aşağıda yer vereceğim fotoğraflara internet sitemizden kolayca erişip yakından inceleyebilirsiniz. Bu fotoğraflar bana çarşamba günü geldi. Yani olaydan bir hafta geçtikten sonra ulaşabildim. Fotoğrafların tam olarak ne zaman çekildiğini bilmiyorum. Bu soruyu kaynağıma sordum, o da fotoğrafları edindiği kaynağına sorup dönecekti ancak yazı yayına girene kadar bana ulaşmadı.

Şimdi isterseniz fotoğrafları birlikte inceleyelim: Read the rest

YAKINDA:Yokluk da vardır “var” kadar… »

Paris yakınlarında bir yerdeyim. Hava yağmurlu. Islak kaldırımlar gökyüzünü, binaları ve ağaçları yansıtıyor. Islaklık aynasındaki yansıma yere düşen damlalarca deforme ediliyor. Ağaçlar, evler ve direkler yamuk yumuk. İçinde yaşadığım “gerçek” mekânın eksik bir kopyası yerde duruyor. “Eksik” çünkü görüyorum ama dokunamıyorum. 5 duyuma hitab eden “gerçek” Kâinat’a kıyasla sadece gözüme hitab eden yerdeki “kâinat” eksik. Ama mevcud! Yansımada mevcud olduğu gibi gözümde ve şimdi yazmakta olduğum KeLaM‘da mevcudiyeti var. “Demek ki mevcudiyet siyah/beyaz değil, gri tonlarında olabiliyor” diye düşünüyorum. Bir başka deyişle bedensel hislerimin penceresiden bakarsam VAR/YOK ayrımı hatalı.

 “Varlık varolandır, hiçlik ya da yokluk var değildir” diyordu Parmenides. Ne büyük yanılgı. Empirizm mi desek yoksa ön-pozitivizm mi? Peki koyunlar çobana hükmedeceğine çoban koyunlara, Akıl da göze hükmetse, gözün eksiklerini tamamlasa ne olur?

 Yerdeki kâinatın eksik mevcudiyeti “gerçek” Kâinat’ın da “eftal/kâmil” olMAyabileceğini getiriyor aklıma. Ya bedenimi iHaTa eden Kâinat’tan daha “gerçek” bir Kâinat varsa? 5 duyumdan daha “eftal” duyulara hitab eden bir Kâinat? O zaman biyolojik hayatımı sürmekte olduğum beden ve Kâinat’ın geri kalan kısmı da bir yansıma olur. Tıpkı suda ayın yansımasına bakan adamın Ay’ın ışığını değil Güneş’in ışığını gördüğünü idrak etmesi gibi…

Yokluk’u görmek yani akıl ile iHaTa etmek kolay değil. Çünkü akıl tabiatı icabı bileceği nesneyi yani muHiTindekini şekil, renk, koku vs itibariyle taklid ederek onu bilebiliyor. Oysa Yokluk’un ne şekli var, ne de buna benzer bir vasfı. Adı üstünde “Yok”. Akıl feneri Yokluk’a çevirilince cism-i NaTıK susuyor zira NuTuK bu sefer Yokluk’u taklid ediyor. Yokluk’u ya da Ölüm’ü düşünmek insanı susturuyor. Jean-Paul Sarte ve Suzan Başarslan’dan dinleyelim:

” ‘Ben’ deyince bir boşluk duygusuna kapılıyorum. Öyle unutulmuşum ki, kendimi iyice hissetmek elimden gelmiyor. Benden kalan bütün gerçeklik, var olduğunu hisseden varoluş sadece. Yavaş yavaş esniyorum. Kimse, hiç kimse için!  Antoine Roquentin ne ki? Soyut bir şey o… Pırıl pırıl, hareketsiz, bomboş bir bilinç, duvarların arasına konulmuş, kendi kendine sürüp Read the rest

Gerçek acılardan, temelsiz iddialara; Kürt Hareketi »

 

Vaktiyle ne Kürt’ü bilirdik, ne Kürtçeyi… İşkence gören Kürtleri, köyleri yakılan Kürtleri, “Türkçe bilmeyen cennete gidemeyecek” diyen, Diyanet’in görevlendirdiği imamları, hapishanede, görüş gününde, evladıyla Kürtçe konuşması yasaklanmış anaları bilmezdik. Bir tek kötü teröristler(?) vardı, Anadolu’dan Görünüm’… Yine aynı programda konuşturulan, PKK’nın yaptığı bin türlü kötülüğü anlatan, yüzü gösterilmeyen itirafçı PKK’lılar. Başka bir şey yoktu.

O dönemler halkın bir şeyden haberi olmuyordu ama haberi olanlar yani bölgeye asker olarak giden insanlar, belki bir doktor, belki bir öğretmen, TSK’nın sivil Kürt Halkına yaptıklarını Read the rest

Şecaattin Tanyerli (Sevdim bir genç kadını) »

PKK o cesetleri hangi mezardan çaldı? (ve 13 cevapsız soru daha) »

Bukonuda:

Satranç oynayanlar bilir, en iyi savunma … saldırıdır. PKK Entertainments film stüdyolarının yapımı “7 sivil öldü” adlı film Oscar alamayınca eleştirilere cevap vermek yerine yeni bir film sürdüler piyasaya: “Bu çukuru açıklayın”. PKK böyle bir “çukur” kazmak zorunda kaldı çünkü son filmi seyredenler “uçaktan atılan bombanın krateri nerede?” diye sordular. Ama sorulan tek soru bu değildi, nispeten önemsiz bile sayılabilirdi; PKK cevap verirken seçici davranıyor. Hatırlatalım, en önemli soru şu:

Filmde gördüğümüz ölüler kim? Kadınlar ve çocuklar gerçekte nasıl öldüler? Bir mezardan çalınan ölüler mi söz konusu yoksa “acele ceset lazım” diyerek yoldan geçen bir aile hemen oracıkta kurşuna mı dizildi? Bombanın etkisi jipin içindeki insanları yakarken naylon torbaları ve jipin beyaz boyaları nasıl yanmadı? “Bir saat önce öldü” dedikleri insanların cesetleri neden bir gün önce ölmüş gibi sertleşmiş ve şişmişti?

PKK film stüdyolarının son yapımı “Bu çukuru açıklayın” Yine Taraf Gazetesinin sayfalarında sinema severler ile buluştu. Filmin ismi  oldukça iyi bulunmuş çünkü açıklanması gerçekten zor bir çukur. Bunkerleri ve mağaraları, yer altı tünellerini imha etmek için Read the rest

Yeni bir PKK videosu: Artık Uçabiliyoruz, Türk Jetlerine Geçit Yok! »


Levitation par N-e-X-u-S

Bir Teslimiyet Yolculuğu ve Trenin Tam Saatiydi* »

Alper Gürkan

Gözyaşı denilen sayısız dereden meydana gelmiş hayatın tüm birikimlerini kurutup yok eden bir savaş…
İnsanların kimliksiz suretler halinde var olma mücadeleleri dışında bir anlam veremedikleri dirimsellik…
“Büyük Almanya uğruna” yığılmış cesetlerin arasına katılacağından emin olarak yola çıkan genç bir adam, bir asker…
* * *
Hayatını biraz okuyunca piyade er olarak katıldığı cephede nişanlısından ayrı kalan ve bir dönem esir düşen Heinrich Böll, belki de savaşın kederiyle yazmıştır Trenin Tam Saatiydi kitabını diye düşünmeden edemiyor insan. Çünkü savaş sonrasında yayımlanan Trenin Tam Saatiydi, hiç bitmeyeceği sanılan İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde bir haftalık bir tren yolculuğu sonunda katılacağı cephede yok olacağını bile bile giden Andreas’ın hikâyesidir. Olabildiğine kötümser bir ruh haliyle dolu Andreas’ın teslimiyeti ve bu teslimiyetinin geçmişten gelen sürekliliği üstünedir. Ya da diyebiliriz ki tepelerinde güneşi son kez gördüğüne inandığı bir randevuevinin bahçesindeki ağaçlara dökülen yağmuru seyrederken, daha önce hiç ağlamamış olduğunu fark eden bir askerin ölüme yollanırken aslında hiç yaşamamış olduğunu fark edişinin hikâyesi… Read the rest

Son 30 günde en çok paylaşılanlar »

  1. Dikkat Kitap: Derin Marx
  2. Ah Nerede O Eski Ramazanlar?
  3. Oruç Bozdum
  4. Karl Marx’ın en büyük suçu
  5. MAZLUM-DER, Taraf Gazetesi ve binlerce aktivist salak yerine konabilir mi?
  6. Liberal Totalitarizm(2):Adolf Hitler Reloaded!
  7. Sınav Kâğıdı İptal
  8. Ölüm’ü yeniden evimize misafir etsek?
  9. İçimizdeki Deliliği Deşifre Etmek
  10. Özgün Değeri Olmayan Laikler ve Sokak İftarları

Liberal Totalitarizm(4): Ayı yavrusunu severken öldürür »

“Kusursuz bir demokraside yaşıyoruz. Herkes istediğini yapmakta özgür. Ama insan, tabiatı gereği özgürlüklerini kötüye kullanır yani ötekilerin özgürlüklerini çiğner. Özgürlük için en büyük tehdit yine özgürlüktür. Peki özgürlüğü kendisinden korumak için ne yapmalıyız? Herkesin güvenliğini sağlamalıyız. Güvenlik demek korumak demektir. Korumak demek gözetlemek demektir. Gözetle(n)mek özgürlüktür. Korumak sınır koymaktır. Sınırla(n)mak özgürlüktür.” (Jean-Christophe Rufin, Globalia)

 Avrupalılar demokrasi ve insan hakları konusunda bir çok iyi işe imza attılar ama kibirliler. Özeleştiri yapmadıkları için çok büyük bir tehlikenin farkında değiller. Nedir?

 Vatandaşların bitmek tükenmek bilmeyen güvenlik talebi sebebiyle özgürlüklerin etrafındaki duvarlar gittikçe yükseliyor ve kalınlaşıyor Avrupa’da. Özgürlükleri korumak için özgürlüklerden fedakârlık edilmesine gittikçe alışıyoruz. Kendi kendini besleyen kısır bir döngünün içindeyiz: Yedikçe acıkan, içtikçe susayan bir yaratık gibi. Fikrî bir devrim olmaz ise gelecek onyıllarda duvarların kalınlığından dolayı içinde boşluk kalmayan bir eve dönecek Avrupa.

 Örnek? 11 Eylül saldırısından sonra İngiltere’nin çıkardığı terörle mücadele yasalarına bakın. Fransa’da (Rétention de sûreté) ve Almanya’da (Sicherungsverwahrung) cezası bittikten sonra bile “potansiyel tehlike arz etmesi” sebebiyle salıverilmeyen mahkûmlar, Fransa’da çocuk yuvalarında küçük yaramazların fişlenmesine kadar uzanan abuk subuk güvenlik yasaları ve son on yıldır sürekli sertleşen ceza kanunu, Hollanda, Norveç, Avusturya’da yükselen ırkçılık ve islamofobi, Fransa’daki çarşaf yasağı… Ama devletin “güvenlik üretmesi” talebi saldırıların engellenmesi ile sınırlı değil. Deli dana hastalığı, kuş gribi, domuz gribi, İspanyol hıyarındaki  ekoli bakterisi derken gıda güvenliği etrafında yükselen mevzuat duvarları tarımı, küçük esnafı boğmakta. Görünmez düşmanlara karşı duyulan korku GERÇEK tehlikelerin GERÇEK sonuçlarıyla orantılı değil: Read the rest

Tanrı böyle istedi! »


Ridley Scot’un “Cennetin Krallığı” filmini izlerken kulağıma çalındı bu cümle: Tanrı böyle istedi!

Aklıselim bir şövalyeyi canlandıran Orlando Bloom’un, Selahaddin Eyyubi’yle savaşılmaması yolunda yaptığı itirazlara verecek cevabı olmayan Tapınak Şövalyelerinin “Tanrı böyle istedi” çığlıkları bir savaşın fitilini ateşliyor ve Kudüs el değiştiriyordu. Kudüs’ü savunma görevi kendisine verilen genç şövalye filmin finalinde güçlü rakibi Selahaddin’e sorar sorar: “Kudüs senin için ne ifade ediyor?” gülerek cevaplar muhatabı: “Hiç, belki de her şey!”

Işık Koşaner’in “özeleştiri” başlığı altında yayımlanan ses kayıtlarını dinlemişsinizdir. Onun özeleştiri dediğini yıllardır birer tespit tutanağı diye yazıp çizmekte bu Ülkenin Aydınları. Işık Koşaner’in bahsettiği konulardan şekvacı olmak için bırakın Genel Kurmay Başkanı olmayı, Şırnak, Hakkâri dolaylarından sıradan bir er olarak terhis olmak yeter de artar bile. Orada bir şekilde bulunmuş olan herkes bilir ki, tepeden tırnağa her şey ama her şey yanlıştır. Bu yanlışlar da yıllar var ki yazıldı, çizildi, söylendi ama hiçbir şey değişmedi. Ya yapılan yanlışları gargaraya getirmek için icat edilmiş bir vatan, millet, Sakarya müellifleri gurubu makbul kabul edildi bu Ülkede, ya da ben gibi sıradan vatandaşları korusun diye alınmış bir hücum bota binip de bana parmağını sallayarak “Tanrı böyle istedi” şeklinde irade beyan eden Genel Kurmay Başkanları Read the rest