YAKINDA:Yokluk da vardır “var” kadar… »
By Editorden on Eyl 3, 2011 in Akıl, Ölüm, Varlık, Yokluk | 0 Comments
Paris yakınlarında bir yerdeyim. Hava yağmurlu. Islak kaldırımlar gökyüzünü, binaları ve ağaçları yansıtıyor. Islaklık aynasındaki yansıma yere düşen damlalarca deforme ediliyor. Ağaçlar, evler ve direkler yamuk yumuk. İçinde yaşadığım “gerçek” mekânın eksik bir kopyası yerde duruyor. “Eksik” çünkü görüyorum ama dokunamıyorum. 5 duyuma hitab eden “gerçek” Kâinat’a kıyasla sadece gözüme hitab eden yerdeki “kâinat” eksik. Ama mevcud! Yansımada mevcud olduğu gibi gözümde ve şimdi yazmakta olduğum KeLaM‘da mevcudiyeti var. “Demek ki mevcudiyet siyah/beyaz değil, gri tonlarında olabiliyor” diye düşünüyorum. Bir başka deyişle bedensel hislerimin penceresiden bakarsam VAR/YOK ayrımı hatalı.
“Varlık varolandır, hiçlik ya da yokluk var değildir” diyordu Parmenides. Ne büyük yanılgı. Empirizm mi desek yoksa ön-pozitivizm mi? Peki koyunlar çobana hükmedeceğine çoban koyunlara, Akıl da göze hükmetse, gözün eksiklerini tamamlasa ne olur?
Yerdeki kâinatın eksik mevcudiyeti “gerçek” Kâinat’ın da “eftal/kâmil” olMAyabileceğini getiriyor aklıma. Ya bedenimi iHaTa eden Kâinat’tan daha “gerçek” bir Kâinat varsa? 5 duyumdan daha “eftal” duyulara hitab eden bir Kâinat? O zaman biyolojik hayatımı sürmekte olduğum beden ve Kâinat’ın geri kalan kısmı da bir yansıma olur. Tıpkı suda ayın yansımasına bakan adamın Ay’ın ışığını değil Güneş’in ışığını gördüğünü idrak etmesi gibi…
Yokluk’u görmek yani akıl ile iHaTa etmek kolay değil. Çünkü akıl tabiatı icabı bileceği nesneyi yani muHiTindekini şekil, renk, koku vs itibariyle taklid ederek onu bilebiliyor. Oysa Yokluk’un ne şekli var, ne de buna benzer bir vasfı. Adı üstünde “Yok”. Akıl feneri Yokluk’a çevirilince cism-i NaTıK susuyor zira NuTuK bu sefer Yokluk’u taklid ediyor. Yokluk’u ya da Ölüm’ü düşünmek insanı susturuyor. Jean-Paul Sarte ve Suzan Başarslan’dan dinleyelim:
” ‘Ben’ deyince bir boşluk duygusuna kapılıyorum. Öyle unutulmuşum ki, kendimi iyice hissetmek elimden gelmiyor. Benden kalan bütün gerçeklik, var olduğunu hisseden varoluş sadece. Yavaş yavaş esniyorum. Kimse, hiç kimse için! Antoine Roquentin ne ki? Soyut bir şey o… Pırıl pırıl, hareketsiz, bomboş bir bilinç, duvarların arasına konulmuş, kendi kendine sürüp Read the rest











