Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Son 90 Günde En Çok Paylaşılanlar »

  1. VAV Harfinin Manası
  2. Omurgasızları tanıyalım: Ece Temelkuran, Nuray Mert, Sırrı Süreyya Önder, DİSK, TKP, BDP ve ötekiler
  3. Cihan Aktaş ile söyleşi
  4. Yetimlere Dünyanızda Yer Açın
  5. Hrant Dink… İnsanlar Ölür, Fikirler Ölmez
  6. Siyah-Black / Sanjay Leela Bhansali
  7. Sevgili Prensesler…
  8. İki Mustafa
  9. AKP’nin utancı: Dindar nesil kalmadı, Irkçı nesil verelim!
  10. İnsanın Dört Zindanı / Ali Şeriati 

Libya’da süren kavgaların perde arkası »

Kaddafi’nin devrilmesi sırasında (yeterince?) şahin bir tutum almayan Türkiye’ye yönelen eleştirileri hatırlıyor musunuz? Libya’daki Türk müteahhitlerin çıkarlarını korumakla, Libya halkını satmakla suçlanmıştı. Bazı siyasetçiler ve bazı köşe amigoları Türkiye’nin İslâm dünyasında büyük bir fırsat kaçırdığını iddia etmişlerdi. Şimdi özür dilemek zorunda kalacaklar. Neden?

Fransa’nın asi gazetesi Media Part bugün dehşet bir dosya yayınladı. Bu habere göre Kaddafi ile gizli bir anlaşma yapmış olan Nicolas Sarkozy 2006 yılında seçim kampanyasına destek olarak 50 milyon avro almak için anlaşma yapmış. Yanlış okumadınız. Avrupa Birliği’nin lider ülkelerinden biri, özgürlükler diyarı(!), demokrasi timsali(!) Fransa’nın cumhurbaşkanı Sarkozy dünyanın “en korkunç diktatörlerinden” biri ile gizli anlaşma halinde. Anlaşmayı yaptığında (yanılmıyorsam) iç işleri bakanıydı!

Sanıyorum Türkiye’nin çeyrek aydınları Kaddafi’nin sarayını bombalama konusunda Paris tarafından gösterilen aceleyi, NATO’yu by-pass etme çabalarını daha iyi anlayacaktır . Başbakan Erdoğan’ın o günlerde sürekli tekrar ettiği bir söz vardı: “Libya halkına kurşun sıkan taraf olmayacağız” diyordu. Libya halkının mutluluğu elbette Sarkozy’nin umurunda değildi. Bombalamaların ardından resmî binaları didik arayan Fransız ve İngiliz gizli servisi elemanlarının amaçları başkaydı. Görgü tanıkları çok sayıda harddisk ve dosyanın imha edildiğini anlatıyorlar. Çünkü Fransa’nın saklaması gereken tek pislik bu 50 milyon avro değildi. Kaddafi’nin gizli polisi Fransız gizli servisinden destek alıyordu. Yani Libyalı muhaliflerin yıllardır yakalanıp işkence görmesini sağlayan aslında Fransa idi.

Her halde stratejik anlamı olmayan bazı yerlerin, hatta sivil hedeferin NATO uçaklarınca bombalanması da daha iyi anlaşılmıştır şimdi. Meselâ 19 Ağustos 2011’de bombalanan ve Abdallah Senoussi’ye ait olan ev. Bombardımanda bir de okul yıkılmıştı. Senoussi Paris için sorunlu bir tip idi. Bu gizli anlaşmalar, Fransız gizli servisinin pis işleri ve silah ticareti hakkında « fazla » şey biliyordu.

  • NOT 1: Suriye ve Ermenistan-Azerbeycan meselelerinde Fransa’nın rolünün meşruluğu tartışmaya açılmalıdır.
  • NOT 2: Bu olayın ardından soruşturma açılabilirse Sarkozy’nin bazı yakın dostları da okka altına gidebilir: Thierry Gaubert, Brice Hortefeux, Nicolas Bazire hatta Jean-François Copé. Zira karanlık silah ticareti dosyaları Libya’dan ibaret değil. Sarkozy’nin adının karıştığı Pakistan ve Suudi Arabistan soruşturmaları da sürmekte.
  • NOT 3: Belgenin orjinalliğinden emin olmak için Media Part Libyalı yetkililerin de fikrini almış. İlk cevaplar olumlu. Belgedeki tarihler Kaddafi döneminin kurallarına uygun. İkinci tarih hicri değil S.A.V.’in rıhletiyle (632) başlayan, Kaddafi’nin tercihi olan bir takvime göre yazılmış.

Sarkozy için Brice Hortefeux (bakan) ve Ziad Takieddine (iş adamı), Kaddafi için Moussa Imuhamad  Koussa (Libya Dış Güvenlik) tarafından imzalanan anlaşmanın belgesini büyük görmek için tıklayın:

Kıyıya Vuran Dalgalar »

 Sibel Öz

“Kıyıya Vuran Dalgalar”, alışılageldik öykü kitaplarından biraz farklı. Yazarlarının çoğul oluşu, ama bundan da önemlisi yazarlarının hapiste oluşu, kitabı daha farklı bir gözle okumamızı sağlıyor. Kitabı oluşturan öykülerin dokuz yazarından sadece biri dışarıda. O da daha önce, -diğerleri gibi- siyasi nedenlerle on yıl hapiste kalmış.

“İçeriden” hayata bakış, belki her zaman merak konusu. Ancak öyküler, hayatın kıyısından değil, tam içinden yazılmış. Yazarları ununu eleyip eleğini asmış olmadıklarından öyküler de hala hayatla hesaplaşmakta ve bu nedenle gerçek anlamda yaşayan figürlerle örülmüş.

Kitabın ilk öyküsü, Sami Özbil’in “Eksik Bir Şey” adlı öyküsü. “Eksik Bir Şey”, aslında siyasi tutsakların bu kitapta ve bu kitapla söylemek istediklerini de özetliyor. “Hayatta biz eksiğiz” diyor doksan kuşağı. Seksen sonrası baskı ortamında toplumun en ufak demokratik kıpırdanışına izin vermemek adına Read the rest

Chet Baker / Sahte cennetlerin sahici adamı »

Konuşurken… cümlelerini bitirmeyen… nasıl anlatsam… hani var ya… bitmemiş cümleler… yarım kalmışlığın sayesinde… dinleyenlere daha fazla özgürlük… insanların hayal güçleriyle tamamlayabilecekleri boşluklar… soyut resim gibi her bakanın farklı bir şey gördüğü… her mânâya çekilebilecek… bir türlü bitmek bilmeyen… sonu gelmez… hayatın kendisi gibi… ucu açık… hani beyaz kâğıda damlamış bir kaç damla mürekkebin bıraktığı izler en mahrem kâbuslarımızın kapısını açar ya… işte öyle bir şey…

Jazz dinlerken içimi kaplayan özgürlük hissini başka müzik türlerinde bulamadım hiç bir zaman. Meselâ klasik müzikte bu özgürlüğü değil mükemmele bir yakınsama duyar kulaklarım. Bir senfoni nasıl daha mükemmel çalınabilir? Keman, flüt, obua… kaç defa prova etmişlerdir kim bilir. Matematiksel mükemmellik arayışı bazen rahatsız edicidir. Başlarındaki orkestra şefi biraz okul müdürü gibidir, biraz fabrikadaki ustabaşı, biraz askerleri yöneten generalleri anımsatır bana. Oda orkestralarında ise bu “endüstriyel hiyerarşi” görünmez. Müzisyenlerin damlayan terlerini, mimiklerini, göz göze konuşmalarını “işitebileceğim” küçük konser salonlarını bunun için seviyorum. (Bkz. Giuliano Carmignola ile ibadet ) Klasik müziğin büyüklüğü küçük orkestralarda daha iyi görünür gözüme (=aklıma).

Peki ya Jazz? Chet Baker dinliyorum şimdi, saat gecenin kaçı… hani var ya… parçanın adı In a sentimental mood… böyle bir parçaya isim verilmesi … nasıl desem… gerekli miydi?… … zaten doğaçlama … Chet Baker bu parçayı iki kez üst üste aynı biçimde  … sanki? Mümkün değil… o da biliyordu bunu, eminim…

Haydi, bu jazzy mood stili bırakıp sert bir kahve içelim. Ardından da düzgün cümle kurmaya çalışalım… Louis Armstrong’un bir sözü var: “Never play anything the same way twice”. Haksız mı adam? André Marfaing‘in resim yaptığı gibi müzik yapacaksın, bir de üşenmeden parçalarına isim vereceksin. Sanki iki melankolik gece, iki depresyon, Read the rest

Chet Baker / My Funny Valentine »

Her 27 Nisanın bir de 28 Nisanı vardır… »

… Unut-MA-mak için bir e-kitap…

Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek  KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

… ve eskimeyen bir konu…

Türk ordusu neden (artık) darbe yapamıyor?  / Darbe Tekniği – Curzio Malaparte

 Hiç bir yeri işgâl edemeyecek kadar beceriksiz ordular kendi ülkelerini işgâl edip ganimet toplarlar. Budur darbe. Geniş çaplı bir silahlı soygundur. Bu kanlı soygunu başarabilmek için de ülke içinde ve dışında her güçle suç ortaklığı yapar darbeciler. Fakat darbe bile yapamayacak kadar beceriksiz ordular ne yaparlar? Sarıkız? Ayışığı?

Uzun zamandır bahsetmek istediğim kitaplardan biri Darbe tekniği (1) :

“Bu kitaptan nefret ediyorum. Bütün kalbimle nefret ediyorum. Bana şöhret getirdi. Adına şöhret dediğimiz o değersiz şeyin kaynağı olan bu kitap aynı zamanda bütün dertlerimin de kaynağı oldu. Aylarca hapiste kaldım. Polisten eziyet ve taciz gördüm. Arkadaşlarımın ihanetine uğradım….”

Böyle diyor Malaparte kendi kitabı hakkında. İyi ama neden bu kadar çok belayı üzerine çekti? Ne yazıyor bu kitapta? Kanaatimce yazarın suçu(!) fazla açık sözlü, fazla tarafsız ve fazla öğretici olması: “Modern bir devlet nasıl ele geçirilir ve muhtemel bir darbe girişimine karşı hükümet nasıl korunur?” Kitabın konusu bu. Ne bir ideoloji, ne sınıf kavgası, ne üstün ırk, ne kapitalizm, ne emperyalizm.

İşte tam da bu yüzden bu minnacık kitap bizi ilgilendiriyor. Türkiye’de olup bitenlere, başbakan asmalara, başarısız darbelere, andıçlara, Gülen Cemaatinin devlete, özellikle de polise “sızmasına” ışık tutuyor.

Kitabın yazarı Curzio Malaparte (ki gerçek adı Read the rest

Anouar Brahem – Barzakh »

Bugün cuma, ne olur bir şey yap(17) »

Hamdden âciz olduğumuz Mevlâ-yı müteâl kendi zâtını nasıl tesbih ediyor, takdis ediyor ve kendi zâtını nasıl ta’zîm ediyor ise biz kulların tahmid, tehlil, tekbir ve tesbihlerini öylece kabul buyursun. Cenâb-ı Hakk’ı hamdetmek ve tesbih etmek da’vâmızdan tenzih ederiz. Hamdden âciz olduğumuzu idrak ile Rabb’ül-âlemin’e hamd ü senâ ederiz. Kabul eyle yâ Rabbî.

 Allah teâlâ ve meleklerinin bizzat salât ü selâm eylediği o nebîyy-i zîşan’a salât ü selâm etmek da’vâsından hicab ederiz. İlâhî ya Rabbî, senin salât ü selâmını ve meleklerin ta’zümat ü tekrimatını lütfen ve keremen nam-ı hesabımıza yazıver bizleri böylece salât ü selâm etmiş kabul ediver. Günahkâr ümmetleri ve liyakatten uzak bendeleri olduğumuzu idrak ile Fahr-i âlem’e salât ü selâm ederiz. Âline, ezvacına, evlâdına ve ashabına hürmet ve ta’zimimizi bu salât ü selâmlar vesilesiyle tecdid ederiz. Bunları da kabul eyle ya Rabbî.

 Elhamdülillahi Rabbi’l âlemin vessalâtü veselâmun âlâ seyiddina Muhammedin ve âlâ âlihî ve ezvâcihî ve evlâdihî ve ashabihî ve etba’ihî ecmain âmin.(*)

 Özgürlük ve demokrasi iddiasındaki uygar(!) ülkelere bak! Uçaklarla çocukları bombaladığı, silah üretip satanların kendilerini “barışçı” ilân ettiği bir dünyada yaşıyorsun. Petrol çalmak için insan öldürenlerin Read the rest

Ötekiler bize “öteki” demekle hata ediyorlar, esas “öteki” onlar! »

“… Müslümanlar modern dünyaya eklemlenmesi gereken bir gariplik ya da politik bir problem değildir. Batı dünyasının ikinci dünya savaşı travması üzerine kendini merkeze alarak bina ettiği kavramlar, kendi tek tip kültürü dışında kalan toplumları , coğrafyaları açıklamaz tanımlamaz. müslümanlar, budistler ya da uzak doğulular en iyi ihtimalle “ötekidir” ve ötekiler bu entelektüel mücadelede kendi fikri zeminlerini bina etmek durumundadırlar. tıpkı yaşadığı coğrafyayı batıyı merkeze alıp “orta doğu” diye tanımlamak yerine, müslümanları merkeze alıp magrib diye tanımlamak gibi…” KAYNAK

 

… Ötekiler konusunda okumak için…

“Ötekilere” bakarken (Çeviriler)

“Ötekilerin” gözüyle dünyaya bakabilenler ilerliyor uygarlık yolunda. Geçmişte Bağdat’ı, Kurtuba’yı inşa eden, bugün ise Paris’i, New York’u, yaşatan “öteki” değil mi? Bugün içine kapanan ülkeler yine geriliyor. Dışa açılan, “ötekilerin” bilgisini, birikimini kendine katabilenler ilerliyor. Bu kitabın amacı da “ötekilere” küçük bir pencere açmak. “Almanlar, Amerikalılar, İranlılar, Filistinliler ve İsrailliler dünyada olup bitenlere nasıl bakıyor?” diye sormak. Çeviri metinlere adadığımız 125 sayfalık bu kitapta Ermenistan’dan tasavvufa, İran sinemasından Ateizme, Şeriat’tan Türkiye’deki Hristiyanlara uzanan çok değişik konularda çeviri metinler bulacaksınız.  Buradan indirin.

 

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

 Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
 Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.
 
 

Yahudi oldukları için mi zalimler?

İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. “Yoktan var edilmiş bir millet” dört tarafı “düşmanla çevrili” kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor! 

Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan İsrailli zannederim Filistinliden bile daha zavallı bir durumda bu yüzden. Buradan indirebilirsiniz.

 

 

 Ermeniler ve Türkler

Ermeni kimliği var oldukça 1923 model Türk kimliği bozuk bir makine gibi gıcırdamaya devam edecek. […] Neden bize bu kadar benziyorlar? Pastırması, sucuğu, yaprak dolması, müziğiyle, gelenekleri, ailelerine bağlı oluşlarıyla bir de Türk’ten daha fazla Türk mü onlar? Yoksa bu mu bizi sinir eden? […] Artık Anadolu insanının %100 safkan Türk olmadığını, tersine bütün bu etnik unsurların karışımı ve mirasçısı olduğunu idrak etme vakti gelmedi mi? Artık TEK BİR “BİZ” olduğunu, atalarımızın bir kısmının Kürt, diğer bir kısmının Rum, Gürcü, Arap, hatta ve hatta Ermeni olduğunu idrak etmemiz gerekmiyor mu? Buradan indirin. 

 

 

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin. 

 

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz. 

 

Dalga’nın sesi güzeldir »