Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Liberalizme veda ederken »

“… Ancak gerçek hayat bazı liberalleri fazlasıyla üzmüş durumda. Çünkü liberalizmin egemen olduğu düşünülen sistemlerde, insanlar sürekli olarak liberal değerlerin dışına çıkma eğilimi göstermekle kalmıyor, bunu bizzat liberalizmle meşrulaştırıyorlar. Güç sahipleri ile güçsüzleri kategorik olarak eşitleyen ve hepsinin aynı ‘düzlemde’ birer karar alıcı olduğunu iddia eden böylesi bir ideolojinin hayal kırıklığı yaratması doğal. Nitekim gerçek hayat, güçlünün kararlarının güçsüze egemen olduğunu gösteriyor ve böylece liberalizm, güçlünün ideolojisi haline dönüşüyor. Sonuç liberalizmin giderek gerçek hayattan kopması ve bir ideal durum tasavvuru olarak işlevselleşmesidir. Aynen sosyalizm gibi bugün liberalizm de apolitik bir aydın kimliği… Cemaat oluşturma, o cemaatin içinde ‘siyaset yapılıyor’ duygusu üretme yeteneği var, ama toplumsal siyaseti etkileme gücü yok …” Etyen Mahçupyan 

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz. 

 

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın” çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda. “Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitapta liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin. 

 

 

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz. 

 

Ey Kapitalizm! Kara Sevdam! / Charles Allen Scarboro

Ne gariptir ki Türkiye’de hemen her kesimden insanı kolaylıkla birleştirebilen bir slogan var: “Kapitalizme Hayır!”. İslâmcı, komünist, ülkücü, Kemalist… Yürüyüşler yapıyorlar. Seminerler düzenliyorlar. “Küresel sermayeye geçit yok!” . İşçilerin sömürülmesinden Afrika’daki açlığa, ortadoğudaki petrol savaşlarından dünyanın kirlenmesine kadar her taşın altından çıkan bir düşman bu. İyi ile kötü arasında bir çizgi çekmek, kötüleri “öteki tarafta” bırakmak… O kadar kolay mı?

“Ah keşke her şey o kadar basit olsaydı. Bütün kötülükleri içi kararmış birileri yapsaydı ve bütün mesele onları bulup yok etmekten ibaret olsaydı. Ne var ki İyi ile Kötü arasındaki çizgi her insanın kalbinden geçiyor. Kim kendi kalbinin bir parçasını yok etmek ister?” (Soljenitsin)

Okuyacağınız bu kitap insanların para ile, tüketim ile kurdukları ilişkiye ışık tutuyor. Charles Allen Scarboro’nun Karl Marx ve Max Weber’in fikirlerinden de isitifade ederek hazırladığı özgün bir çalışma. Scarboro İstanbul’da yaşayan bir Amerikalı. Akademik birikiminin yanı sıra kapitalizmin anavatanından gelmesi, “içimizde yaşayan bir öteki” olması bu kitaba ayrı bir lezzet katıyor.  Buradan indirebilirsiniz.

Devrim her şeyi çözer mi? »

 

“Biz, eskiden her şeyi devrimle çözeceğimizi söylerdik. ‘Şu sorun var’ dediklerinde, ‘Sen merak etme devrim yapacağız, o sorun da o zaman halledilir’ derdik. Her şeyi ertelemektir bu! Bizde sol hâlâ bu hatanın içinde.” TAMAMI

Bu konuda e-kitap okumak için…

Türk solu iktidar olur mu? 

Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.

Derin MAЯҖ

Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden?

Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok.  Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.

Kürt kimliği daha ne kadar sömürülebilir? »

“BDP Kadın Meclisi’nin, Diyarbakır ve Ankara’da teröristbaşı Öcalan için düzenlemek istediği programı, valilik yasakladığı için polis eyleme izin vermedi. Yasağa rağmen Diyarbakır’da yürüyüş düzenleyeceğini belirten BDP ise yeterli kalabalığı toplayamaması üzerine yürüyüşte ısrar etmedi.BDP, bir hafta önce açıkladığı ‘Öcalan’a özgürlük için oturma nöbeti’ eylemini, İçişleri Bakanlığı, demokratik çözüm çadırlarındaki eylemleri hatırlatarak yasaklamıştı. Bakanlığın açıklamasına rağmen yürüyeceğini belirten BDP’lilere, Diyarbakır ve Ankara’da polis izin vermedi. BDP ise Diyarbakır’ın Bağlar ilçesindeki Özgür Yurttaş Derneği’nin önünden, Batıkent’e kadar yürüdükten sonra özgürlük nöbeti tutacağını belirtti.”

TAMAMI 

 

… Bu konuda e-kitap okumak için…

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler

Süleyman Nazif (1870-1927) Batarya ile Ateş adlı kitabında şöyle diyordu:

“Benim dinim kinimdir… Irkına, vatanına, tarihine ihanet etmiş olan insanların ve milletlerin hiçbirini unutma Türkoğlu! Unutma ve affetme!”

Büyük travmalar, katliamlar ve yok edilme korkusu yaşayan toplumlar geçmişten ders çıkarırken affetmek ile acıları unutmak arasında fark göremiyorlar. (Bkz. PKK’lıları affetmek)

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor.

Bu korkunç dönüşümü Yahudilerde ve Avrupalı Ermenilerde görmek mümkün. Balkanlarda, Kafkaslarda Türk ya da Çerkes olma “suçundan” dolayı bizden önceki kuşaklar da bu şekilde eziyet gördüler. Ölenler bir kez ölürken hayatta kalanlar aşağılanma duygusuyla hergün öldü. Peki ya Kürtler?

“…PKK destekçisi Kürtler adeta hızla koşan bir adamın bir cam panele çarpıp yere yığılma duygusunu tekrar tekrar yaşayacaklar. Camın öbür tarafını görecekler ve camın öbür tarafında akan hayatı gözlemleyebilecekler, belki bedenen o hayatın içinde olacaklar ama ruhen hiçbir zaman o camın öbür tarafına geçemeyecekler. Hiçbir zaman kendilerini camın öbür tarafına akan hayatın parçası hissedemeyecekler…”

Böyle diyordu Emre Uslu. Haklıydı. Sadece Kürt olmak istedikçe Kürtlüğünü kaybeden bir kuşak yetişiyor. Tıpkı Türk ulusalcıları gibi geçmişten, gelecekten hatta kendi gölgesinden bile korkan bu insanlar şiddet için şiddet isteyen örgütlerin, partilerin elinde istenen her şekli almaya hazırlar.

Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz. 

 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız nedense.

 Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin” demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor:

  • Kürtler ne istiyor?
  • Türkiye’nin bütünlüğü silahla mı korunur?
  • İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti?
  • PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı?
  • Bir federasyon çözüm olabilir mi?
  • İslâm ne kadar birleştirici olabilir Kürt ve Türk milliyetçiliği karşısında?

Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a bölücü terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267  sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

Dinler arası diyalog: Maymunizm ve İslâm »

 

Maymunist imanla nereye kadar?

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.

Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa, Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz?

Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz?

Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…

İşte geçtiğimiz ay bu maskelerin düştüğü, kartların açık oynandığı çok kaliteli iki tartışmaya tanık olduk. İki makale işaret fişeği görevi yaptı. Sağolsun bir çok değerli okurumuz yüzden fazla yorumla konuyu DERİNLEMESİNE tartıştı. Derinlemesine diyoruz çünkü Madde’nin arkasındaki Mânâ bu kez gerçekten masaya yatırıldı. Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri hatta evrimciliğin etimolojik değeri bile konuşuldu.

Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

(Ayrıca konuyla ilgili okurlarımız Bir pozitivizm eleştirisi  isimli kitabımızdan da istifade edebilirler)

 

Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)

Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) Biz buna “pozitivist iman” diyoruz. Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız Mehmet Bahadır her zamanki nazik üslubuyla “kral çıplak” dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. Buradan indirebilirsiniz.

Kemalizmin Zararları (17): Yurtta Barış Dünyada Barış, Partide Yumruk! »

 

“… CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin’in görevinden istifasının ardından gözlerin çevrildiği kritik İstanbul İl Kongresi’nde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun tansiyonu düşüren açıklaması ve parti içi birlik vurgusuna rağmen yumruklar konuştu. Kürsüde İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı’yı eleştiren delege Bülent Kerimoğlu’na tepki gösteren bazı delegeler kürsüye yürüdü. Görevliler kürsü önündeki yumruklu kavgaya engel olamadı …”  TAMAMI

Orman’ın sesi güzeldir »

Son 30 günde en çok paylaşılanlar »

  1. Anti-Kapitalist Müslümanlar cahil ve aptal değiller!
  2. Devlet, din, dindar bir de kindar!
  3. Az yemek, az uyumak ve az konuşmak
  4. Bu kez kendimizden özür dilesek?
  5. Baharın istiğfarı
  6. Baştan alalım: Muhafazakâr kimdir ve sanat nedir?
  7. Kaliteli Ateizmin Faydaları ve Sartre(1)
  8. Türkiye Suriye’nin Amr Bin Âs’ı mı olacak?

Gidiyorum Bu / AH Muhsin Ünlü »

Bazı şiirler vardır size ‘‘ne güzel yazmış ne güzel cümlelere dökmüş düşündüklerimi” dedirtir. Bazı şiirler vardır size ‘‘ne güzel yazmış benim bu zamana kadar düşünmediklerimi” dedirtir. Bazı şiirler ise sizin hakkında cümle kurma yetinize makul oranları aşar seviyede sekteye uğratır. Okuyunca afallarsınız, şöyle bir ne bu ya diye iç geçirirsiniz ve topluluk içindeyseniz hiç çaktırmadan muzipçe gülüp ne kadar iyi anlattığını anladığınızı etrafa göstermeye çalışırsınız.

Olağan günlerden farksız bir şekilde yine 97T beklerken durakta tüm günün sıkıntısı, yorgunluğu, öfkesi ve eve dönüş mutluluğuyla birlikte elimdeki kitabın beni bu kadar etkileyeceğini hiç düşünmemiştim. Kendi çabalarımla geçte olsa keşfettiğim yazarın benim gibi daha doğrusu hemen her doğu medeniyeti mensubu gibi ortalama şiir sever, okur fakat sık sık yazar birini bu denli kendisine başucu kitabı yapacağını Read the rest

Kainat’ı Kur’an Gibi Okumak… »

“… Bir gözlük düşünelim. Bu gözlüğü taktığımız zaman sayfadaki belirsiz ve dağınık yazılar belirgin ve derli toplu bir hale geliyor. Yani okunabilir bir hal alıyor. Gözlüğü çıkardığımız zaman, sayfadaki yazılar dağıldığı için okumak mümkün olmuyor. Halbuki sayfada öyle eşsiz bir bilgi ve şifre var ki, onu okuduğumuz ve öğrendiğimiz zaman esaslı bir servet kazancağız. İşte bu gözlük servete vesile olmasından dolayı o servet kadar kıymetli ve esaslı bir gözlük oluyor.TAMAMI

Her şey o gözlüğü takıp takmamakla ilgili oluyor. İşte o gözlük vahdet ve tevhit gözlüğüdür. O sayfa şu kainattır. Sayfanın üstündeki dağınık ve belirsiz yazılar ise Allah’ın isim ve sıfatlarının kainat sayfası üstündeki tecellileri ve akisleridir. Servet ise tevhidi bakışın neticesi olan cennet hayatıdır. Yazıların gözlüksüz okunamaması ise insanın tevhit nazarı olmadan, yani Kur’an’sız, soyut aklı ile kainat sayfasındaki rububiyeti ve uluhuyeti görememesine kinayedir. Aklı vahye tercih eden felsefenin içler acısı durumu bu meseleyi ispat etmeye kafidir  Evet, vahdet ve tevhit nazarı bir anahtar gibi bütün kainatın sırlarını ve manalarını açıyor. Kainatta çıplak akıl ile görülmesi mümkün olmayan incelikleri ve nurları akla gösterip ispat ediyor …” 

 

… Göz ve görmek üzerine e-kitaplar..;

 

Derin Göz

  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.

Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … Buradan indirebilirsiniz.

 

Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…

 ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” 

Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. Buradan indirin. 

Yıllar sonra okunacak bir mektup… »

 

  Seni, yıldızlarla ayın dans ettiği o çöl gecesindeki hisse, yıllar sonrası için saklamıştım. Yüzünden kayarak bir yıldız bulana kadar saklımdın…

  O kadar derinden “âh” çekmeseydin keşke; duyulmak ihtimalini de inletmemiş olurdun… Kim bilir belki o kitaplıkta bir “ah” miktarı kaybolabilirdik… Çünkü saklımdın…

  Hatırlıyor musun, ayın üzerimize düşecek kadar yakın olduğu bir geceydi, ellerimi uzatsam dokunacak gibiydim aya; ama sana sunmuştum. Hatırlıyor musun?

  Hatırlıyor musun, herkes evinde mutluluğuna sarılmış uyuyordu, ben… âh zavallı ben, senin yalnızlığınla, yalnızlığının nöbetini tutuyordum. (Garip şey insan yalnızlığa sarılamıyor.)

  Hatırlarsın, ortak bir an için sözleşmiştik; Beyrut Havalanı… Sonbahar da, son olsun diye… Ayın tekli bir günü, tek bir gün için… Günlerden ne olduğu mühim değildi, sadece gün sabaha doğruyken Read the rest