Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

İslam’ın vizyonu (2) / Hamza Yusuf »

Birinci Bölüm

 (Zaytuna Institute’dan Hamza Yusuf Hanson’ın Dr.Murata ve Chittick’in ‘İslam’ın Vizyonu’ kitabıyla ilgili söyleşisinin 2.kısmı)

Cibril hadisi, hadis literatüründe en önemli hadislerden biri kabul edilir. İslam’ın özeti niteliğindedir. Bu hâdise, Efendimiz (SAV)’in irtihalinden 80 gün önce vukû bulmuştur, Yani bu dünyada bizlerle bulunduğu son döneme aittir. Hadis râvisi Ömer ibn Hattab’dır. Hz.Ömer ikinci halifedir, aynı zamanda sahabe olarak Hz.Ebu Bekir’den sonra Hz.Peygambere (SAV) en yakın ikinci kişidir. Hadis şöyle başlıyor: “Hz.Peygamber (SAV) ile oturuyorduk. Beyaz elbiseli, simsiyah saçlı bir kişi çıkageldi, üzerinde hiçbir seyahat alameti yoktu.”

Burada ilginç bir durum var. Medine bir çöl şehri, bu kasabada yaşayan birkaç bin insan var. Şehirden çok bir köy gibi. Arabistan standartlarında şehir olarak düşünülebilir ama insanların birbirini tanımadığı bir yer değil. İnsanlar birbirini tanıyor. Bu kişi temiz, beyaz elbiseler içinde, dışarıdan geldiğine dair üzerinde hiçbir alâmet yok. Doğal olarak bu insanın yabancı olduğunu Read the rest

1 Mayıs katliamı solcuların suçu muydu? »

olaylarını o dönemde foto muhabiri olarak izleyen Savaş Ay’ın çektiği ve “ilk kurşunu atanları gösterdiğini iddia ettiği” fotoğraf ortaya çıktı.

Hayat mecmuasının 5 Mayıs 1977 tarihli sayısında yer alan fotoğrafta elinde sopalar tutan gençlerin önünde elinde silahla koşan biri görülüyor. Bu arada kalabalığın arasındaki bir başkası da silahına davranıyor. Fotoğrafın altındaki yazı ise şöyle: “Kimdiler, Neden geliyorlardı, ne istiyorlardı? Bazıları silahını çekmiş, bazıları da yeni yeni silaha davranmaktaydılar. Aralarında silahsız hiç değilse sopasız olanı yoktu. Biraz sonra o silahlarla sopalarla vurup öldürecekleri insanları belki de daha önce hiç görmemişlerdi. Ama gergin yüzlerinde yüzlerce yıl sürmüş bir kan davasının hıncı vardı. Kavgayı da o hınçla başlattılar.”

Her şey bir silah sesiyle başladı

Hayat mecmuasındaki haber ise şöyle: “Bu tür resimler yakın zamanlara kadar Beyrut’tan gelirdi, İrlanda’dan gelirdi, Amerika’nın ırk kavgasına sahne olmuş şehirlerinden gelirdi. Oralarda neler olduğunu hep biliyorduk. Beyrut’ta sosyal görüş farklarına dayanan bir din savaşı sürüp gidiyordu. İrlanda’da hem yabancıya karşı hem de mezhep ayrılığı yüzünden savaş vardı. Amerika’da ise egemen ırk ile ezilen, horlanan ırk nice zamandır sürekli kavga halindeydi. Ya Türkiye’ye ne oluyordu? Toplantı yasalara uygun olarak başlamıştı. Başlangıçta tedbirler yerli yerinde görünüyordu. Toplananlar da, güvenlik tedbirleri alanlar da sorumluluk duygusu içinde hareket etmekteydiler. Ama, bir silah sesiyle her şey bir anda alt üst oldu. Masum insanlar bir anda ne olduklarını anlayamadan kendilerini kanlar içinde yerlerde buldular. Kimi kaçarken vuruldu, kimi sığındığı duvar kenarında mermilere hedef oldu. Hava kararırken boşalan meydan tam bir savaş sahnesiydi ve radyolarda bu, ilan edilmemiş, savaşın ölü ve yaralı listeleri okunuyordu.”
“O fotoğrafı ben çektim”

Savaş Ay, 2 Mayıs 2012 tarihli Sabah gazetesindeki yazısında şu ifadelere yer vermişti: “Kanlı 1 Mayıs… 23 yaşımda bir polis muhabiri olarak o acı günü başından sonuna yaşadım ben de. İlk ateşin Halkın Kurtuluşu adlı örgüt içine sızmış, muhtemelen ‘ayarlanmış’ 2 genç tarafından açıldığını kendi gözlerimle gördüm. DİSK o gruplara (Mao’cu tabir edilirlerdi) meydanda yer vermek istemiyordu. Gençler Tarlabaşı istikametinden zorladı ve biri belinden tabancayı çıkarıp ateş etti. Sonra ikinci bir genç aynısını yaptı. Ben o anı fotoğrafladım.”

Akarsu sesi güzeldir »

Bugün cuma, ne olur bir şey yap(18) »

Zâtının nûrundan nur-i evveli halkeyleyen, cümle kâinatı envâr-ı ilâhisiyle tezyin eyleyen, nuruna muhatab hazret-i insan-ı halkeyleyen, nuruyla insanı pür nur eyleyen, âhirde nurunun itmamına kulunu şahid eyleyen, şehadet nuruyla cemâlinin nurunu kullarına bahşeyleyen, esma-ı ilâhiyesinin ve kelâm-ı sübhaniyesinin ve habîbinin nuruyla pür nur olan sırat-ı müstakîmini bizlere şerîat, tarîkat, hakîkat ve ma’rifet râhı olarak ihsan eyleyen Cenâb-ı zü’l Celâl, ve’l-Kemâl, ve tekaddes Hazretleri’ne sonsuz ham ü senâ olsun. Bu hamdın nuruyla gönüllerimiz pür nur olsun. 

İnsanlığı zulmetten nura, gamdan sürûra, firkatten huzura ve vuslata vesile kılan Cenâb-ı Hakk’ın nurunun mazharı, yaradılan ilk nur, yaradılmışların nurunun nuru, nurun âlâ nur sırrının kandil-i süreyyası, beşîr ve nezîr, sîracen münîr, misbah-ı sudur, gözlerimizin nuru, kalblerimizin surûru Efendimiz (SAV)’e Cenab-ı Hakk’ın nuru adedince salât ve selâm olsun. Bu salât ve selâmın nurundan âline ve ashabına ve etba’ına dahî ikram olunsun.(*)

Özgürlük ve demokrasi iddiasındaki uygar(!) ülkelere bak! Uçaklarla çocukları Read the rest

1 Mayıs Anatomisi: Türk Solu Neden Kendini Vurdu? »

 

“… DİSK, Taraf yazarı Halil Berktay’ın açıklamalarıyla başlayan 1 Mayıs 1977 tartışmalarıyla ilgili katliamın tanıklarıyla birlikte dün basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan dönemin DİSK Genel Sekreteri, CHP Milletvekili Süleyman Çelebi, 1 Mayıs 1977’de yaşananları açıklığa kavuşturmak için bir komisyon kurulması gerektiğini söyledi. DİSK Genel Başkanı Erol Ekici, katliama ilişkin sorular sorarken, toplantıda konuşan o günün tanıkları ise, ilk ateşin nereden çıktığı konusunda ikiye ayrıldı. Bazı tanıklar ilk ateşin kitlenin içinden, bazı tanıklar ise Sular İdaresi’nden açıldığını söyledi …”  (ALINTI)

 

Bu konuda e-kitap okumak için…
Türk solu iktidar olur mu? 

Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.

Derin MAЯҖ

Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden?

Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok.  Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.

Kemalizmin Zararları(17): Devrim yapar, Dilini devirir, Kendini kaybedersin! »

“… İran sinemasının kimlik oluşturduğu ve bizim bunu başaramadığımız doğru. Ama bizde olan bazı gelişmeler sebebiyle maalesef böyle oldu. Onlar bir tarihte toplanıp sözlüklerinin tamamını değiştirmediler. Kelimelerinin hepsini değiştirip herkesin kendini yabancı hissettiği bir alanda yeniden kendilerini tanımlamadılar.

Dolayısıyla o geleneksel bağ kopmadı. Özellikle de şiirle olan bağları kopmadı; kaldı ki biz aynı havuzdan besleniyorduk, biz aynı insandık aslında. Biraz bağnaz bir batıcılık kafası, halkın önüne sunulan yeni bir şeyler uğruna eskiyi tamamen çıkarmak, bir ağacın meyvesinin kökleriyle olan bağını kesmesi anlamına geldi ki, aslında en çok darbeyi de sanat yedi bu yüzden …” TAMAMI

Avrupa’da dolaşan hayalet ve Fransa seçimleri »

“… Fransa’da Hollande’ın seçim kazanmasının Merkozy ekseninin bozulması açısından bize sempatik gelen bir tarafı olduğu kesin olmakla Hollande’ın ikinci turda hangi oylarla başkan seçildiğini dikkate aldığımızda bu iyimserliği gözden geçirmemiz gerekebilir. Zira onu başkanlığa taşıyan oy buketi Yunanistan’da merkezin yerini dolduran radikal eğilimlerden pek farklı değil. Yani esasen Hollande mayınlarla mücehhez bir koltuğa oturmuş durumda. Merkezin Avrupa’da siyaseti belirleme gücü ve yeteneği azalıyor. Homojen Avrupa ülkelerinde siyasal aktörler demokratik işleyiş nedeniyle toplumun sosyal adalet taleplerine riayet etmek zorunda. Böyle yaptığında sermaye Avrupa’dan uzaklaşarak ekonomik krizi derinleştirir. Krizin derinleşmesinin, merkezin boşalması, radikalizmin bütünüyle Avrupa’yı kuşatması ve bir ileri kriz safhasına sürüklemesi kaçınılmaz. İşte bu döngü, Avrupa’nın esas itibariyle yapısal bir krizi yaşadığını, Avrupa üzerinde dolaşan hayaletin de yeni bir faşizm dalgasına işaret ettiğini gösteriyor. Bir bakıma Avrupa demokrasisi, Avrupa’nın temel sorunu gözüküyor …” TAMAMI

Yol Yorgunu… »

Türkiye siyaseti nerede ve Türkiye’de özgürlükler…” başlığında konuşmak üzere Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Sosyal Bilimler ve Münazara Topluluğunun davetlisi olarak Bolu’daydım. İki günlük seyahatte Bolu’nun doğal güzelliklerini, topluluk öğrencilerinin ve onlara bu ortamı hazırlayan hocalarının değerli fikirleri ve çalışmaları ile süsledi. Konuşmanın öncesinde ve sonrasında ayrı öğrenci guruplarıyla istişare etme fırsatı da buldum; Ayça, Servet, Nurefşan, Ece, Aylin, Çiğdem gibi birçok azimli, başarılı, pırıl pırıl öğrenci… Rasim Özgür Dönmez, Nuh Uçgan ve Koray Tütüncü hoca… Tüm bu olumlu intibalar ile Bolu’dan ayrılırken heybemde huzur ve tatmin yanında yol yorgunluğu da vardı.

  Ak Parti Kadın Kolları geçtiğimiz günlerde -hangi akla hizmet bilmiyoruz- yeni anayasaya “Polis, hakim, öğretmen” gibi meslekler dışında başörtülü kadınlara kamusal alanda çalışabilme hakkı tanınması Read the rest

Dikkat Kitap: Yokluk var mıdır? / Kaliteli Ateizm »

Yokluk var mıdır? Evinizin içini dolduran boşluğu gördünüz mü hiç? Bir türlü gelmeyen şu trenin verdiği sıkıntı ya da sizi habersiz bırakan dostlarınızın sessizliği gerçek değil mi yoksa? Tutulmamış sözler, ödenmemiş borçlar… Yokluk da var aslında “var” dediğimiz şeyler kadar. Ama Yok’un varlığı şuurlu insanlar için var; gelecekten, birisinden ya da Tanrı’dan bir cevap bekleyenler için var “yokluk”. Nazi kamplarında can çekişen Yahudilerin söyledikleri sözü hatırlayın:

“Tanrı yoktur, çünkü bize öğretilen Tanrı gerçekten var olsaydı böyle bir vahşete asla müsade etmezdi”

Artık olmayan gençlik yılları ya da henüz gelmemiş olan yaşlılık da gerçek değil mi? Hatırlayan ya da ümitli olan, düş kırıklığını ve gelecek korkusunu tatmış her insan için vardır “Yokluk”.

Ateizmin ürettiği en kaliteli metinlerinden biri olan Varlık ve Hiç elinizdeki bu kitabın belkemiğini oluşturuyor. Filozof ve edebiyatçı olan Jean-Paul Sartre hiç şüphesiz Batı felsefesinin köşe taşlarından biridir. Varlık, İnsan, Özgürlük ve Ahlâk tasavvuru üzerine yazdığı eseri tanrısız bir ahlâk teorisi. “Geleneksel” dinler ile göbeğini kesmiş bir “iyi insan” arayışı içinde Sartre. Bu arayışın neticesi ateist emir ve yasaklar değil insan fıtratının önemli bir veçhesi, özgürlük şuuru:

“İnsan özgürdür ve bunun farkındadır; bu farkındalık ile, özgürlük ve sorumluluk şuuruyla yaşamaya mahkûmdur.”

Bu bağlamda Sartre gerçek bir ateist: Tanrı karşıtı değil Tanrı-SIZ. Tanrı fikrini değil ilâhî referansları reddediyor. Tanrı’nın yokluğuna iman etmiş modern ateistler gibi pozitivizmi savunmuyor. Pozitivizmin, bilim-perestliğin de bir din olduğunun farkında. (Bkz. Modern Bir Put: Bilim adlı kitap)

Gerçek şu ki modernite icad oldu, ateizmin bile kalitesi bozuldu! 21ci asrın ateizmi içine kapanık ve savunma pozisyonunda. Fikir üretemiyor çünkü materyalist, bilimsel bilgiyi putlaştıran, Stephen Hawking gibi pozitivist … Ama hepsinden önemlisi İnsan’dan kopuk… Modern ateizm Tanrı’dan kurtulmak isterken İnsan’ı da kaybetmiş. (Bkz. Şalgam suyu varsa Tanrı’ya lüzum yoktur )

 Sartre gibi kaliteli ateistlerin çıkış noktası ise bambaşka. Onlar vicdanın sesini duyma gayretindeler. Görünmeyen tanrılar ile kavga etmek yerine “görünürde tanrı yok, biz insan olarak ne yapabiliriz?” diye soruyorlar. İnsan hissiyatından yola çıkılarak bir ortak yaşam projesi icad etmenin peşindeler. Bu çizgiye paralel olarak iç dünyamızda hissettiklerimiz ile dış dünyanın adaleti  arasındaki ilişkiyi ele aldığımız bu kitabı ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz. Sartre’ı ilk defa okumak ve anlamak isteyenler için de kolaylaştırıcı bir basamak olabilir. Buradan indirebilirsiniz.

Franz Schubert / Ständchen »