Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Zanîngeh ekibiyle DOM belgeseli üzerine »

Bazen bir hayal, sadece bir çocukluk rüyasıdır her şey. Hepimizin yok mudur lise arkadaşlarıyla kurduğu hayaller? Hiç ayrılmayacağızdır mesela, ne olursa olsun arayacağızdır birbirimizi, hatta büyük adam olma yolunda uzaklaşan yollara vaat edilmiş mektuplarımız vardır lise arkadaşlarımızla… Ama öyle ya her şeyin bir çırpıda tüketildiği bu dünya, hayallerimize sıkı sıkı bağlandığımızda kulvardan atıveriyor bizi. Çünkü okumaya geldiğimiz şehirlere alışmakla yükümlüyüzdür. Kuşkusuz bu şehirler genelde herkesi başka hayatların içinde çoktan köklendirir. Belki unutmayız lise arkadaşlıklarımızı -çoğu kez unuturuz- ama ortak hayallerden geçmeye dayatılmıştır biçilen geleceğimiz.

Kimisi için farklıdır bu durum. Azdır bu kimileri. Bazen bu ak, açık zihinler daha o yaşlarda bir araya gelince, ortak bir derdi kuşatıverirler. Bu öyle bir şeydir ki, yaratılmış toplumsallıklarına bir aidiyet üretirler. Vazgeçilmez artık bu ortaklıktan. Bir dert üzerine doğmuştur çünkü bu dostluklar, ya da bir dert üzerinde derinleşmiştir. Aslında öyle ya o uzak şehirlere bile o dert sonucu gidilmiştir.

Dom belgeselini izlediğimde röportaj yapmak istedim. Çünkü yeni bir kültürü tanımak, tanıtmak heyecanı sarmıştı beni. Röportajın ardından karşıma çıkan bu güçlü oluşum ya da platform beni tam anlamıyla büyüledi.

Zanîngeh Media ekibinden Ridwan Xelîl ile görüştüm. Xelîl, öncelikle Zanîngeh ekibinden bahsetmeye başladı. Onlar Nusaybin‘de okuyan lise arkadaşları. İrtibatları üniversite için farklı şehirlere geldiklerinde bile kopmuyor. Çünkü ortaya bir dava konuyor. Zanîngeh, Yani “sanal üniversite“. Amaçları Kürtçe’nin bir bilim dili olması. Ama gerekli ilgiyi görmüyorlar. Sonra ekibin ilgi alanı iletişime doğru kayıyor. Şimdi daha çok Zanîngehfilm adı altında, projelerini hayata geçiriyorlar ve belgesel, film gibi çalışmalarını gerçekleştiriyorlar. Hımm tabii eğer para bulabilirlerse… Şimdiye kadar genelde çalışmalarını kendi imkânlarıyla gerçekleştirmişler yani harçlıklarını birleştirerek.”  TAMAMI: Magrib.org

Kürt Siyasetinin Öznesi Kürtler Olmadıkça… »

“… PKK; önce açılım süreci, arkasından Ergenekon tutuklamalarıyla başlayan yeni Türkiye’nin yeni sürecinde, kendi yol haritasını Öcalan’sız çiziyor ve bu yol haritası Türkiye’nin gerçekliğine değil, daha ziyade Suriye’nin geleceğine, Ortadoğu’daki yeni jeopolitik dengelere, Kürt-Şii ittifakına bağlı olarak hayata geçiriliyor.

PKK’nin yürüttüğü mücadele tarihinde, sırtını Türkiye’deki gerçeklere dönüp, bu denli büyük bir arzu ve hevesle, geleceğini ve siyasi hesaplarını Ortadoğu’daki gelişmelere bağladığı bir başka dönem daha yoktur.

Bu dönem, 2004’te silaha yeniden sarılmayla başladı. Yani AKP hükümetinin ve devlet bürokrasisinin bir yandan, yeni bir Kürt politikası oluşturma bir yandan da askerî vesayet ve darbe planlarına karşı gerçek bir demokrasi ve sivil mücadele verdiği yıllarda …” (Orhan Miroğlu / Taraf)

 

 

… Bu konuda okumak için…

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz. 

 

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin. 

 

 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin”  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin. 

Schubert – Arpeggione – (Anne Gastinel Claire Désert) »

Dikkat Kitap: Sosyalizm İslam’a uyar mı? »

Bir yanda zekât üzerinden eşitlikçi bir İslâm yorumu yapan anti-kapitalist Müslümanlar. Diğer tarafta bir türlü iktidar olamayan, sosyalizmi bilmeyen, kemalizmi demokrasi zanneden devletçi, hatta darbe yanlısı bir Türk solu.

Türk solu geçmişiyle yüzleşmekten korkuyor. Solcunun solcuyu katlettiği 1 Mayıs 1977 hâlâ bir tabu. Deniz Gezmiş’in ulusalcı duruşunu da eleştiremiyorlar solcular. Evet… Türk solcuları iktidara yürümek için bir koltuk değneğine muhtaçlar. Peki ya İslâm? Sosyalizm İslâm’a ne kazandırabilir? Sosyalist devletlerin Müslümanlara yaptığı onca eziyetten sonra Müslümanlar sosyalizm ile ittifak yapabilir mi?

Derin Düşünce okurları tartıştılar, biz de kitaplaştırdık. Buradan indirebilirsiniz.

Böyle polisler varken PKK tatil yapar! »

“… Sivil giyimli üç “toplum polisi” AVM’nin Bowling salonuna geliyorlar. Önce kapalı mekanda sigara içmeye başlıyorlar, sonrasında orada bulunan kızlara sözlü olarak sarkıntılık etmeye.  Personel tarafından “kapalı mekanda sigara içme yasağı” olduğuna ilişkin uyarı alıyorlar ve “eğer içmek istiyorlarsa terasta açık yer olduğu” söyleniyor. Peki karşılık ne oluyor dersiniz. “Biz burada  sigara da içeriz, sizin ………”

Sivil giyimli olsalar da “üniformalarına ve kimliklerine” güveniyorlar. Sonrasında bir de takviye güç istiyorlar ve sonuç malum… Nasıl olsa caydırıcı bir cezaları yok. “Soruşturma başlatılıyormuş-açığa alınıyorlarmış-yargılanacaklarmış” hikaye bunlar, bir müddet açığa alınıyorlar, gözden kayboluyorlar, sonra başka bir ilde, başka bir ilçede ortaya çıkıyorlar. Devletin “dokunulmazları” arasında yer aldıkları için sürekli devletin “kayırmacı” sistemi bunlar için işliyor …” (Elif Çakır, Star)

Vermek… insan olmaktır »

Son 90 günde en çok paylaşılanlar »

  1. Anti-Kapitalist Müslümanlar cahil ve aptal değiller!
  2. Omurgasızları tanıyalım: Ece Temelkuran, Nuray Mert, Sırrı Süreyya Önder, DİSK, TKP, BDP ve ötekiler
  3. Yetimlere Dünyanızda Yer Açın
  4. Fetva devlet lehine değil hak lehine verilir
  5. Kan Sevgisini Öğretmek…
  6. Başbakan’ım iki kelam edip çekileceğim…
  7. Kardeş Kavgası / Nikos Kazancakis
  8. Devlet, din, dindar bir de kindar!
  9. Tüfek, Mikrop ve Çelik / Jared Diamond
  10. Dönüşüm / Franz Kafka

Resim sanatındaki Hakikat / Jacques Derrida »

Sunuş: Bireylerin birer gözden ibaret olduğu, herkesin herşeyi gördüğü bir toplum hayal edin. Özel hayat, gelenekler, aramak, öğrenmek, ön-arka, küskünlük, gaflet, tehdit, fırsat gibi bir çok kavramı akletme imkânı ortadan kalkmaz mıydı? 

Gözlerimizin sınırlı oluşu sayesinde algılıyoruz kavramları. Hani meşhur bir güvercin[0] vardır, havayı iterek uçar ama havanın direncinden yakınır durur. “Hava olmasaydı daha hızlı uçabilirdim” der. İnanmak zor ama … eğer sınırsız görme kabiliyetine sahip olsaydık hiç bir şey göremezdik! güneşe dürbünle bakan biri gibi kör olurduk. Hakikat’i görmekte zorluk çekmemizin sebebi O’nun gizli olması değil tersine aşikar olmasıdır. Aksi takdirde Hakikat’i içeren, kapsayan ve perdeleyen daha hakikî bir Hakikat olması gerekirdi. İşte bu sebeple Hakikat’i görmek için Sanat’a ihtiyacımız var, bilmek için değil bulmak için. (MY)

Velasquez’in 1656’da yaptığı “Nedimeler” adlı esere bakıyorum. Tablodaki insanlar da bana bakıyor. Sol tarafta elinde fırçayı tutan yoksa ressamın kendisi mi? Resmi yapılan ben miyim?

Genelde bir resime baktığımızda “dışarıdan” bakılır. Hatta Delacroix gibi ressamların hamam sefalarına, yatak odası tasvirlerine bakarken röntgenci gibi hissetmeye başlarsınız kendinizi. [1] Çünkü resim bakılmak için konmuştur oraya. Siz de bakmak için para verip girmişsinizdir. Çerçevenin bittiği yerde resim de biter. Sonra bir kaç adım atıp yandaki resme geçersiniz. Müze gezerken bu “dışarıdan” bakma hali o kadar baskındır ki insan kendi vücudunun da bakılabilir bir cisim olduğunu unutur. İşte Velasquez’in Nedimeler’i bu bakımdan ilginç. Çünkü tablo çerçeveyle sınırlı değil. Duvarda asılı duran aynada yansıyan iki insandan biri siz olabilirsiniz. Şayet bu doğru ise ressamın tuvalinde resmedilmekte olan da sizsiniz demektir. Yani bakan olduğunuz kadar bakılansınız. Tablo sizi içine mi çekti yoksa tabloda görünenler çerçeveden dışarı mı taştı?

 

Sanat bu bakımdan ilginç bir “alet”. Kelimelerin yetmediği yerde gözlerimizi (resim, heykel) ve kulaklarımızı (müzik) kullanabiliyoruz. Hatta bakılan ile söylenen arasındaki uçurumu ifade etmek için bile Sanat’a ihtiyacımız var. Büyük bir düşünürün Nedimeler’i analiz ederken söylediği gibi:

“… Gördüklerimizi ne kadar anlatırsak anlatalım, görünen hiçbir zaman kelimelerin içine sığmaz. [Aynı şekilde] sözle ifade bulan fikir ve duygularımız teşbih ve kıyasla “görsel” hale getirilse bile, bunların mânâ ile buluştuğu yer göz değil lisandır ancak…” (Michel Foucault, Kelimeler ve Şeyler)

İlginç bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Jacques Derrida’nın yazdığı “Resim sanatındaki Hakikat”. Soru gibi bir başlık. Acaba resimin Gerçeklik‘inden yani renkleri, konusu, dahil olduğu ekolden yola çıkarak Hakikat‘e erişilebilir mi? Varlık, Hayat ve Ölüm’ün sırlarına Read the rest

Bu yaz hangi kitabı okusak? »

 
 

 

Kitap Tanıtan Kitap 1

Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… Buradan indirebilirsiniz. 

 

Kitap Tanıtan Kitap 2

Kitap tanıtan Kitapların birincisi kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…Buradan indirebilirsiniz. 

 

Kitap tanıtan kitap 3

İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz. 

 

PKK Kürtleri ne kadar sever? »

“… APO’ya şu soruyu sormuştum: “Hadi hepsine amennâ da PKK’nın Kürt köylerine ve bizzat Kürtlere karşı katliamlar düzenlemesine ne buyrulur?” Şöyle yanıtlamıştı: “Komutanıma TC işbirlikçisi hainleri cezalandır emrini veriyorum, kan davası kültüründen indiği için ana-baba, çoluk-çocuk, tavuk-horoz hepsini imha ediyor.” EH, Bekaa Vadisi’nin ortasındayız ve dolayısıyla hazrete “sen bunu külâhıma anlat. Bir değil, beş değil, on değil ki tümünü ‘feodal kültür’ hanesine yazalım” diyecek halim yok!

Yutkunmakla yetinip diğer sorulara geçmiştim. Bu diyalog, daha doğrusu monolog 1988 yılına ve iki gün önceki Mehmet Ali Birand mülâkatı gibi yasaklanacağı endişeyle Cumhuriyet‘te yayımlanmayan röportajıma uzanıyor. AMA müsaade buyurun, tabii ki Apo’nun mazeretini …” (Hadi Uluengin, Taraf)

 

… Bu konuda okumak için…

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz. 

 

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin. 

 

 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin”  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.