Ney Taksim/Niyazi Sayın »
By Ali P. on Eki 7, 2012 in İnsan Müzikleri | 0 Comments
Önceki YazılarBy admin on Eki 7, 2012 in Devlet Terörü, PKK, Ulus-Devlet | 2 Comments
By Dursun Kackar on Eki 6, 2012 in İran, İsrail | 1 Comment
İRAN HABERLERİ İSRAİL LOBİSİ İLE AYNI
Batı basınında ve özellikle 5 Kasımdaki dava öncesinde İsrail lobisinin yönlendirmesi ile bu haberler çıkarken bu seferde aynı tarzdaki haberler İran basın yayınında görülmeye başlandı.İran’ın medya organları ısrarla, Türkiye’nin Özgür Suriye Ordusuna silah desteği sağladığını iddia etmeye başladılar. İşin ilginç yanı bundan on gün önce İran’da çıkan bu haber değeri taşımayan haberler Türkiye’de yeni servis edilmeye başlandıDOĞAN HABER AJANSI BAYAT BİR HABERİ NEDEN SERVİS ETTİ?
Aydın Doğan’a ait Doğan Haber Ajansı (DHA), 25 Eylül’de Fars Haber ajansında çıkan bir haberi hiç bir kaygı taşımaksızın aynen kopyaladı ve Türkiye’deki abonelerine servis etti. Söz konusu haberde, İHH’nin Osman Atalay aracılığıyla Suriye halkına silah yardımında bulunduğu iddia ediliyor. Ajans, vakfın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Suudi Vahabi gruplarla işbirliği içinde faaliyet gösterdiğini de iddia etti. Ajansın iddiasına göre IHH, 2011 Mart’ında Suriye’deki olayların patlak vermesinden itibaren Beşşar Esad’a karşı mücadele eden gruplara aktif bir şekilde yardım etmeye başladı. Bu iddia karşısında İHH yetkilileri açıklama yapma gereği bile hissetmezken, ne ilginçtir ki DHA bu haberi on gün sonra bulup servis ediyordu.Doğan Haber Ajansı bu haberi servis ederken bu sefer aynı haber ajansı bu sefer aynı haberin biraz geniş halini İngilizce olarak servis etmeye başladı. Habercilikte eski bir haberinizi yeniden yayımlarken yeni bir gelişme olması gerekiyor. Haberde yeni bir gelişme yokken, bu haberin servis edilmesi akıllara İran basın yayını İHH’dan ne istiyor sorusunu gündeme getiriyor.ABD’NİN İSRAİL’İN YAPAMADIĞINI İRAN MI YAPACAK
Bilindiği üzere, İHH Mavi Marmara olayı sonrasında, İsrail’in hedefine girmiş ve israil lobisinin yönlendirmesi ile ABD’de terör örgütüne destek veren sivil toplum kuruluşları arasına alınmak istenmişti. İran Haber Ajansının bu manipülatif haberi, İsrail lobisinin isteklerine de hizmet ediyor. Bu isteğe bir desteği de Aydın Doğan’a ait DHA sağlamış oluyor. 5 Kasımdaki Mavi Marmara Davası öncesinde İsrail be onun lobisinin etki alanından çok sayıda manipülatif haberin gelmesi olasılık dahilinde. Ancak, İran basın yayın organlarının bir kısmının da bu etki alanı içerisine gireceği açıkçası beklemiyorduk …” (TimeTürk)
Bu konuda bir başka makale: İsrail’in rüyasını İran mı gerçekleştirecek?
… E-kitap okumak için…
İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında
Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.
Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.
By Tavit Kilimciyan on Eki 6, 2012 in İnsan Müzikleri | 1 Comment
By Ayla Chignardet on Eki 5, 2012 in Ateizm, Boşluk, Yokluk | 1 Comment
” İmanın ilk şartı ateizmdir…
İmanın giriş kapısının şifresi iki kelimeden oluşur.
User: İlah yoktur. (La ilahe)
Password: Allahtan başka. (İllallah)
Yani imanın ilk şartı ateist olmaktır. Bağıra bağıra Tanrı yoktur demektir. İkinci adımı ise daha yüksek sesle Allah’ın tek olduğuna inandığını beyan etmektir. Sevgili Peygamberimize peygamberlik geldiğinde, Allah’ın mesajlarını tebliğ etmesi gereken kitle ateist değildi. Hepsi koyu dindardı. Dinlerinin tonlarca tanrısı vardı. Hazreti Muhammed’in önce onları varolduklarına inandıkları onlarca tanrının olmadığına inandırması ve “La ilahe” demeye ikna etmesi gerekiyordu. Putlarını kıran, adeta mıntıka temizliği yapan bir kafa ancak “illallah” diyebilirdi. Namazdan önce, oruçtan önce, hacdan önce, zekâttan önce, içki yasağından önce ilk Müslümanlar ateist oldular. Önce Tanrılarını inkâr ettiler.
Bu durumda; Sevan Nişanyan gibi bir ateist, cahiliye döneminin kudretli savaşçısı, aslan avcısı Hamza’dan imana daha yakındır. Mıntıka temizdir. İman şifresinin yarısını kendi çabasıyla hâlihazırda bulmuş ve beyan etmiştir. Geriye yarısı kalmıştır. Bugünlerde Hazreti Muhammed’e (SAV) daha önce de Allah’a (CC) hakaret eden yazılarından dolayı sert tepkilere maruz kalan Nişanyan aslında iman konusunda yolu yarıladığının farkında. …” (Ramazan Rasim, Taraf)
… Bu konuda e-kitap okumak için…
Jean-Paul Sartre ile Kaliteli bir Ateizme Doğru
Yokluk var mıdır? Evinizin içini dolduran boşluğu gördünüz mü hiç? Bir türlü gelmeyen şu trenin verdiği sıkıntı ya da sizi habersiz bırakan dostlarınızın sessizliği gerçek değil mi yoksa? Tutulmamış sözler, ödenmemiş borçlar… Yokluk da var aslında “var” dediğimiz şeyler kadar. Ama Yok’un varlığı şuurlu insanlar için var; gelecekten, birisinden ya da Tanrı’dan bir cevap bekleyenler için var “yokluk”. Nazi kamplarında can çekişen Yahudilerin söyledikleri sözü hatırlayın:
“Tanrı yoktur, çünkü bize öğretilen Tanrı gerçekten var olsaydı böyle bir vahşete asla müsade etmezdi”
Artık olmayan gençlik yılları ya da henüz gelmemiş olan yaşlılık da gerçek değil mi? Hatırlayan ya da ümitli olan, düş kırıklığını ve gelecek korkusunu tatmış her insan için vardır “Yokluk”.
Ateizmin ürettiği en kaliteli metinlerinden biri olan Varlık ve Hiç elinizdeki bu kitabın belkemiğini oluşturuyor. Filozof ve edebiyatçı olan Jean-Paul Sartre hiç şüphesiz Batı felsefesinin köşe taşlarından biridir. Varlık, İnsan, Özgürlük ve Ahlâk tasavvuru üzerine yazdığı eseri tanrısız bir ahlâk teorisi. “Geleneksel” dinler ile göbeğini kesmiş bir “iyi insan” arayışı içinde Sartre. Bu arayışın neticesi ateist emir ve yasaklar değil insan fıtratının önemli bir veçhesi, özgürlük şuuru:
“İnsan özgürdür ve bunun farkındadır; bu farkındalık ile, özgürlük ve sorumluluk şuuruyla yaşamaya mahkûmdur.”
Bu bağlamda Sartre gerçek bir ateist: Tanrı karşıtı değil Tanrı-SIZ. Tanrı fikrini değil ilâhî referansları reddediyor. Tanrı’nın yokluğuna iman etmiş modern ateistler gibi pozitivizmi savunmuyor. Pozitivizmin, bilim-perestliğin de bir din olduğunun farkında. (Bkz. Modern Bir Put: Bilim adlı kitap)
Gerçek şu ki modernite icad oldu, ateizmin bile kalitesi bozuldu! 21ci asrın ateizmi içine kapanık ve savunma pozisyonunda. Fikir üretemiyor çünkü materyalist, bilimsel bilgiyi putlaştıran, Stephen Hawking gibi pozitivist … Ama hepsinden önemlisi İnsan’dan kopuk… Modern ateizm Tanrı’dan kurtulmak isterken İnsan’ı da kaybetmiş. (Bkz. Şalgam suyu varsa Tanrı’ya lüzum yoktur )
Sartre gibi kaliteli ateistlerin çıkış noktası ise bambaşka. Onlar vicdanın sesini duyma gayretindeler. Görünmeyen tanrılar ile kavga etmek yerine “görünürde tanrı yok, biz insan olarak ne yapabiliriz?” diye soruyorlar. İnsan hissiyatından yola çıkılarak bir ortak yaşam projesi icad etmenin peşindeler. Bu çizgiye paralel olarak iç dünyamızda hissettiklerimiz ile dış dünyanın adaleti arasındaki ilişkiyi ele aldığımız bu kitabı ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz. Sartre’ı ilk defa okumak ve anlamak isteyenler için de kolaylaştırıcı bir basamak olabilir. Buradan indirebilirsiniz.
By Ali P. on Eki 5, 2012 in Görmek, Göz, Kitap Alıntısı, Sanat | 0 Comments

“Bugün Cezanne’nin haklı olduğunu biliyoruz. Görme sürecimiz fotonlarla başlar, ama bu yalnızca başlangıçtır. Gözlerimizi her açtığımızda, beyin şaşırtıcı bir tahayyül eylemine girişir ve ışık kalıntılarını anlayabileceğimiz bir biçim ve mekan dünyasına dönüştürür. Bilimciler kafatasını inceleyerek duyumlarımızın nasıl oluştuğunu, görme korteksi hücrelerinin nasıl sessizce görme olayını gerçekleştirdiğini görebilirler. Gerçeklik, biz şahid olalım diye orada öylece beklemiyor: gerçeklik zihin tarafından oluşturulan bir şeydir. Cezanne’in sanatı görme olayının nasıl olduğunu ortaya koyar. Tabloları gereksiz derecede mücerret olmakla eleştirilmiş olsa da, -öyle ki empresyonistler bile Cezanne’ın tekniğiyle alay etmiştir-, aslında bize dünyayı beyne ilk gözüktüğü şekilde gösterir. Bir Cezanne tablosunun sınırları yahut bir şeyi başka bir şeyden ayıran kalın siyah çizgileri yoktur. Onda yalnızca fırça darbeleri ve tuvalde bir rengin yüzeye sürüldüğünde başka bir renge değiştiği görüntüsünün olduğu yerler vardır. Görmenin başlangıcı budur: Gerçeklik beyin tarafından çözülmeden önce buna benzer. Işık henüz biçim haline gelmemiştir. […] Tablonun doğduğu yer boya yahut ışık değil, zihnimizin içinde bir yerlerdir.” (Proust Bir Sinirbilimciydi / Jonah Lehrer)
… Bu konuda okumak için…
İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot, Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.
Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca, Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … Buradan indirebilirsiniz.
By Ali P. on Eki 4, 2012 in Bugün cuma | 0 Comments
Rahmet ve rahmaniyetiyle cümle mahlûkatına şefkâtle ve muhabbetle muamele eyleyen, insanı halkeyleyüp kendi nurundan nur bahşeyleyen ve bu nur ile kendisine hidayet eyleyen, kendisi hidayet etmezse O’ndan başka bize hidayet edici bulunmayan, hidayet ve ibadet zevkini kuluna bahşeyleyen, verdiğini kimsenin almaya muktedir olamadığı ve kendisinin âtâ ve ihsan eylediğine asla kimsenin mâni olamadığı, Vehhab-ı Kerîm, Kâdir-i Kavi, Cenâb-ı zü’l-Celâl ve’l-Cemâl ve’l-Kemâl ve takaddes Hazretleri’ne hamdederim.
Sıratullah, hidayetullah, minnetullah, şerrefehullah, azzemehullah, ker- remehullah, nebîyyullah, şefiyullah, şifayullah, Resûlullah Efendimiz Hazretleri’ne salât ve selâm ederim. Âlinin, ashabının ve evlâdının hatta etba’ının bu salât ü selâmdan haberdâr olmasını Hak celle ve âlâ Hazretleri’nden niyâz ederim.(*)
Özgürlük ve demokrasi naraları atan ülkelerin pilotsuz uçaklarla çocukları bombaladığı, silah üretip satanların kendilerini “barışçı” ilân ettiği bir dünyada yaşıyorsun. Petrol çalmak için insan öldürenlerin kurduğu bir ”medeniyetin” gölgesindesin. O « barışçı ve medenî» ülkeler ki askerleri masum insanları öldürüyor. Bu nasıl bir medeniyet ki yetiştirdiği insanlar hayvanların bile tenezzül etmeyeceği rezilliklere yelteniyorlar. işte bileğini bükemediğin için çizmesi altında yaşamak zorunda kaldığın “medeniyet” böyle bir medeniyettir.
Bu medenî(!) insanlar öylesine açgözlüler ki kendi milletlerini dahi soyup soğana çeviriyorlar sahte ekonomik krizler ile. Ama kimse onlara ses çıkaramıyor. Çünkü hukukun mal gibi alınıp satılmasına göz alıcı bir kulp taktılar: “Özgürlük!” (Bkz. Ticarî bir mal olarak “Adalet”)
Gördüğün manzara karşısında kalbinde duyduğun sıkıntı senin bir insan olduğunun ispatı. Vicdan sahibisin. Aklın ve kalbin gördüklerine itiraz etmekte. Ama bu sıkıntı bir isyana dönüşmeden önce dur ve düşün. Bu zulmün müsebbibi tarafından senin için biçilmiş rollerden birine mi bürüneceksin yoksa kendi yolunu mu çizeceksin? Zalim senin özgür olduğunu zannetmen için iki yol çizdi, iki seçenek(!) verdi:
Read the rest
By admin on Eki 4, 2012 in Site İstatistikleri | 0 Comments

Geride bıraktığımız eylül ayında okurlarımız iki rekora imza attılar. Birincisi toplam 21.765 e-kitap indirilmesi ile gerçekleşti. Genelde toplam indirilen e-kitap sayısı 10-12 bin arasında değişiyor, yaz aylarında 7-8 bin sularına iniyor bu rakam. Eylül ayı rakamları gelene kadar rekor 16 bin civarında idi. Ama eylül 2012 bütün zamanların en verimli ayı oldu. Okurlarımızın yoğun ilgisi bizi gerçekten mutlu etti.
İkinci rekor ise “Sosyalizm İslam’a uyar mı?” kitabıyla geldi. Tek başına 5112 kez indirilen bu kitap hem toplam indirmeyi yükseltti hem de bir ayda en çok indirilen kitap oldu. Genelde her ayın en çok okunan kitabı 1000 – 2000 bandında geziyor. Bu rakamın üzerine çıkılması bile bir istisna iken 5000’i aşmak gerçek bir başarı. Bu vesileyle kitabın içeriğine katkıda bulunmuş olan bütün yorumculara teşekkür ediyoruz.
Siteye gelen bağlantılardan, Alexa, Google Analytics ve hosting istatistiklerinden takip edebildiğimiz kadarıyla lise ve üniversitelerden gelen ziyaretlerde net bir artış var. Okuyan, tartışan, sorgulayan bir gençliğin ayak sesleri ya da klavye tıkırtıları bunlar 🙂
Eylül ayında en çok okunan kitapların listesi şöyle:
By admin on Eki 3, 2012 in Sitede Yaşam | 0 Comments
Bugün sitemizde bakım-onarım yapıyoruz. Eskisi gibi okumaya ve e-kütüphaneden kitap indirmeye devam edebilirsiniz ama ufak aksaklıklar olabilir. 12 saat içinde normale dönmeyi hedefliyoruz. Bir anormallik görürseniz lütfen bildirin.
Dostlukla…
By Editorden on Eki 1, 2012 in Site İstatistikleri | 0 Comments