Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Kur’an’dan ve hadislerden feyz alanların sözleri hiç bir zaman eskimez »


Mesnevi İle İlahi Aşk 17.11.2012 par TVNET

Tabut / Necip Fazıl Kısakürek »

 
… Bu konuda e-kitap okumak için…

 

Ölümden Bahseden Kitap

Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir “problem” olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o “konuşmayan nasihatçıdan”, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. Buradan indirebilirsiniz.

 

Zaman Nedir?

“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ” diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câz, Mesnevî, Makasıt-ül Felasife , Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak

Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik. Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?

Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın NE? olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce NASIL? olduğuna baktık bu ilk makalelerde. NE? ve NASIL? soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. Buradan indirebilirsiniz.

Avrupa usulü dayanışma »

… Bu konudaki makaleler…

  1. Çocukları sokağa atma özgürlüğü
  2. Kriz çıkarma özgürlüğü
  3. Avrupa batmayacak, çoktan battı çünkü…
  4. Sürdürülebilir Şerefsizlik: Çin ve Avrupa
  5. IMF neden Krizi körüklemek istiyor?
  6. Avrupa Muz Cumhuriyeti’nde darbe mevsimi…
  7. Piyasa Demokrasiyle Savaşırken
  8. Yunanistan kumar masasında ütülüyor…

 

 

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Bir kızıl goncaya benzer dudağın / Muhayyer Kürdi Şarkı »


 

Bir kızıl goncaya benzer dudağın
Açılan tek gülüsün sen bu bağın

Kurulur kalplere sevda otağın
Kimbilir hangi gönüldür durağın

Her gören göğsüme taksam seni der
Kimi “ateş gibi yaktın beni” der

Kimi billur bakışından söz eder
Kimbilir hangi gönüldür durağın

YAKINDA: Erkekler ağlamaz, insanlar ağlar »

Ah keşke biraz daha kadın olsaydık. İki dünya savaşı çıkmayabilir, Hiroşima, Auchwitz ve Gazze katliamları olmayabilirdi. Kadınlığımızı biraz daha muhafaza edebilseydik gökyüzü ve okyanuslar bu kadar kirlenmeyebilirdi. Herşey içimizdeki Kadın’ı öldürdüğümüz o gün başladı… Hangi gündü o?

 “… Tezyin[1] (“ornament”) sanatı estetik bir değerlendirmeye uygun değildir. Kadının yaptığı tezyin ilkel, hayvanî bir duygusallık arz ediyor. Uygar adama karşı işlenmiş bir suç bu. Faydasız yere tekrar edilen bu motifler sanatın vebası. […] 30 yıllık bir savaştan muzaffer çıktım. Tezyin eskiden “güzeli” nitelemek için kullanılıyordu. Bütün hayatımı adadığım bu mücadele neticesinde artık aşağılık bir değer ifade ediyor …” (Adolf Loos, 1930)

Tabi bütün suçu Loos’a atamayız, kollektif bir sapma bu. Belki Batı’dan başladığı iddia edilebilir. Ama ya biz? Neden Müslüman coğrafyası kolayca, hiç direnmeden boyun eğdi? Oysa top tüfek gerekmiyordu. Alimin mürekkebiyle direnmek icab ederdi. Şimdi biraz geç. Lisanımız bile devrildi uğursuz ve sinsi bir devrim ile, altında kaldık. Dedemizin su içtiği çeşmenin kitabesini okuyamaz olduk. Artık Batılılaştık, araz olan Erkeklik’i cevher olan İnsanlık sanıyoruz. Sadece erkek olmaya çalışırken kadınlığımızı, kadınsal değerlerimizi kaybediyoruz.

Dedelerimiz sevgiliye “Siz” diyen şarkılar yazardı. Bizim şarkılarımız ise “bandıra bandıra ye beni, yakalarsam öperim, ALLAH belânı versin, Karagümrük’ü yakarım” diyor. Edebiyata, şiire, musikiye düşman alimler(!) türedi. Sabah namazında camide bir saf doldur(a)mayan islamcıların binlercesi her cuma İsrail bayrağı yakıyorsa bu yüzdendir. Artık ağlayan bir başbakan, bir dış işleri bakanı olay oluyor, manşetleri dolduruyor! Çünkü erkekler ağlamaz, insanlar ağlar.

[…]

Tezhip Sanatı sitesinden genel bir açıklama: “… Tezyinat kelimesi bir çok dekoratif sanat ve zanaatları içinde barındıran bir terimdir.Tezyin ,Arapça ziynet kelimesinde türemiş olup,süs manasına gelir.Tezyin etmek,süslemek,tezyinat ise bunun çoğulu ,yani süslemeler demektir. Bu sebeple tezyini sanatlara günümüzde ,süsleme veya mana bakımından daha yakışan bir isimle bezeme sanatları da denir.Avrupa dillerindeki ismi,dekoratif sanatlardır. Kitap kabı,tezhip ,hüsn-i hat , ebru , katıa gibi kitap sanatları ,taş ve ahşap üstü bezemeler,metal işleri,kalem işi, revzen , tekstil , dokuma ve işlemeler ,tezyini sanatların şemsiyesi altında toplanmıştır. Görüldüğü gibi tezyinatın geniş uygulama alanı vardır.Bunlardan hüsn-i hat,ebru, kilim dokuma ve bazı işlemeler dışında hepsinin ortak özelliği ,motif ve desen bilgisinin aynı olmasıdır.Sadece kullanılan malzeme ve uygulanan teknikler farklıdır. Tezyini sanatlardaki bu farklılık ,motiflerin ve dolayısıyla desenlerin ,büyüklüğünü,çizgi yoğunluğunu ve renklerini etkilerse de ,esası değişmez. Örnek olarak bir hatayi motifi,çini pano deseni içinde büyük boy,ayrıntılı ve devrinin renkleriyle seyredilir.Aynı motif taş veya ahşap gibi sert zemin üzerine oyulacak ise gene büyük boyda , fakat çiniye göre daha az ayrıntılı çizilir.Çünkü sert zemini işlerken çizgi yoğunluğunun az olması ,işçiliği kolaylaştırır ve desenin rahat seyredilmesini sağlar.Bu oymaların renklendirilmesinde genellikle malzemenin kendi rengi tercih edilmiş veya sadece altın varak kullanılmıştır.Halbuki tezhip için hazırlanan bir desende hatayi ,çok küçük boyutta ,en sade şekli ve klasik renkleri ile yerini alır.” 

Stradivarius farkını duyabiliyor musunuz? »

PKK savaşı kazandı ama Barış’ı kaybetti »

 Belki biz Türklere ağır gelecek ama… PKK çoktan başarılı oldu. Askerî açıdan yapması gerekeni fazlasıyla gerçekleştirdi. Siyasî taleplerini insan öldürerek gerçekleştiren bu “marxist-leninist işçi partisi” başarılı bir terör örgütü. Kurulduğu günden beri terörize etti bizi, korkuttu. Dava sahibi olduğu bölgeyi destabilize etti, devletin meşruiyetini sarstı. Düzenli bir ordu olarak, tankla topla savaşması gerekmiyordu zaten. Baştan beri asimetrik savaştı bu: Pusu kurdu, kamyon yaktı, işçileri, öğretmenleri öldürdü, siyasetçileri kaçırdı…

 Neticesini de aldı: PKKya çözüm(!) olarak devlet kendi terörünü üretti, besledi, büyüttü. Hem 12 Eylül darbesinden sonra hem de 1990’lı yıllarda… Devlet eliyle uzun yıllar Kürtlere olmadık eziyetler yapıldı. T.C. devletinin silahlı kuvvetleri balyozla sinek avladı, 20 teröristin saklandığı tepeyi ablukaya almak için binlerce asker, tank, top, uçak kullandılar. En beteri ise OHAL (Olağan üstü hal) ile hukuk askıya alındı. Böylece T.C.’nin askeri ve polisi hukuk dışında hareket eden, silahlı çete durumuna düştü. PKK’nın en büyük zaferiydi bu: T.C.’nin otoritesini yine T.C.’nin enerjisini kullanarak yıkmak. Ama hiç bir netice alamadı. Neden? 

Bir an Türkiye’yi kenara koyun, bağımsızlık savaşlarına ve/veya etnik terör yaşanan başka ülkelere bakın. PKK’dan çok daha “başarısız” olmuş yani çok daha az insan öldürmüş örgütlere: ETA (Bask), IRA (Kuzey İrlanda). Bu örgütlerin 10 yılda öldürdüğü kadar insanı PKK bazen bir ayda öldürüyor. Fransa’nın Korsika adasında faaliyet gösteren FLNC’nin öldürdüğü insan sayısını araştırın. Hayret edeceksiniz. Bu kadar az insan öldürmelerine rağmen (/sayesinde) bu terör örgütlerinin elde ettikleri siyasî haklara bakın. Daha çok hayret edeceksiniz.

 “Bizim” PKK ise bir türlü siyasî hedeflerine ulaşamıyor. Ne özerklik, ne statü, ne uluslararası bir saygınlık. Çünkü savaşı kazanmasına rağmen Barış’ı kaybetti PKK. Bir başka deyişle müstakbel bir barışın getireceği sorunları çözme kapasitesi yok. Kürtler bile güvenmiyor PKK’ya. Nedir mesele? Read the rest

Derin Düşünce Grubunu Twitter’da takip edin »

 

 
Derin Düşünce grubu Twitter’da: https://twitter.com/DDGrubu

Destek ve önerilerinizi bekliyoruz.

Eric / Terry Pratchett »

“… Tanrılar ve iblisler, zaman dışında yaratıklar olduğundan, bir deredeki kabarcıklar gibi onun içinde yolculuk etmezler. Onlar için her şey aynı anda olur. Bu, olacak olan her şeyi bilmeleri gerektiği anlamına gelmelidir, çünkü, bir anlamda, olacak olan her şey olmuştur bile. Bilmemelerinin sebebi, gerçekliğin büyük bir yer olması, içinde pek çok ilgi çekici şey bulunması ve onların hepsini takip etmenin durdurma düğmesi ya da sayacı olmayan çok büyük bir video kayıt cihazını kulanmaya çalışmaktan farksız olmasıdır. Genellikle bekleyip görmek daha kolaydır …”

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

Zaman Nedir?

“Zaman nedir? Kimse sormazsa ne olduğunu biliyorum. Ama birisine açıklamaya kalkarsam artık bilmiyorum… Eminim ki geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise sonsuzluk olmaz mı? İyi ama şimdiki zaman var olabilmek için geçmişe karışması gerekiyorsa mevcudiyetini yok oluşuna muhtaç olan bir Şimdi‘nin VARlığından nasıl bahsedilebilir? Demek ki zaman yokluğa meylettiği ölçüde var olan şeydir.”(Aziz Augustinus, 354-430)

Zaman nedir? İnsan düşüncesinin en çok zorlandığı sorulardan biri bu. Zira Zaman’ın olmadığı bir yer, an, olay düşünmek imkânsız. “Hiç bir şey olmuyor şu an” derken bile zamansal bir cetvele ihtiyaç var. Saniyeler tık tık ilerleyecek ki “yaprak bile kıpırdamıyor” cümlesinin bir anlamı olsun.

Zaman’ı anlamadan Yaşam, Hareket, Özgürlük kavramlar üzerine düşünmek de imkânsız.

Derin Göz isimli kitabımızda özellikle ünlü ressam Edward Hopper’dan bahsederken modern yaşamın özellikle de Sanat’ın biz insanlara Zaman’ı düşünmek için yeni kapılar açtığından bahsetmiştik. Derin İnsan adlı kitabımızın Korku Matkabı bölümünde de Korku-Zaman ilişkisinden ve Sinema Sanat’ından istifade ederek Zaman’ın NE’liğini bir parçacık sorgulamıştık. Kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediği sınırlarda yine Sanat’tan istifade ettik : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu.

Ama felsefeyi dışlamadık. Zaman hakkında çok isabetli tahliller yapmış olan Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl’den çok önce belki ilk defa Aristoteles (MÖ 300′ler) ile başlamış sorgulamalar var. 1800ler ve 1900lerdeki fikirler haliyle teknolojik ilerlemelerden ve yeni kurulan endüstriyel toplumdan istifade eden ama aynı zamanda bunların altında ezilen bir kuşağın ürettikleri.

Bilim ve teknoloji ile zaman arasındaki ilişkiye gelince elbette Newton’dan Einstein’a ve Kuantum mekaniğine kadar uzayan, epistemolojiden fizik teorilerine kadar dallanıp budaklanan sorgulamalar söz konusu.

Peki bilimsel, objektif, tik-tak zamandan başka, daha insanî, sübjektif ya da bütün bunların üstünde, dışında MUTLAK bir Zaman kavramından bahsedilebilir mi? Zaman sadece bir çerçeve, aklı sınırlayan bir tür “yokluk” mudur? Yoksa Derin İnsan ve Zaman’ın eklemlendiği bir Derin Zaman boyutu var mıdır?

Tam da bu noktada Delâilü’l-İ’câz, Mesnevî, Makasıt-ül Felasife , Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açıyor. Zaman konusunu bütün derinliğiyle anlayabilir miyiz? Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

İsrail’den kurtulmak mümkün mü? »

Yahudi oldukları için mi zalimler?

Bu kitapta başlıca 4 konu bulacaksınız:

  • Yükselen Yahudi nefretinin Müslümanlar için bir afyon olması
  • Yahudi şeriatının İsrail zulmündeki rolü
  • Filistin’de zulüm gören insanların hayatı
  • Filistin sorunu ile ilgili güncel diplomatik hesaplar

Neden?

İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. “Yoktan var edilmiş bir millet” dört tarafı “düşmanla çevrili” kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor!

Yahudilik devletin elinde siyasî bir araç mı yoksa Yahudiler hâlâ Hz. Musa’nın yolundan mı gidiyorlar? Bu zulümün sorumlusu Tevrat ya da diğer Kutsal(?) kitaplar mı? Yoksa tersine, İsrailliler dinden uzaklaştıkları için mi bu kadar zalim oldular?

İsrailliler soydaşlarını yok eden Nazi zulmünü adeta kopyasını ürettiler kendi ülkelerinde. Filistinlileri toplama kamplarına hapsedip duvarla çevirdiler. Ama tam da bu yüzden kendi ülkeleri dünyanın en büyük açık hava hapishanesi oldu. Milyonlarca Filistinli esir ve milyonlarca Yahudi gardiyan-cellat rolünde. Ülkenin gençlerine vaad edebileceği tek meslek bu, gardiyan-cellat. Ya da İsrail’i terk edip ABD veya bir Avrupa ülkesine kapağı atmak. Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan İsrailli zannederim Filistinliden bile daha zavallı bir durumda bu yüzden. Buradan indirebilirsiniz.