Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Okyanustaki piyanist, 1900 efsanesi / Düello sahnesi »


 

… Sinema üzerine e-kitap okumak için…

 

İnsan’sız Sinema Olur mu?

Elinizdeki bu kitabı Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır.

Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… Buradan indirebilirsiniz.

Psikolojik Savaş (Gri Propaganda) / Nevzat Tarhan »

“Toplumun görünmeyen mekanizmasını işleten kişiler, görünmeyen hükümeti oluşturuyorlar. Adını hiç duymadığımız kişiler tarafından zihinlerimize şekil verildi, zevklerimiz biçimlendirildi.”  (Walter Berneis)

Savaş, zihinlerde meşguliyetini tüm soğukluğuyla devam ettirirken, yeni olana sempatiyle yaklaşan tavrını, kendi çerçevesine eklemledi. Sebep, artık sıcak savaşların soğuk savaş yöntemlerine dönüşmesi ve keşfedilmişte, zamanın+sermayenin daha az olması böylece zihin yeni kodlar üretti; savaşa katkı sunmak adına. Birçok insanın, ateş açmaya meyilli soğuk aleti artık -bilgiye- sıçramıştı. Aynı paralellikte, psikolojik sınırımızı belirlemeye/ihlal etmeye çalışan -dış etkilerin içselliğe uzantısı- belirdi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın¹ “Psikolojik Savaş” adındaki kitabı², bu bağlamda bizlere sesleniyor. Sistematize edilmiş içeriği ve zengin kaynak kullanımıyla sanki aranan tüm tablolar karşımızda.

Kitap 9 ayrı bölüm ve bölüme ait, alt başlıklar ile yoğun bir içerik barındırıyor. Birçok bölüm, içeriğe uygun sözlerle süslenirken, bazı tarihi olaylar ve tarihe yansıyan isimler de analiz edilmiş. Karşılaştırma, örneklendirme yöntemi ve betimlemenin yer bulduğu satırların haricinde, genel olarak bir tanımlama-açıklama havası söz konusu.

Kitabın birde sevimli yanı var. Ortaokul ve lise yıllarında, test çözmekten kaçan Read the rest

Kürt Meselesinin aktörleri-1 PKK ne kadar başarılı? »


Kürt meselesinin halli konusunda son zamanlarda yeniden ivme kazanan açılım, gördüğüm ve de anladığım kadarıyla bu kez kamuoyunda beklenen ilgiyi görmekten çok uzak. İlkinin yaşattığı hayal kırıklığı bunda elbette büyük etkendir ama magazinin bile gerisine düşmesi, benim de içinde bulunduğum bir kitlenin aynı zamanda ülke gündemini sağlıklı takip edemediğimiz anlamına da gelmekte. Lâkin yine de benim tespitim büyük oranda ilkinin yaşattığı hayal kırıklığıyla
ilgili bir durum; Çünkü bütün o toz duman dağıldığında insanlar ellerine hiçbir şey geçmediğini görünce hüsrana uğradılar ki bunu da anlayışla kabul etmek gerekir. Beklenti o kadar büyüktü, aktörler o kadar umut dolu mesaj vermişlerdi ki bir peri masalındaki Sindrella’ydık hepimiz ve tek ihtiyacımız ayağımıza uyacak herhangi bir ayakkabıydı.

Oysa ki usulde bir kaide vardır ve de her daim geçer akçedir; bir şeyin tamamına sahip olunamıyorsa bir kısmına Read the rest

Aramıza yeni katılan genç bir yeteneğin sözleri… »

genc_yazar 

“Katiller sanılanın aksine çok duyarlı ve hissiyatları olan adamlardır”  demiş Dostoyevski. Hiç kimse sınanmadığı günahın masumu değilse, nasıl tüm mahkumların haklarında fütursuzca bir yargıya varırız; nedenini, niçinini sormadan…  Sorsaydık mazlum olanlara, cevap verebilselerdi bize tüm gerçekleri;  mahkumların gözlerinden okunmaya gerek kalmasaydı işlenen suçların sebepleri. Ve sonra insan tanısaydı fücurunu ve takvasını ve böylece anlasaydı işlediği gizli günahın mahkumluğuna hangi biletleri kestiğini…  Ve sonra batarken sararan tüm güneşlerin kızıllığında insan, insanlığın kendisini esaretten kurtaracak olan infaz kararını verebilseydi…

Bu çirkinlikler içinde bir ay ışığı berraklığındaki tüm yazılar ve sözler, feneri olacak insanlığın karanlıklarına. Gerçeği aydınlatmak için en küçük kıvılcımı meşaleye taşımak isteyenler  görecek  bu umut hareketini sonra. Derken, katılacak bu kervana şahsiyet nüveleri olan fertler birer birer, el ele insanlık ülkesinine varmaya akarak peşi sıra…

 

…Sitemizle ilgili bilgi almak için…

 

Derin Düşünce nedir?

Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir? Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır :)

Bugün cuma (Mesnevi ile İlahi Aşk) »

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=TJxQg6zNoUc?list=PL7751FEBA247A4166&w=490&h=276]

Çin Avrupa’yı Solladı »

Çünkü Kürdü sevmez nefsini sevdiği kadar! »

“… herkes kendi camiasına “yıkılmadım ayaktayım” şarkısını söylüyor. Şarkıyı en ciğerden söyleyenin daha birkaç ay öncesine kadar Şemdinli’nin düşman işgalinden kurtuluş günlerini kutlayan Kandil’deki liderler olması sürpriz değil. En arabeski ise herhalde aylar önce “400 kilometrekare PKK’nın elinde, devlet operasyon bile yapamıyor” diye savaşkan bir kibirle ortalıklarda dolaşan genç siyasi liderin, televizyondan eğer izliyorsa İmralı’ya “Bizi de dikkate alın” diye seslendiği andı. Sadece bir ay önce bırakın müzakerelere yeniden başlamayı sadece Öcalan’la görüşülsün diye binlerce insanı ölüme yatıranlar, ne gariptir ki şimdi de uzun konuşmaların arasında “Ama sadece Öcalan’la görüşülerek olmaz” mesajı vermekte yarışmakta …”

… Bu konuda okumak için…

Röportaj:

 Makale:

PKK savaşı kazandı ama Barış’ı kaybetti

E-Kitap

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)

Süleyman Nazif (1870-1927) Batarya ile Ateş adlı kitabında şöyle diyordu:

“Benim dinim kinimdir… Irkına, vatanına, tarihine ihanet etmiş olan insanların ve milletlerin hiçbirini unutma Türkoğlu! Unutma ve affetme!”

Büyük travmalar, katliamlar ve yok edilme korkusu yaşayan toplumlar geçmişten ders çıkarırken affetmek ile acıları unutmak arasında fark göremiyorlar. (Bkz. PKK’lıları affetmek)

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişleIZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor.

Bu korkunç dönüşümü Yahudilerde ve Avrupalı Ermenilerde görmek mümkün. Balkanlarda, Kafkaslarda Türk ya da Çerkes olma “suçundan” dolayı bizden önceki kuşaklar da bu şekilde eziyet gördüler. Ölenler bir kez ölürken hayatta kalanlar aşağılanma duygusuyla hergün öldü. Peki ya Kürtler?

“…PKK destekçisi Kürtler adeta hızla koşan bir adamın bir cam panele çarpıp yere yığılma duygusunu tekrar tekrar yaşayacaklar. Camın öbür tarafını görecekler ve camın öbür tarafında akan hayatı gözlemleyebilecekler, belki bedenen o hayatın içinde olacaklar ama ruhen hiçbir zaman o camın öbür tarafına geçemeyecekler. Hiçbir zaman kendilerini camın öbür tarafına akan hayatın parçası hissedemeyecekler…”

Böyle diyordu Emre Uslu. Haklıydı. Sadece Kürt olmak istedikçe Kürtlüğünü kaybeden bir kuşak yetişiyor. Tıpkı Türk ulusalcıları gibi geçmişten, gelecekten hatta kendi gölgesinden bile korkan bu insanlar şiddet için şiddet isteyen örgütlerin, partilerin elinde istenen her şekli almaya hazırlar.

Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz.

 

ABD Merkez Bankasının panik politikasıyla yeni bir felakete doğru »

“… Amerikan Merkez Bankası (FED) Başkanı Ben Bernanke, mali uçurumun sürmesi halinde 2013 yılının ABD ekonomisi için çok kötü geçeceğini bildirdi. Bernanke 2013’te devreye girecek vergi artışları ve harcama kesintileri üzerindeki görüşmelerin sonuçsuz kalması halinde ABD ekonomisinin resesyona girebileceği uyarısında bulundu. Analistler, Bernanke’nin uyarılarının mali uçurum sorununa çözüm bulmak için Kongre üyeleri üzerinde baskı oluşturabileceğini dile getiriyor. FED Başkanı Bernanke’nin çabalarına rağmen ekonomik büyüme zayıf görünüyor. Gelecek yıla ilişkin yapılan yüzde 2,5 büyüme tahmini de fazla iyimser bulunuyor. ABD’de yeni yıldan itibaren devreye girecek vergi artışları ve harcama kesintileriyle ilgili mali uçurum kaygısı devam ediyor …” (Euronews)

 

 

Banka Ordudan Tehlikelidir!

Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor:Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar?Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?  Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi?Okuyacağınız kitap demokrasi ile liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın”çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda.“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitaptaliberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Yeraltından Notlar / Dostoyevski »

”… Sözün gelişi, sana maymundan geldiğimizi kanıtlamışlarsa, bu gerçeği yüzünü buruşturmadan kabul edeceksin. Gövdendeki tek bir yağ damlasının senin için yüz binlerce hemcinsininkinden değerli olması gerektiği; erdem, sorumluluk, safsata, boş inanç denen şeylerin hep bu sonuca göre çözümlendiği kanıtlanırsa yine olduğu gibi kabul edeceksin, çünkü matematiğin ‘iki kere iki dört eder’ kesin sonucu vardır bunlarda. Hele bir karşı durmaya kalkın; ‘Aman efendim, nasıl karşı çıkarsınız? Bu, iki kere ikinin dört etmesi kadar açıktır! Doğa size danışmaz, onun sizin isteklerinizle, yasalarının hoşunuza gidip gitmediğiyle işi yoktur. Doğayı olduğu gibi, bütün sonuçlarıyla kabul etmek zorundasınız. Duvar duvardır vb. vb.’ diye bağırırlar. Aman tanrım, herhangi bir sebepten ötürü doğa yasaları ile iki kere ikinin dört ettiği hoşuma gitmiyorsa, bana ne bu yasalardan, bana ne aritmetikten? Duvarı delmeye gücüm yetmiyorsa, ‘ille deleceğim’ diye yırtınmam elbette; ama önümde yıkmaya gücümün yetmediği bir taş duvar bulunmasına da razı olamam …”

… e-kitap okumak için…

Roman nedir? Nasıl Yazılır?

Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: “Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” Okuyacağınız bu eserle romanlarından da tanıdığınız değerli yazarımız Suzannur Başarslan Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. Buradan indirebilirsiniz.

 

Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar

İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. Buradan indirebilirsiniz.

 

Öyküler (Suzan Nur Başarslan)

“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”

Son romanı Bela’dan da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Söz yıkar şiir imar eder

İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…Buradan indirebilirsiniz.

Beethoven / Sonata al chiaro di luna »

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=5-MT5zeY6CU&w=300&h=225]